MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Bekar Bayanlar... Yaşınız 35'e Yaklaştı ve Hatta Geçti mi? Bu Yazıyı Okumalısınız!

Yumurtalarımı dondurmalı mıyım?

Yaşınız 35'e yaklaştı ve hatta geçti ise ve halen evli değilseniz yumurtalarınızı dondurmanızda fayda olabilir..

Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yumurta dondurma işlemine giderek talep artmaktadır. Kadınların kariyer planlaması yapması ve evlenme yaşını daha ileriye ertelemesi bunun en sık sebebi. Dolayısıyla doğurganlığını ertelemek ve korumak isteyen kadınlar yumurta dondurma işlemine daha sık başvuruyorlar.

Tüp bebek tedavilerinde transfer sonrası artan embriyolar uzun yıllardır zaten Tüp Bebek Merkezlerinde dondurulup saklanabiliyordu. Üreme hücrelerinin dondurulması ise ancak kanser tedavisi görecek olmak gibi oldukça özel koşullara bağlı idi. Yumurta dondurmadaki kısıtlamaların büyük oranda kaldırılması ülkemizdeki tüp bebek uygulamalarında yeni bir dönem açtı.

Yumurta dondurma işlemi için kimler başvurabilir?

Eylül 2014’te Yardımcı Üreme Teknikleri Yönetmeliği’nde yapılan düzenleme ile ülkemizde de bu konu artık yasal hale gelmiştir. Yönetmeliklere göre evli olmayan ve yumurtalık rezervinin azaldığı yapılan testlerle anlaşılan kadınlar uzmanlardan oluşan bir kurulun verdiği kararla yumurta dondurma için tüp bebek merkezlerine başvurabilirler.

İşlem nasıl oluyor?

İşlemin mutlaka deneyimli tüp bebek merkezlerinde yapılması gerekir.

Yardımcı üreme teknikleri konusunda sertifikalı kadın doğum uzmanı, hastanın yumurtasını belli bir takibin ardından yaklaşık 10 gün sonra toplar. Toplanan yumurtalara dölleme ve rahime transfer işlemi yapılmaz. Bunların yerine yumurtalar, kişiye özel olarak hazırlanmış taşıyıcılarda -196 santigrat derecedeki sıvı azot içeren tanklarda dondurularak saklamaya alınır. Dondurma işlemi, tüp bebek merkezinin embriyoloji laboratuvarında sorumlu embriyologlar tarafından yapılır.

Dondurma işleminde Yumurtalarım zarar görür mü?

Yumurtalar vitrifikasyon denilen ve oldukça pratik olmasına karşın tecrübe ve dikkat isteyen dondurma yöntemiyle başarılı şekilde dondurulup saklanmaktadır.

Vitrifikasyon ile dondurulan yumurtalar çözüldüğünde yumurta başına % 90 dan fazla canlılık oranları elde edilmektedir. Çözülme sonrası canlı olarak gözlenen yumurtalara daha sonra eşlerden elde edilen sperm hücreleriyle mikroenjeksiyon işlemi gerçekleştirilir ve elde edilen embriyolar laboratuvarda özel kültür sistemlerinde belirli süre büyütüldükten sonra anne adayına transfer edilir.

Yapılan son bilimsel çalışmalarda vitrifikasyon işlemi ile dondurulan yumurtalardan çözme sonrası elde edilen embriyoların rahime nakliyle taze denemede elde edilen gebelik oranlarına eşdeğer gebelik oranlarının elde edildiği gösterilmiştir.

Dondurma yönteminde -196 derecede embriyo, sperm ve yumurtalar 5 yıl boyunca saklanabilmektedir. Sonrasında bu süre artı izin sağlanarak uzatılabilmektedir.

Gebe kalmamı garantilemek için kaç tane yumurta dondurmalıyım?

Öncelikle bilinmesi gerekir ki bu konuda ne bir garanti verilebilir ne de üzerinde tam olarak anlaşılan bir rakam vardır. Ancak tüp bebek tedavilerinden gayet iyi bildiğimiz üzere elimizde ne kadar çok yumurta varsa elbette gebelik şansı da o kadar fazla olacaktır. Bu rakamın mümkünse 10 ve üzerinde olması önerilmektedir. 35 yaş civarındaki bir bayandan standart bir tedaviyle ortalama olarak 8-10 yumurta alınabileceği düşünülürse kadın yaşı ilerledikçe yeterli sayıda yumurta toplanabilmesi için tedavilerin tekrar edilmesi de gerekebilir. Elbette bayanın yaşı ne kadar genç ise sonuçlar da o kadar iyi olacaktır. Bu işlemin mümkünse 40 yaşından çok daha önce yapılması büyük önem taşımaktadır.

Yumurta dondurma işlemi pahalı mı?

Yumurta dondurmada kullanılan ilaçlar ve laboratuvar teknolojisi klasik tüp bebek tedavisinden pek de farklı olmadığından kabaca fiyatlar da bir tüp bebek tedavisiyle benzerdir denilebilir.

...

Son söz : Her kadının anneliği tadabilmesi dileğiyle...

Prof. Dr. Selman Laçin

Yardımla Üreme Teknolojileri Merkezi Başkanı

Yazının devamı...

Ben Anne Olabilecek miyim? Tüp Bebek Kesin Çözüm Olur mu?

Görünen o ki tüm dünyada ve Türkiye’de Tüp Bebek Merkezi sayısı hızla artıyor. Acaba günümüzde gebe kalmak geçmişe göre zorlaştı mı? Hatta gelecekte toplumu ciddi bir kısırlık tehlikesi mi bekliyor?

1990’lı yıllardan bugüne üreme sorunlarının iki katına yakın bir oranda arttığı bildiriliyor. Şu anda biliyoruz ki üreme çağındaki 6-7 çiftten birisi çocuk sahibi olmada sorun yaşıyor. Avrupa Bilim Kurumu (European Science Foundation) tarafından yapılan bir açıklamada son 50 yılda erkek sperm sayı ve hareketlerinin belirgin olarak azaldığı ortaya konuldu. Dünya Sağlık Örgütü de yakın bir geçmişte normal erkek sperm sayı ve hareket değerlerini aşağıya çekmişti.

Bu olumsuzluklara karşın sperm ve yumurtayı deney tüpünde birleştirerek yaşamı laboratuvarda başlatabilen ve milyonlarca insanın derdine çare olan Tüp Bebek gibi mucizevi bir tedavinin varlığına elbette şükrediyoruz.

Günümüzde normal yollarla bebek sahibi olamayan çiftlerin en çok tercih ettikleri yöntemlerin başında TÜP BEBEK tedavisi geliyor. Bu yöntemi denemek isteyen çiftlerin en çok merak ettikleri konu ise doğal olarak bu tedavi yönteminin sonucu. Acaba tüm bu uğraşların sonunda ne olacak? Bebeğimizi kucağımıza alabilecek miyiz?

Diğer bir deyişle tüp bebekte başarı oranı nedir? Başarıyı etkileyen faktörler nelerdir?

İlk söylenmesi gereken; size ait başarıyı temelde sizin özellikleriniz belirler. Bir çiftin Tüp Bebekteki başarı şansı o çifte ait kısırlık sebebi, yaş ve yaşam tarzı gibi bir dizi faktöre bağlıdır. Genel olarak, 35 yaşın altında tedavi başına gebelik oranı yüzde 50 civarında denilebilir. Bu şans 40 yaş üzerinde belirgin olarak azalır ve 45 yaşında bir bayan için ise istisnai durumlar dışında % 5'in altındadır.

Merkezlere sorulduğunda ise başarı oranlarını standart bir deneme başına % 40 ile 65 arasında belirtirler. Bu aslında eve bebek götürme oranı değil genellikle gebelik oranıdır. Verilen rakamların % 10-15 kadarı da düşük riski nedeniyle azalabileceğini unutmamak gerekir. Çünkü her gebe kadın için olduğu gibi Tüp Bebek tedavisiyle gebe kalan kadınların da belli bir oranda düşük yapma riskleri vardır.

Tüp bebek tedavilerinde başarıyı etkileyen elbette çok fazla faktör vardır. Bu faktörler temelde çiftin kendisine ve merkeze bağlı olarak iki grupta değerlendirilebilir.


Çifte bağlı faktörler:

Faktörler arasında en belirleyici olanları şunlardır:

Bir kadının doğurganlığı 35 yaşından itibaren önemli ölçüde düşmeye başlar. Yaşla birlikte azalan yumurta sayıları tüp bebek tedavisindeki başarıyı düşüren önemli bir faktördür. Yine, yumurta kalitesi ve döllenme oranları da 35 yaşından itibaren azalır. Bu konuda bireyler hakkında yorum yapmaya yardımcı birçok test vardır. Örneğin AMH testi özellikle elde edilecek yumurta sayısıyla ilgili bilgi verebilmektedir.

Her kadın 20 ve 30 yaşları arasında en doğurgan dönemini yaşar. Ancak doğa bazı kişilere daha cömert davranmış ve zengin bir yumurtalık kapasitesi vermiş, kimilerine ise daha adaletsiz davranmış ve hatta erken yaşlarda menopoz adayı yapmış da olabilir. Aynı durum erkekler için de söz konusudur. Bazı erkeklerin yüz milyonlarca spermi varken bazılarında neden çok az sperm sayısının olduğunun hatta hiç olmadığının açıklaması her zaman yapılamaz. Temelde genetik özelliklere dayanan bu adaletsizlik için günümüzde ne yazık ki yapılabilecek özel bir tedavi yoktur. Unutmamalısınız ki, günümüzde uygulanan tüp bebek tedavisi yeni yumurta ve sperm üretemez, ancak var olanları kullanır.

Anketlere ve araştırmalara göre kadınlar “nasıl olsa tüp bebek tedavisi var” diye değil ama “doğru adamı” bulmadıklarını düşündükleri için evliliği ve anne olmayı ertelemektedirler. Ancak bilimsel veriler ışığında kadınlara bu konuda tavsiyemiz mümkünse anne olmayı 40 lı yaşlara ertelememeleridir. 40 yaşından sonra her yıl işler çok daha zorlaşmaktadır.

Çiftlerin merkeze başvurmalarında gecikmelere ve bu konuda çekingen davrandıklarına da sıkça tanık olmaktayız. Bazen erkek kaynaklı olan bu çekingenlik bazen de kadınların jinekolog korkusundan kaynaklanabilir. Ama kendinizi rahat hissedeceğiniz ve size gerçekten yardımcı olabilecek bir hekime veya merkeze biraz detaylı bir araştırmayla mutlaka ulaşabilirsiniz. Yeter ki isteyin…

Özetle söylemek gerekirse; 1 yıla yakın bir süre korunmasız ilişkiye rağmen gebelik oluşmuyorsa mutlaka gecikmeden hekime başvurmalısınız. Eğer yaşınız 35 veya daha yukarı ise doğal gebelik için beklemeniz gereken süre en fazla 6 aydır. Sonrasında eşinizi yanınıza alın ve bu konuda uzman bir hekimi / merkezi ziyaret edin. Çünkü İlk değerlendirme öncelikle erkek üzerinden başlayacaktır. Çünkü sorunların en az yarısı erkeğe ait görünmektedir.

Erkek faktörü;

Kadın yaşından sonra, erkek sperm problemleri gebelik oluşumunu etkileyen en önemli faktördür. Problemler sperm içindeki DNA hasarına, bozulmuş sperm şekillerine azalmış miktara ve harekete bağlıdır. Bu sorunlar 50 yaşın üzerindeki erkeklerde daha sık görülür. Kadınlar annelerinden belli bir yumurta sayısı ile doğar ve bunu belli bir hızda tüketirler. Erkekler ise sürekli yeni sperm üretir. Ancak, erkek yaşı ilerledikçe sperm kalitesi bozulma olduğu, genlerinin bozulduğu da bilinmektedir. Dolayısıyla erkeklere de tavsiyemiz kadınlar kadar olmasa da baba olmayı çok geç yaşlara ertelememeleridir. Sonuçta yumurtayı dölleyecek sperm olduğuna göre spermle ilgili sorunun ne olduğuna bağlı olarak sonuçlar çok değişmektedir.


Merkeze bağlı faktörler

Tüp bebek merkezinin uyguladığı tekniğin ve seçtiği protokolün doğruluğu, deneyimli personelin ve konusunda uzman doktorların varlığı elbette çok önemlidir. Ama belki de en önemli faktör bebeklerin oluşturulduğu laboratuvar koşullarının kalitesi ve bu ideal koşulların sürekli denetimidir.

IVF uygulamalarının kalbi olarak nitelendirilebilecek tüp bebek laboratuvarı gerek çalışanlar, gerek kullanılan malzeme ve teknikler açısından sistemin başarısında en önemli faktörlerden birisini oluşturmaktadır. Önemsiz gibi düşünülebilecek küçük ayrıntılar dahi gebelik sonuçlarını belirgin düzeyde etkileyebilmektedir.

Sizin dışarıdan bakarak hangi laboratuvarın daha iyi olduğunu anlamanız elbette mümkün değildir ancak tecrübeli, uzun yıllardır hizmet veren ve çok sayıda hasta ile çalışan laboratuvarların bu konuda daha önde olduklarını düşünebilirsiniz.

Tedavi tüm beklentilere karşın başarısız olursa ne olacak ?

Tüp bebek tedavisi, çok değişik sorunların varlığında dahi gebeliği sağlayan oldukça etkili bir teknolojidir. İstatistiklere göre 3 deneme sonrasında toplamda % 85 civarında gebelik oranına ulaşılabilmektedir. Ancak elbette hiçbir merkez size bu konuda bir söz veya garanti veremez. Günümüzde bütün teknolojik gelişmelere karşın biyolojik olguların tüm detaylarının ve gebeliğin halen nasıl oluştuğunun tam olarak bilinmediğini unutmamalısınız.

Tedaviniz başarısız olduysa hekiminizle birlikte detayları tekrar en baştan gözden geçirip üzerlerinde konuşmalısınız. Belki bu aşamada ilk planda yapılmayan daha ileri testler ve detaylı araştırmalar yapılması gerekebilir.

Eğer aynı merkezde iki ya da üç deneme sonrasında halen sonuç alamadıysanız başka merkezlerle de mutlaka görüşmelisiniz. Bu o merkezin başarısızlığından olmasa da en azından sizin artık bir değişime ihtiyacınız olduğundandır.

Ve son olarak unutmayın, şans her zaman önemli bir rol oynamaktadır. Merkez olarak 10 yıldan fazla bir sürede edindiğimiz tecrübe göstermektedir ki inat eden, direnen ve umudunu yitirmeden denemelerine devam edenlerin çok büyük çoğunluğu sonunda bebeklerine kavuşmaktadır.

Merkezinizi, hekiminizi iyi seçin ve onlara güvenin.

Bol Bebekli günler dileğiyle…

http://www.tupbebek-istanbul.com

Doç. Dr. Selman Laçin

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Medicana International Istanbul Hastanesi

Tüp Bebek ve Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi

Yazının devamı...

Son doğumumda kordonlarımı bağlatmıştım….acaba hata mı yaptım ?

Ailedeki çocuk sayısını tamamladığını düşünen çiftler için artık korunma zamanıdır.. erkeğin ve kadının kullanabileceği pek çok yöntem var elbette korunmak için.. Kadının uygulayabileceği yöntemler arasında istatistiklere göre en fazla tercih edilen yöntemler doğum kontrol hapları ve halk arasında Spiral adıyla anılan rahim içi araçlar. Ancak her gün düzenli ilaç kullanma zorunluluğu, kimi kadınlarda görülen adet süre ve miktarında fazlalaşma gibi sorunlar nedeniyle her kadın için uygun olmayabiliyor bu yöntemler. Kesin etkili ve kullanım sürecinde problem yaratmayan yöntemler arasında ise kadının kordonlarının bağlanması seçeneği öne çıkıyor. Yani Sperm ile yumurtanın buluştuğu kanalların (Fallop tüplerinin) bağlanması.. Ancak küçük çaplı da olsa bir cerrahi girişim gerektirdiği için daha az tercih edilen bu yöntem aslında birçok açıdan üstünlüğü olan bir seçenek. Öncelikle hap kullanırken ya da spiralle gebe kalan kadınların olduğu düşünülürse bu yöntemin başarısızlığı söz konusu değil, yani kesin etkili. Herhangi bir yan etkisi de söz konusu değil. Tüpleri bağlatma kadının cinsel istek ya da performansında herhangi bir azalmaya sebep olmadığı gibi kadında kilo alma veya kıllanmada artmaya da kesinlikle yol açmıyor. Konuyla ilgili diğer bir şehir efsanesi de “Kordonlarını bağlatanların yumurtalıkları zarar görüyormuş, erkenden menopoza giriyorlarmış..” söylencesi. Elbette ameliyatta yapılması gerekenden fazlası yapılır ve yumurtalıklara giden kan akımını bozacak bir işlem yapılırsa teorik olarak böyle bir söylemden bahsedilebilir ama standart olarak yapılan “kordonların bağlanması” işleminin böyle bir sonuca yol açması hiç de olası değil. Tüp bağlatma işleminde, farklı yöntemlerle rahimden çıkan Fallop tüpleri kesilerek yumurtanın sperm ile karşılaşması ve döllenmesi engelleniyor hepsi o kadar.. İşlem değişik zamanlarda; sıklıkla sezaryen ameliyatı sırasında, normal doğumdan sonra, veya ayrıca laparoskopik olarak da yapılabilir.

Kordonları bağlanmasıyla ilgili akıllardaki en büyük çekince ise “ya tekrar çocuk istersem o zaman ne olacak” sorusu.

Türkiye'de yüksek olan sezaryen oranları nedeniyle birçok kadının ikinci veya üçüncü sezaryen esnasında kanallarının bağlandığını ancak sonradan değişen koşullar nedeniyle tekrar çocuk istediğini sıkça görmekteyiz.

Elbette bu da kimi zaman karşılaşılabilen bir durum ve o durumda da iki seçenek önümüze çıkıyor. Birincisi; bir ameliyatla bu kanalların yeniden açılmasıdır. Bu konuda eğitim almış bir cerrah tarafından yapıldığında başarı oranı oldukça yüksek bir yöntem olduğu söylenebilir ama günümüzde gittikçe daha az tercih edilir bir çözüm olduğu görülüyor. Sonuçta yeni bir ameliyat gerektiriyor. Diğeri ise tersine gün geçtikçe yaygınlaşan bir yöntem, Tüp Bebek yöntemi.

Aslında tüp bebek tedavi sebepleri içerisinde en yüksek başarıyı sağladığımız durumlardan biri.. zaten üretken olan bir çift için sperm ve yumurtanın döllenmesini sağladığınızda yani spermi yumurtayı laboratuvarda yan yana koyduğunuzda kolayca birleşmeleri ve oluşan bebeğin de Rahim içerisine transferi ile yüksek oranda gebelik elde edilmesi mümkün.

Özetle söylemek gerekirse cerrahi korunma yöntemlerinden olan kadının kordonlarının bağlanması işlemi ailesini tamamlamış ve yan etkileri olmayan kalıcı bir yöntem düşünen kadınlar için ilk planda tercih edilecek uygun bir yöntem.

Doç. Dr. Selman Laçin

www.selmanlacin.com

Yazının devamı...

Tüp Bebek tedavisinin ABC 'si

Günümüzde giderek daha fazla sayıda çift, bebek sahibi olmak için tüp bebek yöntemine başvurmaktadır. Her geçen gün yeni tekniklerin ve tedavi yöntemlerinin gelişmesine rağmen tüp bebek tedavilerindeki başarı istenilen düzeylere ne yazık ki henüz gelememiştir.

Peki başarılı bir tedavi için geçerli kurallar nedir?

Tüp bebek tedavilerinde başarıyı doğrudan etkilediği bilinen bazı temel faktörler vardır. Örneğin kadının yaşı veya bireysel yumurtalık rezervi gibi..Yaşınızı ve yapınızı değiştiremezsiniz belki ama sizin de bu konuda yapabilecekleriniz elbette var.

Tedaviden birkaç ay önce hazırlıklara başlamanız başarınıza mutlaka katkı sağlayacaktır. Bilmelisiniz ki sağlıklı yaşam kuralları bu süreçte önem taşımaktadır. Örneğin sigara içiyorsanız mutlaka bırakmalısınız. Sigara hem yumurta hem de sperm kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Fazla kilo yani obesite sorunu yaşıyorsanız makul bir kiloya inmeniz de şansınızı mutlaka arttıracaktır. Kullanılacak ilacın dozu da fazla kilolarla orantılı olarak artacak ve bu da en azından tedavi masrafınızın daha fazla olmasına yol açacaktır. Ayrıca aşırı fazla kiloyla başlanacak bir gebeliğin yine daha fazla sorunlu geçeceği de bilinmektedir.Beslenmeniz mutlaka doğal besinlerle ve düzenli bir şekilde olmalıdır. Bol sebze ve meyve tüketimine dikkat edin. Yine aynı şekilde bol su içmelisiniz. Tuz ve diğer katkı maddelerini az tüketmeli, kafeinli, asitli içeceklerden kaçınmalısınız. Alkol tüketimi de tıpkı sigara kullanımı gibi doğurganlığı olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca alkol kullanan anne adaylarının çocuklarında doğumsal anormallikler ve düşük yapma riskinin daha fazla olduğu da gösterilmiştir. Günde en az 8 saat uyumalı ve geç yatmamalısınız. Yorgunluk ve aşırı egzersiz, tedavinizi olumsuz etkileyebilir. Yaşam tarzının hareketsiz olması ve sağlık beslenme düzeni olmaması tedavinize olumsuz etki eden faktörlerdir. Mümkünse düzenli spor en azından yürüyüş yaparak vücudunuzun direncini korumalısınız.Stresle baş etmek için de gerekli adımları mutlaka atmalısınız. Bunun için gevşeme tekniklerini kullanabilirsiniz. Gerekli ise profesyonel bir yardım da alabilirsiniz. Bunun için tedavinizi yürütecek merkezinizden yol göstermelerini isteyebilirsiniz. Günümüzde çoğu merkezde psikolog da çalışmaktadır.

Basit gibi görünen yukarıdaki küçük adımlar sizin başarıya ulaşmanızı kolaylaştıracaktır. Sonuçta tüm bunlara ek olarak siz de tedavinin baş aktörü olduğunuzdan bu işe istek ve yüksek motivasyonla başlamalısınız. Başaracağınıza inanın. Olumlu konsantrasyon ve inanmak, zaten başarının ilk basamaklarıdır.

Merkezin ve Tüp bebek laboratuvarının başarıya etkisi:

IVF uygulamalarının kalbi olarak nitelendirilebilecek olan tüp bebek laboratuvarı gerek çalışanlar, gerek kullanılan malzeme ve teknikler açısından sistemin başarısında en önemli faktörlerden birisini oluşturmaktadır. Laboratuarda çalışanların konu ile ilgili bilgi, beceri ve deneyimleri son derece önemlidir. Önemsiz gibi düşünülebilecek küçük ayrıntılar dahi gebelik sonuçlarını ileri düzeyde etkileyebilmektedir. Tüm işlemlerin tecrübeli kişilerce yapılması başarıda çok önemli rol oynamaktadır.

Sizin dışarıdan bakarak hangi laboratuvarın daha iyi olduğunu anlamanız elbette mümkün değildir ancak tecrübeli, uzun yıllardır hizmet veren ve çok sayıda hasta ile çalışan laboratuvarların bu konuda daha önde olduklarını düşünebilirsiniz.

Yarısından fazlasının sorunu sperm problemi..

Bilinmektedir ki artık çocuk sahibi olmada zorluk çeken çiftlerin yarısından fazlasında erkek problemleri vardır. Dolayısıyla tedavi öncesinde erkeklerde detaylı bir sperm analizi büyük önem taşır. Sperm sayısında çok belirgin bir azalma, spermlerde hareket azlığı veya şekil bozukluğu varsa doktorunuzu daha ileri testler yani kromozom analizi, Y kromozomu mikrodelesyon testi, sperm FISH testi gibi genetik testler isteyebilir. Bu testlerde problem saptanırsa yeni bir tüp bebek tedavisinde Preimplantasyon ( transfer öncesi ) genetik Tanı tekniklerinden yararlanmak gerekebilir.

Kötü kalitedeki spermlerin kullanılması ile embriyoların ileri gelişimi bozulabilmekte ve gebelik olasılığı azalmaktadır. Tedavi öncesi bu vakalarda spermlerin detaylı incelenmesi ve var olan şiddetli şekil bozukluklarının tanımlanması çok önemlidir. Son yıllarda bu amaçla geliştirilmiş özel mikroskop büyütme sistemleri de kullanılmaktadır. IMSI adı verilen bu yöntemde büyük büyütmeli objektifler ve özel optik sistemler aracılığı ile spermleri 6000 kez büyüterek inceleyebiliyoruz. Böylece sperm baş bölgesindeki genetik yapıyı içeren çekirdeğe ait anormallikleri tanımlayabiliyoruz. Ayrıca yine günümüzde en iyi spermlerin seçilmesi için Sperm çip veya PICSI denilen özel teknikler de uygulanmakta ve böylelikle en sağlıklı spermlerin seçilerek mikroenjeksiyon işleminde bunların kullanılması sağlanmaktadır.

En iyi embryoların seçilerek transferi

İlk dört gün boyunca gelişip hücre sayısı artan embriyo beşinci güne geldiğinde iki bölüme ayrılır. Embryonun içersinde de sıvı birikmeye ve kistik bir görünüm almaya başlar. Bu embriyolara Blastosist denir. Ancak her embriyo bu aşamaya kadar gelemez ve erken bir dönemde durabilir. Bu aşamaya kadar gelebilmiş embriyoların anne rahmine tutunma ihtimalinin daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Elbette bu embryoların da hepsinin gebelik oluşturması söz konusu değildir ve içlerinde genetik olarak anormal olanlar da olabilir. Ancak bu oran erken dönemde gelişimini durduranlara oranla çok daha düşüktür. Sonuç olarak; hastaya 5. Güne kadar gelmiş embriyo transfer etmek gebelik şansını artırmak anlamına gelir.

Ayrıca çoğul gebelik de günümüzde istenmeyen bir durumdur ve kadına ne kadar az sayıda blastosist transfer edilirse çoğul gebelik şansı o kadar azaltılmış olur. Bizim merkezimizde de artık transferlerin büyük çoğunluğu beşinci günde yapılmaktadır. Ancak çok az sayıda embriyo oluşturulabildiyse 5. Güne kadar gitmeyip daha doğal ortam olan ana rahmine daha erken transfer de düşünülebilir. Çünkü tüp bebek teknolojileri ne kadar gelişirse gelişsin, insan vücudu ve biyolojisiyle ilgili bilgimiz ne kadar artarsa artsın, bilmediklerimiz halen çok fazladır ve halen embriyolar için en ideal ortam muhtemelen vücudun kendisidir.

Tüp bebek uygulamasında embriyoya ait hücrelerin girişimsel yöntemlerle elde edilerek genetik hastalıklara veya kromozom sayısına yönelik tanı ve tarama işlemlerinin yapılması sağlıklı gebelik ve bebek elde etmek için çok önemli. Özellikle ileri anne yaşı söz konusu olduğunda genetik testler hayati önem taşımaktadır. Gebelik öncesi yapılan bu taramalar implantasyon öncesi genetik tanı/tarama (PGT) olarak adlandırılmaktadır. PGT yönteminde, kadından toplanan yumurta ve erkekten toplanan spermden mikroenjeksiyon (ICSI) yöntemiyle oluşturulan embriyolardan normal kromozom sayısına sahip olanı anne rahmine yerleştirmeyi amaçlıyoruz. Böylece kromozom sayısına bağlı bozukluklar nedeniyle meydana gelen düşüklerin veya gebeliğin sonlandırılması ihtimalini azaltmayı hedefliyoruz.

Sık sorulan sorulardan bir tanesi de transfer öncesi ve sonrası dönemde cinsel ilişkinin olup olmaması gerektiğidir. Bu konuda yapılan pek çok araştırma sonuçlarına göre aslında cinsel hayata devam etmek, embriyo tutunması önündeki bir sorun teşkil etmez ve gebelik oranlarını düşürmez. Ancak transfer aşamasından sonra anne adayının yumurtalıkları halen oldukça büyük olduğundan cinsel ilişkide rahatsız olabilir. Kimi zaman lekelenme tarzı kanamalar da görülebilir ve bu sebeple çift endişelenebilir. Oluşabilecek başarısızlık durumunda da çift suçluluk duyguları hissedebilir. Bu yüzden biz de çiftlere bu stresli dönemde yani gebelik testine kadar ilişki önermiyoruz.

Aynı şekilde anne adayının, hapşırması, öksürmesi, ıkınması, ya da transferden sonra ayağa kalması, embriyonun tutunması engelleyen durumlar kesinlikle değildir. Anne adayının kendini çok yormaması ancak hareketsiz de kalmaması gerekir. Günlük rutin işler yapılmalı ve çalışma hayatına da devam edilmelidir.

Son söz olarak; bunca yıldır tecrübelerimizden gördüğümüz kadarıyla en önemli konu, başarısız denemelerden dolayı asla umutsuzluğa kapılmadan bu yolda yürümeye devam edilmesidir. İnanıyorum ki ısrarla ve istekle hedefine yürümeye kararlı çiftler sonunda bebeklerini mutlaka kucaklarına alacaklardır.

Yazının devamı...

Önce Aşılama Tedavisi mi ? Tüp Bebek Tedavisi mi ?

Bilindiği gibi yapılan araştırmalarda gösterilebilir hiçbir problemi olmayan yani açıklanamayan kısırlık tanısı alan çiftler için ilk yaklaşım, birkaç kez aşılama ve eğer sonuç alınamazsa tüp bebek tedavilerine geçilmesidir. Ülkemizde de bu tanıyı alan hastalara Tüp bebek Tedavisi Raporu verilmesi için yönetmelik 2 kez aşılamayapılmasını şart koşmaktadır. Ancak günümüzde bu yaklaşımın geçerliliği tüm dünyada sorgulanmaya başlanmıştır.

Yapılan araştırmalar ile çocuk arzusu olan ve görünür bir problemi olmayan çiftlerde doğrudan tüp bebek tedavisi de düşünülebileceği gösterilmiştir. Bu çalışmalara bir örnek de aşağıdaki çalışmadır.

Dünyanın en saygın kısırlık dergilerinden birisi olan Fertility & Sterility dergisinin 2010 yılı Ağustos ayında yayınlanan çok merkezli çalışmaya(1) göre doğrudan Tüp Bebek tedavisi 3 kez aşılama ve ardından tüp bebek tedavisine göre daha ekonomik ve üstün bulunmuştur.

Çalışmanın detayları ise şöyle belirtilmiştir;

ABD’de yaşları 21 ile 39 arasında değişen ve yapılan testlerle açıklanamayan kısırlık tanısı alan 503 kadın rastgele iki gruba ayrılmıştır. Birinci gruba 3 kez klomifen sitrat (klomen, serophene, gonaphene ) hapı kullanılarak aşılama, FSH (enjeksiyon tedavisi)kullanılarak aşılama ve yine sonuç alınamazsa ardından tüp bebek tedavileri uygulanmış diğer gruba ise doğrudan tüp bebek tedavisi uygulanmış ve gruplar başarı ve maliyet açısından karşılaştırılmıştır. Araştırmanın sonunda doğrudan tüp bebek tedavisi diğer tedavilere oranla daha başarılı ve daha ekonomik bulunmuştur.

Ağızdan hap + aşılama tedavisinin başarı oranı deneme başına % 7.6, iğne + aşılama tedavisinin başarı oranı % 9.8, doğrudan tüp bebek tedavisinin başarı oranı ise % 30.7 olarak hesaplanmıştır.

Maliyet analizinde ise gebelik isteyen bir çift için doğrudan tüp bebeği seçmek 2624 Dolarlık bir kazanç anlamına gelmektedir.

Reindollar RH, Regan MM, Neumann PJ, Levine BS, Thornton KL, Alper MM, Goldman MB. A randomized clinical trial to evaluate optimal treatment for unexplained infertility: the fast track and standard treatment (FASTT)trial. Fertil Steril. 2010 Aug;94(3): 888-99.

Sağlıcakla..

Doç. Dr. Selman Laçin

Yazının devamı...

Yumurtalar artık Buzdolabında…

Günümüzde hem üreme hücrelerinin (yumurta ve sperm hücresi) hem de embriyonun dondurulup uzun yıllar saklanabilmesi ve bebek istendiğinde çözülerek kullanılması teknik olarak mümkün.
Tüp bebek tedavilerinde transfer sonrası arta kalan fazla embriyolar uzun yıllardır Tüp Bebek Merkezlerinde dondurulup saklanabiliyordu. Üreme hücrelerinin dondurulması ise ancak çok özel koşullara bağlı idi. Yumurta dondurmadaki kısıtlamaların büyük oranda kaldırılması ülkemizdeki tüp bebek uygulamalarında yeni bir dönem açtı.

Yumurta dondurma işlemi sonrası ilk canlı doğumla sonuçlanan işlemin 1986 yılında Avusturalya’da uygulanmasından sonra günümüze kadar geçen 30 senede yumurta dondurma teknikleri ve başarı oranları hızla artmıştır. Günümüzde artık dondurulmuş yumurtaya uygulanan tüp bebek yöntemleriyle yüksek gebelik oranları elde edilebilmektedir.

Yumurta dondurma işlemi günümüzde değişik sebeplerle yapılmaktadır.

Ailede kalıtsal olarak erken menopoz varsa, diğer bir deyişle genç yaşlarda doğurganlık özelliğini kaybetme riskine sahip olan kadınlara bu yöntem uygulanabilir. Yumurtaların dondurulması sayesinde bu riskten kaçınmak mümkün olacaktır.

Özellikle ilerleyen yaşa ya da yaşı genç olsa bile değişik sebeplere bağlı olarak ortaya çıkabilen azalmış yumurtalık rezervi durumunda yumurtalar dondurabilmektedir. Bu sayede ayrıca yumurta gelişimi yeterli olmayan kadınlar için biriktirme amaçlı yumurta dondurma uygulaması da yapılabilir ve neticesinde tüp bebek uygulamalarında daha fazla sayıda embriyo elde edilebilir.

Ayrıca yapılması planlanan ve yumurtalık rezervini etkileyebilecek kadın hastalıklarıyla ilgili ameliyatlar öncesi de yumurtalıklar uyarıldıktan sonra elde edilen yumurtalar ileride kullanılmak üzere dondurularak saklanabilmektedir. Bu konu özellikle kanser operasyonları öncesinde önem kazanmaktadır.

Kısırlık riskine karşı tedavi öncesi yumurta dondurma!

Kanser Hastalığının gittikçe artış gösterdiği günümüzde uygulanan cerrahi ve ardından kemoterapi, radyoterapi gibi tedavilerle yaşam süresi uzatılmaktadır. Ancak özellikle genç yaştaki hastalar için tedavi sonrası dönemde ortaya çıkan üreme sorunları önemli bir sosyal problem haline gelebilmektedir. Kanser tedavisinde uygulanan kemoterapi ve özellikle de radyoterapi işlemleri, üreme sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle, kanser tedavisinin ardından çocuk sahibi olmayı düşünen kişilere tedaviye başlamadan önce mutlaka bu konuda önlem almaları tavsiye edilmektedir.

2014 yılının sonlarında ülkemizde yasal hale gelen yumurta dondurma işlemi, bu bağlamda kanser hastası olan kadınlar başta olmak üzere sıkça tercih edilmeye başlanmıştır.

..

Kemoterapi sonrası infertilite yani kısırlık sıklığı, alınan kemoterapi ilacına bağlı olarak %15-30 oranında görülebilmektedir. Diğer yandan özellikle alt karın bölgesine radyoterapi verilmesi gereken durumlarda bu tedavi, büyük oranda kısırlık sebebi olabiliyor. Yönetmelikte “Kadının yumurtalıklarından toplanan olgun yumurtaların ileriki yıllarda çocuk sahibi olunabilmesi için özel dondurma yöntemleriyle dondurulup saklanması” olarak açıklanan dondurma işlemi, Eylül 2014’te Yardımcı Üreme Teknikleri Yönetmeliği’nde yapılan düzenleme ile ülkemizde de yasal hale gelmiştir.

İşlemin mutlaka deneyimli tüp bebek merkezlerinde yapılması gerekir...

“Yardımcı üreme teknikleri konusunda sertifikalı kadın doğum uzmanı, hastanın yumurtasını belli bir takibin ardından 10-12 gün sonra toplar. Yumurtaların kadınların hormonal ilaçlar ile uyarılmış yumurtalıklarından vajinal ultrasonografi ve yumurta toplama iğnesi yardımıyla toplanması gerekir. Toplanan yumurtalara dölleme ve rahime transfer işlemi yapılmaz. Bunların yerine yumurtalar, özel kimyasal solüsyonlar ile belirlenmiş süreler boyunca muamele edilir ve hastaya özel olarak hazırlanmış taşıyıcılarda -196 santigrat derecedeki sıvı azotu içeren tanklarda saklamaya alınır. Dondurma işlemi, tüp bebek merkezinin embriyoloji laboratuvarında sorumlu embriyologlar tarafından yapılır.”

Yumurtalar vitrifikasyon denilen ve oldukça pratik olmasına karşın tecrübe ve dikkat isteyen dondurma yöntemiyle başarılı şekilde dondurulup saklanmaktadır. Vitrifikasyon ( camlaştırma ) işlemi çok hızlı dondurma işlemidir ve dondurma sırasında yumurtalara ciddi zararlar verebilen buz kristallerinin oluşmasını engelleme esasına dayanmaktadır.

Vitrifikasyon ile dondurulan yumurtalar çözüldüğünde yumurta başına % 90 dan fazla canlılık oranları elde edilmektedir. Çözülen her bir yumurta başına canlık oranlarındaki % 5-10 kayıp olasılığı yumurta dondurma işleminin en önemli risklerinden biridir. Çözülme sonrası canlı olarak gözlenen yumurtalara daha sonra eşlerden elde edilen sperm hücreleriyle İCSİ ( mikroenjeksiyon ) işlemi gerçekleştirilir ve elde edilen embriyolar laboratuvarda özel kültür sistemlerinde belirli süre büyütüldükten sonra ana rahmine transfer edilir.

Yapılan son bilimsel çalışmalarda vitrifikasyon işlemi ile dondurulan yumurtalardan çözme sonrası elde edilen embriyoların rahime nakliyle taze denemede elde edilen gebelik oranlarına yakın gebelik oranlarının elde edildiği gösterilmiştir.

Üzerinde daha fazla tecrübe sahibi olunan sperm dondurma işleminde ise sperm hücreleri canlılıklarını uzun süre koruyabilmek amacı ile dondurularak saklanabiliyor. Bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalar, dondurulmuş ve çözülmüş hareketli spermler ile yapılan mikroenjeksiyon sonrasında döllenme ve gebelik oranlarının olumsuz etkilenmediğini gösteriyor. Şayet dondurma için iyi kalitede, yeteri kadar sperm elde edilebilmişse dondurulup-çözünmüş spermler kullanılarak da mikroenjeksiyon yapılabilir.

Yardımcı Üreme Teknikleri Yönetmeliği’ne göre; isteyen bekar bayanların yumurtalarının dondurulması için yumurta rezervlerini azaldığının da belgelenmesi gerekiyor. Dondurulmuş üreme hücreleri merkezlerde en fazla beş yıl süreyle saklanıyor. Daha fazla saklanması bakanlığın ve hücre sahiplerinin iznine tabi olup; saklanan numunelerin değerlendirmeleri, sayımları ve tekrar kullanılmasını engelleyecek şekilde imhası ilgili müdürlük bünyesinde kurulacak komisyon tarafından yapılıyor.

Doç. Dr. Selman Laçin

Yazının devamı...

Eksi 196 Derecede Başlayan Yaşam…Dondurulmuş Bebekler

Günümüzde 5 milyondan fazla insanın tüp bebek tedavileri sonrasında dünyaya geldiği biliniyor. Yine biliyoruz ki bu insanların bir kısmı ana rahmine yerleşmeden önce yaşamlarının ilk aylarını (ya da yıllarını..) –196 derecede sıvı nitrojen içinde geçirdiler ve daha sonra ısıtılarak ana rahmine yerleştirildiler.

Bilim kurgu romanlarına da sayısız defalar konu olan “insanın dondurulması” ve “tekrar canlandırılması” aslında yaşamın başlangıcındaki az sayıda hücreye sahip olunan ilk 5-6 günlük dönem için mümkün ve yaygın olarak da uygulanıyor.

Günümüzdeki tüp bebek tedavilerinin ayrılmaz bir parçası olan “kriyobiyoloji” yani yaşayan organizmaları dondurma bilimindeki gelişmeler sayesinde artık transferlerin yaklaşık beşte birinin bu dondurulup çözülen bebeklerle yapıldığı tahmin ediliyor.

Türkiye’de tüp bebek yönetmeliğinde 2010 yılında yapılan değişiklikle çoğul gebeliklerin önlenmesi amacıyla 35 yaşından genç bayanlarda ilk iki tedavide sadece birer tane bebek transferi yapılma zorunluluğu getirilmişti. Bu tarihten itibaren de doğal olarak merkezler daha fazla oranda dondurma teknolojilerini kullanmaya başladılar.

Aslında embriyoların dondurularak saklanması ve daha sonra kullanılması uzun yıllardan beri ülkemizde ve tüm dünyada başarıyla uygulanmaktadır. Dondurmanın en sık uygulama nedeni transfer sonrası fazla embriyoları saklayarak gebelik oluşmadığında veya doğum yapıldıktan sonra tekrar gebelik isteği olduğunda çifte kolayca yeniden gebelik şansı vermektir.

Ancak son yıllara kadar klasik bilgi olarak taze transferlerin daha üstün sonuç verdikleri kabul edilmekteydi. Önceki yıllarda dondurma sonrası embriyo canlılık oranları şimdiye göre daha düşüktü. Ancak günümüzde uygulanan gelişmiş dondurma teknikleri ile embriyoların çözüldükten sonra tekrar canlanma oranları artık yüzde 90’ların üzerindedir.

Tüp bebek tedavisinde başarı, transfer edilen embriyonun ya da embriyoların rahim içine tutunması ve yaşamlarını doğuma kadar devam ettirmeleridir.

Rahim içine transfer edilen embriyonun tutunmasını etkilediği bilinen 3 ana faktör vardır:

Tutunma penceresi ya da dönemi denilen ve rahim içi dokusunun hormonların etkisi ile embriyonun yerleşmesine izin verdiği bir dönem vardır. Bu dönemden önce veya sonra embriyo transferi yapıldığında rahim içi dokusu embriyoyu muhtemelen kabul etmeyecek ve gebelik oluşmayacaktır. Yüksek embriyo kalitesi varsa ve uygun dönemde embriyo transferi yapıldığında tüp bebek tedavisinde gebelik şansı elbette yüksek olacaktır.

Tüp bebek tedavisinde son yıllarda getirilen birçok yenilik ve uygulama gebelik şansını artırmıştır. Embriyo dondurma da günümüzde bu yöntemlerden biri olarak görülmektedir.

Taze tüp bebek transferinde kullanılan yumurta uyarıcı ilaçların etkisi ile yumurtalıklardan üretilen östrojen hormonu fizyolojik dozların üzerine çıkmaktadır. Bu yüksek seviyeler endometrium dediğimiz rahim içi zarını gebelik için olumsuz olarak etkileyebilmektedir. Yine erken yükselen progesteron hormonu etkisi ile embriyo ve rahim zarı arasında transfer sırasında bir uyumsuzluğa da yol açabilmektedir.

Yine bazı araştırma sonuçlarına göre yüksek dozda ilaç kullanılan tüp bebek tedavilerinde rahim iç zarında birçok gen normalden fazla çalışmakta ve sonuç olarak da implantasyon yani embriyo tutunmasını olumsuz olarak etkileyebilmektedir.

Dondurulmuş embriyo transferinde ise rahim içi zarı daha doğala yakın hormon seviyeleri ile hazırlanır, yüksek östrojen ve progesteronun endometrium üzerine olumsuz etkileri olmadığı için de rahim içinin embriyoyu kabul etme şansı artar.

Son yıllarda çeşitli ülkelerde yapılmış dondurulmuş embriyo transferi ile taze embriyo transferlerini karşılaştıran çalışmalar değerlendirildiğinde dondurulmuş embriyo transferlerinde gebelik oranları benzer hatta kimi çalışmalarda ise daha yüksek bulunmuştur.

Ayrıca bazı çalışmalarda dondurulmuş embriyo transferi yapılan hastalarda düşük yapma oranı taze embriyo transferi ile gebe kalan kadınlardan daha az olarak bulunmuştur.

Sonuçta önceki yıllarda çok da fazla tercih edilmeyen dondurulmuş embriyo transferi günümüzde gittikçe daha fazla tercih edilir olmuştur.

Hastanemizdeki Tüp Bebek Merkezimizde yapılan araştırmalarda da taze embriyo transferiyle dondurulmuş transferler arasında gebelik oranları birbirine eşit olarak saptanmıştır. Bilimsel gelişmelere paralel olarak bu oran ileride muhtemelen dondurulmuş embriyoların lehine daha da artacak ve bu teknoloji muhtemelen daha fazla kullanılacaktır.


Doç. Dr. Selman Laçin

www.tupbebek-istanbul.com /

Yazının devamı...

Laboratuvarda Bebekleriniz Emin Ellerde…

Çocuk isteyen ancak yapılan araştırmalar sonucunda tüp bebek tedavisi gerektiği kararına varılan çiftlerin tedavileri farklı tüp bebek merkezlerinde gerçekleşmektedir. Jinekolog, ürolog, embriyolog, hemşire ve farklı danışmanlardan oluşan bir ekibin yakın işbirliği ile bu tedavi gerçekleşir. Bu süreçte çiftin muayenesi, hangi tedavi protokolüne başlanacağı, tedavi sürecinde kadının ilaçlara verdiği yanıtın ultrasonografi ve hormon değerleri ile birlikte takip edilip ilaç dozlarının tekrar ayarlanması, yumurta toplama zamanının belirlenmesi ve yumurtaların alınması hekimin kontrolündedir. Sonrasında ise alınan bu yumurtaların klasik tüp bebek ya da mikroenjeksiyon yapılarak embriyo haline gelmesi, çoğul gebeliklerin önlenmesi açısından 1 ya da 2 embriyo seçilebilecek şekilde blastosist (5. Gün) aşamasına kadar kültürün devam ettirilmesi de embriyoloğun sorumluluğunda laboratuvar ekibinin işidir. Günümüzde kabul edilmektedir ki Tüp bebek tedavisinin başarısında laboratuvar koşulları çok kritik bir rol oynar. Laboratuvardan maksimum verimin elde edilmesi öncelikle iyi planlanmış bir düzenli bir laboratuvar, ileri teknolojik ekipman, deneyimli embriyologlar, titiz bir çalışma ve ciddi bir kalite kontrol sisteminin kurulması ile mümkündür. Başarıyı belirleyen unsurlar her zaman detaylarda gizli olduğundan çalışma ortamı ve cihazların düzenli ve sık aralıklarla kontrol edilmesi ve aksaklıkların anında giderilmesi zorunludur.

Düzenli kontrol ve sterilizasyonun esas olduğu embriyoloji ve androloji laboratuvarlarında tanı ve tedavi amacı ile gerçekleştirilecek tüm işlemler ulusal ve uluslararası belirtilen standartlara uygun olarak denetlenmektedir. İdeal koşulların devamı açısından laboratuvara giriş çıkışlar minimumda tutulmakta ve yalnızca görevli personel uygun giysiler ile laboratuvara girebilmektedir. Laboratuvardaki kullanılan cihazların bakım ve kalibrasyonlarının uygun periyotlarda teknik bilgiye sahip kişilerce yapılması da gereklidir. Günlük temizlik ve kalibrasyon kontrolleri sabah işlemlere başlamadan önce düzenli olarak yapılmalıdır.

Embriyoların muhafaza edildiği inkubatör adı verilen koruyucu cihazların CO2, O2 nem ve su seviyeleri sürekli olarak kontrol edilir ve sapma görülüyorsa hemen müdahale edilir. Artık birçok laboratuvarda embriyolar her an kamera sistemleriyle izlenebilmekte ve ana rahmine tutunma ihtimali en yüksek olan embriyolar titiz bir şekilde seçilmeye çalışılmaktadır. Aynı şekilde yumurta, sperm ve embriyoların işlem gördüğü steril hava akımlı kabinlerin ısıları, buzdolabı ısıları, mikroenjeksiyon yapılan mikroskop yüzeylerinin ısıları günlük kontrol edilip denetlenir.

Laboratuvarın hava kalitesi de aynı şekilde çok önemlidir. Havalandırma sistemi tüp bebek merkezine özel olarak, binadan ayrı tutulmaktadır. Merkezlerdeki HEPA filtrelere ek olarak CODA filtreler ve uçucu organik bileşikler için de özel VOC filtrelerin kullanımı laboratuvarın hava kalitesini yükseltecektir. Embriyoların büyütüldüğü kimyasal ortamların her yeni gelen siparişte pH değerleri ölçülür gerekiyorsa inkübatör ayarları tekrar yapılır. Kullanılan malzemelerin embriyo canlılık testlerinin de mutlaka yapılmış olması gereklidir. Embriyoların dondurulmuş olarak saklandığı tankların sıvı azot seviyeleri haftada 2 kere kontrol edilmeli belli seviyenin altında ise azot eklenmelidir.

Tüm bu parametrelerin düzenli günlük kontrolü perfomansın ve başarının artması için büyük önem taşımaktadır.

Ancak en önemli koşul, insan faktörü yani kalite kontrolünü gerçekleştirecek ve değerlendirecek Tüp Bebek ekibinin eğitim ve tecrübesidir.

Sonuçta birçok ülkeden Türkiye’ye tüp bebek tedavisi için gelen yabancı hastaların sayısının gün geçtikçe artması da ülkemizin bu konudaki başarısının en açık göstergesidir.

Bol bebekli, sağlıklı günler dileğiyle..

Doç. Dr. Selman Laçin

/ www.tupbebek-istanbul.com

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.