MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Uyuyamayanlar: Yatmadan Yapmamanız Gereken 10 Davranış

Kaliteli bir gece uykusu ertesi günkü ruh halimizi, enerji seviyemizi ve genel olarak sağlıklı bir gün geçirmemizi sağlayan en önemli unsurlardan biridir. Kaliteli uyku, gün içerisinde neler yaptığımızla, ne yiyip içtiğimizle, ne kadar hareket ettiğimizle ve özellikle yatmadan önce zihinsel faaliyetlerimizin ne denli yoğun olduğuyla birebir ilişkili bir durumdur. Uykusuzluk çekenlerin günlük yaşamlarında farkında olmadan yaptıkları bazı şeyler uykuya dalma ve sağlıklı uyuma süreçlerini olumsuz etkilemektedir. İşte farkında olmadan yapılan davranışlar ve yapılmaması gerekenler:

1. Akıllı telefonların ve e- kitapların kullanılması ya da TV seyredilmesi, bu cihazların yaydığı mavi ışık nedeniyle uyku ile ilişkili melatonin hormonunu baskılamaktadır. Melatonin baskılanması uykuya dalmayı ve sürdürmeyi güçleştirir. Bu tür cihazların akşam saatlerinde daha az kullanılması, yatmadan en az bir saat önce kullanımın tamamen kesilmesi gerekmektedir.

2. Uykuya dalmakta güçlük çekiyorsanız ve günlük kullanmakta olduğunuz ilaçlar varsa bunları kontrol edin. Bazı ilaçlar kişiyi daha uyanık hale getirererk sizi uykusuz bırakabilir. Bunların içinde antidepresanlar ve bazı tansiyon ilaçları olabilir.

3. Su tüketmek sağlıklı bir vücut için vazgeçilmezdir. Ancak akşam saatlerinde aşırı miktarda su tüketmek gece tuvalet ihtiyacı doğuracağından akşam saatlerinde su tüketiminin azaltılması gerekir.

4. Akşam 8’den sonra zorunlu değilseniz size gelen mesajları kontrol etmeyin. İşle ilgili olabilecek herhangi bir olumsuz mesaj tüm gece sizi meşgul edecektir. İşten çıkmadan önce tüm mesajlarınızı kontrol edin ve bir daha bakmayın.

5. Alkolün rahatlatıcı etkisiyle uykuya dalmayı kolaylaştırdığı düşünülür. Yatmadan önce alınan alkol gece uyku kalitesini bozarak sabah yorgun kalkmanıza yol açacaktır. Alkol alıyorsanız yatmadan en az 4 saat önce kısıtlı miktarda (1 kadeh şarap gibi) kullanmalısınız.

6. Nikotin bilinen uyarıcı maddelerden biridir. Uyuyamıyorsanız işte sigarayı bırakmanızı gerektiren sebeplerden biri daha.

7. Akşam saatlerinde kafeinsiz bile olsa kahve tüketmek, çay içmek sizi uyanık tutmak için yeterli olacaktır. Unutmayın bir fincan kahve vücutta 12 saat kafein barındırır. Kahve seviyorsanız sabah saatlerinde tüketmelisiniz.

8. Çikolata Sevenler, çikolatayı akşam saatlerinde tüketmeyin. Unutmayın çikolata özellikle siyah çikolata yüksek oranda kafein içermektedir.

9. Akşam yemeğinde baharatlı ve acılı gıdalar tüketmeyin. Bu gıdalar gece boyunca midenizi rahatsız ederek sık uyanmalara yol açabilir.

10. Oda ısınızı alışık olduğunuz ısıdan bir derece daha soğuk hale getirin Daha rahat uykuya daldığınızı fark edeceksiniz.

Hepinize Sağlıklı Uykular

http://www.somnus.com.tr/horlama/horlama/

Yazının devamı...

Daha Az Uyusak Olmaz mı?

Gelişmiş toplumlarda hayat o kadar hızlı akıyor ki eve geldiğimizde neredeyse uyku vakti gelmiş oluyor. Evimizde biraz oturup rahatlayacak vakti bulamadığımızda da biraz daha geç yatalım, kendimize vakit ayıralım derken tasarruf yaptığımız şey genellikle uykumuz oluyor. Peki, olmaz mı? az uyusak, az uykuyla idare etsek ve kendimize daha çok vakit ayırsak.

Son yıllarda yapılan çalışmalar az ve kalitesiz uykunun sandığımızdan çok daha ciddi sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Hepimizin bildiği ve yaşadığı üzere, az uyuduğumuz gecelerin sabahında daha keyifsiz ve isteksiz başlarız güne. Gün içerisinde de işe konsantre olmak güçleşir, daha fazla dikkat hataları yapmaya başlarız, araba kullanıyorsak kaza yapma riskimiz artar. Tüm bunlar kısa dönemde uykusuzluğun bize yaşattıkları. Oysa sürekli olarak az uyuyan kişilerde kronik hastalıkların görülme sıklığı inanılmaz ölçüde artmaktadır. Doktora başvurduğumuzda uykumuzla ilgili bir şeyleri söylemek çoğu zaman aklımıza gelmez, diğer taraftan hastalıkların incelenmesi sırasında uykuyla ilgili detayları sormak doktorun da aklına gelmez. Oysa hangi hastalıkların gelişiminde uyku yoksunluğunun olduğuna baktığımızda karşımıza diyabetten, kalp damar hastalıklarına, yüksek tansiyondan bağışıklık sistemi hastalıklarına kadar oldukça geniş spektrumda bir tablo çıkmaktadır.

Sekiz saatlik uykusunu 4 saat ile sınırlayanlarda şeker kullanımının normal uyuyanlara göre çok yavaşladığı gözlenmiştir. Şeker kullanımının yavaşlaması ise kan şekerinin yüksek seviyelere çıkması, uzun vadede de şeker hastalığının artması anlamına gelmektedir. Bir gece uykusuzluk sonrasında bile kişilerin tansiyon değerlerinin normalden daha yüksek seyrettiği gözlenmiştir. Bu da uzun süren bir uyku yoksunluğunda tansiyon değerlerinin yüksek gitmesine uzun vadede de kalp hastalıkları ve felçler açısından riskli bir durum oluşturmasına yol açmaktadır.

Hiç düşündünüz mü neden hasta olduğumuzda uyumak isteriz diye? Uyumak bağışıklık sistemimizin hastayken bize verdiği bir hediyedir aslında. Uyurken enfeksiyonlarla mücadele edebilecek maddelerin salgılanması kolaylaşır ve iyileşmemiz hızlanır.

Beş saat ve altında uyuyanların yaşam sürelerinin 8 saat uyuyanlara göre daha kısa olduğu da saptanan gerçekler arasında. Bu sonuca bakıp o zaman daha çok uyuyalım daha uzun yaşayalım derseniz o da pek mümkün görünmüyor. Uyku ihtiyacı 7-8 saat olanlarda, 9 saat ve üzerinde uyumanın da yaşam süresini kısalttığı bildiriliyor. O zaman ne az ne de çok kararınca uyuyup sağlıklı olmalıyız demek düşüyor bize de.

http://www.somnus.com.tr/horlama/

Yazının devamı...

Obezite ve Uyku Apnesi

Obezite (şişmanlık) vücut ağırlığının normalden fazla olması anlamına gelir. Vücut ağırlığı Beden Kitle İndeksi (BKİ) adı verilen bir indeks ile tanımlanır ve kilogram cinsinden kilonun metrekare cinsinden boy uzunluğunun karesine bölünmesi ile hesaplanır (Örneğin 180cm boyunda 80kg bir kişinin BKİ: 80/1.80×1.80= 24.69). Normal sınırlar, kadınlarda BKİ 19-24kg/m2, erkeklerde 20-25kg/m2 olup 30’un üzerindeki BKİ değerleri obezite, 40’ın üzerindeki değerler ölümcül obezite olarak değerlendirilmektedir. Obezite, hipertansiyon, şeker hastalığı, koroner damar hastalıkları, yüksek kan yağ düzeyleri, kolon, prostat, meme ve kadın üreme organlarına ait kanserlerle ilişkili çok ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Obstrüktif uyku-apne sendromu, horlama, uykuda tekrarlayan nefes durmaları ve buna bağlı olarak gelişen oksijen düşüklüğü ve gündüz uyku hali ile karakterize oldukça sık görülen bir hastalıktır. Damar hastalıkları için tanımlanan tüm risk faktörlerinden bağımsız olarak tek başına kalp-damar hastalıkları için büyük risk artışına yol açtığı bilinmektedir. Obezite, tek başına uyku-apne sendromuna yol açan bir faktör olmamakla birlikte, çene yapısı geride, kısa boynu olan, üst solunum yollarında darlık bulunan kişilerde kiloların artmasıyla birlikte uykuda nefes durmalarının ortaya çıkışını kolaylaştırmaktadır. Obez hastaların %45’inde obstrüktif uyku-apne sendromu görülürken, uyku-apneli hastaların %70’inin obez olduğu gösterilmiştir.. Uyku-apne sendromu ortaya çıkışından sonra uykuda ortaya çıkan metabolik değişiklikler hastaların hızla kilo almasına, kiloların artışı ise uyku-apne sendromunun ağırlaşmasına yol açarak bir süre sonra şişmanlık-uyku apne arasında bir kısır döngünün ortaya çıkmasını sağlmaktadır. Hafif uyku-apne sendromlu bir hastanın kilosunda ortaya çıkan %10’luk bir artışın hastalığın şiddetinde 6 kat kadar artış olduğu bilinmektedir. Obezitenin tedavi edilmesinde :

· Yeme alışkanlıklarının değiştirilmesi

· Egzersiz

· Düşük kalorili diyetler

· Zayıflama ilaçları (Günümüzde bu ilaçların uzun süreli yan etkilerinin bilinmemesi nedeniyle çok dikkatli kullanımı önerilmektedir.)

· Cerrahi yöntemler

gibi tedavi seçenekleri bulunmakla birlikte obstrüktif uyku-apne sendromunun yarattığı yağlanmayı kolaylaştırıcı ve iştahın kontrol edilmesini engelleyen metabolik sorunların tedavi edilmemesi durumunda hastaların kilo vermeleri oldukça zor olmaktadır. Güçlükle kilo verebilen hastalarda ise tekrar kilo alımı söz konusu olmaktadır. Dolayısıyla obezitesi olan ve uykuda horlama, nefes durması gündüz uyuklama şikayetleri bulunan kişilerin uyku-apne sendromu tedavisi ile birlikte kilo vermeleri önerilmektedir. http://www.somnus.com.tr

Yazının devamı...

Gecenin Teröristleri

Anne yan odadan gelen gürültüye panik halinde uyandı. Oğlu daha önceki gecelerde olduğu gibi bağırmaktaydı. Yataktan fırlayarak kalktı, koşarak oğlunun odasına geldi. Oğlu ter içindeydi, gözlerini korkuyla açmış annesine bakıyordu. Annesi daha fazla dolaşmasına engel olmak için seslenmeye başladı, yanına yaklaşıp uyandırmak için uğraştı. Uyandırmaya çalıştıkça oğlu daha çok bağırmaya ve kapıdan çıkmak için yürümeye başladı. Annesi onu omuzlarından tutup uyandırma çabasına devam etti, o sırada annesinin elini öyle bir ısırdı ki halının üzeri bir anda kan gölü oldu. Bağırmaya ve dolaşmaya devam eden çocuk bir dakika sonra yatağına döndü ve uyumaya devam etti. Sabah uyandığında gece olanlardan habersizdi, hiçbirşey olmamış gibi yeni güne başladı.

Gece terörü yaşayanlar arasından uç bir örnekti bu. Gece terörü genellikle çocukluk yaşlarında başlayan bir tablodur. En sık başlangıç yaşı 4 ile 6 yaş arasıdır. Pek çok anne baba çocuğunun uykuda konuşmasından ya da bağırmasından çok tedirgin olmazken çocukları bir anda yataktan bağırarak kalkıp korku dolu gözlerle etrafa bakmaya başlayınca tedirgin olur. Bu tablo uyku bozuklukları içerisinde yer alan, büyük oranda ergenlik sonrası ortadan kalkan, uyanma merkezinin tam olarak olgunluğa erişmemesinden kaynaklanan bir bozukluktur.

Gece terörü, uykunun derin uyku adını verdiğimiz, fiziksel olarak dinlenmemizi sağlayan bir döneminde ortaya çıkar. İnsanların derin uyku döneminde uyandırılmaları diğer uyku dönemlerine göre daha güçtür. Uyandırıldıkları zaman adaptasyon güçlüğü çekerler ve kafaları karışık olur Gece terörü yaşayan kişiler genellikle ne yaptıklarını hatırlamazlar ya da eğer uyanabilirlerse uyandıkları dönemdeki olayları hatırlarlar. Gece terörü sırasında kişilerin kalp atım hızları ve nefes alma hızları artar, yoğun bir terleme, anlamsız korku dolu gözlerle etrafa bakınma gözlenir. Uyandırılmaya çalışıldıklarında oldukça huzursuz ve saldırgan olabilirler. Bu sırada kendilerine ve başkalarına zarar verebilirler. Tipik süreç 5-6 dakika kadar sürmekle birlikte daha kısa ve yarım saate kadar uzayan epizodlar gözlenebilir.

Çoğunlukla aile bireylerinde de benzer tablolar gözlenir. Az uyuma, düzensiz uyku, horlama ve uyku apne sendromu, ateş ve bazı ilaçların özellikle kalp ilaçları ve sakinleştiricilerin kullanımı gece terörü ile ilişkili olabilir ya da mevcut problemin sıklığında artışa yol açabilirler.

Gece terörü yaşayan çocuklarda uyunan ortamda koruyucu tedbirlerin alınması, çocuğun varsa solunumla ilgili problemlerinin tedavi edilmesi, yeterli ve düzenli uyuması sağlanarak beklenmesi önerilir, nadiren ilaç tedavisi gerekli olur. Erişkin yaşa gelmiş gece terörü yaşayan kişilerde ise uyku testi yapılarak tablonun kesinleştirilmesi, varsa diğer uyku bozukluklarının tedavi edilmesi gerekir. Bu hastalarda ilaç tedavisi yapılarak yaşam kalitesinin arttırılması gerekecektir.

Eğer evde bir gece terörü yaşayan bir birey varsa size düşen görev sakin olmak ve tablonun geçmesini beklemektir. Unutmayın tabloya müdahil olmak kimseye yarar getirmeyecektir. http://www.somnus.com.tr

Yazının devamı...

Bacaklarınız Huzursuz mu?

Tatlı bir uyku bastırdı ve yatağınıza yattınız, öyle de güzel uykunuz gelmiş durumda ki yastığa başınızı koyduğunuz gibi uyumayı düşünüyorsunuz. Ama yatağa girmenizle birlikte bacaklarınızda pek de ne olduğunuz anlayamadığınız, ancak bacaklarınızı hareket ettirmezseniz sizi rahat bırakmayacak bir his başlıyor. Hareket ettiriyorsunuz, bacaklarınızı yastıkla destekleyerek rahatlatmaya çalışıyorsunuz ama yok, boşuna olmuyor. Hadi bakalım uyku da kaçtı, yataktan kalkıp dolaşmaya başlıyorsunuz. Dolaşınca bacaklarınızdaki o garip his ortadan kalkıyor, tamam geçti diyerek yatağa giriyorsunuz ki yok yine başlıyor. Bazen gün ağarıncaya kadar devam eden bu ızdırap, güneşin doğmasıyla birlikte sizi biraz rahat bırakıyor ve uykuya dalıyorsunuz. İşte huzursuz bacak hastalarının bir gecesinin özeti

Nedir peki bu huzursuz bacak sendromu diye baktığımızda akşam saatlerinde ortaya çıkan, yatmakla ve uzun süre hareketsiz kalmanın tetiklediği, hareketle geçen ya da büyük oranda azalma gösteren, genellikle bacaklarda olmakla birlikte kollarda da hissedebileceğiniz uykusuzluğa yol açan bir hastalık.Hastalık çocuk yaşlar da dahil olmak üzere her yaş grubunda ortaya çıkabiliyor, yaşlanmayla birlikte de giderek artış gösteriyor. Ailesinde huzursuz bacak sendromu olan kişilerde görülme olasılığı da oldukça yüksek.

Huzursuz bacak sendromunun 2 tipi var. Birincisi ailevi geçişin oldukça yüksek olduğu sebebi bilinmeyen formu. Burada dopamin adı verilen bir maddenin, yapım aşamasında ya da işlevlerinde bir bozukluk olduğu düşünülüyor. Dopaminin verilmesiyle hastaların şikayetlerinin düzelme göstermesi de bunun kanıtlarından biri. İkinci formda romatizma, böbrek yetmezliği, demir eksikliğine bağlı kansızlık, gebelik gibi süreçlerin sonucu olarak ortaya çıkan huzursuz bacak sendromu yer alıyor. Sebebe yönelik tedaviler yapıldığında huzursuz bacağa yönelik şikayetler ortadan kalkıyor. Bu grupta yer alan demir eksikliği özellikle kadınlarda sıkça rastlanan sebeplerden biri. Demir dopamin yapımında kullanılan elementlerden bir olduğundan eksikliğinde de bacaklarda ortaya çıkan bu huzursuzluğu yaşamak mümkün.Gebelikte özellikle gebeliğin son 3 ayında demir depoları iyice azaldığından huzursuz bacak sendromu sık ortaya çıkan ve gebeleri uykusuz bırakan sebeplerden bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor.

Birçok kişi bacaklarda ortaya çıkan bu problemin romatizmal kaynaklı olduğunu düşünerek senelerce doktora taşınmakta, ağrı kesici ilaçlardan ve fizik tedavi yöntemlerinden yararlanmaya çalışarak gecelerini uykusuz geçirmektedir. Geceleri bacaklarınızı hareket ettirmekten uyuyamıyorsanız huzursuz bacak sendromunu da aklınıza getirmeniz yetecektir. Gerekli tedavileri alınca göreceksiniz ki geceler kabus olmaktan uzaklaşacak.http://www.somnus.com.tr

Yazının devamı...

Horlamayın Horlanmayın

Erkekler arasında yaygın olan inanış her erkeğin horlayabileceği yönündedir. Kırk yaş ve üzeri erkeklerde neredeyse her iki kişiden birinin horladığı bilinmektedir. Bu da her iki evden birinde horlama ile ilgili kimi zaman esprili kimi zaman eşlerin odaları ayırmak zorunda kaldıkları durumların yaşandığını düşündürmektedir. Erkekleri bu kadar zan altında bıraktıktan sonra kadınların da özellikle menopoz sonrasında horlayabileceklerini söyleyerek eşitliği sağlayalım. Menopoz öncesi kadınlarda alt çenenin geride olması, tiroid bezinin az çalışması ve bunlara eklenen aşırı kilolar yoksa horlama çok sık karşımıza çıkan bir problem değil.

Son yıllarda horlamanın sıkça gündem konusu olma sebebi ise bu durumun tıkayıcı uyku apnesi adı verilen bir hastalığa sıklıkla eşlik etmesidir. Tıkayıcı uyku apnesi, sıklıkla şiddetli horlamaya uykuda nefes durmalarının ve oksijen düşmelerinin eşlik ettiği, sabah yorgun uyanma ve gün içi uykululuk hali ile şekillenen bir hastalıktır. Gece ortaya çıkan sık uyanmalar ve oksijen düşmelerinin kalp krizi ve beyin damar hastalıkları açısından risk oluşturduğunu, insülin direnci ve iştah kontrolünü sağlayan hormonlara karşı direnç oluşturarak obeziteye yol açtığı, tedaviye dirençli tansiyon yüksekliği yaşayan hastaların yarısının uyku-apneli olduğu bilgileri yaygınlaştığından beri horlama artık evlerdeki sıkıntının ötesine geçmiş durumda.

Horlayan kişileri horladıklarına inandırmak hele de nefes durmalarının ortaya çıkmasından sonra doktora gitmelerini sağlamak çok da kolay olmuyor. Eşler arasında uzunca bir süre mücadele hali sürüyor. Doktora geliş genellikle 2 şekilde gerçekleşebiliyor. Birincisi eşler, çocuklar ve hatta komşulardan gelen yoğun tepkilere dayanamayarak gelen hastalar. Bu grupta yer alanlar genellikle doktora ulaştıklarında bile kendilerinde bir problem olduğunu düşünmeyen kişilerdir ve ikna edilmeleri oldukça fazla gayret gerektirmektedir. İkinci grupta ise artık sabah yorgun uyanmaktan yorulan, gün içindeki uyku halinden dolayı iş görüşmelerini bile düzgün sürdüremeyen kişiler yer alır ki burada hasta acilen problemin ne olduğunun bulunması ve tedavi edilmesi isteğindedir.

Bizi uyaran bulgular içerisinde en güçlü bulgu sabah yorgun uyanmaktır. Süreklilik kazanan bir sabah yorgunluğunuz varsa ve artık hafta sonları çok uyumanıza rağmen bu durum düzelmiyorsa ve bir de horluyorsanız yardım almanızın zamanı gelmiştir. Daha fazla Horlanmadan Horlamanıza son verinhttp://www.somnus.com.tr

Yazının devamı...

Az Uyumak Kilo Aldırır mı?

Obezite (şişmanlık) denilen kâbus durum, son 20 yıldır toplumların baş belası olma yönünde hızlı adımlar atıyor. Durum böyle olunca da biz ne yaptık, düzeni hangi yönde bozduk da kilo almaya başladık soruları daha çok sorulmaya başlıyor. Gelişmişlik denilen durum, insanları hep daha çok çalışmaya zorlarken, beslenme düzeninden uykuya kadar günlük yaşamımızda dikkat etmemiz gereken birçok noktayı geçiştirmemize, dolayısıyla sağlığımızı tehlikeye sokmamıza neden oluyor. Daha iyi koşullarda yaşamak için öngörülen çok çalışma hali, daha sağlıksız bir yaşama dönüşüyor.

Uyku açısından bakıldığında gelişmişlik düzeyi arttıkça insanların uykuya ayırdıkları zamanın giderek azaldığı görülmektedir. Sabah erken kalkma zorunluluğu, akşam eve geç geliş ve yatağa girme zamanının gecikmesi uykuda geçirilen zamanı azaltmaktadır. Batılı ülkelere bakıldığında ortalama uyku süresinin 6,8 saat olduğu bildirilmektedir ki bu süre geçen yüzyılla karşılaştırıldığında 1,5 saat daha az uyuduğumuzu göstermektedir. Her bir saatlik uyku azalmasının şişmanlık riskini ortalama 3 kat kadar arttırdığı düşünüldüğünde ise toplumların geçen yüzyıla göre neden daha şişman olduklarını anlamak da kolaylaşmaktadır.

Az uyumak vücudumuzda neleri değiştiriyor da biz kilo alıyoruz diye düşünüldüğünde karşımıza birçok parametre çıkmaktadır. Yapılan çalışmalar uyku yoksunluğunun açlık duygumuzu kontrol eden leptin ve ghrelin adı verilen maddelerin düzeylerinde değişiklik yaratarak aşırı yemek yeme dürtüsünü arttırdığını göstermektedir. Bu maddelerdeki değişim, kişilerin yağ ve karbonhidrat tüketimini arttırmak suretiyle de kilo alımını kolaylaştırmaktadır. Uyku yoksunluğunun getirdiği yorgunluk da kişilerin fiziksel aktivitelerinin azalmasına yol açmakta dolayısıyla da alınan kalori-harcanan kalori dengesinde dengenin alınan kaloriler lehine kaymasına yol açmaktadır. Vücudumuzda değişikliğe uğrayarak kilo artışına yol açan mekanizmalardan biri de vücut ısımızın düşerek enerji harcama mekanizmalarımızı yavaşlatmasıdır. Yavaşlayan metabolizma, egzersiz düzeyinin azalması, iştahı kontrol eden maddelerin kontrolünün bozularak iştah artışına yol açması. İşte hep tasarruf etmeye çalıştığımız uykunun bize maliyeti. Karda mıyız? Zararda mıyız? http://www.somnus.com.tr

Yazının devamı...

Rüyalar

Rüya dönemi uykunun yaklaşık beşte birini oluşturan, sağlıklı bireylerin gece boyunca 5-6 kez içine girdikleri, bu dönemden uyanmadıkları sürece de hatırlayamadıkları, herkes tarafından merak edilen bir uyku dönemidir. Rüyalar bir şeylerin habercisi midir, sevdiğimiz insanı çok düşünürsek rüyada görebilir miyiz, geçmişle bir bağlantısı var mıdır gibi sayıları çoğaltılabilecek birçok soruyu da içinde barındırır.

En çok hatırlanan rüyalar, sabaha karşı görülen ve gece içi rüya dönemlerinden de daha uzun süreli olan ve ardından uyandığımız rüyalardır. Henüz pek yeni iken kendi kendimize detaylandırırsak hafızamızda kalan, detaylandırma çabamız yok ise öğleye doğru ayrıntılarını kaybettiğimiz rüyalardır bunlar.

Kişiye özel bir içeriğe sahiptir rüyalar; geçmişte yaşadıklarımız, gün içerisinde başımıza gelenler, yeni gördüğümüz şeyler ya da hissettiğimiz duygularla geçmişteki bağlantılar. Tüm bu ilişkilerin organize olduğu, tıpkı bir bilgisayarın arama hanesindeki kelimelerin eşleştiği dosyalar gibi eşleşmelerin yapıldığı ve ardından hafızaya atılarak bizde iz bırakmasına yardımcı olan uyku dönemidir rüyalar. Bu eşleşmeler yapılırken ortaya çıkan kaotik tablolar, bu da nerden çıktı diyebileceğimiz olaylar dizisi iyi değerlendirildiğinde mutlaka yaşadıklarımızdan izler taşır. Çocukken bir taziye evinde sarı boyalı bir odada elindeki topla oynayan bir çocuğun annesinin gelip topu elinden alması ve taziye evinde oyun oynanmayacağını söyleyerek kızması ile şekillenen bir olayda, yetişkin yaşta görülen rüyalarda sarı renk hep acı ve sıkıntılı olaylarla kişinin rüyalarına girebilmektedir. Hafızada bu kadar derin bir yere yerleşmiş bilgiler bile çok farklı bir şekilde rüyalarımıza yansımaktadır.

Toplumsal olayların yarattığı ortak duygulanımlarda ise kişilerin gördüğü rüyalar birbirine benzer olabilir. Toplumsal gerilimin arttığı dönemlerde insanların üzerindeki baskı arttıkça uykular, dolayısıyla da rüya dönemleri bölünmeye başlar. İnsanlar daha çok rüya görmeye başlarlar hatta birbirlerine anlattıklarında benzer olayların rüyalarında olduğunu fark ederler. Yaşanan ortak acılar insanların belleklerindeki diğer olaylarla birleşip rüyalarda yer bulurlar. Kiminin rüyasında boğulup kalma hissi, kiminin rüyasında üzerine toprak atılıp oradan çıkamama hali. Soma’da yaşananlardan sonra insanların rüyalarında, bunlara kabus demek daha doğru olur, böylesi içerikler var. Olayların içinde yer almayan insanların bile hafızasında böylesi etki bırakan toplumsal olaylar, kişilerin rüyalarında bu süreci yaşamalarına neden olur. Ortak yaşanan olaylar, acılar, mutluluklar bireylerin rüya içeriklerinin şekillenmesine, dolayısıyla da toplumsal bellek oluşumuna katkıda bulunur. Unutulur diye düşünülen olaylar ise hem kişisel hem de toplumsal bellekte kalır. Farklı bir dönemde, rüyada gördüğümüz başka bir olayda gelip karşımıza çıkar.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.