MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Anne Baba Tutumlarının Önemi

Bireylerin dünyaya geldikleri andan itibaren etkileşimde bulundukları ilk kişiler anne ve babalarıdır ve bu durum bireyin hayatı boyunca devam etmektedir. Anne baba ile etkileşimi bireyin kişilik yapısının oluşması için çok önemlidir. Anne babası ile sağlıklı ve tutarlı bir etkileşimi olan çocuk, hayatına bağımsız bir birey olarak devam edecektir. Bireyler alışkanlıklarını, kültürel değerlerini ve gelişim görevlerini aile içerisinde öğrenmektedirler.

Anne babalarıyla sağlıklı etkileşimleri sonucunda bireyler yeterlilik duygusu kazanmakta ve olumlu benlik tasarımları oluşturmaktadırlar. Olumsuz anne baba tutumları etkisinde yetişen bireyler ise daha kaygılı, tükenmiş, problem çözme becerisi, özerklik gelişimi, atılganlık seviyesi, benlik saygısı hatta okul başarıları dahi daha düşük olan bireylerdir.

Doğum anından itibaren anne ve babanın çocuğa yönelik tüm davranışları çocuk tarafından kaydedilmektedir. Kişilik gelişimi yaşam boyunca devam etmektedir. Fakat kişiliğin gelişmesine ve yapılanmasına dair temel çocukluk döneminde atılmaktadır. Anne babaları ile sağlıklı ilişkiler kurabilen çocuklar kendilerini daha olumlu algılarlar ve aileleri ile kurdukları bağ daha güçlüdür. Çocuklarını dinleyen ve onlarla olumlu ilişkiler kuran ebeveynlerle yetişen bireyler kendilerini değerli hissetmeyi ve özgüvenli olmayı daha çocukluk yıllarında öğrenmişlerdir. Aile içerisinde değersiz hissettirilen çocuklar için ise başkaları tarafından da değersiz görülmek olağandır. Bu bireyler sürekli en kötü senaryoyu bekledikleri için, kendini doğrulayan kehanet şeklinde tüm sorunları kendilerine çekerler. Gerçekçi olmayan duygulara sahiptirler.

İnsanın hayatta en çok değer verdiği iki birey anne ve babasıdır. Dolayısıyla bireyin benlik saygısı ile anne babası tarafından bireye verilen değer birbirine bağlıdır. Benlik saygısı ile anne baba tutumları arasındaki ilişkinin araştırıldığı bir çalışmanın sonucuna göre; anne baba tutumlarını katı olarak algılayan bireylerin benlik saygısı düzeyleri, anne baba tutumlarını hoşgörülü olarak algılayanların benlik saygısı düzeylerine göre düşüktür.

Anne baba tutumlarının çocuğun kişilik gelişimine etkisi olumlu ve olumsuz olabilmektedir. Yanlış tutumlardan birini sergileyen anne babalarla büyüyen bireylerin hem kendilerine has bir kişilik geliştirmeleri engellenmiş hem de sağlıksız bir kişilik geliştirmelerine neden olunmuştur. İletişimin yüksek, hem eşler hem de çocuklar arasında karşılıklı sevgi ve saygının olduğu ailelerde ise çocukların duygu ve düşüncelerine önem verildiği için kendilerini bağımsız bir birey olarak değerlendirebilmelerinin önü açılmıştır. Bebekliklerinden itibaren anne ve babalarından yeterli ilgi ve sevgiyi alabilen, girişimcilikleri desteklenen bireylerin öz güvenleri gelişmiştir. Aile içi kararların alınmasında söz sahibi olarak yetişen bu çocuklar, tek başlarına karar alma cesaretini gösterebilecek bireyler haline gelmiştir. Bu tip ailelerde yetişen bireyler kendilerini gerçekleştirmiş insan tipi içine girmektedirler.

Çocuklarını kendilerinden ayrı bir birey olarak kabul edebilen aileler, çocuklarının kendilerine has kimliklerini geliştirebilmesine fırsat sağlarlar. Böyle ailelerde yetişen bireyler kendi başlarının çaresine bakabilecek olgunluğa erişmiştir. Psikolojik sağlıkları yerinde olan ve çağdaş insan özelliklerine sahip bireylerdir. Yeterli bir kişilik geliştirebilme, gerçekçi benlik kavramına sahip olma, insani değerlere saygılı olma, zamanı iyi kullanabilme, yaratıcı olma, kendine saygı duyma, kendini olduğu gibi kabul etme, duygularını açıklayabilme, değişime açık olma gibi özelliklerin gelişmesinde anne baba tutumları etkilidir.

Çocuğun benlik kavramı yetişkinlerin en başta da anne babasının ona yönelik tutumlarının bir yansıması olarak gelişmektedir. Anne babası tarafından itici bir tutumla karşılaşan çocuk kendini değersiz hissetmeye başlar. Çocuk onaylanan ve onaylanmayan davranışların ayrımını anne babasından gelen tepkiler sonucunda öğrenmektedir. Bu nedenle istenilen davranışları sergilediğinde ailesinden onay bekler. Bu davranışları sonucunda desteklenmeyen çocuk doğru ve yanlış davranışların ayrımını yapmakta zorlanır. Fakat istenen davranışları sergilediğinde ailesi tarafından desteklenen çocuk, hangi davranışların onaylandığını öğrenir. Ancak bu şekilde kendi kendini yönetebilen, özgüven sahibi bir çocuk yetiştirilebilir.

Anne baba tutumları bireyin sadece çocukluk döneminde etkili değildir. Bireylerin çocuklukları boyunca deneyimledikleri yaşantı sonucunda hafızalarında annelik, babalık ve çocukluk rollerine dair kalıntılar yer etmeye başlar. Bu kalıntılar gelecek yıllardaki tutumlarımıza etki etmektedir.

Kendi çocukluk yıllarında anne babaları tarafından engellenmiş bireyler çocuklarına karşı bilinçdışı bir kıskançlık geliştirebilirler. Kendilerine anne babaları tarafından tanınmamış olan özgürlüklere çocuklarının da sahip olmasını istemezler. Bu nedenle anne babalarından gördükleri yöntemleri kullanarak çocuklarını aşağılar ve suçlarlar. Ya da tam tersi bir şekilde, anne babasının aşırı baskısıyla yetişen bireyler, çocuklarına karşı aşırı yumuşak ve hoşgörülü bir tutum sergileyebilirler. Bu da çocuğun ihtiyacı olan rehberliği ailesinden alamamasına neden olur. Bu şekilde yetişen çocuklar saldırgan ve isyankâr davranışlar göstermeye başlarlar.

Anne baba tutumları gelişmekte olan çocuklara örnek bir model oluşturur. Bu nedenle çocuğun kişiliğini etkilerler. Çocuk özdeşim modellerinden edindiği benzer davranışları sergilemeye başlar. Anne ve babaların çocuklarına sağlıklı bir tutum yöneltebilmesi, onların birbirlerine karşı duydukları sevgiye, dengeli, saygılı ve kendileriyle barışık olmalarına bağlıdır. Yapılan araştırmalarda çocuklarına sağlıklı bir tutumla yaklaşan anne babaların, ikna yoluyla denetim kurmalarının olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Araştırmalara göre destekleyici, demokratik bir tutuma sahip anne babaların ikna yolunu kullanmaları sebebiyle, çocukları daha sağlıklı bir şekilde psikososyal gelişimlerini tamamlamakta, anne babalarını özdeşim modeli olarak benimsemekte, dolayısıyla anne babalarının ahlaki görüşlerini daha kolay benimseyip onların beklentilerine cevap verebilmektedirler.

Araştırma sonuçlarına göre demokratik anne baba tutumları ve kaygı, saldırganlık, olumsuz değerlendirilmekten korkma, sosyal kaçınma ve huzursuzluk arasında olumsuz bir ilişki varken; demokratik anne baba tutumları ile bireylerin kendini gerçekleştirme, psikolojik uyum, benlik saygısı ve atılganlık düzeyleri arasında olumlu bir ilişki vardır.

Anne babaların çocukların içlerinde bulunan dürtüleri bastırması sonucunda çocuklarda farklı korkular, psikolojik problemler, utanç ve suçluluk hissi meydana gelmektedir. Anne baba ve çocuk arasındaki duygu eksikliği çocukta saldırganlık, çekingenlik, nevrotiklik gibi istenmeyen kişilik özelliklerinin oluşmasına neden olabilir. Anne babalarının davranışları sonucunda kendisine haksızlık yapıldığını düşünen birey depresyon yaşayabilmektedir. Eğitimde cezaya ve sıkı disiplin kurallarına başvurulan ailelerde yetişen bireylerin depresyona ve madde kullanımına daha yatkın olduğu belirtilmiştir. Yapılan araştırmalar sosyal fobik kişilerin anne babalarını çocuklarını mahcup eden, ilgisiz ve reddedici bulduğuna işaret etmektedir. Anne babaların aşırı kuralcı, denetleyici ve koruyucu olmaları, kısıtlı duygusal destek vermeleri, çocuklarının özgürlüklerini kısıtlamaları sosyal fobiye yol açabilmektedir.

Kısaca; anne baba tutumları çocukların, gençlerin hatta yetişkinlerin akademik başarı düzeylerini, ruh sağlıklarını, psikososyal gelişim düzeylerini ve kişilik özelliklerini etkilemektedir. Tüm bu nedenlerden ötürü anne baba tutumlarının hem çocukluk döneminde hem de bireyselleşmenin tamamlandığı andan itibaren verilen kararlar ve sergilenen davranışlar üzerindeki etkisi değerli ve önemlidir.

Yazının devamı...

Çocuklar neden yalan söyler?

Yalan bir hatayı saklamak amacıyla başkalarını yanıltacak biçimde gerçeği saptırma durumudur. Her insan yalan söylemenin yanlış olduğunu ve toplum tarafından hoş karşılanmayacağının farkındadır. Buna rağmen hepimiz zaman zaman bize göre(!) çok küçük ve gerekli olan yalanları söylemekten kendimizi alamayız.


Aslında çocukların yalanları yetişkinlerin yalanlarına oranla son derece masum sayılabilir. Çünkü çocukların söylediği yalanların altında genellikle arkadaşlarından geri kalmamak, övülmek, cezalandırılmaktan korkmak gibi basit nedenler yatar. Aynı zamanda çocuklar, gerçekleri değerlendirme yetisine yetişkinler kadar sahip olmamaları nedeniyle zaman zaman gerçekleri çarpıtabilirler. Özellikle 3-5 yaşlarında hayal güçlerinde canlandırdıkları bir olayı ve rüyalarını gerçekle karıştırabilirler.

Çocuklarda gerçeklik ilkesi zamanla oluşmakta ve tamamlanması neredeyse 7 yaşına kadar sürmektedir. Fakat bu durumlar anne babalar tarafından genellikle çocuğun yalan söylediği şeklinde değerlendirmektedir. Oysaki bu yalanlar gerçek yalan olarak değil sözde yalan olarak değerlendirilmelidir. Çocuğun söylediği sözde yalanların ortaya çıkarılması için çaba gösterilmesi, bu yalanlar nedeniyle cezalandırılması maalesef ki onu yalan söyleme davranışından uzaklaştırmak yerine gerçek yalanların ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Peki, çocuklar yalan söylemeyi nasıl öğrenir? Çocuklar model alma ve taklit yoluyla öğrenirler. Anne babasının ya da arkadaşlarının yalan söylediğini, bu yalanlar sayesinde çeşitli avantajlar kazandıklarını fark eden çocuklar, yalan söyleme davranışını deneyimlemeye ve zamanla içselleştirmeye başlarlar. Pek çok anne baba gün içerisinde farkında olmadan çocuklarına yalan söylemeyi öğretmektedir. Gelen bir komşuya ‘evde yok’ dedirtilmesi, telefonda konuşulan bir arkadaşa ‘düğününe gelemedim, çok hasta idim’ denmesi gibi pek çok durum çocuklara yalan kavramını öğretmektedir. 7 yaşından sonra dahi, mantık ve kavrama düzeyi gelişmiş çocuklar, yalan kötü bir şey olsaydı annem babam söylemezdi diye düşünecektir.

Yalanı engellemek için neler yapılabilir?
• Çocuk yalan söylediğinde cezalandırılmamalı, sadece bu davranışının yanlış olduğu anlatılmalıdır.
• Doğru söylemenin ne kadar önemli ve övgüye değer bir davranış olduğu anlatılmalıdır. Bu konuda hikâyelerden yararlanılabilir.
• Yetişkinler özellikle anne baba çocuğa doğruyu söyleme konusunda örnek olmalıdır.
• Çocuklardan başaramayacakları şeyler beklenmemeli ve çocuklar diğer çocuklarla kıyaslanmamalıdır. Böylece çocuğun yalan söylemesini gerektiren durumlar ortaya çıkmayacaktır.
• Koyulan kuralların çocuğun hayatını aşırı sınırlamasından ve bu durumun getirdiği fazla baskıdan uzak durulmalıdır.
• Anne baba çocuk iletişiminin olumlu olmasına özen gösterilmeli, bu konuda anne baba tutumları iyi ayarlanmalıdır.
• Yalan söyleyen çocuk yalancı şeklinde etiketlenmemelidir.
Çocuğun gerçeklik algısı tam olarak oluştuğu halde söylediği yalan söylemesi sürekli ve ciddi bir şekilde devam ediyorsa bu durumun altında psikolojik etkenler yatabilir. Böyle bir durumda mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

Psikolog/Aile Danışmanı ve Oyun Terapisti
Damla DOĞRU
Instagram: https://www.instagram.com/psikologdamladogru/
Facebook: https://www.facebook.com/psikologdamladogru/

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.