MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Sosyal Medya ve Motivasyon

Sosyal medyanın insanlığa çok büyük bir güç kattığına inanıyorum; özgürce duygu ve düşüncülerini ifade edilebileceğin, bilgiye erişimin bu kadar kolay olduğu, kendini hızla güncelleyen, aidiyet hissedebileceğin senin gibileri nerede olurlarsa olsunlar sana getirebilen, ilham alabileceğin, ilham kaynağı olabileceğin, yaşamını sadece senin kriterlerine göre paylaşabileceğin olumlu veya olumsuz olabilecek yaşadıkça öğrenebileceğimiz bir güç. Keşke genç, yetişkin fark etmeksizin daha doğru faydalanabilsek.

Son zamanlarda gözlemlediğim şu ki sanırım çeşitli sebeplerden ötürü yaşam öykülerine ilgi duyuluyor. Örneğin hamile olduğunu öğrenen bir anne hemen hamile başka birilerinin öyküsünü merak ediyor, takip ediyor; iş dünyası profesyonelleri belki yeni fikirler belki de bir adım önde olabilmek için diğer meslektaşlarını takip ediyor; bir ergen rol modeli gibi bir hayat yaşamak istediği için takip ediyor; beslenme danışmanlığı almaya başlayan bir insan hemen birkaç diyetisyen takip ediyor ve bu şekilde yeni bir motivasyon kaynağı gelişiyor. Aslında hep başka öyküleri merak ediyoruz sanırım. Son zamanlarda özellikle ‘motivasyon’ içerik üreticileri tarafından talep olması dolayısıyla tercih edilen bir tema olmaya başladı ve pek çok kişi genel temalarından farklı dahi olsa kendi öykülerini, nasıl motive olduklarını, kendilerine iyi gelen şeyleri, nasıl kahvaltı ettiklerini, okudukları kitapları, nasıl spor yaptıklarını, diyet listelerini, önerilerini, kişisel gelişim basamaklarını paylaşmaya başladılar.

Bu kaynak zenginliği takipçiler ve seyirciler için ‘yalnız değilim’ duygusunu pekiştiren, fikir olabilen muazzam bir kaynak. Fakat burada hem içerik üreticilerinin özellikle belirtmesi gerektiğini tavsiye ettiğimiz hem de karşı tarafın özellikle dikkat etmesi gereken bir husus var ki o da kişi ve yaşananların biricikliği. Kişisel gelişim ve kişinin kendi öyküsüyle ilgili paylaşımlarının biricik, kendisine ait ve özel olduğunu unutmamak gerekiyor.

* Özellikle sağlık (psikoloji, beslenme ve diyetetik, estetik/plastik cerrahi uygulamaları vb.) dallarında kişilerin alanlarında uzman, meslek profesyoneli olduğundan kendi sağlığınız için emin olunuz.

Evet hepimizin bir ilham perisine veya motivasyon kaynağına ihtiyacı oluyor. Daha önce de bahsettiğim gibi yaşam öyküleri beni heyecanlandırıyor. Kendi öykümü güzelleştirebilmek, iyileştirebilmek ve zenginleştirebilmek adına başka öyküleri kullanabilirim. Bugünün motivasyon kaynağı 21. Yüzyılın dâhisi olarak her yerde karşımıza çıkan, Tesla ve SpaceX şirketlerinin arkasındaki beyin Elon Musk olsun. Hakkında pek çok şey söylendi, yazıldı, çizildi. Fakat hakkında araştırma yaparken beni en çok etkileyen şey bu denli güçlü bir isimin The Entrepreneur röportajında onu daha önce hiç görmediğimiz şekilde dişlerini sıkarak, gözleri yaşlarla dolu, sesi titreyerek söylediği, yaşam öyküsüne yön verdiği her halinden belli olan o haliydi. Çok etkiliydi çünkü belki de en gerçek, en insan yani en duygularını ifade ettiği haliydi:

Elon MUSK: ‘ Bu adamlar (Neil Armstrong – Gene Cernan) benim gözümde birer kahramandı, dolayısıyla bu gerçekten çok zor, keşke gelip ziyaret edebilseler. Bazen hayranlık duyduğunuz insanlar sizi hayal kırıklığına uğratabilir ve yoluna taş koyduklarını görmek gerçekten çok zor. Ama asla vazgeçmem’ diyor ve ekliyor ‘Hayat sadece problem çözmek olamaz, hayatta olduğun için, mutlu olman için heyecan ve ilham verici şeyler olmalı. Bir çok tehlike olsa bile başarmak için bir yol var ve belki de başarısız sonuçlanacak, olasılıklar başarılı olunmayacağı yönünde bile olsa denemeye değer.’

Eğer sen de kendi yaşam öykünü, motivasyon kaynaklarını, seni motive eden paylaşımları, kanalları benimle paylaşmak istersen lütfen benimle iletişime geç.

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

@pskdangizemkolcak @gizemkolcak

pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

Çocuklarla Doğru İletişim ve Benlik

Bu sabah işe giderken trafikte her zamanki albümlerimi dinlemektense radyo dinlemek istedim ve bayıldığım Candan Erçetin’in Melek isimli parçasıydı radyoda karşıma çıkan. Sözleri resmen sıcacık, mutluluk saçıyordu. Lütfen biraz sonra tırnak içinde ve italik yazdığım şarkı sözlerini mırıldanarak ve gülümseyerek oku ‘Eğer beni sosyal medya hesaplarım üzerinden takip ediyorsan son zamanlarda da ailemin minikleriyle ilgili paylaşımlarımı görmüş olabilirsin. Henüz anne değilim ama her yaştan çocukla zaman geçirmeye bayılıyorum sanırım bu yüzden de bir psikolojik danışman olarak aile-çocuk/ergen çalışmak beni heyecanlandırıyor. Hani Candan Hanım ‘Ve daha bir sürü şey…’ demiş ya gerçekten bir çocukla zaman geçirmek o kadar saf ve o hep ulaşmak istediğimiz anda ki ve bir o kadar da güzelliklerle dolu ve gerçekten ve daha bir sürü güzel şeyden oluşuyor.

Eğer hayatında bir çocuk varsa şanslısın demektir. Eğer bu çocukla oyun oynayabiliyorsan çok şanslısın demektir. Eğer bu çocuk sana ‘seni seviyorum’ diyorsa işte bu muazzam bir şeydir. Bir çocuğun sevgisi hayatta tadılabilecek en güzel şeydir.

Peki iletişimde olduğun bir çocuğun ebeveyni olmadığın halde onun kişilik gelişimi ve hayata bakış açısı üzerinde neredeyse anne ve babası kadar etki alanın olduğunu söylesem. Kişilik gelişimi dendiğinde özellikle 0-3 yaş döneminde anne ve baba ile kurulan doğru iletişimin benlik saygısı üzerindeki etkileri artık ebeveynler ve uzmanlar tarafından bilinen bir gerçek. Peki ya çocuğun hayatındaki diğer insanların çocuğun kişilik gelişimindeki etkileri? O zaman şöyle yapalım bazı sorularım var çocukluğumuza inelim ooo…o Sen çocukken ebeveynlerinden başka en çok zaman geçirdiğin kişiler kimlerdi? Bu kişilerden en az bir tanesi bir ya da birden fazla özelliğiyle ‘onun gibi’ olmak istediğin birisi miydi? Ya da kesinlikle ‘onun gibi’ olmak istemediğin? Ooo…o günümüze dönelim Bu özelliği aynı sen amcası dedikleri bir yeğenin var mı? Ya da yeğenin veya küçük kuzenin mini sen olsun istiyor musun? Bildiğimiz şey şu ki insan çevresiyle etkileşim halindedir.

Bir çocukla zaman geçirmenin sağaltıcı bir tarafı olduğuna inanıyorum; zamanın nasıl aktığını fark edemediğiniz, gerçekten anı yaşadığınız, saf mutluluk, sevgiyi hissettiğiniz ve çok eğlendiğiniz, belki de günlük hayattan birazcık uzaklaşabildiğiniz… İster ebeveyni sen ol, ister yeğenin, kuzenin, öğrencin, komşun olsun o kadar gerçekler ki. Bir çocukla nasıl iletişim kurman gerektiğini ve onun kişilik gelişiminde bir payın olduğunu bir iz bırakabileceğini unutma.

Hadi o zaman o biricik çocukla kurmuş olduğun biricik iletişimle ebeveynleri kadar sende benlik saygısını geliştirebilmek için:

· Kendisini güvende hissetmeli

· Ait hissetmeli ( Aile,arkadaşlar gibi gruplar…)

· Hedefler belirlemesine destek görmeli

· Güçlü yönlerini ön plana çıkardığımız gibi zayıf yönlerini kabul etmeyi öğrenebilmeli

· Güveni sarsılmamalı; verilen sözler tutulmalı, tutulamayacak sözler verilmemeli

· Olumlu geribildirim verilmeli; elinde bir resimle geldiğinde geçiştirilmeden, samimi bir cevap almalı

· Başarısızlığı tattığında; empati ile yaklaşılmalı ve hayatta olumsuzlukların da olduğu anlatılmalı

gibi sorumlulukları almalısın.

Benlik gelişimi temelleri çok erken dönemlerde atılır, ebeveynler, temel bakım veren kişi (bakıcı,dadı, anneanne, babaanne vb.), kardeşler, çocuğun sıklıkla gördüğü aile üyeleri, öğretmenleri, okul arkadaşları; yaş ilerledikçe ve ergenlikle birlikte rol model aldığı kişiler, sosyal medyadan takip ettiği hesaplar, tarzını beğendiği bir kişi vb… benlik gelişiminde etkin rol sahibidir. Bazı hamlelerimiz önleyici bazıları kontrol edici olmalıdır. Merkezinde çocuk varsa temelinde zaten sevgi olacağından söylemeye gerek görmesem de sevgi iyileştirecek. Bu arada ailenizin minikleriyle sizler neler yapıyorsunuz, hangi oyunları oynuyorsunuz benimle paylaşabilirsin, sosyal medya üzerinden ben de paylaşıyor olacağım.

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

www.gizemkolcak.com

@pskdangizemkolcak @gizemkolcak

pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

Bir Gün Mutlu Olma Ümidiyle Kaçırdığımız Anlar

‘’Huzur sadece şimdiki anda olabilir. ‘’Şunu bitirene kadar bekle, ondan sonra huzurlu bir hayata geçmek için hür olacağım’’ demek çok saçma bir şeydir. ‘’ŞU’’ dediğimiz şey nedir? Bir diploma mı, bir iş mi, bir ev mi, bir borcun ödenmesi mi? Eğer öyle düşünüyorsanız, huzur size asla gelmeyecektir. Her zaman şimdiki andan sonra gelecek yeni bir ‘’şu’’ olacaktır. Eğer içinde bulunduğunuz anı huzur içinde geçiremiyorsanız, hiçbir zaman geçiremeyeceksiniz demektir. Gerçekten huzur içinde olmak istiyorsanız, şimdi ve tam şu anda mutlu olmalısınız. Aksi takdirde, hep sadece ‘’bir gün mutlu olma ümidiyle’’ yaşayacaksınız demektir. ‘’

Thich Nhat Hanh,

‘Anı yaşamak’ popüler psikoloji kavramlarından; kitap ve dergi kapaklarında, kahkaha atılan bir fotoğrafın altında yorum olarak sosyal medyada, şirketlerin haftalık grupla psikolojik danışma etkinliklerinde, okulların psikolojik danışma ve rehberlik servislerinde, yeni açılan bir yoga stüdyosunun reklam panosunda; en azından eskiye oranla daha sık karşımıza çıkıyor. Peki gerçekten bu bizi daha aşina ve daha bilinçli yapıyor mu? Pek çoğumuz anı yaşamak yerine bir hedef peşinde çabalayarak, hedefe ulaştığımızda mutlu olacağımıza inandırılmış şekilde yetiştirilmiş olabiliriz. Ama bence hayat kısa veya uzun değil, hayat yaşadığın kadar, mükemmele değil iyiye, iyiliğe odaklan. İyi hissetmeye, en iyi şekilde yaşamaya. Mükemmele ulaşmak diye bir şey yok, bu bir yolculuk olmalı. Peki mutluluğa giden yol anı yaşamaktan mı hedefe ulaşmaktan mı geçiyor?

Ben insan zihnini gökyüzüne benzetiyorum; zaman zaman ışıl ışıl güneşli, zaman zaman parçalı bulutlu, zaman zaman yağışlı yağmurlu, zihnimizden geçen düşünceler hareketli bulutlar gibi adeta ve araştırmalar gösteriyor ki bir saat içinde ortalama 2000 – 3000 düşünce zihnimizden geçiyor. Zihnimizden geçen düşüncelerin ise çok büyük bir oranı ya geçmiş ya da gelecek ile ilgili düşünceleri barındırıyor. Mesela 1 dakikalığına dur ve düşün. Neler geçiyor zihninden? Bu düşüncelere kaygı, korku, umutsuzluk, endişe gibi olumsuz duygular eşlik ediyor mu? Evet geçmiş ve gelecek kaygısı ile yaşamak çok yoğun ve ağır olabilir. Bütün bu olumsuz düşüncelere daha sonra duygularımız ve davranışlarımız da eşlik ediyor ve işte karşımızda stres!

Öncelikle şunu bilmelisin, ‘anı yaşamak, anda kalmak’ öyle ‘’amaaan canım artık takmıyorum anı yaşayacağım’’ gibi bir şey değildir. Dürüst olmak gerekirse yeni başlayanlar için şaşırtıcı derecede zor da olabilir. Ayrıca sosyal medyadan aşina olduğumuz gibi illa bir deniz, zen müziği, orman, tütsü, yoga matı filan da gerekmez. Ha, ama severiz tabi JHer nerede ve ne yapıyorsan gerçekten ona odaklanmayı dene, onu yaşa. Bir dur ve düşün bakalım, aceleci misin, yemeği çok hızlı mı yersin, hep koşturmaca halinde misin? Eğer öyleyse bu koşturmaca içinden en basit rutinini seç. Örneğin, bugün içeceğin akşam kahvesi veya çayı harika bir deney olabilir senin için. Kahve ve çaya ulaşacağın ilk an mutfak dolabı ile temasından başla. Dolaptaki onca şey arasında ihtiyacın olan malzemeleri bulmaya odaklan, evet gördün, ambalajına bak bakalım, belki de daha önce ambalajda ne yazdığını bile fark etmemiştin, şimdi salla bakalım evet paketi/kutuyu kulağına yaklaştır, salla ve dinle, sonra aç bakalım, kokla, sonra suyun kaynaması, kahveyle buluşması, demlenmesi, içerken damağında bıraktığı tat ve bitene kadar ki tüm aşamaları sadece o aşamalara odaklanarak yap bakalım. Denemeye değer ne dersin? Belki de normalde ne kadar hızlı yaşadığımızı, hayatı ne kadar kaçırdığımızı, hayatı daha güzel ve iyi yaşamak için çaba verirken aslında iyiden ve güzelden nasıl uzaklaştığımızı fark edersin. Etkili ve daha iyi bir yaşam için bugünü beslemeli bugünden haz almayı öğrenmeliyiz.

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

www.gizemkolcak.com

@pskdangizemkolcak @gizemkolcak

pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

Bence Hayaller Hedeflerin Hissedilebilir Hali

2018’e sayılı günler kala 2017’ye şöyle bir bakıyoruz. TV programları kronolojik sırayla yaşanan acı tatlı olayları sıralıyor; o seneye ait kayıplar, evlilikler, çocuk sahibi olan ünlüler, başka ülkelerde başarı kazanan diziler, ülkemizi başarıyla temsil eden sporcular, milli başarılar, çeşitli festivallerde ödül kazanan ya da fiyasko diye aşağılanan yapımlar, filmler, sosyal sorumluluk projeleri, haber değeri taşıdığına inanılan magazin aşkları hatırlanıyor ve bitirilen seneye ait ‘bize iyi geldin veya gelmedin 2017’ gibi bir slogan, ardından da ‘büyük hayallerle seni bekliyoruz 2018’ sloganı ve reklam öncesi 3 dakikalık haber bandı tamamlanıyor.

Her yeni yıl öncesinde çeşitli hedefler koyulur. Bu hedefler kişi, aile ve şirket bazlı olmaksızın bir sene sonu ritüeli haline geldi ve yeni yıl hedefleri kadar; her sene sonunda geçmişe dönüp değerlendirme yapmak ve bu değerlendirmeyi doğru yapabilmek de gelişim açısından çok büyük ve önemli bir kazanım.

Evet ‘yeni bir yıl’ derken bile bir heyecan hissedebilirsiniz, lütfen sesli bir şekilde mümkünse dışarıya bakarak, şöyle hafif dik bir duruşla ‘yeni bir yıl’ deyin. Gülmeyin, lütfen deneyin :) Bam! Gördünüz mü? Gerçekten ‘yeni bir yıl’ sihirli sözcüklerden oluşuyor gibi. Tıpkı insanın potansiyeli gibi; güçlü, heyecanlı, gelişime ve değişime açık, dinamik, tecrübelerle ve öykülerle dolu, hayal ve hedeflerle şekillenecek olan, kıpır kıpır… Bu kadar güçlü hissedemediysen eğer, lütfen tekrar dene, bu sefer bir de gülümseyerek dene, hissedebilirsin.

İnsan yaşayan bir canlı, her anlamıyla yaşayan; meyve soyarken elini azcık kestiğinde canı yanan, kalbi kırılan, kendini yetersiz ve yalnız hissettiğinde kalbi acıyan, sevdiğinde aşık olduğunda kalbi karnı kıpır kıpır olan, hayal kuran, hayallerini gerçekleştirebilmek için hedefler koyan ve bu hedefler için emek veren, fedakarlıklar yapan, bir sokak köpeğini canım, yavrum diye seven, evini bir hayvana açan, masallarla büyüyen, büyüyünce de o masalları yaşayabilmek için uğraşan. İnsanı besleyen önemli şeylerden bir tanesi de hayal kurmak bence.

Bu sene yeni yıl hedeflerinizi belirlerken o hedeflerin hayallerinizi gerçekleştirmek için tasarlandığını unutmayın. Hedef koymak ve bu hedeflere ulaşmak için başlattığın süreç başarılı ol ya da olma, ders çıkarabilmen bile kişisel gelişimin için harika bir şey.

Yeni yıl hedefleri sorulduğunda genel olarak

- Kilo vermek

- Spora başlamak

- Sağlıklı beslenmek

- Para biriktirmek

- Mezun olmak

- İş bulmak

- Çocuk yapmak

- Evlenmek

- Sevdiklerine daha fazla zaman ayırmak

- Kötü alışkanlıklardan kurtulmak gibi maddeler sıralayabiliriz.

Fakat bence burada çok büyük bir eksik var, burada duygu yok. Yani ‘yeni bir yıl’ derken hissettiğimiz heyecanı bu maddeleri okurken hissetmek pek mümkün değil gibi, çünkü hayaller ve duygularla süslenmemişler. Hissedilebilir değiller. Soğuklar. Yeni yıl için yeni hedefler belirlerken bu sene ilk hedefimiz hissedebilir hedefler koymak olsun. Örneğin; sevgiyi hissetmek istiyorum, hafif hissetmek istiyorum, fit hissetmek istiyorum, güvende hissetmek istiyorum, değer verildiğimi hissetmek istiyorum gibi. Hayallerin veya hedeflerin burada en az hissetmek kadar önemli bir diğer nokta ise yeni yıldan bu beklentilerinin sürdürülebilir olması ve senin yaşam standardınla paralel olmasıdır. Netleştirdikten sonra kısa vadeli veya uzun vadeli hedeflere bölebilirsin. Örneğin her haftanın ilk günü, her ayın ilk günü tanıdığın en önemli kişiyle kendinle bir yarım saat ayırarak toplantı yapabilirsin, üstelik bunu şu anda benim yaptığım gibi sevdiğin bir yerde sevdiğin bir kahveyi yudumlarken yapabilirsin. Yani hayatından tat almaya, en iyisini yaşamaya hissetmeye başlamalısın. 2018’e günler kala değil, aslında tam da şu anda.

Ve 2017 yılını şu an uydurduğum ‘Bence hayaller hedeflerin hissedilebilir halidir’ mottosuyla sosyal medyada paylaşarak hatta YENİ YILDA HAYALLER Mİ HEDEFLER Mİ diye başlık atacağım bu yazının başlığını da bu mottomla değiştirerek kapatabilirim :)

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

www.gizemkolcak.com

@pskdangizemkolcak @gizemkolcak

pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

Karnım Tok Duygularım Aç

Zihnimizde tipik bir Amerikan romantik komedi sahnesi canlandıralım; terk edilmiş veya terk etmiş bir kadın, pembe çizgili pijamalarıyla, yorgan ve yastıkların içinde, bir elinde tv kumandası, romantik bir şeyler seyrediyor, diğer elinde dünyaca ünlü bir kavanoz çikolata kaşık kaşık ağlama hızıyla orantılı şekilde yiyor, saç baş dağınık, perdeler kapalı, hafif loş bir ortam var, mümkünse bir kedi veya köpek de bu sahnedeki yerini aldıysa birazdan kapı çalacak ve en yakın arkadaşlar duruma el atıp kahramanımızı bir eğlence için önce gayet rüküş ve saçma sapan her tarz kıyafeti denetip beklentiyi düşürdükten sonra ‘vaaay’ dedirtecek payetli mini elbiseyi seçecekler ve ‘bam’ kahramanımız artık kendisini tükenmiş ya da depresyonda hissetmiyor. Nasıl oldu bu? Teşekkürler çikolata ve payetli elbise

Zaman zaman kendimizi mutsuz hissettiğimizde çözümü çikolata kaşıklamakta bulmak ne kadar gerçekçi bilmiyorum ama gerçek olan pek çok insanın buna eğilimi olduğu. Kimi zaman stres altında, mutsuz, tükenmiş, huzursuz hissettiğimizde, çevremizden beklediğimiz ilgiyi göremediğimizde soluğu mutfakta alabiliyoruz ya da en yakın fast food markasında diyeceğim ama 30 dakikada kapıda olabilmeleri de çok önemli bir detay. Eğer ‘sürekli bir şeyler yeme ihtiyacım var’ diyorsan ve aşırıya kaçıyorsan, bütün bunlar tanıdık geliyorsa duygusal yeme bozukluğunuz olabilir. Duygusal yeme bozukluklarını iki türde inceleyebiliriz:

Negatif durumlardan kaynaklanan aşırı tüketim: Stres altında hissettiğimizde abur cubur tüketiminin artması, önemli bir iş görüşmesi ya da bir akademik çalışma süresince fast food beslenme alışkanlığının artması vb…

Pozitif durumlardan kaynaklanan aşırı tüketim: Ödüllendirme amaçlı yapılan aşırı tüketimler, ‘ 1 aydır spor rutinimi oturttuğum için bugün abur cubur günü yapabilirim’ veya ‘bunu kesinlikle kocaman bir pastayla kutlamalıyız’ vb…

Neler yapabilirim?

Gerçek ve biyolojik açlık hissi etkisini yavaş yavaş gösterirken duygusal açlık ise tamamen psikolojik sorunlar üzerinden şekilleniyor. Yeme davranışında seni tetikleyen duygu ve durum nedir? Kendine sormalısın. Gerçekten öğün vaktim mi geldi yoksa aşerme gibi bir istek mi bu? Sebebi nedir? Böyle bir atak hissettiğinde 1 dakika kuralı uygulayabilirsin, dakika süresince nefes egzersizleri yapabilir, kendine soru sorabilir, bir bardak su içtikten sonra karar verebilirsin. Buradaki asıl amaç ise kendi farkındalığını oluşturabilmek. Örneğin: ‘Şu an aslında gerçekten acıktığım için değil canımı sıkan olaylar yaşadığım için yemek yemek istiyorum ve bunun doğru olmadığını biliyorum sanırım bir yakınımı aramalıyım’ diyebilmek mesele.

Fark edilir bir yeme davranışı problemin varsa eğer bir beslenme ve diyetetik uzmanı olan diyetisyen ve bir ruh sağlığı çalışanı klinik psikolog ve psikolojik danışmandan destek alabilirsin.

Sevgiyle…

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

www.gizemkolcak.com

@gizemkolcak

@pskdangizemkolcak

pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

Bir İnsana Verilebilecek En Değerli Hediye

EMPATİ: Kişinin kendisini başka bir bilincin yerine koyarak söz konusu bilincin duygularını, isteklerini ve düşüncelerini, denemeksizin anlayabilmesi becerisi – duygudaşlık. (TDK)

Bir kelime, bir tanım bu kadar ısıtabilirdi, duygudaşlık; denince senin zihninde ne canlanıyor bilmiyorum ama bana iyi hissettiriyor ve ben bu hayatın herkes tarafından en iyi şekilde yaşanması gerektiğine inanıyorum. Herkesin kendisine ve çevresine vermesi gereken bir hediye bir söz olmalı.

Empati vakti zamanında popülerleşmiş bir kavram yani yediden yetmişe kime sorarsan sor bir tanım alabilirsin. Senin de aklında o ‘kendini başkasının yerine koyma’ tanımı olduğunu biliyorum Jbu tanım, psikoloji literatüründeki tanımlar, Türk Dili Kurumu’nun kelime anlamı hepsini düşündüğümüzde en önemli detay ise empatinin ilişki kurabilmenin temeli olması.

Empati bir seçimdir. Yaşama bakış açısıdır. İlişkilere, insanlara, durumlara, olaylara yaklaşım stilidir. Empati, birlikte hissetmek demektir. Brene Brown diyor ki: ‘Empatik bir cümle ‘en azından’ ile başlamamalı’ ve çok haklı. Bir probleminizi, zor bir anınızı, karmaşanızı paylaştığınızda karşı taraftan öncelikle sadece anlaşılmak istersiniz. Tavsiyeler, ‘ben demiştim’, Cem Yılmaz’dan hatırlayın ‘kaynımda da var’ yaklaşımı kabul edelim ki iyi hissettirmez. Önce sadece dinlenmek ister insan. Özellikle ergenler ve genç yetişkinler… Geçen gün bir danışanım ‘Sizden bir ricam var sanırım temel ihtiyacım sadece beni dinleyecek biri olması’ dedi ve sanırım bu son zamanlarda hepimizin temel ihtiyacı.

İyi bir haber aldığınızda, bir hedefinize ulaştığınızda, o son 2 kiloyu verdiğinizde, sporun hayatınızda sonunda gerçek bir davranışa dönüştüğünden emin olduğunuzda, çocuğunuz artık tırnak yeme davranışını söndürdüyse, sevildiğinizi duyduğunda ve hissettiğinizde bunu genelde paylaşmak isteriz. İşte durumu güzelleştiren şey de bu; bağlantı. Seninle, senin kadar sevinebilecek, üzülebilecek, paylaşabilecek duygudaş insanlarla bir arada olmak iyi hissettiren değil mi? Ne demiş Mevlana ‘Aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşırlar’

Yalnız hissettiğin bir anını hatırla. Neye ihtiyacın vardı?

Bir sese mi, ses ol. Bir dosta mı, dost ol. Bir aynaya mı, ayna ol. Bir anneye mi, anne ol. Bir babaya mı, baba ol. Bir kardeşe mi, kardeş ol. Bir abi ablaya mi, abi ol, abla ol. Bir ele mi, el ol. Bir kalbe mi, kalp ol. Bir yuvaya mı, yuva ol. Bir hediye mi, hediye ol.

Sevgiyle..

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

www.gizemkolcak.com

@pskdangizemkolcak

pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

Cool Hormon Serotonin

Son dönemde psikoloji bilimi herkesin ilgisini çeker oldu ve popüler bir hale geldi. Fakat popüler kültüre malzeme olmayacağından biz lisanslı ruh sağlığı meslektaşları olarak emin olsak da bir grup yeni ismi lazım değil meslekler türedi. Hayır yani senin bir psikolojin olması bu konu üzerinde söz sahibi olduğun anlamına gelmez. Bak yine çok sinirlendim, stres oldum durduk yerde ya… Neden şimdi bu kadar gerildim ben? ‘Sanırım mevsim geçişinden’ diyorsanız çok doğru yazıdasınız.

Havanın soğuması, çabucak kararması, yağış ve günlerin kısalması ile birlikte iyice kış mevsimini hisseder olduğumuz şu dönemde kendini mutsuz, umutsuz, alıngan ve öfkeli hissediyor olabilirsin. Halbuki sabah erkenden uyanıp, işe veya okula gitmek yerine tüm gün miskin miskin pijamalarınla, bir elinde tv kumandası, bir elinde akıllı telefonun instagram sayfalarında saatlerce sınırsız wifi bağlantısıyla takılmak, abur cubur yemek, boş boş zaman geçirmek istiyor olabilirsin. Tüm bu ruh hali, özellikle mevsim geçişlerinde oluyorsa mevsimsel depresyon hakkında biraz bilgi birikimi ile bu süreci daha kolay atlatabilir, atlatamıyorsan da destek almak gerektiğini fark edebilirsin.

Psikoloji biliminin çok cool ve en popüler hormonu: Serotonin !

Beynin önemli ruh hali düzenleyici nörotransmitterlerinden olan serotonin, kış döneminde azalarak zihni ve bedeni depresyona sürükleyebilir, modunuzu düşürebilir. Serotonin düzeyindeki dalgalanmalar doğrudan depresyon, saldırgan davranışlar, anksiyete ve ağrıya duyarlılığı arttırabilir.

Mutluluk Hormonu: Serotonin

Mutluluk hormonları bir arkadaş grubu gibidir aslında endorfin, oksitosin, dopamin ve tabi ki grubun herkes tarafından sevilen ve popüleri serotonin. Duygu durumlarından, sosyal ve cinsel davranışlara, öğrenme, hafıza, uyku, iştah, kas faaliyetleri gibi etki alanı yüksek bir hormon. Yani çok önemli. Özellikle depresyonla arasında güçlü bir ilişki olduğu yapılan çalışmalarca kanıtlanmış durumda. Depresyonun medikal tedavisinde antidepresan ilaçlarla kullanılıyor.

Peki mevsim geçişlerinden olumsuz etkilenmemek için neler yapabilirim?

Olabildiğince gün ışığından faydalanmak gerekiyor. Eğer ofis ortamında çalışıyorsan bile bir ara 1-2 dakika muhakkak dışarıya çıkmayı dene iyi gelecek. Eğer dışarıya çıkamıyorsan çalışma ortamını olabildiğince aydınlık tut.

Serotoninin yapı taşı olan triptofan düzeyi ezgersizle artıyor. 30 dakikalık bir yürüyüş bile serotonin seviyen üzerinde oldukça etkili. Düzenli egzersiz alışkanlığın veya imkanın yoksa ki imkanım yok düşüncesi bir bahane, işe veya okula bazı günler yürüyerek gidebilir, uzak mesafeyse ve toplu taşıma kullanıyorsan bazı günler 1 – 2 durak erken inerek yine yürüyebilirsin. Düzenli egzersiz alışkanlığı olanlar spor sonrası o mutluluk varya işta tam da o serotonin.

Ay ne iyi olurdu dediğinizi duyduğum masaj çok önemli bir etken. Stres hormonu olan kortizol seviyesi masajla düşerken yerini mutluluk hormonu olan serotonin alıyor.

Düzenli uyku kesinlikle serotonin seviyeniz üzerinde olumlu bir etki yaratıyor.

Bir instagram paylaşımımda bahsetmiştim güzel anılar, eski fotoğraflar, size yazılmış biriktirilmiş bazı notlar ve bunları hatırlamak o anı defterini ya da kutusunu açmak, bir arkadaşla paylaşmak, en basiti akıllı telefonlar hayatımızı şöyle güzelleştirsin anı kutusundan çıkan ve sana tebessüm ettiren o notu veya fotoğrafı o arkadaşınla paylaş hadi, iyi hissettiriyor.

Fazla kafein, şeker ve alkol tüketimi serotonin seviyesini düşürüyor. Baklagil, peynir, yumurta, kuruyemişler, somon ve ton balığı, tavuk ve hindi eti, tam tahıllı gıdalar ve tabi ki serotonin kelimesini gördüğün andan itibaren zihninde zil çaldıran ‘bitter çikolata’ gibi sağlıklı bir beslenme stilin olmalı. Bunun için kulaktan dolma bilgilerle değil de bir beslenme ve diyet uzmanı ile görüşebilirsin.

Ve en az bitter çikolata kadar sevdiğim, sanat. Yaratıcılığınızı ortaya koyduğunuz herhangi bir uğraş, fotoğraf çekmek, resim yapmak, mandala boyamak, yemek yapmak, tatlı yapmak, şiir yazmak gibi herhangi bir şey serotonin seviyenizi oldukça yükseltecektir. Sanat demişken kış aylarında özellikle İstanbul’da yaşıyorsan eğer sanatsal faaliyetler için imkanlar daha fazla. Kışa kötü bir şeymiş gibi bakma, bakış açını değiştirip olumlamaya başla.

Sevgiyle…

Psk. Dan. Gizem KOLÇAK

www.gizemkolcak.com

@pskdangizemkolcak

pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

Zihnim Kalbimi Nasıl Kırıyor?

‘Olumlu duyguların olumsuz duyguları yok etme özelliği vardır.’ Diyor Fredrickson ve neşe, ilgi ve tatmin gibi istenen duyguların bireyin daha mutlu ve iyi bir yaşam sürebilmek için uzun soluklu beceriler geliştirdiğini ekliyor. Peki insan için olumsuz duyguları yenmek kolay mı, çocukken öğrenilmesi gereken bir şey mi bu? Aslında bu bir gereklilik değil belki ama biliyoruz ki bir çocuğun mutluluk ve neşe gibi olumlu duygular sağlayacak potansiyelini ortaya çıkarmak için gerekli deneyimleri keşfetmesi çok önemli. Çocuk olumlu duyguları sağlayacak potansiyeli ortaya koyabilmeyi öğrenirse kaygı, depresyon ve öfke duygularını daha az yaşıyor ve olumsuz duygu ve durumlardan daha az etkileniyor.

Düşüncelerimizin, duygu ve davranışlara dönüşebildiği bir gerçek. Eğer bir insan başarısız olacağını düşünüyorsa bir şekilde buna inanıyor ve sonucunda başarısız oluyor. Peki bu nasıl oluyor? Zihnim kalbimi nasıl kırıyor? Nasıl incitiyor canımı? Ya üstelik sadece 8 yaşındaysam… Ya da 19 yaşında koca bir yetişkinsem… Cedric’e kulak verelim, ne diyordu? bu aslında belki de yıllardır gözümüzden kaçan, gülümseten; çocuğun yaşamında olay kadar o olayı nasıl yaşadığının da etkili olduğunu ve bu durumun da çocuğun tutumu, fikirleri ve düşünceleri ile şekillendiğinin bir örneğidir. Belki de o senin çocukluğundur, farkında olmadan çocukken öğrenmiştir zihnin kalbini kırmayı. İlk defa ebeveynlerin veya öğretmenin değil de belki de sen kendine güvenememişsindir.

Özgüven, kişinin kendisiyle alakalı olumlu düşüncelere sahip olmasıdır. Özgüven eksikliği, kişinin kendisine ve becerilerine karşı olumsuz tutum içinde olmasıdır. Özgüven eksikliğinin temelleri çocukluk dönemindeki yetersizlik duygusuyla atılıyor. Evet bir yazımızda daha çocukluğa indiğimize göre artık günümüze geri gelip, geleceğe yönelik özgüven problemimizi nasıl aşabileceğimize bakalım.

İlk adım her zaman olduğu gibi kendine sevgi ve şefkatle yaklaşmak. Kendine acımasız davranma. Her şey mükemmel olamaz.

Olumsuz iç konuşmalarını olumlu düşüncelerle değiştir. Değerli olduğunu sık sık hatırlat kendine.

Olumlu özelliklerini keşfet. Başarılarına, mutlu anlarına odaklan, bir liste bile yapabilirsin. Üstesinden geldiğin şeyleri somutlaştırmış olursun ve daha iyi hissettirir.

Görünüşüne, stiline özen göster, daha dik otur, daha yüksek sesle konuş.

Beslenmene özen göster ve spor yap.

Bir hedef belirle ve bu hedefi gerçekleştirebilmek için kısa vadeli hedeflerle planlar oluştur. İşe koyul.

Yeni bir yazar veya müzisyenle tanış, oku, dinle, öğrenmeye açık ol.

Seneca

Sevgiyle..

www.gizemkolcak.com

@pskdangizemkolcak

pskdangizemkolcak@gmail.com

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.