MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Başarmayı Ne Kadar İstiyorsunuz?

Dönüp arkaya baktığımızda, " vay be ! helal olsun kendime " dediğiniz "kendinizce başarılarınız" oldu mu sizin ? Hani olduğuna inanamadığınız, ama aslında uğrunda çok emek verdiğiniz başarılar... Hani kimine göre sıradan ama size göre dünyanın en önemli şeylerinden biri olan ?

Düşünüyorum da ancak gerçekten çok istediğimiz şeylere sahip olmak için mücadele veriyoruz. Kimi için aile sahibi olmak, kimi için mutlu bir iş sahibi olmak, ya da güç sahibi olmak kimi zaman. Ancak istemek yetmiyor. Çünkü var olan bizle bazı şeyler değişmiyorsa; bizle ilgili olan bir şeylerin değişmesi gerekiyor.

İşte tam da bu nokta da büyük dönüşümler gerçekleşiyor. Asla dediğimiz aslalar gerçek oluyor; acaba dediğimiz yollar çare oluyor ve biz bir şekilde, fark etmeden başaramam dediklerimizin bile galibiyetini yaşıyoruz. Imkansıza imkan bulmak; yoktan var etmek aslında Yaratan'dan ötürü bizim içimizde de bir yansıması halinde mevcut. İstemekle başlıyor işte bu döngü.

Önce baktığımız pencerenin yönünü; bu mümkün değilse manzaraya farklılıklar katmak gerekiyor. Bunu uzmanlar; "bakış açınızı değiştirin" şeklinde yorumluyor. Nasıl mı?

Eğer pencereden kafamızı dışarı çıkarıp baktığımızda gördüğümüz sadece bir duvarsa; bir başka pencereden kafamızı çıkaralım. Eger yoksa böyle bir pencere aşağı inip o duvarı kırıp; ardını gorelim... Belki bir vadi; belki de yemyeşil bir ormandır bizi bekleyen o duvarın ardında? Kim bilir bakmayı bilmedikten sonra ...

Elimizi çenemizin altına koyup kara kara düşünürken buluyoruz kendimizi... O manzaranın büyüsüne kapılıp gündüzü akşam ediyoruz günlerce bazen. Kayboluyoruz içinde hayalin. Bu noktada artık elimize defter kalem ya da bir klavye alıp kurduğumuz hayallerin resmini çizmek gerekiyor. Nerede olmak istediğimiz; kendimizi nerede görmeyi hayal ettiğimizin resmi. Sonra da teker teker sıralıyoruz adımları. Bunu uzmanlar "harekete gec" şeklinde yorumluyor.

Ve işte yola koyulduk. Artık önümüze çıkacak olan engellere, "hadi canım nasıl yapacaksın boşver" diyenlere, çok konuşup hiç bilmeyenlere karşı kulaklarınızı tıkayıp yola devam edeceğiz. Var gücümüzle çalışıp emek vereceğiz. Bunu uzmanlar "yılma" şeklinde yorumluyor.

Yavaş yavaş tamamlanacak o çizdiğimiz resim. Hatta bazen bazı yerleri silip yeniden boyayacağız. Bazıları resmi beğenmeyecek; hatta kendimiz bile. Hiç bitmeyecek eksik o resimde, çünkü renk geçişleri yapacak; detaylarla güzelleştireceğiz tuali... Ama çizilen resmin yanına o resmin fotoğrafları da eklendikçe göreceğiz ki doğru yoldayız... En sonunda asmak için duvara ; benim emeğimdi diyeceğimiz bir tablo çıkacak meydana... İşte buna uzmanlar bile diyecek söz bulamıyor.... Sözün bittiği yerde; yürekten istediğimiz ve uğruna türlü mücadeleler verdiğimiz hayallerimiz gerçek oluyor...

Hayallerinizin peşinden gitmeniz ve o hayalin elini hiç bırakmamanız dileğimle,

Serap Oğuz Tan

www.seraptan.com

sosyal medya : @serapoguztan

Yazının devamı...

Doğum Meselesi

Ne kadar takmıştım kafaya... Normal doğum yapacağım, her şeyin en güzeli, en ideali doğal olanı diye... Ne de çok mana yüklemiştim doğum meselesine. Eğitimler almış, kitaplar okumuş, sohbetlere katılmış evde eşimle egzersizler yapmıştım. Normal doğuma ruhum hazırdı da vücudumu da hazırlamak için ne yapılabilirse yapmalıydım. Ruhum hazırdı ; hazır mıydı sahi?

38. Hafta civarı bir tanecik Tanemim doğacakmış gibi yaptı. Antalyada yaşayan aileme haber verdim hemen annem geldi... NST ye bağlandık karnımdaki yavru ile doğum sancıları mıydı? Hep takip ediliyordum. Bir gece o kadar yükseldi ki sancılar; babam da atladı geldi Antalya'dan. Doğuracağım diye. Bir gece hastanede doğum yapacak psikolojisinde deneyim yaşadım:) Sadece bu. Doğmak için henüz acelesi olmadığını anlatmanın bir yoluymuş bu meğer.

2 Hafta boyunca iki gunde bir NST ile ölcülen sancılar sonunda anladık ki bu minik kuşun gelmesine daha var. Bu arada ebemizin önerdiği egzersizlere kaldığımız yerden devam ederek kendimi normal doğuma hazırlamaya devam ediyorum. Pozitif doğum hikayeleri filan okuyorum. Ama 40. hafta itibari ile artık her şey hikaye benim için. Tek istediğim şey, kızıma sağ salim kavuşup onu kucağıma almak.

Doktorumla konuşuyoruz. Doğum belirtisi yok, beklenen açılma, suyun gelmesi sancıların duzenli olması gibi belirtilerden bahsediyorum. 40 haftanın başında olması gereken bu belirtiler bizde yok. Bıraksanız 50 hafta daha ıceride yasamaya devam edecek bu yavrucak. Ama fizyolojik durum pek oyle keyfe keder haline musaade etmiyor. Kordon bağı kireclenmeye ; dolayısı ile dogum risk taşımaya başlıyordu. Kendi kendine gelmezse 19 Kasıma dek ; biz sezaryenle doğum yaptıracağız dedi değerli doktorum. Bir moralim bozuldu ki!

O kadar hazırlık yaptım, normal doğuramayacak mıydım? Şimdi normal doğumdan korktuğumu mu düşüneceklerdi? "Yapamadı" mı olacaktım?

19 Kasıma randevulastık doktorumla. Gidip odamı seçtim. Süslemeler için yakın dostum Zeynep yardımcı oldu. Büyük gün bir kaç gün içinde gerçekleşecekti...

Ve normal yolla gelmek istemeyen sevgili yavrumun karnımdan koynuma geldiği ana dek yaşadığım , her anına şahit olduğum o harika doğum gerçekleşti... Epidural Sezaryen yontemi ile yani sırtımdan takılan bir iğneden verilen ilacla belden aşağı kısmın uyusturularak alt karın bölgesinden kızımın çıkarılması ile hayatımın en ama en güzel anını yaşadım... Onun içimden an be an çıkarıldığı o en guzel anlar ve birazdan göbek bağı kesilince alıp koynuma geleceği ; emzireceğim o anların her birine ağrım sızım olmadan ve hiç zaman kaybetmeden şahit olmak benim için çok güzeldi.

Onca ay kendimi boşuna şartlamıştım. Meğer normal doğumu istememin tek nedeni onun doğum anında her şeye şahit olmakmış. Meğer sezaryen ile de bu mümkünmüş.

Normal doğum için çok mücadele vermiş ve sonunda epidural sezaryen ile yavrusuna kavuşmuş bir anne olarak anne adaylarına tek tavsiyem, kendinizi en iyi hissedeceğiniz yöntem ne ise onu seçin. Zaten yavrunuz seçiyor kendi doğum yöntemini. Size de sadece ona yardımcı olmak kalıyor. Siz mutlu olacagınız ve geriye dönüp baktıgınız zaman harikaydı dediğiniz anılarla dolu bir doğum istiyorsanız her şeyi bilin. Her nasıl bir yol olacaksa olsun en iyisi olacagını hayal edin. Her şey sizde bitiyor..

Mutlulukla,

Serap Oğuz Tan

@serapoguztan

www.seraptan.com

serapoguztan@gmail.com

Yazının devamı...

Bebeklerimizde Öz Bakım Becerilerini Geliştirmek

Minik yavrularımız hayatlarının genellikle 3 yılını anneciklerine bağımlı olarak yaşıyorlar. Tabi bu ilk 3 yıl da kendi arasında çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişimine bağlı olarak kendi arasında evrelere ayrılır. İlk 6 ay sadece anne sütü ya da mama alan bebeğimiz 6. aydan sonra ek gıdaya başlar. Ebeveyni besler, altını değiştirir, üstünü giydirir, ortamın fiziksel şartlarını çocuğuna uygun hale getirir, onu temizler ve büyütür.

Ek gıda ile birlikte ben kendi kızıma beslenme konusunda kendi kendine besinleri keşfetmesi için yardım ettim. İlk onceleri kaşıkla yedirilmesi gereken besinleri benim yardımımla ; meyve ve sebzeleri ise tutarak kendisi yiyordu. Kısa bir süre sonra kaşığı tutma isteğine karşı koyamadım ve gerek minicik parmaklarını yemeğe bandırarak gerek kaşığı agzı yerine burnuna sürerek de olsa kaşıkla yemeyi öğrendi.

Öz Bakım Becerilerinin gelişmesi için biraz rahat bir ebeveyn olmak da kurallardan biriydi. Çocuğu cesaretlendirmek , anne baba olarak kendimizi bir parça geriye çekmek bu manada önemliydi. Once bizi taklit edip sonra kendisi aynı davranışı yapan minik yavrularımızın kendi işlerini kendilerinin hallettiğini görmek bir nokta da bizler için de; bebeğim büyüyüp çocuk oluyor algısını geliştiriyordu.

2 Yıl boyunca anne sütü alan kızım ve diğer süt bebekleri için anneye bağımlı olma durumu, kucağa da alışma durumunu beraberinde getiriyor. Hali ile birlikte uyumak, birlikte takılmak kaçınılmaz olabiliyor. Bu duruma sürdürülebilir bir uyku eğitimi yöntemi ile çözüm buldum ve kızımın yanında ben olmadığım zamanlarda da uyuyabildiği gerçeği ile mutluyum.

Ayakkabılarını çıkarma ve ayakkabı dolabına koyma kuralını 2 yaşında öğrenen kızım, artık mevsimine uygun ayakkabı seçme konusunda da uzmanlaştı :) Canı istediği zaman kendi ayakkabısını kendi giyip kendi çıkarak çocuklarımızın artık kendi tercihleri olduğunu da unutmayalım :) Kendi seçtiği kıyafetleri cok zor bir giyme metodu yoksa kendi giyiyor ve kendi çıkarıyor. Oldukca pratik yontemlerle yaptığını gorunce; ona guvenmekte ne kadar haklı olduğumu hissediyorum.

3 Yaşından once yavas yavas bir çok oz bakım becerisini kazandırmak aslında biz ebeveynlerin elinde. 2 Yaşında bezi çıkarıp tuvalet alışkanlığı kazanmasını; bilinçli bir tuvalet eğitimine ve tabi ki sabırlı bir ebeveynliğe bağlıyorum. Oldukça stresli olan bu eğitimi kolay atlatmak ya da pes etmek yavrularımızın cinsel gelişiminden psikolojik gelişimine dek her şeyini etkiliyor. Kızmadan, sabırla, cesaretlendirerek ve tüm bu oz bakım becerilerini kazanmanın onu büyüttüğünü belirterek bu süreci başarı ile tamamlayabilirsiniz.

Tabi tüm bu süreçlerde deneyimli annelerden yararlanmakta fayda var :) Benim naçizane önerebileceğim bir kaç tiyo işte burada :

-Giyinme konusunda öncelikle onlara giysilerimizi nasıl giydiğimizi uygulamalı olarak anlatabiliriz. Fermuarı yerleştirip çekme aşamasını öğrenmelerini bir anda bekleyemeyiz ama siz yerine yerleştirdikten sonra cocugunuzdan yukarı cekmesını ısteyebilirsiniz :) Duğme ilikleme olayı bizler için bile çoğu zaman zor; geniş ilikli kıyafetler ya da çıtçıtlı giysiler tercih edebilirsiniz. Düğmelemeyi de 3 yaş itibari ile öğrenebilirler :)

-Bağcıklı teferruatlı ayakkabılar yerine cırt cırtlı ayakkabıları seçerseniz onları yapamadıkları zaman basarısız olma duygusu ile vazgeçirmemiş ; cesaretlendirip zamanı gelince bir sonraki aşama için hazırlamış olursunuz.

-Tuvalet alışkanlığı konusunda ona kişisel temizliği , sifonu kullanmayı ve elleri yıkamayı öğretmeniz yine zaman alsa da okul dönemi yaşına geldiği zaman sizi çok mutlu edecek sonuclara neden olacaktır. Sevdiği renkte bir basamak almayı unutmayın :)

-Banyoyu keyifli hale getirmek için şampuanını, lifini birlikte seçebilirsiniz mesela:) Bir de sevdiği oyuncakları ile birlikte banyo keyfi ona çok eğlenceli gelecektir

- 1 yaş itibari yavrumun dişine / yaşına uygun diş fırçasını alışkanlık kazanması için eline vermeye başladım. Ve karşısında dişlerimi fırçaladım. O da bunu çok kısa birsüre sonra ogrendı :) Şimdi 3 yaşında olan kızım, florursuz diş macunu ile dişlerini bir yetişkin gibi fırçalayabiliyor. Diş Macununu mu? Evet hala yemek istiyor :))

Ebeveynler ve çocukları arasındaki bu ilişki çocuğun anne babaya bağımlılığını azaltıp ; bağlarını kuvvetlendiriyor. Çocuğun özgüveni yükseliyor ve mutlu bir çocuk oluyor. Tabi bunları yaparken çocuklarımızı başka cocuklarla kıyaslamıyor; her çocugun kendi fiziksel ve zihinsel gelişimine uygun zamanlarda öz bakım becerisi kazanabileceğini unutmuyoruz :)

Sevgi ile...

Serap Oğuz Tan

@serapoguztan

@mutluannelerplatformu

@mutluvilla

Yazının devamı...

Muhteşem Aşk

Aşk dedikleri; hani karşısındaki insanı en güzel / en yakışıklı gösteren heyecanlı , sıcacık, derin, karşı konulamaz ve yükseklerde hissettiren safi iç güdüsel duygu ... Kimi çocukken yakaladığı bu eşsiz duyguyu ömrünün sonuna dek yaşıyor; kimi gençlik döneminde; kimi ise ikinci baharında... Bir de derin aşkı hiç yaşayamadan veda edenler var hayata. Ki en talihsizi sanırım bu.

Sahi kim daha çok hak eder aşkı? Kasları olmasa da şefkatli bir omzu olan adam mı daha iyi hissettirir kadınını; yoksa gücü ile yumruğunu masaya vuran mı? Harika fiziği ve güzelliği ile baş döndüren bir kadın mı daha kadındır yoksa en güler yüzü ile hazırladığı yemeği sevdiceğine yediren mi? Hayal ettiği pahalı ayakkabıyı kendisine hediye alan bey mi daha çok hak eder aşkı; yoksa birer çift papuçla yürüdüğünüz bu hayatta asla yarı yolda bırakmayacak bir bey mi? Hah.. Bir de sevgi ile aşk ile başlayan; sıradanlıkla devam ederken bir başkasına kaptırılan kalpler var ... Hangisi aşk, hangisi emek, hangisi gerçek hangisi sahte...Karışıyor insan kimi zaman değil mi?

Ama aşkı konuşmak değil niyetim şu an... Zira aşktan daha da önemli değerler var : aşkı korumak, saygı duymak, yüceltmek sevgi ile ve ilelebet tutmak gibi...

Geçtiğimiz gün izlediğim bir filmde beni en çok etkileyen sahne ; dünyaca ünlü ve çok güzel bir kadının; onu sahneye çıkartan evli bir erkeği baştan çıkarmaya çalıştığı sahneydi. Söz konusu bey de kadından çok etkilenmişti ama kadının bir ilişki başlatmasına izin vermedi. O büyülü dünyada engellenemeyen duygulardan başı dönse de; son anda kendini dizginleyip ailesine sarılmayı bilen bir adamın tavrıydı beni etkileyen... Muhteşem Showman isimli bu müzikal drama, aile kavramını harika bir kareografi ile işlemiş ve aynı zamanda fiziksel farklılıkları yüzünden toplum tarafından aşağılanmış kişilerin de sevilmeyi ve kabul edilmeyi hak ettiğini işleyen bir hikayeydi.

Şişman, kısa, uzun ya da zayıf... Gorunusu size hoş gelmeyen biri; bir başkası için aşktır belki? Tutunduğunuz zenginlik, güzellik, mevki vb. geçici nedenler bir gün yerini doldurulamaz boşluğa bıraktığı zaman tutunacak gerçek bir nedeniniz yoksa boşa geçen yıllara ah edersiniz... En zor anda sadık kalabilmek, gerçek aşkı hatırlamak ve yüreği ortaya koymak gerek bazen...

Aşkı kimin daha çok hak ettiği değil; bizim aşkı doyasıya yaşamak için ne kadar emek verdiğimizdir önemli olan...

Sevgiyle...

Serap Oğuz Tan

@serapoguztan

Yazının devamı...

İnatçı ve Huysuzluk Yapan Çocukla Başa Çıkma Yöntemleri

Ozellikle de 2-4 yaş arası çocuğu olan yakın çevremdeki arkadaşlarımdan duyduğum yakınma : çocuğum çok inat , huysuz !

Çocuğunuz dünyanın en sevimli bebeğiyken birden bire huysuz, asi ve sinirli bir çocuk haline dönüştüyse bir durup düşünmek gerek. Acaba neden ? Bir yerlerde yanlış mı yapıyoruz yoksa doğal ve o yas grubu cocuklarda sık gorulen bir durum mu...

Biz anneler bu durumu içinden çıkılamayacak bir sorun gibi görüp, çocukla dışarıya çıkmanın birer eziyet olduğu kanısına varabiliyoruz zaman zaman. Böyle hissediyorsanız yalnız değilsiniz :) Çünkü cocuklar kendi kişiliklerini farkedip birer birey olduklarını dış dünyaya kanıtlama çabasındayken biz ebeveynler çaresiz hissedebiliyoruz. Kim bu çaresizliğe hiç ummadığı bir zamanda ve mekanda düşmek ister ki :) Herkes kendince yöntem buluyor.

Ancak bu durumların geçici olduğu tesellisi ile süreci doğru yönetmek yapabileceğimiz tek şey.

Patronun kim olduğunu göstermek için verdikleri onca uğraşı minnoş bir varoluş mücadelesi gibi düşünüp anlayışla karşılamak bizi de rahatlatacaktır.

En sevdiği şeyleri bile sunsanız reddedebilecek bir dönemde olabiliyor , ne kadar sabırlı davransanız da vurma, bağırma, ağlama nöbetlerine girme eğilimlerinde bulunabiliyorlar.

Uzmanlar, ağlama nobetlerinde çocukları kendi kendilerine sakinleşmeleri için kendi haline bırakmayı oneriyorlar Ben bu tarz donemler yasadıgımda elımden geldiğince sabırlı olmaya çalışarak sakinleştirme yöntemlerimi devreye sokuyorum. Bende işe yarayan bu yöntemleri sizinle de paylaşmak isterim.

*Uyku saati geçtiği için huysuzluk yapıyorsa tüm fiziksel aktiviteleri yavaşlatıp sakinlik kazanabileceğimiz sessiz bir odaya geçiyoruz. Evdeysek zaten direkt onun odasına. Uyku rutini için pijama giymek, sevdiği bir kitabı okumak ve huzurlu bir uyku müziği açmak kızımda işe yarıyor.

*Okulda arkadaşları ile yaşadığı olumsuz bir durum mu oldu? Oyuncak kavgası gibi minik kavgalar bu yaş grubu cocuklarda olabiliyor. İstemeden birbirlerinin yüreklerini kırabiliyorlar ama şanslı ki cocuklar cabuk affediyor. Eğer yaşadığı gergin günü size şiddet eğilimi ile yansıtıyorsa siz de onu dinleyip anladığınızı hissettirebilirsiniz. Ben yansıtma tekniğini kullanıyorum, bana zarar vermek istediği için değil yasadıgı seyın onu nasıl incittiğini gostermek için o davranışı sergilediğini anlıyorum. Anlaşıldığını hisseden cocugum da sakinleşiyor ve bakış açısını değiştiriyor.

*Ozellikle de hasta ise çocuklar huysuzlasabiliyor. Hani eskilerin bir söz var hasta oluğuna değil; huyunu değiştiğine yanarım diye. İşte bu donem bizim için de zor olabiliyor. Bu donemde yemek yemeyi reddedebiliyor. Ben yedirmeye kalksam, kaşığı ittiriyor. Ona yemek yedirmeden iyileşemeyeceğini düşünen ben ve benim gibi anneler için zor olan bu süreçte bulduğum tek çözüm; öğün aralarında abur cubur vs vermeden acıkmasını beklemek ve o surecte yemek yemesını saglamak oluyor. Bir de vitamini proteini bol bir kaç lokma boğazına girdiyse yetinmeyi öğrendim :)

*Ola ki herhangi gergin bir diyaloga denk geldi; o zamanlarda da cocuklar tepkisel davranabiliyor. Ozellikle de ebeveynler arasında zaman zaman oluşan tartışmalara çocuklar sahit olabiliyor. Tartışmanın sonunda bir uzlaşma yaratmak ve kucaklaşıp olayı tatlıya bağlamak da güzel bir sonuc almamıza yarayabilir. Birbirini seven insanların da zaman zaman anlaşmazlığa dusebileceğini ama sonra konuşarak anlaşıp sorunu çözebileceğine bundan daha güzel örnek olamaz :)

* Hayır dediğiniz bir konuda istediğini yaptırana dek her türlü yalvarış, demogoji, huysuzluk ve ters tepki gosteren yavruya karşı tutumunuz nasıl ? Sağlığı ya da guvenliği için uygun olmayan bir şeyi yapmasına, almasına izin vermediğimiz zaman sonunda aman ağlamasın sussun diye dediğini mi yapıyorsunuz? Ben yapmıyorum. Anlatıyorum neden hayır dediğimi ve mantıklı bulması için ugrasıyorum. Yok olmadı ilgisini dagıtıyorum illa ki daha ilginç ve eglenceli bir konu buluyorum sonucta vazgeçiyor :)

İşte bu tarz durumlar sizde bizde birçok ailede yasanan durumlar. Ve doğal :) Minik yavrularımıza kızmayalım; onları anlamamız için daha cok sabra ve taktiğe ihtiyaç bunu biliyoruz ; kendimize motivasyon kaynakları yaratalım... Ancak mutlu bir anne mutlu bir ailenin temelini oluşturabilir unutmayalım :)

O zaman şimdi rahat bir nefes alıp onları sevgi ile buyutmeye devam edebiliriz :) Ne dersiniz?

Sevgiler,

Serap Oğuz Tan

@serapoguztan

@mutluannelerplatformu

@mutluvilla

Yazının devamı...

Idol Olmak mı Fenomen Olmak mı?

Günümüzde sosyal medyanın özendirici yönleri yüzünden çok aile mutsuz. Hayatın gerçek kesitlerini tam anlamı ile yansıtmayan çoğu sosyal medya kullanıcısı yüzünden çoğu anne kendini yetersiz hissetmekte. Çoğu çocuk doyumsuz. Hedefler sonuçsuz ve gidişat olumsuz. Bu kadar eksi yönü olmasına rağmen yine de Fenomen olmak günümüzde neredeyse herkesin hayali... Özellikle de çocuk yaşlarda ellerden düşmeyen akıllı telefonlar, tabletler -sözüm ona susturucular - yuzunden klişeleşmiş yeni nesil hayal akımı FENOMEN olmak.

Eskiden popçu olmak, topçu olmak, manken olmak ne kadar popüler ise şimdi de teknolojik ünlü yani fenomen olmak o kadar önemli.

Teknoloji ile en iyi fiziğe ya da değme makyaj artistlerini sollayacak güzellikte makyaj uygulamalarına sahip bir kadın olabilirsiniz. Ya da göbeğinizi tek hamle ile yok edecek bir uygulama ile üçgen vücutlu bir beye dönüşebilirsiniz. Çocuğunuza sarılarak çekileceğiniz bir profesyonel fotograf ile muhteşem anne modeli çizebilir; hatta fenomen anne bile olabilirsiniz.

Sekiz senedir içinde olduğum sosyal medyada bugüne dek yüzlerce fenomen ya da fenomen adayı ile oturup kalktım. İçi doldurulabilir içeriklerle takipçilerini besleyen de vardı içinde; arkasına aldığı rüzgarla bir hışım esip hızlıca düşen de.

Bir sosyal medya hesabı açıp, güzel fotoğraflar yükleyerek kısa sürede sizler de takipçi kazanabilirsiniz. Satın alıp on binlerce takipçi; sonra onlara öz takipçilerinizmiş muamelesi yapıp reklam ve iş birliği için bütçeli iletişim kurmalarını da isteyebilirsiniz. Artık bunlardan binlerce var! Ama farklı olmak gerek sanki...

Ancak amacınız fenomen olmak ise sansasyon yaratmanız gerek. Bunu doğallığınızla yapabilir sahici ve kalıcı olabilirsiniz. Harika bilgiler paylaşabilir; hayat görüşünüzle bir çok kişiye ışık olabilirsiniz... Sizin gibi gerçek fenomenlere ki bence İdollere ihtiyaç büyük! Ama doğallığınıza ve gerçekliğinize güvenmiyorsanız aşağıda paylaşacağım konulara bir göz atın. Bakalım Fenomen olmaya giden yolu sevecek misiniz?

Seçim sizin.. İdol olmak ya da Fenomen olmak işte tüm mesele bu!

Ama siz siz olun gördüğünüz duyduğunuz her şeye inanıp kendinizi kötü hissetmeyin. Sevgi ve saygı ile kurduğunuz dostluklarınıza, ailenize, yuvanıza sımsıkı sarılın. Sosyal medyayı da kıvamında kullanıp özünüzü yaşayın...

Sevgiler

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.