MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

24 Kasım Öğretmenler Günü

Dünyada öğretmenlik meslek değil, Öğretmenlik emek, öğretmenlik fedakarlık, öğretmenlik beklentisiz yapmak, yaşatmak ve öğretmek. Mutlu, mücadeleci, sabırlı, hedefleri olan bireyler kazanmak. Bir çocuğun büyüdüğünde kendisine sevgisini ve ilgisini veren Öğretmenini hatırlaması özlemesi, görmesi ne kadar güzel bir şans. Ve eğer okuduysam ve eğer bir meslek sahibi olduysam, ve hala hayata dair hedefler koyuyorsam bu benim şansım, Öğretmenim sayesindedir. Benim Öğretmenim, yaşamında mücadelenin en onurlusunu yaşamış, asla şikayet etmemiş, dimdik duruşunu hiç bozmamıştı. Tanıdığım o günden bugüne onurlu mücadelesine devam etmiştir.

Ve hala nefes aldığı sürece kalbinin benim kalbimle attığını bilmek, yaşadığım her anı, kendi çocuğumu bile onunla paylaşmak kadar büyük bir şansı yaşamayı her öğrenci yaşamalı. Hayatta her çocuk öğretmeniyle tamamlanmalı. Ben seninle tamamlandım Nurel Ay!.. Her çocuğun içinde hayalleri var, her çocuğun içinde geleceğine yön verecek yetenekleri var. Keşfeden öğretmen gördüğü manzaradan mutluluk duyar. Hayallerime destek olduğunuz için, bana güven verdiğiniz için siz daima var olun öğretmenim. Şimdi bende otuzuncu yılıma doğru ilerlerken mesleğimde, küçücük çocukların kalbini tutmakla meşgulüm.

Şimdi öğretmen arkadaşlarıma da idealizmden bahsediyorum, mücadelemizin gelecek için ışık olacağından, dürüst olmaktan, yalansız eğitimden, sevgi dolu barışçıl yaklaşımdan söz ediyorum.

Demiş ya şairimiz “dünyayı güzellik kurtaracak ve bir insanı sevmekle başlayacak her şey!...”

Biz Eğitimcilerin sorumluluğu o kadar büyük ki Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi “aldığımız sorumluluğun yükü ölümden ağır” Tarih boyunca öğretmenlik için en güzel sözlerde yazılsa

fazlasıyla hakkedilmiştir. Bunca zor zamanların içerisinde, hayata dair en güzel formülü vermek ancak öğretmenin onurlu duruşuyla, güzellikleri yaşaması ile olacaktır.

Geleceğin en idealist, en sevgi dolu Öğretmenlerinin

ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜ YÜREKTEN KUTLARIM!

Serap Yavuzyaşar Özay

Yazının devamı...

Unutulmaz Günlerim; "Yaz Tatilleri"

Çocukluğumdan bana kalan en güzel anılar yaz tatillerine ait olanlardır. Başka başka illerde yaşayan ve aylardır özlemini çektiğim arkadaşlarım gelecek. Ne kadar büyüdüğümüzü, boylarımızın aynı olup olmadığını, okulumuzu, kısaca ayrı iken yaşadıklarımızı anlatacağız birbirimize. Sohbetlerimiz, paylaşımlarımız çok değerli olacak.

Kaç gün kalırlarsa o kadar zaman bizim için değerli olacak. Piknikler, oyunlar planlayacağız. Zaman öyle dolu dolu geçecek ki, ne zaman uykuya daldığımızı hatırlamayacağız.

Babaannemizin, Anneannemizin, Dedelerimizin ziyaretlerine gideceğiz. Onlar bizi çok özlemiş olacaklar, en çok sevdiğimiz yemekler ve sürpriz pastalar yapılacak. Harcamadıkları ve torunlarına ayrılan paralar çıkacak keselerinden harçlık adı altında.

Gidin bakkaldan ne istiyorsanız alın diyecekler gururla…

Annelerimizden ve Babalarımızdan yönetimi ele alacaklar. Torunlar, gayet göz açıklığıyla bu durumu kullanacak. Çocuklar için en büyük mutluluktur Babaanne, Anneanne ve Dedelerimiz.

Unutulmaz anların mimarıdır çünkü yaşlılarımız.

Ben bütün madalyalarımı çocukluğumda kazandım ancak kimse tebrik etmedi, beni ve madalyalarımı görenler şaşkındı, geçmiş olsun çok mu ağır yaran diye soruyorlardı. Ancak bir madalya çocukken eğlenirken, oynarken, zamanı ve mekanı unuttuğun anda kazanılır.

Çektiğin acıya katlanmakta hiç zor olmuyordu. Çamurla oynamak, bitki yetiştirmek, hele de varsa bir hayvanı beslemek çocukluğun unutulmaz anlarıdır. Farkında olmadan ilan ettiğin özgürlük, farkında olmadan mutlu ettiğin kendin, arkadaşların ve akrabaların. Paylaşımların anlam kazandığı en güzel tatiller “yaz tatillerim”

Bütün anne, babalara ve çocuklara mutlu tatiller!

30.07.2017

Serap (Yavuzyaşar) Özay

Yazının devamı...

Her çocuk değerli

Çocuk, değerli olduğuna inanmalı, herhangi bir konuda fikri olmalı, bir şeyler önermeli ve kendi kendisiyle ve çevresiyle barışık olmalıdır. Öz güven sahibi, ne istediğini bilen ve paylaşmaktan çekinmeyen bireyler yetişmeli.

Peki bu nasıl olur?

Elbette eğitimin sunduklarıyla olur. Birey olduğunun farkına varan, saygı duyulan ve en önemlisi düşünen çocukbunu yapabilir.

Yaşamda her insanın içinde belirli konularda gizlenmiş yetenekler vardır. Bazen fark edilip kullanılır bazen de hiç fark edilmez ve kullanılamaz. Asıl öz saygı çocukların gizli yeteneklerini bularak ve kullanmasını sağlayarak açığa çıkar.

Elbette ki bu konuda aile tutumu önemli ancak asıl eğitim ve eğitimci yaklaşımı daha da önemli olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konu günümüz eğitim sistemimizde gerektiği kadar önemsenmemektedir. Ebeveynlerin belki gelecek kaygısı, belki çocuğun sadece okul ve sınav başarısı ancak tercihlerini kendisinin isteği konulara yöneltmeyen, araştırmayan çocuklar bu hayatta mutlu olamamaktadırlar.

Eğitimin öncelikli hedefi, birey olarak çocukların kendisini sevmesi, ayaklarının yere sağlam basması ve ne istediğini bilmesi, istediklerinin arkasında durabilmesidir.

Çocuklarda kişilik gelişimi ancak kendileriyle ilgili konularda fikirleri alınarak olur. Evde ve sınıflarında sorumluluk vererek, kararlarımıza onları da dahil ederek olur. Varlıklarını önemsemek ve değer verip, saygı duymak, onları topluma mutlu bireyler olarak taşıyacaktır.

Eğitimde geleneksel yaklaşımı unutup, kalıplarımızı bırakmalıyız. İtaatkâr, ezberci çocuklar yerine soran ve sorgulayan çocuklar yetiştirmeliyiz.Ebeveyn ve Eğitimciler olarak farkındalıkları yüksek, eleştiri yapan ve yapılan eleştirileri kabul eden çocuklar istemeliyiz.

Olmayan yada olamayan bir yaklaşım gibi görünse de, günümüz çocukları ve gençleri de yüksek kapasiteleriyle, biz eğitimcilere olması gereken eğitimi davranışlarıyla gösterecek, öğreteceklerdir.…

İnanıyorum,umutluyum, mutluyum!...

28.03.2017

Serap Yavuzyaşar ÖZAY

Yazının devamı...

Eğitimde yeni bir bakış açısı mümkün mü

Yeni bir eğitim anlayışının mümkün olup olmadığı son zamanlarda sıkça tartışılan bir konu. Bu meselenin günden güne daha da önemli hâle gelmesi geleneksel eğitimin, ailelerin ve öğrencilerin karşılaştığı sorunlara cevap verememesinden kaynaklanıyor.

Eğitimde reform alanında öncü bir ülke olan ve tüm dünyaya, başarılı yerel eğitim sistemiyle örnek teşkil eden Finlandiya’dan bu konuda öğreneceğimiz pek çok şey var. Okul reformu alanında çalışan Finlandiyalı eğitim uzmanı Pasi Sahlberg, şu anda dünyada 75 milyon gencin işsiz olduğuna ve bu gençlerin muhtemelen hiçbir zaman iş bulamayacağına dikkat çekiyor.

Sahlberg, giderek ağırlaşan bu sorunun benimsediğimiz geleneksel bakış açısıyla çözümlenemeyeceğini söylüyor. Bizler, anne-babalar ve eğitmenler olarak başka bir kuşağın, bambaşka bir bakış açısının ürünüyüz.

Sahlberg’e göre bizler, eğitim almak istediğimiz alanı seçip üniversiteye giden, diploma alan, sonra bir iş bulup yıllarca aynı işte çalıştıktan sonra emekli olan bir neslin çocuklarıyız. Fakat günümüzde tek bir işte hayat boyu çalışıp emekli olmak büyük bir lüks ve çocuklar bu gerçekliğin farkındalar. Yani gelecek belirsizlikler ve çeşitli zorluklarla dolu. Veliler olarak yapmamız gereken çocuklarımıza bu dikenli yolda ilerlerken hem yardımcı olmak hem de içinde bulundukları koşulları dikkate alarak onlarla empati kurmak.

Sahlberg empati kurmanın anne-babalar için ilk başta çok kolay olmayacağını da belirtiyor. Çünkü empati kurmak demek karşınızdakini anlamak ve aktif bir çabayla ona destek olmak anlamına geliyor. Çocuklarımız, “Neden üniversiteye gitmem gerekiyor?” diye bir soru yönelttiklerinde onları anlayıp bu sorunun temelinde yatan kaygıyı ve farklı bakış açısını görebilmemiz gerekiyor.

Sahlberg’e göre, çocuklarımız kabul edilemez gibi görünen bir soru yönelttiklerinde bile durup onları dinlemeliyiz. “Ben üniversiteye gittim, sen de gideceksin” ya da “Ben okuyamadım ama sen üniversite okuyacaksın” gibi yaklaşımların eğitimde aradığımız reformu getirmesi mümkün değil. Anne ve babalar olarak tüm bu soruları ciddiye almalı, çocuklarımızın isteklerine saygı duymalıyız.

Pasi Sahlberg, gelecekte üniversite diploması sahibi olmanın eskisi kadar önemli olmayacağını da belirtiyor. Üniversiteye gitmemeyi tercih eden gençlerin sayısının artacağını ve bu gençlerin yeteneklerini ve becerilerini kullanarak üniversite mezunlarından daha fazla gelir elde edebilecekleri iş alanları yaratabileceklerini söylüyor.

Peki çocuklarımızı bu değişen ve belirsiz geleceğe nasıl hazırlayacağız?

On beş-yirmi yıl öncesine kadar iyi eğitim, öğrencilere temel bilgileri veren ve onları uzun vadede gidecekleri diğer okullara hazırlayan ve sonrasında da iyi gelir getiren bir iş bulmalarını sağlayan bir süreç olarak görülüyordu. Ancak bu eğitim anlayışının yeni kuşakların ihtiyaçlarına karşılık vermediği görülüyor. Bu nedenle, iyi eğitimi çocuklarımızın iyi üniversitelere girmesini ve iş bulup iyi bir çalışan olmasını sağlayan bir süreç olarak görmekten vazgeçmemiz gerekiyor. Çocuklarımız aldıkları eğitimin neticesinde başkalarının sunduğu fırsatları yakalayabilen kişiler değil, yaratıcılıklarıyla kendi fırsatlarını da yaratabilen bireyler hâline gelmeli. Genç nüfusun artmasıyla ve ekonomik daralmayla beraber istihdam imkânlarının da azaldığı düşünüldüğünde gençlerin kendi fırsatlarını yaratabilen bireyler olarak eğitilmesi bir gereklilik hâline geliyor. Üniversite mezunu işsiz gençler yerine kendilerine iş imkânı yaratabilen bir genç nesle ihtiyacımız var.

Okulların Rolü

Okullar artık bilginin tek adresi değil. Küreselleşme, iletişim teknolojilerinin gelişmesi, kitaplara ulaşmanın kolaylaşmış olması bilgiyi daha ulaşılabilir hâle getirdi.

Bu noktada okulların rolü de değişmeli. Okul çocuklara salt bilgi aktaran bir kurum olmaktan ziyade, onlara doğru bilgiyi seçmeyi öğreten; kendileri, dünya ve diğer insanlar hakkında daha fazla şey öğrenme isteği aşılayan bir kurum olmalı. Yani çocukları bilgi bombardımanına tutup öğrenme aşkını söndüren değil, öğrenme isteğini sürekli tetikleyen bir eğitim sistemi benimsenmeli. Hepimiz biliyoruz ki sadece sınavlara yönelik olarak çalışan, iyi bir üniversiteye giren ve sonrasında öğrenme aşkını kaybettiği için evinde tek bir kitap bile bulundurmayan pek çok insan var.

Hâlbuki eğitim insanı bilmekten ve öğrenmekten bıktıran bir yaklaşım benimsememeli. İnsanı daha çok öğrenmeye, yaratıcı olmaya, yeni bilgiler edinmeye karşı heves duymaya yönlendirmeli. Her türlü bilginin okul dışında da öğrenilebildiği dünyamızda okulun asıl amacı öğrencilerin güçlü olduğu alanları, gerçek yeteneklerini ve tutkularını gün ışığına çıkarmak olmalı. Eğer çocuklarımız hayatta ne yapmak istediklerini, onları nelerin mutlu edeceğini ya da topluma nasıl katkıda bulunacaklarını bilmiyorlarsa, sınav sonuçları ne kadar iyi olursa olsun gerçek başarıya ve mutluluğa ulaşmaları mümkün olmayacaktır.

Anne ve Babaların Rolü Ne Olmalı?

Profesör Sahlberg, çocuklarımız için her şeyin en iyisini istesek de zaman zaman durup beklentilerimizi gözden geçirmemiz gerektiğini söylüyor. Çünkü çocuğun iyiliği içinmiş gibi görünen şeyler genelde bizim hayallerimizin birer uzantısı oluyor. Sahlberg’e göre çocukları kendi içsel yeteneklerini göz ardı eden, hatta bunlara ters düşen şeyler yapmaya zorlamak uzun vadede onlara büyük zarar verebilir.

Gelecek ve iş piyasasının koşulları belirsiz olsa da anne ve babaların elleri kolları bağlı değil. Gelecek ne getirecek olursa olsun çocukların yargılarına, hayattan beklentilerine ve yeteneklerine güvenip bize tuhaf gelen yeni fikirleri anlamaya çalışmak ve her ne olursa olsun duygusal desteği esirgememek çok önemli. Çocuklar ana-babalarının onları sevdiğine, ilgi gösterdiğine ve koruduğuna inandıkları sürece başarılı, sağlıklı ve mutlu bireyler olarak hayata atılacaklardır.

Gelecek, sorunlara gebe olsa bile bu sorunların bir aile olarak hep birlikte aşılabileceğini bilmek çocuklarımızın üzerindeki baskıyı azaltıp yeteneklerini ön plana çıkarmalarını sağlayacaktır. Çocuklarımıza gereksiz kaygılar yüklemeden onlara duygusal destek vererek geleceğe hazırlanmalıyız. 21. yüzyılda eğitim ve ana-babalık bunu gerektiriyor.

*Not: Bu makaledeki görüşler Finlandiyalı eğitim uzmanı ve Harvard Eğitim Fakültesi Misafir Öğretim Üyesi Pasi Sahlberg’e aittir.

Serap Yavuzyaşar Özay

Yazının devamı...

Çocuklarla yaşamak

Hayatı çocuklardan öğrenmeyi deneyin...onlar deneyerek-yanılarak herseyi öğrenmek çabasında...

Hata yapmaktan korkmazlar, tekrar tekrar denerler...siz eğer denetmekten korkutmaz ve sonuna

kadar desteklerseniz....kavgalarında bilirlerki zarar görecekler ve bilirler ki kurallara uymazlarsa

bir bedeli olacak...ancak koruma veya cezalandırma konusunda anlayışlı davranırsanız kendileri

sorumluluklarının farkına varabilirler...

Hayati yaparak-yaşayarak öğrenmek isterler ve en doğal haklarıdır...ve başarıya ancak özgüvenle ulaşabilirler...onları yaptıkları olumlu işlerde destekleyip, yüreklendiriseniz, yanlış seçimlerinin sonuçlarını kendilerinin yaşamasına izin verirseniz, hayatı öğrenecek ve yeniden denemekten korkmayacaklar...

Anlatılanlardan çok gördükleri, yaşadıkları önemlidir onlar için. Sorumluluk almaları için onlara fırsat vermek en güzelidir. Aldıkları sorumluluğu yerine getirmiyorlarsa saygılı bir iletişim kurarak sahip olduğu bir hakkını elinden alabilirsiniz.

Oyuncaklarıyla oynamak istiyor fakat toplamıyorsa, bir daha toplama sorumluluğunu alana kadar dağıtmasına izin vermeyin. İletişiminiz olumlu ve kararlı olursa sorumluluklarının erken farkına varacaklardır.

Yaşadıkları evin bireylerinden birisi olduğunu her fırsatta hatırlatın, bu hatırlatmalar genel evin ve sizlerin yaşadığı olayları paylaşmakla olur. O zaman kendilerini çok iyi hissederler ve konulan kurallar da bir anlam ifade eder.

Çocuklar için konulan kurallarla ilgili sürekli konuşmak koyduğunuz kuraldaki kararsızlığı ifade eder. Çoğu zaman konuşmalarınız değil ama davranışlarınız geçerli olandır.

Yaşamda çocuklardan örnek alınması gereken çok konu var.

Başaramadığınız her konuda çocukları gözlemleyin, çünkü onlar asla pes etmezler.

Ve sonunda mutlaka başarırlar!..

Serap Yavuzyaşar Özay

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.