MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Dünya'da Yaşamayı Beceremedik Uzay’a Taşınalım

Bir süredir televizyon izlemiyordum, dün tesadüf X Kanal’ın Ana Haber bültenin de buldum kendimi, istemeye isteme izledim. Allah’ım neler oluyor bu dünyaya, büyük bir savaş var fark ettirmeden yavaş yavaş kısık ateşte pişiyor. Ateşin altını bazen Avrupa bazen Amerika açıyor. Ama ne yazık ki ateşsiz kalmıyor “Savaş Kazanı”.

Savaşta pişen yemek farklı olsa da piştiği yer hep aynı dünyanın güneyi…

Bu savaşlar sadece silahla, topla tüfekle de olmuyor. Düşünceler en büyük savaş teçhizatı, tabi düşünebilen insan kaldıysa. Steve Jobs’un bize armağanı akıllı telefonlar düşünüyor yerimize. Şarj bitince aç kalan insan gibi huysuz olmuyor muyuz?

Dünyadan kaçsak mı?

Bir işte sıkılırız, hemen akıllı telefonlarımızdan “kariyer”i indirip iş bakar başvuru yaparız. Olumlu dönüş olunca da sonucu bilmeden kabul ederiz.

Ya da oturduğumuz ev yaşanmaz gibi geldi mi hemen daha büyük daha güzelini bulmak için yine akıllı telefondan “sahibinden” i indirip, arar bulur taşınırız.

Ben bu dünyayı beğenmiyorum artık, başka bir dünyaya gitmek için akıllı telefondan hangi programı indirmem lazım?

Var mı öyle bir uygulama? Steve Jobs duy sesimi…

Akıllı telefonlara bağımlı olmayan insanların ortak sorunu bu sanırım düşünebilmek. Düşünmesek bodoslama yaşasak daha mı iyi acaba… Bazen böyle düşünmekten de kendimi alamıyorum.

Gelelim dünkü ana haber turuma, bir konserinde binlerce lira para kazanan ünlü şarkıcılar Afrin’e gitmiş. Ne ala… Özel uçakla korumalarla git, ohhh sonra yine aynı özel uçakla dön Kemer Country'deki sarayına. Afrin de ki askerlerin bir aylığı yeter mi kolunuzdaki bilmem ne marka saate…

Daha sonra yüzünüz de ki siyah noktalar nasıl gider haberi, evet tek derdimiz siyah noktalarımız. Uykularım kaçıyor…

Durumun daha vahimi Dünyadan Haberler kısmında, 51 yaşındaki adam 29 yaşındaki karısı kendisiyle beraber olmak istemeyince öldürmüş… Ne yazık, üzücü olay kabul edilemez tabi ki ama ülkemizde çocuk gelinleri düşününce “dünyadan haberler” kısmına pek te yakışmadı. Dünyada neler oluyor…

Özetle, keşke Steve Jobs yaşasaydı ve öyle bir uygulama yapsaydı da indirip dünyadan Uzay’a ışınlanabilseydik tek tıkla.



Yeni Adresim: Meridyen Sokak, Güneş Apartmanı, No:404 / UZAY

Yazının devamı...

Nisan'da Adana, Portakal Çiçeği Karnavalı ile Coşuyoruz #nisandaadanada

2012 yılında hayatımıza girdi, şimdi 6 yaşında koca bir çocuk. Sadece Adanalılara değil, Türkiye’ye hatta dünyaya hizmet veriyor karnaval.
Türkiye’ye festival kafasını, karnaval havasıyla yaşattırıyor.

Neden Portakal Çiçeği?

Adana'ya Mart veya Nisan ayında gelenler bilirler, sokaklarda buram buram bir koku vardır.

Bilmeyenler çiçek kokusu der geçer, ama bu koku portakal çiçeklerinden geliyordur…

Nasıl Başladı?

Toyota CEO’su Ali Haydar BOZKURT tam bir Adanalı, bir rüya başlattı 2012 yılında ve rüyası gerçek oldu. Adanalılar eğlenceli insanlar, hemen kaptılar festivali ve sahip çıktılar.

Önceleri devamlılık sorunu yaşar diyordu herkes, ama güzel bir cevapla şimdi 6 yaşında.

Hızlı bir ivmeyle katılım her yıl artıyor. Adanalı ünlülerinde payı büyük, Özellikle Ayşe ARMAN büyük bir pr sağladı festivale.

Bu yıl otellerin çoğunda boş oda olmadığı, hatta ek uçak seferlerinin konulduğu söyleniyor.

Bu yıl, tam da bugün başlıyor. Ama asıl olay cumartesi kortejle olacak. Cumartesi binlerce kişinin, sürpriz ünlülerin katılımıyla büyük bir kortej olacak. Yerel gruplari sivil toplum kuruluşları, kurumsal şirketler boylu boyunca Adana da boy gösterip yürüyecek.

Geçen yıllardaki kortej favorim, tam bir karnaval kafasında ki Adana Mizansendi, umarım bu yıl da katılır.



Peki, Neler Yapılır?

Buram buram portakal çiçeği kokusu, kebap kokusuyla birleşecek. Yani yenilecek içilecek…



Atatürk Caddesi, Ziyapaşa Bulvarı merkezinde gidip gelinecek, her sokakta kurulan standlar, kafelerin konsept çalışmaları ile geçecek festival. Hediyelik alacağınız, portakal kokulu mumlar vs. ile anılarınızı biriktirebilirsiniz.


Ayrıca sanat dolu da bir festival, Adanayı yeniden tanıyacağınız bir durum, sokaklarda sergiler, müzik şöleni, satranç ve benzeri yarışmalarla dolu dolu geçecek.

Festival yerleşkesinde karşılaşacağını motorize gruplar ve vosvoscularla tam bir festival kafasına hazır olun benden söylemesi.



Tavsiyeler;

Benim tavsiyem, kahvaltınızı festivalin tam göbeğinde ki Kazım Büfede, tost ve muzlu süt ile yapmanız.

Sabah kahvenizi “Bu nasıl Adana, şok olduk” demenize katkı sağlayacak Botta Bloom’da içmeniz. Güzel kokulu şeyler, sloganıyla kısa sürede kalitesini hissettirmiş bir mekân. Dünyadan kahvelerinizi Adana da çiçekler içinde yudumlayacağınız, tuhaf güzel bir yer.

Öğle yemeğinizi festival alanında ki kebapçılarda, dürüm şalgam şeklinde yapabilirsiniz. Ben restoranlardan ziyade büfe ve tablacı kültüründen yanayım kebap konusunda.

Geldik akşama, Ziyapaşa Bulvarında, Şinasi Sokağı var tam bir Kadıköy. Küçük küçük kafe barlar, benim favorim fil.

Ayrıca müzik grupları Adananın her yerinde, yürüyüşünüze eşlik edecek. Karnınız doyarken, ruhunuzda şenlenecek.

Dolu dolu bir festival kafası yaşamanız dileğiyle…



Botta Bloom Cafe – Toros Caddesi / Kahve
Kazım Büfe – Toros Caddesi / Tost + Muzlu Süt
Fil Cafe&Bar – Ziyapaşa Bulvarı/Şinasi Sokağı / Biraz yorulduk, şöyle bir arjantin fena olmaz.

Yazının devamı...

Cumhuriyet Bayramı ve Sevgi Evleri, Beraber Ne Güzelsin…

29 Ekim Cumhuriyet Bayramın da, Adana Sevgi Evlerin'de, küçük dostlarımızla beraberdik. Öncesinde fazla hazırlık yapamadan gerçekleştirdik bu etkinliği ama yine de çok başarılı ve dişe dokunur tamamlandı.

JCI Adana başrolünde gerçekleştirilen bu etkinlikte, herkesin emeği ve desteği oldu. Kulüp başkanından, eski ve yeni üyelere kadar, küçük küçük başlayıp çığ gibi büyüyen destekle, küçük arkadaşlarımıza yemekler yapıldı, hediyeler verildi, en önemlisi onların kalbine dokunularak onlarla beraber eğlenildi.

Öncelikle Sevgi Evlerini Tanıyalım,

17 Ekim 2009 tarihinde hizmete açılan Adana Sevgi Evleri, 210 kişi kapasitelidir. 21 villa tipi evden oluşarak, 0-6 yaş grubu 6 ev, 7-12 yaş grubu 10 ev, 13-18 yaş grubu 5 ev (genç kızlar) olarak hizmet vermektedirler.

Çocukların sağlıklı gelişimi ancak bir aile yanında mümkün olabileceği ilkesinden hareketle korunmaya muhtaç çocukların öncelikle öz ailesi yanında bakımı, bu mümkün değilse, Koruyucu Aile, Evlat Edindirme, Ayni Nakdi Yardım hizmetinden yararlandırılması ilkesini benimsemişlerdir.

Cumhuriyet Bayramı ve Sevgi Evleri,

Evet, bu özel günde orada onlarla beraber olmak ayrı bir güzeldi, eksiksizce hazırlanmıştı her şey. Cumhuriyetin bizden sonraki sahipleriyle, Atatürk’ün bizlere emaneti miniklerle şarkılar söylendi, dans edildi, sohbet edildi. Yalan yok onlar kadar bizde eğlendik…

Biz Neden Oradaydık?

Kurum üzerine düşen her şeyi yapıyordu aslında, tabi yapabildiği kadar. Türkiye de o kadar çok yardıma muhtaç çocuk varmış ki, konunun içine girince anlıyorsun. Devlet, kurum anca bu kadar yapabiliyor.

Bizde ufak bir destek sağladık sadece. Belki deniz de kumdu, ama bir çocuğun bile kalbine dokunabildiysek ne mutlu bizlere...

Belirttiğim gibi kurum üzerine düşeni aslan gibi yapıyordu, miniklerin eksik olduğu tek şey, gerçek sevgiydi… Sanırım bu yuvanın adı da bu yüzden “sevgi evleri”…

Berivan, Ahmet, Mehmet… Her isim, her renkten çocuk var,

İsimler değişiyor, renkler değişiyor, hikâyelerinin başlangıcı değişiyor ama sonuç hep aynı.

Sohbet ettik biraz, bedenleri küçük ama yürekleri büyük arkadaşlarla. Arkadaşlarla diyorum çünkü çocuklar o kadar duvarsız ki, beş dakika içinde arkadaş olabiliyorsun hepsiyle.

Hikâyelerini onlardan dinlemek biraz acı gelse de, paylaştık beraber acılarını.

Kiminin annesi ışık olmuş, babası başka bir kadınla evlenmiş ve kendisini oraya bırakmış. Bazılarının annesi babası yok. Kiminin var ama yok. Yani hep bir “yok” var işin içinde.

Sizlerde elinizden geldiği kadar destek verebilirsiniz. Bunun için ne bir derneğe üye olmanız gerekiyor nede çok zengin olmanız. Prosedür gereği bazı izinleri alarak elinizden geldiğince yardım edebilirsiniz. Ulaşabilmeniz için internet siteleri, adresleri, telefonları var.

Unutmayalım bir çocuğa dokunabilmek, dünyaya dokunabilmek…

İyi haftalar…

Yazının devamı...

JCI Adana’dan Anlamlı Proje "Adıyla Yaşat" …

Önce biraz JCI nedir, derneği tanıyalım.

Junior Chamber International (JCI) üyelerinin liderlik, girişimcilik vasıflarını geliştirerek yaşadıkları toplumda pozitif değişimi gerçekleştirmeye katkıda bulunmayı amaçlayan uluslararası bir dernektir.

1944’te Mexico City’de kurulan Junior Chamber International halen 123 ülkede, 5.700 yerel organizasyonu ve 200.000’ini aşkın üyesi ile tüm kıtalarda aktif faaliyet göstermektedir. Genel Merkezi Amerika Birleşik Devletleri'nin Missouri eyaletindedir.

Üyeleri (Jaycee’ler) yaşları 18-40 arasında değişen orta ve üst düzey profesyoneller ve girişimcilerdir. Üyelerin ortak tanımı takım çalışmasına yatkın, kendini yetiştirmek isteyen, gerek iş gerekse sosyal bazda uluslararası açılımı olan gençlerdir.



Kofi A.Annan (BM Gnl.Sekreteri), Jacques Chirac (Fransa Cumhurbaşkanı) , Gerald Ford (ABD Başkanı), Lyndon B:Johnson(ABD Başkanı),Richard Nixon(ABD Başkanı) Valerie Giscard Estaing (Fransa Cumhurbaşkanı), Willy de Clerk (AT Komisyon Başkanı), Yasuhiro Nakasone (Japon Başbakanı)

Türkiye'de 26 şube 3 Temsilcilik ile temsil edilen JCI Türkiye’nin 600’ü üzerinde üyesi bulunmaktadır. Bu şubelerden Adana Şubesi ise geçtiğimiz günlerde sokak hayvanları için çok güzel bir projeye imza attı.

JCI Adana tarafından, DOHAYKO ve KİHAYKO işbirliği ile gerçekleştirilen "Adıyla Yaşat Projesi" kapsamında 17 adet kulübe Adana'nın çeşitli noktalarına yerleştirildi ve sokakta yaşamak zorunda kalan hayvanların kullanımına sunuldu.

Bu güzel projede, dernek başkanı başta olmak üzere tüm üyelerin katkısı var. Maddi, manevi en önemlisi ise yüreği…

Anlamlı olan diğer bir noktası ise, üyeler sevdiği, adının yaşamasını istediği kişilerin isimlerini söyledi ve kulübelerde bu adlar canlandı.

Kulübe çevresinde yaşayan insanlarda boş durmadı tabi, ellerinden geldiği kadar, battaniye, minder, mama ile dostlarımızın günlük ihtiyaçlarını karşıladılar.

Dernek sokak hayvanları için, maddi ve manevi desteğe açık. Mama vb. tüm yardımlarınız için dernek yetkilileri ile iletişime geçebilirsiniz. Sosyal medyayı aktif kullanıyorlar.

Emeği geçen herkesin yüreğine sağlık.

Yazının devamı...

Dekorasyonda da “Fi” etkisi…

Dekorasyonda da “Fi” etkisi…

Hayatımıza Fi girdi birkaç gündür, kayıtsız kalamayıp bende kendimi bu hikâyeye attım.

Fi sayısına ve İtalyan matematikçi Leonardo Fibonacci’ ye biraz olsa ilginiz varsa eminim sizde kayıtsız kalamazsınız.

Kitabı okumasanız da, dijital bir kanal olan Puhu Tv’ de yayınlanan diziyi deneyimlemenizi tavsiye ederim.

Fi dizisi, kitap uyarlaması bir Türk dizisinden biraz fazla, sanat filmi havasında…

Bundan dolayı görselliğe, müziğe ve geri plan tasarımına fazlasıyla önem verilmiş.

Tabi bu noktada sponsorlar arasında dekorasyon ve mobilya firmaları olmasının katkısı var.

Fi/Altın oran nedir?

Altın oran, Fi (phi) sayısı olarak bilinir.

Matematiksel bir kavramdır ve değeri de 1,618‘dir.

Etrafımızdaki canlı ve cansız birçok varlığın yapısında, hatta vücudumuzda bulunan estetik bir orandır, altın oran…

Bu göze hoş gelen oran, eski Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından keşfedilmiş, mimaride ve sanatta kullanılmıştır.

Fi Kitabının/Dizisinin “Fi” sayısıyla alakası ne?

Matematikle ilgili diye düşündürüyor isme bakınca ama alakası yok.

Tamamen “Fi” sayısından gelen mükemmellik anlayışı…

Çünkü karakterler ve geri plandaki görseller, kendine has mükemmellik anlayışı içinde yüzüyor.

Ana karakterler Can, Duru ve Deniz…

Can, ülkenin en önde gelen psikiyatristi ve program sunucusudur ve kendine has mükemmellik anlayışı vardır.

Ya siyah, ya beyaz…

Duru, içinde altın oranı barından güzelliği ile fi sayısının insan vücudunda yer bulmuş hali olan bir balerindir.

Deniz ise, müzisyenliği ile ön planda gördüğümüz, mükemmelliği ise tamamen kendine göre yorumlayan, mükemmellik takıntısı olan bir Üniversite hocasıdır.

Fi, karakterlerinin dekorasyona etkisi…

Karakterlerin hepsi birbirinden farklı ve her farklı hayatın, karakteristik özelliğini taşıyan farklı ev dekorasyonu…

Yani evimiz, ofisimiz karakterimizi yansıtıyor…

Filmlerin dekorasyonla alakası buradan geliyor işte.

Karakteri vurgulamak istediğimiz hallerine göre evini, ofisini imgeleştiriyoruz.

Şöyle ki Can karakteri, mükemmelliği heplik ve tamamen salt bencillik üzerine kurmuş esrarlı birisi.

Dolayısıyla evi de ofisi de bu esararı bize hissettiren, siyahların, mermerlerin olduğu bir zenginliği ve lüksü vurgulayan Art Deco anlayışıyla tasarlanmış.

Sponsorlar arasında olan Çanakkale Seramik ve Koleksiyon mobilyanın izlerini taşıyan görseller görmekteyiz.

Siz de evinizi veya ofisiniz bu yönde tasarlamaya koyu renkleri tercih ederek başlayabilirsiniz.

Zeminde siyah seramikler, duvarda marjinal griler, mobilyalarda ise sadeliği lüks ile vurgulayan sert çizgileri olan parçaları kullanmalısınız.

Aksesuar olarakta, yine sade siyah pahalı ürünler kullanmalısınız.

Mudo Concept veya Paşabahçe mağazalarının ürünleri bu bağlamda size yardımcı olacaktır.

Eğer daha canlı ve dışa dönük bir karakterseniz, Duru ve Denizin beraber yaşadığı ev size daha çok hitab edecektir.

Can’ın evine göre daha yaşayan bir tasarıma sahip olan bu ev, beyazların ahşap renginin ağırlığında.

Yine karakterin dekorasyonda ki etkisini vurgulayan bir görünümde.

Çok farklı aksesuarlar, mobilyalar kullandığından tarzı tam belli olmasa da ağırlık

İskandinav Country ve Modern İngiliz tarzında olduğunu düşünmekteyim.

Yani dizi de iki tarza ağırlık verilmiş gibi görünüyor sadelik, lüks ve gizemi barındıran Art Deco ve canlı daha dışa dönük bir tutam İngiliz birazda İskandinav tarzı Country…

Sizde karakterinizi yansıtacak tasarımları evinize ofisinize taşıyabilir, mekana girenlerin anında sizin hakkınızda fikir sahibi olmasını sağlayabilirsiniz.

İyi haftalar…

Yazının devamı...

Geçmişten Günümüze Banyo Dekorasyonu

İş yoğunluğu nedeniyle, küçük bir rötar vermiştim yazmaya…

Yoğun bir mail trafiğinden sonra, en çok sorulan banyo konusuyla yazmaya geri dönüş yapalım.

Yaşam alanlarımızda hep en sona bıraktığımız, ama en önemli zamanları geçirdiğimiz yerdir banyolar.

Tarihi de çok eskidir.

Biz Türkler olarak bu tarihe en vakıf topluluğuz aslında.

Hamamlarımızın ünü dünyaya yayılmıştır.

Severiz yıkanmayı, temizlik imanımızdan gelir.

Avrupalılar günümüzde, banyo tasarımlarında arşa çıksalar da geçmişin acısındandır.

Baksanıza, İngiltere de eskiden insanlar senede bir kez Mayıs ayında banyo yapıyorlarmış.

Yunanistan'da eski hamamlar toplanma, eğlenme, yemek yeme alanıymış.

Ortaçağ Avrupa’sında yıkanmamak modaymış, hatta kilise de yıkanmayı yasaklayan bildirimler bulunuyormuş.

İspanya kraliçesi 1. Isabel ömrü boyunca 2 kez yıkanmıştır; doğduğunda ve evlendiğinde. Kraliçeyim yıkanmasam da kaparım şövalyeyi…

Avrupa sokaklarındaki kokuyu tahmin etmek zor olmasa gerek.

Dolayısıyla Avrupalılar kötü kokularını bastırmak içinde parfüm olayını geliştirmişler.

Paris’in parfüm üretiminde 1 numara olması da tesadüf değil…

Türk Hamamının yerini tutmasa da, Dünyanın en iyi banyo tasarımcılarının Avrupa dan çıkması yine tesadüf değil.

Kaç yıldır aynı fayanslara değiyor elleriniz?

Yâda sizden önce kaç insanın ayakları bastı seramiklerinize?

Eğer değişiklik yapmayı düşünüyorsanız ve nerden başlayacağınızı bilmiyorsanız sizin için kısaca özetlemek boynumun borcu oldu.

Öncelikle banyonuzun ölçülerini çıkarmalısınız, küçük bir rölöve yani.

Malum tüm kadınlar İç Mimar, erkekler de her şey mühendisi…

Banyonuzun enini boyunu küçük bir metre yardımıyla ölçebilirsiniz.

Eğer bir günde her şeyi halledeyim diyorsanız büyük mağazalara gitmenizi öneririm.

Ama size tavsiyem tekil satıcılar, yani seramik malzemelerini, Kale, Kütayha, Bien gibi ana bayilerden almanız.

Duşakabin montajı kolay görünür ama ustalık gerektirir, dolayısıyla montaj dâhil bir duşakabin firmasıyla anlaşmanız gerekmektedir.

Ama banyo dolabı ve bataryaları yine Koçtaş, Tekzen, İkea gibi mağazalardan alabilirsiniz.

Banyo dolabının montajını da küçük bir ücret karşılığı yapmaktadırlar.

İnternette, oturduğunuz yerden ustaları listeleyen siteler var, bu siteleri aktif kullanan biri olarak size de öneririm.

Ne ustası bulmam lazım diye bir kaygıya düşüyorsanız, kaygıları seramik ustasına bırakmanız yeterlidir.

Sizlere tavsiyem sadece seramik ustasıyla anlaşmanız ve diğer ustaları kendisinin getirmesini talep etmeniz.

Elektrik ustası, su tesisatçısı vs...

Eğer kendi ustalarını getirmezse, sizin bulduğunuz elektrik ve su tesisatı ustalarında kusur bulup işinizi zorlaştıracaktır.

Üç kuruş fazla verin topu ona atın.

Malzemeler temin edildi, usta bulundu.

En sık karşılaştığımız sorun, tasarımın ustalara bırakılması ve facia sonuçlar.

Tasarımı kendiniz yapabilirsiniz veya bu işten anlayan bir arkadaşınızdan yardım isteyebilirsiniz.

Ama en güzel çözüm, paraya kıyın ve işin erbabına yani tasarımcıya bırakın.

Banyo ebatlarına ve ölçülerine göre tasarlayın

Öyle güzel konumlandırmalısınız ki, küçük oluşu hissedilmemeli.

Banyonuzu olduğundan daha büyük ve ferah göstermenin en başında gelen detay açık renkler ve aynalardır.

Aynaların kullanıldığı banyolar her zaman için geniş ve aydınlık olur, uzun ve dar bir banyo büyük bir ayna yardımıyla kare ve ferah bir alana dönüşecektir.

Banyonuzun fayanslarını desensiz ve açık renklerde tercih etmelisiniz.

Klozet ve banyo dolaplarınızı da kör noktalara ve küçük ebatlarda yerleştirirseniz nefes alan alanlar yaratabilirsiniz.

Aydınlatma kısmı da banyolarda göz ardı edilen fakat önemli yeri olan bir unsurdur.

Lavabo aynasının üzerinize yerleştireceğiniz modern bir aplik, aynadan dolayı ışığı daha fazla yayacaktır.

Sınırsız hayal gücü kullanmamanız için bir neden yoktur.

Salon formatında tasarlanan banyolar 2017 de daha fazla karşınıza çıkacaktır.

Benim favorim koyu renk banyolar olsa da açık renk kullanmanız da da bir sıkıntı yoktur.

Büyük banyolara çok yakışan, cebinizi de biraz yakan çok sık küvetler kullanabilirsiniz.

Bu küvetlerin çok çeşitli renk ve model yelpazesi bulunmaktadır.

Etiler Akmerkez’e yakın sadece küvet ve lavabo satan güzel bir dükkan vardır.

Küvet mazide kaldı diyorsanız, suya dayanıklı ahşapları duşakabin zemininde kullanabilirsiniz. Soğuk banyo görüntüsünü biraz da olsa ısıtacaktır.

Yine banyoların en önemli unsuru tavan yüksekliği…

Tavanınız yüksek ise kesinlikle asma tavan çözümüne gitmeniz gerekmektedir.

suya dayanıklı alçıpandan yaptırabilirsiniz.

Maliyeti düşürmek istiyorsanız yine suya dayanıklı vinil kaplı 60x60 modüler levhaları da tercih edebilirsiniz.

Banyonuz havalandırma sorunu olacak bir alanda ise delikli alüminyum 30x30 modüler levhalar kullanabilirsiniz.

BONUS1: Teraryumlarla banyonuzu canlı bir âleme dönüştürebilirsiniz.

BONUS2: Gereksiz aksesuarlardan kaçının.

BONUS3: Otellerden arakladığınız küçük şampuan kutularını ve sabunları gizleyin:)

Herkese sağlıklı, mutlu haftalar...

İnstagram : /sf_kuruc, /limondekor

Facebook : /suleymankuruc /LimonDekor

Herkese sağlıklı, mutlu ve bol sporlu haftalar diliyorum.

Süleyman Fatih KURUÇ/İnşaat Mühendisi

İnstagram : /sf_kuruc, /limondekor

Facebook : /suleymankuruc /LimonDekor

Yazının devamı...

Simitleri Patlatıp, Baklavaları Açmak İçin...Evde Spor Köşesi

Spor, bireysel veya takım halinde, yarışma, kişisel eğlence, güzel ve sağlıklı bir vücut için yapılan fiziksel ve zihinsel aktivitelerin hepsine denir.

kelimesi Türkçeye, Fransızca da da aynı anlamı taşıyan sport kelimesinden geçmiştir.

Kelimenin kökeni Eski Fransızca da "eğlence, fiziksel ve zihinsel zevk" anlamına gelen desport kelimesine dayanmaktadır.

Bu kadar wiki bence de yeter…

Yani spor eskiden eğlence amaçlıymış, adamların eritecek göbekleri yokmuş çünkü.

Aslında şimdi de, spor müsabakalarını izlemek, halı saha maçları, yüzmek, golf gibi eğlenceli yanları var sporun. (Türkiye de her iki kişiden biri golf oynar,Allahtan Kaya Çilingiroğlu var da golf öğrendik)

Ama biz bugün sporun eğlencesiz yanını, yani göbek yağlarını eritmek için hunharca yapılan koşu bandı seanslarını ele alacağız.

Simitleri patlatıp, baklavaları çıkaran yanıyla spor…

Eskiden nasıldı bilmem ama şimdi her şey gibi spor da ticarete dönüşmüş, futbol maçlarını izlemek için bile tonla üyelik bedeli ödüyoruz, yada kafelere para döküyoruz.

Spor yapmak içinse, üç dört alet, birkaç tane dambıl ve ortaya karışık mat ile salon açmış, sözde spor merkezlerine yine çuval dolusu parayı bayılıyoruz.

Bu aletlerden hiç birini kullanmayan amatör sporcuların, kullandıkları aletler ise koşu bandı, eliptik bisiklet bazen de dambıl.

Hesapladığımızda bu aletlerin hepsine ödeyeceğiniz para, uyduruk bir spor salonunun yıllık üyelik ücretinden daha az tutmaktadır.

Spor salonlarına verdiğimiz para ile evinizde çok rahat küçük bir spor alanı yaratabilirsiniz.

Evde iki kişinin spor salonuna gittiğini düşünürseniz, bir iki ay içinde üyelik bedellerini çıkarmış olursunuz.

Hem zamandan, hem bütçeden tasarruf.

Arabayla spor salonuna giden arkadaşlarım olduğu için, özellikle zamandan tasarrufun önemini çok duymaktayım.

Çoğunuzun evleri aslında spor alanı yaratmak için uygun, sadece siz farkında değilsiniz.

Küçük bir köşe yaratabilirsiniz.

Hatta yemek masasını kaldırıp, (artık az yemek yeneceğinden pek işinize yaramayacak) onun yerine ufak bir studio kurabilirsiniz.

Yemek masası kaldırıp, yerine ufak bir köşe yaratmak radikal bir karar ise, kullanmadığınız ölü bir köşeyi veya odayı spor salonuna çevirebiliriz.

Köşe veya oda ayarlandı. Sırada yerleşim planı var.

Öncelikle hangi aletleri kullanacağınıza karar vermeniz gerekiyor.

Yeriniz genişse koşu bandı, bisiklet ve kürek çekme aleti ideal, fakat yeriniz dar ise sadece koşu bandı, dambıl ve mekik çekecek ufak tefek ekipmanlar kâfi.

Aletlere mekânın genişliğine göre karar verildi.

Koşu bandı, bisiklet, kürek çekme aleti gibi ağır ağabeyleri, odanın köşelerine, mekânın ferahlığını bozmayacak şekilde yerleştirebilirsiniz.

Koşu bandı en sağ, bisiklet en sol gibi.

Ortada boş kalan alan, mekik, ağırlık, germe hareketleri, pilates gibi daha çok aletsiz veya hareket ettirilebilen aletlerle yapılan aktiviteler için ayrılan yeriniz olacak.

Bu alanda düşüp kalkacağınızdan, herhangi bir sakatlığa sebebiyet vermemek için, aletlerden boş kalan yerleri, kauçuk zemin kaplama minderleri ile döşeyebilirsiniz.

Barfiks te çekerim ben abi diyorsan bu adım sana göre…

İnternette ve decathlon gibi mağazalardan çok uygun fiyatlara temin edebileceğiniz, koridor ve kapı barfiksi var.

Çok kolay kurulumla spor köşenize veya köşenizin bulunduğu odanın kapısına monte edebilirsiniz.

Olmazsa olmaz… Ayna

Spor salonlarının her köşesine ayna koyuyorlar, demek ki bir nedeni var.

Spor hocalarına da sorduk ve cevabımızı aldık.

Ayna ortama derinlik katarak, daha ferah bir alanda çalışmanızı sağlıyor.

Diğer nedeni ise, yaptığınız hareketlerin doğru olup olmadığını görerek, kendi sınava tutmuş oluyorsunuz.

Müzik ve televizyon.

Ortamı kurduk ama spor yaparken sıkıldığınız aşikar yoksa o keşkül göbekler baklava olmuştu çoktan.

Dolayısıyla durumu eğlenceli hale getirmelisiniz.

Evde olmanın rahatlığıyla, kulaklık yerine mp3 çalarınızı ses sistemine bağlayıp, komşudan şikayet gelene kadar, yüksek sesli müzik ile eşliğinde koşabilirsiniz.

Daha da ileri gidip, televizyonunuz hareket ediyorsa, bu köşeye çevirip ‘u söylerken ona doğru koşabilirsiniz.

***

Spor salonuna sevgililerini göndermeyenlerin teşekkürünü duyar gibiyim.

Rica ederim...Bende sizdenim.

Yollamam efendim otursun evinde yapsın sporunu, Allah Allah...

***

Evde Nasıl Spor Yapılır, Neler Gerekir?

Bu sorularımı cevaplayıp, sizlere bu yazıyı yazmamda emeği olduğu için;

e sonsuz teşekkürler...

Herkese sağlıklı, mutlu ve bol sporlu haftalar diliyorum.

Süleyman Fatih KURUÇ/İnşaat Mühendisi

İnstagram : /sf_kuruc, /limondekor

Facebook : /suleymankuruc /LimonDekor

Yazının devamı...

Pedro Almodóvar İlhamı İle Evrensel İspanyol Tarzı

Pedro Almodóvar Kimdir?

Uluslar arası alanda tanınmış İspanyol film yönetmenidir.

Filmlerinde melodram öğeler, karmaşık anlatımlar, popüler kültür, popüler şarkılar, güçlü renkler ve kuvvetli bir dekor anlayışı göze çarpmaktadır.

Vizyona yeni giren filminin fragmanın da bile tarzını bizlere dokundurmuştur.

Almadovar'ın vazgeçemediği yıldız Penélope Cruz’un başrol oynadığı 2009 yapımı Kırık Kucaklaşmalar (Los abrazos rotos), Pedro Almodóvar'ın karmaşık aşk üçgeni temalı bir başka filmidir.

Bu film de mavi duvarlar, az yer kaplayan minimal mobilyalar, tablolar ve vintage havasıyla, İspanyol tarzını konuşturmuştur.

Ben Affleck’in elinden Oscar aldığı “Konuş Onunla” (Hable con ella) filminde klasik ev dekoruna pek girmese de yine İspanyol kokusunu burnumuzda hissettirmiştir.

Yine Penélope Cruz’un başrol oynadığı 2006 yapımı favorilerimden Volver filminde ise İspanyanın Sokak ve kasaba hayatına göz kırpmamızı sağlamıştır.

Pedro Almodóvar Etkisi?

Özetle bu adamın filmleri, İspanya ya duyulan aşkın başrol oyuncusudur.

O kadar güzel anlatmış ki dört duvar arasında İspanya yaşamını…

Aşkı, ihtirası, yemekleri, evleri, mimarisi, kuvvetli dekoru ile her Almadovar filminden sonra İspanya aşkı muhtemelen herkeste depreşmiştir.

Daha izlemediğim ama izlenecekler arasına giren Julieta’dan sonra Madrid veya Barselona bileti alırsam şaşırmayın…

İnsan Canlısı Üzerinde

Tutkulu İspanya, ateşli flamenko, onaylamasam da boğa güreşi ve efsane paella…

Bunlar bile yeterliyken İspanyanın etkisinde kalmayanın duyguları hipnoz olmuş başka âlemdedir.

En alakasız insana bile “abi evlere bak be” dedirttiren mimarisiyle zaten bana göre dünyanın yedi harikasından birisidir İspanya toprakları.

Kendine özgü tarzları, bohem havaları, günün her saati dinlenme eğiliminde olmalarıyla insanları da mimarisi kadar değişik ve sıcaktır.

İspanyol tarzı dekorasyonun önemli bir öğesi olan daybedler, sürekli keyif yapma modunda olan İspanyollar için, hem dinlensin, hem ufaktan kestirsin diye bulunmaz hint kumaşıdır.

Portakal ve zeytin ağaçları ile bütünleşen köyleri, terracotta rengininin efsane dokunuşu ile doğal mimarinin iliklerine kadar inmiştir İspanya.

İspanyol Stili Nasıl Olur?

İspanyol tarzı aslında stilidir.

8.yy da Müslüman hâkimiyetinde olduğundan, İslami motiflerde göze çarpmaktadır.

Geleneksel İspanyol tarzında, kaba hafif yontulmuş ve cilalanmış ahşaplar, kireçli beyaz duvarlar, düz taşlar gibi doğal yapı elemanlarını ve kahverengi, sarı, safran, terracotta gibi doğal renkleri içine almaktadır.

Modern tarz da ise gelenekselliği bozmadan, yine duvarlarda kahverengi ve sarılar kullanarak ama tasarımları daha fonksiyonel hale getirerek oluşturulmuş bir dekorasyon vardır.

Basit işlevsel mobilyadan, son derece muazzam olanlarına kadar geniş bir mobilya paleti bulmak mümkündür.

Küçük Dokunuşlarla Ev ve Ofisler de İspanyol Havası…

Öncelikle boyayabiliyorsanız duvarları pastel kahve, sarı, safran gibi renklere boyamalısınız.

Radikal değişikliğe gidemem diyorsanız beyaz kurtarıcınız olacaktır.

Filli boyanın iç cephe renk kartelasını kullanabilirsiniz.

İspanyol dekorasyonunda ahşabın yeri çok farklıdır.

Ahşap tavanlar ve kirişler kullanarak Akdeniz havasına girebilirsiniz.

Ya da çıkıntı kolonları ahşap kaplamayla kapatabilirsiniz.

Ahşap kullanabilecek durumda değilseniz, ahşap rengin özelliklerini yansıtan boya, sıva ve taş duvar kaplamalardan bazı duvarlara kullanıp derinlik katabilirsiniz.

İspanyol tarzı yaratırken ülke tüm renklerinin bir araya gelerek harika bir cümbüşü size sunacaktır.

Tabi bu tarzı yaratırken birbirine uygun elemanları kullanmalısınız.

Kontrast ve farklılıkların uyumlu bir şekilde bir araya getirilmesi sağlanmalıdır.

Bu farklılıkların gelişigüzel değil, ustaca bir araya getirilmesi çok önemlidir.

Rüstik tarzda renkli bir kilim ve açık pastel tonlarda raflar mekânınıza daha aydınlık bir hava katacaktır.

Eski vintage mobilyalarınızı canlı renklerle boyayıp bir tutam modernlik katabilirsiniz.

Yine Filli Boya’nın Dekoratif Ahşap Renklendirici boyalarını kullanabilirsiniz.

Mobilyalarınıza rüstik bir hava katmak için ise, kapaklarına eski tarz menteşeler, kulplar takabilirsiniz.

İspanyolların karakterleri Hindistanlılar gibi yaşam biçimine o kadar bütünleşmiş ki, evlerinde ki, ofislerinde ki renklilik ve canlılık bu yüzdendir.

İspanyollar için kırmızı vazgeçilmezdir.

Boğa güreşi sevmeleriyle bir etkisi olmalı. İspanyol dekorasyonun da kesinlikle kırmızı eşyaların olması gerekmektedir.

Koltuklar, küçük objeler, halı ve minderlerin birini kırmızı seçebilirsiniz.

Her yer ışıl ışıl olmalı.

Kesinlikle sarı ışık kullanmalısınız ve avize tercih etmelisiniz.

Şamdan görünümlü ferforje veya ahşap avizeler, İspanyol iç mimarisinin önemli bir unsurudur.

İklimlerinden mi, yediklerinden mi bilmem ama adamlar sanat için doğmuşlar. Picasso, ve Dali gibi dünyanın en büyük ressamları İspanyoldur.

Dekorasyonda duvarları şahlandırmak için resimler ve rengarenk portreler kullanabilirsiniz.

Uygun fiyata reprodüksiyon tabloları her yerde kullanabilirsiniz.

Doğal kilden yapılan kahverengimsi kızıl renkli terracotta saksılara çiçek ekip, balkon, bahçe veya pencere önünde tam Akdenizli İspanyol havasını yansıtabilirsiniz.

Ferforje masa ve sandalyeler ile bütünleştirebilirsiniz.

Herkese sağlıklı, mutlu ve bol haftasonları diliyorum.

Süleyman Fatih KURUÇ / İnşaat Mühendisi / Tasarım Uygulama Uzmanı

İnstagram : /sf_kuruc, /limondekor

Facebook : /suleymankuruc /LimonDekor

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.