SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

'KORKU HİKAYELERİ'NE KULAĞINIZI KAPATIN!

.

Milliyet Haber

Anne adaylarının bebeklerine kavuşma yolunda en çok endişe duydukları konulardan biri de, doğum sancısı. Maalesef pek çok hamile, kulaktan dolma ‘korku hikayeleri’ nedeniyle, sezaryene yöneliyor.

“Doğum bir hastalık, gebe de hasta değil” diyen Şişli Florence Nightingale Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Yusuf Olgaç, destekleyici yöntemlerle anne adayının doğal doğuma yönlendirilmesini tavsiye etti:

“1960’lı yıllar ve sonrasında hem cerrahi tekniklerin hem de anestezi yöntemlerinin hızla gelişmesiyle sezaryen, birçok anne ve bebeğin hayatını kurtardı. Ancak bu ‘kurtarma ameliyatı’, zamanla suistimal edildi. Çok ciddi bir karın ameliyatı olan sezaryen, ağrısız doğum yöntemi gibi görülmeye başlandı.

Tekniği ilk uygulayan batı toplumlarında, sezaryen sonrası anne ve bebeklerde görülen ciddi sorunlar, insanları doğal doğuma yeniden yönlendirdi. Ancak gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde hâlâ uygulanıyor.

Kadınların doğum korkularının temelinde, deneyimsizlik ve bilgi eksikliği var. Mahremiyetin olmadığı doğumhanelerde, suni sancıyla, vajinal kesilerle ve psikolojik travmalarla doğum yapan günümüz anneanneleri, kızlarının da aynı kötü anıları olmasın diye, onları daha tehlikeli bir doğum şekline yönlendirdi. Trajik doğum hikayeleri, kulaktan kulağa yayıldı.

‘Normal’le barışmak

Anne adayları, dokuz ay gibi uzun bir sürede kendilerini doğuma hazırlayabilir. Artık birçok devlet hastanesinde bile gebe okulları var ve ücretsiz eğitim sunuluyor. Derin gevşeme tekniklerini alışkanlık haline getirmek, birkaç haftalık eğitimle sağlanabiliyor. Aktif doğum pozisyonları, hipnoz, masaj, psikoterapi, aromaterapi ve suda doğum gibi destekleyici yöntemlerle ağrılardan kaçınmak mümkün. Bunların dışında ağrı kesici ilaçlar ve epidural anestezi de ihtiyacı olan gebelere sunuluyor. Doğurtulmayı bekleyen korkak bir hasta değil, süreçte aktif rol oynayan ve kendine güvenen, hekimiyle doğru iletişim kuran bir anne adayı olmanız, sizi daha mutlu edecektir.

Anne, kendiliğinden başlayan ve müdahalesiz ilerleyen bir doğumda, korkularının bedenine etki etmesine izin vermez. Sancı sırasında gevşeyebilen ve bedeniyle hareket eden bir anne için doğum kasılmaları çok şiddetli olmayabilir. Paniksiz alınan her nefes, hem ağrıları azaltır hem bebeği besler.”

Vücutta ne oluyor?

Korku insan vücudunda hissedildiği anda, adrenalin, direksiyon başına geçer. ‘Savaş ya da kaç’ sinyali verir; nefes sıklaşır, terleme başlar, tüm kan, kol ve bacaklara hücum eder. Doğum başlamadan yorulan gebe, süre uzadıkça panik ve stres yaşar. Kanlanması azalan rahimde de ağrı başlar, dolayısıyla her kasılma sancıya dönüşür. Stres-korku-ağrı üçgeninden kurtulamayan anne adayı, kontrol edebildiği tüm kasları kasar. Dolayısıyla rahim kasları, beraber çalışmak yerine, birbirini engelleyerek, doğumun ilerleyişini yavaşlatır. Bu durumda sezaryen kaçınılmaz hale gelir.

TEDAVİDE DOĞAYA DÖNÜŞ

Binlerce yıldır insanlığa hizmet eden şifalı bitkiler, son zamanlarda ‘doğaya dönüş’ akımıyla daha fazla öne çıktı. Ayrıca bu kez etkileri bilimsel kanıtlara dayanıyor.

Fitoterapi, hastalıkları iyileştirmek, şiddetini hafifletmek, tedaviye yardımcı olmak amacıyla bitkileri veya bitkisel özütleri kullanan bir bilim dalı. Alternatif değil, tamamlayıcı bir alan.

Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, birçok hastalığı ilk aşamada fitoterapiyle tedavi etmenin ya da en azından korunmanın mümkün olduğunu söyledi. “Fitoterapiyle birlikte uygulanan güncel tıbbi tedavilerin yan etkilerini azaltarak, yaşam kalitesi yükseltilebilir” diyen Yeşilada, şu bilgileri verdi:

“Bitkilerle tedaviyi, ‘güncel fitoterapi’ diye adlandırıyorum çünkü atalarımızdan gelen fitoterapi kavramından farklılaştı, bilimsel bir altyapı kazandı. ‘Önce söz, sonra bitki, daha sonra ilaç, en son bıçak’ sözü, bundan 3 bin yıl önce Anadolu topraklarında yaşamış Asklepios adlı hekime ait. En basit örneğiyle; karnınız ağrıdığında önce ameliyat olmaz, bir bardak nane limon içersiniz. Geçmiyorsa, sancıyı durduran ilaçlar alırsınız. O da olmuyorsa, süreç ameliyata kadar gider. Buna, integratif tıp denir ve bedene en az zarar veren çağdaş yaklaşımdır.

Tabii ki doğanın bize hediyesi olan bitkileri bilinçsizce tüketmemek gerekir. İklimler, doğal afetler ve insanlar yüzünden bitkilerin verimliliği değişebilir. Doğa, aslında hem çok güçlü hem de çok kırılgan... Bitkilerin faydası, türüne ve cinsine göre değişiklik gösterir. Mesela;

- Narın en sağlıklı bölümü, çöpe atılan kabuklarıdır!

- Zerdeçal, tek başına tüketildiğinde, vücut yeterli emilimi sağlayamaz ve istenen etki görülmez!

- Kışın toplanan nanenin içinde mentol yoktur!

Yazarın Diğer Yazıları

  1. ‘MAMOGRAFİ KANSER YAPMAZ’
  2. YÜZ ŞEKİLLENDİRMEDE ‘NOKTA’ ATIŞLARI
  3. FARKINDALIK HAYAT KURTARABİLİR!
  4. MOLDOVALI VASİLE TÜRKİYE’DE HAYATA DÖNDÜ
  5. BESLENİRKEN, KALBİNİZİ DE KORUYUN
  6. İSTEM DIŞI TİTREMELER HASTALIK BELİRTİSİ
  7. 'KORKU HİKAYELERİ'NE KULAĞINIZI KAPATIN!
  8. FARKINDALIĞI DÜŞÜK MASRAFI BÜYÜK
  9. KÖPEK MEMESİ HASTALIĞI
  10. HAYAT HER YAŞTA GÖRMEYE DEĞER!

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.