MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Üniversite Tercih Dönemi

Sevgili Pembenar okurları;

Üniversite giriş sınav stresi bitti. Şimdi sıra tercihlerde... Peki, kendinizi en doğru şekilde ifade edeceğiniz, gerçekten mutlu olacağınız bölümü nasıl seçeceksiniz? Bu noktada ailelere nasıl görevler düşüyor. Gelin tüm bu soruların cevaplarını Psikolog Yaren Karaca'dan öğrenelim.


Yaren hanım sizi tanıyabilir miyiz?
Merhaba, öncelikle başarılı çalışmalarınızdan dolayı sizi kutlarım. Yakından takip etmekteyim. Ben Psikolog Yaren KARACA. Psikoloji lisans eğitimini tamamladım, uzmanlık eğitimim devam etmektedir. Lisans eğitimim devam ederken birçok alansal çalışmanın yanında Çapa Tıp Fakültesinde 2,5 yıl asistanlık yaptım. Dönüm noktalarımdan biri oldu diyebilirim. Daha sonra bir vakıf üniversitesine bağlı bulunan Türkiye’deki tüm kolejlerin Türkiye Rehberlik ve Psikoloji yapılanmasını oluşturma ve yürütme aşamalarının yönetiminde koordinatör olarak çalıştım.
Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapi ve Cinsel Terapi çerçevesinde; çocuk, ergen ve yetişkinlerle; üniversite kariyer planlaması, meslekler, stres, kaygı bozuklukları, davranış ve kişilik bozuklukları, depresyon, panik bozukluğu, obsesyon, cinsel işlev bozuklukları, öz güven, dikkat eksikliği, fobiler ve ilişkiler üzerinde yoğun çalışmaktayım.
Bu süreçte tabii ki en yoğun çalıştığım alan, öğrencilerin ilgili oldukları alanları ve meslekleri saptayara; kariyer planlaması dâhilinde, aile ile iş birliğini sağlamak ve öğrencilerin doğru tercih yapmasına yardımcı olmaktır.

Üniversite tercih dönemlerde en çok dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?
Öncelikle dikkat edilmesi gereken şey, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine uygun tercih listesi oluşturmaktır. Öğrencinin yatkın olduğu alanları birtakım envanterlerimizle belirlemekteyiz. Fakat bu süreçte tabi ki öğrenci görüşmeleri aile işbirliği önemli bir yer tutmaktadır. Peki, bu temel basamaktan sonra dikkat edilmesi gereken diğer önemli adımlar nelerdir?
-23-29 Temmuz arasındaki tercih dilimine dikkat edilmeli, tercihler son güne bırakılmamalıdır.
-Başarı sıralamasına uygun tercih yapılmalıdır çünkü puanlar her yıl değişmektedir.
-Tercih listesinde %10 alt ve %10 üst sınır temel alınarak sağlıklı bir liste çıkarmak gerekmektedir.
-Hangi üniversitelerin tercih listesinde yer alacağı belirlenmelidir.
-Yakın ulaşım yerlerinde olan üniversiteler mutlaka gezilmelidir.
-Vakıf üniversitelerinin yıllık eğitim ücreti mutlaka araştırılmalı ve ilgili birimlerle burs olanakları görüşülmelidir.
-Üniversitelerin sosyal olanakları ve imkânları hakkında bilgi alınmalıdır.
-Tercih edilecek meslekteki yetkin kişilerle görüşülmeli ve çalışma ortamları gözlemlenmelidir.
-Ulaşım olarak okulun, eve ve yurda ulaşılabilirliğine mutlaka dikkat edilmelidir.
-İl dışındaki okulların yurt ve barınma tüm olanakları incelenmelidir.
-Gidilmeyecek bölüme ve üniversiteye tercih listesinde kesinlikle yer verilmemelidir.
Peki, Öğrenci beklediği puanı alamadı istemediği bir alanda olsa tercih yapmalı mı, yoksa bekleyip tekrar sınavlara hazırlanmalı mı?
Tercih edilecek meslek, bireyin yaşamında mutluluk, yaşam kalitesi, sosyoekonomik düzey, sosyal yaşantı, evlilik ve aile, öz güven, benlik saygısı gibi birçok bireysel ve toplumsal faktörü etkileyeceği için, çok dikkat edilmesi gereken önemli bir süreçtir. Ortalama gelecek 50 yılın inşa edildiği farz edilirse,1 sene ya da 2 sene herhangi bir kayıp olarak görülmemelidir. Sağlıksız gerçekleştirilecek üniversite tercihlerinin aksine, tercih yapılmamalı verimli ve daha istikrarlı çalışmalarla hedef odaklı çalışmalar, yıl gözetmeden mutlaka yapılmalıdır.

Siz kariyer anlamında öğrencilerin bu dönemlerinde onlara destek oluyorsunuz. Karşılaştığınız ilginç olaylardan bahsedebilir misiniz?
Tabii (gülüyor). Genellikle ebeveyn ve gençler arasında yaşanan problemlerden bahsedebilirim. Sözel alanda okuyan ve yüksek bir başarı sıralaması elde eden bir öğrencimiz sözel alandan tercih yapmak isterken, ebeveyn ise gencin sayısal alanda yer alan bir bölümden tercih yapmasını beklemektedir. Böyle durumlarda yoğun bir bilgilendirme çalışması ve çatışmanın durdurulması için işbirliği çalışmaları yapmaktayız.
Diğer sık yaşanan bir ilginç durum ise öğrencinin zihninde herhangi bir meslek ya da bölüm belirlememiş olmasıdır. Bu sürecin 7. ve 8. sınıfta yapılanması, lise döneminde de son sınıfa gelmeden hedefin belirlenmesi gerekmektedir. Hedef belirlenmemiş tercih süreci, hem öğrenci hem aile hem de bizler açısından sağlıklı bir tercih dönemine ket vurmaktadır. Gelecek yıllarda tercih gerçekleştirecek adaylara ve ailelere de önemli bir not düşmek istiyorum; lise son sınıftan önce rehberlik birimi ve kariyer planlama alanında çalışan psikolog ve psikolojik danışmanlarla birlikte öğrencinin yatkın olduğu alanlar belirlenmelidir. İşbirliği içinde çalışmalar mutlaka gerçekleştirilmelidir.

En çok bu dönemlerde aile ve çocuk arasında yaşanan çatışmalar nelerdir?
Ebeveyn ve çocuk arasında yaşanan genel çatışmalar, bahsettiğim gibi fikir işbirliği içinde olamamaktan kaynaklanmaktadır. Meslek ve üniversite tercihini ayrıntılı bir şekilde kendi aralarında planlamayan hatta konuşmayan ailelerle çok sık karşılaşmaktayız, bu tercih süreci için çok sağlıksız bir zemindir.
Ebeveynler elbette ki çocukları için en iyi meslekleri ve yaşamları istemektedir. Popülaritesi yüksek olan ve beğeni kazanan mesleklerin göz ardı edilmesi de elbette beklenmemektedir. Fakat anne babalardan şunu istiyoruz; lise son sınıfa gelmeden meslek hedefi doğrultusunda çocuğunuzla planlama yapın ve bu doğrultuda ilerleyin.

Doğru bir kariyer planlaması lise döneminde nasıl yapılmalı?
Öncelikle bireye özel bir planlama gerçekleştirilmelidir. Rehberlik birimi bu planlama için en doğru birim olacaktır. Uygulanacak envanterlerle beyinde yer alan alanlardan (dilsel/sayısal.. gibi) baskın olanlar saptanmalı ve 10. Sınıfta buna uygun alan seçilmelidir. Buna bağlı olarak, sağlıklı bir şekilde anne babaların sürece destek olması ve öğrenciye hedef belirleme hususunda yardımcı olması beklenmektedir. Hatta öğrencinin; belirlenen mesleklerde çalışan yetkin kişilerle görüşmesi ve çalışma alanlarında gözlem yapması süreci destekleyecektir.

Ailelerin en çok karşılaştığı sıkıntılardan biri öğrencilerin bu dönemde ders çalışmak istememesi. Ders çalışmak istemeyen öğrencilere aileler nasıl yaklaşmalı?
Öncelikle ders çalışmak çocuğa bir görev olarak algılatılmamalıdır. Ders çalışmak, öğrencinin gerçekleştirmesi gereken bir sorumluluktur. Ders çalışma süreci, planlama ve doğru noktalarla en yüksek verim düzeyine ulaştırılmalıdır. Çocukla çatışmadan, bir sorumluluk listesi oluşturulmalı ve bu belli zaman dilimleri şeklinde planlanmalıdır. Örneğin; 1 saat ders çalışması beklenen çocuk 20 dakika test çözmelidir. Aynı gün içinde 1 saatini de arkadaşlarıyla birlikte spor ve sosyal aktivite içinde değerlendirmelidir. Ders çalışmak için zorlanan, ebeveyni tarafından olumsuz sözlere, davranışlara maruz bırakılan ve tehdit edilen çocuklarda ders çalışmaya karşı inatçı bir tutum gelişebilmektedir. Bu süreç, çocuğun hobileri, sosyal faaliyetleri ve akran ilişkileri de temel alınarak ebeveynleri ve çocukları da memnun etmesi beklenen verimli bir sürece dönüştürülmelidir.

Bu süreçte aile ve öğrencilere öneri ve görüşlerinizi aktarabilir misiniz?
Bu süreç için öncelikle anne-babaların çocuklarını iyi tanımalarını istiyoruz. Çocuklarını tanıyan; onların ilgi, yetenek ve alanlarını iyi bilen anne ve babalar, sınava hazırlık ve tercih süreçlerinde çok sağlıklı sonuçlara ulaşmaktadırlar. Çocuklarınızı, tüm yaş dönemlerinde “dinleyin”. Dinlendiğini, önemsendiğini ve koşulsuz sevgi ile sevildiğini hisseden çocukların öz güven gelişimleri her zaman üst düzeydedir. Ayrıca kendini kabul aşamasında ve benlik saygı oluşumlarında da en üst seviyeye ulaşmaktadırlar.

Sevgili Anne-Babalar,
Çocuklarınız her zaman yegâne varlıklardır. Fakat çocuklarınızın şimdiki zamanı ve geleceği ile ilgili planlamaları onunla birlikte yapmanız onların da kendilerini değerli hissetmeleri için gereklidir. Bunu yapmadığınızda “Ben burdayım”ı anlatmak için birçok olumsuz davranışlar karşımıza çıkacaktır. Çocuğunuzu koşulsuz sevgi ile sevin ve onları her süreçte destekleyin. Üniversite tercih süreçleri elbette ki çok önemli bir süreç fakat asıl önemli olan çocuğunuzun mutluluğudur. Bunu göz ardı etmeden sağlıklı bir tercih dönemi geçirmenizi temenni ediyor, her süreçte destek için bir adım uzağınızda olduğumu altını çizerek belirtmek istiyorum. Unutmayın! Son gün 29 Temmuz.
Verimli bir tercih dönemi olması dileğiyle.


Marka danışmanlıkları, eğitimler, öneri ve görüşleriniz için bana aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz.
Mail:
Instagram: @tuvanaeroltu

Yazının devamı...

Sosyal Medya Üzerine...

Sevgili Milliyet.com.tr Pembenar okurları,

Sosyal medya birçoğumuzun vazgeçilmezi… Eminim içinizde ‘’Benim sosyal medyam yok. Sosyal medyadan uzak diyorum. Sosyal medyamı kapattım’’ Diyenleriniz vardır. Ancak pek çoğumuz sosyal medya bağımlılığından mustarip. Sosyal medya kullanımı ortalama 2-9 saat arasında değişiyor; bu durum gündelik hayata da önemli derecede etki ediyor. İnsanlar birbirleri ile sosyalleşmek yerine sosyal medyada sosyalleşmeyi tercih ediyor. Sosyal medyada hayatlar son derece steril ve mutlu gözükmesine rağmen, telefonların kamerası kapandığında gerçekten öyle mi?

‘’ Fenomen Doktorlar’’ olarak da bilinen genç ve yakışıklı doktorlarımız Dr. Hakan Tüfekçi, Dr. Ramadan Moueminoğlu ve Dr. Hüseyin Akça ile sosyal medya bağımlılığını ele aldık. Öyle ise buyurun röportaja geçelim.

Dr. Hakan Tüfekçi

Hakan bey, kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?

Ben Dr Hakan Tüfekçi, Çukurova üniversitesinde tıp fakültesi eğitimine başlayıp, Kahramanmaraş sütçü imam üniversitesinden mezun oldum. Diyarbakır doğumluyum, Bursa’da görev yapıyorum. 6 yılı aşkın acil hekimliği yapıyorum, son dönemde mezoterapi, ozon terapi ve kupa terapi eğitimleri aldım. Ayrıca dolgu uygulamaları kurslarına katıldım. Yoğun bir tempo ile çalışmalarıma devam etmekteyim.

Sosyal medyayı kullanan bir doktor olarak günde ne kadar zamanınızı geçiriyorsunuz?

Sosyal medyaya ayırdığım zaman iş yoğunluğunun olduğu vakitlerde kısıtlı oluyor, tatil günleri aktiviteye göre daha yoğun kullanıyorum fakat günde ortalama 1,5-2 saatimi sosyal medyada geçiriyorum. Sosyal medya vakit alan, kullanımına göre işlevsel ya da vakit kaybı olan, kişinin sosyal yaşantısına göre bağımlılık oluşturabilen bir sanal ortam.

Sosyal medya bağımlılığını engellemek için okurlarımıza önerileriniz nelerdir?

Sosyal medya vakit harcadıkça kendine çeken bir ortam. Onunla yatıp onunla uyanan bir cok kullanıcısı mevcut. En önemlisi bu denli bağımlı olmak tehlikeli. Kişi kendine, işine ve çevresine ayıracağı zamanı ayarlamalı, gerçek yaşamı unutmamalı. Evet, hepimiz aktif olarak kullanan bireyleriz fakat reel yaşamda olan biteni kaçırmamak adına, bu bağımlılığı engellemek adına öncesinde kısa soluklu aralar vermeli, çevreyle olan iletişimi güçlendirmeli, mümkün olduğunca sosyal medyadan kapmayı başarmalıyız.

Sosyal medyada yaşadığınız ilginç bir anınız var mı, varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Sosyal medya kullanıcısı olarak, birçok ilginç olayla karşılaştım. Takip eden kişilerin hastalığı olmaksızın özellikle muayene olmaya gelmesi, alışveriş esnasında sizi tanıyorum, beraber fotoğraf çekilelim, ya da mağazada çalışan birinin indirim yapmaya çalışacağım sizin için demesi gibi, mesaj olarak gelenlerden mesai esnasında şayet siz muayene edecekseniz, muayene olmaya geleceğime kadar farklı mesajlar aldım. Sosyal medyada yaşadığım keyifli anılarından bir kaç örnek olarak bunları verebilirim.

Dr. Ramadan Moueminoğlu

Sizi tanıyabilir miyiz?

Akdeniz üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu, Yunanistan batı Trakya Türklerindenim. Ailem Yunanistan da ikamet ettiğinden iki yakın kültür arasında yoğruluyorum. Sanatla oldum olası iç içe yaşayan biriyim. Yaptığım işi sanat, işlem yaptığım insanları sanat eserlerine benzetmemde sanırım bu yüzden; çünkü bizler de bir sanatçıyız.

Sosyal medyada çok fazla takipçiniz olmasına rağmen siz sosyal medyayı nasıl kullanıyorsunuz?

Sosyal medyaya değinecek olursak, işimle alakalı merak edilenleri, doğru bilinen yanlış veya yanlış bilinen doğruları, takipçilerimle paylaşmaktan, onları bilinçlendirmekten ve izlenimlerimi betimlemekten keyif alıyorum. Günümüz çağında internetin ve sosyal medyanın gücünü arkamıza almaktan çekinmemeli, sosyal medyayı hayatımızda doğru konumlandırılmasından oluşan tablodan keyif alabilmeliyiz.

Neredeyse tüm hayatlarını sosyal medyada geçiren insanlar var. Sosyal medyanın içinde biri olarak kendinizi kaptırmamayı nasıl başarıyorsunuz? Ya da kaptırdığınız zamanlar oluyor mu?

Sosyal medyada sosyal kalabilmeyi başardığımız takdirde ki bunu nasıl başarırız; şöyle özetlemem gerekirse gittiğiniz yolu dilediğiniz hedefi belirlediğinizde o yolda kaybolmanız olası değil; bende öyle yapıyorum. Hedefim bellidir, yolum belirlidir. Dışarıda muazzam gerçek bir hayat, gerçek olan ilişkiler, gerçek olan resimler var iken ve bunların tadına varıldığında gerçek olan hislerinizi tatmanın tadına vardığınızda ne demek istediğimin daha iyi ve net anlaşılacağından hiç şüphem yok.

Dr. Hüseyin Akça

Hüseyin Bey, kendinizden bahseder misiniz?

Ben 28 yaşındayım, Adana Seyhan doğumluyum; aslen Kayseriliyim. İlk ve orta öğrenimimi kayseri de, Liseyi Nevşehir Fen Lisesi’ nde tamamladım. Daha sonra üniversite hayatıma Çukurova üniversitesi Tıp Fakültesi’ nde başladım. Bu zorlu eğitim dönemini Kahramanmaraş Tıp Fakültesi’ nden mezun olarak tamamladım. Bir yıl Kahramanmaraş’ da acil hekimi olarak görev yaptım daha sonra aynı görevi devam ettirmek üzere İstanbul’ a geldim ve halende acil hekimi olarak görev yapmaktayım. Genel olarak titiz bir insanım. Özellikle işimde titiz ve kaliteli çalışmaya özen gösteririm. İş hayatım dışında sosyalliğe fazlasıyla önem veren birisi olarak iş zamanlarından arta kalan vakitleri olduğundan daha fazla verimli kullanmaya özen gösteriyorum. Çünkü mesleğin zorluğunun verdiği stresi onarmak ya da yıpratıcı etkisine engel olmak için sosyal hayatımıza dikkat etmeliyiz öyle de yapmaya dikkat ediyorum kendi hayatımda.

Ayrıca iş dışında sporuma ve beslenmeme dikkat ediyorum. Sağlık için spor şart :)

Sosyal medyada sevilen bir doktorsunuz? Gün içerisinde sosyal medyada ortalama ne kadar zamanınızı harcıyorsunuz?

Sosyal medyada sevilmek güzel evet haklısınız ama gerçek hayatta hastalar tarafından sevilmek onların iyi niyetlerini duymak onlardan hayır duası almak çok daha güzel Tuvana Hanım. Sorunuza gelecek olursam gün içerisindeki iş hayatımızda çok yoğun oluyoruz o yüzden çok fazla bakamıyorum sosyal medyaya. Hatta bu konuda yakın arkadaşlarımın serzenişleriyle karşılaşmak zorunda kalıyorum. İş hayatı dışında güncel haberleri ve işimizle alakalı yeni haberleri gelişmeleri takip etmek amacıyla zaman ayırmaya çalışıyorum. Bazen de sosyal medya üzerinden değerli takipçilerimden gelen Dm mesajlarına bakıyorum. Ve onlara elimden geldiğinde mesleğimle alakalı yardımcı olabileceğim sorularına cevap vermeye çalışıyorum. Özetleyecek olursam Tuvana Hanım takipçisi yüksek diye sanıldığı kadar saatlerce zaman harcayamıyorum sosyal medyaya :))

Sosyal medya yüzünden başınıza gelen kötü bir olay oldu mu?

Bu sorunuza maalesef evet demek zorundayım. Çünkü sosyal medyanın onca olumlu tarafı varsa bir o kadar da olumsuz tarafı var. İnsanların sadece sosyal bir platformda bir fotoğraftan oluşan sanal bir kişiye bağımlılık derecesinde hayran olması gerçekten kötü bir durum. DM den beni sevgilisi gibi görüp yaklaşık 10 ay boyunca her gün her saat gün içindeki yaptıklarını sevgilisine anlatıyor gibi kişinin anlatması normal kabul edilemez. Bu kişilerin mesajlarını ilginç bulduğum gibi bir o kadarda onlara üzülüyorum. Keşke öyle güzel duygularını insanlar sanal kişilere değil de gerçekten sevdikleri insanlara aktarabilseler.

Çalıştığım yerde teyzelerin gelip kızlarıyla tanıştırmak istemeleri ister istemez poliklinikte komik olduğu kadar samimi bir hava da bırakıyor. Teyzeleri içten ve samimi oldukları için ayrıca seviyorum. Sosyal medyada çalıştığım kurumla alakalı bilgi vermiyorum çünkü birkaç defa bunun olumsuz örnekleriyle karşılaştım. Benim çalıştığım polikliniği öğrenip gelen ve devamlı gelmek isteyen tabiri caizse sahte hastalarla karşılaştım. Gerçekten bunun komik olmadığı gibi diğer hastaların haklarına girmeleri ve onların zamanlarından çalmalarından bahsetmiyorum bile.

Daha öncesinde de bir röportajımda anlattığımı burada da anlatmak istiyorum. Acilde çalışırken beni görmek için ya da tanışmak için mi bilmiyorum bir genç kızın intihara teşebbüs etmesi gibi... İnsan hayatı bu kadar basit olmamalı. Ya da insanlar hayatlarında filmlerde olduğu gibi heyecan aradıkları için böyle akla mantığa uymayan hareketlerde bulunuyor. Anne babalar çocuklarını böyle saçma işlerle uğraşsınlar diye onca emek vermiyordur.

Bu bahsettiğim örnekler dramatik durumlar ama genel itibariyle toparlayacak olursam sosyal medyanın olumlu taraflarını görmek isteyenlerdenim. O mecradan binlerce kişiye ulaşabiliyoruz ve oradan vereceğimiz ulaştırabileceğimiz toplumsal mesajlarımızı rahatlıkla insanlara ulaştırabiliyoruz. Mesleğimizle alakalı oradan bir kişiye bile olumlu bir şey katabiliyorsak ne mutlu bize. Bu röportaj vesilesiyle bizlere bu sorularla söz hakkı tanıyan sizlere ayrıca çok teşekkür ediyorum.

Marka danışmanlıkları, eğitimler, öneri ve görüşleriniz için bana aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz.

Fotoğrafçı: İlkay EROL

Mail: tuvanaeroltu@hotmail.com

Instagram: @tuvanaeroltu

Yazının devamı...

Kadın Olmasa…

Sevgili Pembenar okurları;

Bugün 8 Mart Dünya Emekçi kadınlar günü... Belki iş yerlerimizde bir gül ile kutlayacaklar, gazetelerde- televizyonda ne kadar değerli olduğumuzu hatırlatacaklar; ama 9 Mart’ da kadına yönelik şiddet aynen kaldığı yerden devam edecek.

Bu yazımda sizlere kadınları yeniden hatırlatmak istiyorum. Size kadın olmasa demek istiyorum...

Çünkü kadın olmasa tüm dünya kapkaranlık olurdu.

Kadın olmasa içimizdeki şefkat yerini zulme bırakırdı.

Kadın olmasa her şey daha özensiz olurdu.

Kadın demek şefkat, güven, yaratıcılık, kardeşlik, iyilik demek...

Bir kadın içinde birden fazla anlam demek. Kadın demek anne, sevgili, eş, iyi bir yönetici, iyi bir arkadaş, iyi bir sırdaş demek. Kadın acıya olan dayanıklılığı ile erkeğin fiziksel üstünlüğüne rağmen güvenilebilecek tek liman demek. Çünkü ancak biz kadınlar gerçek istersek şiddet durur. Kadın barış demek....

Biz kadınlar birbirimizi yüceltmeli, birbirimizin başarıları ile gurur duymalı, birbirimiz hakkında konuşmaktan vazgeçmeliyiz. Biz kadınların dayanışmaya ihtiyacı var. Unutmayın bir kadına şiddet uygulayan erkeği de yetiştiren bir kadın. Kalplere nefret, sevgisizlik veya korku ekmek yerine gelin birlikte dayanışma içinde birbirine inanan güvenen nesiller yetiştirelim.

Birbirimize çelme takmak yerine birbirimize destek olup kusurlarımız konusunda birbirimize yardımcı olmalıyız. Ancak o zaman bu vahşet durur. Tüm kadın cinayetleri, kadınlara yönelik taciz ve tecavüzler biz kadınların dayanışması ve birbirine güvenmesi ile son bulabilir. Sözü daha fazla uzatmadan 8 Mart 1857’de New York’taki dokuma fabrikasında hayatlarını kaybeden 129 işçi kadını anarak yazımı bitirmek istiyorum.

Tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’ nü kutluyorum.

Marka danışmanlıkları, öneri ve görüşlerinizi iletmek için bana aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz.

Mail: tuvanaeroltu@hotmail.com

Instagram: @tuvanaeroltu

Yazının devamı...

Zerafet Değil Zarafet!

Sevgili Pembenar Okurları;

Her insan yeni bir ortama girdiğinde fark edilmek ister. İnsanın temel ihtiyaçlarından biridir sevilmek, saygı görmek… Maslov’un İhtiyaçlar hiyerarşisinde 3. basamak, ait olma ve sevilme basamağına ayrılmıştır.

Bir terazi düşünelim. Bir kefesinde olumlu, bir kefesinde olumsuz özellikler olsun. Kefenin hangi tarafı daha ağır ise baskın olan kısım bizi tanımlayacaktır. Eğer sık sık argo kelimeler kullanıyor, sözlerimizde ve davranışlarımızda nezaketten uzak bir tavır sergiliyorsak insanlar bizi ‘’nezaketsiz, kaba veya görgüsüz’’ olarak tanımlar. Nazik ya da kaba olmak bizim elimizdedir. Pek çok birey belli bir yaşa gelir; ancak tam olarak nerede nasıl davranacağını bilemez. Kısacası temsil yeteneğini geliştiremez. Temsil yeteneğini bilmek, doğru davranışları hayatımıza katmaktan geçer.

Peki, Zarafet Nedir?

Gelelim Zarafet konusuna… Zarafet kökü zarftan gelen bir kelime olup hoşa giden davranışların tümü demektir. Her ne yaparsak yapalım, yaptığımız şey zarafet ölçüleri içinde olmalı, karşı tarafı incitmemeli ve rahatsız etmemelidir. Bu ‘’Eleştiri yapmayın! Rahatsız olduğunuz şeylere tepki göstermeyin!’’ demek değildir. Elbette fikrimizi paylaşmalı, zıt bir görüşe sahipsek belirtmeliyiz. Ancak bunu belirli bir ölçü içinde yapmalıyız. Bu ölçüde görgü kurallarına uymaktan geçer.

Zarafeti oluşturan üç temel etmen vardır. Hoşgörü, tevazu ve dikkat. Karşı tarafa incitmeden yaptığımız her hareket, söylediğimiz her söz, olumlu ise zarafeti besler, büyütür. Olumsuz ise; toplumdaki konumumuza zarar verir.

Zarafet Kuralları Çerçevesinde Hangi Davranışlardan Uzak Durmalıyız?

İnsanların çoğu nerede ne yapması gerektiğini bilmediği için sosyal ilişkilerinde başarılı olamıyor ya da kendilerini doğru temsil edemiyor. Toplumumuzda sıkça kullanılan ‘’Hanımların yaşı sorulmaz’’ diye bir kalıp vardır. Günümüzde bu durum sadece hanımlar için geçerli değil; erkeklerinde yaşı, boyu, kilosu veya fiziksel görüntüsü ile ilgili konuşmamalı, yorum yapmamalıyız.

Yeni tanımadığımız insanların olduğu ortamlarda din-siyaset gibi hassas konulara girmemeliyiz.

En önemlisi de, dedikodudan uzak durmalıyız. Toplum olarak dedikodu yapmayı çok seviyoruz. Dedikodu uzak durulması gereken, önyargıyı besleyen, kötü niyetli mesajlardan oluşur. Dedikodu yapılan bir ortamda dedikodu dinlememeli, yorum yapmamalı ve mümkünse o ortamdan uzaklaşmalıyız.

Bir diğer görgü kuralı ise selam vermektir. Pek çok birey kimin kime selam vereceğini bilmez. Her zaman mevki olarak aşağıdaki üstü, beyler hanımefendileri, ayrılan kalanları ve gelenler var olanları selamlamalıdır.

Ve son olarak da ''zerafet değil, zarafet!''

Marka danışmanlıkları, öneri ve görüşlerinizi iletmek için bana aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz.

Mail: tuvanaeroltu@hotmail.com

Instagram: @tuvanaeroltu

Yazının devamı...

Süper İyi Günler

Sevgili Pembenar okurları;

‘’Süper İyi Günler’ Oyunu Tiyatro Sahneleri’ nde tiyatro severler ile buluştu. Sosyal sorumluluk projesi kapsamında sahnelenen oyun, Asperger Sendromlu 16 yaşındaki Christopher Boone’ un zengin düşünce dünyasını konu alıyor. Mark Haddon’ un ünlü romanından uyarlanan ‘’Süper İyi Günler’’ Oyunu şuana kadar londra West End ve New York Broadway başta olmak üzere, dünya çapında "The Curious Incident of the Dog in the Night-Time" adıyla 3 milyondan fazla seyircinin beğenisine sunuldu. Başrollerini Emir Özkan, Ayça Erturan, Korel Cezayirli, Didem İnselel ve Celil Toyan gibi başarılı oyuncuların paylaştığı Oyunda, yönetmen koltuğunda Nedim Saban yer alıyor.

Süper İyi Günler Oyunu' nun yönetmeni ve oyuncuları ile oyundan, karakterlerden ve Otizm'^den bahsettiğimiz iki bölümden oluşan keyifli bi röportaj gerçekleştirdik. Öyleyse buyurun röportajın birinci bölümüne geçelim.

Nedim SABAN

Oyunumuz öncesinde Londra West End ve New York Broadway başta olmak üzere dünya çapında "The Curious Incident of the Dog in the Night-Time" adıyla 3 milyondan fazla seyirciyle buluştu. "Tony ve Oliver gibi prestijli ödüllerinde “En İyi Oyun” olmak üzere nice ödüle layık görüldü. Gerçekten keyifli ve etkileyici bir oyun. Dünyanın on beş farklı diline çevrilen eser 32 ülkede yayınlanarak gençlerin çok sevdiği bir kahramanın öyküsüne dönüştü. Bende bu oyunu yurtdışında izlediğimde beni çok heyecanlandırmıştı. Bu oyun bize öğretiyor ki; sizden olmayanı da sevebilirsiniz, yeter ki tanıyın. Sizden farklı olan sizin anlamadığınız insanlar ya da arkadaşlarınız aslında çok zengin dünyalara sahip, biz bunu anlatmaya çalışıyoruz. Kesinlikle bir duygu sömürüsü olmadan onlarla birlikte dünyada yaşadığımız şeylere onlarla gülebiliyor, eğlenebiliyoruz. Bu eğlenceli dünyamızı görmek isteyen herkesi oyunumuza bekliyoruz.

Emir ÖZDEN

Ben Emir Özden, 23 yaşındayım. Adıgüzel sanatlar lisesi tiyatro bölümünden mezun oldum. Akabinde Kadir Has Üniversitesi tiyatro bölümünü kazandım. Fakat okulumu o dönem çalıştığım dizi sebebiyle dondurmak zorunda kaldım. Şu anda ise yoğun çalışma temposu sebebiyle devam edemiyorum. Kendimi yoğun bir şekilde tiyatro sahnelerinde buldum. Kadıköy’de Küçük Salon’da ilk olarak Goethe Faust’u oynadım. Ardından Franz Kafka’nın Şato eserinin oyununda yer aldım. Şimdi de Nedim Bey ile Süper İyi Günler oyununu sahneye aktarıyoruz.

Seksen metrekarelik led ekranlarla kurulu bir dekorla oynuyoruz ve animasyonlarla iç içe geçilmiş bir şekilde sahnedeyiz. Biz aslında seyir zevki sunuyoruz, görsel bir deneyim sunuyoruz. Böyle bir oyunun içinde yer almak benim için zaten çok gurur verici bir durum. Bir de böylesine güzel ve farklı bir dekor ile sahneye çıkınca oldukça etkileyici bir tecrübe oluyor benim için.

Ayça ERTURAN

Süper İyi Günler otizm farklılığına sahip asperger sendromlu bir çocuğun hikayesi. Ben Cristopher’ın annesini canlandırıyorum. Karakterim bir anne olmanın yanı sıra otizmli bir evlada sahip. Annesi evladına sahip çıkması gerekirken onu ihmal etmiş. Çocuğunun gereklilikleri ve ihtiyaçları ona fazla geldiği için bu durumdan kaçmak istemiş ve evi terk etmiş bir kadın. Açıkçası bunu neden yapmış olabilir diye karakteri bir süre anlamaya çalıştım. Karakterimin yaşadıkları da çok zor, otizmli bir evlada sahip olmak büyük sabır ve özveri gerektiriyor. Otizm farklılığına sahip çocukların anne ve babalarının daha fazla sabırlı olması gerekiyor çünkü çocuğunuz size 7/24 ihtiyaç duyuyor. O açıdan karakterime bazen çok kızıyorum. Fakat bir süre sonra çocuğumun kıymetini anlıyor ve onun için ifade ettiğim şeyi fark edip ona yardımcı olmaya çalışıyorum. Aslında dönüşümü açısından çok tatlı ve iyi bir karakter.

Genelde bunu sosyal medya hesabım aracılığı ile bana yazan otizmli bireylerin annelerinden ‘çocuğumuzdan önce ölmekten çok korkuyoruz’ ifadesine göre cevaplayabilirim. Çocuklarımızın bize her şeyden, herkesten daha çok ihtiyaçları var yazıyorlar. Türkiye’de otizm bir hastalık olarak biliniyor. Fakat öğrenilmesi gereken şu ki; bu bir hastalık değil aslında bir farklılık. Bu açıdan da bunu hastalık olarak görmek aileyi ve otizmli bireyi bir sıfır geriden başlatıyor.

Korel CEZAYİRLİ

Ben Christopher Boone’ un babasını oynuyorum. Zorlayıcı bir roldü benim için çünkü yakınımızda otizmli bir birey olmayınca onların davranışlarını ve aynı şekilde ebeveynlerinin onlara davranışını keşfetmek biraz zordu. Toplum içinde ne kadar zor bir hayatlarının olduğu aynı zamanda aileleri içinde bunun ne kadar zor olduğunu bu oyun sayesinde anladım. Tohum Otizm Vakfı’nın çok desteği oldu bize. Sürekli orayı ziyaret edip otizmli bireyleri gözlemleyerek onları ve ailelerini anlamaya çalıştık. Aynı anda onların dünyalarının ne kadar zor olduğunu ve bütün güzellikleri nasıl barındırdıklarını hayatı yüksek duygularla nasıl yaşadıklarını gördük.

Didem İNSELEL

Oyunda asperger sendromlu Christopher Boone’un öğretmenini oynuyorum. Karakterim farklılığa sahip olan çocukların öğretmeni ama Christopher Boone ile arasında özel bir bağı var. Öğretmeni olarak onu çok iyi anladığını ve ona doğru yolu göstermek için çabaladığını anlıyoruz. Asperger sendromlu ya da otizmli bir çocuğun hayatında eğitimin ne kadar önemli olduğunu, doğru eğitim ve motivasyon ile yönlendirmeyle onların nasıl güzel aşamalar kaydettiğini gösteriyor oyunumuz. O yüzden böyle bir projede yer aldığım için çok mutluyum.

Marka danışmanlıkları, eğitimler, öneri ve görüşleriniz için bana aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz. Röportajın ikinci bölümü gelecek hafta köşemde yayınlanacak.

Mail: tuvanaeroltu@hotmail.com

Instagram: @tuvanaeroltu

Yazının devamı...

Düğün Dündü, Bugün Bugün!

Sevgili Milliyet-Pembenar okurları,

Suit-Düğün Dündü Bugün Bugün oyunu yakın zamanda tiyatro severler ile buluştu. Ümit Kantarcılar, Ceyhun Fersoy, Begüm Öner, Melis Kaygılaroğlu ve Ebru Şahin’in rol aldığı oyunda, yetenekli oyuncuların enerjik performansı göz dolduruyor.

Oyun, evlilik öncesinde hazırlık yapan bir çiftin yaşadığı olayları konu alıyor. Ya ‘’Doğru İnsan’’ tam evlilik öncesinde karşınıza çıkarsa? Evliliğe odaklanan genç ve güzel gelin ise hazırlıkların stresi ile yanı başında dönen dolapları fark edemezse? Öyle ise sözü daha fazla uzatmadan röportaja geçelim.

BEGÜM ÖNER

Begüm hanım, genç ve güzel gelini oynuyorsunuz. Tamda genç kızların düştüğü o yanılgıya evlilik telaşı ile sizde düşüyorsunuz. Biraz rolünüzden bahsedebilir misiniz?

Evet, ne yazık ki bazen genç kızlarımız evliliği hedef haline getirip esas gerçeği gözden kaçırabiliyorlar. Rachel da kendisini bildi bileli Bill ile birlikte olup sadece onunla evlilik hayali kurmuş bu yüzden de bazı gerçekleri gözden kaçırmıştır ama ne demişler zararın neresinden dönersen kardır; bu yüzden sürprizli bir son sizleri bekliyor.

Eşinizle aynı sahneyi paylaşıyorsunuz. Bu durumum avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Ceyhun ile birlikte sahnede olmak çok büyük bir güven veriyor. Ama bazı anlarda Ceyhun’un gözlerinin içine bakıp da gülmemek çok zor oluyor.

Tiyatro dışında yeni projeleriniz var mı? Sizi yakın zamanda dizilerde görecek miyiz?

Şuanda netleşen bir proje yok ama görüşmelerimiz devam ediyor; içime sinen bir proje olduğunda neden olmasın

CEYHUN FERSOY

Ceyhun bey, Tom karakterinden bahsedebilir misiniz?

Tom; Bill in yakın arkadaşı, Bill ve Rachel in düğününü en iyi şekilde geçmesini istiyor, aynı zamanda da Bill in sağdıçı… Çok renkli bir karakter, heyecanlı ve sevimli bir tip...

Tom karakteri son derece dinamik bir karakter. Karaktere nasıl hazırlandınız?

Teksti okuduktan sonra Tom’ u rahat bir şekilde sahneye koyabileceğimi düşündüm. Bunun sebebi tekst çok iyi ve oynayacak fazla bir şey yok... Tom da zaten iyi olduğu için her oyuncunun oynamak isteyebileceği karakter. Doğal ve komik...

Eşiniz ile aynı sahneyi paylaşmak nasıl bir duygu?

2 kat daha heyecan duyuyorum, hem oyun, hem eşimle oynamak çok değişik bir duygu... Ama sahneye çıktığım zaman o artık eşim olmuyor meslektaşım oluyor... Ama yine de çok heyecan verici bir durum

MELİS KAYGILAROĞLU

İlk tiyatro oyununuz ile tiyatro severlerin karşısına çıktınız. Nasıl bir heyecan?

Tarifi olmayan bir heyecan... 2008 yılında konservatuarın ilk gününde yaşadığım heyecanın ve mutluluğun bugüne yansımış hali. Keyfim çok yerinde. Artarak devam eden sahne tutkumu sonunda kusabiliyorum:)

Tiyatro oyunculuğu mu, yoksa dizi oyunculuğu mu daha çok keyif veriyor?

Mukayese dahi edemem ben. Sahne benim güvenli alanım. Kendimi en özgür hissettiğim yer burası. Dizi oyunculuğu bana çok matematik gibi geliyor, burada zamana teslim olabiliyorum.

Oyunda oda hizmetçisi rolüne hayat veriyorsunuz. Rolünüzden biraz bahsedebilir misiniz?

Rolüm tek kelimeyle; histerik. Oldukça deli bir kadını oynuyorum. Nasıl olduğu belli olmadan bir anda olayların merkezinde buluyor kendini Julie.. Gerisi için sizi düğünümüze bekleriz:)

EBRU ŞAHİN

Oyunun genç ve güzel kızısınız. Hem Bill, hem Tom size aşık. Biraz karakterinizden bahsedebilir misiniz?

Karakterimin ismi Judy. Yanlış bir zamanda olmaması gereken bir yerde uyanıp sonra da duygularının peşinden giden, bir yandan da işlerin karışmasına sebep olduğu için zorunlu fedakârlıklar yapmak zorunda kalan, hayatta aradığı şeyi çok zamansız bulmuş ve onun telaşına düşmüş bir kadın.

Tiyatro rolüne hazırlanmak zor mu? Biraz hazırlık aşamasından bahsedebilir misiniz?

Her karakter her mecra için karakter hazırlık aşaması biraz sancılı olur. Benim ilk tiyatro ve ilk komedi deneyimim. Bu yüzden en zor kısmı gerçekle -mış gibi yaptığımız komedi kısmı arasındaki o ince çizgiyi tutturmak oldu benim için. Çünkü her şeye sinematografik bir algıyla bakıyordum ama vodvil için çok daha farklı bir zaman mekan algısı gerekiyor. Burada en büyük şansım yönetmenimiz Eyüp Emre Uçaray' ın nasıl bir kadın olması gerektiğiyle ilgili çok tatlı rejiler vermiş olması. Komedi yaptığımız için doğallığı çok kaybetmeden içimizden birini yansıtmaya çalışıyorum.

Çok fitsiniz. Özellikle ilgilendiğiniz bir spor dalı var mı?

Küçük yaşlarımdan beri sporun içindeyim ayrıca Spor Bilimleri Fakültesi mezunuyum. Kendi bedenimi iyi tanıyorum ve programımı oluşturabiliyorum. Özel olarak ilgileniyorum diyebileceğim bir şey yok çünkü aklınıza gelebilecek her branşı deneyimlemeyi seviyorum. Ama son zamanlarda dizi ve tiyatro arasında koşturmaktan evime en yakın branş olan kick boks ve reformer pilates e yöneldim diyebilirim:)

Yazının devamı...

Closer- Sevgi Neden Yetmez Röportajı

Sevgili Pembenar okuları,

Uzun zamandır heyecanla beklenen, Closer-Sevgi Neden Yetmez oyunu Uniq Hall’ de ihtişamlı bir geceyle seyircileri ile buluştu. Ustu oyuncu Cengiz Bozkurt’ un yönetmenliğini üstlendiği oyunda, başrolleri Pelin Akil, Cansel Elçin, Tuğçe Bayat ve Serhat Onat paylaşıyor. 2 perdeden oluşan ve 4 kişinin tesadüf eseri hayatlarının kesişmesini konu oyunda kadın-erkek ilişkilerine dair son çarpıcı noktalara değiniliyor.

1997 yılında Patrick Marber tarafından kaleme alınan oyun, 2004 yılında Mike Nichols yöntemenliğinde sinema perdesine taşınmıştı. Son derece ses getiren bu filmi, tiyatro oyunu olarak seyretmek beni çok heyecanlandırdı.

Öyle ise buyurun’’Closer-Sevgi Neden Yetmez’’ oyunu oyuncuları ile yaptığım röportaja geçelim.

Closer 2004 yılında beyaz perdeye taşındığında son derece büyük yankı uyandırmıştı. Tiyatroda sizi izlediğimde adeta beyaz perdede izlediğim doctor Larry karakterini sahnede gördüm. Biraz rolünüzden bahsedebilir misiniz?

Closer , insan ilişkileri, aşk ve ihanet üzerine kurulmuş bir oyun.Bunu çarpıcı, gerçekçi bir şekilde anlatıyor. Doktor Larry’de hoşuma giden şey, işçi sınıfından gelen bir karakter.Bir işçinin oğlu ama okumuş ve doktor olmuş. Kendi mesleğini kazıyarak elde etmiş. Kendi hayatını kimseye borçlu değil. Hatta şöyle bir ikilemde bulunuyor, devlet hastanesinde çalışıyor ve sevdiği kadın yüzünden daha çok para kazanma ihtiyacı duyuyor ve özel hastaneye geçiyor. Bundan dolayı inanılmaz bir suçluluk duygusuna kapılıyor.‘ben mesleğimi para için yapıyorum’ düşüncesine giriyor ve kendisini suçluluk duygusuna sokuyor. Şöyle bir cümlesi var ‘ben ellerimle insanların hayatlarını kurtarıyorum’ yani mesleğini seven bir adam. İşçi sınıfından gelse bile bakış açısı var. Kitabı okuyacak ve beğenecek kadar veya bir resime bakıp iyi mi kötü mü diye anlayacak kadar derinliği var karakterin. Bu yanını seviyorum. Biraz hümanist bir adam.

Doktor Larry karakteri için nasıl hazırlandınız?

Larry karakteri, özellikle duruşu, bedeni ve bugüne kadar canlandırdığım karakterlerin dışında biraz daha sert bir adam.Dış görünüş olarak ilk defa sakallı birini oynuyorum. Ama bu kendisini bırakmış anlamına gelmiyor, tam tersi fiziğiyle, duruşuyla disiplinli, yeri gelince otoriter, ama zevk sahibi bir adam.

Pelin hanım, sizi diziler sayesinde tanıdık. Şuana kadar ‘’Closer-Sevgi Neden Yetmez’’ oyunu ile 4 tiyatro oyununda oynadınız. Son derece çarpıcı bir oyun! Anna rolüne hazırlanmak sizin zor oldu mu?

Rolünüzden biraz bahsedebilir misiniz, Anna rolü ile gerçek hayatta benzerlikler taşıyor musunuz?

Uzun bir prova sürecinden geçtik. Neredeyse bir ara haftanın her günü İkinci Kat tiyatrosunda Cengiz hocayla prova yaptık. Rolüm sürekli denemeyle ve çalışmayla prova sürecinde çıkmış oldu. Anna bana göre biraz bencil ve kendi hislerinin peşinden giderken yaşantısının, ilişkisinin başkaları üzerinde zincirleme etkisini pek umursamayan biri. Ben onun kadar sonuçlarını görmezden gelerek yaşayamam hayatımı. Pek benzer yanlarımız yok Anna’yla. Ama yine de onu seviyorum

Closer filmi’ nde Anna rolünü Julia Roberts canlandırmıştı. Senaryo için çalışmaya başladığınızda bu durum sizde kaygı yarattı mı?

Closer’ın bu dönemde de oynanıyor olması 1990 yılında yazılmış olmasına rağmen beklentilerin ve kadın erkek ilişkilerinin hiçbir zaman değişmediğinin (ve değişmeyeceğinin) bir kanıtı bence. Aşkı, sexi, evliliği, ilişkileri tüm çıplaklığıyla gösteren, metni okurken “ben bu karakterin yerinde olsam ne yapardım” ı da tüm karakterler için düşündüren bir oyun Closer.

Biraz da özel hayata girersek, Pelin Akil ve Anıl Altan çifti sosyal medya son derece seviliyor. Bu durum bazen olumsuz eliştirileri de beraberinde getirebiliyor. Siz gelen eleştirleri nasıl yorumluyorsunuz?

Sosyal medya platformu herkese açık olduğu için bir sürü yorum geliyor. Gelen yorumların tabiki de hepsinin olumlu olması gibi bir beklentimiz yok.Olumsuz yorumları da dikkate alıyoruz ama saygı ve sınırı geçen ,sadece hayatında kendi mutsuzluğuyla orda var olmaya çalışan insanların yorumları bizi etkilemiyor. Bizi samimi görüp iyi dileklerini sevgilerini ileten, enerjimizi yükselten çok fazla mesaj geliyor.Bu bizi çok mutlu ediyor. Burdan da onlara tekrardan teşekkür ederiz.

Tuğçe hanım, rolünüzden bahsedebilir misiniz?

Ben Alice karakterini canlandırıyorum. Alice hayatını sevgi aramak üzerine kuran biri. Sevilmeyi istiyor ama aynı derecede sevebileceği ve kendini bu sevgiye adayabileceği birini arıyor. Hayattaki duruşu, seçimleri çok net ve bunu gizlemiyor. Bir taraftan da mesleğinden ve hayatını yaşarken fazlaca özgür olmasından dolayı önyargılarla boğuşan, bu yüzden de saflığını, masumluğunu saklamak zorunda kalan biri Alice. Onu canlandırmak heyecan verici, çünkü çok derinlikli bir karakter.

Alice bir striptizci. Alice’ in cüretkar sahneleri var. Rolünüze nasıl hazırlandınız?

Aslında sanıldığı gibi oyunda cüretkar sahneler ya da çıplaklık yok. Alice bir striptizci, evet. Ama benim için doktor ya da pilot olmasından bir farkı yok. Bu da onun işi. Tabii bir striptizcinin beden dili üzerine çalışma yapmam gerekiyordu. Bu yüzden pole dance dersi aldım. Hala devam ediyorum. Bunun dışında Alice’in iç dünyasına odaklanmayı tercih ettim. Kırılgan birini oynamak daha kolay olabilir belki ama aslında kırılgan olduğunu saklayan birini nasıl canlandırabilirim, buna kafa yordum.

Aslında hukukçu olduğunuzu biliyoruz. Bir röportajınızda mesleği sevdiğinizi ama yapamayacağını bildiğiniz yazıyor. Yapmayacağınız bir mesleği okumak size demotive etmedi mi?

Ben her zaman çok kitap okuyan, sosyal bilimlerle ilgili bir çocuktum. Felsefe, sosyoloji, psikoloji... Hukuk fakültesindeyken de aslında orada okumaktan mutluydum sadece bunu meslek olarak yapmayacağımı biliyordum. Çünkü daha çok istediğim bir şey vardı. Sahnede, ekranda ya da beyaz perdede olmayı hayal ediyordum. Bu yüzden de hukuk okurken bir taraftan da tiyatroda çalışmaya başladım. Hukuktan mezun olur olmaz da konservatuvar sınavlarına girip kazandım ve yapmayı istediğim şeyin okulunu da okudum. Her şey planladığım gibi gelişti yani.

Biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

27 Mayıs 1994 İzmit doğumluyum. Küçük yaşlardan beri denizciliğe ve sahne sanatlarına ilgim çok fazlaydı. Lise yıllarımda İstanbul’a geldim dans ve tiyatro eğitimim için. Ardından Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümüne girdim ve kariyerime Muhteşem Yüzyıl’la başladım ardından Mayıs Kraliçesi, Bodrum Masalı, Meryem derken yıllar akıp gitti fakat çocukluğumdan beri tutkum olan tiyatroyu ve yelkenciliği hiç bırakmadım. Oyunculuk mesleğim oldu yelkencilik en büyük hobim. Geçen yıl hayal bile edemeyeceğim çok iyi bir ekiple DasDas’ta Uyarca’da rol aldım. Bu yılsa yine harika bir ekiple beraber İkinci Kat’ta Closer’da Dan karakterini canlandırıyorum... Hala hayallerimin ve tutkularımın peşindeyim hep öyle olmaya devam edeceğim.

Canlandırdığınız Dan rolünden bahsedebilir misiniz?

Dan aslında erkeklerin tipik özelliklerinin varsa çoğunu barındıran biri... Yazar olmak isteyen ama bu konuda kendi yeteneğine inanmayan, istemediği bir işte çalışmak zorunda olan biriyken bir anda karşısına bir kadın çıkıyor ve onun hayatını kaleme alıyor. Aslında hayalini gerçekleştiriyor, bir kitap yazarı oluyor ve bununla birlikte karakteri büyük değişime uğruyor özgüveni aşırı şekilde yerine geliyor, kültürel olarak kendini herkesten üstün görmeye ve yetinmemeye, hep daha fazlasını aramaya başlıyor. Böylelikle kendini ilişkiler ağının hatta kördüğümünün ortasında buluyor. Ve her şey başa sarıyor yani girmiş olduğu o ruh hali onu hayata karşı yenik düşürüp yalnızlığa sürüklüyor...

Dan ve Serhat ONAT arasında benzerlikler var mı?

Sadece benim değil bence birçok erkeğin benzer özelliği var çünkü yazar bu oyunu kaleme alırken erkek bakış açısıyla yazmış. Oyunun ana sözü birçok şeyi çok net açıklıyor ‘Sevgi Neden Yetmez’ bu hepimizin başına gelmiştir. Dünya öyle bir hal aldı ki ilişkilerde bile sevgi çok alt sıralara indi hep başka şeylerin peşinde koşmaktan aslolan şeyi atlıyoruz. İşte buna sebep olan o erkeksel ego, kariyerin getirdiği özgüven daha fazlasına sahip olma isteği birçok insanı çok etkiliyor ve karakterini, ilişkilerini kördüğüm haline getiriyor. Bu yüzden izleyen birçok insan kendi hayatından çok şey bulacak bu oyunda...

Ekibin en gencisiniz. Çok da yeteneklisiniz. Böyle bir ekiple çalışmanın avantajları ve dezavantajları nedir?

Çok teşekkür ederim :) En küçük olma durumuna çok alışık biriyim konservatuvara lise biter bitmez girdim ve okulumun da en küçüğüydüm. Girdiğim ne kadar iş varsa çoğunda yine böyle devam ediyor... Tabii ki güzel bu, genç yaşta hızlı yol aldığımı ve durmadığımı gösteren bir şey. Tecrübeli insanlarla çalışıp onların çalışma disiplinini alıyorum, yaptığım yanlışları görmeme ve düzeltmeme yardımcı oluyor. Çalıştığım tecrübeli oyunculardan yeni yeni bir sürü şey öğreniyorum. Bu durum tabii ki insana başka bir olgunluk katıyor usta çırak ilişkisi bence çok öğretici bir şey.

Marka danışmanlıkları, eğitimler, öneri ve görüşlerinizi bildirmek için bana aşağıdaki

adreslerden ulaşabilirsiniz.

Mail: tuvanaeroltu@hotmail.com

İnstagram 1: @tuvanaeroltu

İnstagram 2: @tuvanaeroltuilemarkalasma

Yazının devamı...

Çocuk İstimarı (2. Bölüm)

İstismara uğrayan çocuğun davranışları nasıl olur?

İstismara maruz kalan çocuklarda sosyal çekinme, sosyal bilişsel ve duygusal gelişmede gecikme, okulda yetersiz performans, dikkat sorunları ve kabus, karın ağrısı, baş ağrısı, yatağını ıslatma, vücudun büyük miktarda stresle başa çıkmaya çalıştığını gösteren anormal hormon değişimleri gibi durumlara rastlamak mümkün. İlerleyen yaşlarda ise depresyon, madde kötüye kullanımı, psikopatik kişilik bozuklukları, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, kaygı bozuklukları, cinsellikten kaçınma, iğrenme gibi olumsuz durumlara rastlıyoruz.

İstismardan korunmak için çocuklara özel bölgeler nasıl anlatılmalı?

Çocuklar küçük yaşta ise, ebeveynleri ile okuyabilecekleri, özel bölgeleri anlatan çok güzel pedagojik kitaplar mevcut. Bunun yanı sıra eğitimlerde de anlattığımız gibi, çocuğunuzla birlikte oyun oynayarak da ona özel bölgelerini öğretebilirsiniz. Örneğin; Çocuğunuz ile bir adet kraft kağıdını yere serin. Üzerine sırtüstü yatmasını isteyin. Vücudunun etrafından boya kalemi ile çizerek vücudunun kalıbını çıkarın. Aynı şekilde sizin de kalıbınızı çocuğunuz çizsin. Vücutlarınızdaki özel bölgelere atlet ve külot çizmesini isteyin. Tekrar özel bölgelerin ne demek olduğunu konuşun.

“Atlet ve külodumuzun kapattığı bölgeler özel bölgelerdir ve izinsiz kimse dokunamaz.”

Aile çocuğunun istismara uğradığından şüpheleniyorsa, çocuğuna nasıl davranmalı?
Bu konuda uygulanması gereken doğru yöntem nedir?

Ailelere önerim; Önce çocuğunuza inanın! Eğer çocuğunuz böyle bir durumu sizinle paylaşıyorsa ona kızmayın, olayı tekrar tekrar anlattırmayın. “Başka ne oldu?” “Başka ne yaptı?”gibi sorularla olayı tekrar tekrar yaşatmayın. Yorum yapmayın, teselli etmekten kaçının. Olayı akrabalarınıza anlatıp, çocuğunuzun yanında bununla ilgili konuşmayın. Uzmandan acil randevu alın.

Çocuğunuz tehlike ile karşılaştığı bir an düşünün, çocuğunuz kimi sığınacağını ve nasıl yardım isteyeceğini biliyor mu?

Peki, aileler çocuklarını bu konu hakkında nasıl bilgilendirmeli?

Geçtiğimiz günlerde okullarda verilen bir seminer ile 11 yaşındaki kız çocuğu, iki yıldır amcası tarafından taciz edildiğini fark etti. Üstelik ablasının da küçükken aynı kişi tarafından istismara uğradığı öğrenildi. İşte okullarımızda verilen bu eğitimler bu yüzden değerli. Aileler çocukları ile bu tür konuları konuşmaktan kaçınmamalı, fakat yaşlarına uygun şekilde bu durumu onlara anlatmalılar. Her şeyden önce ne olur çocuklara “Hayır!” demeyi hep birlikte öğretelim. Komşunun, bakkal amcanın, yolda gördüğü kişinin onu öpmesine izin vermeyelim. Onlara özel bölgelerini öğreterek, onlara bu anahtar cümleyi aşılayalım:

“Eğer senin isteğin dışında tanıdığın ya da tanımadığımız biri, senden bu bölgelerini göstermeni isterse, bu bölgere dokunmak, buraları öpmek istediğini sana söylerse bunu istemediğini söyleyebilir, seni zorluyorsa bağırabilir ve en yakınındaki güvendiğin kişiden yardım isteyebilirsin.”

Uzman pskikolog Merve Özen Dursun' a bu bilgillendirici röportaj için teşekkür ederim. Eğitim, marka danışmanlıkları, görüş ve önerilerinizi bildirmek için bana aşağıdaki mecralardan ulaşabilirsiniz.

Instagram: @tuvanaeroltu

Mail: tuvanaeroltu@hotmail.com

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.