MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Tabloların Dili Olsa Bizlere Kimbilir Ne Söylerdi?

Bu hafta sizler için salonlarımızda duvarlara boş kalmasın diye astığımız meşhur zamane tablolarını vb. aksesuarları inceledim.

En popüler olan ‘’manzaralı kulübe’’ konseptinden başlıyoruz…

Şöyle ki orman içinde kulübe manzaralı tablolar olarak karşımıza çıkıyor bu çalışmalar. Yeni yeni tedavülden kalkmaya başladı diyebiliriz lakin hala bizden yaşça büyüklerimizin salonlarını süslediği görülmektedir. Tablo kompozisyonuna bakacak olursak, orman içinde bir nehir ya da göl ana resim üçgenini oluşturmakta. Göl kenarında bir kulübe de diyebiliriz. Bu moda içinde büyük baş ve küçük baş hayvan temalıları da mevcuttur. Tablonun ana teması ise “hemşerim bak köyler ne kadar güzel, niye kalktın, göç ettin şehre” olarak okunabilir. Bir de oymalı çerçeveleri olur bu tabloların. Sade değildirler.

Bu furyadan sonra altın varaklı tablolar görür olduk. Hatta o dönem alçıpancılar bu furyadan iyi kazandı desek yanlış olmaz. O dönemlerden, salonlarına altın varak tablo uygulamış kişiler ile konuştuğumda abartısız ortak kanı şu, ’’öyle bir şey ki sanki ışıl ışıl kuyumcu dükkânına dönmüş salon. Misafir geldiğinde şaka yollu sizde çeyrek ne kadar sorası geliyor insanın” diyordu…

Ve duvardaki parıltılar baştan bir stil oluşturur taa avizeye oradan süpürgeliğe dek…’’ artık gerisini siz düşünün. Bu yoruma ne diyeceğimi açıkçası bilemedim!. Ve sizleri yine aynı dönem diğer bir furyaya götürüyorum. İki metreye, bir metre ebatlarında dev Japon yelpazesi. Açıkçası japon bile kendi evine asar mı bilemedim. Bu yelpaze modası diğerlerine nazaran kısa sürdü diyebiliriz. Hatta büyük şehirdeki evlerimizden yazlık evlerimize taşındı ve sonrasında akıbetini sorgular olduk desek yeridir. Asında güzel ve estetik bir aksesuar. Ama asacağımız yüzeyi iyi etüt etmek gerekir diye düşünüyorum. Unutmayalım Dekorasyon bütünlüktür.

Ve salonlarımızın en meşhur tablosu geliyor sıkı durun, şaşıracaksınız… Tablo ana teması evlilik ile beraber gelin ve damat. Kompozisyon; gelin sağa bakarken, damadın sola bakması. Damat gelinin kolunu tutup havaya kaldırırken, gelinin hiç oralı olmaması, gelinin boynundan yukarısı ırmaktan çıkar gibi kompoze edilirken, damadın bir komutan edasında sırıtması gibi pozlar içeren bir kadraj düşünün. Sözün özü gelin ve damat olma durumunun aile bütçesinin elverdiği en büyük çözünürlülükte (boyutta) ve 100 gram parlak kuşe kâğıda baskı alınıp, çerçeveletilip salonun en geniş duvarına asılması. Tabi en başta temennimiz bir ömür boyu tablodaki gibi gelin ve damadın farklı yerlere bakmaması.

Örnekler çoğaltılabilir. Hatta okurken “ya şu da vardı” dediğinizi duyar gibi oldum. Açıkçası bu örnekler olumsuzlama değil aksine ortak oluşturduğumuz kültürel olgulardır. Herkesin bir beğeni yetisi vardır. Hani dekorasyon ile ilgili bazı dergi ve televizyon programlarında “vayyy be ne güzel salon” dediğimiz anlar var ya…

İşte o yaşam alanlarımızda oluşturulan beğenilerin birbiri ile kombinasyonu/uyumundan ibarettir. Hepsi bu.

Güzel bir hafta sizinle olması dileğiyle sağlıcakla kalın. Bizi takip etmeye devam edin.

Yazının devamı...

90’ların Vertical Düzlemde Horizantel Mobilyası...

‘’ Kendisine bakılsın ister, devamlı tozu alınsın, iğne oyalı peçeteler serilsin, bu peçeteler camlı kapak kapatıldığında karşıdan bakan için tam ortada dursun, asla yamuk olmasın ister..’’

Bu hafta sizler için yine bir zamanlar yaşam alanlarımızda çok manidar olan ev eşyasını inceledim. Sıkı Durun!

Türk Dil Kurumunun güncel sözlüğünde arattığımızda ‘ İçine konan şeylerin görünmesi için yapılmış camlı dolap.’ Olarak karşımıza çıkar. Neyden mi bahsediyorum? Tabi ki efsane mobilya olan vitrin’den. Tek tükte olsa şimdi evlerimizde varmıdır bilemeyiz ancak 80-95 seneleri arasında hemen hemen her evin salonlarında bulunan olmazsa olmaz ana mobilya desek yanlış söylemiş olmayız. Tabi internet ve teknolojik ev cihazlarının yokluğundan fırsatla baş tacı ettiğimiz şey mobilyadır. Haydi hep beraber dönelim o yıllara ..

Efendim malumunuz pek çoklarımızın evlerinde bir yemek takımı vardı. Yemek masası, aynalı dolap ve vitrinden müteşekkil bu takımdı. Bizde dining roomlara pek rastlanmadığından salonun bir köşesinde öylecene dururdu. Pekala yemek masasını anlayabilirdik nedir diye? Pek çoğumuza göre misafir geldiğinde ikram için ideal olan bir mobilya idi… Aynalı dolap da yine aynı mantıkla bakıldığında o misafirlere çıkartılacak tabak çanağın günlük kullanılan solmuş tabaklar zinhar misafire çıkartılmazdı ve misafire kullanılan tabaklar kırk yılda bir misafir gelecek de kullanılacak diye dolapta bekler, tozlanırdı. Bir günlük olsun aile içine çıkmazdı, çıkamazdı! Es kaza takımın bir parçasını kıran çocuk kulağı çekilmek suretiyle cezalandırılırdı. Saklanması için vardı. Neden bir aynası olduğunu ise İsviçre’yle yapacağımız temaslar sonucu aydınlığa kavuşturacağımız kanaatinde idik..Bu bağlantılı girizgah ile dönelim asıl biz vitrin’e. Misafire koyduğumuz tabak çanağı aynalı dolaba gömdük, yemek masası da tamam,peki vitrin ne işe yarıyordu? Efendim vitrine tabak çanak konmaz, vitrine koleksiyonumuzun nadide parçaları konulurdu. Kristal bardaklar, altın yaldızlı çay bardakları, incecik porselenden kahve fincanları, anneannenin annesinden kalma pasta servisi tabakları, yerine göre bir kaç ufak süs. İşte vitrin buydu. Aslında “bakın biz nelere sahibiz”in çok derinden bir nevi imasıdır vitrin. Tabi bununla kalınsa iyi. Vitrin de memnundu halinden. Kendisine bakılsın ister, devamlı tozu alınsın, iğne oyalı peçeteler serilsin, bu peçeteler camlı kapak kapatıldığında karşıdan bakan için tam ortada dursun, asla yamuk olmasın ister. Aslında insanın eşyaya hizmetkâr oluşudur vitrin desem,

inanın insan olarak zoruma gitmiyor.

Yazının devamı...

Bahşiş Değil Kuver

Efendim bu hafta sizler için önemli bir konuyu ele aldım. Önemli çünkü anlam erozyonuna uğrayan bir dekorasyon kelimesini düzeltmeden edemeyeceğim :) Bu kelimenin T.D.K. güncel sözlüğüne baktığımızda iki anlamı olup,

1-İsim Lokantalarda yemeklerin servisinden önce masaya serilen örtü.

2-Bu örtüyle birlikte çatal, bıçak, kaşık, şamdan, tuzluk vb. şeylerin servise sunulmasından dolayı alınan ücret.

Çok ilginç rüya tabirleri sözlüğünde kelimeyi arattığımızda veya sonuna başına kelimelerde eklesek ‘no comment’ ya da ‘aradığınız yoruma ulaşılamıyor’ diyor… Google bile ‘did you mean’ diyemedi :)

Birde olmazsa olmaz kafamızı çok karıştırmayacak şekilde teknik anlama bakarsak;

Örneğin, ekmek tabağı ve bazen servis tabağı, çatal, kaşık, bıçak takımları, özel yemek takımları, bardaklar, menaj takımları, peçetelerin düzenli ve eksiksiz bir şekilde, her konuk için hazırlanmış şekline “ kuver ” denir.

Ne kelimeymiş demeyin lütfen…

Özetlersek, yemek masası üzerine yemek yemek için koyduğumuz peçeteden,tencereye… Her türlü yemek yeme eylemimizde iş gören eşyalara Kuver diyebiliriz. Bir de kuver çeşitleri var.

En hafif tabiri ile de Türkiye’deki gastronomi esnafının şark kurnazlığımı desek bilemedim. Genelde yemek yemeye gittiğiniz hemen hemen her yerde (mekanda çok olumsuz bir durum yaşamadıkça veya çok kötü bir hizmet almadıkça) en az % 5-10 bahşiş bırakırız ya hani… Bir de gelen adisyonda ‘kuver’ görürüz… Burada şunu ayırt edelim; kuver ile bahşiş çok ama çok farklı şeyler !

En başa dönersek Kuver için dedik ya hani… Yemek masasının üzerine açtığımız sofra düzenlemesindeki şeyler diye… İşte o kuver’in standart bir ölçüsü var.

Bu ölçüyü şöyle hayal ettirmeye çalışayım sizlere. Masa üzerine servis açıyoruz ya, yatay ve dikdörtgen şeklinde. İşte onu ebat olarak 60 cm x 40 cm düşünün ve içine öğün için yediğiniz yiyecekler olsun. Bu ölçü dünyada standart kuver ölçüsü olarak geçer. Bu ölçüye göre de yemek masasının ölçülerinin ebatları çıkmıştır. Örneğin 6 kişilik yemek masası ölçüsü 180 cm x 100/90 cm gibi. Yani bir kişi masa düzleminde enlemesine 60 cm yer kaplıyorsa 3 kişi 180 cm kaplar. Üç kişide karşıda olunca etti 6 kişi…

A’La carte kuveri

Table d’hote Kuveri

Ziyafet / Banket Kuveri

Büfe Kuveri olmak üzere 4 çeşittir.

Kısaca ve açıklayıcı bir şekilde kuver böyle diyebiliriz.

Kuver kelimesini biz günlük hayatta TDK ‘nın iki anlamı dışında çok daha farklı kullanıyoruz maalesef…

En çok kuver, halk arasında adisyona yansıtılan bir hesap kalemi olarak bilinir. Yani hesaba utanmadan kuver yazmanın, “oturduğunuz sandalyelerden kira alıyoruz; saati 5 tl” demekten hiçbir farkı yok gibi de diyebiliriz.

Eğer daha detaylı bilgi edinmek isterseniz Turizm bakanlığında da bu konu ve ilişkili konularda örnek bir dosyası mevcut.

( )

Yazının devamı...

Koltuk Taklidi Yapan Yatakgillerden Olma Çekyat

TDK güncel sözlüğüne baktığımızda ; gerektiğinde açılıp yatak durumuna getirilebilen koltuk, kanepe olarak geçiyor.

Bir de olmazsa olmaz rüya tabirleri sözlüğümüz var. Bakın ne anlamaya geliyormuş rüyamızda çekyat görmek…”İş hayatında uzun bir süreden beri devam eden şanssızlığın yakın bir zaman içinde sona ereceğine, bu sayede ters giden işlerin normale döneceğine, uğranılan zararların telafi edileceğine, çok uzun bir zamandan beri beklenen hayırlı haberlerin en sonunda geleceğine, çok daha hayırlı ve güzel bir iş hayatına sahip olunacağına, atılan her adımda daha büyük başarılar kazanılacağına ve iş hayatı ile ilgili olarak çok daha deneyimli kişilerden fikirler alınarak adımlar atılacağına alamet eder..” diyor ortak yorumlar.

Efenim son olarak çekyat ile ilgili olarak birde bilimsel/teknik sözlüğümüze bakarsak eğer;

“Klik klak diye tabir edilen açılır-kapanır mekanizma üzeri yay, sünger ve kumaş döşenmesi ile birlikte kolçaklı veya kolçaksız oturma/yatma ünitesi.

Yataklı kanepelerle karıştırılmaması gereken bir mobilya cinsidir. özellikle 70’li yıllarda orta gelir düzeyindeki ailelerin tercih ettiği 2 parçadan oluşan bir şeydir.Parçalardan biri duvara dayalı kütüphane görüntüsü taşır, bundan bağımsız olan diğer parçanın bir kısmı bu kütüphane gibi bölümün altına sokulur, yatılacağı zaman çekilir. Daha çok yataklı kanepe gibi kanepe görüntüsünde değil de kütüphane önüne sedir konmuş görüntüsündedir.

Çekyatın familyasını incelediğimizde herhalde atası ‘Kütüphaneli Divan’ olsa gerek… Kanımca kütüphaneli divanın evirilmiş versiyonu çekyat desek de olur. Tabi baktılar kütüphanesi bakır, ibrik ve dantel dizmekten başka bi işe yaramıyor doğrudan koltuk/yatak fonksiyonlu birşeye dönüştürelim deyip bugünkü çekyat çıktı sanırım. Ve entellektüel kaygı da böylece tarihe gömüldü. Çekyata girmeden asıl malzeme olarak kütüphaneli divandan bahsedelim olur mu?
Efenim eskilerde döşekten,divan ve divandan çekyata geçişi aşamasında çok emeği geçmiş bir oturma-yatma mobilyası desek doğru olur. Bir nevi oturma mobilyasında ara akım gibi bişey aslında…

Karşıdan bakıldığında orta kısmına 32 ciltlik ana britannica ansiklopedisi sığacak genişlikte bir kitap bölmesi görülür. Fakat o bölmeye kitap koyan hiç kimse var mıdır bilemedim. Bölmeye genellikle danteller üzerine oturtulmuş bir vazo ve iki kenarında, alamancı dayının Almanya’lardan getirdiği iki adet cam kültablası,incik boncuk gibi bol tozlanan ve tozu iade etmeyen türde ıvır zıvırlar konurdu. O bölmenin iki yanında da ellişer santimlik iki dolap görülür. Bu dolaplar tam da aile fotoğraf albümlerinin konabileceği türden bir havaya sahip olup yanlarına da dikiş malzemeleri,misafir gelince çıkarılabilen iskambil kağıtları konursa tadından yenmezdi. Ayrıca atsan atılmaz satsan satılmaz, başlığında incelenebilecek bir sürü adı bilinmeyen eşya da bu dolaplara konurdu.Bu dolap ve kitap bölmesinin hemen altında iki adet daha büyük çekmecemsi dolap bulunur. Ve bu dolap kapaklarının kenarlarından onar santim boşluk bırakılmış orta kısmı kadife kaplı süngerle kapatılmıştır.Öyle bir kabartma desendi ki o yattığınızda yüzünüzde desenin şekli modern tatoo gibi çıkıveriyordu… Bu dolaplar nispeten daha büyük oldukları için içerlerine akşam yatarken kullanacağımız yorgan,battaniye,yastık gibi uyku gereçlerini koymak farzdı.

Gelelim en alt kademeye. Yani yatak kısmına. Bu yatak, güneş henüz ortalığı aydınlatır haldeyken ortalama 70 santim genişliğinde filandır. Ta ki Adile Naşit ablamız kuzucuklarım diyene kadar. O, kuzucuklarım der demez yatağın genişliği birden bire 110 santim olurdu. İncelersek, o kırk santimlik bölüm aslında o iki çekmecenin alt kısmına doğru giriyormuş! Sermet Erkin’in kulakları çınlasın iluzyon gibiydi. Yeni nesil için basit numaralar bunlar elbette. Onlar için daha Mandrake mobilyalar var şimdilerde. Deyip burada kütüphaneli divana virgül koyup asıl özne olan çekyata geçelim dimi…

Bence Çekyat ismini bulana ”Türk diline üstün hizmet madalyası” verilse yeridir. Meramını bu kadar iyi anlatan başka kelime var mıdır bilemiyorum doğrusu. Tam düz mantık, tam Türk mantığı. Çekeceksin ve yatacaksın. Ne uzatıyorsun öyle oturma grubu falan. Hem seni, oturma eyleminin grup halinde olacağı ön kabulüne hangi argümanlar ikna etti ki diye sormaz mı sana çekyat? Çok sade, anlaşılır, orjinal bir isme sahip eşya. Kullanım amacını belli ediyor. artık bu adı Türk Dil Kurumu mu verdi anonim mi onu da bilmiyorum.

Çekyatın ismini geçtim de asıl cismi enteresandır. Yani nakliye maliyeti kendi fiyatından fazla olan eşya olarak herhalde ev mobilyalarında özgül bir ağırlığı olan tek mobilya sanırım. Aslında yenisini al daha iyi. Neyse atamıyoruz da. Çok rahat. vs lerle avutuyoruz kendimizi.

Eşya mı buluş mu icat mı desem bilemedim ki şimdi. Ha kullananlar hayatından memnun olabilir o ayrı konu..Güvenilir olmayan kaynaklarıma göre ilk olarak gepetto amca pinokyo için yapmıştır bi tane.. Patenti ise bir Türk vatandaşına ait olan Avusturya kökenli icat.Bide bir fısıltıdır gidiyor. Neymiş Japonlarca bulunmuş güya..Efenim çekyatın birde acayip sesi vardır. Hani o yatma senomisi vardır ya… İşte o klik klak açmaya çalışırsınız siz tabi bilmezsiniz üst yada alt komşunuz gecenin bir yarısı, sabahın bir körü demeyip sizi bu sesten ötürü mücver yapmasına neden olacak kadar gürültü yaydığınız…

Estetik olarak bakacak olursak… Bence dekorasyon ruhunu baltalamış bir buluştur. Böyle bir buluş olması, oturma gruplarındaki yaratıcılığı uzun sure duraklatmış, hep onun üzerine gidilmesine sebebiyet vermiştir.Güzelim evlere kazık gibi konmuş ve üzerinde türlü aktiviteler yapılarak kendisinden istifade edilmiştir.

Gelelim asıl konuya yani işlevine veya fonksiyonuna : Çekyatın ana işlevi olarak alt kısımlarında yorgan, çarşaf, yastık saklamak denebilir, ancak ihtiyacınıza göre banyo, mutfak, vs. zerzevatı deposu olarak kullanırız.

Markalı olmasına dikkat edelim lütfen. Çünkü olmayanlarında yaylar ve mekanik sistem yan sanayi olduğu için geceledikten sonra bel bölgesinde şiddetli ağrıya sebep olabilir, sabah kalkıldığında eski oturulacak haline döndürürken “tut, kaldır, bırak” stratejisini uygulamak zorunda bırakabilir ve böylece her sabah “hroankgh” diye ses çıkaran çok fonksiyonlu oturgaca sahip olmuş oluruz. Sessiz olan modeli var mı bilmemekle birlikte zannetmiyorum .

Yurt dışında da pek tutulmayan bir ürün/buluş/icat/mobilya (bilemedim ne dimm diye). Yabancılar çekyatı ilk kez deneyimlediklerinde salonda oturdukları çekyatların gece yatağa dönüştüğünü görünce ve ağzı açık- sanki marsa uydu göndermişsin gibi bakıyorlarsa şaşırmayın derim.

Kim bilir daha ne tür aktivitelere gebe olmuştur çekyat… Anlatmakla bitmez, tadından yenmez, güldürse de fonksiyonu yadsınamaz bir dekorasyon gerçeği…

Yazının devamı...

Nedir Bu Halıflex?

Üzerinde Barındırdığı Bilumum
Kirleri ve Pürsülerini İade Etmeyen
Yeksan Halı çeşidi HALIFLEKS

Tdk güncel sözlüğüne baktığımızda ; halıfleks sözü bulunamadı sonucu çıkıyor. Çünkü ne Türkçeye evirilmiş nede yabancı anlamı olan bir kelimedir. Aslında bir firma ismidir. Ve ilk olduğu için hem sektör hem de ürünle adeta özleşmiştir. O zaman gelin bir anonim anlam çıkaralım bu kelimeye. Bence, yer döşemesinde kullanılan, sentetik iplikle dokunmuş halı desek doğru olabilir.

Rüya tabirleri sözlüğümüzde ise çok enteresan halıyı geçtik, halıfleks‘in bile anlamı çıkıyor.:) Neymiş bakalım… ”

Bir de olmazsa olmaz Teknik Anlam olarak Halıflex anlamı ise; Keçe görünü­şünde, döşeme kaplaması olarak kullanılan makine dokumasına deniyormuş.

Halıfleks ile ilgili “soft” ortamda 100’den fazla kişiye sorduk (yani sizlere) en popüler cevapları aşağıda listeledik.. Bakın neler demişsiniz.. Efendim çok geriye gidersek… 70’li yıllarda çok popüler olmuş, evlenen hemen her genç kızın çeyizinde yer almış, özellikle de koridorlarda yolluk olarak popülaritesi tavan yapmış bir halı türü desek doğru olur. Zira, o yıllarda çocukluğumuzda gittiğimiz hemen hemen her evin koridorlarında, nadiren de odalarında görmüşlüğümüz vardır kendisini. Alkole toleransı düşük öğrencilerin hele ki evlerinde halıfelks varsa vay haline o canım döşemenin! Esaslı bir halı yıkama makineniz yoksa, kesinlikle tercih edilmemesi gereken döşeme türü. Zira yıllar içinde bunun içinde biriken toz, toprak, amip, godzilla falan bir süre sonra sizi maazallah hasta eder. Alerjik bir bünye haline getirir.

Ne kadar türlü konseptlerle temizleyeceğim diye kassanız da halı temizleme makinesiz bir yere varamazsınız, tozun toprağın yerini değiştirirsiniz o kadar. İngiltere’de banyo zeminine bile konulan, temizlikten nasibini alamamış ev dekorasyon ürünü. Bir de bunun üstüne, yetmiyormuş gibi, kilim vs atıldığı kombinasyonları mevcuttur ki tek denebilen…

Nasıl arıtıldığını bulanmaz ise söküp camdan atmaya yarayan halı çeşidi. Duvardan duvara hali olgusuna ismini vermiş firma. Genelde ucuz olması sebebiyle öğrenciler ve bekar kişiler tarafından tercih edilen evi sıcak tutmada faydalı olmasına rağmen temizliği düzgün yapılmadığı için koku, nem, pislik, toz gibi yan etkileri mevcut olan metrekare olarak en ucuz taban kaplama malzemesi. Üç yıldızlı otelin olmazsa olmazıdır. Bilumum öğretim kurumunda, beyaz yazı tahtalarında silgi olarak da kullanılabilen, müthiş icat. Bu buluş/icat sanırım Türklere özgü:) Pimapen pencere ile birlikte Türk ev yapılanma geleneğinin kabusu. Görsel bir şölenin yanında her türlü mayk ailesini ve püsürünü de içinde toplayarak özellikle çocukları hasta etmek konusunda uzman bir döşeme çeşidi. Bunu bir de parke bozulmasın diye yaptıranlar vardır ki ona hiç yorum yapamıyoruz… Alerjik bünyeli kişilerin özellikle yatak odalarına kesinlikle yanaştırmaması gereken dekorasyon türü. Hapşırtır.

Evettt! buluşa ilham veren, farklı kullanım senaryolarına olanak sağlayabilen ve daha bir çok şeye sebep olan bir çeşit halıymış meğersem… Neymiş bu halı çeşidi demeyin… :)

O Güzel bir günün sizinle olması dileğiyle sağlıcakla kalın. Bizi takip etmeye devam edin ;)

Yazının devamı...

Nedir Bu Halıfleks?

Üzerinde Barındırdığı Bilumum

Kirleri ve Pürsülerini İade Etmeyen

Yeksan Halı çeşidi HALIFLEKS

Tdk güncel sözlüğüne baktığımızda ; halıfleks sözü bulunamadı sonucu çıkıyor. Çünkü ne Türkçeye evirilmiş nede yabancı anlamı olan bir kelimedir. Aslında bir firma ismidir. Ve ilk olduğu için hem sektör hem de ürünle adeta özleşmiştir. O zaman gelin bir anonim anlam çıkaralım bu kelimeye. Bence, yer döşemesinde kullanılan, sentetik iplikle dokunmuş halı desek doğru olabilir.

Rüya tabirleri sözlüğümüzde ise çok enteresan halıyı geçtik, halıfleks‘in bile anlamı çıkıyor.:) Neymiş bakalım… ”Karşılaşılan kötü bir olaydan ya da bir durumdan ötürü uğranılan zararın telafi edileceğine, sevinçli ve müjdeli haberler alınacağına, sıkıntıların yakın zaman içinde çok hayırlı ve sorunsuz bir şekilde ortadan kalkacağına, hayal edilen şeylere kavuşulacağına, büyük atılımlar yapılacağına ve mutlu olunacağına işaret eder. Aynı zamanda, yuva kurmaya, aile hayatında huzur bulmaya, güzel günler görmeye ve maddi anlamda huzur bulmaya rivayet eder.”

Bir de olmazsa olmaz Teknik Anlam olarak Halıflex anlamı ise; Keçe görünü­şünde, döşeme kaplaması olarak kullanılan makine dokumasına deniyormuş.

Halıfleks ile ilgili “soft” ortamda 100’den fazla kişiye sorduk (yani sizlere) en popüler cevapları aşağıda listeledik.. Bakın neler demişsiniz.. Efendim çok geriye gidersek… 70’li yıllarda çok popüler olmuş, evlenen hemen her genç kızın çeyizinde yer almış, özellikle de koridorlarda yolluk olarak popülaritesi tavan yapmış bir halı türü desek doğru olur. Zira, o yıllarda çocukluğumuzda gittiğimiz hemen hemen her evin koridorlarında, nadiren de odalarında görmüşlüğümüz vardır kendisini. Alkole toleransı düşük öğrencilerin hele ki evlerinde halıfelks varsa vay haline o canım döşemenin! Esaslı bir halı yıkama makineniz yoksa, kesinlikle tercih edilmemesi gereken döşeme türü. Zira yıllar içinde bunun içinde biriken toz, toprak, amip, godzilla falan bir süre sonra sizi maazallah hasta eder. Alerjik bir bünye haline getirir.

Ne kadar türlü konseptlerle temizleyeceğim diye kassanız da halı temizleme makinesiz bir yere varamazsınız, tozun toprağın yerini değiştirirsiniz o kadar. İngiltere’de banyo zeminine bile konulan, temizlikten nasibini alamamış ev dekorasyon ürünü. Bir de bunun üstüne, yetmiyormuş gibi, kilim vs atıldığı kombinasyonları mevcuttur ki tek denebilen…

Nasıl arıtıldığını bulanmaz ise söküp camdan atmaya yarayan halı çeşidi. Duvardan duvara hali olgusuna ismini vermiş firma. Genelde ucuz olması sebebiyle öğrenciler ve bekar kişiler tarafından tercih edilen evi sıcak tutmada faydalı olmasına rağmen temizliği düzgün yapılmadığı için koku, nem, pislik, toz gibi yan etkileri mevcut olan metrekare olarak en ucuz taban kaplama malzemesi. Üç yıldızlı otelin olmazsa olmazıdır. Bilumum öğretim kurumunda, beyaz yazı tahtalarında silgi olarak da kullanılabilen, müthiş icat. Bu buluş/icat sanırım Türklere özgü:) Pimapen pencere ile birlikte Türk ev yapılanma geleneğinin kabusu. Görsel bir şölenin yanında her türlü mayk ailesini ve püsürünü de içinde toplayarak özellikle çocukları hasta etmek konusunda uzman bir döşeme çeşidi. Bunu bir de parke bozulmasın diye yaptıranlar vardır ki ona hiç yorum yapamıyoruz… Alerjik bünyeli kişilerin özellikle yatak odalarına kesinlikle yanaştırmaması gereken dekorasyon türü. Hapşırtır.

Evettt! buluşa ilham veren, farklı kullanım senaryolarına olanak sağlayabilen ve daha bir çok şeye sebep olan bir çeşit halıymış meğersem… Neymiş bu halı çeşidi demeyin… :)

O Güzel bir günün sizinle olması dileğiyle sağlıcakla kalın. Bizi takip etmeye devam edin ;)

Yazının devamı...

Dikey Bez Parçası



Bugün sizler için yine bir zamanlar yaşam alanlarımızda çok enteresan ayrılmaz bir ikili olan eşyayı inceledim.

Türk Dil Kurumunun güncel sözlüğünde birine baktığımızda “Çok ince gözenekli pamuk, ipek veya sentetik dokuma. Diğeri için baktığımızda ise “Görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü.” olarak karşımıza çıkıyor. Neyden mi bahsediyorum? Tabi ki Tül ve Perde… Haydi, başlayalım incelemeye o vakit.

Özünde insanoğlunun; insanların evlerini, başka insanların görmesini engellemek için keşfettiği settir. Tabi zamanla değişen teknoloji, tasarım ve medeniyet ile beraber dekorasyonda güçlü unsur oldu.
Aslında tül perde bir nevi ikili mantıktır. Yani ya gösterir ya göstermez seçeneklerinin dışında bir ev eşyasıdır. Hem gösterir hem de göstermez desek yeridir. Bu bağlamda muhteşem bir icat mı desem tasarım mı yoksa buluş mu desek bilemedim. Siz karar verin artık.

Bu ikilinin günlük hayatta normal işlevinden bağımsız olarak öyle çok fonksiyonu vardır ki düşününce “Vayy be!” dedim bende… (Belki bizim kültüre özgüdür…) Mesela; Kız çocuklarına gelinlik, kedilere (şimdi efendim bu kedilerin ön patilerinde beşerden, arka ayaklarında da dörderden sekiz toplamda on sekiz tırnak bulunur. Kiiii her tırnak jilet keskinliğindedir. İşlemden sonra arkaya bakmadan gidilir.) merdiven gibi çoklu kullanımlara açık bu modeli bir kaç ayda bir yıkamak, yıkayınca koklama seromonisi ayrıca hoştur. Naylonlu olduğu için pamuklular gibi tüm kokuyu içine çekmez, kendi kokusunu da saklar. Ama ütülemek hoş değildir. Ayrıca çok meşakkatlidir. Düşünün Koca 3 x 2 metre tül ve perde salonun ortasında ütü masasının üzerinde tam karşıda TV açık izdivaç programı izlenerek ancak ütüleniyor. Ya da kadın kocasına ‘’ benim bugün tülleri ütüleyeceğim hiç vaktim yok..’ demesinden anlayın ki zorluk ve ne kadar zaman aldığını… Protest evlerde ütülenmemiş klasik modeller, hem protest hem modern evlerde krinkıl bulunur. Şimdi onun da modası geçmiş organze moda, renkleri de güzel ama hem pahalı hem kolay zedeleniyor.

Birde tül, evin mahrem statüsünü sorgulanır bir yarı açıklık üzerinden yeniden tanımlar. Tül perdeli ev, hem batı gözünde alandır, hem de bazen onu sıyırarak bazen sıyırmadan dışarıya bakan insanların, sokağın bir parçasıdır. Batı ülkelerinde ise pek rastlanmayan perde türüdür. Genelde bu diyarlarda İnsanlar ya hiç perde kullanmaz, ya da dikey(veya stor) perde kullanırlar. Kitle iletişim araçlarından en önemlisi yayıncılık yapan gazetelerin Modayı, trendi teşvik etiğine dair örnekler. Eskiden Tan, Günaydın ve Güneş gazetelerinin verdiği kalıp gipür…

Aslında dışarıdan bakıldığında içeriyi göstermeyen perde türüdür diyoruz genelde fakat yanılıyoruz! Neden mi? Çünkü geceleri tam tersi işler. Işık açıkken tül perde her ayrıntıyı titizlikle dışarı yansıtır. Tül perdelere güven olmaz derim. Benden demesi.

Bazense bu ikili insansı huy gibi bizi enteresan zamanlarda “gıcık” da edebiliyor. Veya biz öyle zannediyoruz. Aslında cansız bir nesne kendisi. Rüzgâr vesilesiyle uçuşmaya başladığında bir müddet sonra oturduğunuz yerde elimize, kolumuza, yüzümüze, başımıza veya kullanmakta olduğumuz dizüstü bilgisayara dolanmak suretiyle bizi sıklıkla rahatsız edebilecek şeydir kendisi. Perdeyi de çekersiniz ama o tül perde yine uçuşmanın bir yolunu bulur o pencere kapanana kadar. Ve birde evlilik hazırlıkları sırasında üzerinde en çok düşünülen, kayınvalide, anne, abla gibi ailenin o evrede önemli ve belirleyici efradının her an potansiyellere sebep olabilecek, evlilikten, evden ve pencereden soğutabilen ciddi birde sektörü olup 5500 kadarda çeşidi olan bir eşya ki bu konuyu fazla irdelemeyeyim diyorum.

Tül, Perde hakkında en popüler olan sağda-solda, konu-komşudan, eşten dosttan en çok işittiklerimiz ise şöyle sıraladım (eksikleri siz de ilave edebilirsiniz);
- Kem gözlerin sizin mahreminizi görmesini engelleyendir.
- Boyutu ise “ahan da” şu kadar değildir! Pencerenin ebatları ve altın oran baz alınarak ayarlanır.
- Bir evin pencerelerinde farklı perdeler takılı ise bilin ki orası öğrenci evidir. Eğer o perdeler sürekli kapalıysa o öğrenci okula gitmiyordur geceleri takılıp gündüzleri uyuyordur ya da karanlığı çok sevendir.
- Perde ev kadınlarının vazgeçilmez süs veya dekoratif malzemesidir.
-Yeri geldiğinde kanepeden bile pahalıdır…

Anneler genel olarak odada sigara içirmeme sebebini öncelikle perdelerin kokmasını,(haklı olarak) sararmasını, pislik bağlamasını bahane gösterirler sanki o hale gelince insanlar pencereleri taşlayacaklar, bu ev pislik yuvasıdır deyip mimleyecekler. (bunu en çok genç ergen bireylerden işittim)

Mizahi pencereden bakacak olursak eğer; Bence en makbul olanı kalın bir kumaştan yapılmışçasına olandır. Bunlar evin içerisine güneş ışığı sızdırmaz, sizi sabahları güzel uykunuzdan asla uyandırmaz eve de doktor getirir. Bunlarla birlikte bilumum haşere yakalayacağıdır. Genel olarak eve girmeye teşebbüs eden sinek, arı, red dragon gibi hayvanlar bunlara takılır, bu sayede ev sahibi terlik, oda deodorantı ya da” iron blade” ile bu zararlıları imha edebilir.

Son olarak ilk defa perde almayı planladığımızda epey zorlanıyoruz haliyle. Özellikle de sona bırakılmışsa bayağı eğlenceli de oluyor. Evvela bir kere oturma grubuna ve mobilyaya uyacak, hem renk hem de tasarım olarak; sonra kendi içinde uyumlu olacak, fonu tülüne, boncuklar fonuna yakışacak filan; sonra parkelere, duvarlara, pencerelere, halılara hatta tavana avizeye filan da uyumlu olması lazım. Bunca parametreyi düşününce insan iyice sıyırıyor, artık ten uyumuna, kıyafetlerinize, saç/göz renginize hatta dünya barışına katkısına göre perdeyi seçer durumda buluyorsunuz kendinizi.

O Güzel bir günün sizinle olması dileğiyle sağlıcakla kalın. Bizi takip etmeye devam edin

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.