MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Hareket Etmeyin; Koşun!

Hareketli bir yaşamın sağlığı beraberinde getirdiğini uzun bir süredir duyuyorsunuz. Çevrenize baktığınız zaman; çok yoğun bir şekilde çalışan, gün içinde sürekli hareket halinde olan insanlarda bel fıtığı, boyun fıtığı gibi hastalıkların fazlalaştığını görüyoruz. Bu durum hareketin tek başına sağlık üzerinde etkili olmadığını gösteriyor. Vücudumuz artık yeni dünya düzenine alışma aşamasında. Omurga yapısı yeniden şekilleniyor ve vücudunuzun sistemleri yeni bir hareket algısına kavuşmaya başlıyor. Uzmanlar tarafından yapılan araştırmalar gösteriyor ki egzersiz yapan biri ile koşan biri karşılaştırıldığı zaman; koşan kişinin bel fıtığı ve boyun fıtığı olma riski giderek azalıyor.

Fıtığın Temel Nedeni: Yanlış Egzersizler, Yanlış Beslenme.. .
Bilinçli ve holistik fizyoterapi yöntemlerini benimseyen uzman fizyoterapistler, kişilerin hayatlarına yeni dünya düzeninde mutlaka koşunun da bir etken olarak girmesi gerektiğini savunuyorlar. Holistik fizyoterapi yöntemi; hastaların sadece hastalığı ile ilgilenen bir yöntem değil. Hastanın, neden hasta olduğu da en az hastalığının hızlı bir şekilde tedavi edilmesi kadar önemli. Bu yönteme bütüncül bakış açısı diyoruz. Özellikle; bel fıtığı ve boyun fıtığı yaşayan hastalar için bu yöntem son derece önemli. Doktorunuz bilinçli bir fizyoterapist ise hastalığın temellerine inmesi gerektiğini bilecek ve size holistik fizyoterapi yöntemini uygulayacaktır. Bu tarz fıtık hastalıklarının genel anlamda nedeni; yanlış egzersizler, yanlış beslenme sonucu alınan kilolar olarak karşımıza çıkıyor.

Araştırmalar Diyor Ki: Koşan İnsanlar Çok Daha Sağlıklı!
Kilo vermeniz ve egzersizlerinizi düzenlemeniz zor olabilir. Yeni dönemde insan bünyesi hem kadın hem de erkek için egzersizlere seri bir şekilde karşılık veremiyor. Diyet ve benzeri uygulamalar ise kişinin sağlığı üzerinde tek başına yeterli değil çünkü metabolizma hareket isteyen bir yapıya sahip. Daha önce bel fıtığı ya da boyun fıtığı geçirdiyseniz; hayatınızda ciddi yanlışlar var ve bunları düzeltmeniz gerek demektir, aksi halde yeniden bu sorunlar ile karşılaşmanız mümkündür. Fizyoterapist bu durumda eğer bütüncül bir bakış açısına sahipse; sizin sorununuzun ana kaynağını aramaya başlayacaktır. Genel olarak sorun; yanlış egzersiz ve kilo sorunu olduğu için bu sorunlar ile baş etmenin en sağlıklı yolu koşmaktır.
Araştırmalar koşan insanların çok daha sağlıklı bir boyun ve bel yapısına sahip olduğunu gösteriyor. Tehlikeli bir egzersiz olmadığı için pahalı bir eylem olmadığı için herkes rahatlıkla yapabilir. Yeni başlayanlar bir anda uzun mesafeler kat etmesine gerek yok; 3 dakika tempolu yürüyüş ve 1 dakika koşular ile ilk aşamada bünyenizi koşmaya hazırlamanız mümkün. Zamanla süreyi uzatmaya başladığınız zaman koşunun vücudunuzdaki etkilerini siz de göreceksiniz.

Yazının devamı...

Sinir Sıkışmasına Bütün Bakış

Tuzak Nöropatide (Sinir Sıkışması) Fizyoterapistin Rolü

Bilindiği üzere sistemler insan vücudunu meydana getiren en büyük yapı birimleridir. Dikkatle incelediğinizde; hücrelerin dokuları, dokuların organları ve en nihayetinde organların sistemleri oluşturduğu bir yapı karşınıza çıkar. Bu yapılardan biride sinir sistemidir ve zaman zaman bazı aksaklıklar oluşur. Bu aksaklıklar arasında yer alan tuzak nöropatileri dediğimiz sinir sıkışmalarında özellikle cerrahi noktaya gelmemiş durumlarda multidisipliner çalışma ilkesi dahilinde fizyoterapistin rolü büyüktür.

Sinir Sıkışması Nedir?

Vücudu oluşturan bu sistemler sistematik ve bütünsel bir şekilde çalışarak üstlerine düşen görevleri yerine getirmektedirler. Vücudunuzda adeta bir kumanda merkezi konumundaki sinir sistemi, merkezi ve periferik (çevresel) olmak üzere 2'ye ayrılır. Sinir sıkışması yani tuzak nöropati; çevresel sinir sistemini oluşturan çevresel sinirlerin vücutta ilerlediği yollar boyunca baskı altında kalması sonucunda oluşmaktadır. Özellikle eklem yerlerine yakın bölgeler olan el, ayak ve boyunda görülen sinir sıkışması bazı semptomlarla uyarılar göndermektedir. Bu uyarılarda çoğunlukla vücudun dili dediğimiz ‘ağrı’ ile açığa çıkmaktadır. Eğer ağrı kişide yavaş bir şekilde ilerliyor ve gün içerisinde kişinin yaptığı hareketlerle ağrı şikayeti artıyor ise yapılan çalışmalar ağrı açığa çıkartan davranışları durdurmalıdır. Yapılan çalışmalar medikal tedavilerin etkisi kadar fizyoterapist tarafından belirlenen egzersizlerin nflamasyonu giderici ilaçlar kısa süreli yardımcı olabilir. Fizik tedavi ve bacak egzersizleri bazen yardımcı olabilir.

Fizyoterapist ve Tuzak Nöropati

Uyuşma ve ağrı şeklindeki semptomlar bulunuyorsa kesin tanının konması ve uygun fizyoterapi tedavisine geçilmesi için mutlaka bir hekim tanı ve teşhisi gerekmektedir. Tanı ve teşhis sonrası fizyoterapiye uygun hasta Uzman fizyoterapist tarafından uygulanabilecek egzersiz, ortopedik manuel terapi, osteopati, psikonöroimmünoloji, gtos terapi gibi holistik bütüncül fizyoterapi branşları en yaygın olarak kullanılan yöntemler arasında bulunmaktadır. Fizyoterapist, kaslarda güç kayıplarını önlemek ve plastisiteyi artırmak adına çeşitli egzersiz planları uygulayarak cerrahi bir operasyonu son seçenek haline getirmeye çalışır. Multidisipliner çalışma ilkesine sahip olmak ve tabiki ilgili bir uzman ile koordineli çalışmak en temel ilke olarak kabul edilmektedir çünkü unutulmamalıdır ki sağlık ve tıp bir ekip işidir. İlerlemiş vakalarda ilgili uzmana yönlendirilmeli ve ilgili uzman tarafından cerrahi operasyon yapılabilmektedir. Bu durum klinik bulgular neticesinde cerrahi operasyon gerektiren vakalar için geçerlidir. Akademik çalışmalar; his kaybı, güç kaybı ve tamamıyla duysal girdilerin hissedilememe durumunu cerrahi bir seçenek olarak sunmuştur. Cerrahi sonrası post-op dediğimiz dönemde de yine fizyoterapistlere büyük rol ve sorumluluk düşmektedir.

Yazının devamı...

Bilim Kansere Ne Diyor?

Kanser Rehabilitasyonuna Fizyoterapide Bütüncül Bakış ve Fizyoterapistin Rolü

Kanser vakalarında erken teşhis, etkili cerrahi yöntemlerin kullanılması, tedavi tekniklerinin geliştirilmesi gibi etkenler, kanser hastalarının hayatta kalma oranının artmasını sağlamıştır. Kanser tanısı konulan birey sayısının artması, onkolojik rehabilitasyon ve fizyoterapiye yönelik çalışmaların geliştirilmesine ihtiyaç yaratmıştır. Bu çalışmalar neticesinde kanser tanı ve tedavisinin her aşamasında onkolojik rehabilitasyon uygulamaları önemli rol oynamaya başlamıştır. Onkolojik rehabilitasyon (kanser rehabilitasyonu), kanser hastalarına hastalığın ve tedavilerin belirlediği sınırlar dahilinde maksimum fiziksel, psikolojik, sosyal ve mesleki fonksiyonların kazandırılmasına yardımcı olmak şeklinde tanımlanır. Onkolojik rehabilitasyon programı, ilk kez 1969 yılında Teksas Üniversitesi M.D. Anderson Hastanesi’nde oluşturulmuştur.

Psikonöroimmünoloji ve Fizyoterapi Uygulamalarına Katkısı

Onkolojik rehabilitasyon uygulamalarında birçok disiplinin bir arada çalışması gerekir. Dolayısıyla bu yaklaşımlarda holistik ve sistematik tıp bakış açılarından yararlanmak oldukça önemlidir. Psikonöroimmünoloji, bu alanların başında gelmekte olup, beyin, davranış ve immün sistem arasındaki ilişkileri ilgilendiren bir disiplindir.

Psikonöroimmünoloji, hastalıkların meydana gelme nedenlerini ve iyileşme esnasında yaşanan problemleri tanımlayabilir. Bu nedenle, onkolojik rehabilitasyon süreçlerindeki fizyoterapi uygulamalarında kanser hastalarına umut olan yenilikler sunmaktadır. Psikonöroimmünoloji; hastalıktan başlamadan önce, hastalık sürecinde ve sonrasında etkili olan faktörlerin tam olarak anlaşılmasına yardımcı olur. Hastalıkların önlenmesi ve başarılı tedavi yöntemlerinin uygulanması için yeni stratejiler geliştirilmesini sağlar.

Fizyoterapistlerin Kanser Rehabilitasyonundaki Rolü

Kanseri atlatan hastalar sağlık, yaşam kalitesi ve çalışma yeteneklerini etkileyen fizyolojik bozukluklarla karşılaşabilirler. Fiziksel bozukluklar, yorgunluk, düşük kas gücü ve bilişsel işlev bozukluğu gibi sorunlar bunlardan bazılarıdır. Bu tür sorunların çözülmesinde fizyoterapist yardımı almak, rehabilitasyon süreçlerinden maksimum yarar görmenizi sağlar. Fizyoterapistler, hem rehabilitasyon evresinin olumlu sonuçlanmasında hem de koruyucu tedavi planlamasının en iyi şekilde sürdürülmesinde önemli rol oynar.

Kanser Rehabilitasyonunda Kişiye Özel Tedaviler Uygulanıyor

Dietz'e göre onkolojik rehabilitasyon süreçleri koruyucu, restoratif, destekleyici ve palyatif evre olmak üzere dört evrede değerlendirilmelidir. Restoratif evrede temel amaç, hastanın daha önceki aktivitelerine dönmesini sağlamaktır. Fonksiyon kabiliyeti olan hastalarda bu durumu korumak amaçlanır. Fonksiyon kabiliyeti azalan hastalarda ise fonksiyonel iyileşmenin maksimum seviyeye çıkarılmasına yönelik tedaviler uygulanır. Bu açıdan, fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamaları bir arada yürütülür. Hastanın mental durumu, yaşı, motivasyonu ve fiziksel sorunları dikkate alınarak bir tedavi planı belirlenir. Destekleyici evrede ise restoratif evrede sağlanan başarının sürdürülmesi amaçlanır. Bu evredeki tedavi, fonksiyon değişikliklerini sınırlamak ve fonksiyon kaybının neden olacağı sorunları mümkün olduğunca azaltmak için planlanır. Tedavi planlarının kişiye özel belirlenmesi doğrultusunda kanser hastalarının iyileşme süreci için doğru adımlar atılmış olur.

Yazının devamı...

Sağlık ve Psikonöroimmünoloji

Sağlıkta Psikonöroimmünoloji Yaklaşımı

Klasik tıptan farklı olarak gelişim gösteren psikonöroimmünoloji, bireyleri bütüncül olarak inceleyen ve süreç eğilimli bir yaklaşımdır. Kişide mevcut probleme yönelik semptomların azaltılabilmesi ya da ortadan kaldırılabilmesi için hastalığın gelişim evrelerinin önemini ortaya koyar. Kişi merkezli yaklaşımlara somut olarak katkı sağlayan, psikolojik süreçlerin immün sistem üzerindeki etkisini ortaya koymayı hedefleyen ve buna göre terapi süreci belirleyen yaklaşımdır. Bu terapi süreçlerinin top down yaklaşıma uygun düştüğünü söyleyebiliriz. İnsan psikolojik yönelimleriyle ve fizyolojik belirtileriyle bir bütündür. Parçalardan oluşan bu bütünü, bir semptoma bağlı kalarak zincirleyenlerinden ayrı tutmak, sağlığı geliştirmek açısından gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır. Son zamanlarda tıbbın yönelim gösterdiği kısım budur. Holistik ve multidisipliner yaklaşımları içerisinde barındırmayan tedavi yöntemleri ile kıyaslandığında psikonöroimmünoloji yaklaşımlarının başarı şansı daha yüksektir.

Parçaların Birleştiği Bilim Dalı: Psikonöroimmünoloji
Kelime anlamında da açıklandığı klinik psikonöroimmünolog; psikolojik süreç, nörolojik sistem, immün sistem ve hormonal sistemin birbirleriyle olan ilişkisini inceler. Hastalığın başlangıcından kronikleşme süreçlerine kadar detaylı araştırma yapar. Stres faktörünün kişinin hastalık ve iyilik hali üzerinde etkili olduğunu ileri sürer. Bu yaklaşımın kişiye özel bir metot olması, hastalığın gelişim evresinin her bireyde farklı olabileceği ile açıklanır.

Hastalığın semptomlarının ortadan kaldırılması açısından, semptoma sebep olan ana kaynağın araştırılıp bulunması iyileşme sürecindeki en önemli etken olmaktadır. Ortadan kaldırılamamış travma yıllar sonra bile kişide farklı bir semptom olarak baş gösterebilmektedir. Çünkü stres kaynağı hormonal ve fizyolojik dengeyi etkileyecek mekanizmaya sahiptir. Yalnızca hastalığın varlığı ile değil, hastalığı var eden gelişim sürecini hedef alır. Bu aynı zamanda koruyucu tedaviler içinde yol gösterici olmaktadır.Stresin ana faktör olarak etkileyebileceği mekanizmaların iyi anlaşılması gerekmektedir. Sinir sistemi üzerindeki etkileri depresyon, uykusuzluk, somatizasyon, anksiyete gibi sonuçlar doğurabilir. Bağışıklık sisteminin stres kaynaklı etkilenmesi sonucu ağrı, enflamasyon, deri hastalıkları, alerjiler, astım gibi ciddi sonuçlar meydana gelebilir. Stres hormonal sistemi de etkileyebilmektedir ve böylece tiroid, adrenal, gonadal hastalıklar meydana gelebilir.

Fizyoterapi'de Holistik Bakış Açısı
Rehabilitasyon süreci gerçekleşirken multidisipliner ekip anlayışı ve holistik bakış açısı mihenk taşı niteliğindedir. Çeşitli yönelimlerin harmanlanması tedavi sürecini hızlandıracak ve kalıcılığı artıracaktır. Holistik fizyoterapi, osteopati, manuel terapi gibi uygulamaları bir arada kullanabilmeye olanak sağlar. Böyle yönelimler ile kalıcılık ve etki mekanizması üzerinde pozitif gelişim gözlenmesi daha olasıdır. Bütüncül fizyoterapi hastanın iyilik halinin gerçekleşmesi ve sürdürülebilirliği için farklı alanlarla işbirliği yapar. Stres ve aktivite performası çift yönlü etki mekanizmasına sahiptir. Kişi merkezli tedavi yöntemlerinin bir arada uygulanması, aktivite performansı üzerinden süreç odaklı tedaviye eğilim gösterilmesi, psikonöroimmünoloji ile ergoterapi gibi aktivite temelli terapi süreçlerini bir araya getirir. Klinik pni (cPNİ) terapisti hastalığın oluşum mekanizmasını sorgulayarak çevresel etkilerin bu mekanizmalar üzerindeki sonuçlarını araştırır. Vücuttaki enflamasyonu azaltmak, enerjinin en az kullanıldığı organlara daha fazla enerji dağılımı sağlamak, kriz anlarında fazla çalışan sempatik sinir sistemi aktivasyonunu düzene sokmak amaçlarıyla tedavi sürecini planlar.

PNİ, psikonöroimmünoloji alanında yeterliliklere sahip uzman kişi tarafından bir çok hastalığın tedavi sürecinde yardımcı yöntem olarak kullanılır. Bağışıklık sistemi hastalıkları, depresyon, beslenme bozuklukları, kas iskelet sistemi hastalıkları, deri hastalıkları, migren, diyabet, astım, alerji, MS gibi hastalıkların tedavisinde etkili olabilmektedir. Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi ve immün sistemin baskılanmasına sebep olan problemlerin ortaya konulması ve anlaşılabilmesi açısından, bir tedavi yöntemi olmasının yanı sıra son zamanlarda hızla gelişim gösteren ve akademik makalelere konu olan önemli bir araştırma alanıdır.

Yazının devamı...

Psikonöroimmünoloji Nedir, Kimlere Uygulanabilir?

Psikonöroimmünoloji; zihinsel rahatlama sonucu (stresin azaltılması ve ortadan kaldırılması) sonucunda bedensel bir takım sorunların üstesinden gelinmesi esasına dayanır. PNI bu doğrultuda uygulanan özel bir terapi yöntemidir. Tamamen kişiye özel olarak gerçekleştirilen PNI, tüm dünyada yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir.

PNI terapi pek çok farklı vakaa için uygulanabilir ancak temelde; sinir sistemi, sindirim sismtemi ve hormon dengeleri ve insan psikolojisi arasındaki ilişkiye odaklanmaktadır. Rahatsızlığın başlangıcı, kronikleşme aşamaları, özetle serüveni üzerine tespitlerde bulunan PNI, başta stres olmak üzere, anksiyete, korkular, gerginlik, öfke patlamaları, kalp hızının ve kan basıncının artışı, terleme ve benzeri durumların fizyolojik olarak insanda oluşturduğu etkilere odaklanır ve olumsuzlukların kısmen ya da tamamen ortadan kaldırılması için çalışır.

Öte yandan PNI terapi yöntemi; bağışıklık sistemi organlarını donatan sinirlerin oluşturduğu fiziksel bağlantılar ve interlökinler, nörotransmitterler ile hormonları içeren moleküler bağlantıları esas alarak değerlendirmelerde bulunur.

PNI Terapinin Uygulama Alanları
PNI terapi çalışmalarının büyük kısmı; stres yönetimi ya da stres azaltıcı amaçlar doğrultusunda immün fonksiyonları ya da immün sistemindeki strese bağlı değişikliklerin düzeltilmesiyle ilişkilidir. Temelde bu durumla ilişkili sorunlarda PNI Terapi yöntemine başvurulur; Depresyon başta olmak üzere, kilo kontrolü, kronik uykusuzluk ve yorgunluk gibi durumları için etkin bir yöntem olduğu söylenebilir.

Bunların yanı sıra;
İnsülin Direnci
Polikistik Over Sendromları
Romatoid Artrit
Ankilozan Spondilit
Diyabet
Gastrit
Multiple Skleroz
Astım
Alerji
Ülseratif Kolit
Sedef
Egzama
Migren
İrritabl bağırsak rahatsızlıkları

PNI terapi yardımcı bir yöntemdir ve mutlaka alanında uzman kişiler tarafından gerçekleştirilmelidir. PNI terapinin bir yardımcı yöntem olduğu unutulmamalıdır. Mutlaka uzman hekim tavsiyesi ile PNI terapi uygulama ihtisasına sahip kişiler tarafından yapılmalıdır.

PNI Aynı Zamanda Özel Bir Araştırma Alanıdır
PNI bir terapi yöntemi olmasının yanı sıra TIP alanında pek çok farklı konuyla ilgili de özel bir araştırma alanı olarak literatüre katkı sağlamaktadır. Kanser vakaları ve bağışıklık sistemini baskılayan durumların tespiti ve bağışıklık sistemini güçlendirecek yöntemlerin keşfinde de yardımcı bir yöntemdir. PNI ayrıca; biofeedback ve stresi azaltma konusunda da TIP dünyasına büyük katkıları mevcuttur.

Yazının devamı...

Bu Terapi Metodunu İlk Defa Duyuyorsanız Muhtemelen Bugüne Kadar Yanlış Beslendiniz!

PNİ Terapi, Oruç, Egzersiz ve Kilo
Fazla kilolardan kurtulmak ve fit bir görünüşe kavuşma arzusu kilo problemi yaşayan herkes için olduka önemli. Kilolarla mücadele problemi sadece fazla kilolu kişiler için değil bilim insanları için de üzerinde çalışılması gereken bir araştırma konusu. Egzersiz ve diyetlerin yanı sıra son dönemde hızla yayılan Intermittent Fasting ve PNI Terapi yöntemi önemli iki alternatifi oluşturuyor. Bu arada bir konuyu düzeltmekte fayda var ; PNİ terapi bir zayıflama metodu değil Dünyada bir çok tıp camiası tarafından kullanılan ve kanıt düzeyi yüksek bir terapi metodudur. Bağışıklık sistemini destekleyici bir beslenme, genetiğe uygun beslenme, evrimsel geçmişimize yönelik beslenme vs. sistemide denilebilir en sade şekliyle. Açılımını psikoloji, sinir sistemi ve immün dediğimiz bağışıklık sisteminin bütünlüğü oluşturur.

Fazla kilolarla mücadele konusunda araştırmalar yapan Dr. Michael Mosley’in The Fast Diet Book (Hızlı Diyet Kitabı) kitabı yayınlandığı ilk günden bugüne Intermittent Fasting(Aralıklı Oruç) yöntemi bu alandaki en etkin yöntemlerden biri olarak adından sıkça söz ettiriyor. Aslında Türkçe’ye aralıklı oruçşeklinde geçmiş olsa da yöntemin daha doğru çevirisi “Aralıklı Sıkı Diyet” olarak düşünülebilir.

Klinik PNİ Terapide Beslenme Nasıl Olmalıdır?
Klinik PNİ’da aralıklı sıkı diyet yönteminin pek çok farklı uygulaması bulunuyor ama en çok tercih edileni 5:2 olarak bilineni; haftanın 5 günü normal kalori ihtiyacı kadar beslenmek ancak 2 günü sıkı bir diyet programına tabii olmak esasına dayanıyor.

Diyet yapılan günler saatlere bölünüyor ve belirlenen saatlere göre beslenme ve egzersiz gerçekleştiriliyor. Ancak söz konusu oruçdiyetinde hedef sadece aç kalmak değil, diyet kapsamında egzersiz de yapılması gerekiyor.

Örneğin;

· Saat: 07:00 – 11:00 arası: Hiçbir şey yememe

· Saat: 11:00 – 12:00 arası: Egzersizzamanı

· Saat: 12:00 – 18:00 arası: Yemek yeme zamanı

· Saat: 18:00 – 23:00 arası: Aç kalma

· Saat: 23:00 – 07:00 arası: Uyku zamanı

Söz konu program kapsamında diyete başlanılan haftanın 3. ve 5. Gününde uygulanıyor. Bu zaman aralıkları veya günler tamamiyle esnek davranılabilir çünkü tıpta hormetik dediğimiz Söz konu program kapsamında diyete başlanılan haftanın 3. ve 5. Gününde uygulanıyor. Bu zaman aralıkları veya günler tamamiyle esnek davranılabilir çünkü tıpta hormetik dediğimiz toksik ajanların vücuttaki uyumunu şaşırtmada oldukça geçerli ve etkin bir yöntemdir. Zira Klinik PNİ terapide bu şekilde yorumlar.

Psikonöroimmünolojik Terapi ve Egzersiz

Psikonöroimmünolojik terapi yöntemi de kilo kontrolü konusunda yardımcı yöntemlerden biri. Söz konusu yöntem Psiko-Nöro-İmmunoloji (PNI) şeklinde adlandırılıyor.

PNI terapi; sinir sistemi, sindirim sistemi, hormonlar ile insan psikolojisi arasındaki bağlantıyı araştıran bir yöntem. PNI terapi yöntemi; zihinsel durumun bendensel tüm sorunlarla bağlantılı olduğunu ve zihinsel rahatlamanın sağlanmasıyla bedensel sorunların da üstesinden gelinebileceğini savunur. Tüm bedensel ve zihinsel sorunların baş nedenini ise strestir.

Söz konusu terapi yönteminde kişilerin; kilo kontrolünü sağlamak için; biyolojik durum, stres ve kişilik problemleri, sosyal çevre (aile, iş yaşamı) ile olan etkileşim değerlendirilir. Kilo kontrolü yalnız başına beslenmeyle veya PNİ terapi ile değil tabikide egzersiz ile kombine edilerek sağlanır. Multidispliner çalışma ilkesinin asla atlanamayacağı bu terapi metodunda muhakkak klinik PNİ terapisti ünvanına sahip; fizyoterapist, diyetisyen, doktor, psikolog vd. gibi diğer sağlık profesyonelleri ile iletişim halinde olunması gerekebilir ve gereklidir. PNİ terapinin kişiye uygunluğu için muhakkak değerlendirme gereklidir. Kronik bir rahatsızlığının olması, takibi yapılan mevcut bir beslenme veya egzersiz programının olması gibi farklı faktörler terapi yönünü ve uygunluğunu değiştirebileceği için değerlendirme sonrasında kişilere uygun biçimde; PNI terapi uygulanmalıdır.

Herkese sağlıklı günler.

Yazının devamı...

Egzersiz Vücutta Ne Yapıyor?

Aerobik Egzersiz Vücudunuza Gerçekte Ne Yapıyor?
Artık herkesin ezberlediği bir gerçek var; sağlıklı ve uzun bir yaşam için vücudumuza iyi bakmamız şart. Bu da çok kapsamlı bir özen gerektiriyor. Sadece sağlıklı beslenmek, zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, stresten kaçınmak yetmez; egzersizi de hayatımızın vazgeçilmezi yapmalıyız. Ancak egzersiz yapmak denilince kafalarda birçok farklı şey canlanıyor. Bu yazımızda sizlere aerobik egzersizden ve vücudunuza yaptığı faydalardan bahsedeceğiz. Aerobik egzersiz denilince anlaşılan birçok şeyin eksik olduğunu, gerçeklerin aslında bambaşka olduğunu göreceksiniz.

Aerobik Egzersiz Doğal Glutamin Takviyesi Yapmanızı Sağlar
Düzenli olarak egzersiz yapmaya başladığınızda vücudunuzdan hemen zayıflayıp incelmesini, yağları yakıp yerine kasları koymasını beklersiniz. Ama süreç gerçekte böyle işlemez. Egzersiz kilo vermek ya da sıkılaşmak, moda tabirle “fit görünmek” için yapılan bir şey değildir. Aerobik egzersiz yaptığınızda nefes alışverişinizden kas yapınıza, akciğerinizden kalbinize tüm vücudunuz ve organlarınızda birçok şey değişime uğrar.

Öncelikle aerobik egzersizin aslında ne olduğuna bakarak başlayalım. Aerobik egzersiz metabolizmanın çalışma hızını artıran, kalp, akciğer gibi hayati organların güçlenmesini sağlayan egzersiz türleridir. Örnekleyecek olursak; Kardiyo, yürüyüş, bisiklet gibi aktif yaklaşımlar aerobik egzersiz kapsamına girer. Kalp atışını ya da nefes alış verişini zorlamazlar ve uzun sürelidirler.

Uzun süreli olmaları aerobik egzersizi şiddetli efor sarf edilen diğer egzersizlerden ayırır. Bunun da vücuda glutamin, sistin ve glutatyon oluşumunda olumlu olarak etki eder. Bu terimleri ilk kez duymuş olabilir yada bir şekilde aşina olmuş olabilirsiniz. Burada bizler için önemli olan ve bilmeniz gereken bu terimlerin sağlıklı vücuda sahip olabilmemiz için oldukça önemli olmasıdır. Yoğun egzersiz ya da yetersiz beslenmeden sonra glutamin endeksiniz düşer. Bu da bağışıklık sisteminizi ve kas gücünüzü olumsuz etkiler. Glutamin kas dokumuzu koruyan, bağışıklık sistemimizi güçlendiren amino asitlerdir. Bilinçli yapılan aerobik egzersiz, glutamin endeksinizi kesinlikle düşürmez, hatta oluşumuna katkı yapar. Bu da vücudunuzun kas kaybı, protein eksikliği gibi sıkıntılarla boğuşmasını önler. En büyük organımızın kasımız olduğunuda varsayarsak aslında aerobik egzersiz sırasında ve sonrasında vücutta açığa çıkan hayati öneme sahip amino asitlerin ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlamış oluruz. Hemde bu aminoasitlere sadece hareket ederek ulaşmak varken !

Antioksidan, Sistin ve Glutatyon Seviyelerinizi Aerobikle Koruyun
Aerobik egzersizle birlikte vücudumuzda oluşan bir diğer olumlu şey ise antioksidanlardır. Antioksidanlar bizi yaşlılığa ve kanser gibi ölümcül hastalıklara sebebiyet veren serbest radikallerden korur. Antioksidan vücudumuzda doğal yolla üretilmekle birlikte üretimi 25 yaşından sonra azalma göstermektedir. Bunun önünde doğru beslenme ve doğru egzersizle geçebilmek mümkün. Şiddetli aktivite içeren spor ve egzersizler antioksidan seviyesine olumsuz etki eder, aerobik egzersiz antoksidan seviyesini artırmaya yardımcı olur.

Glisin diye bilinen glutatyon ve sistin diye bilinen bir diğer önemli aminoasit de yaşam ömrünü uzatan güçlü aminoasitler arasında yer alırlar. Sağlıklı beslenmeyle takviye edilen aerobik egzersizin glutatyon üretimi üzerindeki olumlu etkileri üzerine psikonöroimmünolojide birçok araştırma mevcut ve tıptaki kanıtı ıspatlanmıştır.

Kendinize Bütüncül Yaklaşın, Psikonöroimmünolojiyi İhmal Etmeyin
Egzersiz dahi olsa insan vücudunun bütün bir parçadan oluştuğunu asla unutmayın ve kendinize bütün yaklaşın. Psikonöroimmünolojik egzersiz bakış açısını sizlerde kazanın. Artık aerobik egzersiz denilince akıllara müzik eşliğinde mat üzerinde jimnastik hareketleri yapmak gelmemeli. Aerobik egzersiz yaşam ömrü üzerinde dahi etkisi olan, bilimsel araştırmalarla sindirim ve bağışıklık sistemini, kalp ve akciğer sağlığını, damarları, kan dolaşımını ve kas gücünü etkileyen son derece önemli ve holistik bir uğraştır. Ve her holistik yaklaşım gibi sadece fiziksel değil psikolojik etkileri de göz önünde bulundurulmalı ve mutlaka psikonöroimmünolojik yaklaşımla ele alınmalı. 1950’lerden bu yana bir bilim dalı olarak insanlığa hizmet sunan psikonöroimmunoloji, insanı bağışıklık, sinir, sindirim, hormonel ve psikolojik sistemleriyle tüm bir bütün olarak ele alır. Holistik yaklaşım tam olarak bunu ifade eder ve aerobik egzersiz de bu yaklaşımın önemli yapı taşlarından biridir.

Fzt. Ahmet Burak SEZGİN

Yazının devamı...

Gezici Ağrılarınız Size Ne Anlatıyor ?

Vücudumuz bizimle hiç durmadan konuşur. Biz ise bu sürekli iletişimin farkına ender zamanlarda varırız. Sağlığımızla ilgili sürekli bize bilgi ileten bir ulak, bir nevi alarm sistemi işlevi gören bir sinyal vardır ki biz buna ağrı diyoruz. Bu ağrıların alarm vazifesini görmek için bazen vücudumuzda seyahate çıktıkları da olur. Ağrı hissetmek çoğunlukla “normal” bir durumdur. Ağrılarınızın vücudunuzda gezindiğini hissediyorsanız ağrıların size ilettiği mesaj birçok farklı bilgi içeriyor olabilir.

Vücudumuzun gezgin ulakları ağrılar, birçok sebepten kaynaklanıyor olabilir. Ama ondan önce tespiti doğru yapabilmemiz için ağrının Uluslararası Ağrı Teşkilatı Araştırmaları tarafından 1979 yılında yapılmış tanımına bakalım: "Ağrı, vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan bir duyudur".

Her şeyden önce ağrının kaynağını doğru tespit etmek gerekir. Herhangi bir yaralanma, kaza ya da ağır hastalık evresinde değilseniz gezici ağrılarınızın size ilettiği mesajları doğru okumak için gündelik rutinlerinize bakmanız yerinde olacaktır. Bir gün kolunuzda olan ağrı diğer gün bacaklarınızda kendini hissettiriyorsa belki de postür bozukluğundan mustaripsinizdir. Ya da boynunuzdan gelen ağrı sinyalleri birkaç gün sonra sırtınıza geçiyorsa iş ve stres yükü altında boğuluyor olabilirsiniz. Ağrılar sağlığımız için bir tür alarm niteliğindedir ve vücut içerisinde seyahat ederek sinyallerini güçlendirmeyi severler.

Gezen Ağrılarınızın Sebebi Bir Çok Problem Olabilir

Bir rahatsızlık üzerinden örnek verecek olursak ; Fibromiyalji kendini bedensel ağrılarla hissettiren ancak temelinde psikosomatik rahatsızlıkların yattığı kronik yaygın kas iskelet sistemi ağrısına verilen addır. 1992 yılında WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından hastalık olarak tanınan fibromiyalji genellikle yoğun stres, anksiyete bozuklukları gibi psikiyatrik bulgularla ortaya çıkar ve erkeklere oranla kadınlarda çok daha yaygın şekilde gözlemlenir. Serotonin eksikliği, kaygı, uyku bozuklukları gibi belirtileri de taşıyan fibromiyaljinin tanısı için ilgili uzman hekim tarafından hastanın üç aylık öyküsü dikkate alınır. Eğer üç aydır özellikle bel çevresinde yoğunlaşan gezici ağrılarınız varsa bir doktora görünmenizi öneririm. Bu noktada doktorunuzun da önerileri doğrultusunda fizyoterapi, psikonöroimmünoloji ve son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) gibi terapi metotlarıyla psikosomatik rahatsızlıklarınızla birlikte gezici kas ağrılarınızdan kurtulmanıza yardımcı olacaktır. Çünkü konumuzun başlığındanda anlaşılacağı üzere ağrılarımız bizlere bir çok şeyin bir arada olabileceğini anlatmaya çalışıyor olabilir.

Sağlıklı günler.

Fzt. Ahmet Burak SEZGİN

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.