MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Kimler Diş Estetiği Yaptırmalı?

Diş estetiği yaptırmak için bana başvuran hastalarımın ortak özellikleri gülümsemelerinden bir sebeple memnun olmamaları. Bu hastalarımızın sosyal medya profillerini incelediğinizde dişlerinin göründüğü resimlerini bulmakta zorlanırsınız. Kişinin özgürce gülümsemek istemesine rağmen diş görünüşünü beğenmediği için dudaklarını adeta gülümsemesini örten bir örtü gibi kullanması çok sık karşılaştığımız bir durum.

Ben buna "geçiştirilmiş gülümseme" diyorum. Halbuki kişinin amacı gülmek istememesi değil. Gülümsemesiyle mutlu olmadığı için dudaklarını açarak özgürce gülümsemek yerine, dudaklarını kapatarak dişlerini saklamak ve gülüşünü hafif bir tebessüm ile geçiştirmek gibi zaman içinde iyice kemikleşmiş olan davranış sergileniyor. Rüyalarda çok görülen bir durum vardır; koşmak, kaçmak istersiniz ama sanki suyun içindeymişcesine adımlarınız o kadar ağırlaşmıştır ki bir türlü ortamdan uzaklaşamazsınız. Gülümsemenizden memnun değilseniz gerçek hayatta da bu rüyayı yaşıyor gibi olursunuz. Gülümsemek isteyip de gülümseyememek...

Benim açımdan da gülüş estetiği için tedavi olması gereken hastalar bu duygular içinde yaşayan hastalardır. Dikkat ederseniz dişleri sarıymış, çapraşıkmış, ayrıymış gibi konulardan bahsetmedim. Sebebi çok basit. Diş hekimleri olarak bizlerin, kimin gülüş estetiğine ihtiyacı olup olmadığına karar verecek konumda olmadığına inanıyorum. Bizler tedaviye karar verirken genellikle dişlerdeki problemlere odaklanırız ancak şurası da bir gerçek ki yargıç değiliz. Bizler ihtiyaç halinde hastalarımızın gülüşlerini özgürleştirecek kişileriz. Bana göre estetiğe ihtiyacı olmadığı halde, porselen lamina yaptırmak isteyen pekçok hastam oldu. Tam tersi, kesinlikle diş estetiğine ihtiyacı olduğunu düşündüğüm halde sadece arkada ki bir dişini tedavi ettirmek isteyen hastalarım da oldu. Bunlar hastalarımızın duygularıyla ilgili olan konular. Kendileri nasıl mutlu olacaklarsa bizim de buna uygun davranmamız gerektiğini düşünüyorum.

Buraya kadar anlaştıysak, ufak bir konuyu da açıklığa kavuşturmak gerekir. Bazı hastalarımız da eşinin, sevgilisinin ya da başka bir yakınının telkiniyle ya da ısrarıyla diş estetiği yaptırmak için bize geliyorlar. Bu noktada biraz daha dikkatli olmak gerektiğini de düşünüyorum. Yapılacak işlemler sizin bedeninize bir müdahale olacak. İnsan bendeni üzerine yapılacak estetik işlemlerin büyük bir bölümünün geri dönüşü olmayacaktır. Burun estetiği, diş estetiği, yağ aldırma, göz estetiği, saç ekimi ve bunun gibi tedavilerden bahsediyorum, botoks ya da dudak dolgusu gibi geçici uygulamalardan değil. Dolayısıyla estetik işlemi yaptıracak olan kişinin tedavi öncesi kesinlikle bedenine ne yapılacağını, tedavinin tam olarak ne olduğunu iyi anlaması ve buna istekli olması gerekiyor. Başkasının telkiniyle yapılacak tedaviler hasta memnuniyeti açısından riskler taşıyabilir.

Yazının devamı...

Zirkonyum kaplama mı, e-max lamina mı?

Dişlerine bir şekilde porselen uygulaması yaptıracak hastalarımızdan en sık duyduğumuz sorulardan birisidir bu. Soruyu dikkatli okuduğumuzda kafa karışıklığının olması çok normal aslında. Sebebine gelince, bu soruda, iki opsiyondan birisi tercih edilecekmiş gibi bir varsayımda bulunabilirsiniz ancak durum öyle değil. Basitçe anlatmam gerekirse, zirkonyum ve e-max protez yapımında kullanılan 2 farklı materyaldir. Kaplama veya lamina ise iki farklı protez şeklidir, bunlar tedavi teknikleridir. Bu durumda öncelikle dişler hangi teknikle tedavi edilecek buna karar verilmeli ki bunun sorusu şu şekildedir, 'dişlerime kaplama mı, lamina mı yaptırmalıyım?". Tekniğe karar verildikten sonra hangi tip bir porselenle bu tedavi yapılmalıdır, ona karar verebiliriz. Lamina tedavisi tercih edilecekse ya da yapılma şansı varsa (daha önce kaplama yapılmış bir dişe lamina yapılamaz, kö) zaten e-max, bu iki materyal arasında tek seçenek olacaktır. Zirkonyum, laminaların ihtiyacı olan bağlantı kuvvetlerini sağlamakta şu an için yeterli görünmememkte. Kaplama yapılması gerekiyorsa bu durumda emax ve zirkonyum arasında bir tercih yapılması gerekecektir. Buna da tabii ki en iyi hastanın kendi doktoru karar verecektir. Bütün bunların yanında materyal anlamında daha pekçok materyal var elbette ama bu ikisi şu an için piyasada kendini ispatlamış en iyi iki porselen sistemi olduğu için özellikle bu ikisi üzerinde durdum. Hastaların ağız yapıları değerlendirilip farklı bir teknik ya da materyal kullanılması gerekebilir, bu herzaman mümkün.

Sevgiler

Dr. Atakan ELTER / Prostodontist

instagram: http://www.instagram.com/atakanelter

Facebook: http://www.facebook.com/dratakanelter/

Yazının devamı...

Dünya'nın en hızlıları: Diş Hekimleri

Dünya'da en hızlı aleti kimler kullanıyor hiç düşünmüş müydünüz?

Böyle bir soru sorulsa herhalde pek çoğumuz hiç düşünmeden jet pilotları deriz. Aslında durum biraz farklı.

Öncelikle şunu açıklığa kavuşturalım; Hızdan bahsediyorsak bir hareketten bahsediyoruz demektir. İnsan yapımı olan aletlerin hepsi hareket etmek için dönme hareketini kullanırlar. İster bu uçak jet motoru olsun, ister pervane olsun, ister araba motoru olsun, isterse sürat teknesi farketmiyor. Hareket için dönme hareketi gerekiyor. Bu da RPM ( round per minute ) olarak ölçülüyor, yani objenin kendi etrafında bir dakikada kaç kere döndüğünü belirten "dakikadaki devir sayısı"

Merak edip biraz araştırma yaptığımda jet uçaklarının motorlarının dakikada yaklaşık 14.000 devir döndüğünü öğrendim. F1 yarışlarında kullanılan arabaların motorları ise 18.000 RPM. Biz normal vatandaşların kullandığı arabalardaki motoru güçlendirmek için kullanılan turbolar ise tam 160.000 RPM. Gerçekten de bir jet motoru düşünüldüğünde inanılmaz bir rakam. Ama daha hızlısı var.

Diş doktorlarının en sevilmeyen yönlerinin başında dişleri şekillendirmek için kullandığımız aletin sesi gelir. O zzzzzz! sesini duyan herkesin tüylerinin diken diken olacağını bilmek için Nasa'da bilimadamı olmamıza gerek yok. Peki ama bunun bir sebebi olabileceğini düşündünüz mü? Ben söyleyeyim size. Bizim aeratör dediğimiz o alet tam 400.000 RPM. Hatta 500.000 ve hatta 850.000 RPM olanları var. Deneysel cihazları bir kenara bırakırsak, insanoğlunun günlük hayatta kullanabileceği en hızlı aletler diş hekimleri olarak bizim kullandığımız aeratörler.

Şimdi, şunu düşünün! 14.000 RPM uçak motorunun çıkardığı sesi düşünün, 18.000 RPM F1 otomobilinin sesini düşünün. Bunların yanında onlardan kat kat daha hızlı dönen bizim aeratörerin çıkardığı ufacık vızıldamasını çok abartmamak lazım diye düşünüyorum.

Burada asıl sorulması gereken şu olabilir. Dünyanın en hızlı "şeyini" ağzınızda kullanacak doktorunuza ne kadar güveniyorsunuz?

Hepinizin Cumhuriyet Bayramını kutluyorum.

Sevgiler.

Yazının devamı...

Yeşil çayın yeni mucizesi; diş çürümelerini önlüyor ve kompozit dolguları koruyor

Sevgili arkadaşım Uzman Diyetisyen Sema Gübür ile bir sohbetimizde konu beslenme ve diş sağlığına geldi. Kendisi de üzerinde çalıştığı bilimsel çalışması sırasında yeşil çayın dişler üzerine etkisini inceleyen çok yeni bir yayına rastladığını anlattı. Ben de bu yeni bilgiyi sizlerle paylaşmak için kendisinden bir yazı hazırlamasını rica ettim. İşte Sema Hanımın yeşil çayın dişler üzerindeki etkisini anlatan yazısı...

Tüm dünyada artan sayıda insan, bitkisel ürünleri hastalıklardan korunmak ve hastalıkları tedavi etmek için kullanmaktadır. Bunlardan en yaygın kullanılan antioksidan olan yeşil çay, aktif kimyasal içeriği ile, enfeksiyonlara, kansere karşı koruyucu ve antibakteriyel etki gibi farklı farmakolojik özellikler göstermektedir. Yapılan son çalışmalarda, yeşil çayın sağlık üzerine olumlu etkilerine bir yenisi daha eklendi; yeşil çay, diş çürümelerini önlemekte ve yapılan kompozit dolguları korumaktadır. Yapılan bir çalışmada, yeşil çayın ağız hijyenine etkisi değerlendirilmiştir. Çalışmada, tükrükteki diş çürümelerine neden olan sayısı, kompozit dolgu sınırındaki plak örneklerindeki sayısı ve Gingival Kanama İndeksi (GKİ) ölçütlerine bakılmıştır. 60 kişi 30’lu 2 gruba ayrılmıştır ve grubun bir tanesine 7 gün boyunca günde 3 kez %2’lik yeşil çay uygulanmıştır. Sonuçlar; yeşil çay uygulanan 30 kişide, tükrükteki sayısı, kompozit dolgu sınırındaki plak örneklerindeki sayısı ve Gingival Kanama İndeksi (GKİ) ölçütleri diğer gruba göre anlamlı azalma göstermiştir. Sonuçlar, yeşil çayın lokal uygulamasının antibakteriyal ve çürük önleyici etkinlik gösterdiğini belirtmiştir. Yapılan bir başka çalışmada, yeşil çayın ağız içindeki lezyonları azaltığı gösterilmiştir. Benzer çalışmalarda, ağız mikroflorasında bulunan ürettiği asidi, yeşil çayın yok ederek diş çürümelerini önlediği gösterilmiştir. Sağlıklı kişilere, ağız sağlığı için günde 3 kez 1 fincan taze demlenmiş yeşil çay tüketmeleri önerilmektedir. Ve yeşil çay, ağız gargaralarına ve diş macunlarına ilave edilebilir ve düzenli yeşil çaylı bu ürünler kullanılarak ağız sağlığı desteklenebilir.

Burada ufak bir açıklama da eklemek isterim. Hipertansiyonu ve taşikardisi olan kimselerin yeşil çay tüketimi konusunda doktorlarına danışmaları gerekiyor. Yeşil çayın tansiyonu etkileme riski var çünkü.

Sevgiler,

Uzman Diyetisyen Sema GÜBÜR

Yazının devamı...

Dişlerini yaptırmak isteyenlerin en büyük korkusu...

Dişlerinizi yaptırmak istiyorsunuz ancak çok büyük endişeleriniz var. Eskiden olsa canınız yanacak diye endişelenirdiniz belki ama artık bunun yerini çok farklı bir korku aldı.

Kaliteli diş tedavisi hizmeti sunan ortamlarda artık hasta konforu en dikkat edilen konuların başında geliyor. Kaliteli bir tedavi alıyorsanız, eskiye oranla tedavileriniz çok daha rahat geçiyor artık. Protetik tedavilerde, hastalarımız artık canlarının yanacağı endişesinden daha fazla yapılacak protezlerin estetiği konusunda endişeliler.

Böyle bir endişe aslında çok daha sağlıklı. Canlarının yanacağı korkusuyla diş hekimine gitmeyen hastalarımız, eninde sonunda koltuğumuza oturmak zorunda kalıyorlar ve bu sefer çok daha fazla bedeller ödeyerek, daha fazla zamanlarını koltuklarımızda geçirmek zorunda kalıyorlar. Bu korkuları aşabilen hastalarımız ise endişelerini çok daha sağlıklı bir yöne yani işlem sonrasında nasıl görünecekleri konusuna yönlendirebiliyorlar. Mantık da zaten bunun daha doğru olduğunu söylüyor. Koltukta geçireceğiniz birkaç saatte neler olduğundansa, yıllarca kullanacağınız yeni dişlerinizin konforu ve görüntüsü hakkında endişelenmek daha mantıklı değil mi?

Bakıyorum ve hastalarımın artık bu yöndeki endişelerini dile getirdiklerini görüyorum. Artık hastalarımız yapay görüntü veren, dişetlerinde morluklar gelişen protezlere sahip olmaktan çok korkuyorlar. Aslında ters gitme olasılığı olan daha pekçok unsur var ancak hastalarımız da haklı olarak sadece görebildikleri konular hakkında endişe duyuyorlar. Görüntüdeki yapaylığın, hastalarımızın özgüvenlerini ciddi şekilde sarsacağı bir gerçek. Ağız kokusu, konuşmada zorlanma, besinleri öğütememe ya da kesememe, fonksiyon sırasında ya da dış uyarılar sırasında ağrı, diş aralarının temizlenememesi gibi daha pekçok problemlerle karşılaşılabilir eğer protezler hatalı yapılırsa. Bu konularda da dikkatli olmak gerekiyor.

Son zamanlarda dişlerini yaptırmak isteyen hastalarım arasında bana nasıl diş kestiğimi soran birkaç hastam oldu. Bu soruyla karşılaşmak şaşırtıcı olmuştu. Kendi kendime "demek ki belli bir bilinç oluşmaya başlıyor" dediğimi hatırlıyorum. Hatta bir hastamın, sadece dişleri nasıl kestiğimi gördükten sonra tedaviye başlamaya karar vermesinden de oldukça etkilenmiştim. Çok teknik konular oldukları için hastalarımıza pek anlatmadığımız işin perde arkasını görmek, karar verme sürecinde hastalarımıza bu denli yardımcı oluyorsa, ortak bilinci hangi alana taşımamız gerektiği konusunda biz hekimlere bir fikir vermeli. Bu anlamda gelecek yazılarımda bu konuları irdeleyeceğim.

Sevgiler.

Dr. Atakan Elter / Protez Uzmanı

Yazının devamı...

En büyük rakibimiz...

Doktorlar arasında bir laf vardır, "En büyük rakibim hasta yakınları" diye.

Bunu niye söylüyoruz? Cevabı oldukça basit aslında. Hastalarımızın kafalarını karıştırıyorlar.

Hasta psikolojisi dediğimiz unsura dikkat etmemiz gerekir. Vücutları ile ilgili küçük veya büyük, bazı problemler yaşayan kişiler endişeli,kaygılı olurlar ve bu kişilerin güven, ilgi ihtiyacı herzamankinden daha falzadır. Hastalıkları ile ilgili durum hakkında yoğun kaygı yaşayabilirler. Hastalarla ilgilenirken bu psikolojiye uygun davranışlarda bulunmak gerekir. Onların kaygılarını anlamak ve bunu normal bir seviyeye indirgeyecek hal ve tavırlar sergilemek gerekir. Kısacası empati kurmak lazım.

Tıp bilimi oldukça karmaşık ve zor bir alan. Bilimdeki muazzam gelişmelere rağmen hala daha bilinmeyen o kadar çok şey var ki... Aynı hastalığa sahip iki kişi aynı tedaviye farklı nitelikte yanıtlar verebiliyorlar. Çünkü hastalığın kendisi bir faktör olmakla birlikte o hastalığa sahip kişinin fizyolojik yapısındaki farklılıklar sonuçlarında değişken olmasına neden oluyor.

Hasta yakınları ise çevrelerinde benzer hastalıkları geçirmiş kişilerden edindikleri izlenimler kadar o hastalık hakkında fikirleri var ve aslına bakarsanız çoğu zaman yanlış yorumlanmış oluyor. Bu fikirler dahilinde hastaya yaklaştıklarında yaptıkları telkinler büyük oranda hatalı olacaktır. Bu, hastanın kafasını gereksiz yere karıştırmaktan ve doktoruna olan güvenini sarsmaktan başka bir işe yaramaz.

Doktorluk eğitimi, dünyada ki en uzun süreli eğitimdir ve doktorun tüm meslek hayatı boyunca da devam eder. Bu denli bilgi yükünü zaman içerisinde tecrübesiyle harmanlanarak olgunluğa eriştirmiş bir doktor, tedavisinin hastaların yakınları tarafından zarar görmesini istemeyecektir. Hasta yakınları olarak bu konulara dikkat edilmesi gerektiğini önemle vurgulamak isterim. Benim en başarılı vakalarım, bana en çok güvenen ve bu güven ilişkisine başkalarının karışmasına izin vermeyen hastalarımdır.

Sevgiler

Dr. Atakan ELTER

Yazının devamı...

2015 beyaz gülüşlerle geçsin

Yeni yıl yaklaşıyor. Yılbaşı hazırlıklarına yakında başlayacağız. Bu sene yılbaşı hazırlığına dişlerinizden başlamaya ne dersiniz? Yılbaşı akşamı bembeyaz dişlerinizle gülümsediğiniz selfilerinize seneler sonra dönüp baktığınızda “ne güzel gülmüşüm bu resimde” demek hoş olmaz mı?

Eğer dişlerinizin görünümünden memnunsanız ama biraz daha beyaz görünseler çok daha mutlu olacağınızı düşünüyorsanız, yapmanız gereken diş hekiminizi arayıp bir randevu istemek olmalıdır.

Diş hekiminiz sizin için dişlerinizi birkaç ton açacak beyazlatma işlemi için gerekeni yapacaktır.

Diş Estetiği Uzmanı Dr. Atakan Elter; diş beyazlatma ile detartraj ve polisaj işlemlerini içeren diş temizliği işlemlerinin bazen birbiriyle karıştırıldığını söyledi. “Diş temizliği her bireyin rutin olarak belli periyotlarda yaptırması gereken bir tedavi şeklidir diye tanımlayan Dr. Atakan Elter, diş temizliğinin ana hedefinin dişlerin rengini açmak değil, dişlerin tartarlardan temizlenmesi suretiyle diş ve diş etlerinin sağlığını optimum seviyede tutmaktır.” dedi. Dr. Atakan Elter sözlerine şöyle devam etti; “diş beyazlatma ise, diş hekimliğinin kozmetik unsurlarından birisidir, ana hedefi dişlerin var olan rengini daha parlak, daha beyaz bir duruma getirmektir. Diş temizliği yapılmamış dişlere beyazlatma işlemi yapılmamalıdır. Dişleri beyazlatmanın iki yöntemi vardır. Bunları “ofiste beyazlatma” ve “evde beyazlatma” olarak isimlendiriyoruz.

Ofis tipi beyazlatmada, dişlerin rengini, muayenehane ortamında kuvvetli kimyasallar ile yaklaşık 45 dakika sürecek bir işlemle açıyoruz. Bu işlemde kullanılan kimyasallar ev tipi beyazlatmaya göre daha agresif olduklarından diş etleri ile temas etmeleri istenmez. Bu nedenle hastaların diş etleri özel materyallerle maskelenir ve kimyasalın diş etlerine teması engellenir. Diş etleri maskelendikten sonra beyazlatıcı ajanlar dişlerin üzerine uygulanır ve 20 dakika kadar beklenir. Bundan sonra beyazlatıcı jel dişlerin üzerinden yıkanır ve yeni jel uygulaması tekrar edilerek bir 20 dakika daha beklenir. Bazı sistemlerde özel ışık kaynakları kullanılarak dişlerin üzerine sürülen beyazlatıcı jelin aktive olması sağlanır. Işık kaynağına gerek duymayan sistemler de mevcuttur. Bu işlemler sonrasında dişlerin rengi, hastaların diş yapılarına göre 1-3 ton arası açılmış olur.

Ev tipi beyazlatma dediğimiz uygulamada hastalarımız beyazlatma işlemini, kendileri, evlerinde yaparlar. Bunun için hastalarımızdan alınan ölçülerden faydalanarak hastalarımıza özel diş plakları hazırlanır. Hastalarımıza vereceğimiz özel beyazlatıcı jelleri hastalar evde bu plakların içerisine uygularlar ve sonrasında dişlerinin üzerine takarlar. Bu şekilde, kullanılan beyazlatıcı jelin konsantrasyonuna göre yarım saatten, 4 saate kadar değişen sürelerde bu plakları dişlerinin üzerinde tutarlar. Bu işlemi 1-2 hafta süresince her gün tekrar ederler. Bu zaman zarfında diş renkleri istenen seviyede beyazlatılmış olacaktır. Bu sistemde uygulanan beyazlatıcı jeller özel formülasyonda üretilmiş jellerdir ve marketlerde bulunan sistemlerden daha etkilidirler. Hatta son zamanlarda dişlerin çürümelerine karşı etkili olan beyazlatıcı jeller de kullanıma sunulmuştur. Bunlar hem ofis hem de ev tipi beyazlatıcı sistemlerde kullanılır.

Eğer diş hekiminiz uygun görürse bu iki sistem birlikte de kullanabilir. Kombine beyazlatma dediğimiz bu sistem ile öncelikle ofis tipi beyazlatma işlemi uygulanır ve pekiştirme amaçlı ev tipi beyazlatma ile işlemlere devam edilebilir.

Diş beyazlatmada hangi sistem kullanılırsa kullanılsın elde edilecek beyazlığın geçici olacağı bilinmelidir. Dişlerin tekrar eski rengine ne zaman döneceği ise tamamen, sizin ağız bakımınıza verdiğiniz önem ve beslenme şekliniz ile ilgilidir. Sigara içiyorsanız ya da çay, kahve, kırmızı şarap gibi boyayıcı gıdaları sık tüketiyorsanız elde edilecek beyazlığın daha çabuk geri döneceğini bilmeniz gerekir. Bunun nedeni, diş minesinin geçirgen yapısından kaynaklanmaktadır ve normal olarak görülmelidir. Dişlerin, elde edilen beyazlığını, 1 sene kadar muhafaza etmesi başarı olarak nitelenmelidir.

Dişlerinizin rengi normalden çok daha koyu renkteyse, beyazlatma ile istenen seviyelerde beyazlık elde edilemiyorsa, diş renginde geri dönüşler istenmiyorsa, estetik bölgede bulunan ön grup dişlerde fazlaca dolgu bulunuyorsa (var olan dolguların rengi beyazlatma ile değişmeyecektir) yapılacak en doğru işlem, dişlerin ön yüzeylerinin porselenler ile yer değiştirilmesi olarak tanımlayabileceğimiz laminalar ile tedavi yoluna gitmek olacaktır. Porselen laminalar da 7-10 gün sürede tamamlanabilecek tedavilerdir. Bu şekilde bir tedavi yolu seçilirse dişlerin renginden bağımsız olarak istenen seviyede beyaz dişlere, renkte geriye dönüşün olmayacağını bilmenin rahatlığı ile sahip olabilirsiniz.

Hangi yöntemi seçerseniz seçin, yılbaşı akşamı çevrenize bembeyaz gülücükler saçmak için önünüzde yeterli zamanınız var. Şunu unutmayın; gülümseyebilmek için tam 17 adet mimik kasınız kasılıyor. Dişlerinizin görünümünün, bu kadar çabaya değdiğine emin olun.”

YENİ YILDA GÜZEL GÜLÜŞLER YÜZÜNÜZDEN EKSİK OLMASIN.

Yazının devamı...

Gülümsemenin kuralları

Etkileyici bir gülümsemenin ilk kuralı, gülümsemenin içten, spontan ve doğal olmasıdır. İçten bir gülümsemede sadece dudak çevresindeki kaslar değil, yüzdeki diğer mimik kaslarının da, özellikle göz çevresindeki kasların da kasıldığı biliniyor. Bu nedenle içten bir gülümsemede kişinin gözleri de güler.

Gülümsemenin bu ilk kuralına uymak konusunda en zorlayıcı etken, kişinin dişlerinin görüntüsünden memnun olmamasıdır. Dudak çevresindeki kasları çalıştırmadan göz çevresindeki mimik kaslarınızı çalıştıramazsınız. Spontan ve doğal bir gülümsemede dudak ve göz kaslarıyla beraber toplam 17 adet kasımız çalışıyor. İsteksiz bir gülüş sırasında ise göz kaslarımızı kullanmıyoruz ve gülüşümüz dudak çevresinde kısıtlı kalıyor. Eğer dişlerimizden kaynaklı bir güvensizliğimiz varsa gülme sırasında dudak çevresindeki kaslarımızı frenlediğiniz için göz kaslarınızı da devreye sokamıyorsunuz. Bu da karşınızdaki tarafından yapay bir gülümseme olarak algılanıyor, sizin niyetiniz bu olmasa bile...

Bu durumda etkileyici gülümsemenin ikinci kuralı estetiğine güvenebileceğiniz dişlere sahip olmak. Şunu hatırlatmakta fayda görüyorum, tebessüm etmek ile gülümsemek birbirleri yerine kullanılabilecek davranışlar değil. Sırf dişleriniz görünmesin diye gülümsemek ve hatta kahkaha atmak yerine tebessüm ederek ya da ellerinizi kullanarak dişlerinizin görünmesini engellemeye çalışmak, o en keyifli anlarınızı ıskalamak olacaktır. Zaten günümüz şartlarında bunun böyle olmasına da gerek yok.

Sizi doyasıya gülmekten alıkoyacak eksik dişlerinizin yarattığı boşluklara sahip olabilirsiniz. Dişlerinizin rengi bozuk olabilir, çapraşıklık olabilir ve hatta hiç dişiniz olmayabilir. Bugünkü diş hekimliği teknolojileriyle artık bu gibi durumların hepsi için doğal görünümlü dişlere sahip çareler üretebiliyoruz. Yapmanız gereken, konusunda uzman hekimleri bulup, kendileriyle bir randevu ayarlamak ve sorunların giderilmesine yönelik uygun tedavilere başlamak olacaktır.

Mutluluğu yaşadığımız anları hakkıyla değerlendirmeniz dileğim ile...

Dr. Atakan ELTER

www.facebook.com/dratakanelter

www.atakanelter.com

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.