MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Diş görünüşünüz tarzınızdır

Hayat çok hızlı akıp geçiyor. Pek çok şey için gereken zamanı yaratamıyoruz. Yaratabildiğimiz de yeterli olmuyor. Belli sorumlulukları aldıysak "zamansız" hayatlar yaşıyoruz.

iş yaşamında olsun, özel hayatımızda olsun yeni insanlar tanımak için çok fazla vaktimiz yok. Edindiğimiz ilk izlenim iyi değilse, karşımızdakini daha iyi tanımak için isteksiz oluyoruz. Aynı şey kendi imajımız ve karşı taraf için de böyle. Hayatın bu hızlı temposu içerisinde çevremizdekilerden toplayacağamız donelerin büyük kısmı dış görünüşleri ile alakalı oluyor.

Dış görünüşümüzün ikonu da diş görünüşümüz. Yapılan çalışmalar pek çok kez göstermiş ki gülümsememiz çevremizi etkilemek için kullanabileceğimiz en önemli özelliğimiz. Bu özelliğimizden yeterince faydalanabiliyor muyuz? Kişisel gözlemim, doğuştan kusursuz dişlere sahip kişilerin sayısı oldukça az. İnsanların dişleri ile ilgili pekçok problemleri var. Diş rengindeki problemler, eksik dişler, çürükler, çapraşıklıklar, dişeti problemleri etkileyici bir gülümsemeye sahip olmamızın önündeki etkenler. Çevremizdeki insanlar üzerinde etki bırakacaksak ve bunu en hızlı ve en etkili şekilde, gülümsememiz ile yapabiliyorsak o zaman hem ağız sağlığımız hem de görsel imajımız için bu problemlerden kurtulmamız gerekecek.

Fakülte yıllarımda bir hocamız; "filmlerde dikkat edin, kötü karakterlerin dişleri her zaman bozuk ve çirkin olarak gösterilir" demişti. O derste hangi konular anlatılmıştı hatırlamıyorum ama bu cümle asla aklımdan çıkmadı. Dişlerimiz ile imajımız hakkındaki sıkı ilişkiyi ilk o zaman kavramıştım. Belkide bu yüzden, bana estetik dünyasının kapılarını açacak olan protez bilimine yöneldim. İnsanların imajını etkileyebilme gücü beni cezbetmişti.

Yeni bir yılın arefesinde, dış görünüşünüzde bir yenilik yapıp diş görünüşünüzü tazelemek iyi bir fikir gibi geliyorsa, diş hekiminizden bir randevu almalısınız. Yeni yılda, yeni ve taze bir gülümsemenin neler yapabildiğini görmenin keyfini yaşayın. Unutmayın; diş görünüşünüz, tarzınızdır.

Dr. Atakan ELTER

Yazının devamı...

Canı sıkılan dişini sıkıyor

Sabah çene ekleminizden gelen bir ağrıyla uyandığınız oldu mu? Belki de gün içinde dişleriniz biribirine temas ederken yakalıyorsunuz kendinizi? Bruksizmde bunlar sık karşılaştığımız belirtilerdir.

Bruksizm, gece diş sıkma, gıcırdatma olarak tanımlanan bir hastalıktır. Diş hekimleri olarak bruksizm için uyguladığımız tedaviler var elbette ancak bu yazıda bunlara değinmeyeceğim. Üniversitedeyken, final dönemlerimden birisinde, bruksizmin etkilerini yaşamış birisi olarak bu hastalığın altında yatan en büyük etkenin stres olduğunu düşünüyorum. Daha az olasılıkla başka nedenleri de olabilir elbette. Bunu anlamak için, diğer her türlü sağlık sorununuzda yaptığınız gibi bir doktora görünmeniz gerekecek.

Ağır birşey kaldırırken, bir vidayı sıkarken, sıkışan kavanoz kapağını açmaya çalışırken ya da yolda kalan bir arabayı iterken dişlerinizi sıkmama ihtimaliniz "0" dır. Bizi zorlayan durumlarda nedense dişlerimizi de sıkıyoruz. Vücudumuz zorlanırken dişlerimizi o an için sıkarız ve işimizi bitirdiğimizde diş sıkmayı da bırakırız. Bruksizmde durum böyle değil. Diş sıkma sebebimiz fiziksel efor harcıyor olduğumuzdan değildir. Ne var ki, çene eklemine ve dişlere gelen kuvvetin süresi çok daha uzun sürelidir. Bruksizmi tehlikeli yapan da budur. Üstelik bütün bunlar olurken siz uyuyorsunuzdur.

İşin psikolojik boyutu hakkında bilgi almak için yakın arkadaşım Klinik Psikolog Selin Koçkaya'yı aradım ve bana bu konuda yardımcı olmasını istedim. Sözü artık Selin'e bırakalım, o size daha güzel anlatacaktır.

Burksizim söz konusu ise bütünsel düşünmeliyiz. Tedavi planımız bir kaç haritadan oluşmalıdır. Teşhis yani etiketlemek işin en kolay kısmı. Burksizim. Peki tamam burksizim ama kişi nasıl/neden/niye bu hastalığı yaşıyor? Kökenini bilmemiz çok önemli. Kökenini bilmek de sorunu çözmüyor gol yiyen bir kaleciye "topu tutamadığın için gol yedin" demek onun gelecekte ki başarısı için ne kadar anlamsızsa sorunun da kökenini bulmak o kadar geçici bir rahatlama. Yani sorunun kaynağını tespit ettikten sonra kaleciye bir de nasıl gol yemeyeceğini öğretmek gerek. Sorunun köküne inip tedavi etmek gerek.

Ruh ve beden sağlığı ayrılmaz bir bütündür. Ona sahip olmak kadar o bütünlüğü koruyup, sürdürebilmek de önemlidir. Dişlerini sıkan, gıcırdatan insanların bilmesi gereken şey duygu ve zihinimizin konuşma aracı olarak bedenimizi kullandığıdır. Yani çeneniz size duygusal ve düşünsel dünyanızda bir şeylerin ters gittiğini söylüyor. Nelerin ters gittiğini bulmanız sizin için zor olabilir. Nasıl değiştireceğinizi bulmak da zor olabilir. Bunu çoğu kimse tek başına halledemez. O yüzden sorun fiziksel ve ruhsalsa mutlaka bir ekip çalışması gerektirmektedir. Ekibin koçu sizken, fizyolojik ayağında diş doktorunuz, psikolojik ayağında terapistiniz olmalıdır.

Kadınlarda ve erkeklerde neredeyse aynı oranda görülen burksizimin nedenleri arasında zihinsel-duygusal-davranışsal etkenler de yer almaktadır. Örneğin;

# Diğerlerinin sizden hep daha iyi olduğunu düşünen rekabetçi bir yapınız varsa

# Ya hep ya hiç gibi sizi mükemmelliyetçi, titiz yapan yüksek standartlarız varsa

#Kaygı ve suçluluk hissinden kurtulamıyorsanız

#Kendi ihtiyaç ve arzularınız her zaman başkalarının ihtiyaçlarından sonra geliyorsa

Bunlardan birine ya da bir kaç tanesine evet diyorsanız burksizminizin sebebi olabilir. Bu durumda fizyolojik ve psikolojik desteği bir arada alırsanız daha kaliteli bir uykuya haliyle daha sağlıklı bir hayata ve dişlere sahip olursunuz.

Kendiniz için daha sağlıklı bir yaşam seçin...

Yazının devamı...

Porselen kaplamalar sonrası diş eti problemleri

Kliniğime gelen hastalar arasında, eski porselen dişlerini yenileme ihtiyacı ile gelenlerin oranı oldukça fazla. Bu durumun bir değerlendirmesini yaptığımda, yenileme ihtiyacının başında, estetik beklentilerin tatmin edilmemiş olması ve diş etinde yaşadıkları problemler, geliyor.

Bugün, hastalar açısından can sıkıcı sonuçları olan porselen dişlerin diş etlerinde meydana getirdiği problemler hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Öncelikle bu problemlerin kaynaklarından bahsedelim. Bunlar diş hekiminden kaynaklı olabileceği gibi hastanın etkili bir ağız bakımı yapamasından da kaynaklı olabilir. Hekimden kaynaklı başlıca sebep, yapılan protezlerin diş etine fazlaca baskı yapan bir şeklilde planlanmış olmasıdır. Eğer yapılan protez diş etine baskı yaparsa, zamanla dişeti ile protezin temas ettiği alanlarda kan akışı bozulacak ve diş eti kanamalı ve morarmış bir duruma gelecektir. Parmağınızı bir iple sıkıca bağladığınızı düşünün bir süre sonra kan akışının bozulmasına bağlı parmak uçlarınızın morardığını görürsünüz. Aynı şey diş etlerine basan protezler için de geçerlidir. Protezler dişlerin üzerine yapıştırıldığı için diş etlerine baskı yapması halinde bölgedeki baskı hiçbir zaman azalmayacaktır. Diş eti buna tepki olarak ödemli ve kanamalı bir hal alır, bu da diş etinde, sağlıklı durumdaki açık pembe renginden farklı olarak koyu kırmızı bir görüntü şeklinde kendini gösterir. Böyle bir durumda durumu düzeltmek için hastanın kendi başına yapabileceği birşey yoktur. İstediği kadar ağız bakımına özen göstersin bu durumun önüne geçemez. Hasta, her fırçalamada kanayan dişetleri, önüne geçilemeyen ağız kokusu, baskı hissi ile kendini gösteren sonuçlar ile başbaşa kalır. Ne var ki, diş eti kendisini çok hızlı yenileme yeteneğine sahip bir dokudur. Eğer zamanında müdahale ile adeta kıymık etkisi gösteren protezler sökülürse hastada hemen bir rahatlama ve kısa sürede diş etlerinde toparlanma ile durumun yarattığı hasar vücut tarafından tamir edilir. Bundan sonra yapılması gereken tek şey diş etlerine saygılı yeni protezler yapmaktır. Bir süre sonra diş etleri tekrar eski güzel günlerine dönecektir.

En nihayetinde protezler insan yapımıdır. Bu nedenle doğal dişlere gösterilen özenin daha fazlasını protezli dişlere göstermek gerekir. Bu noktada diş eti problemlerinin ikinci kaynağı olan hasta tarafına bakalım. Burada anahtar kelimemiz "etkili" ağız bakımıdır. Pek çoğumuz sabah akşam dişlerimizi fırçalıyoruz eminim ama aslında bizim nezdimizde bundan daha önemli olan fırçalamayı da içeren ağız bakımının etkin bir şekilde yapılıp yapılmadığı. Dişlerimiz arasında ulaşılması çok güç alanlar var ve buraları ancak doğru malzeme ve doğru teknik ile temizleyebiliriz. Protezlerde ulaşılması zor alanlar daha fazla olduğu için bu bölgelerde yapılacak bakımın çok daha titiz olması gerekir.

Eskiden sadece diş fırçası ve macun vardı. Sonra bunlara diş ipleri eklendi. Şimdi ise elektrikli diş fırçaları, ağız duşları ve gargaralar rutin ağız bakımının birer enstrümanı oldular. Artık protez yaptığım tüm hastalarıma ağız duşlarını da tavsiye ediyorum.

Şunu unutmayın, yemeklerden sonra ağzınızda kalacak her bir artık potansiyel bir tehlikedir. Bu nedenle elimizdeki her türlü silahla, ağız sağlığımızı en etkili şekilde korumalıyız.

Dr. Atakan Elter

Yazının devamı...

Dişeti estetiği

Estetik diş hekimliğinde, geçen zaman içinde güzel dişler yapmaya çalışmakla o kadar meşguldük ki, bazı konuların önemini sonraları fark eder olduk. Bu konuların başında da pembe estetik dediğimiz diş eti estetiği gelmektedir.

Porselen dişleri çok düzgün şekilde sıralamış olsak bile, diş eti seviyeleri belli bir simetriye sahip değilse, gülümseme sırasında, hedeflediğimiz harmonik yapıyı bozan bir görüntünün oluşması kaçınılmazdır. Bu nedenle estetik bir diş tedavisi planlanırken, diş eti seviyeleri de doğru değerlendirilmiş olmalıdır. Gerekli durumlarda ufak müdahaleler ile diş eti seviyelerindeki simetrinin porselen işlemine geçilmeden önce sağlanmış olması gerekmektedir. Bu her ne kadar toplam tedavi sürecini 2-3 hafta kadar uzatsa da uzun yıllar kullanacağınız protezlerinizin çok daha hoş görünmesine büyük katkılar sağlayacaktır.

Güzel bir gülümsemede diş etlerinin belli oranlarda görünmesini isteriz. Ancak bazı durumlarda, gülümseme sırasında, dudak çerçevesi içerisinde kaplaması gereken alandan daha fazla yer kaplayabilir. Biz buna gummy smile deriz. Belli orandaki gummy smile vak’alarında diş etlerine müdahale ederek diş boylarını uzatarak doğru oranı yakalamaya çalışırız. İleri seviyede ki gummy smile vakalarında ise böyle bir müdahalenin yeterli olmayacağı kararına varılırsa bu durumda dudaklara da müdahale etmek gerekebilir. Buna tedavi planlaması aşamasında diş hekiminiz karar verecektir.

Yazının devamı...

Yaşlılıkta dişlerin önemi

Yaşımız ilerledikçe sahip olduğumuz dişlerimizin sayısı da o veya bu nedenle azalıyor, hatta tam dişsizlik durumlarıyla karşı karşıya kalabiliyoruz. Yaşlılıkta hiç olmadığımız kadar dişlere ihtiyacımız var. Bunun nedeni çok basit, beslenme. Bildiğiniz gibi sindirim çiğnemeyle, ağızda başlar. Diş eksiklikleri veya dişsizlik durumlarında besinlerin etkili şekilde öğütülmesi mümkün olmayacağından, yediğimiz besinler tam olarak öğütülmeden midemize taşınırlar. Yaşla birlikte eski verimliliğini kaybetmiş sindirim sistemi organları da öğütülememiş besinleri sindirmekte çok daha fazla zorlanırlar. Etkili şekilde çalışmayan sindirim sistemi, sağlığımız açısından sayısız riskler barındırmaktadır. Bunları telafi etmek için artan ilaç kullanımı neticesinde karaciğerin ve böbreklerin yükü de artacaktır. Gördüğünüz gibi en başta zincirin halkalarından biri olan dişlerimizin kaybı sistemik olarak yaşlanmış ve yorulmuş vücudumuza gereğinden fazla stres eklenmesine neden olmakta. Ağzında hiçbir dişi kalmamış ve 10 sene boyunca damak kullanan bir bireyin çiğneme performansı %5’ler mertebesindedir. Bu kadar düşük bir performans gösteren protezleri kullanmaya devam etmenin oluşabilecek sağlık problemlerini engellemesi mümkün olmayacaktır. Bu işin çözümü hastalarımıza eski çiğneme performanslarını geri kazandırmaktır. 30 sene önce şimdiki olanaklarımız yoktu ama artık implantlarla desteklediğimiz protezler ile çiğneme performansını %95’ler kadar çıkarabiliyoruz. Artık, en son 20 sene önce fındık, fıstık yiyen birisine, bu hazzı yeniden tattırabilmenin haklı gururunu yaşayabiliyoruz diş hekimleri olarak.

Çoğu yaşlı bireyler, “bu saatten sonra ne kadar ömrüm kaldı ki, ağzıma bu kadar masraf yapayım” diye enteresan bir düşünceye sahipler. Tıpta yaşanan gelişmeler neticesinde insan ömrü uzamakta. Bununla birlikte sağlıklı beslenen bireylerin de daha uzun yaşayacağı göz önüne alındığında, kişinin ağzına yapacağı yatırımın önemi daha iyi anlaşılacaktır.

Konforlu bir yaşlılık için ağzımıza iyi bakalım.

Dr. Atakan Elter / Protez Uzmanı

http://www.facebook.com/dratakanelter

http://www.atakanelter.com

google.com/+Denthrone

Yazının devamı...

Diş çürükleri önlenebilir

Diş minesi vücudumuzun en sert dokusudur. Dişin en dış tabakasını oluşturan bu yapı dişi dış etkenlere karşı oldukça etkili bir şekilde korur.

Nedir bu dış etkenler?

Düşünüldüğünde ağız ortamının bir çeşit savaş meydanı olduğu görülebilir. O kadar zorlu bir ortamdır ki bir insanı bir mikroorganizma boyutuna getirip ağız içine bıraksak, günün sonunu getirme ihtimali yok gibidir. Sebebine gelirsek ağız ortamı çok değişkendir. Yediklerimizle alakalı olarak asit – baz dengesi devamlı değişir. Sıcaklık seviyeleri ciddi seviyelerde değişkenlik gösterir. Dondurma da yiyebiliriz, sıcak bir çay da içebiliriz. Bu 0 ile 70 derece arasındaki sıcaklık farklarını ağız ortamının tolare etmesi anlamına gelir. Bunların üzerine 200 Kg’a ulaşan çiğneme kuvvetlerini ekleyin.

Diş minesi, işte bütün bu hengâme arasında görev yapan ve aslına bakarsanız bunu da çok başarılı bir şekilde yerine getiren bir doku. Ancak onun da bir “yumuşak karnı” var.

Ağzımızın içinde her daim mevcut olan bakterilerin, dişlerimizin arasındaki kuytu yerlerde kalan yemek artıkları ile reaksiyonu sonucu ortamda yerel olarak asit miktarı artar. Bu asidite belli bir süre aynı bölgede kaldığında diş minesinin yapısı bozulmaya başlar. Bu aslında orta çağ savaşlarında kaleyi kuşatan askerlerin kale duvarlarında bir delik açmaya çalışması gibidir. Bu delik bir kez açıldı mı artık savaş kazanılmış demektir. Diş minesinde de bu şekilde açılacak bir delik, bakteri ve yemek artıklarının fırçalama ile ulaşılamayacak alanlara sahip olması anlamını taşır. Artık bu noktadan sonra geriye dönüş olmayacaktır. Bütün buraya kadar siz elbette hiçbir şeyin fakında olmayacaksınız çünkü çürük kavitesi daha dişinizin merkezi olarak kabul edebileceğimiz diş sinirinden uzakta aradaki ikinci savunma hattı olan dentin tabakası ile karşı karşıyadır. Ne yazık ki dentin tabakası savunma konusunda diş minesi kadar dayanıklı değildir. Diş minesine ufak bir delik açarak dentin tabakasına ulaşan mikroplar burada çok daha hızlı hareket ederler ve kısa sürede diş sinirinize yaklaşırlar. Çürük diş sinirine yaklaştıkça, çok farklı bir savunma ile karşılaşır. Dişin siniri durumu asıl patron olan beyne bildirir. Siz bunu soğuk bir şeyler yerken ya da içerken ağrı olarak algılarsınız. Normal şartlarda durumdan haberdar olan beyin sizi doğru diş hekimine yönlendirir. Bu şekilde diş hekimi orada meydana gelen duruma müdahale ederek oluşan hasarı dolgular ile restore eder.

İşi buralara kadar getirmeden daha en baştan diş minesini koruyabilirsek, bu tür problemlerle karşılaşmayacağımız açıktır. Peki, bunun için ne yapabiliriz? Aslında cevabı biliyorsunuz. Etkili ve sürekli ağız bakımı diş dokularımızı çürüklere karşı korumak için en etkili yöntem. Bakterileri, asit üretmelerine neden olan yemek artıkları ile baş başa bırakmamak için her yemekten sonra dişlerin arasında kuytu yerlerde kalan yemek artıklarının tamamıyla ortamdan uzaklaştırılması tek yapmamız gereken şey. Burada iki noktaya tekrar vurgu yapmam gerekiyor. Etkili ve sürekli ağız bakımı. Ağız bakımımızı etkili yapabilmek için hekiminizden yardım alın. Süreklilik için de her yemekten sonra ağız temizliğinizi ihmal etmeyin. Hepsi bu.

Dr. Atakan Elter / Protez Uzmanı

http://www.facebook.com/dratakanelter

http://www.atakanelter.com

google.com/+Denthrone

Yazının devamı...

Hamilelikte diş estetiği

Cep telefonlarımız, akıllı telefonlara evrilince internetimiz de bilgisayarlarımızdan ceplerimize giriverdi. Bu da kaçınılmaz olarak emekleme aşamasındaki “sosyal medya” olgusunun ayakları üzerine dikilmesine neden oldu. Sosyal medya yürümeye başlamıştı.

Artık, bazı anlamalarda bizi kısıtlayan fiziksel çevremizi, rahatlıkla by-pass ederek bambaşka bir çevrenin içerisinde etkileşime geçebiliyoruz. Normalde birbirleriyle tanışma imkanı olmayacak insanlar, sosyal medyayı kullanarak etkili bir şekilde iletişim kurabiliyorlar. Bu, yaşadığımız gelişmelerin en önemli sonucu olarak değerlendirilebilir. Bugüne kadar ki yaşantı tarzımızdaki bu tür hızlı ve büyük değişimin kimi çevreler tarafından kaygıyla değerlendirilmesi normal karşılanmalı. Ancak şu gerçekliğin de kabul edilmesi gerekir. Bu noktadan sonra artık geriye dönüş olmayacak. Bu yeni yaşam tarzımıza adapte olacağız. Bu adaptasyonun olumlu ve olumsuz yönlerini iyi değerlendirmek ve en faydalı şekilde bu gelişmelerden faydalanmak bizlerin elinde.

Klavyemin başına oturduğumda başlıktaki konumuz hakkında yazmaya başlayacaktım ancak bu konuyu seçerken ki gelişmelere değinmeden geçmek istemedim. Dün akşama kadar bu haftaki yazımın konusunu belirlememiştim. Instagram’da bir takipçimin bana özelden göndermiş olduğu bir mesajı okuduktan sonra artık yazmak için konu arayışına girmeme gerek kalmamıştı. Mesajında, 30’lu yaşlarında hamilelik düşünen bir bayan olarak yaptırmak istediği diş tedavileri ile ilgili nasıl bir yol izlemesi gerektiğini soruyordu kendisi. Son derece güzel bir soru. İşin bana ilginç gelen yanı, sorusunun cevabını özel bir mesaj olarak değil de bir makale şeklinde yazmamı istemiş olması. Bu şekilde kendisi ile aynı durumda olan anne adayları da aydınlanmış olacaktı. Ben de kendisine, bu güzel sorusu ve takdire şayan düşüncesinden dolayı bir sürpriz yapmak istedim ve bu hafta onun sorusuna cevaben bu yazımı hazırladım.

Takipçimiz özelinde konuya giriş yapacak olursak, dişlerinin görünümünden memnun olmayan bir anne adayı iseniz, porselen laminalar gibi estetik işlemleri hamilelik sonrasına ertelemek doğru bir karar olacaktır. Hamilelik sırasında dişetlerinde bazı değişiklikler yaşanabilir. Bunların birincil nedeni hormonal sistemdeki yaşanacak – özellikle östrojen ve progesteron seviyelerindeki artışlar – değişikliklere karşı diş eti dokusunun, dental plaklara karşı gereğinden fazla tepki vermesiyle alakalıdır. Hamilelik gingivitisi dediğimiz durum genellikle hamileliğin ikinci ayından sonra ortaya çıkmaktadır. Eğer anne adayının dişetlerinde dişeti iltihabının hafif şekli olan gingivitis durumu mevcutsa, hamilelik ile birlikte bu durumun kötüleşmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle hamile kalmayı düşünen bayanların öncesinde dişeti sağlığına özellikle dikkat etmesi ve diş hekimini ziyaret ederek olası diş taşlarını temizletmesi tavsiye edilir. Hamile bayanların ağız bakımını ekstra önemsemesi ve diş hekiminin kontrolünde tutulması önemlidir.

Elbette yapılması gereken en doğru hareket, , anne adayının ağız sağlığının en üst seviyeye çıkarılması olacaktır. Ağızdaki tüm çürüklerin tedavi edilmesi, çekilmesi gereken dişlerin çekilmesi, varsa kanal tedavilerinin yapılması, dişetlerinin optimum sağlığına kavuşturulması, sorunlu protezlerin yenilenmesi, kısacası hamilelik döneminde problem çıkması olası tüm sorunların giderilmiş olması gerekmektedir. Ancak planlanmamış hamileliklerde bunları yapma şansına sahip olunamayabilir. Bu gibi durumlarda acil olmayan diş tedavileri hamileliğin herhangi bir döneminde yapılabilir ancak tercihen en uygun dönem hamileliğin dördüncü ve altıncı ayları arasında kalan ikinci trimestredir. Ağrıya veya başka bir acil durumun tedavisine yönelik girişimler hamileliğin herhangi bir zaman diliminde yapılabilir ancak hastanın kadın doğum uzmanının bilgisi dahilinde, hastaya anestezi uygulanmalı ya da ilaç tedavisine başlanmalıdır. Mecbur kalınırsa kurşun önlükler ile bebeği koruma altına aldıktan sonra x-ray filmleri çekilebilir. Bu gibi durumlarda dijital röntgen makinaları daha az radyasyon verdikleri için tercih edilmelidir.

Bunlar dışında diş estetiği, implant uygulamaları gibi ertelenmesi mümkün olan bütün tedaviler yumurcağın doğumundan sonrasına bırakılmalıdır.

Dr. Atakan Elter / Protez Uzmanı

http://www.facebook.com/dratakanelter

http://www.atakanelter.com

google.com/+Denthrone

Yazının devamı...

Laminalar hakkında yanlış bilinenler

Nedense her zaman böyle oluyor (gerçi ben sebebini biliyorum ama burada polemiğe girmek gibi bir niyetim yok). Her yeni tedavi yöntemi ya da kullanıma yeni girmiş materyaller ile ilgili toplum içinde müthiş hızla yayılan “yanlış inanışlar” türeyiveriyor. Örneğin implant tedavileri için böyle olmuştu, implantların düştüğü ile ilgili pekçok sözler işitiyorduk. Daha eskiye gidersek beyaz dolgular için de bu böyle olmuştu.

Laminalar ile ilgili olarak da farklı bir durumla karşılaşmadık. Hastalarımın, laminaların bir şeyler ısırırken düşeceğine dair endişelerini dile getirdiklerine sıkça şahit oluyorum. Hatta bir defasında bir hastamın alt dişlere laminaların yapılamayacağına dair bir duyumunun olduğunu bile işittim. Alt dişler ağızdaki en ufak dişlerdir ve bu dişleri, kaplama yapabilmek adına ufalttığımızda, asıl o zaman kırılacakmış gibi bir izlenime rahatlıkla kapılabilirsiniz. Bunun yerine alt dişlerin ön yüzeyinden yapacağımız hafif bir aşındırma, laminaların yapılabilmesi için yeterli olmaktadır. Bu şekilde boşu boşuna gereksiz diş dokusunu aşındırmaktan da kurtulmuş oluruz. Yani aslında söylenenin aksine laminaların bu avantajından en çok faydalanacak dişler aslında alt çene kesici dişleridir. Ama gelin görün ki tam tersi bir söylem ile karşılaşabiliyoruz.

Lamina yaptırmak isteyen hastalarımın sormayı ihmal etmedikleri bir sorudur, “doktor bey elma ısırabilecek miyim?”. Bu sorunun altında yatan endişeyi gayet iyi anlıyorum elbette. Laminalar aslında deha ürünü bir tedavi şekli değil. 100 yıl öncesinde yapılmaya çalışıldı fakat en büyük engel yapılan laminaları dişlere yeterli kuvvetle tutturabilecek materyallerin olmamasıydı ve o zaman yapılan bütün denemeler başarısız oldu. Ancak artık günümüzde böyle bir sıkıntımız kalmadı. Yapıştırıcı olarak kullandığımız ajanların artık 7. nesilleri piyasa da. Bağlantı kuvvetlerimiz yeterli seviyenin de üzerine çıkmış durumda. Bunu yapılan son bilimsel araştırmalar da kanıtlıyor. Bir araştırma da 10 senelik laminaların başarı oranı %94 seviyelerinde çıkmış ki bunlar da 10 sene öncesinin teknolojisi ile yapıştırılan laminalar aslında. Günümüzde çok daha kuvvetli bağlar ile laminaları dişlere yapıştırabiliyoruz. Dolayısı ile “lamina çıkar mı?” faslını bir kenara bırakmamız gerekir diye düşünüyorum.

Bir diğer eleştiri de, laminaların çok ince olduğundan kırılabileceği ile ilgili olan kısmı. Aslına bakarsanız bu hiç karşılaşmadığımız bir durum değil elbette. Ancak son yıllarda porselen materyali de yerinde saymadı ve artık eskisine oranla 3 kat daha dayanıklı porselenler üretiliyor. Bu materyaller ile işlenen laminaların da kırılma riski doğal olarak çok azalmış durumda. Yeni nesil porselenlerle yaptığım laminalarda ben daha böyle bir durumla karşılaşmadığımı belirtmeliyim.

Burada yapılabilecek, bana göre en mantıklı eleştiri, hastanın kendi doğal dişi varken sırf estetik açıdan kendi dişlerinin az bile olsa aşındırılarak lamina ile kaplanması uygun mudur, değil midir noktasındadır. Bu sorunun cevabını en iyi lamina tedavisi görmeye niyetlenmiş kişinin kendisi verebilir. Sonuçta lamina tedavisinin ana hedefi estetik düzenlemedir. Eğer kişi, dişlerinde var olan bozukluğun sosyal hayatında kendisini kısıtladığını hissediyor ve bundan çok fazla şikâyetçi ise ve bu durum porselen lamina tedavisi ile giderilebilecek bir durumsa, ancak o zaman yaptırılması gerektiğini düşünüyorum. Bunu rinoplasti ameliyatları gibi düşünebiliriz. Yüzünüzün tam ortasında sizi mutsuz eden bir burnunuz varsa neden estetik operasyonla onu düzeltmeyesiniz ki. Dişlerimiz de yüzümüzün tam ortasında olmasa bile hatırı sayılır bir alanda estetiğimizi etkileyen unsurlar ve eğer sizi mutsuz eden bir görüntüsü varsa elbette ki yeni bir gülümseme isteme hakkınız vardır. Burada en önemli kıstas elbette ki yeni dişlerinizin yapay bir görüntüde olmamasıdır. Bu gün için en doğal sonuçları verebilecek ilk seçenek laminalardır. Dişlerinize estetik yaptırmak istiyorsanız ve daha öncesinde bir kaplama yaptırmadıysanız ilk önceliğiniz laminalar olmalıdır çünkü kaplama yapılmış dişlere sonradan lamina yaptırma şansınız olmayacaktır.

Bazen bütün meslektaşlarımın başına geliyordur. Mesela genç bir bayan beyaz ve düzgün dişleri olmasına rağmen daha beyaz ve ya daha uzun dişler istediği için lamina veya kaplama için kliniklerimize gelebiliyorlar. Böyle durumlarda hastalarımıza isteklerinin yersiz olduğunu uygun bir dille anlatmak doğru bir davranış olacaktır.

Dr. Atakan Elter / Protez Uzmanı

http://www.facebook.com/dratakanelter

http://www.atakanelter.com

google.com/+Denthrone

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.