MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Ferah bir nefes için

Milliyet sağlıktaki bu köşemde ilk yazımda ağız kokusuna değinmiştim. Şimdi dilerseniz ağız kokusunun varlığında neler yapabiliriz bunlara bir göz atalım.

Kötü ağız kokusu ya da diğer adıyla halitosis, sosyal yaşamınızda sizi zor durumlarda bırakabilecek potansiyele sahip bir rahatsızlıktır. Neyse ki bu durumun önüne geçebilmenize olanak sağlayan bazı şeyler yapılabilir.

1. Daha sık fırçalama ve diş ipi kullanımı

Ağız kokusunun en temel nedenlerinden birisi dişlerinizin etrafını saran yapışkan ve bolca bakteri içeren diş plaklarıdır. Yemeklerden sonra dişleriniz arasında sıkışıp kalan yiyecek artıkları da probleme katkı sunan unsurlardır. Ağız bakımınızı aksattığınızda dişleriniz arasındaki kuytu yerlerden başlayan çürükler bir noktadan sonra önüne geçemeyeceğiniz şekilde ağızınızın kokmasına neden olurlar. Hepimiz dişlerimizi günde en az iki kere fırçalamalıyız ve günlük diş ipi kullanımını aksatmamalıyız. Ancak bunda da aşırıya kaçmamak gerekli, çünkü aşırı fırçalama diş minesini aşındırarak daha ciddi problemlere yol açabilir.

2. Dilinizi de ihmal etmeyin

Dilimiz üzerinde normal olarak bulunan tabaka kötü kokuya neden olan bakterilere de ev sahipliği yapmaktadır. Bu bakterilerden kurtulmak için diş dilinizi de fırçalamanız gerekmektedir. Eğer dil kökünüzü fırçalarken fırçanız büyük geliyorsa bu durumda bu işi için üretilen dil temizleyici apareylerden edinebilirsiniz. Dil temizleyiciler, dil yüzeyindeki, fırça ile temizlemenizin zor olacağı bakteri, yiyecek artıkları ve ölü hücreleri temizlemek için özel olarak tasarlanmış apareylerdir.

3. Koku yapan yiyeceklerden uzak durun.

Soğan ve sarımsak bunların başlıcaları biliyorsunuz. Ne yazık ki bu besinleri tükettikten sonra yapılacak fırçalama kokuların giderilmesine yardımcı olamamakta. Bu besinlerin içeriğindeki uçucu maddeler kan dolaşımı ile akciğerlere taşınır ve buradan nefes vasıtasıyla dışarı atılırlar. Bu nedenle bu tür yiyecekleri iş saatlerinde ya da herhangi bir sosyal aktivite öncesinde tüketmeniz önerilmemektedir.

4. Kötü alışkanlıklarınızı bırakın.

Kötü ağız kokusu, sigarayı bırakmanızı gerektirecek sebeplerden sadece bir tanesi. Sigara dişeti dokusuna hasar verir ve dişlerde renklenmelere neden olur, ağız kanserine yakalanma şansınızı da büyük oranda arttıracaktır. Sigarayı bırakmak için bildiğiniz bütün yöntemleri denemelisiniz.

5. Gargara yapın.

Ağzınızı ferahlatmanın yanında, anti bakteriyel gargaraların, ağız florasındaki plak oluşturan bakterilerin de sayısını azaltacağından ağız kokusunun oluşumunu önleyici etkileri vardır. Yemeklerden sonra normal su ile yapacağınız gargaralar bile yemek artıklarının büyük bölümünü gidererek ağız kokusunu önlemede yardımcıdır.

6. Yemek sonrası kullandığınız çiklet ya da mentollü şekerleri bırakın.

Bunlar muhteviyatlarındaki şeker nedeni ile bakteri üremesine katkıda bulunan alışkanlıklardır. Bunun yerine şekersiz çiklet çiğneyebilirsiniz. Sakız çiğnemek, plak oluşumunu engelleyici doğal bir savunma mekanizması olan tükürük sekresyonunu arttırır. Plak asitlerinin çürük ve ağız kokusu yapma gibi kötü bir huyu vardır. Tükürüğün defansif özelliği plak asitlerini nötralize etmesinden kaynaklanır.

7. Dişeti sağlığınızı muhafaza edin.

Periyodontal hastalıklar, diğer bir deyişle dişeti rahatsızlıkları, ağız kokusunun sık sebeplerinden birisidir. Bakteriler diş işe dişeti arasındaki oluklara, ya da dişler arasındaki kuytu yerlere bayılırlar. Bunun sebebi, bu bölgelerin temizliğinin en zor yapıldığı yerler olmasından kaynaklanır. Etkili diş fırçalamadan kastımız aslında budur. İsterseniz 10 dakika dişlerinizi fırçalayın, etkili teknikleri bilmiyorsanız yukarıda bahsettiğim alanlarda bakteriler her zaman kendilerine yer bulacaklardır. İlerleyen durumlarda dişetinizde oluşacak problemlerin çözümü için artık sizin yapacağınız pek bir şey kalmamıştır ve ivedilikle bir diş hekimine görünmeniz büyük önem taşır.

8. Ağız kuruluğu.

Tükürük miktarındaki azalma diş çürüklerinin artmasına ve kötü ağız kokusuna neden olur. Eğer siz de ağzınızda kuruluk hissediyorsanız, gün içinde sık sık su tüketmelisiniz. Şekersiz sakız çiğnemek tükürük salgılanmasını arttıracaktır. Gece yatarken oda nemlendiricileri kullanabilirsiniz. Eğer bunlar yardımcı olmaz ise doktorunuzla görüşmelisiniz. Bazı ilaçlar ağız kuruluğuna neden olabilmektedir. Bu konuda doktorunuz size yardımcı olacaktır.

9. Doktorunuza görünün.

Bütün bunlara rağmen ağız kokusunun önüne geçemezseniz doktorunuza görünmelisiniz. Ağız kokunuzun sebebi, genel tıbbi bir durumla alakalı olabilir. Eğer dişleriniz üzerinde köprüleriniz varsa bunları yapıştırmak için kullandığımız yapıştırıcılar sızdırma gibi bir problem yaratıyorsa bu da önüne geçemeyeceğiniz ciddi kokulara neden olabilirler. Bu durumda diş hekiminiz köprünüzde başka problemler yoksa bunu söküp tekrar yerine yapıştırabilir ve kokunun oluşması böylece engellenmiş olur.

Ferah bir nefes için ağız sağlığınızı ihmal etmeyin.

Dr. Atakan Elter / Protez Uzmanı

http://www.facebook.com/dratakanelter

http://www.disestetigiuzmani.com

http://www.atakanelter.com

google.com/+Denthrone

Yazının devamı...

Ağzınız mı kuruyor?

Ağzımızın yıkanması, nemlenmesi ve yediklerimizin sindirilmesi için tükürüğe ihtiyacımız var. Tükürük ayrıca bakteri ve mantarların neden olabileceği enfeksiyonlardan da ağız dokularını korur. Tükürük bezlerimiz yeterince tükürük üretemez ise ağzımızı kuru ve rahatsız hissederiz. Neyse ki ağız kuruluğuna karşı pek çok tedavi şekli mevcut.

Ağzı kuruluğuna neden olan etkiler nelerdir?

- Bazı ilaçların yan etkileri.

- Depresyon, ağrı, alerji, grip, obezite, akne, epilepsi, hipertansiyon, diyare, psikolojik bozukluklar, astım, Parkinson hastalığı gibi rahatsızlıklarda kullanılan ilaçlar ağız kuruluğuna neden olabilmektedirler. Bunun yanında kas gevşeticiler ile sakinleştirici ilaçlar da ağız kuruluğu yapabilmekte.

- Bazı hastalıklar ve ya enfeksiyonlar

- Bazı tıbbi rahatsızlıklar da ağız kurluğuna neden olabilmektedir. Syorgen sendromu, HIV/AIDS, Alzheimer, diyabet, kansızlık, kistik fibrozis, romatoid artirit, hipertansiyon, Parkinson hastalığı, beyin kanaması ve kabakulak gibi rahatsızlıklar bunlardan en önemlileri.

- Bazı tedaviler

- Kafa bölgesine uygulanan radyoterapiler veya kemoterapötik ilaçlar tükürük bezlerine zarar vererek tükürük salgısının bozulmasına neden olabiliriler.

- Travma ya da cerrahi işlemler sırasında bazı yüz sinirlerinin hasar görmesi halinde ağız kuruluğu oluşabilir.

- Dehidratasyona neden olan haller ( yüksek ateş, aşırı terleme, diyare, kan kaybı, yanıklar, kusma) ağız kuruluğuna neden olurlar.

- Cerrahi olarak bazı tükürük bezlerinin alınması tükürük salgısının azalmasına neden olarak ağız kuruluğu yaparlar.

- Yaşam tarzı açısından baktığımızda da sigara tiryakilerinde ağız kurluğu zaman zaman karşılaştığımız problemlerdendir. Ayrıca ağızımız açıkken sık sık ağızdan nefes alıp vermek de ağzın kurumasına neden olur.

Ağzı kuruluğunun semptomları nelerdir?

- Dilin, dudağın birbirine yapışması

- Sık susama

- Ağızda yanma hissi

- Dudak kenarlarında çatlaklar

- Boğazda kuruluk ve yanma hissi

- Dilde yanma ve karıncalanma hissi

- Kuru, kırmızı ve parlak dil görüntüsü

- Konuşmada problemler

- Çiğneme ve yutmada zorluklar

- Yutkunmada zorlanma

- Kötü ağız kokusu

Ağız kurluğu neden bir problemdir?

Yukarıda belirtilen semptomların yanında ağız kurluğu, diş eti rahatsızlıklarına, diş çürüklerine ağızda iltihaplanmalara neden olabilmektedir. Eğer damak kullanan birisiyseniz, protezlerinizi kullanmanız çok zorlaşacaktır.

Ağzı kuruluğu nasıl tedavi edilir?

Eğer ağız kuruluğuna neden olan etkenin kullandığınız ilaçlardan kaynaklandığını düşünüyorsanız, bunu ilacı veren doktorunuzla görüşmeniz gerekir. Doktorunuz ilacın dozajını değiştirebilir ya da başka bir ilaca geçebilir.

Bunun yanında bir ağız gargarası ağız ortamının ihtiyacı olan nemliliği size sağlayabilir. Bu da etkili olmazsa tükürük salgısını arttırıcı ilaçlar reçete edilebilir.

Bütün bunların yanında tükürük salgısını arttırmaya yardımcı olarak şunları deneyebilirsiniz.

- Şekersiz çiklet çiğnemek, şeker emmek

- Tükettiğiniz su miktarını arttırmak

- Floridli diş macunları ile dişlerinizi fırçalamak

- Mümkün olduğunca burundan nefes alıp vermek, ağızdan değil

- Oda nemlendiricileri kullanmak

- Reçetesiz olarak alabileceğiniz yapay tükürük solüsyonları kullanmak

Dr. Atakan Elter / Protez Uzmanı

http://www.facebook.com/dratakanelter

http://www.atakanelter.com

Yazının devamı...

YILDIZLARIN GÜLÜMSEMSİNE Mİ SAHİP OLMAK İSTİYORSUNUZ?

Daha önceden kırmızı halıda boy gösteren yıldızları gördüyseniz, büyük ihtimalle kameraya poz verirken etrafı aydınlatan o muhteşem gülümsemelere şahit olmuşsunuzdur. Elbette bunların pek çoğu diş hekimlerinin çalışmalarının bir ürünü.

Bir diş hekiminin pratiğinde estetik elbette her şey demek değil. Kusursuz bir ağız sağlığı, güzel bir gülümseme için olmazsa olmazlardan. Yakın zamanda bir film galasına katılmayı planlamıyorsanız, size vereceğimiz bir A-listesi sağlıklı bir gülümseme için size gerekli bilgileri sağlayacaktır.

Her şeyi diş hekiminizden beklemeyin

Bazılarımız, konu diş sağlığına gelince bütün sorumluluğu diş hekimlerinin yüklenmesini bekliyorlar ve tek yapmaları gerekenin, dişlerinin temizliği için düzenli olarak diş hekimlerini ziyaret etmeleri olduğunu düşünüyorlar. Kendi diş sağlığınız için yapacağınız günlük bakımlar ile sorumluluk büyük oranda sizin üzerinizde, bunu unutmayın.

Diyetinize dikkat edin

Diyet önemlidir. Bazı yiyecekler dişleri tahrip etmektedir. Yiyeceklerin asiditesi arttıkça dişlerde neden olacağı erozyonda o oranda artacaktır. Rafine besinler diş yüzeyine çok daha iyi yapışırlar, bu nedenle tam buğdaylı ekmekler beyaz unlu ekmeklerden diş sağlığı açısından daha iyidir.

İçmeden önce bir kere daha düşünün.

Alkol vücuda girdikten sonra şekere dönüştürülür. İnsanlar genelde pek düşünmeden içerler ancak, alkol diş minesinde erozyona neden olarak diş yapısını bozarlar.

Floridi yakınınızda bulundurun

Floridin diş minesini güçlendirdiğini biliyoruz. Doktorunuza floridi nasıl kullanmanız gerektiği hakkında danışabilirsiniz. Floride alternatif olarak kalsiyum fosfatı da kullanabilirsiniz. Anlaşılacağı üzere alacağınız diş bakımı ürünlerinin içeriğine göz atmanız gerekiyor.

Dişlerinizi bir alet olarak kullanmayın

Diş kazalarına rastlıyoruz. Ön dişlerinizi bir alet olarak kullanmaktan kaçının, bırakın güzellikleri ile gülümsemenize katkıda bulunsunlar. Bayanların sıkışmış oje kapaklarını dişleri ile açmak gibi enteresan huyları var. Dişlerimiz bir grup olarak işlev görürler, eğer siz büyük bir işi sadece iki dişiniz ile yapmaya kalkarsanız, oluşabilecek bir kazaya davetiye çıkarmış olursunuz. En nihayetinde dişlerimiz elmastan yapılmamıştır, onları dikkatli kullanmalıyız.

Temelleri öğrenmek için diş hekiminize danışın.

Bazı hastalarımız var ki, haftada bir dişlerini fırçalıyorlar. Kimse onlara hangi sıklıkta fırçalamaları gerektiğini söylememiş. Sıklık önemli elbette ancak bunun yanında etkili fırçalama bunun kadar belki de daha fazla önemli. Etkili fırçalama teknikleri için mutlaka diş hekiminizden bilgi alın. Belki de farkında değilsiniz ama eğer doğru tekniği kullanmadan etkili bir fırçalama yapmıyorsanız, harcadığınız süre büyük ihtimalle zaman kaybından başka bir şey olmayacaktır. Bunu tecrübe ederek öğrenmektense doktorunuza bir an önce danışıp neyi doğru neyi yanlış yapıyorsunuz, bir an önce öğrenmelisiniz.

Bir diş hekimi olarak dişlerime ben nasıl mı bakıyorum?

Benim dişetlerim için kullandığım çok ince ve sık, yumuşak kıllı bir fırçam var, dişlerim için ise normal sertlikte fırça kullanıyorum. Bunun yanında arka dişlerim için bulantı yapmadığından elektrikli fırçamı tercih ediyorum. Gün içinde yemeklerden sonra diş aralarında kalan yemek artıklarını temizlemek için diş ipimi kullanırım. Akşamları yatmadan önce dişlerimi fırçaladıktan sonra ağız duşum ile de tüm ağzımı basınçlı suyla durularım. Geceleri uyurken tükürük akışımız azalacağından akşamki ağız bakımımı asla ihmal etmem. Temiz bir ağızla yatağa girmek çok önemli.

Yazının devamı...

Diş eksikliğinin tedavisinde ilk tercih

Diş Hekimliği alanındaki ilerlemelere rağmen, bugün pek çok insan çürükler, diş eti problemleri ya da travmalar sonucu dişlerini kaybedebilmekteler. Geçmiş yıllarda eksik dişlerin tedavisi için köprü protezlerinden veya halk arasında “damak” dediğimiz protezlerden faydalanıyorduk. Ancak, bugün eksik dişlerin tedavisinde aklımıza ilk gelen implant destekli protezler ile durumu çözüme kavuşturmak.

Dental implantlar nedir?

Dental implantlar basit olarak diş köklerinin yapay halidir. Bir ağızdaki diş eksikliğini protezlerle tedavi ederken artık yapacağımız protezi, kemik içine yerleştireceğimiz yapay köklere diğer adıyla implantlara bağlayarak fonksiyon görmesini tercih ediyoruz. Bu protezler, ister damak şeklinde olsun, isterse porselen kaplamalar şeklinde olsun bizim için fark etmiyor.

Dental implantların avantajları nelerdir?

İmplantların pek çok avantajı var. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.

· Dental implantlar, üzerine yapılacak protezi kendi dişiniz gibi görünmesini ve bu şekilde hissetmenizi sağlarlar. Kemikle bağlı oldukları için, daimi olarak kullanabileceğiniz bir köke sahip olursunuz.

· Konuşma sırasında çok daha rahat olursunuz. Ağzınızda hareket eden damaklarla konuşabilmek, oldukça beceri gerektiren bir iş. Bir yandan belirli sesleri çıkarmaya çalışırken diğer yandan da dil ve yanaklarla protezlerinizi yerinde tutabilmek gerçekten bazı durumlarda can sıkıcı olabilmekte. Ne zaman ki bu tip protezlerinizi ağıza yerleştirilecek belirli sayıdaki implanta bağlarız, ancak ondan sonra protezinizi dert etmeden rahatça konuşabilirsiniz.

· İmplant destekli protezler sabit olacaklarından dolayı yaşam konforunuzu da en üst seviyeye çıkaracaktır.

· 15 sene boyunca damak protezi kullanan bir kişi yemekleri çiğnemek için yaklaşık 15 kg’lık bir kuvvet oluşturabilirken, implant destekli protezleri kullanmaya başladıktan sonra bu normal seviyesi olan 200 kg’lık kuvvetlere çok yaklaşır. Bu da dişlerin birinci görevi olan çiğneme fonksiyonunda ne kadar dramatik bir artış gösterdiğinin bir ispatıdır.

· Damak kullanan kişiler yiyecekleri çiğnemek için gereken kuvveti dişetlerine iletmek durumundadırlar. Bu da aslında neden bu tip protezlerin kuvvetsiz olduğunu açıklamakta yeterlidir. Bunun bir getirisi olarak damak protezler çiğneme sırasında ağrıya ya da acıya neden olabilmektedir. İmplant destekli protezler kuvvetleri direkt olarak kemiğe aktardıkları için diş etine bir baskı yapmazlar, dolayısı ile ağrı duymazsınız.

· Köprü protezlerine karşı olan avantajlarından en önemlisi hiç şüphesiz köprü için komşu dişlerin aşındırılması gerekliliğini ortadan kaldırmalarıdır implant destekli protezlerin. Bunun yanında köprü protezleri yaparken sağlam dişler, kesilmekle kalmayıp, aralarındaki eksik dişlerin yüklerini de üstlenmek durumunda kalırlar. Bu da dişlerin ömrünü kısaltan faktörlerden sayılabilir.

· İmplant ömrü diğer tedavilere oranla oldukça fazladır. Hatta iyi ağız bakımı olan bireylerde bir ömür boyu kullanılabilir. Bunun için implantların ve üzerine yapılan protezlerin başarılı yapıldıklarını varsayıyoruz elbette.

· Hareketli protezler adından da anlaşılacağı üzere hareketlidirler. Doğal dişlerimiz ağız içinde hareket etmezler, keza implantlar için de aynı şeyi söylüyoruz.

İmplant ne kadar başarılı bir tedavidir?

İmplantların başarısı kullanılan tekniğe, kullanılan implanta ve üzerine yapılan protezin başarısına göre değerlendirilmelidir. Son bilimsel çalışmalar implant tedavilerinin başarısını %98 olarak göstermektedir. İyi bir ağız bakımının bu başarıda fazlaca payı olduğunu belirtelim.

Herkes implant tedavisi görebilir mi?

Normal olarak diş çektirebilecek ya da cerrahi işlem görebilecek herkes için implant uygulanabilir olarak değerlendirilir. Burada hastamızın iyi bir ağız bakımına sahip olduğuna kanaat getirmemiz ve yeterli hacimde kemiğe sahip olduğunu görmemiz, bizim için implant uygulanabilirliği olarak yeterli görülür. Ağır sigara tiryakileri, kontrol altında olmayan kronik hastalıklara sahip olan bireyler (diyabet, Kalp hastaları vb.) kendi içinde değerlendirilirler. İmplant yaptırmayı düşünüyorsanız gerekli niteliklere sahip olup olmadığınızı diş hekiminizle yapacağınız görüşme neticesinde öğrenebilirsiniz.

Dr. Atakan Elter / Protez Uzmanı

http://www.facebook.com/dratakanelter

http://www.atakanelter.com

Yazının devamı...

Gülümsemeniz için 7 neden

Gülmek oldukça spontane gelişen bir hadisedir. Mutluluğumuzu diğerleri ile paylaştığımız en doğal yollardan birisidir.

Peki gülümsemenin beyinde bazı aktiviteleri tetiklediğini biliyor muydunuz? Evet, burada ciddi bir zihin-beden bağlantısı var. Daha net olmak gerekirse, beynimizin sol ön korteksinde ki, burası mutluluğu kontrol eden bölüm zaten.

Yüzümüzde 5000’den fazla mimik yapabilmemizi sağlayan ve pek çoğunu da gülerken çalıştırdığımız 44 adet kas var.

Bu bilgiler ışığında şimdi gülmek için sahip olduğumuz 7 nedene bir göz atalım.

1. Gülmek sizi mutlu eder (öyle olmasınız dahi)

Biraz önce bahsettiğimiz zihin-beden bağlantısını hatırlıyorsunuz değil mi? Evet, basit bir gülümseme hareketi beynimize mutlu olduğumuzun sinyalini gönderir. Mutlu olduğunuzda vücudunuza iyi hissettiğinizi bildiren endorfin salgılanır. Bununla ilgili 1980’lerden beri pek çok araştırma yapılmıştır. En ilginç olanlarından bir tanesi bana göre Almanların yaptığı bir araştırmanın sonucu. Bu araştırmaya göre kalemlerinin arkasını dişleriyle kemirirken insanların kendilerini mutlu hissettiği saptanmış. Sebebi de, bu esnada ağız yapısı gülümsemeyi taklit eden bir görünüşe büründüğü için. Fotoğraf çektirirken size “cheese” dedirttiklerinde de aynı durum söz konusu. Aslında gülmüyorsunuz ama bu esnada gülme kaslarınız çalıştığı için kendinizi mutlu hissediyorsunuz.

Bu nedenle bir dahaki sefere kendinizi üzgün hissettiğinizde, gülümsemeyi deneyin. Belki de bedeniniz –dolayısı ile siz- mutlu olduğunuzu düşünebilir.

2. Gülmek karşınızdakini de mutlu eder.

Araştırmalar gülümsemenin de esnemek gibi bulaşıcı olduğunu gösteriyor. Hiç, çok büyük bir mutluluk yaşayan birisinin veya birilerinin etrafında bulunmadınız mı? O anlarda mutlu hissetmemek neredeyse imkânsız, değil mi? Gülen bir arkadaşınıza bakarken, sizin de onun ifadesini taklit etmenize neden olan mimik kaslarınız tetiklenir ve bunun farkına bile varmazsınız. Bu nedenle gülümseyin ve dünya da size gülümsesin.

3. Gülmek sizi daha çekici yapar.

Fotoğraflarda neden her zaman gülmeniz istenir hiç düşündünüz mü? Çünkü insanların en güzel göründükleri halleri, gülümserken ki halleridir. Erişkinlerin %96’sı, etkileyici bir gülümsemenin karşı cinse daha hoş görünmenize neden olacağını düşünüyor. Bu nedenle bir dahaki sefere birisine çıkma teklif edeceğiniz zaman gülümseyin. Bu, hem onları daha mutlu hissettirir (bkz. Madde:2) hem de onun güzünde daha çekici görünürsünüz.

4. Gülmek stresinizi atar.

İşte gerildiğiniz zamanlarda ya da sabah kotunuzu sığmakta biraz zorlandığınızı fark ettiğinizde hemen kendinizi bırakmayın. Derin birkaç nefes alın ve sonra gülümseyin. Gülmek, kaygı durumlarında ortaya çıkan semptomları azaltıcı bir etki gösterir. Güldüğünüz zaman mutlu olmasanız bile beyninize iyi hissettiğinizin sinyalini gönderir, buna cevaben beyinden gönderilen sinyallerle de nefes alışınız ve kalp ritminiz yavaşlar.

Azalan stres düzeyi sağlığınız için çok önemlidir. Bu şekilde kan basıncınız düşer, sindiriminiz gelişir, kan şekeriniz normale döner. Gülümsemenin bu etkisinden spor yaparken de faydalanabilirsiniz. Koşu bandı üzerinde son 5 dakikaya girdiğinizde daha fazla devam edemeyeceğinizi düşünüyorken, gülümsemeyi deneyin. İşe yaradığını göreceksiniz.

5. Gülmek “işi” kapmanızı sağlar.

Bir iş görüşmesine giderken, görünüşünüzün sadece giydiğiniz kıyafetinizle ilgili olduğunu düşünebilirsiniz. Ama yanılıyorsunuz. 2009 Aralık’ında yapılan bir araştırmada deneklere hiç tanımadıkları 123 kişinin tam boy fotoğrafları gösterilmiş. Fotoğraflarda sadece iki ifadeye yer verilmiş. Bir grup doğal (pasaport fotoğraflarınızı düşünün) diğer grup ise gülümserken. Deneklerin çoğu gülen insanların fotoğraflarını, çekici, özgüveni yüksek, dürüst gibi ifadelerle tanımlamışlar. Birisini etkilemek için giyindiğiniz zaman yanınıza en güzel gülümsemenizi de almayı unutmayın.

6. Kahkahaya giden yol gülümsemekten geçer.

Gülümsemeden kahkaha atmayı dendiniz mi? Ben bunu yapabilecek tek kişinin Recep İvedik olduğunu düşünüyorum. Bizim gibi normal insanlar içinse bu hala imkânsız. Dostlar arasındaki keyifli bir sohbetin ilerleyen zamanlarının kahkahalarla devam etmesi anormal bir durum değil elbette. Pek çok araştırma kahkaha atmanın, kalori yakmamızı sağlayan ve karın kaslarını çalıştıran mini bir egzersiz yerine geçtiğini gösterilmiş. Ayrıca kan şekeri seviyesini düşüreni stresi azaltan, uyku kalitesini arttıran ve vücudun immün sistemini güçlendiren bir etkisi var kahkaha atmanın.

7. Gülmek size iyi hissettirir.

En kederli anlarınızda bile beklenmedik bir gülümsemenin size ne kadar iyi hissettirdiğini bilirsiniz. Gülümsemek kendinizi canlı hissetmenize yol açar. Size enerji verir.

Kendinizi yılgın, mutsuz hissettiğiniz anlarınızda gülümsemeyi deneyin. Hiçbir şey bulamazsanız açın sevdiğiniz bir komedi filmini ya da stand-up gösterisini izleyin. Karikatür dergilerine bakın. Yapmanız gereken gülümseme kaslarınızı harekete geçirmek. Hadi o zaman, söyleyin.

“CHEEEESE”…

Dr. Atakan Elter / Protez Uzmanı

http://www.facebook.com/dratakanelter

http://www.atakanelter.com

Yazının devamı...

Doktor vs Google

İnternet çağında yaşıyoruz. Bilgiye ulaşmak için ‘googlelamak’ yeterli. Birkaç saniyede dünyanın bilgisi cebimizdeki akıllı telefonlarımızın ekranına geliveriyor. İstediğimiz bilgiye ulaşmak için birkaç link tıklıyoruz ve işte karşımızda aradığımız cevaplar.

Peki bu gerçekten doğru mu? Bunu yaşadığım bir örnekle cevaplamak istiyorum.

Öğlen doktor arkadaşlarımla yakındaki bir restoranda yemek yedikten sonra ofisime dönüyordum. Lobiyi geçip asansöre yöneldiğim sırada tanımadığım birisinin bana yaklaştığını gördüm. Arkasından da lobi görevlisi geliyordu. Genç bayan yanıma gelerek,

- Siz Atakan Beysiniz, sizi tanıdım, dedi.

Nereden tanıdığını sorduğumda, internetteki resimlerimden tanıdığını belirtti. Belli ki hakkımda araştırma yaparken resmimi görmüş. Dişleri konusunda problemleri olduğunu ve benimle görüşmek istediğini belirtti. Görevliye problem olmadığını belirtmek için başımı salladım ve randevusu olmadığı halde kendisini kırmayarak ofisime davet ettim.

Ne gibi şikayetleri olduğunu konuşmak için beraberce odama geçtik. İlk 15 dakika boyunca kendisi, durumu hakkında ve daha önceki tedavilerinde yaşadığı tecrübelerinden bahsetti. Onu dinlerken şöyle bir duyguya kapıldım. Karşımda oturan kişi muayene olmaya gelen bir hastam değildi de, diş hekimliği fakültesi 4. Sınıfta okuyan bir öğrenciydi. Konuşması sırasında sık sık tıbbi terimler kullanıyor ve aslında bir problemin “öyle değil böyle halledilmesi gerekirdi” gibi yargılar içeren ifadeleri oluyordu. En sonunda merakıma yenik düşerek kendisinin mesleğini sordum. Ev hanımı olduğunu söyledi. “peki bu kadar şeyi nereden biliyorsunuz?” diye sorduğumda, “internetten çok araştırma yaptığını” söyledi. Sorun şu ki, her ne kadar kullandığı terimler doğru olsa bile, vardığı yargıların pek çoğu hatalıydı. Bunu uygun bir dille kendisine anlatmaya çalışsam da pek başarılı olamadığımı gördüm. Anlaşılan internette okuduklarına, benim anlattıklarımdan daha çok güveniyordu.

Burada şöyle bir sonuca varabiliriz. İnternetin, dünyanın bilgisini barındırmasından kaynaklanan muazzam bir gücü var. Ancak şu önemli tespiti yapmak gerekir. Bilgi tek başına pek bir şey ifade etmiyor. Önemli olan o bilginin sentezlenmesi. Sentezin doğru şekilde yapılabilmesi için “tecrübeyle” harmanlanmış daha çok bilgiye ihtiyacımız var. Ne yazık ki bu, internetin bize sağladığı olanaklardan birisi değil. Bunun için hala kitapları kullanıyoruz. Ancak yine de işin tecrübe kısmı eksik kalıyor.

Durumunuzla ilgili genel bir bilgi edinmek, hekiminize başvurduğunuzda kendisinin anlatacaklarını, size uygulanacak tedaviyi daha kolay anlayabilmenizi sağlayacaksa interneti kullanmak oldukça akıllıca bir davranış olacaktır. Unutmayın, doktor olmak için Google’da değilsiniz.

Dr. Atakan Elter / Protez Uzmanı

http://www.facebook.com/dratakanelter

http://www.atakanelter.com

Yazının devamı...

Diş hekiminizden sırlar

Ağız ve diş sağlığı konusunda etrafımızdan duyduğumuz bazı şeyleri doğru kabul etmek gibi bir eğilim içerisindeyiz. Dilerseniz bir de diş hekimleri neler söylüyor, bunlara kulak verelim.

“Diş hekimlerine yılda iki kere periyodik kontrole gidilmeli” tavsiyesi eğer sağlıklı diş ve diş etleriniz varsa geçerlidir. Çoğu kimse için durumun böyle olmadığını biliyoruz.

Çoğumuz dişlerimizle ilgili bir problem yaşamıyorsak diş hekimine gitmeyi gereksiz görürüz. Bir de şöyle düşünün; yüksek kolesterolde de bir sorun hissetmezsiniz ancak aslında büyük bir problemdir.

Soğuk yiyecekler sonrası keskin ve kısa süreli ağrı size verilen ilk ihtardır. Buna kulak verin. Sıcak besinlerle gelen ağrılar, büyük ihtimalle bir şeyler için geç kalındığının göstergesidir, hala diş hekiminize görünmeyecekseniz bir acil eylem planı yapmanız yerinde olacaktır. Gece uykunuzdan uyandıran ağrılarınız içinse… Acil eylem planı yapmıştınız değil mi?

Dişlerle ilgili pek çok problem arka dişlerle ilgilidir. Bu kulağa, sanki diş bakımı biraz göstermelik yapılıyormuş gibi gelmiyor mu?

İlerlemiş diş eti rahatsızlığınız varsa yapmanız gereken daha sık diş ipi kullanmak değildir. Bu noktada durum diş ipi ile çözülecek boyutu aşmış demektir. Bu çay kaşığı ile tünel kazmaya benzer. En kısa zamanda diş hekiminize görünmelisiniz. Diş hekimlerinin elinde, sizin 1 ayda yapabileceğiniz temizliği, 15 dakikada yapabilecek teçhizatları vardır.

Sizinle ilk kez karşılaşan birisi (eğer bir diş hekimi değilse elbette, bu durumda sıralama daha farklı olacaktır), öncelikle gözlerinizi fark ediyor. İkinci olarak dişleriniz ve üçüncü olarak da saçlarınız dikkat çekiyor. Ama insanlar dişlerine harcadıklarından daha fazla zamanı saçlarına harcıyorlar.

Kötü ağız kokusuna neden olan diş plakları, diş fırçalarıyla ulaşılamayacak bölgelerde bulunur. Bu nedenle daha sık diş ipi kullanmalı ve birkaç ayda bir diş hekimine giderek rutin diş temizliği yaptırmalısınız. Tüm bunlara rağmen koku devam ediyorsa diyetinizi gözden geçirmeli ve genel bir check-up yaptırmalısınız.

Eğer ağız kokusu probleminiz varsa, kimse size, siz onlara sormadan bu probleminizden bahsetmez. Eğer ağız kokunuz sizin bile fark edeceğiniz boyuttaysa zaten, en kısa zamanda ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz diye düşünüyorum.

Dr. Atakan Elter

http://www.facebook.com/dratakanelter

http://www.atakanelter.com

Yazının devamı...

Dişler için anti-aging

Zamanın vücudumuzdaki etkileri hepimiz için malum. Dişlerimiz de zaman içinde bozuluyor. Bu bozulmalar, aşınma, renklenme, çatlama, yer değiştirme ve çürüme şeklinde karşımıza çıkıyor.

Dişlerdeki bu tip bozulmalar bizi daha yaşlı ve bakımsız gösterir. Unutmamak gerekir ki sosyal hayatımızda bazı kusurlarımızı örttüğümüz gibi dişlerimizde ki kusurları örtemeyiz. Onlar her zaman görünür olacağından yapılacak en iyi şey, bu bozulmaların tedavi edilmesidir.

Dişlerde çapraşıklık, sürekli dişlerin sürmesiyle birlikte oldukça sık karşılaştığımız bir durum. Çapraşıklığın tedavisi ortodontik (tel tedavisi) olarak yapılıyor. Belirli bir süre tel takmak dişlerinizi düzgün bir sıraya getirilebiliyor. Genç yaşlarda ortodontik tedaviye başlamak en doğrusu ama ilerleyen yaşlarda da yapılamaz diye bir kuralımız yok. Burada şöyle bir problemle karşılaşabiliriz. Yaş ilerledikçe yazımın başında da belirttiğim gibi dişlerdeki bozulmalar da artıyor. Eğer siz genç yaşta ortodontik tedaviye başlamadıysanız çapraşık durumunuza göre dişleriniz de asimetrik olarak aşınıyor. Bu durumda asimetrik olarak aşınmış dişleri sonradan ortodontik tedavi ile düzgün bir sıraya soksanız da, bu beklenen estetik görüntüyü veremeyebilir. Bu durumda devreye protetik (porselen dişlerle tedavi şekilleri) tedaviler girecektir.

Protetik tedaviler geçmeden ince dilerseniz ortodontik ve protetik tedavilerin farkını ortaya koyalım.

Ortodontik tedaviler de, protetik tedaviler de, büyük oranda estetik tedavilerdir.

Ortodontik tedavilerle, dişlerin konumları düzeltilerek, düzgün sıralanmış dişlere sahip bir gülüş elde edersiniz. Bunun için sağlıklı dişlere sahip olmanız tercih edilir. Protetik tedavilerle ise, dişlerin rengine, şekline, formuna ve ufak çapraşıklıklara müdahale edilir. Eğer dişlerinizde bozulmalar varsa bu durumda size uygun olan tedavi protetik tedaviler olacaktır.

Estetik planda düşündüğümüzde protetik tedavilerin en güçlüsü porselen laminalardır. Porselen laminalar için kendi tanımlamamı yapacak olursam “doğal dişlerin porselen materyali ile yer değiştirilmesi” şeklinde bir tanımlama durumu özetlemeye yetecektir.

Porselen laminaların, diğer protetik tedavilerden üstünlüğü doğal dişlere yapılan müdahalenin çok kısıtlı olması ve çok ince yapısından ileri gelen ileri düzeydeki doğallığıdır (bukalemun yeteneği). Dişlerin ön yüzeylerinin, porselen gibi bir materyal ile kaplanmasının bize sağladığı avantajlar vardır. Tedavinin ana hedefi de zaten bu avantajlardan faydalanmaktır. Diş minesi kendisini onarabilen bir yapı olmadığı için her türlü bozulma geri dönüşü olmayan tipte olacaktır. Dolayısı ile dişin yapısındaki bozulmaların telafisini porselen kullanarak çözüyoruz. Dişlerde, zamanın etkisiyle oluşabilecek bozulmalar için, porseleni, sizin ağız yapınıza ve gülüş karakterinize göre şekillendirip dişlerin üzerine yapıştırıyoruz. Bu sayede, eskimiş ve yaşlanmış dişlerinizi bir anda gençlik çağınızdaki dişlerinizin durumuna getiriyoruz. Bu anlamda, porselen laminalar, dişleriniz için bir antiaging yöntemi gibi düşünülebilir.

Porselen renk değişikliğine karşı dirençlidir

Porselen, dirençli bir yapıya sahip olduğu için renk değişikliğine uğramaz. Eğer dişlerinizin renginden memnun değilseniz ve kalıcı bir çözüm arayışı içerisine girdiyseniz, porselen laminalar ile beyazlatma (bleeching) yöntemi ile ulaşılamayacak seviyelerde beyaz ve parlak dişlere sahip olabilirsiniz ve işin güzel tarafı bu beyazlığın ve parlaklığın kalıcı olmasıdır.

Porselen aşınmaya ve kırılmaya karşı dirençlidir

Yaşımız ilerledikçe dişlerimiz, hem yemeklerin aşındırıcı etkisiyle hem de birbirlerinin üzerine sürtünmesiyle belli hızda aşınır. Bu aşınma, diş boylarının kısalmasına ve bunun bir yan etkisi olarak da dudakların altında kaybolan bir görünüme sebep olur. Bu da bizi olduğumuzdan daha yaşlı gösterebilir. Porselen laminalar, dişleri bir kalkan gibi örteceğinden bu aşınmanın etkileri de savuşturulur. Yapılacak laminalar ile dişler tekrar eski boylarına da getirileceği için tekrar gençlik yıllarımızdaki gülümsemeye kavuşabiliriz.

Laminalar dişlerin öz yüzeyine yapıştırılan protezler olduğu için bazen hastalarım soruyorlar “bunlarla elma ısırabilecek miyim?” diye. Aslında öğrenmek istedikleri bunları kendi dişleri gibi kullanıp kullanamayacakları. Geçen yazılarımda da bahsettiğim gibi porselenin yapısı çok ileri seviyelere taşındı ve kırılmaya direnci çok güçlendirildi. Aynı şekilde yapıştırma sistemlerimiz de çok gelişti. Artık porselenle dişleri çok sağlam bir şekilde birbirine bağlayabiliyoruz. Bütün bu gelişmeler ışığında hastalarıma cevabım “başarılı yapılmış bir lamina tedavisi için evet elmayı da ısırarak yiyebilirsiniz” şeklinde oluyor. Zaten son bilimsel çalışmalar ve bizim klinik gözlemlerimiz de bunun böyle olduğunu doğrular nitelikte.

Porselene istediğimiz şekli verebiliriz

Protetik tedavilerin en güçlü olduğu yanlarından bir tanesi dişlere istenilen şeklin verilebilecek olmasıdır. Bu şekilde istediğimiz formda ya da dizilişte dişlere sahip olabiliriz. Bu konuyla ilgili olarak “gülümsemenin notaları” adını verdiğim bir sistem geliştirdim. Merak ederseniz, Google ile arama yaparak bu konuda daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz. Hangi karakterde bir gülümseme istediğinize karar vermeniz atılacak ilk adım için uygun bir hareket olacaktır.

Evet, zamanı geri döndüremiyoruz, ama bu, gülümsememizi de gençleştiremeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Dişlerimiz için antiaging, porselen laminlar ile mümkün olabilir.

Unutmayın, dişleriniz ne kadar genç görünürse, siz de aynı oranda genç görünürsünüz.

Dr. Atakan Elter / Protez Uzmanı

http://www.facebook.com/dratakanelter

http://www.atakanelter.com

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.