MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Bukalemunun yetenekleri diş hekimlerinin elinde (2)

Geçen haftaki yazımızda, porselen dişlerin doğal dişler arasında kamufle olarak doğal gülümsemeleri nasıl yarattığımız konusuna giriş yapmıştık. Zirkonyum destekli porselen kaplamalar ile eskiden sıkça kullandığımız metal destekli kaplamalara oranla daha doğal estetiği yakalayabildiğimizden bahsetmiştik.

Bir gülümsemeyi daha estetik hale getirebilmek, doğal dişleri ne kadar iyi taklit edebildiğimizle alakalıdır. Dişleri taklit etmenin zor tarafı canlı bir dokuyu taklit ediyor olmamızdan kaynaklanıyor. Canlı diş dokusunu üretebilme yeteneğimizin olmaması başka materyaller kullanmamızı zorunlu kılmakta. Bugün için kullandığımız en başarılı materyal porselen. Yaptığımız protezlerin ağız içinde gerekli dayanıklılığı göstermesi ve aynı zamanda dişin kendine has karakterdeki görüntüsünü verebilmesi adına zirkonyum destekli porselenlerin geliştirilmesi sektör için büyük bir adım oldu. Ama yeni adımlar atılmıyor değil.

Estetik mi, daha da estetik mi?

Şu anda prtotetik (protezler ile tedavi) diş hekimliğinde geldiğimiz noktayı belirleyen soru bu.

Zirkonyum kuron ve köprüler ile doğal estetiği yakalayabildiğimiz protezleri yapabiliyoruz. Bu konuda bir problemimiz yok. Ne var ki, “bukalemun yeteneğinden” bahsediyorsak eğer, o halde konuyu zirkonyumdan başka bir alana taşımamız gerekecek. Yani daha da estetik olana…

Lityum disilikat (LS2) cam seramikler

“LS2”, estetik diş hekimliğinin bukalemun yetenekleri göstermesine en büyük katkıyı sağlayan materyal. Bu materyal tek bir üreticinin patentli formülü olduğu için, marka ismini vermektense, kimyasal ismini vermeyi tercih ediyorum.

LS2’nin bize sağladığı en büyük avantaj altyapısında metal ya da zirkonyum gibi herhangi güçlendirici bir katmana ihtiyaç duymaması. Bir başka deyişle LS2 klasik porselenlere göre 3 kattan fazla dayanıklı hale getirilmiş bir porselen türü.

Peki, dayanıklılıktaki bu artışın bize getirisi nedir? Bir protezin alt yapı kullanılmadan yapılabiliyor olması bize, doğal dişlerin ışık altındaki karakteristik görüntüsünü taklit etmekte müthiş bir avantaj sağlıyor. Bunun yanında daha ince çalışılabiliyor olması, üzerine yapılacağı dişlerden de daha az doku kaldırılacağı anlamına gelmektedir. Bu güne kadar estetik ve dayanıklılık pek bir araya getirebildiğimiz kavramlar değildi. Yapılacak protezin lokasyonuna göre ya dayanıklı olması ya da estetik olması yönünde zor kararlar almak durumunda kalıyorduk. LS2 bu konuda elimizi oldukça rahatlattı diyebilirim.

Kullandığımız materyallerin gelişimiyle birlikte yaptığımız protez şekillerinde de gelişmeler oldu. Haftaya en estetik protez şekli olan porselen laminalardan bahsedeceğiz.

Dr. Atakan Elter

http://www.facebook.com/dratakanelter

http://www.atakanelter.com

Yazının devamı...

Bukalemunun yeteneği diş hekimlerinin elinde (1)

Doğada pek çok canlı türünün, insanda hayranlık uyandıran yetenekleri var. Bunlar içinde bukalemunun yapabildiği bana her zaman en ilginç gelenlerinden olmuştur. Dahiyane bir kendini saklama yeteneği var bukalemunların. Saklanmak isterse, bir bukalemunu içinde bulunduğu ortamdan ayırt etmek neredeyse imkansızdır.

Yaptığımız işte, bu şekilde bir yeteneğe sahip olmak biz protez uzmanlarının uzun zamandır hayaliydi. Protezlerimizin, insan dişlerinin yanında kamufle olabilecek kadar doğal görünmesi, birincil hedefimiz olmuştur her zaman. Son yıllara kadar bu işte başarılı olduğumuzu düşünüyorduk ancak yeni geliştirilen porselen materyalleri ile aslında çok daha iyisini yapabileceğimizi gördük. Aslında porselenin bukalemun kadar etkili bir kamuflaj yeteneği var, ancak bir türlü ağız ortamında beklentilerimizi karşılayacak fiziksel özellikleri karşılayamıyordu. Porselenin cam esaslı olduğu düşünülürse, kırılgan bir yapısı olduğu tahmin edilebilir. İlk uygulamalarda ağıza uygulanan porselenlerin, çiğneme kuvvetleri altında bir süre sonra çatlamaya ya da kırılmaya başladığı gözlemlendi. Porseleni bir şekilde yeterli kuvvete ulaştırmak gerekiyordu. Bilim buna bir çare buldu. Porseleni sağlam bir zemin üzerine işlediğinizde dayanıklılığı kat bekat artıyordu. Zemin olarak da porselenlere uyumlu metal alaşımlar geliştirildi. Metal bir alt yapının üzerine diş formu verilerek işlenen porselen dişlerin fiziksel özellikleri, beklentileri rahatlıkla karşılıyordu. Aranan çözüm bulunmuştu. Ama ufak bir pürüz vardı. Metal ışığı geçirmiyordu. Oysa ki doğal dişler belli bir karakterde ışığı geçiren dokulardan oluşuyordu. Uzun yıllar bu kusurunu gözardı ederek metal destekli porselen dişleri tedavilerimizde kullandık, çünkü alternatifi yoktu. Neyse ki bilim yerinde saymıyor ve son yıllarda adı sıkça duyulan bir materyal diş hekimliği uygulamalarında kendisine yer buldu. Bunlar zirkonyum destekli porselen dişlerdi.

Zirkonyum temel olarak metal destekli porselen dişlere alternatif olarak geliştirildi. Zirkonyum, beyaz renkte ve belli bir miktarda ışığı geçiren özellikte bir maddeydi. Dayanımı da metallere yakın özellikteydi. Bu özelliklerinin verdiği güçle, kısa zamanda kendisine büyük bir kullanım alanı oluşturdu. Günümüze geldiğimizde artık metal destekli porselenlerin pabucunun dama atıldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Elbette metal porselenleri hala kullanıyoruz ancak eskisine göre daha kısıtlı kullanım alanı bulduğu da bir gerçek. Peki bütün gelişmeler buraya kadar mı? Artık bukalemun etkisi veren porselen dişleri zirkonyum sayesinde yapabiliyor muyuz? Size güzel bir haberim var. Gelişmeler zirkonyumla sınırlı değil ve beni daha fazla heyecanlandıran materyaller kullanıma girmiş durumda.

Gelecek hafta bu gelişmeleri anlatacağım.

Dr. Atakan Elter

http://www.facebook.com/dratakanelter

http://www.disestetigiuzmani.com

http://www.atakanelter.com

Yazının devamı...

Ağız bakımı diş fırçalamaktan ibaret değil

Geçen hafta ağız ve diş bakımında yetersiz kaldığımızdan bahsetmiştim. Çoğumuz dişlerimizi sadece fırçalamanın yeterli olduğunu düşünüyor, ancak durum ne yazık ki böyle değil. Kimileri gerçekten ağız bakımına yeterli özeni göstermiyor ancak büyük bir çoğunluk var ki, dişlerine baktığını düşünüyor ancak doğru teknikleri ve/veya gerekli enstrümanları kullanmadıkları için bizim istediğimiz seviyede bir temizlik yapamıyorlar. Günde 3 kere diş fırçalayan bir hastama, diş köklerinde ciddi miktarda taş biriktiğini söylediğimde, yüzünde belirecek şaşkınlık ifadesini tahmin edebilirsiniz.

Ağız ve diş bakımı ne yazık ki sadece diş fırçalamakla geçiştirilecek bir olay değil. Bu yazımda etkili bir bakım için kullanabileceğiniz yöntemleri ve nasıl kullanabileceğinizi özetlemek istiyorum.

Diş fırçaları

Diş bakımının baş aktörü diş fırçalarıdır. Diş fırçaları ile dişlerimizin görünen yüzeylerine ulaşabiliriz. Hatta yemek sonrası yapılacak etkili bir fırçalama ile dişlerimizin üzerindeki artıkların çok büyük bir kısmını temizleriz.

Diş fırçaları çok çeşitli ve reklamlarda pek çok farklı özellik ön plana çıkarılıyor. Ben sizin için durumu daha basite indirgemek istiyorum. Benim için ideal diş fırçasında olması gereken özellikler, fırça kılları açılı olmayacak, kılların ucu yuvarlatılmış olacak ve fırça yüzeyi de düz olacak. Bundan sonrası uygun tekniğin kullanılması ki, işin esas önemli kısmı da bu. Bunun için diş hekiminizden bir 10 dakika ayırıp uygun tekniği öğretmesini rica edebilirsiniz. Fırça kıllarının sertliği de kullanım amacına göre farklılıklar gösterir. Ben şahsen sabahları normal sertlikteki diş fırçamı kullanıyorum, akşamları ise ultra yumuşak kıllara sahip bir fırçayla dişetlerine yönelik bir temizlik yapıyorum. Fırçanın kılları sert olursa diş ile dişetinin birleştiği bölgede temizlik yaparken dişetinizi acıtabilirsiniz, ya da acıtmamak için bu bölgede etkili bir temizlik yapamayabilirsiniz.

Elektrikli diş fırçaları da etkili diş temizliği için kullanılabilecek araçlar. Doğru kullanıldığı sürece ben kullanılmasında bir sakınca görmüyorum. Son geliştirilen bazı elektrikli fırçalar size ne kadar süre ile hangi bölgeleri fırçalamanız gerektiğini bile söylüyor artık.

Son olarak da asla ve asla bastırarak fırçalama yapmıyoruz. Bastırmak esas temizliği yapacak fırça uçlarının eğilerek fonksiyon görmesini engeller. Kuvvetimizi ayarlamak için size basit bir tüyo vereyim. Sanki domatesin kabuğunu fırçalıyormuş gibi bir kuvvetten bahsediyoruz, daha fazla değil.

Diş ipi

Diş fırçaları, temizlemek için pek de uygun aletler sayılmazlar, çünkü bu alanlara ulaşamazlar. Bu bölgelerin temizliğini diş ipleriyle yapmalıyız.

Diş ipleri, diş fırçalarının bir numaralı tamamlayıcısı. İkisinden birinin eksik olması ağız bakımının da eksik olması anlamına gelir. Diş fırçasının ulaşamadığı diş aralarını temizleme görevi diş iplerinindir. Unutmayın ki en sinsi çürükler dişlerin aralarında olan çürüklerdir. Bunları ancak belirli bir hacime ulaştıklarında farkedebilirsiniz. Eğer düzenli diş hekimi ziyareti yapıyorsanız bu tip çürükleri çekeceğimiz röntgenlerde yakalayabiliyoruz. Ancak istenen elbette çürüğün hiç olmaması. İşte diş iplerinin esas görevi de bu. Diş aralarındaki artıkları temizleyerek, bu bölgelerde oluşabilecek çürüklerin önüne geçmek. Diş ipini kullanmanın da bir tekniği var elbette. Bunları da öğrenmeniz önemli.

Diş macunları

Diş macunları, fırçalama sırasında dişlerin üzerindeki plağı daha rahat ve etkili temizlemenize olanak sağlayan aşındırıcı partiküller içerirler. Bunun yanında diş yapısını asitlere karşı güçlendiren flor gibi kimyasallar da içerirler. Kullanım alanına bağlı farklı kimyasallar da içeriklerine eklenir. Diş macunlarını fırçalamaya yardımcı bir unsur olarak görebilirsiniz. Hangi macunun sizin için uygun olacağına karar veremiyorsanız hekiminiz size uygun bir macun önerecektir.

Ağız duşları

Ağız duşlarını, garagaralar ile karıştırmamak lazım. Pek çok kimsenin ağız duşlarını bildiğinden bile şüphem var aslında. Bunlar temel olarak elektrikle çalışan cihazlar. Bir nevi diş iplerine alternatif gibi düşünülebilirler. Bu cihazlar belli ayarda basınçlı suyla dişleri temizlemeye yarayan aletlerdir. Üzerinde bulunan hazneye su doldurup istediğiniz basıncı yakaladıktan sonra ucundan çıkan basınçlı suyun kuvveti ile diş aralarında biriken artıkları temizliyorsunuz.

Dil temizleyicileri

Dilimizin üzeri de aslında yemek artıklarını tutabilecek bir yapıya sahip. Dilimizin üzerini de düzenli olarak temizlemek, ağız kokusunun önüne geçmek için etkili yöntemlerden birisi. Dil temizleyicilerinin kullanımı da oldukça kolay. Özel tasarlanmış ucu ile dilinizin üstünü sıyırmanız yeterli.

Gargaralar

Ağız ortamında her daim mevcut olan bakterilere karşı kullanılan gargaralar kimyasal ürünler olduğundan biraz daha dikkatli kullanılması gereken ağız bakımı ürünlerindendir. Bu nedenle gargaraları kullanmadan önce hekiminize danışmanızı tavsiye ediyorum.

Düzenli diş hekimi ziyaretleri

Bütün bu anlattıklarımın yanında düzgün bir ağız bakımının en önemli elemanlarından birisi de düzenli diş hekimi ziyaretleridir. Bu şekilde hem ağız bakımını ne etkinlikte yaptığınız gözetim altında olur, hem de sizin fark etmenizin mümkün olmayacağı bazı problemler başınıza daha büyük sorunlar açmadan erkenden teşhis edilebilir.

Diş hekiminizin yapacağı profesyonel temizliği sizin evde yapabilmeniz olanaksız. Ayrıca röntgen cihazlarının yardımı ile dişleriniz ve çevre dokuları hakkında çok kıymetli bilgiler ediniyoruz. Çürük belirleyici solüsyonlar ya da ışık cihazları ile gözle görülemeyecek çürükleri ya da bakteri plaklarını ayırt edebiliyoruz. Çeşitli yöntemler ile çürük riskiniz belirlenebiliyor. Bütün bunlar erken teşhis ya da koruyucu yaklaşımlar için çok güçlü unsurlar. Bu olanaklardan faydalanabilmeniz ancak diş hekiminizi ziyaret etmenizle mümkün. Bunu alışkanlık haline getirin.

Bu arada, kürdanları ağız bakımı ürünü olarak saymadığımı farketmişsinizdir umarım...

Hepinize sağlıklı gülüşler...

www.disestetigiuzmani.com

www.atakanelter.com

Yazının devamı...

Ağız kokusu aşkı öldürüyor

Adım Atakan Elter. Ben diş protezleri alanında uzmanlık yapmış bir diş hekimiyim. Bu benim Milliyet Sağlık’taki ilk yazım. Diş Sağlığı konusunda sizleri haftalık güncel, bilimsel yazılarla bilgilendireceğim. Yazılarıma, toplumumuzun diş sağlığına genel bakışı ile başlıyorum.

Bu yazıyı okuyan her 100 kişiden 99’u hayatında en az bir kez, diş problemleri nedeniyle, diş hekimi koltuğuna oturmuştur. Bunun aslında basit bir açıklaması var. Dişlerimize iyi bakmıyoruz. Dişlerimize yeterli özeni göstermediğimiz için diş problemleri yaşıyoruz.

Vücudumuzun en sert dokuları sıralamasında ilk üç sırada diş dokularımız var. Bunlar sırasıyla mine, dentin ve sement dokuları. Kemiklerimiz 4. sırada geliyor. Dişlerimiz, vücudumuzun en sert dokularından oluşmasına rağmen, sürekli bakıma ihtiyaç duyarlar. Yemek artıkları ile beslenen bakterilerin bu sert yapıları eritmesi için zamandan başka şeye ihtiyaçları yok. Bu nedenle günde en az 2 kere, tercihen her yemekten sonra temizlenmesi gerekiyor.

Batılı toplumlar ağız ve diş sağlığı konusunda daha bilinçliler. 2 ay kadar önce New York'taydım. Çevremdeki New Yorkluların dişlerini inceledim. Amerikalıların dişleri tertemiz, düzgün ve bembeyazdı. Bir süre sonra dişleri bakımsız olanların çoğunu “New York’u gezmeye gelen turistler” olarak görmeye başladım. Bence diş konusunda New York’ta bir algı oluşmuş. Ağız sağlığı konusunda toplum çok titiz. Amerikalılar 6 ayda bir diş doktoruna mutlaka görünün kuralına uyuyor olmalılar.

Her alanda olduğu gibi diş hekimliği de bilimdeki gelişmelerden nasibini alıyor, eskiye nazaran çok daha konforlu ve başarılı tedaviler yapabiliyoruz. Düzenli diş doktoru kontrollerine gelen hastalarımızın diş, diş eti bakımlarını yaparak, diş çürümelerini azaltıyor, erkenden teşhis etme şansı yakaladığımız problemler için de gerekli tedaviler ile dişlerini kurtarabiliyoruz. Ağız kokusuna sebep olacak diş ve diş eti hastalıklarını önleyebiliyoruz. Rahatça gülümseyebiliyor ve “acaba ağzım kokuyor mu korkusu” olmadan sevdiklerinizi öpebiliyorsunuz.

Dr. Atakan Elter

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.