MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Çocukların Küçük Yaşlardan İtibaren Oyun Oynamalarının Faydaları

Oyun hayal gücünü geliştirir

-miş, mış oyunları ya da hayali oyunlar, bir çocuğun dünyasının köşe taşlarıdır. Çocuklar bu tür oyunlara 2 yaş civarı başlarlar. Hemen hemen her şey bir çocuğun hayal gücünü tetikleyebilir ki bunlara günlük kullandığımız objeler de dahildir. Bunu yapmalarının sebebi onları sembol olarak kullanmalarıdır. Semboller vasıtasıyla bir nesnenin bir başka şeyi temsil ettğini öğrenirler. Mesela tencere ve tavalar ses çıkararak birer müzik aletine dönüşebilir. Günlük aletlerle yalnızca miş gibi davranmakla kalmıyorlar aynı zamanda oyunların içinde rollere bürünüyorlar.

Süper kahramandan polise, itfaiyeciden doktora ya da anne-baba rollerine bürünebiliyorlar. Oyun aracılığıyla da birçok farklı senaryo deneyimliyorlar. Bazen de büründükleri roller ya da kullandıkları semboller yaşadıkları bazı güçlüklerle başa çıkmak için oluyor ve oyun vasıtasıyla bunu dışa vuruyorlar.

2 yaş civarı çocuklar daha çok beslemeye yönelik oyunlar oynarlar. Sizin davranışlarınızı bebekleri üzerinde uygular. Oyun vasıtasıyla yaşam içerisinde olan biteni de yorumlar ve deneyimlerler.

Evde bir kutu içinde ya da bir köşede çocukların hayali oyun oynamalarını teşvik edecek oyuncaklar bulundurun. Yetişkinlerin günlük yaşamda kullandığı gibi oyuncak telefon, mutfak eşyaları, renkli bloklar, kuklalar, doktor seti ve hayal gücünü geliştirecek oyuncaklar onların bir role bürünmelerine ve sınırsız hayal güçlerini kullanmaya yardımcı olur.

Oyun sosyal becerileri geliştirir

Çocuklar, gözle görülür anlamlı bir konuşma yapmasalar da bir arada keyifle oynayabilirler. 2-3 yaşlarından itibaren çocuklar kreşte, parkta ya da başka ortamlarda bir araya geldiklerinde birbirleriyle bir şekilde etkileşime giriyorlar. Bu etkileşim sırasnda da tartışmayı, anlaşmayı,işbirliğini ve paylaşmayı öğreniyorlar. Tabii bazı çocuklar paylaşmaya 4 ila 6 yaşlarına kadar pek istekli olmayabiliyor. Evcilik oynanacaksa kim baba olacak, kim anne olacak kim ne renk elbise giyecek konusunda fikir birliğine varmaya çalışırken aslında birçok şey öğreniyorlar ve sosyal beceriler geliştiriyorlar.

Çocuğunuzun sosyalleşmesine fayda sağlamak için onu oyun parkına götürerek ya da tanıdığınız ailelerin çocuklarını eve davet edip nasıl oynayabileceklerine dair ipuçları verebilirsiniz. Onların yaş grubuna göre etkinlik kutularını ya da oyunları birlikte oynamalarını sağlatabilirsiniz. Bu davetler veya park oyunları sırasında çocuğunuzun hangi sosyal becerileri geliştirdiğin hangilerini geliştirmeye ihtiyaç duyduğunu gözlemleyebilirsiniz.

Oyun, fiziksel gelişimi destekler

Birçok oyun çeşitli becerilerin geliştirilmesinde fayda sağlar. Oyun parkı demirlerine tırmanmak fiziksel güç toplamaya fayda sağlar. Atlama, sıçrama faaliyetleri dengeyi, spor faaliyetleri koordinasyonu geliştirir. Koşma, fırlatma, pedal çevirme gibi kaba motor becerileri daha önce gelişir ancak ince motor becerileri de kaba motor becerilerine göre çok geride kalmaz . 3 yaşındaki bir çocuk blokları üst üste dizerken yalnızca denge, ağırlık, büyüklük gibi kavramları değil el göz koordinasyonunu da geliştirir. Oyunla beraber el becerileri günlük yaşam becerilerine katkı sağlar ve 3 yaşındaki bir çocuk kendi kendine giyinip, yemek yiyebilir. Bu da onun artık bağımsız olduğunu gösterir.

Oyunun fiziksel faydaları dışında çocukların psikolojik sağlığına da etkisi var. Oyun vasıtasıyla çocuklar stresleriyle baş etmiş oluyorlar, kızgın, huysuz olduklarında oyun vasıtasıyla bunu dışa vurabiliyorlar.

Parka gitmiyorsanız bile evin içinde olduğunuz zaman çocuğunuzla tv izlemek dışında vakit geçirin. Saklambaç oynayın, dans edin, zıplayın,yastık savaşı yapın. Oturarak zaman geçirmek öğrenmeye bir fayda sağlamayacağı gibi çocukların obez olma şanslarını arttırır. Onlarla vakit geçirmeniz, birlikte oyun oynadığınızda tüm dikkatinizin tamamen onlarda olması özgüvenlerini arttırmada fayda sağlar.

Oyun, çocukların duygularıyla baş etmelerine yardımcı olur

Çocuklar daha kelimelerle duygularını ifade etmeye başlamadan önce hissederler ve oyun vasıtasıyla, sanatla, başka aktivitelerle ifade ederler. Yaşadıkları duygular canlarını yakmışsa veya ne yaşadıklarını anlamamışlarsa bunu oyun vasıtasıyla tekrar tekrar yaşarlar. Örneğin okulda bir çocuk onu itip düşmesine sebep olduysa ne olduğunu anlamadığı ama kızdığı için ertesi gün sizinle oynarken bir gün önce yaşadığı olayı canlandırırcasına sizi itmeye ya da agresif davranmaya çalışabilir.Bu durumda size vurmasını nazikçe engelleyerek ama bir yandan da ona duygusunu hissettirerek rehberlik edebilirsiniz.

Yazının devamı...

Çocuğumu cinsel istismardan nasıl korurum?

Çocuklara cinsel istismarda bulunmayla ilgili her haber aldığımızda korku, kızgınlık, üzüntü gibi birçok duyguyu birlikte yaşarız. Bir çocuk incindiğinde o çocuk için çok üzülürüz ve kendi çocuklarımız güvende ve yanımızda olduğu için memnun oluruz. Ama bütün bunlar belli aralıklarla tekrar ettiği için bizim o arada endişemiz azalır ve ya o konuyu tamamen unuturuz ya da çocuğumuzun başına bir şey gelmesin diye tersine çok üstüne düşeriz onu fanusta yetiştiriyormuşuz gibi davranırız ve kendisini nasıl koruması gerektiğine dair hiçbir şey öğretmeyiz.

Bir kere aklımızdan çıkarmamamız gereken “benim çocuğuma bir şey olmaz” diye bir şey yoktur. Maalesef her çocuk risk altında olabilir. Böyle düşünmek ya da hissetmek çocuklara yardımcı olmaz onun için her çocuğunun başına olumsuz bir şey gelebilir diye düşünerek çocuğunuzu böyle bir durumla karşılaşırsa ne yapar kısmına hazırlamanız gerekir.

Çocuklara 3 yaşından itibaren cinsel eğitim verilmelidir ki onları rahatsız eden herhangibir şeyle karşılaştıklarında anlatabilsinler ya da nasıl davranmaları gerektiğini bilebilsinler. Bu tür bir eğitimde en önemli görev ebeveynlere düşer. Neyin yanlış neyin doğru olduğunu, çocukların özel bölgelerini, neden dokunulmaması gerektiğini, istemedikleri, hoşlarına gitmeyen bir durumla karşılaştıklarında ne yapmaları gerektiği onlara basitçe anlatılmalıdır. Tabii 3 yaşındaki bir çocuğa bunlar anlatılsa da onların güvenliğinden öncelikle siz ebeveynler sorumlusunuz.

TUİK istatistiklerine göre cinsel istismarlar en fazla büyük şehirlerde oluyor. Eğer çocuğunuzun çok eski zamanlarda olduğu gibi dışarıda oynamasını, parka gitmesini, taşa toprağa, çamura değmesini istiyor, apartman çocuğu olmasın diyorsanız siz de onunla birlikte olmalısınız.
Çocuğunuz hiçbir zaman göz mesafeniz dışına çıkmamalı çünkü her ne kadar 3 yaşındaki bir çocuğa cinsel eğitim verseniz de somut dönemde olan bir çocuk oyuna dalıp bütün anlattıklarınıza unutabilir o an için.. Bu tür eğitimler belli aralıklarla devamlı verilmelidir hatta oyun oynarken aktivite yaparken..

İstatistiklere göre çocuğun çevresinden zarar gelmesi olasılığı da yüksek. Onun için iyi dokunma nedir, kötü dokunma nedir, kimler nerelerine dokunursa kabul edilebilir bunları da netleştirmek oldukça önemli. “Doktora gittiğimizde doktor amca benim yanımda sana dokunabilir çünkü seni muayene edecek, ya da hemşire sana iğne yapacaksa yine benim yanımda popona dokunabilir ama ben yanında yokken öğretmenlerin, amcan, halan, enişten, teyzen de olsa kimse senin popona ya da özel bölgelerine dokunamaz” gibi çekinmeden yakındaki kimseleri ve akrabaları da dahil ederek açıklamalar yapabilirsiniz ki çocuklar kimsenin dokunamayacağına dair genelleme yapabilsin. Yalnız önemli bir başka nokta da bu eğitimleri verirken çocuğunuza sizin nasıl davrandığınızdır.

Bazı ebeveynler çocuğunun dudağından öpmeyi, poposunu sıkıştırarak sevmeyi istiyor.
Okul öncesi bir çocuğu dudağından öpmeye alıştırırsanız onu normalleştirir ve dudaktan öpmeyi normal olarak algılar. Siz eğitim de verseniz kafası karışabilir dolayısıyla sizler ebeveyn olarak da çocuğunuza nasıl davrandığınıza dikkat etmelisiniz. 3-4 yaşındaki çocuğunuzu denize çırılçıplak sokmak yerine altına bir mayo giydirerek sokabilirsiniz ki o da herkesin bulunduğu bir ortamda özel bölgelerini göstermemeyi genelleştirebilsin.

Genelde nasıl anlatmalıyım nasıl konuşabiliriz gibi sorular çok geliyor. Çocuğunuzun yaşına uygun olarak özel bölgeleri hem erkek hem kız çocuk fotoğrafları göstererek ve daha sonra kendi çocuğunuzun üzerinde ve kendi üzerinizde göstererek anlatabilirsiniz.

Herkesin kendine ait cinsel organları, popoları, ağızları -hatta bacaklarını da dahil ederek- olduğunu ve kendimize dokunabileceğimizi ama doktor, hemşire gibi gerekli haller dışında başkalarına dokundurtmayacağımızı, dokunmaya çalışan olursa bağırarak oradan hemen kaçması ve uzaklaşması gerektiğini ve hemen gelip anneye ya da babaya söyleyebileceğini ve kimsenin ona asla kızmayacağını, onun suçu olmadığını belirtmemiz gerekir çünkü bazen çocuklar anne ya da babasının kızacağını ya da onun suçu olduğunu düşünerek de bu tür şeyleri söylemeyip saklayabiliyor. Çocuklarımızı koruyalım çünkü onları en fazla ebeveynleri koruyabilir.

Uzman Psikolog Ayben Ertem

www.aybenertem.com

www.ayben.com.tr

@aybenertem

Yazının devamı...

ÇOCUKLARINIZI SOSYAL MEDYAYLA NE ZAMAN TANIŞTIRABİLİRSİNİZ?

Çocuğunuzun sosyal medyayla tanışma yaşı her ne kadar genelleştiremesek de 13 yaştan önce olmamalıdır. Hatta bazı çocuklar 13 yaşında bile sosyal medyayı kullanmaya hazır olmayabilirler. Sosyal medyayı kullanmasına izin verdiğiniz anda çocuğunuzu yine de kendi kendine bırakmayın.

Nasıl yüzmeyi yeni öğrenirlerken yanında oluyor ve hazır hale gelene kadar ona destek oluyorsanız sosyal medyayla ilk tanıştığında da birlikte hesap açın ve sonrasında da hep bir gözünüz onda olsun. Hatta sizin kendi hesabınız yoksa bile bir hesap açın ve siz de sosyal medyaya hâkim olun ki çocuğunuzu takip edebilesiniz.

Çocuğunuzun hesabına tam erişiminiz olsun. Net bir şekilde kullanıcı adı ve şifresini size de vermesi gerektiğini ve değiştirmemesi gerektiğini söyleyin. Listesinde kimlerin olduğunu belli aralıklarla kontrol edin.

Çocuğunuz bir fotoğraf paylaştığında bulunduğu yeri paylaşmaması için o servisi kapatın. Özel mesaj bölümünden kendisine hiç tanımadığı birinden iletişim kurmakla ilgili ya da rahatsız edici herhangibir bir mesaj geldiğinde hiç çekinmeden sizinle paylaşmasını isteyin. Bunları sosyal medya kullanma kuralları olarak anlatın ve bu kuralları ihlal ederse de bundan sonra kullanamayacağını açık bir şekilde belirtin. Kuralları koyarken ve uygularken net olmalısınız eğer şifresini değiştirirse önce biraz kızıp sonra affedip kullanmaya devam etmesine izin verirseniz sizin kararlı olmadığınızı anlar ve bundan sonra da onu takip edemediğiniz gibi size doğruyu söylememesine sebep olabilirsiniz. Bu yüzden baştan her konuda net olun.

Bir başka konu da sosyal medyada paylaştıklarına dikkat etmesi gerekliliğidir. Artık yüksek lisans, doktora veya önemli şirketlerin iş görüşmelerinde sosyal medyanın çok büyük önemi var dolayısıyla sosyal medyayı nasıl kullanacağına dair çocuğunuzu eğitin.

Özellikle yalnızca fotoğraf paylaşılan sosyal medya hesaplarında fiziksel görüntü ve popülerliğin ön plana çıkması. Ebeveynler dikkat etmediğinde kız çocukları kendi imajları beğeni topladığında nasıl göründüklerinden başka bir şey düşünemez hale gelebiliyorlar yalnızca kendini fotoğraflayıp beğeni toplayan bir sürü genç kız var ve bu, bir süre sonra tehlikeli boyutlara ulaşabiliyor.

Çocuğunuzun nasıl göründüğü değil kim olduğuna, nelerden hoşlandığına, hangi kitapları okumaktan, nereleri görmekten zevk aldığına yönelik paylaşımlar yapmasını tavsiye ederek çocuğunuzu doğru yönlendirebilirsiniz. Kısacası çocuğunuzu sosyal medyayla tanıştırdığınızda bir gözünüz de hep onun hesaplarında olmalı.

Kolay gelsin,

Uzm.Psikolog Ayben Ertem

Yazının devamı...

Tatil deyince ne anlıyoruz?

Okullar kapandı, çocuklar için ödül niteliğinde tatile hemen çıkan ya da tatil planlayan aileler var. İyi, keyifli bir tatil öğrenciler ve öğretmenler için uzun ve yorucu bir okul döneminin ardından iyi bir motivasyondur.

Nasıl olursa olsun tatil her zaman keyiflidir ve hepimizin ihtiyacı olan bir zaman aralığıdır. Özellikle ailecek tatile çıkıyorsanız o eğlencenin tadını çıkarmaya bakmalısınız. Tatilin gerçek anlamı işten ve günlük rutinden uzaklaşmak demektir.

Ailenizle ya da arkadaşlarınızla birlikte eğlenmek, o andan zevk almak ve relaks olmak demektir.

Yapılan çalışmalara göre insanların seyahat tercihleri birçok nedene bağlı… Çalışmalar seyahat etme düşüncesi ve bunu eyleme sokmanın bile gidilecek yere varmadan da kendi başına bir fayda sağladığını gösteriyor.
Diğer tercihler arasında en ucuz ve en etkili seyahat etme bir başka tercih arabayla çıkıp hem görülmeye değer yerleri, manzaraları görerek en uzak destinasyonlara varmak hem de istedikleri zaman durup fotoğraf çekme, manzara seyretme ya da dinlenme imkânı bulmaktır dolayısıyla araba ile seyahat genellikle tercih edilen bir yöntemdir.
Seyahat tercihleri kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Bazı insanlar için yeni yerler görmek, dolu dolu gezmek, yeni şeyler öğrenmek, gittiği yerlerle ilgili kitaplar okumak, tarihi yerleri gezmek anlamına gelirken bazı insanlar için hiçbirşey yapmadan dinlenmek, egzersiz yapmak, masaj yaptırmak, rahatlamak anlamına gelebilir.

Yine yapılan bazı çalışmalar seyahatin insanlarda ne tür etkiler yarattığını söylüyor. İş yoğunluğu ve stres yerini heyecan, mutluluk, zevk gibi duygulara bırakıyor. Günümüzde insanlar daha çok merak uyandıran yaşadıkları yerlere oldukça uzak yerleri görmeyi daha cazip, daha çekici buluyorlar.

Amerikalı bir kişi için Avustralya çok cazip ve en çok merak edilen ülkelerden bir tanesi… çok egzotik olduğunu düşünüyorlar yapılan anketlerde… Araştırmacılar bunun Avustralya’nın çok uzak bir ülke olmasından kaynaklandığını ve merak uyandırdığını düşünüyorlar. Nereye giderseniz gidin keyifli olun, mutlu olun…

İyi tatiller!

Uzm. Psikolog Ayben Ertem

Yazının devamı...

Çağımızın gizli kalmış sorunu zorbalık nedir?

ÇAĞIMIZIN GİZLİ KALMIŞ SORUNU ZORBALIK NEDİR?

Zorbalık, bir kişinin, bir başkasına kasıtlı olarak ve durmadan zarar vermesi ya da rahatsızlık yaratması şeklinde oluşan agresif davranışlardır. Zorbalık, fiziksel temas, kelimeler ve üstü kapalı eylemler şeklinde gözükebilir. Zorbalığa maruz kalan kişi tipik olarak kendini savunamayan ve zorbalığa neden olacak hiçbir eylem yapmayan kişidir.

Uluslar arası araştırmalar, okul zorbalığının sık karşılaşılan ve ciddi bir halk sağlığı problemi olduğunu gösteriyor ve psikologlar da bu araştırmaları tüm dünyada okullarda zorbalıktan koruma programları yaparak kullanıyorlar.

Okuldaki zorbalık aslında çok eski bir problemdir ve Amerika’da yakın zamana kadar çoğu insan bu probleme karşı “çocuklar böyle şeyler yapar” tutumunu benimsediler ancak okuldaki zorbalıklar bazen ölümle bile sonuçlanabilecek kadar şiddet içermeye başlayınca eğitimciler ve politikacılar zorbalıkla ilgili araştırmalara yönlendiler.

Türkiye’de özellikle son bir kaç yıldır ilköğretim okulları ve liselerde öğrencilerin öldürülmesi ile ilgili haberler basında yer almıştır. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2006 yılında gerçekleştirilen "Okullarda Şiddetin Önlenmesi ve Şiddetle Mücadele İçin Yerel Ortaklıklar" adlı toplantıda; okulda şiddet ve zorbalığın ulusal bir problem olduğu, kamuoyu ve ilgili tarafların okulda zorbalık olgusunun farkına vardıkları belirtilmiş ve değişik biçimlerde ortaya çıkan şiddet ve zorbalık olaylarıyla uygun biçimde ilgilenilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur.

Zorbalığın altındaki nedenlere bakıldığında çoğunlukla anne baba arasındaki çatışma ya da boşanmaları veya ayrı yaşamaları, çocuğun duygusal anlamda sıkıntılar yaşaması, empati kuramaması oluyor. Çocuk 'sevilmiyorum' duygusu yaşıyor. Fark edilme isteği duyuyor, dikkat çekmek istiyor. Aslında zorba çocuk da, mağdur çocuk da kendini dışlanmış ve sevilmiyor hissediyor.

Zorba etrafına birilerini toplamış olabilir ama o da temelde yalnız. Sevildiğini, onunla ilgilenildiğini hissetmesi gerekir. Zorba çocuklar kavgadan, gürültüden besleniyor. Başka türlü iletişimi öğrenmemiş oluyorlar. Doğru iletişimi öğrenmeye ihtiyaçları var.

Mağdur çocuklar genellikle hassas, sosyal içe dönüklüğü olan, utangaç, farklı düşünen, farklı davranan, insanlara ya da durumlara karşı farklı reaksiyonlar gösterebilen çocuklar olabiliyorlar.
Daha pasif olabilirler ve kontrolde olmak yerine başkalarının kontrolde olmasına seslerini çıkarmayabilirler.

Zorba çocukların tipik diyebileceğimiz karakteristik özellikleri:

* Hükmetmeye yönelik yoğun ihtiyaçlarının olması

*Dürtüsel ve çok çabuk sinirlenen bir yapılarının olması

* Yetişkinlere karşı gelen, meydan okuyan ve agresif tutumlarının olması- Buna anne babaları ve öğretmenleri de dahil

* Mağdur olana karşı empati hissetmemeleri

* Zorba çocuk erkekse diğerlerine göre genelde fiziksel görünüşünün daha yapılı olması

Mağdur çocukların genellikle tipik özellikleri :

* Hassas, sessiz, utangaç, içine kapanık, tedbirli

* Genellikle endişeli, güvensiz, mutsuz ve kendine güveni düşük

* Depresif ve intihar düşünceleri olabilen

* Genellikle yakın arkadaşları fazla olmayan ve yetişkinlerle daha iyi anlaşan çocuklar

* Erkek çocuksa akranlarına göre fiziksel olarak daha zayıf ya da daha kısa boylu

Fiziksel ve Duygusal zorbalık dışında siber zorbalık da teknolojinin gelişmesiyle ister istemez hayatımıza giren bir başka zorbalık türü ve gençler sanal ortamda daha fazla vakit geçirdikçe bu durum da son yıllarda giderek artıyor. Siber zorbalık, kırıcı, tehditkar mesajlar ve emailler yollamak, bir başkasını utandıracak resim ve videolar paylaşmak, dedikodu yaymak şeklinde olabiliyor.

Araştırmacılara göre bu tür siber zorbalığa maruz kalan çocuklar diğer zorbalıklara göre daha az inciniyor ve üzülüyor. Bu zorbalığa maruz kalan çocukların %38’i korkuyor ya da çok üzülüyor.

Bu tür bir zorbalığa maruz kalanlar genellikle sosyal ve duygusal alanda problem yaşayan çocuklar. Uzun süre zorbalığa maruz kalan çocuklar da bir süre sonra kendileri zorbalık yapmaya başlayabiliyorlar. Bu hem siber ortamda hem de sözel zorbalık olarak gözükebiliyor.

Araştırmalara göre maruz kalan çocuklardan %68’i kendilerinin zorbalığa maruz kaldıktan sonra arkadaşlarını, ailelerini taciz etmeye, rahatsız etmeye başladığından bahsediyorlar.

Akran zorbalığının çözümünde işbirliği çok önemli. Hem mağdur hem de zorbalık yapan çocuğun topluma tekrar kazandırılması lazım. Bunun çözümü için okuldaki öğretmenlerin, yöneticilerin, diğer çocukların ailelerinin yaklaşımı çok önemli.

‘Çocuktur yapar’, ‘Çocuklar kendi aralarında sorunlar yaşarlar barışırlar’ diye bakmamak lazım. Bu durumu ciddiye alıp okullarda farkındalık çalışmaları yapılmalı, seminerler, tiyatro, drama her türlü görsel, işitsel bilgiyi kullanmak gerekir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın okulları bilinçlendirmeye yönelik her türlü desteğini bekliyoruz.

Uzman Psikolog Ayben Ertem

Yazının devamı...

Ebeveynlik hakkında ne biliyoruz?

Anne-baba olmak, bir insanın sahip olabileceği en tatmin edici deneyimlerden biridir, çoğu insan için de hayatlarındaki en önemli değişim. Anne-babalık hamilelik öncesinde veya sırasında başlar ve hayatları boyunca emek ve uğraş gerektirir. Bir kere ebeveyn olduysanız, bırakamazsınız, istifa edemezsiniz, ebeveyn olmaktan vazgeçemezsiniz.

Ebeveynler çocukları için en iyisini isterler. Sağlıklı olmalarını, uygun şartlar altında büyümelerini, güvende olmalarını isterler ama her zaman da bu amaçlarını en iyi şekilde nasıl başaracaklarını bilemezler. Smith (2000)’e göre bir çocuğun hayatındaki en önemli değişken ebeveynlikteki kalitedir. Ebeveynlikteki değişkenliklerin etkileri çocukların zekâları ve eğitim başarıları kadar sağlıkları, davranışları ve sosyal refahları ile de izlenebilir.
Uzun vadeli grup çalışmaları gösteriyor ki bu etkiler hayat boyu sürer, çalışma hayatında izlediği yol kadar yetişkinlikte sağlığı ve sosyal refahı da etkiler ve bunlar gelecekteki kuşakları da etkiler çünkü nasıl bir ebeveynle yetiştiğiniz nasıl bir ebeveyn olduğunuzla ilintilidir aslında.

İyi Ebeveynlik nedir?

İyi ebeveynlik, empatiyi, dürüstlüğü, özgüveni, iradeyi, insaniyeti, işbirliğini, neşeli olmayı besler. Aynı zamanda entelektüel merakı, motivasyonu ve başarma arzusunu geliştirir. Çocuklarda, anksiyete, depresyon, yeme bozukluğu, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, anti sosyal davranışlar ortaya çıkmasını önleyebilir diyor, Florida Temple Üniversitesinden, ünlü psikoloji profesörlerinden Dr. Laurance Steinberg. Birçok anne baba davranışlarını içgüdüsel tepkilerine dayandırıyorlar.

Birçok anne baba da kendi anne babalarından ne gördülerse aynı taktikleri uygulamaya çalışıyorlar bu da çoğu zaman şiddete dayanan bir disiplin oluyor, bazı anne babalar da kendi anne babaları tarafından şiddete dayanan bir disiplinle büyütüldüler ise kendileri tam tersini uygulayarak hiç kural koymayabiliyor, ilişkileri tamamen materyal sahibi olma, bir şeyler talep etme ve onu elde etme çabası, elde edemezse ilişkinin bozulması üzerine kuruluyor.

Nasıl Davranalım?

Birçok insanın düşündüğünün aksine çocuklara sevginizi göstermek çocukları şımartmaz, sevginizi olduğunca gösterin, dokunun, sarılın, kucaklayın, onu sevdiğinizi söyleyin, sevgi bağı çok önemlidir.

Çocuklarınız sevginin ilginin yerine bir şeyler koymaya başladığınız anda şımarırlar mesela her şeye çok fazla müsamaha göstermek, kural koymamak, sürekli birşeyler almak, hediye vermek gibi.

Anne-babanın çocuklarıyla ilişkisi çocukların davranışlarına direkt yansıyacaktır, buna davranış bozuklukları da dâhil. Çocuğunuzla iyi bir iletişiminiz yoksa sizi dinlemezler. Sizin diğer yetişkinlerle ilişkiniz üzerinden düşünürsek, iyi iletişim kurduğunuz insanlara daha çok güvenirseniz, onların fikirlerine önem verirsiniz, dinlersiniz ve aynı fikirde olursunuz.
Eğer o kişi hoşlanmadığımız saygı duymadığımız biriyse düşünceleri, fikirleri ne olursa olsun göz ardı ederiz, aldırış etmeyiz hatta yok sayarız. İşte çocuğunuzla iletişiminiz de böyledir.

Mutlaka çocuğunuzun yaşamının içinde olun bu da önceliklerinizi tekrar düşünmeniz ve ona göre ayarlamanız anlamına gelebilir. Bu genellikle çocuklarınızın ihtiyaçlarına öncelik vermek adına sizin bazı şeylerden fedakârlık etmeniz anlamına gelebilir.
Onun yanında hem fiziksel hem zihinsel olarak bulunmanız önemlidir. Tabii yanında bulunmak onun ödevlerini yapmak ya da kontrol etmek anlamına gelmesin, ödev yapmak çocukların görevi sizin değil eğer yapmazsa da öğretmenine açıklama yapması gereken de o olmalıdır ya da öğretmeni onun ne bilip bilmediğini ölçmeli ona göre yardım etmelidir.

Çocuğunuzun gelişimini takip edin, yaşına göre ihtiyaçlarını gözden geçirin, yaşına göre onda olan değişiklikleri gözlemleyin, nasıl davranmanız gerektiğini öğrenin. 13-14 yaşlarındaki çocuğunuz sürekli odasına kapanıyor, uyku uyumuyor, yemek yemiyor, agresif davranıyorsa ergendir diyip serbest bırakmak mı yoksa bir uzmana danışmak mı?

Ebeveynler her zaman çocuklarının davranışlarındaki değişikliği takip etmelidirler, uzman yardımı ihtiyacı var mı yok mu emin olmalıdırlar ve hiç çekinmeden bir uzmandan yardım almalıdırlar.

Ebeveynlikte en önemlisi ancak çoğu ebeveyn için zor olanı ise kuralların oluşturulması ve uygulanmasıdır. Çocukken kuralları koymanız, onları terbiye etmeniz davranışlarını kontrol altına almanız onların yetişkin olduklarında başarmalarını kendilerini idare etmelerini sağlatır.

Her zaman kendinize şu 3 soruyu sorun. Çocuğum nerede? Kiminle birlikte? Ne yapıyor? Bu 3 sorunun cevabını her zaman bilin. Çocuğunuza kural koyarsanız ve hayatını ona göre düzenlerseniz o da ileriki yaşamında kendisi için uygun kuralları biçimlendirmesini sağlatacaktır. Çocuğunuza sınır koymak, sınırları belirlemek, her istediğine ulaşamayabileceğini öğrenmesi onun kendi kendini kontrol etmesini, iradesini geliştirecektir. 6-7.sınıftan itibaren de sorumluluk ve biraz da bağımsızlık vermek çocuğunuzun öz yönetiminin gelişmesini sağlatacaktır ve bunlar çocuğunuzun hayatta başarılı olması için önemli kriterlerdir.

Tabii kuralları koymakla bitmiyor bir de tutarlı olmak gerekir. Bir gün başka diğer gün başka davranmanız, kuralı koyup uygulamamanız ya da esnek davranmanız çocuğunuzda uygunsuz davranışlar ortaya çıkmasına sebep olabilir çünkü çocuğunuzun kafası karışır o yüzden tutarlı olun. Sizinle tartışamayacağı ya da pazarlık yapamayacağı durumları açıkça belirleyin ve değiştirmeyin. Otoriteniz kaba kuvvetle değil ne kadar bilgelikle olursa o zaman çocuğunuz da size çok daha az karşı çıkacaktır.

Çocuklara hiçbir zaman dayak atılmamalıdır, poposuna bir şaplak atmak ya da tokat atmak bile doğru değildir. Sizin ne yaptığınızın nasıl davrandığınızın, konuşmalarınızın, hareketlerinizin hepsinin bir önemi var. Çocuklarınız her zaman sizi izler ve sizi bir video kameraya kaydeder gibi kaydederler. O anın etkisi sizi kışkırtmasın, çocuğunuzun sizi kaydedeceği, yarın bir gün de o hareketlerin aynısını ya da benzerini yapacağı durumların olmasına izin vermemeye çalışın. Yapılan çalışmalarda dayak yiyen çocukların saldırgan olduğu ve diğer çocukları da dövme ya da kavgaya karışma eğilimleri olduğu ve sorunlarını çözmek için saldırganlık yolunu kullandıkları gösterilmiştir.

Eğer koyduğunuz kurallara uymuyorsa ödül ceza yöntemini kullanın. En sık kullanılan ceza yöntemi ona düşünmesi için mola verdirmektir. Amaç yaşıyla doğru orantılı olarak (5 yaş 5 dak. gibi) o zaman dilimi boyunca odasında herhangibir şeyle meşgul olmadan neden bu zaman aralığını aldığını sorgulamasını sağlatmaktır. Bunun dışında yemek dışında belli bir süre için sevdiği bir şeyden mahrum etmek de ceza yöntemleri arasındadır.

Yalnız bunu yaparken de o zamanı belirlemeniz ve o cezayı neden verdiğinizi de açıklamanız çok önemli. Örneğin bilgisayar yasak sana demek yerine bundan/ şundan dolayı “ 3 gün” bilgisayar oynamayacaksın demek daha doğrudur ve o “3 günü” de sizin takip etmeniz gerekir. Yemek vermemek bir ceza yöntemi olamaz ancak sizin onun önüne koyduğunuz bir yemeği yemiyorsa ve başka bir yemek talep ediyorsa da başka bir yemek yapamayacağınızı ya da alamayacağınızı herkesin bu yemeği yediğini ve onunda yemesi gerektiğini söylemeniz daha doğrudur.

Çocuğunuzu iyi davranışa teşvik etmek istiyorsanız ödül yöntemini kullanabilirsiniz. Yapılan çalışmalar özellikle okul öncesi çocuklarda ödül yönteminin çok daha etkili olduğunu gösteriyor, çünkü 5 yaşındaki bir çocuk için ceza daha karmaşık bir kavram anlamayabiliyorlar onun yerine sizin beklentilerinizi gerçekleştirdiği anda ödüllendirin.

Siz yemek yaparken sizin de kontrol edebildiğiniz bir yerde sessizce 30 dak. arkadaşıyla oynamasını söylediniz, 25 dak. sonra gördünüz ki gerçekten sessizce oynuyorlar. “Aferin sessizce oynadığınız için 5 dak daha oynamanıza izin veriyorum” gibi ödüller verebilirsiniz.

Son olarak çocuğunuza saygı duyun, onu dinleyin. Dinlerken gözünün içine bakın, ne dediğini duyun, azarlamadan ve bağırmadan nazik bir dille konuşmaya çalışın unutmayın siz onunla nasıl konuşursanız ya da siz onu ne kadar dinlerseniz o da başkalarını o kadar dinleyecek ve saygı duyacaktır.

Yazının devamı...

Strese bağlı ağrıları engelleyin!

STRESE BAĞLI AĞRILARI ENGELLEYİN!

Bir bebeğin doğması, sevilen birisinin ölümü, kariyer değişiklikleri, evlenme, boşanma gibi büyük yaşam olaylarında stres yaşanması kaçınılmazdır. Ama ağrıların özellikle de baş, boyun ya da sırt ağrılarının yalnızca bu önemli olaylarda tetiklenmesi gerekmez, günlük olaylarda da sizi rahatsız eden, sinirlendiren birtakım şeyler de bu ağrıları tetikleyebilir. Örneğin kaybettiğiniz bir şeyi aramanız, trafikte sıkışıp kalmanız, işyerindeki ıvız zıvır rahatsızlıklar sizi tüketebilir ve birdenbire başınızın ya da herhangi bir yerinizin ağrımasına sebep olabilir. Kaslarınızı gererseniz, dişlerinizi sıkarsanız ve omuzlarınızı sertleştirirseniz baş, boyun ve sırt ağrıları daha da kötüleşebilir.

Günlük stresi ortadan kaldırmamız imkânsızdır ancak bizim bu stresi kontrol altında tutmamız ve ağrıları önlememiz mümkündür.

Rahatlama teknikleri ağrıları ve stresi azaltmada önemlidir. Aynı zamanda müzik dinlemek, dans etmek, konsere, sinemaya gitmek, spor faaliyetleri, kitap okumak, evcil hayvan beslemek gibi zevk alacağınız aktiviteler de yardımcı olabilir. Gün içerisinde çok yoğun dahi olsanız kendinize bir 15 dakika ayırın ve meditasyon, yoga, biofeedback, nefes alma teknikleri gibi rahatlama teknikleri uygulayın.

Bunların dışında;

Günlük yaşamımızın içine bazen bir sürü şeyi aynı anda sığdırmaya çalışırız ve bu da bizi strese sokar. Kendinize hangilerinin daha öncelikli ve önemli olduğunu, hangilerinin bekleyebileceğini kendinize sorarsanız ve bazı şeyleri dışarıda bırakırsanız bu sizi biraz olsun rahatlatacaktır. Bazen hayır demekte bir sakınca olmadığını kendimize hatırlatmamız lazım.

Bazen içinden çıkılmaz durumlarla karşılaştığımızda yardım istemekten kaçınmamalıyız. Bu bir aile bireyi ya da arkadaş olabileceği gibi onların yetersiz kaldığı daha profesyonel bir destek gerektiğinde de kaçınmayın ve bir terapistten yardım alın.

Zamanı iyi kullanın. İş yerinde ve evde yapılacaklar listesi oluşturmakta fayda var. Hem evde hem iş yerinde başkalarının yapabileceği işleri delege edin. Büyük çaplı işleri küçük parçalara bölün, son dakikaya bir şeyleri bırakmayın. Gerekirse “her işi ben yapmalıyım” yerine “yardım alabilirim” demeyi tercih edin.

Yapılacaklar listesi oluştururken çok katı olmayın her zaman gün içerisinde farklı bir şeyler olabileceğine dair hazırlıklı olun. Planlarınızı biraz esnek tutmaya çalışın. Özellikle esneklikten hoşlanmayan ve planlarının dışında bir şeyler geliştiğinde strese giren kişiler için katı liste oluşturmamak önemlidir.

Kontrol edemeyeceğiniz şeyler için endişelenmemeye çalışın. Kendinizi “Bunu yapamam” diye zorlamak yerine “zor olacak ama elimden geleni yapacağım” demeye çalışın. Stresli durumlarda negatif düşünceleri pozitif düşüncelerle değiştirmeye çalışın. Eğer negatif düşünceler sürekli oluyorsa ve bunu pozitif düşüncelere çevirmekte zorlanıyorsanız psikoterapiden faydalanabilirsiniz.

Gün içerisinde çok çalışıp bunaldığınızda, zihninizi boşaltmak için kendinize biraz zaman aralığı verin. Oturduğunuz yerde gerinme esneme hareketleri yapabilir, oturduğunuz yerden kalkıp yürüyebilir ya da enerjinizin tekrar yerine gelmesi için ayağa kalkıp sol dirseğinizi sağ dizinizle ve daha sonra tersini yaparak birkaç dakika zıplayabilirsiniz. Bunu yapmak tekrar enerjinizi elde etmenizi sağlayacaktır. Bir başka önerim de sakin bir ortam bulup 15-20 dakika gevşeme egzersizleri yapmaktır. Kendinizi sakin huzurlu bir ortamda hissedip yavaş ve derin nefes almak ve hatta bunları yaparken telefonla kullanılan birtakım biofeedback sensörlerinden faydalanabilirsiniz. 15 dakika bu sensörlerle gevşeme yaptıktan sonra işinize geri dönebilirsiniz.

Meyve, sebze, balık ve tam tahıllı besinlerin ağırlıklı olduğu bir beslenme şekli size enerji verdiği gibi stresinizi de kontrol altında tutmanızı sağlayabilir.

Bir başka önemli nokta da uykudur. Yetersiz uyku stresle baş etmenizi engelleyebilir. Tabii çoğu zaman yüksek strese bağlı uyku problemleri gözüküyor ama bu bir kısır döngü çünkü yetersiz uyku vücudu daha fazla strese maruz bırakıyor ve adrenalin ve kortizon salınımını tetikliyor ve bu da kişiyi gün içerisinde daha çok strese sokuyor, gece tekrar uykusuz kalıyor… gibi bir kısır döngü düşünelim dolayısıyla uykumuzu ne kadar iyi alırsak stresle baş etmek daha kolay olabilir.

Mizah, eğlenmek, şaka yapmak, gülmek, güldürmek stresi azaltmakta bir başka yoldur. Kahkaha attığınız zaman vücudunuzda endorfin hormonları salgılanır ki bu da “mutluluk hormonu” olarak bilinen bir hormondur çünkü kendimizi iyi hissetmemizi ve pozitif bir tutum içerisine girmemizi sağlar. Vücutta herhangibir ağrı olduğunda morfin ya da opiat benzeri etki gösteren endorfin salgılanır ki vücuda daha az ağrı ve rahatsızlık hissi versin. Komik filmler ya da stand up showlar kahkaha atmanızı ve kendinizi iyi hissetmenizi sağlatabilir.

Özellikle baş ağrılarında düzenli egzersizin önemi büyüktür. Bununla ilgili çok sayıda çalışma yapılmıştır. Tabii egzersizden kastımız ani ve yoğun yapılan egzersizler değildir çünkü bunlar ağrıları daha fazla arttırabilir. Hafif idmanlar, yürüyüşler, egzersizler ağrıları ortadan kaldırabilir. Egzersiz yaparken de endorfin salınımı oluyor bu da kendimizi iyi hissetmemizi sağlatıyor.

Sürekli sigara içmek, gün içerisinde fazla sayıda kahve, çay tüketmek, her akşam alkol tüketmek stresinizi o an hafifletiyor gibi gözükse de aslında arttıran faktörlerdir dolayısıyla bunları çok fazla tüketmekten uzak duralım.

Yazının devamı...

Çocuklarda "cinsiyet hoşnutsuzluğu" nedir?

Çocuklarda "cinsiyet hoşnutsuzluğu" nedir?

Milliyet PembeNar.Com olarak Uzman Psikolog Ayben Ertem ile çocuklarda cinsiyet hoşnutsuzluğu üzerine konuştu.

Detaylar özel röportajda...

Çocuklarda "cinsiyet hoşnutsuzluğu" nedir?

“Cinsiyet Hoşnutsuzluğu” nedir?

Cinsiyet hoşnutsuzluğu psikiyatri el kitabı olan DSM-5’de,DSM-4’den farklı olarak getirilen bir tanımdır. Daha önce hem çocuklar hem de ergenler ve yetişkinler için bu “cinsiyet kimlik bozukluğu” olarak tanımlanırken artık “cinsiyet hoşnutsuzluğu “olarak tanımlanmıştır. Yani bu artık bir bozukluk olarak tanımlanmıyor, bu durumun yarattığı klinik olarak anlamlı bir hoşnutsuzluktan bahsedilmektedir.

Belirtileri nelerdir?

Bu teşhisi koyabilmek için kişinin kendi gösterdiği / deneyimlediği cinsiyet ile başkalarının o kişiye atfettiği cinsiyet arasında belirgin fark olması ve bunun en azından 6 ay sürmesi gerekir. Çocuklarda bir başka cinsiyete sahip olma isteğini sözel olarak da ifade etmeleridir. Bu durum sosyal ve diğer alanlarda anlamlı derecede sıkıntı yaratabilir, strese sokar, anksiyetelerini arttırır hatta depresyona girebilirler.

Çocuk doğduğu cinsiyette olmadığını kaç yaşında fark edebilir?

Çocuklar 3 yaşından sonra kendi cinsiyetleriyle karşı cinsiyettekilerin farklı olduğunu anlamaya başlarlar. Erkek çocukları sadece kendi cinsiyetlerinde penis olduğunu kızlar da kendilerinde penis olmadığını anlamaya başlarlar. Hatta bazı kız çocukları kendilerinde penis olmadığını fark edince ağlamaya bile başlarlar. Onlara kız erkek farklılıklarını basit bir dilde anlatmak gerekir.

Cinsiyet hoşnutsuzluğunun tedavisi bu durumun yarattığı hoşnutsuzluğu gidermek ve kişilerin kendi tercih ettikleri cinsiyeti yaşamalarına yardım etmek adına olsa da bu durum ergenlik öncesi çocuklar için, ergenlik ile 18 yaş arası ve yetişkinler için farklıdır ve farklı da olmalıdır.

Ebeveynin çocuğa yaklaşımı nasıl olmalıdır?

Ergenlik öncesi çocuklarda böyle bir durum fark edildiğinde çocuk uzmanlarına (çocuk psikoloğu,çocuk psikiyatristi ve hatta çocuk endokrinolojisi) yönlendirilmelidir. Bu çocuklar çok detaylı değerlendirmeden geçtikten sonra nasıl bir desteğe ihtiyacı olduklarına karar verilmelidir.

Değerlendirmenin sonuçlarına göre çocuklar için genel olarak önerilecek yaklaşımlar aile terapisi desteği, çocuk için Oyun terapisi/danışmanlık, aile desteği veya aile danışmanlığı, cinsiyet gelişiminin takibi ve gerekirse hormon tedavisi gibi yaklaşımlar önceliklidir.

Bu durumun çocuğun ruhsal sağlığını bozduğu nasıl anlaşılır?

Stres, anksiyete ve depresyonu azaltmak için biofeedback’ten de faydalanabilirler. Bu yaş gruplarında ameliyat ya da medikal yaklaşımlar genellikle ikinci plandadır çoğu yaklaşım psikolojik ve endokrin doktorlarının desteğine dayanır ve bu bir ekip işidir.

Ameliyatın ikinci planda olmasının sebebi de bu çocukların büyük çoğunluğunun ergenliğe girdiği anda cinsiyet hoşnutsuzluğunu artık yaşamıyor olmasıdır. Psikolojik destek, çocukların ve ailelerin bu durumu konuşmak ve bu hoşnutsuzlukla nasıl başa çıkılabileceğini daha dramatik sonuçlar için acele etmeden evvel önemlidir.

Özellikle ailenin bu süreçteki desteği, çocuğun kendini ve cinsiyetini keşfettiği ve hoşnutsuz olduğu dönemde çok önemlidir. Anne babanın çocuğa cinsiyet farklılıklarını anlatmasında yarar vardır.

Uzman Psikolog Ayben Ertem

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.