MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Çift Terapisi Hangi Durumlarda Gereklidir?

Çiftler, ilişki terapisi veya evlilik terapisi olarak adlandırılan psikoterapilere sıklıkla kronikleşmiş bazı ilişki sorunlarıyla başa çıkabilmek ya da ani gelişen yaşamsal ve ilişkisel krizlerin üstesinden gelmek amacıyla başvuruda bulunurlar.

Bu terapiler, çiftlerin ilişkisel sorunlarına daha geniş bir çerçevede bakabilmeleri, birbirlerini daha iyi anlayabilmeleri ve ilişkilerinden aldıkları tatmini arttırabilmeleri gibi amaçlarla gerçekleştirilen terapilerdir. İlişkide uzun süredir devam eden ve bir türlü çözüme kavuşturulamayan sorunların ele alındığı bu terapilerde, tarafların duygularını, düşüncelerini, talep, ihtiyaç ve beklentilerini yeterince ifade edebilmesi, birbirlerini karşılıklı olarak olabildiğince doğru ve eksiksiz anlaması, uzlaşı sağlanmasına gereksinim duyulan konuların saptanması, çözüme yönelik yeni bakış açılarının ve işlevsel iletişim yaklaşımlarının kazanılması hedeflenir. Kimi durumlarda çiftler sağlıklı bir boşanma süreci yaşayabilmek adına da çift terapisinden faydalanırlar.

Çift terapisindeki temel amaç, tarafların birbirlerini daha iyi anladıkları, tatmin sağlayan, destekleyici bir güven ortamı yaratmaktır. Bu nedenle birinci öncelik, tarafların ilişkiye bakış açısını anlamak, hedefleri tespit etmek ve ilişki ile ilgili bilgileri netleştirmektir.

İkinci aşama, davranışların ve duyguların analiz edilmesi sürecidir. Hangi davranışın hangi duyguya neden olduğunu iki yönlü şekilde anlamak ve tanımlamak sorunların arka planını görmek açısından oldukça yararlı bir aşamadır.

Üçüncü aşamada hedefler ikinci aşamada temeli atılan bazı konuların üzerine inşa olur. İfade edilemeyen birtakım duygusal ihtiyaçların duyulması ve giderilmesi adına işlevsel planlamalar yoluna gidilmesi de çalışma alanları arasındadır. Toplumumuzda sıkça karşılaşılan duyguları ifade edememe sorunu, tarafların birbirinden fiziksel ve duygusal olarak uzaklaşmasına kadar varabilen etkiler yaratabilmektedir. Bu nedenle bu aşamanın başarılı bir şekilde atlatılması çiftlerin ciddi bir yol katetmesine yardımcı olmaktadır.

Çift terapisinin dördüncü aşamasında, taraflar arasındaki iletişim sorunları üzerine daha ayrıntılı çalışılır. Daha aktif ve içtenlikle şekilde birbirini dinleyen çiftlerin iletişim sorunlarında büyük oranda azalma görüldüğü gözlenmiştir.

Beşinci ve son aşamada ise ilişkiyi güçlendiren hedefler ve amaçlar belirlenir. Bunların nasıl gerçekleştirilebileceği ile ilgili gerçekçi ve sürdürülebilir planlar yapılır. Ortak amaçlar çiftlerin arasındaki bağı güçlendirerek kendilerini daha güvende ve rahat hissetmelerinin ve bir ekip olma duygusunun önünü açar.

Her çift terapisi için bireysel ve ilişkisel farklılıklar ve psikoterapinin doğası gereği bu aşamalar farklı şekilde planlanacağı gibi her aşamanın da farklı süreleri ve gündemleri olacaktır. Bu nedenle yukarıda genel hatlarını belirttiğimiz aşamaların her biri birer oturum olarak düşünülmemelidir.

Yazının devamı...

7 Günde 7 Davranış Değişikliği İle Daha İyi Hissetmek

7 GÜNDE 7 DAVRANIŞI DEĞİŞTİREREK DAHA İYİ HİSSETMEYE BAŞLAMAK MÜMKÜN MÜ?

Bir an için durup nasıl bir hayat yaşadığınızı özetleyen bir fotoğrafa bakıyor olsaydınız, gördükleriniz karşısında duygularınız neler olurdu?

Hayatımız en basit haliyle, karşımıza çıkan fırsatlar ve güçlükler ile bu fırsat ya da güçlükleri nasıl algıladığımızın ve bunlara yönelik aldığımız kararların toplamıdır.

Biraz önce kendi hayatınıza dair baktığınız fotoğrafın sizde uyandırdığı duygular çoğunlukla pişmanlık ya da hayalkırıklığı gibiyse yaşamın size sunduğu kötü ya da iyi tüm durumlarla neler yaptığınızı bir de bu gözle değerlendirmekte yarar var. Tüm bunlar geçmişte yaşadıklarınıza ilişkin ne hissettiğinizi belirlediği gibi aynı şekilde son zamanlarda yapmakta olduklarınız da şimdi ne hissettiğinizi belirlemeye devam ediyor.

Kısacası gündelik yaşamımızdaki tüm stres faktörleri ve bunlarla baş etmek için neler yapmayı seçtiğimiz nasıl hissettiğimizi etkiliyor. Yaşam boyu karşılaştığımız güçlüklerin pek çoğu bizim kontrol alanımızın dışında kalan durumlar gibi görünse de aslında hayat karşısında o kadar da edilgen durumda değiliz. Nasıl hissettiğimize etkisi olan doğrudan bizimle ilgili çok sayıda faktör var. Yani biraz önce baktığımız fotoğraf karesinde gördüklerimiz, bizim kararlarımızdan tamamen bağımsız değil.

DAVRANIŞLARINI DEĞİŞTİR HAYATIN DEĞİŞSİN

Albert Einstein, aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemeyi delilik olarak nitelendirmiş. Başka bir sözünde ise "Hayatınızın değişmesini istiyorsanız kendinizi değiştirmelisiniz." diyor. Benzer şekilde, hayatın, konfor alanımızın bittiği yerde başladığını söyleyen Neale Donald Walsh da haksız sayılmaz. Öyleyse alıştığımız için rahat gelen, üşendiğimiz için bir türlü kalkamadığımız yerlerimizden şöyle bir doğrulup, gerçekten istediğimiz yaşam biçimine doğru yavaşça uzanabiliriz artık.

Bu yazıda davranışlarımızı değiştirerek duygularımızı, alışkanlıklarımızı değiştirerek hayatımızı nasıl değiştirebileceğimizi anlatacağım. Sadece 7 gün boyunca yaşamınızın 7 davranış alanında, aşağıdaki küçük değişiklikleri yaparak hayatınızda filizlenecek değişimi görmeniz mümkün.


7 DAVRANIŞ ALANI


BEN KUMBARASI

Sonuç olarak iyi ya da kötü yaptığımız herşey kendimize dönüyor. Bunu unutmamakta fayda var. Bu yazıyı danışanlarımla zaman zaman paylaştığım bir metafordan söz ederek sonlandırmak istiyorum. Bu metaforun adı ... Günlük hayatta her birimiz kimi zaman ne kadar çok iş hallettiğimizin farkına bile varmadan hatırı sayılır miktarda mesele ile uğraşıyoruz. Şimdi gözünüzün önünde kumbaralar olduğunu düşünün, çok sayıda kumbara... Bu kumbaraların içinden bir tanesini seçin, bu olsun, eviniz için yaptığınız herşey bu kumbaraya gidecek. Temizlik, yemek, ütü, tadilat işleri... Şimdi bir kumbara daha seçin, bu kumbara olsun (eşiniz ya da sevgilinizi temsil eden bir kumbara)... onun için yaptığınız herşey bu kumbaraya gidiyor, fedakarlıklar, o istiyor diye yaptığınız şeyler, o seviyor diye onun için pişirdiğiniz yemek, ona hediye almak için alışveriş merkezinde geçirdiğiniz zaman... Küçük ya da büyük demeden onun için gösterdiğiniz tüm emek bu kumbaraya koyuluyor. Bir kumbara daha seçin haydi, bu da -eğer varsa- ... Çocuklarınız için ne çok şey yapıyorsunuz değil mi... Bez değiştirmekten oyun oynamaya, veli toplantısına gitmekten yerli malı haftası için kek yapmaya... Çocuklarınız için yaptıklarınızın tamamı da bu kumbarada toplanacak. Bir kumbara daha seçin. Bu da olsun. İş hayatınızla ilgili herşey, toplantılar, projeler, sunumlar, eğitimler, sertifikalar, fazla mesailer... İş hayatınız için gün içinde, haftalar süresince ya da aylar boyunca verdiğiniz tüm emekler küçük ya da büyük demeden bu kumbarada birikiyor. İki kumbara daha seçin şimdi, biri olsun, diğeri ... Ne yapmanız gerektiğini, nelerin hangi kumbaraları doldurması gerektiğini biliyorsunuz... İşte bu şekilde her birimizin kendine ait aşağı yukarı 5 farklı kumbarası bulunuyor. Her gün bu kumbaralara bir şeyler atıyoruz. Bu kumbaralarda her gün bir şeyler biriktiriyoruz. Ancak bir tane daha kumbaramız var unuttuğumuz, göz ardı ettiğimiz... Bir türlü sıra ona gelmeyen bir kumbaramız daha var. Adı ... Her gün diğer kumbaralarınıza birer ikişer atarken bazı şeyleri, ben kumbaranıza da mutlaka birşeyler atın. Ben kumbaranızı gözünüzün göreceği bir yerde tutun, ihmal etmeyin. Kumbaralarınızı doldururken, her birine olabildiğince eşit sayıda şey atmaya özen gösterin. Çünkü denge, hayatın en önemli unsurlarından biri...

Yukarıda sıraladığım 7 davranış alanı listesinde yer alan davranışların her biri ben kumbaranıza atabileceğiniz temel bedensel ve psikolojik gereksinimleri içeriyor. 7 günde 7 davranış değişikliği planını uyguladıktan sonra kendinizdeki değişimi farketmeye başladıysanız doğru yoldayız demektir, eğer işe yarıyorsa devam edebilirsiniz. Fakat hiç bir değişiklik farketmediyseniz o halde önce neyin ters gitmiş olabileceğine bir bakmak faydalı olacaktır. Eğer oyunu kuralına göre oynamanıza rağmen değişen bir şey yoksa da eski davranışlarınıza hemen geri dönebilirsiniz. Kaybedecek bir şey yok ve denemesi bedava!

O halde başlayalım, 7 günde 7 davranışı değiştirerek daha iyi hissetmeye başlamak mümkün mü birlikte görelim, ne dersiniz?

Uzman Psikolog Melis Demircioğlu

Yazının devamı...

Doğum Sonrası Depresyonu Kimlerde Görülür?

Postpartum depresyon (PPD) ya da daha sık bilinen adıyla doğum sonrası depresyonu; doğum yapan kadınlarda gözlenen bir duygudurum bozukluğudur.

Yeni anne olan pek çok kadında hızlı ruhsal değişiklikler gözlenebilir. Bunda gebelik süreci ve doğum ile birlikte hormon dengesinde meydana gelen ani değişimlerin büyük payı var. Ancak postpartum depresyon, yani doğum sonrası depresyonu hafife alınmaması gereken bir sağlık sorunudur.

Doğum Sonrası Depresyonun Belirtileri Nedir?
Doğum sonrası depresyonunun belirtileri, majör depresyonda görülen belirtilerle pararleldir. Bu belirtileri, uyku ve iştah değişiklikleri, ilgi ve istek kaybı, halsizlik, cinsel istekte azalma, değersizlik hisleri ve depresif, kederli ruh hali olarak özetleyebiliriz. Bu belirtilere ani ağlama krizleri, duygusal değişiklikler, aileden ve çevreden uzaklaşma gibi belirtiler de eşlik edebilir ve kişi, kötü bir anne olduğu ya da hiçbir zaman yeterince iyi bir anne olamayacağı gibi kendisi ile ilgili abartılı olumsuz düşüncelere kapılabilir.

Yeni doğum yapan bir kadın, anne olma ile birlikte kendisini yaşamındaki sosyal değişimlerin de neden olduğu pek çok yeni duygu ve düşünce içinde bulabilir. Örneğin, kendini yetersiz hissedebilir, içine kapanabilir, umutsuzluk duyguları yaşayabilir ve hayatının bir daha asla önceki gibi olmayacağı düşüncesi ile kaygıya kapılabilir.

Yeni doğum yapan annelerde bu belirtilerle ilişkili olabilen birtakım farklı zorlanmalar da görülebilmekte. Örneğin, anneler bebekleri ile olan iletişimlerinde veya bebekleri ile bağ kurmakta güçlük çekebilmekteler. Pek çok anne, yargılanacağı düşüncesi ile herhangi biriyle paylaşmaktan kaçındığı; bebeğini sevip sevmediği, gerçekte anne olmak isteyip istemediği gibi ikilemler yaşayabilir. Bu ikilemler annelerin aynı zamanda suçluluk duyguları yaşamasına da neden olmaktadır.

Her Kadında Doğum Sonrası Depresyon Görülür Mü?
Kadınların yaklaşık %3 ila %6’sının gebelik esnasında veya doğumdan sonraki haftalar ve aylar içinde major depresyon dönemi geçireceği öngörülmektedir. Ancak gebelik ve doğum, her kadın için farklı bir süreçtir bu nedenle her kadında doğum sonrası depresyonu görülmeyeceği gibi doğum sonrası depresyonu yaşayan her kadında da belirtiler aynı biçimde ve yoğunlukta da görülmeyebilir.

Doğum Sonrası Depresyon Neden Kaynaklanır?
Hamilelik süresince dişi üreme hormonları olan östrojen ve progesteron hormonları normalde olduğundan on kat daha fazla salgılanır ve doğumdan hemen sonra bu hormonların vücuttaki salınımı ve miktarı hızla düşer, doğumu takip eden üç gün içinde ise eski seviyesine geriler. Vücuttaki bu hormonal değişikliklerin doğum sonrası depresyonu üzerine etkisi olduğu bilinmektedir. Buna ek olarak anne olmanın kültürel ve sosyal bazı yansımaları vardır. Annenin yaşantısında ve günlük rutinlerinde değişiklikler olacaktır, aynı zamanda özellikle ilk kez anne olan kadınlar için bu yeni bir rol ve kimlik kazanımı anlamına da gelmektedir. Kimi zaman yeni bir toplumsal kimlik edinmiş olmak, olumlu duygularla karşılanan bir şey olmaktan çok, eski kimliklerini yitirmek ve bunlara ilişkin bir kayıp ve yas hissetmek biçiminde de yaşanabilir. Tüm bu fizyolojik, psikolojik, sosyal faktörler doğum sonrası depresyonunun nedenleri arasında gösterilebilir.

Doğum Sonrası Depresyonu Kimlerde Görülür? Riski Arttıran Faktörler Nelerdir?
Doğum sonrası depresyon riskinin bazı durumlarda arttığı bilinmektedir. Eğer daha önce depresyon geçirdiyseniz ya da aile üyelerinizden birinde doğum sonrası depresyon görüldüyse, hamilelik ve çocuk sahibi olmakla ilgili kararsızlıklarınız varsa, evlilik içi çatışmalar sözkonusuysa, sosyal destek mekanizmalarınız yeterli değil ise (aileden ve sosyal çevreden uzak olmak gibi) doğum sonrası depresyon yaşama riskiniz artabilir. Hamileliği planlama evresinde ya da hamilelik süresince yapılacak duygu, düşünce ve davranış düzeyindeki birtakım hazırlıklar ise postpartum depresyon riskini azaltmada yardımcı olacaktır.


Uzman Psikolog Melis Demircioğlu

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.