MODA
GÜZELLİK
AİLE
SAĞLIK

Şarkıcı Olmasam Olmazdı!

Son günlerde "Saymadım kaç yıl oldu" şarkısı dilime dolanmış durumda. Bunda da çok yakın arkadaşım Şenay'ın beni Deniz Gençay ile tanıştırmasının payı büyük. Sevgili Deniz bir araya geldiğimiz de bu şarkısına klip çekmek için kolları çoktan sıvamıştı. Ben bu yazıyı hazırlarken klip çok güzel yorumlar alıyor. Zaten sevgili Deniz'in sesi insanı alıp götürüyor.

Sanata emek veren, sanat yapmak adına hayatını değiştiren, sanata kendini adayan insanlar benim için çok değerli. Sizleri de sanat adına bu dostlarımla tanıştırmayı istiyorum. Hayatıma kimse tesadüfen gelmiyor. Sevgili Deniz'den aylar öncesinden söz almıştım. Eğitimi için Almanya'da olması sebebiyle bir araya gelmemiz için uzun zaman geçti. Demek ki bu satırları paylaşmam için gereken zaman şu anmış.

Umarım sizde bir gün sevgili Deniz ile tanışırsınız. Öyle bir kadın ki gönüllü olarak sahne alıyor ve bir çok hayata dokunuyor. Bu yönüyle de Deniz'e hayranım. Denizcim; çok kişinin görmezden geldiği sosyal sorumluluk projelerine ışık olsun.

Size Deniz Gençay'ı anlatmaktan mutluluk duyarım.

Teşekkür ederim. İki şarkıdan da emeklerimin karşılıklarını, gelen olumlu yorumlarla çok güzel alıyoruz. Çok şükür her şey yolunda ve güzel ilerliyor. Hülya Hanımla kulvarımız farklı. Okumaya çalışmış. O okumayı bence müzik otoriteleri değerlendirsin.

Hiperaktif denilecek kadar hareketli, enerji dolu, değişiklikleri seven bir kadınım. Klip setinde de kıpır kıpırdım yine de bir şey beni rahatsız ediyordu. Yönetmenim Erkan Nas Bey'e dedim. o da dedi ciddi ciddi. Ben de gittim, meğer şaka yapmış. Ben de ciddiye almak gibi bir gafta bulundum. Önce kıyamet koptu, ama onun içi vicdanlıdır. Gönlünü alınca affetti, ertesi gün çekime devam ettik :)

Teşekkür ederim Yeşim'ciğim. Aslında "Mavi Boncuk" şarkısı çıkıncaya kadar böyle bir benzetme veya kıyas yoktu. Klip sonrasında mavi gözlü oluşum, bir de sarışınlığa geçiş yapışım insanları bu benzetmeye yöneltti. Gözler benziyor olsa da Emel Sayın çok naif, soprano ve hayran olduğum bir sanatçı. Ben ise alto ve çok dominant sert bir kadınım. En önemli benzerliğimiz bence ses kalitemizi ortaya koyuyor oluşumuz

19'umdan gün almışken Ankara'nın en önemli gazinosu Altınnal'ın kapısından içeriye girip cümlesini kurarak medeni bir cesaretle müzik hayatıma adımımı attım. Zira o gün Deniz ismindeki birisinin randevu listesinde oluşu, benim o gün patronla görüşmemi kolaylaştırmıştı.

Şarkıcı olmasam yine severek yaptığım modelistlik ve stilistliğe devam ederdim.

Genelde insanların şarkı sözlerine göre akıllarına ilk gelen düşünce "ya aşıksındır ya da aşk acısı çekiyorsundur" Ben şarkılarımı asla özel bir insan için söylemiyorum. Ne geçmişimde kalmış değersiz birini değerli kılar, ne de geleceğimdekini etkilemeye çalışırım. Son şarkım "Saymadım Kaç Yıl Oldu" ailem de sanat müziğine çok düşkün oldukları için daha ilkokula başladığımda bildiğim, söylediğim ve yıllardır sahnemde yer verdiğim bir şarkıdır. Şarkı seçimimi yaparken insanların sevebilecekleri şarkıları seçmeye çalışıyorum.

En büyük hayalim şarkıcı olmaktı. Üniversite için Alman Dili ve Edebiyatı'nı kazanmış olmama rağmen aileme "kazanamamışım" diyerek sınav sonuç belgesini yrtmıştım.

Ah İstanbul, bende ki bu sevgi olmasa, taşın toğrağın beş para etmez. Navigasyondan yardım istesem de, sendeki bu trafik hiç bitmez. Diye başlardım herhalde :)

Düzgün bir çizgide ilerlemek uğruna verdiğim emek, bir yerlere gelebilmek için yapılan fedakarlıkla aynı şey benim için. Kimisi kolay yolu seçer, kimisi benim gibi zoru seçip mücadele eder.

Çok anılarım oldu elbette, fakat beni en etkileyeni kariyerimde ilerleme yolunda değil de daha henüz yolun başındayken duayen müzisyenlerin beni sahneye yetiştirme süreçlerindeki anılardır. Unutamadığım şarkı ise hayatımda ilk defa sahneye çıkarken okuduğum "Meyhaneci Sarhoşum Bu gece"dir...

Elbette; parfüm... Çünkü ben gazino kültürü ile yetişen son jenerasyondanım. Daha ben sahneye gitmeden parfüm kokum gitmeli.

Tabii ki "sanatçı" titrini hak edenleri beğeniyorum. Zeki Müren, Ahmet Özhan, Gönül Akkor, Nesrin Sipahi, Mine Koşan, Kamuran Akkor ve Muazzez Ersoy...

Günümüzde sanat yapmaya çalıanlar değil, sanatı rezil edenler maalesef para kazanıyor ve gündem oluyorlar. Halk her şeyin farkında, bu kirlilik bir gün elbette yerini tertemiz bir sanata bırakacak.

"Zor" kelimesinin anlamını ben daha 9 yaşımda Almanya'dan köye halamlara gönderildiğimde öğrenmiştim. Frankfurt gibi bir metropolden bitin, pirenin içinde, ahırın üstünde yaşamak, hayvanlara çobanlık yapıp, küçücük ellerle kendir yolmaya çalışmak. Ve daha neler neler.

Ama zor neydi biliyor musun? Anne, babaya en çok ihtiyacı olduğu yaşta onlardan ayrı olup köyün çocuklarının "bu da analı babalı öksüz Alman'cı" diye dalga geçmeleriydi. Yani sonrasında sanat dünyasında yaşadığım zor olan hiç bir şey anne babadan ayrı olmak gibi zor gelmedi bana, her zaman dik durdum.

Müziğin evrensel olduğunu ve aslında dili olmadığını varsayarsak söylediğim şarkıları da dillerinden dolayı değil melodisi hoşuma gittiği için ezberleyip söylüyorum. Sahnedeyken yabancı bir misafire süpriz yapmak ve karşıdakinin gözlerindeki sevinci görmek inanılmaz keyif veriyor bana.

Eğitim şart :), zira sesim güzel olmasına rağmen sahnenin bir çok gerekliliklerini varsayarak 6 (altı) yıl Türk Müziği konservatuar eğitimi aldım. İlhamım da hep müzik oldu.

Yeşim Mutlu

http://www.instagram.com/yesimmutlu

Yazının devamı...

Fotoğraf mı, Sanat mı?

Günümüzde akıllı telefonu olan herkes fotoğraf çekiyor. Çeksin, hem de öyle güzel çeksin ki izleyelim bizde uyandırdığı güzel duygularla merak edip o yerlerin, güzelliklerin içine girelim.

Belki biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz instagram da kişisel hesabım olan @yesimmutlu dışında sadece fotoğraflarımı paylaştığım @yesimmutlu71 hesabım var. 2015 yılında açtığım ve sadece fotoğraflarımın olduğu bu hesapta sıklıkla akıllı telefonum ile çektiğim fotoğraflar yer alıyor. Fotoğraf üretmek, fotoğrafın içinde olmak ve hayatı keyifle paylaşmayı seviyorum. 2005 yılından bu yana hayatım fotoğraf ve dijital dünya ile iç içe. Geriye dönüp baktığımda karma ve kişisel sergiler, fotoğraf projeleri, fotoğraf eğitimleri ve sayısız fotoğraf yazılarımla gurur duyuyorum. 2014 yılında geride bıraktığım doğum fotoğraçılığımı ise çok özlüyorum. Ama hayat siz plan yaparken başınıza gelenler :)

Eskiden fotoğraf konuşma ı fotoğrafçı olmak bir tık daha keyifliydi. Şimdi beğeni ve etkileşimi hak etmeyen fotoğraflara , hak etmeyen fotoğraf işlerine rastlıyorum. Ama popüler dünya bunu istiyor. Ne kadar çok beğeni o kadar güzel ! Mesela bana bazı kişiler kızıyor. Zaten instagram algoritması her hafta değişiyor. Paylaşım akışında rad-stladığım iyi fotoğraflara beğeni bırakıyor olsam da hatır için beğenmediğm fotoğrafları tıkllamıyorum. Açıkçası sadece karşımda ki kırılmasın diye hiç anlam ifade etmeyen fotoğraflara tıklamak içimden gelmiyor.

İyi fotoğraf sizde derin duygular bırakır. @yesimmutlu71 hesabımda takip ettiğim kişiler arasında ilham veren sanatçıları görebilirsiniz. Bana ilham veren kişiler arasında Web sitemin arkasında ki isim çözüm ortağım grafik tasarımcı Murat Arık'da yer alıyor. son zamanlarda birbirinden yaratıcı fotoğraflarla herkesin ilgisini çekmeye başladı. Açıkçası tasarım ve grafik yolculuğunun fotoğrafçılığa evrilmesi benim de hoşuma gidiyor. Kendisini geliştiren ve değiştiren ve kendinin en iyisi olmaya çalışan kişilere saygım sonsuz. Eskiden manipüle edilmiş fotoğrafları sevmesem de Murat'a bir fotoğrafımı farklı bir hale çevirmesini rica ettim :) (şu linkten izleyebilirsiniz https://www.instagram.com/p/BwB-XkDg5qo/) Yaratıcı fikirlerle fotoğrafa fark katmak ne güzel :)

Murat'ın eseri fotoğraf mı sanat mı siz karar verin. Fotoğraf mı, sanat mı? sorusu bana hep yıllardır var olan tartışmaları aklıma getirir. Üstat Ara Güler (saygıyla rahmetle anıyorum) "Fotoğraf bir kere sanat filan değildir." der. Bana göre duygu ve yaratıcılık içeren her eser sanattır.

2020 için sosyal sorumluluk projeleri ağırlıklı hayata geçirmek için sabırsızlanıyorum. Fotoğraf üretmekten fotoğraf konuşmaktan, yazmaktan asla vazgeçmem.

Işığınız bol olsun.

Yeşim Mutlu

Yazının devamı...

Oyunculuk Bizim Ruhumuzda Var!

Yaşadığım yılların ağırlığı olsa gerek artık kötü insanları hayatımda istemiyorum. Hem yaşın verdiği olgunluk; hem de "yeni hikayelere hayatımda ne kadar az versem" yeridir bakış açısıyla arkadaş çevremi gittikçe sadeleştiriyorum. Kalabalıklar içinde daha az ve öz insan ile beraber olmak ve onların hikayelerini paylaşmak tercihim. 2019'a girerken dileğim "iyi insanlara iyi insanlar gelsin"di. Ne kadar içten dilediysem bu yıl gerçekten muazzam insanlar geliyor hayatıma.

Sevgili Erdem Topuz ve Işık Tolgay ile sıcak bir haziran gününde Etiler'de buluştuk. Sanırım buluşma öncesi ne onlar ne de ben bu söyleşinin bizde farklı tatlar bırakacağını düşünmemiştir.

Doğal olarak tanışma, birbirimizi anlama ve hayatı gözden geçirme sürecimizde tatlı tatlı konuşuyorduk. 82 milyon nüfusun içinde söyleşi için bir araya gelen üç kişinin ortak arkadaşının benim kuzenim onların en yakın dostu çıkma ihtimali nasıl olurdu? Ama olmuştu, bir anda kendimizi çok yakın bir dostluğun içinde bulduk. Buradan kuzenim Gazi Tuğrul Ertuğrul'a da ayrıca selam olsun. Ben İstanbul'da o Çanakkale'de yaşadığı için nadir zamanlarda bir araya geliyoruz doğal olarak. Kimse kimsenin dostlarını incelemediği gibi zaman zaten başka konulara takılıp kalıyor. Hayat öyle güzel ki; hayatınızda olması gereken kişileri size en doğru zamanda getiriyor.

Sevgili Erdem ve Sevgili Işık ile yollarımız çok başka yönlerden de kesişince kendimi aile yakını olarak hissettim. Bu rahatlık ve güzen ortamı söyleşimizin akışını daha da eğlenceli hale getirdi. Umarım okurken sizde hissedersiniz.

Sanata hayatını adamış, çok erken yaştan bu yana tiyatro aşkıyla muazzam başarılara imza atmış Erdem ve Işık ile tanıştırayım sizi :)

Sevgili Erdem Topuz, Sevgili Işık Tolgay; sizin hiç mi işiniz yok üniversiteden bu yana kafayı tiyatroya taktınız :) neden tiyatrocu oldunuz?

Erdem Topuz: Ne sevimli bir soru bu...Öncelikle onu söyleyelim. Ama küçük bir düzeltme yapalım. Bizim tiyatroya kafayı takmışlığımız üniversite yıllarına değil ortaokul ve lise yıllarına dayanır. Üniversite yıllarımız bizim biriikte tiyatro yapışımızın ikinci durağıdır.

Ata Koleji yıllarımızda çok değerli Amerikalı Drama ve Edebiyat hocamın rahmetli Billy C.Talbert'ın sahneye koyduğu Broadway müzikalleriyle başladı her şey. Ben ortaokul yıllarında Kral ve Ben ( The King and I ), Neşeli Günler ( The Sound of Music) de oynamıştım. Ben ortaokul son sınıftayken Işık lise birinci sınıftaydı ve birlikte Batı Yakasının Hikayesi'nde ( West Side Story) oynadık. Daha sonra ben F.M.V. Işık Lisesine geçtim.

Işık Tolgay: Aslen çocukluğumda ve ilkokulda başlayan tiyato aşkım lisede Batı Yakasının Hikayesi ve sonra My Fair Lady ( Benim Güzel Leydim), South Pasific ( Güney Pasifik) müzikallerinde başrol oynayarak devam etti. Daha sonra Grease müzikalinde yine Erdem'le birlikte misafir oyuncu olarak yer aldık. Daha sonra üniversitede yollarımız tekrar kesişti ve yoğun tiyatro günleri oyunculuk, yönetmenlik, eğitmenlik, turneler şeklinde dolu dolu 5 yıl geçirdik.

Erdem Topuz: Ve sonra yine bir ayrılık devresi. Benim Stüdyo Oyuncuları ve Atölye Tiyatrosu yıllarım... Sonra "vakit tamamdır " deyip tekrar bir araya gelmemiz ve kendi tiyatromuz Dionysos'u kuruşumuz... İlk oyunumuz Oblomov'un ödülü... Salaklar Sofrası ve bugüne gelişimiz... Yani mazimiz çok eskidir bizim.

Işık Tolgay: Oyunculuk bizim ruhumuzda vardı. Ne mutlu ki hem dostluğu hem de sanat tutkumuzu birlikte yaşıyoruz yıllardır.

Dostluğunuz çok eskiye dayanıyor. Uzun yıllardır berabersiniz. Bu dostluğunuzu 2018 yılında Dionysos Tiyatro'yu kurarak taçlandırdınız. Peki iş ve arkadaşlık sınırını nasıl ayırıyorsunuz?

Erdem Topuz: İş ve arkadaşlık sınırını ayırmak gibi bir gereklilik duygusu taşımıyoruz. Çünkü her ikimizde çok eğlenceli iki adam olmakla birlikte çalışma anlarında da aynı oranda ciddiyizdir. Çok sıkılınca mola verir, güler gerekirse ağlar, sonra kaldığımız yerden devam ederiz. Tabi ciddiyetimiz asık suratlı bir ciddiyet de değildir. Kısaca ne zaman ne yapılması gerektiğini biliriz bu sebeple çelişki yaşamıyoruz.

Işık Tolgay: Sonuçta yaptığımız her işi bir öncekinden daha iyi yapmak gibi bir düsturumuz var. Hedeflerimize ulaşmak için ikimizin de yapısına uygun iş bölümü doğal olarak gerçekleşti. Bu doğrultuda Erdem Dionysos Tiyatronun Genel Sanat yönetmenliğini, ben de Genel Koordinatörlüğünü üstlendik.

"Sanat sanat içindir, sanat toplum içindir" mi? Siz hangi taraftasınız?

Erdem Topuz: Ben kişisel olarak sanatın toplumdan ileride olması ve toplumu ileriye götürmesi gerekliliğine inanırım. Sanırım Işık'ta bana bu konuda katılacaktır.

Işık Tolgay: Elbette... Sanat toplum algısı ve kültürüne göre evrensel çıtasını ve standartlarını değiştirmemelidir. Toplu kendini oraya yakıştırmalıdır.

Erdem Topuz: Sürekli alttan eşitlikçi bir vasatlığın içine gömülürseniz topluma da sanata da iyilik değil kötülük yapmış olursunuz. Evrensel eserleri elbette yeniden yorumlayabilir ve geleneksel tiyatro değerleriylr kaliteli bir entegrasyonla özenle sunabilirsiniz. Ancak bu konuda çok detaycı ve rafine çalışmanız gerekir kesinlikle.

Işık Tolgay: Toplum bunu anlamaz bunu anlar diye topluma dına karar vermek aslında yanlış bir kabul ve kolaycılıktır. Hele bu temelde sanatsal yetersizliklere kılıf uydurma haline bürünürse çok tatsız ve tehlikeli olur.

Erdem Topuz: Elbette her toplum kültür toplumu değildir. Her toplumun edebi, kitabı, sanatsal evrensel birikimi de aynı değildir. Ama şartlar ne olursa olsun hangi tarz tiyatro yapılırsa yapılsın kaliteli yapılmalıdır ki sanat dönüştürücü asal görevini yerine getirebilsin.

Hali hazırda Cine5 Magazin'de "Işık ile Erdem'in Kulisi" programına imza atıyorsunuz. Çekimlere göz attığımda konuklar ve sizin çok eğlendiğinizi görüyorum. Tiyatro mu televizyon mu desem bana kafa atar mısınız?

Erdem Topuz: Sevimli soru üslubunuz için çok teşekkürler...Kafa atmayız :) "Işık ile Erdem'in Kulisi" bizim ilk hostluk tecrübesi yaşadığımız talk show programımız. Çok keyif alarak program yaptığımızı söylemem gerek...

Işık Tolgay: Burada araya girmem lazım. İyi ki Erdem var. Benim gibi az konuşan bir insanın talk show'da ne işi var normalde ama ekranı iyi doldurduğumu söylediler.(gülüşmeler) Cine5 TV ekranında her cumartesi saat 22:00'de birbirinden değerli konuklarımızı keyifli bir sohbet eşliğinde büyük bir zevkle ağırlıyoruz.

Erdem Topuz: Ülkemizde talkshow yapısının yıllardır amacının çok dışına çıktığını yakinen gözlemlemiş iki talkshow sever tiyatrocu olarak gerçek bir talkshow yapma fikriyle yola çıktık. Her programın sonunda "Aaa süre bitti mi nasıl olur?!... Daha neler anlatacaktım. Ne güzel konuşuyorduk işte cümlelerini duymak bizim amacımıza ulaştığımızın en güzel göstergeleri... Bir de konuklarımızın özgeçmişlerini çok özenle çalışıyor ve hazırlanıyoruz bu da onları çok mutlu ediyor... Sorunuza gelince elbette tiyatro ama televizyonu da seviyoruz :)

Işık Tolgay: Her ikisi de desem çok mu politik bir cevap olur ? :)

Sevgili Erdem; Anton Çehov ödüllü bir oyuncu, Dioynsos Tiyatro'nun genel sanat yönetmenliğinin yanı sıra rock müzik şarkıcılığı ve söz yazarlığı yapıyorsun. Tiyatro kadar bu alanlarda da aktif misin? Yoksa onlar kenarda dursun mu diyorsun?

Erdem Topuz: Evet müzikte de aynen tiyatroda olduğum gibi kararlı ve aktifim. Sanıyorum sanatçıları sürekli tek bir sanat koluna hapsetme algısı en fazla ülkemizde var bu bana biraz vizyonsuzca geliyor. Bu algıyla dünyada sanatın başını çeken ülke sanatçılarının gerisinde kalıyoruz. Temel sorun çok çalışmayı sevmiyor oluşumuz bence. Hatta tek bir sanat kolunda bile yeterince çalışmıyoruz. Ben Rock grubum Boşluk'ta 2000 yılından beri müzik yapıyorum. Tamamen kendi şarkılarımızdan oluşan 3 albümümüz ve 20 yıllık bir sahne ve grup müziği geçmişimiz var. Bu sebeple hem tiyatro hem müzik iki sanat dalı da hayatımda hep var olmaya devam edecek.

Sevgili Işık, sen uzun yıllar iş insanı olarak yaşarken kendini bir anda tiyatronun içinde buldun. Dionysos Tiyatro'nun projelerini dinlerken çok heyecanlandım. Bir yanın iş, bir yanın tiyatro halinde mi? Yoksa ikisini de bir arada harmanladın ben böyle iyiyim mi diyorsun?

Işık Tolgay: Üniversiteden sonra yoğun bir iş hayatına atıldım ancak sanatın da sürekli içinde yer almaya devam ettim. Şu anda da bir yandan oyunculuk, tiyatro koordinatörlüğü ve iş hayatım devam etmekte. Tiyatromuzu kurduğumuzda bunun da bir iş olduğunu ve ciddiyetle yönetilmesi gerektiğini anladım. Sahnede izlediğiniz her eser teknik altyapısı, dekoru, kostümü, oyuncu ekibi, sahne kirası, nakliyesi ile belirli bir maliyeti olan organizasyon gerektiren işler. Ödenekli bir tiyatro olmadığımız için maliyet ve gelir analizlerinin iyi yapılmazı gerekiyor. İtiraf edeyim ki bazen bir oyuncu olarak sahneye çıktığımda bir an için iş insanı kimliğim ön plana çıkıp seyirci sayısını kontrol ettiğim oluyor. (gülüşmeler) İş insanı kimliğini bir yana bırakıp sadece sanat aşkıyla tiyatro yaparsanız çok uzun soluklu olamayacağınızı düşünüyorum. Kısaca ikisi bir arada iyiyim :)

Francis Veber'in "Salaklar Sofrası" isimli komedisi yaz turnesine çıkıyor. Millet güneş, parmak arası terlik, deniz modundayken sizi güneş mi çarptı ki tiyatro aşkına yollardasınız?

Erdem Topuz: Cesar Ödüllü müthiş Fransız Vodvil klasiği "Salaklar Sofrası" Dionysos Tiyatrı yorumuyla turnede; 4 Temmuz 2019 Perşembe saat 21:15'de İzmir Bostanlı Suat Taşer Açıkhava Tiyatrosu, 5 Temmuz 2019 Cuma 21:15 İzmir Bornova Ayfer Feray Açıkhava Tiyatrosu'nda seyircilerimizle buluşacağız.

Işık Tolgay: Yazın ülkemizde insanları kapalı salonlara davet etmenin neredeyse imkansız olduğunu bildiğimizden açık hava sahnelerini tercih ettik.

Erdem Topuz: Yaz turnesi yapıyorsanız elbette bazı insanlar denizde, kumda olacak ama bazıları da şehirlerde olacaktır ya da umuyoruz deniz keyfi üzerine bir de tiyatro keyfi yapalım derler ve bizi yalnız bırakmazlar. Ülkemizde tiyatro yaz olsun kış olsun hiç bir zaman kolay olmamıştır.

Işık Tolgay: Şu günlerde daha da zor farkındayız. Ama sahnede oyunlarımızla varolmak ve varoluşu değerli seyircilerimizle paylaşmak bizim yaşam enerjimizi oluşturan en önemli unsurlar. Kısaca yazın da yola devam dedik...

" Bir Delinin Hatıra Defteri, Oblomov ve Salaklar Sofrası" oyunlarının yanı sıra Dionysos Tiyatro'nun yakın gelecekteki planlarından bahsettiniz. Ülkemiz ve gençler adına çok sevindim, biraz bu projelerden bahsedebilir misiniz?

Erdem Topuz: Tiyatro oyunlarımızı seçerken genellikle ülkemizde oynanmamış, yıllar önce oynanmış ya da hep hayalini kurduğumuz eserlerle var olmayı düşünüyoruz hep. Bu arada hiç oyunlaştırılmamış edebi metinlerde çok ilgimizi çekmekte. OBLOMOV örneğinde olduğu gibi. Kadromuzda tecrübeli oyuncularun yanısıra değerli genç oyuncu kardeşlerimizi de yer vermeye çalışıyor ve Dionysos Tiyatro ailesine büyük bir güvenle katıyoruz. Onlar bizi hiç yanıltmıyorlar. Bu cesur duruş tiyatromuzun en ayırt edici özelliği bizce. Yeni sezonda da Dünya Edebiyatı'nın en büyük baş yapıtlarından John Steinbeck'in "Fareler ve İnsanlar" oyunu ile seyircilerimizle buluşacağız. Ayrıca minik tiyatroseverlerimizi de unutmadık. Çocuk oyunlarımız olacak.

Sevgili Erdem Topuz, Sevgili Işık Tolgay ülkemizde sanat insanı olmak zor. Hele ki günümüzde dijitalleşmeyle birlikte dünya kendi "ünlü oyuncularını yaratıyor. Siz ödüllerinizle sanat hayatınızı taçlandırmışken sokaktaki insan, fenomenlere daha çok ilgi gösteriyor. Bu zor değil mi?

Erdem Topuz: Bizim en önemli meselemiz kaliteli eserleri layıkıyla, hakkıyla seyircilerimize sunmanın mutluluğunu yaşamaktır. Oyunlarımızı dolu salonlara oynamaktır. Biz eğer bir oyun veya fimle ilgili muysuzsak ve kendimizi beğenmemişsek sokaktaki insanın reaksiyonu ne kadar büyük olursa olsun bizi çok da tatmin etmiyor açıkçası.

Fenomen çok ciddi bir kelimedir. Fenomen olmak kolay değildir. Yunanca'da oyunculara "fenomeno" denir. Bu şartlar altında dijital dünya fenomeni veya benzeri şeylerle kendimizi mukayese etmeyiz.

O felsefede olsaydık Oblomov, Bir Delinin Hatıra Defteri oynuyor olmazdık zaten.

Işık Tolgay: Buradan da dijital dünyanın gerekliliklerini pas geçtiğimiz gibi bir sonuç çıkmasın tabi. Sosyal medya ve iletişimlerimizde çağın gerekliliklerini net ve efektif bir biçimde yerine getiririz. Asla demode değiliz bu anlamda.

Günümüzde dijital dönüşüm kaçınılmaz. Ya da şöyle sorayım siz dijital dünyanın ne kadar içindesiniz? Yakın gelecekte interaktif bir oyun düşünüyor musunuz?

Erdem Topuz: Dijital dünyanın gerekliliklerini ihmal etmeden yerine getiririz. Ama reel olanla dijital olanı takas edemeyiz. Araç amaç haline gelmez bizim bakış açımızda. Emek vermeden hiçbir şey olunamayacağını çok iyi bilir, olmadan olmuş gibi görünenlerle de çok ilgilenmeyiz açıkçası. Zaman her şey in cevabını en güzel ve en doğru şekilde verir.

Işık Tolgay: Dijital dünya iyi taraflarıyla kötü taraflarıyla hayatımızın bir gerçeği. Bu gerçeğin sanatla buluşması kadar doğal birşey olamaz. Yakında farklı deneme projeleri yapmayı düşünüyoruz elbette.

Sevgili Erdem, sevgili Işık çok teşekkür ederim. Güzel anılarda yeniden buluşmak dileğimle...

Yeşim Mutlu

http://www.instagram.com/yesimmutlu

Yazının devamı...

Sosyal Medya ve İlişkiler

Sosyal medya her ne kadar ilişkilerimizi bozuyor desek de aslında sosyal medyanın ilişkilerimizi düzenleme işlevi de bulunur. Mesela sosyal medyada bize daha rahat olmamızı öneren bir video sayesinde biz de kendimizi rahatlatabiliriz. Geçtiğimiz yıl Türkiye'de en sevilen uygulamalar arasında benzer bir uygulamanın yer alması bu duruma güzel bir örnek. Tabi ki ben size sosyal medyanın zararlı yanları olduğunu söylemiyorum, fakat şu an her şeye zarar - yarar prensibi açısından bakmanın da pek elverişli olmadığını düşünüyorum. Hayatta nasıl her şey siyah ya da beyaz değil ve gri alanlar hayatta var ise, sosyalmedyada da, bir çok alan grilerden oluşuyor.

Tabi ki bütün gününü hiç bir şey yapmadan elinde tabet ile başkalarının hayatını gözleyerek, onları eleştirerek ve onlara kaba davranarak geçiren birinin sosyal medyayı yapıcı yönüyle kullandığını söyleyemeyiz. Ama büyük olasılıkla bireylerin sosyal medya kullanmalarını sosyal medya dışındaki faktörlerde etkiler. Bir kişinin hayata bakış açısı tabi ki hayatını etkilediği gibi sosyal medyaya bakış açısını da etkileyecektir.

Sosyal medya, hayatlarımızı daha keyifli olmasına yardımcı olabilecekken, aynı zamanda hayatlarımızdan keyif almamıza da yardım edebilir. Daha önceki örnekte sosyal medyanın yıkıcı etkisinden bahsettik fakat sosyal medyanın yapıcı etkisini de bir çok sosyal sorumluluk projesinde ve iyi niyet çalışmalarında görebiliriz. Dediğim gibi bir çok şey siyah ve beyaz grilerde bulunuyor, sosyal medya da hayat gibi grilerde ve hayatımız gibi sosyal medya da grilerden keyif alıyor.

Benim size önerim sosyal medyayı yapıcı olarak kullanmak. İnsanları eleştirmek, rahatsız etmek, yıkmak üzere kullanmak değil. Bence sosyal medyanın hayatımızdaki ilişkilerini incelemek istiyorsak öncelikle bahsettiğim sosyal medyanın kullanım tiplerinden bahsetmeliyiz. Daha sonra bence sosyal medya bu paralel ilişkilerimizi yıkabilir de, bizi birleştirebilr de. Bu gücü nasıl kullanacağınız size kalmış. Aslında hayatta her şey öyle değil mi? Her zaman yıkabilirken yapmak ve onarmak ne büyük erdem. Bu yüzden bir masadayken hep telefonunuza baktığınızda bir daha düşünün, etrafınızda bol kişiler varken sosyal medyadan ne kadar keyif alıyorsunuz yoksa ilişkilerinizi boşverip telefonunuza mı kaçıyorsunuz?

Bence şimdi hemen bugün hatta şu anda bu soruları kendinize sormaya başlayın, çünkü hayat dediğimiz bugündür ve yarını yoktur. Şimdiden başlarsak değişimi ve gelişimi sağlayabiliriz.

İyi ilişkiler içerisinde olmanız dileğimle,

Yeşim Mutlu

http://www.instagram.com/yesimmutlu

Yazının devamı...

"Başka Bir Yer" Mümkün mü?

Yıllar öncesinden bir anı. İlkokul okuma bayramındayım. O gün için hepimize özel kıyafetler dikilmiş. Ne aydınlık öğretmenler ki hangi çocuk ne olmak isterse o olmuş. Ben "beyaz kelebek" olmayı istemişim. Kelebek kanatlarımın kastiği, simli çoraplarım, beyaz eteğim ve beyaz bluzumla oradan oraya uçan bir kelebeğim. Okuma bayramında sahneye herkesin kızaran elmaları asılmış. Şiirler, koro, karma dans gösterisi derken sıra kişisel performanslarıma gelmiş. Sınıfta ilk okuyan ben olduğum için ilk bana sıra verilmiş. İsmim söylendiğinde bacaklarım titremiş ve iki adım öne çıkarak herkesi yarı belime kadar eğilerek selamlamıştım. Sonra; öğretmenim Nermin Aksak (yıllardır ismini saygıyla anarım) boynuma kzıarmış elma kolyemi takmış ve "Büyüyünce ne olacaksın" diye sormuştu. Ben de "terzi olacağım" demiştim. Dememle birlikte herkes gülmeye başlayınca ağlayarak sahneden kaçmıştım. Kendimi toplu iğne başı kadar hiç küçük hissetmiştim. Tören sonunda annem sahnede "neden terzi olmak istiyorsun?" diye sorduğunda cevabım yoktu. Benden sonra herkes "doktor olmak istiyorum, avukat olmak istiyorum, öğretmen olmak istiyorum"vb sonsuz meslek saymış bense kenarda sessizce kalmıştım.

Sanırım ilk hayal kırıklığım o sahnededir. Bir çocuğun hayalleri çok değerlidir. Terzi olmak nereden aklıma geldi bilmiyorum ama hayatımda iğne-iplik ilişkim düğme dikmekten öte gidemedim.

İlk hayal kırıklığına rağmen hayal kurmaktan ve hayallerimin peşinden gitmekten gitmekten hiç vazgeçmedim. Hayat bana ne getirdiyse kabul ederek yaşadım.

Hayal demişken size çocukluk hayallerini hayata geçiren ressam Halit Demirel'den bahsetmek istiyorum. Hayalkurucular için başka bir yerin mümkün olduğunu anlatan Halit Demirel'i tanımaktan çok mutluyum. Çok yaşa Halit...

Sevgili Halit Demirel; gerçekten "Başka Bir Yer" mümkün mü? Şaka bir yana yaşam hikayen nasıl başladı?

Kesinlikle mümkün. Eğer siz de hayal gücünün sınırsızlığına inanıyorsanız bambaşka bir yolculuk sizi de bekliyor demektir.

Benim resme başlamam çok erken yaşlarda oldu. Babamında resme olan ilgisi ve yeteneği benim için her zaman çok büyük bir avantajdı. Düşünsenize evde bir öğretmeniniz var, bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Resim disipliniyle geçen bir çocukluğun ardından gelecek planımın da rotası belliydi aslında.

Başarılı bir tasarımcı, sanat yönetmeni, kreatif direktör ve ressam olarak hayatını devam ediyorsun. en çok hangisinin toplamısın?

Aslında grafik tasarım ve resim fafarklı disiplinler olsa da, ortak paydada barındırdığı temel prensip çok benzer. İkisinin de mayasında "tasarlamak" var. Bu olgu benim için yeterince heyecan verici.

Grafik ve reklam iletişimi yaptığınızda "müşteri faktörü" devreye giriyor. Bu da zaman zaman istekler ve beklentiler sayesinde başka yönlere kayabiliyor maalesef.

Tabii ki kıyas yaptığınızda resim açık ara daha özel bir yerde benim için. Resim yaparken ise, sınırınız yok, "tek müşteri vicdanınız"

Eğer ürettiğiniz eser gerçek anlamda sizi tatmin etmişse olmuş demektir.

1994 yılından bu yana esrlerini sergiliyorsun. Seni bu zamana kadar en çok heyecanlandıran sergi hangisiydi?

Aslında işin özü bir sergi veya etkinlik içerisinde bazı eserler için bu hissi yaşıyorum. Bir de uluslararası etkinlikler beni biraz daha fazla heyecanlandırıyor diyebilirim. Farklı coğrafyalardan farklı sentezlerle karşılaşmanız daha olası çünkü.

En son katılımcı olduğum hem de seyirci olarak 4 gün boyunca içerisinde bulunduğum Comtemporary Istanbul 2018'de çok değerli sanatçıların eserlerii vardı. İşin bir güzel yanı da, ülkemizde de gayet yetenekli genç sanatçıların olması. Bu gerçekten umut verici.

Resimlerini yaparken kendini nerede buluyorsun? Bakış açın gerçek "Halit"i anlatan resimler mi yoksa deneysel bir resim mi ortaya çıkarayım oluyor?

Bir eserin üretim süreci gerçekten de çok bıçak sırtı bir yolculuk. Ortaya koyacağınız eserin belli kriterleri sağlıyor olması kaçınılmaz. O yüzden başlangıcından bitişine kadar her aşaması çok meşakatli ve aynı zamanda çok kıymetli. Deneysellik işin mutfağında aslında, günün sonunda nasıl yaptığınızdan ziyade, ne yaptığınız önemli.

Metal üzeri suluboya ve akrilik resimler yapıyorsun. Bir gece düşündün ve "böyle devam etmeliyim" mi dedin? Yoksa en baştan bu yana hayalinde bu tür resimler mi yapmak vardı?

Metal seride ürettiğm tüm eserler dış bükey "rölyefik". Bunu böyle tercih etmemin sebebi de yer kürede olduğu gibi hareket etmeye başladığınız andan itibaren mesafe aldıkça önünüzde beliren görüntü ilerleyen aşamada yerini başka bir görüntüye bırakır ve bir sonraki resmi, yol katettikçe görmeye başlarsınız.

Bu sayede, metal resimlerde enine oluşturulmuş katmanlara bir de dış bükey yüzeyin sağlamış olduğu derinlik eklennmiş oldu. Bu da benim kurguladığım "Başka Bir Yer" konseptiyle tam olarak örtüştü.

Resimlerini ilk gördüğümde serrginin adını dahil bilmeden "bu resimler başka bir dünyayı anlatıyor" demiştim. Ve serginin adı "Başka Bir Yer" Herkes kendine ait olanı mı görüyor yoksa görmemiz gerekenler için gizli özneler yerleştirdin mi?

Resimlerin "DNA"sını oluşturan dokular ve katmanlar aslında zihnin birer topoğrafyası. Resimlerin genel tavrı soyut olmakla birlikte tabii ki içerisinde seyircinin görmesini istediğim belli özneler var ama bundan sonrası tamamen seyircinin algıladığıve odaklandığı noktalardan "başka bir yere"e ulaşması.

Türkiye'de sanatçı olmak zor. Hele resim sanatı uzun vadeli bir yatırım gibi bakılıyor. Sen resimlerini yaparken bu kaygıyı taşıyor musun?

Benim en çok önemsediğim konu bu aslında. Yaptığım resimlerin tamamen arınmış olmaları çok önemli. İçerisinde ticari kaygıdan tutun da, beğenilme kaygısına kadar uzanan skalada taviz vermediğiniz kadar özgün olabilirsiniz ve ancak bu güdüyle orijinal işler üretebilirsiniz.

İlk yaptığın resmi satıp iki gün geçmeden geri aldığını anlattın. Sonuçta hepimiz hayatımızı sürdürürken ticari olarakta güçlü olmak istiyoruz. Hayatında satmam dediğin resimler var mı?

Sergide bir tane var mesela (süpriz olsun hangisi olduğu :) Bundan sonra da olabilir, bilemiyorum.

Ne mutlu ki "Başka Bir Yer" sergin 13 Ocak'ta Gama Gallery'de açılıyor. Aynı süreçte eserlerin 10 Ocak- 5 Şubat 2019 tarihleri arasında Londra'da "Confluence" adlı karma sergide eş zamanlı olarak sanatseverler ile buluşacak. Oldukça heyecanlı olmalısın. Yakın gelecekte başka sergi haberlerini alacak mıyız?

Gerçekten de çok heyecan verici bir eş zamanlama oldu. Evet, başka projeler de yolda. Şimdilik bir tanesi yurt içinde diğeri New York'ta bir fuara katılıyor olacağım.

Türk sanatının önemli isimlerinden dersler aldın ve şimdi karma sergilerde eserleriniz beraber sergileniyor. Neler hissediyorsun?

Evet gerçekten Türk sanatının çok değerli isimleriyle geçen bir eğitim hayatından sonra o kuşaktan sanatçılarla sanatsal bir oluşum içerisinde olmak gayet güzel bir duygu.

Hayalinde çizmek istediğin bir şey var mı?

Hep var aslında. İşin tılsımıda belki budur. Bitmeyen bir süreç, bitmeye yakın bir yenisi başlıyor.

Çocukluk hayali ressam olmak olup onu gerçekleştirenlerden misin?

Kesinlikle öyle. Bu yüzden de kendimi çok şanslı hissediyorum.

Sevgili Halit Demirel'e ufkumu açan, sanata sanat katan bu söyleşi için çok teşekkür ederim.

Yeşim Mutlu

https://www.instagram.com/yesimmutlu

Yazının devamı...

Saç Sihirbazı Olmak Kolay Değil!

Hangi gün okuduğumu hatırlayamıyorum. Geçtiğimiz günlerde twitter da yazıyordu. Hakikaten bir kadın için ne önemlidir saç. Ayrıca bir erkek nedeniyle kadın saçını kesmişse o erkeğe geçmiş olsun :)

Neredeyse hayatımın üçte biri kısa saç ile geçti. Uzun saçtan ziyede kısa saçı daha çok sevdim. Ne zaman ki hayatımda çok büyük bir değişim yaşadım ve saçımı uzatıp rengini değiştirdim. O zamanları düşünüyorum da nereden nereye...

Konu güzellik, makyaj, saç olunca kendimi işin en iyilerine teslim etmek isterim. Alışkanlıklarımı değiştirmem kolay olmaz. Zaman zaman uzun saçtan kısa saça dönmüş olsam da her zaman en iyi rengin ve kesimin peşindeyimdir.

Sevgili Sabit Akkkaya ile can dostum Özlem Süer aracılığıyla tanıştım. Özlemcimin tüm çekimlerinde, tüm özel defilelerinde, özel buluşmalarında Sabit Akkaya ve ekibi çözüm ortağı olarak yanındaydı. Zaman ile bende Sabit Bey'i yakından tanımaya başladım. Özlemcimden gelen referans benim için çok değerlidir.

Sabit Bey, her ne kadar bana ilk tanıştığımız günden bu yana saçım ile ilgili önerilerde bulunsa da evim çok uzak diye bana gitmek zor geliyordu. Göktürk'ten Bahçeşehir'e taşındıktan sonra - bu arada onu da bulmak kolay olmamıştı benim için- epey süründüm. Epey süre Göktürk'e eski kuaförüme gittim ama yol beni yordu ve yaşadığım yerde bir yer aramaya başladım. Sonunda bir yer bulup 5 sene kendilerine devam ettim. Ama geçtiğimiz yıl aralıkta bana göre haklı, onlara göre minik bir sebepten hizmet aldığım yeri bıraktım. O gün bugündür Sabit Akkaya ve ekibiyle beraberim.

Sabit Bey' defalarca röportaj yapmak istediğimi, kendi ağzından kendisini aktarmak istediğimi söyledim. Sabit Bey'den her zaman duyduğum söz "en büyük mutluluğum sizin buradan keyifle, mutlulukla ayrılmanız gerisi detay" oldu. Bu sebeple yazacaklarım benim bakış açımı yansıtıyor. Sabit Bey bu yazıyı yayımlanınca okuyacak. Umarım kendisine bu şekilde bir kez daha teşekkür edebilirim.

Sabit Bey kuaförlük mesleğine ilkokul yıllarında başlamış. Uzun yıllardan bu yana sektörün her alanında yer almış. Şimdi Swiss Otel, Raffles Otel,Fairmont Quasar, Conrad Otel'de yer alan şubeleriyle dünya güzellerinden, devlet başkanlarına ve eşlerine, dünyaca ünlü sanatçılara hizmet veriyor. Neredeyse her dilde konuştuklarına şahit oluyorum. Swiss Otel şubesinin koordinatörü Notre Dame De Sion mezunu. Müşterilerle iletişim kurarken çalışanlarda yabancı dil sorunu yok. Sizce bu işini sevmek ve harika bir kalple çalışmak değil de nedir?

Her gittiğimde yanımdaki koltukta ya Türkiye güzeli ya da uluslarası bir model ile saçımızı taranıyor buluyorum. Açıkçası ünlü olduğu kadar mütevazi ve samimi olan Sabit Bey her müşterisine aynı özen ile yaklaşıyor. Geçtiğimiz hafta ekibinden biri öyle bir söz söyledi ki yazmadan geçemedim. Ne manidardır bu söz. Herkese kısmet olur mu bilmiyorum.

Kendisinin ailesine düşkünlüğünü ve dostlarına verdiği değer de gözlemlediğim diğer bir yönü. Kardeşlerinden ailesinden bahsederken gözleri başka parlıyor Sabit Beyin. Ne mutlu ki çok güzel bir aileye sahip. Evlatlarına hayat ile ilgili çok güzel bir rol model. Müşterilerine ayırdığı zaman kadar bu temponun içinde 2019'da kendisine ve sağlığına daha çok zaman ayırmasını dilerim.

Siz kendisini sosyal medyada takip ediyorsanız sürekli gülümseyen ve enerjisini hissettiren kareleri görebilirsiniz. Gerçekten işini aşkla yapıyor tanımının örneği. Bir kez olsun yoruldum, bugün bana uymuyor cevabını almadım kendisinden. Ne zaman randevu istesem, bizzat kendisi bana cevap verir ve ilgilenir. Gerçekten çok şanslıyım ve çok teşekkür ederim. Saç sihirbazı olmanın ötesinde iyi insan olmanın güzel örneğidir Sabit Bey...

2019 öncesi kendiniz için en iyisini istiyorsanız " İyi insanlar, iyi insanlara gelsin" dileğimi size de gönderiyorum. Hayatımda ki Özlem Süer ve Sabit Akkaya gibi muhteşem iyi insanlar sizin hayatınıza da gelsin :)

Yeşim Mutlu

http://www.instagram.com/yesimmutlu

Yazının devamı...

Veganlar "Tahıl Beyinli" midir?

Geçtiğimiz hafta Prof. Dr. Canan Karatay talihsiz bir açıklama yaptı. Prof.Dr.Canan Karatay; veganları "tahıl beyinli" olarak nitelendirdiği gibi dedi. Bir vegan olarak Canan Hanım'ın bu söylemlerinin son derece üzücü ve yersiz olduğunu düşünüyorum.

Prof. Dr. Canan Karatay "tahıl beyinli" açıklamasının ardından bir televizyon kanalında yayınlanan programa katıldı. Sağ olsun yine esti, gürledi. Vegan olan olmayan herkes bir kez olsun "vegan nedir?" diye merak ederek google aramaya koştuolduğunu söyleyen Dr. Karatay'a bir yılı aşkın bir süredir vegan olan biri olarak söylemek istiyorum ki; "Canan Hanım; "Veganlık her varlığa şefkat duymak üzerinde temellenen ahlaki bir duruştur." diyen Carol J. Adams size bir nebze ilham versin. Hekim olarak size saygım her zaman sonsuzdur ama kadın olarak, anne olarak, insan olarak YSM olarak size söylemek isterim ki bu söylemlerle her kim size gündem olacağınızı söylüyorsa tez zamanda vazgeçin. Unutmayın ki dünya fani, sizi değerli yayınlarınızla ve tıbba olan katkılarınızla hatırlayalım."

Canan Hanım'ın "tahıl beyinli" açıklamasının ardından da yine bir televizyon programında veganlık tartışıldı. İşin ironisi burada olsa gerek programa katılan doktorların hiçbiri vegan değildi. Katılımcılar bildiklerini sandıkları konuda yorumlar yaptılar. İzleyenler konu hakkında detaylı bilgisi olmayan ya da bildiklerini sanan kişileri dinleyerek veganlık hakkında fikir sahibi oldular. " Burası Türkiye, böyle durumlar olur."demek istemiyorum. Burası Türkiye ve burada son derece konuya hakim, vegan hekimler ve vegan kişiler var. Canan Hanım'ın uzmanlığına ve hayata bakış açısına söyleyecek sözüm yok. Lakin kendisinin dikkat çekici çıkışlarının ve belirli konularda gündem yaratmasının ardında ciddi bir iletişim faaliyeti olduğunu düşünüyorum.

Kişisel olarak gıda endüstrisi, sağlıklı beslenme gibi konularda fazlasıyla okuyor ve araştırıyorum. Nedense okuduğum insanlar arasında böyle çıkış yapan bilim insanları yer almıyor. Aksine işin bilimsel yönünü anlatmasına rağmen haber değerleri dahi olmuyor. Misal; vegan Dr. Murat Kınıkoğlu'nun yeni çıkan "Vegan Sağlık" kitabını veganlar dışında kim duydu? Duyamıyor çünkü Dr. Murat Kınıkoğlu dikkat çekişi söylemlerde bulunmuyor. Kimse kimseyi vegan olmak için de zorlamıyor.

"Tam tahıl ye, bitkisel beslen, akıllı ol" diye boşuna demiyor Murat Hocam.

Bitkisel bazlı beslenmek dünyamıza katkı ağlıyor. Ne yediğimizden çok; yediğimizin bedenimizi, zihnimizi ve dünyamızı nasıl etkilediğine bakalım. Unutmayın ki hepimiz iletişim ve etkileşim halindeyiz. İçinde bulunduğumuz ekosisteme katkıda bulunmak ve korumak bizim görevimiz. Çocukların geleceği adına sorumluluklarımızın farkında olmalıyız.

Her gün, vegan beslenmeyi seçen bir kişi 4.100 litre su, 20 kilo buğday, 2,8 metrekare ağaçlı alan, 9 kilo karbondioksit eş değeri ve bir hayvanın hayatını kurtarıyor

Yani diyeceğim şu ki biz veganlar "tahil beyinli"den çok "dünya beyinli"yiz. Hepimiz yaşadığımız evrene katkıda bulunmak ve geleceğimizde de yaşam alanlarının sömürülmeden kullanılması ve sürdürebilir bir yaşam için vegan olmayı tercih ettik.

Yazığı yazdığım gün yani 01 Kasım 2018 Dünya Vegan Günü. Vegan dostlarım, günümüz kutlu olsun.

Yeşim Mutlu

http://www.yesimmutlu.com

Yazının devamı...

Eski Beyaz Yakalı Alp Özbek ile Röportajdaydık



Sevgili Alp, 2009’da başlayan tanışma sürecimiz sonrası ikimiz de inanılmaz değişim içindeyiz. Neden değiştin (gülüşmeler) neden?
Zamanı gelmişti çünkü. Sanırım bu değişimi en iyi tanımlayan yanıt bu olacak... Bunu biraz daha açmam gerekirse çok yoğun çalıştığım bir dönemde büyük bir farkındalık yaşadım, iş hayatının dinamiklerine biraz daha kendimi kaptırırsam çocukluğumdan beri süre gelen hayallerimi denemeye bile fırsat bulamadan yitireceğimi gördüm. (Derin bir nefes verip güler)

Alp Özbek kimdir? Seni tanımayanlar için kısaca anlatalım mı?

Aslen Bilgi Üniversitesi Reklamcılık bölümü mezunuyum. Reklam yazarı olarak başladığım iş hayatıma üçüncü yılın ardından yönetim donanımlarımı geliştirmek için müşteri tarafına geçerek devam ettim. Tüm kariyer yükselişimi de burada tamamlayarak sekiz yılın sonunda başarılı bir yönetici ama çocukluk hayali olan oyunculuktan da tamamen kopmuş bir iş adamına dönüştüm. Oysa reklamcılık okurken bile amacım bir gün kameraların arkasından önüne geçmekti. Ama tabii işe başlamamla bunun böyle mümkün olmadığını gördüm. (Gülüşmeler)

Ve, o an yaptığım her şeyi bırakmadan oyunculuğa geçmemin artık imkansız olacağını öngörerek önce iyi bir eğitim planı yaptım ardından da işlerimi yoluna koyup kurumsal hayattan ayrıldım. Son iki senedir tamamen oyunculukla ilgileniyorum, "oldum" demek için erken tabii ama artık güçlü bir oyuncu adayıyım.

Kurumsal hayattan çıkıp kendine bambaşka yol çizdin. Daha 35 bile olmadan, geleceği erken mi gördün? Cesur adımların arkasında ne yatıyor?
Aslında bir önceki soruda da kısaca değindiğim gibi cesaretimin ardında tek yatan hayallerimi kaybetme korkusu ya da yitirmek istememe kararlılığı diyebilirim.

Kurumsal hayatı bırakmayı düşünen ama cesaret edemeyenlere önerin var mı?
Tabii! Öncelikle doğru zamanın geldiğinden emin olsunlar. İş hayatında hepimiz zorlu süreçlerden geçiyoruz ama her aklımıza estiğinde işi bırakmak olmaz. Sonuçta işe olduğu kadar, hayata karşı da sorumluluklarımız var. Ama şartlar elverdiğinde denemekten de asla çekinmesinler. O inandıkları amaç, hayal her ne ise peşinden "gerçek olması için çok çalışarak" gittikleri zaman meyvelerini de muhakkak yiyeceklerdir.

Oyunculuk serüvenin nasıl başladı, nasıl karar verdin oyuncu olmaya?
Dedim ya çocukluk hayaliydi benimki. Ailem "daha elle tutulur bir mesleğin olsun" dediği için reklamcılığı seçmiştim, gerisi geldi. Ama bu kararı ilk nasıl verdiğimi soracak olursanız, o kendimden başka bir varlığa dönüşme duygusu cazip geliyordu küçükken de . Luke Skywalker, Spiderman, Conan küçükken kendimce kılığına girdiğim ilk karakterlerdi. Hırsız-polis oyununun biraz daha ötesindeydi benimki. Sonra okulların ilgili derslerinde ilk sahne, ilk müsamereler ve sahnede olmanın tarif edilmez heyecanı…

Sahi gelişmek demişken oyunculuğa ilk geçişte neler yaptın? Nasıl bir yol izledin kurumsal hayat sonrası?
Önce Akademi 35,5'ta Sinema ve Sahne oyunculuğu üzerine kapsamlı bir eğitimden geçtim, ardından yine aynı akademide bana göre Türkiye'nin en iyilerinden Tarkan Karlıdağ ile kamera önüne özel üst seviye bir eğitim aldım. Kendimi bu tarafta şansımı aramaya hazır hissettiğimde de ajansım Canan Odacıl'la iletişime geçtim. Kendisi benim içinde var olmayı, oyuncuları arasında yer almayı arzu ettiğim ilk ajanslardandı. Sağ olsun Canan Hanım'la daha ilk görüşmemizde işe aynı yönlerden baktığımızı gördük ve devamı geldi. Ama dediğim gibi gelişmenin sınırı yok, beni besleyeceğine inandığım her çalışma ile bu seminer olur, egzersiz olur, kitap olur kendimi o büyük sahneye hazırlamaya devam ediyorum.

Çekim zamanı bir günün nasıl geçiyor neler yapıyorsun? Herkes çekimlerin set ortamının zorluğundan bahsediyor. Gerçekten zor mu set hayatı?
Aslında programım çekimden bir önceki gece düzenli bir saatte uykuya yatmakla başlıyor. Sonra set saatine göre hafif bir kahvaltı ile güne başlıyorum, ben yerinde bir açlığın beni biraz daha zinde tuttuğuna inanıyorum çünkü. Sete geldiğimizde tabii kostüm hazırlıkları ve metnimin son tekrarlarıyla geçiyor zaman. Sonrası da oyun sıramı bekleyerek... Henüz sektörün zorluklarını dile getirebilecek kadar çok set deneyimim olmadı ama benim içinde bulunduklarım gayet keyifli ve karşılıklı dayanışma ve anlayış çerçevesinde geçen ortamlardı. Hal böyle olunca geçirdiğiniz zaman da olağan geliyor. Bir de ben iş hayatının zorluklarından sonra kendim istedim set ortamlarını. (Güler)

Kişisel beslenme ve spor ile özel bir programın olduğunu biliyorum. Bu hep böyle miydi yoksa artık oyuncuyum ve daha dikkatli mi olmam gerek dedin? Sence fiziki görünüm önemli mi oyunculukta?
Aslında kurumsal hayattan ayrılmadan önce sağlıklı beslenmenin yararlarını keşfedip beslenme programımı değiştirmiştim ama etkin bir spor programını düzene oturtmam işten ayrılmamla beraber gerçekleşti. Çünkü ben de çalıştığım dönemde ofiste geçen o yoğun zamanın ardından ne beden ne de zihin olarak spora vakit ayıramayanlardandım. Ama işten ayrılıp da günlerim düzene girince spor da kaçınılmaz oldu. Bu hem beden sağlığım için hem de zinde görünüm için bence önemli. Bir de yurt dışında oyuncular canlandıracakları karakterlere göre kilo alıp kilo verirken ya da kas tutarken bizde güzel çalışılmış vücutlar her zaman biraz daha fazla pirim yapıyor bunun da farkındayım. Ayrıca gerçekten spor yaptığım zaman kazandığım zindelik ve beden hakimiyeti, vücut kullanımım ve oyunculuk performansım sırasında da bana yardımcı oluyor. Hepsi iç içe diyebiliriz kısaca.

Geride bıraktığın yaşamı özlüyor musun? Yoksa “ben iyiyim böyle” mi durumun?
Özlüyorum diyemem. En azından özleyemeyeceğim kadar tükettiği bir dönemde bıraktım kendisini. Ama tabii hiçbir zaman bağlarımı koparmadım, bir gün şartlar olası bir geri dönüş gerektirirse o işi en iyi şekilde yapabileceğimi bildiğim bir donanımım ve dostluklarını her zaman hissettiğim, hatta halen görüştüğüm arkadaşlarım var…

Doğaya, hayvanlara inanılmaz saygılısın. Bununla ilgili aklında projeler var mı?
Aslında sadece hayvanlara değil kimsesiz çocuklara da ulaşabildiğim ölçüde ulaşabilmeyi çok isterim. Eğitimlerinden sosyalleşmelerine, ihtiyaç duyulan her alanda yanlarında olacak bir vakıf, bir yurt o çok para kanırsam gerçek olacak hayallerim arasında. Hayvanlara gelince, sokak hayvanları için insanlığa yaraşır düzeyde bir barınak yaptırma hayalim var. Zaten her iki yönde de küçük de olsa bireysel olarak atabileceğim adımları kollamaya özen gösteriyorum. Öte yandan hali hazırda yapılan tüm içi dolu, güvenilir projelerin de bir ucundan tutmak üzere gelecek tekliflere açığım…

Yakın gelecekte planında neler var? Seni nerelerde göreceğiz?
Öncelikli planlarım arasında iyi bir dizi ve sinema projesi var. Ajansımla beraber doğru projeleri bulmak üzere gelenleri değerlendirirken ben bir yandan kendimi geliştirmek için çalışmalarıma devam da ediyorum. Son dönemlerde tiyatro sahnesinde var olma fikrine de daha sıcak bakar oldum. Orada bambaşka bir heyecan ve cesaret ölçütü var tabii ama içinde olmak da bir o kadar mutluluk verici…



Yeşim Mutlu
http://www.yesimmutlu.com

Alp Özbek Kimdir?


Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.