Futbol
Basketbol
Voleybol
Yazarlar

Onlar ki yoktular!

Vay, vay, vay!.. Ne çarpıcı bir değişim bu. Beşiktaş sadece hocayı değiştirmemiş… Her şeyi ile değişmiş, yozlaşmış, dağılmış. Takımın omurgası, takımın yıldızları olarak bellediklerimiz de kayıplara karışmış.
Yani onlar Gökhan ve Caner’se ben de Napolyon’um. O adam Ljajic’se, o çocuk Güven’se, ortalarda dolanan da Dorukhan’sa söz bitiyor. Susmak gerekiyor.
Bazı oyuncular, çoğu takımlar sezonun açılış haftalarında formsuz olabilirler. Fizik kaliteleri yetersiz olabilir. Ama dünkü Beşiktaş mevsim normallerinin dışında bir şeydi. Tıpkı Marmara’yı sele boğan, yolları nehire çeviren fırtına gibi bir şeydi. O fırtınanın gücü vardı, dağıtıyordu. Beşiktaş güçsüz ve şaşkındı, dağılıyordu.
Bunları yazarken sanmayın ki Sivasspor’u yok sayıyoruz, görmezden geliyoruz. Böyle bir saygısızlık yapmayacağız. Aksine, onlara alkış borcumuz var. Çok iyi hazırlandıkları, çok yardımlaştıkları, çok gayret ve emek harcadıkları için keyif verdiler futbol seyircisine. Oyuna saygı gösterdiler. Aralarındaki yardımlaşma da örnek alınacak güzellikteydi. 30’daki gole bakın… Gaiano’nun sola attığı topa . O topa Erdoğan’ın yaklaşımını, Ziya’nın kale ağzına kesmesini, Mert Hakan’ın muhteşem vuruşunu alkışlayın. Bu arada Medel’in topu oyuna sokarken yaptığı akıl almaz ikramla Yatabare’ye attırdığı golü de görün. Bir de Emre’nin golü.
Sivasspor Beşiktaş’ı diş macunu gibi bitirdi.
Utku gibi masum bir çocuğa yazık oldu. Kötü oynayan takımın bedelini kaleci ödedi. Victor Ruiz’e hiç lafım yok. Samimiyetle kalitesini gösterdi. Ama tek başına düzeni değiştiremeyeceğini o da biliyordu. En akıl almaz performans, Ljajic’inkiydi… Arkadaşları ondan pas, asist, oyun kurma filan beklerken, buluştuğu topların çoğuyla ceza alanına girdi. Hemen her topu kaybetti. Golü attıran değil, atan adam olma tutkusu… Ayıp ama!
Maçın hakemi de var… Mustafa Öğretmenoğlu. Fizik gücü yetersiz, koşamıyor. Olur olmaz faullerle oyunu durduruyor (kısa bir nefeslenme arası)… Gösterdiği kartlarla hem otoritesini, hem de maçın havasını bozdu. 11. dakikada Ziya’nın ceza alanında Boyd’a tekme atması, bir penaltı gerektirbilirdi. Sahi, VAR sistemi de vardı değil mi? Boyd-Samassa olayına bakalım. Çarpışma ve faul yok. Boyd topa vurdu. Kaleci o sert vuruştan etkilendi. Öğretmenoğlu, Boyd’a sarı kart gösterdi. Gereksiz. Orada yapacağı tek şey başarılı kaleciyi acilen tedavi ettirmekti. (Geçmiş olsun!)
Beşiktaş’ın Sivas’ta uğradığı bozgunu iyi analiz etmek gerekir. Ama kimse Abdullah Hoca’ya darağacı kurmasın… Pas trafiği, 4-3-3… Bırakın oyun anlayışını eleştirmeyi. Oyun oyuncularla oynanır. Dün onlar yoktu, Sivasspor vardı...

Yazının devamı...

Sabri’nin dramı

Sabri Sarıoğlu, benim için “Galatasaray’ın ruhu” olarak adlandırdığım bir futbolcu. Bir önceki yıl Galatasaray’daki hizmetini sonlandırarak Göztepe’ye gitti. Orada başarılı bir sezon geçirdi. 2017-18 sezonunun sonunda Fatih Terim’in teknik ekibinden Levent Şahin, Sabri’yle konuşarak “Sakın bir yere söz verme, seni Galatasaray’a alacağız” dedi. Sabri gelen teklifleri geri çevirerek bekledi. O söz yerine getirilmedi.
Sabri ile konuştum. Şunları söyledi: “Sonunda sezonu boş geçirdim. Kişisel idmanlarıma devam ettim. Ama boştaki adam olduğum için teklif de gelmedi. 35 yaşındayım. Tecrübem ve enerjim yeterli. Oynamak istiyorum.”
Anladığım kadarıyla UEFA Şampiyonlar Ligi kadrolarında “ocaktan yetişmiş” en az dört futbolcu zorunluluğu getirince Sabri’yi yoklamışlar. Arkası gelmemiş. Buradan dürüstçe duyurayım istedim. Sabri’nin menajeri değilim. Zaten o da kendi işini kendi görüyor.
Aslında bir dramı daha var: Galatasaray’da oynarken, Sabri ve birkaç profesyonel futbolcu için kulüp özel anlaşmayla bir kolejin dersanesini açmış Florya’da. Orada ders alıp lise bitirme sınavlarına girecekler. Merhum Özhan Canaydın döneminde, ödeme yapılmayınca kurs yarıda kalmış. Bugün Sabri antrenör kursuna da gidemiyor. Yine de kararlılıkla ve ısrarla tekrarlıyor: Hem futbol, hem diploma... İkisi de olacak!

Topal “Ada” yolcusuTopal “Ada” yolcusu
Fenerbahçe’den kalbi kırılarak ayrılan Mehmet Topal ortada mı kaldı? Hayır, hiç sanmıyorum. Dahası, Premiership’te de forma giyebilir. Diyeceksiniz ki İngiltere’de transfer kapandı! Evet, ama bonservis bedeli ödenecek olanlar için geçerli bu kural. Bonservisi elinde olan futbolcular için kapı açık. Giderse şaşırmayalım. Yolun açık olsun kardeşim!

Neyse, TRT de rahat beIN Sports da!
Yılan hikayesi sonunda bitti. Ya anlaşacaklar, ya da anlaşacaklardı, öyle oldu. Kulüpler tavuğu kesmek yerine ücretlerde yüzde 10 indirim yaparak yayıncı kuruluşa anlayış gösterip yumurta toplamaya devam edecekler. Yumurta altın mı, gümüş mü? Ona yöneticiler karar versin.
Anlaşma çok iyi oldu kanımca. TFF Başkanı Nihat Özdemir’i, Kulüpler Birliği Başkanı Fikret Orman’ı ve beIN Sports yöneticilerini kutlarız.
Böyleceee... TRT de rahatlamış oluyor. Geçen hafta sevgili dostum Fatih Altaylı, elektriğin kilovatına yapılacak 1 kuruşluk zamla Süper Lig’i yayınlama görevini TRT’nin üstlenmesini önermişti. El insaf... Parlak anlaşmalar yapıp topluma caka satanların keyfi kaçınca TRT ezberine dönüyoruz. Hangi birine yetişsin TRT? Olimpiyat Oyunları.. Dünya Kupası.. UEFA eleme müsabakaları, atletizm, cimnastik, yüzme... Basketbol Dünya Kupası... Tüm güreş müsabakaları, voleybol turnuvaları.. TRT Spor hepsine yetişmeye çalışıyor, başarıyla hakkını veriyor.. Elindeki kadro değerine de (Mehmet Buğra Şahin ve arkadaşları) paha biçilemez. Kulüpler parayı batırsın, sonra gelsin TRT kurtarsın. Olmadı Fatih, hiç katılmıyorum.
beIN Sports’a dönersek. Pazarlık sürecinde yeni sezonla ilgili hiçbir çalışma yapılmamış. Herkes merakta, kim ne yapacak bilinmiyor. Neyse orada da değerli arkadaşlar var. Toparlarlar... Hayırlı olsun!

Mutlu, umutlu bayramlar
TC kimliğiyle hepimizin, her alanda “mutluluk, huzur ve güven” açığımız var. Umutlarımızı kaybetmeden, dayanışma duygularıyla bu açığı kapayabiliriz. Barış içinde mutlu bayramlar.

Yazının devamı...

Yusuf’a kapıyı devlet mi açtı?

Printer değil, Yazıcı... Hayır, kimseye Türkçe öğretecek değilim... Günümüzde “printer” sözcüğü, bildiğiniz gibi “yazıcı” olarak karşılık buluyor... Bilgisayardaki bir metni, kağıda dökmek isterseniz, yazıcıya gönderiyorsunuz.
Bu defa “Yazıcı”yı gönderdik. Trabzonspor’un harika çocuğu, yuvadan yetişen süper delikanlıyı ağlaya ağlaya Lille’e yolcu ettik. Eğri oturup doğru konuşalım.. Yusuf Yazıcı, öğrendiklerini sahaya dökerek, hedefleri, hayalleri, özlemi ya da ihtirasıyla kendi tarihini yazıyor.
Bu tarihin kayıtlarına geçen bir yığın dedikodu, gerçek öykü, ayrıntı ve tartışma var...
Haydi dosyayı açalım...
Derler ki, Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu ve yönetimin ısrarla “göndermeme” kararlılığı, devletin kapısına da yansımış. Bir bakanımız, Yusuf’u çağırarak “Kesinlikle gitme... Trabzonspor’un senden bekledikleri var. Bir yıl daha devam et, sonra gidersin. Ama bu sevdadan vazgeç!” demiş. Sevginin ve samimiyetin sıcaklığına rağmen Yusuf’un kafası karışmış. Kişisel kariyer sorunlarının memleket meselesi haline gelmesinden tedirgin olmuş.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la iletişim kurmuş Yusuf. “Efendim, demiş, kariyerime Avrupa’da devam etmek istiyorum. Önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi’nde oynayacak Lille kulübünde forma giymek istiyorum. Anlayışınıza sığınıyorum. Desteğinize ihtiyacım var.”
Futboldan gelen en önemli siyasetçi ve devlet adamı Erdoğan, böyle bir kariyer planlamasına onay vermez mi? Gayet tabii, genç Yusuf’a anlayış gösterilmesini tavsiye edebilir.
Memleket meselesi haline gelen Yusuf’la ilgili iddiaları Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu’na sordum. “Bu hikayenin yüzde sekseni doğru!” dedi. Geçen sezonun başından beri Yusuf’u asla satmayacaklarını söyleyen Başkan, şöyle devam etti: “Maalesef, Yusuf gitmek için çok ısrarcı oldu. Gitmesini asla istemiyordum. Yine de onu toplumun önüne atmadım. Gitmesine izin verdim!”
Öykünün Cumhurbaşkanı ile ilgili bölümüne hiç girmedi. Bu olay gerçek de olabilir, şehir efsanesi de... Sadece not düşmek üzere yazıyorum.
Nasıl da değişiyor dünya !.. 60’lı yıllarda Brezilya hükümeti, efsane futbolcu Pele’yi “milli servet” ilan etmiş, yurt dışına transferini yasaklamıştı. Günümüzün küresel futbol anlayışında olmuşsa Yusuf Yazıcı gitmek için devletten destek istiyor.
Ağaoğlu’na dönelim... Yusuf’un daha üç yıllık sözleşmesi olduğunu hatırlatarak “Hiç de etik davranmadılar” diyor Başkan... “Lille kulübü futbolcumuzla konuşmak için bizden izin almadı. Futbolcumuzun gitmek ısrarı olmasaydı, şikayetçi olur, FİFA’ya başvururduk. İş CAS’a kadar gider ceza alırlardı. Geçen yıl meteliğe kurşun atarken satmadığımız Yusuf’u bu yıl finansal bakımdan daha rahat olmamıza rağmen bıraktıysak, sadece onun isteğine saygı gösterdik. Hepsi bu!”
Dip notu: Bazı arkadaşlar, Lille’in Yusuf’un Türkiye’de başka bir kulübe satılması halinde Trabzonspor’a 20 milyon Euro ödeme yapmasını gerektiren anlaşma maddesine itiraz ediyorlar. Çalışma özgürlüğü, kişisel haklar, zaman kaydı filan... Konu Yusuf’la ilgili değil. İki kulüp arasında 5 yıl (Lille-Yusuf sözleşmesi) süreyle kayıtlı bir madde bu. Lille satarsa!... 5 yılın sonunda Yusuf zaten serbest kalabilir. O madde doğrudan Yusuf’u değil, Lille’i bağlıyor.

Altın çocuklar

Hepsini içtenlikle kutluyoruz. Basketbol U18 takımımız finalde İspanya’ya (57-53) yenilerek gümüş madalyayı kazandı. Ama gördük ki çocuklarımızın hepsi de altın değerinde. Bu maç bana rahmetli dostum Kenan Onuk’un hiç unutmadığım sözünü hatırlattı: “Basketbol ilk üç periyottaki oyunun ve skorun çöpe gittiği, her şeyin dördüncü periyotta değiştiği ve bittiği bir spordur. O yüzden sağlığa yararlı olduğu da söylenemez.”
Gerçekten ilk 3 periyotu hep önde kapayan takımımız son çeyrekte, hem de son dört dakikada adeta çöktü. Üstüne bir de hakem hatası eklenince kıyamet koptu. FİBA Avrupa Genel Sekreteri Çekyalı Kamil Novak kafilemizden özür diledi. Bu durum elbette can sıkıcı bir ortam yaratıyor. Hakemleri FİBA yetiştiriyor. Elemelerden, kurslardan geçen en iyi hakemler, pat Euroleagu’e transfer oluyor. Çünkü para orada. Bu işe bir çözüm gerekiyor. Projeler var ama zaman alacak. Altın Çocuklar’ı, Coach Gökhan Güney’i ve TBF’yi kutluyoruz. Üzücü sonuçlarla öfkelenmek yerine sakin ve barışçı tutum almak bence daha doğru olur.

Futbol keyfine limon sıkıldı

Bugün iki önemli maç izleyeceğiz. Galatasaray - Akhisarspor Süper Kupa maçı Ankara’da, 21.30’da başlayacak. O maçtan 45 dakika önce de Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Başakşehir - Olimpiyakos karşılaşacak.
Neresinden baksanız iki önemli maç. Ekranın karşısında merak ve özlemle oturacağız. Ama iki maçın da 45 dakikası ortak. Başakşehir’i ikinci yarıda bırakıp Ankara’ya takılabilirsiniz. Ya da o maçı ikinci yarıdan izlersiniz. Bir de İstanbul’da Fenerbahçe’nin Cagliari ile oynayacağı özel maç var... Olmuyor. Sezon planlaması yapılırken bunlar dikkate alınmıyor. Futbol keyfine limon sıkılıyor.

Yerli ve milli

TBF ve Total sponsorluk anlaşmasıyla buluştular. Birbirlerine yakıştılar. Total ve Basketbol Milli Takımı... İkisi de yerli ve milli!

Yazının devamı...

Şimdi anlaşma vakti

Kimse meraklanıp kuşkulanmasın. beIN Sports, 16 Ağustos Cuma günü başlayacak Spor Toto Süper Lig ve TFF 1.Lig maçlarını yayınlamaya devam edecek.
Anlaşacaklar, ya da anlaşacaklar. Anlaşabilmeleri için TFF (ve Kulüpler Birliği) ile beIN Sports’un öncelikle birbirlerini anlamaları gerek.
Bugüne kadar birbirlerini anlayabildiklerini sanmıyorum. Kuşkusuz, her iki taraf da gerçekleri görüyor. Anlıyor. Ne var ki masaya oturduklarında empati yapmıyorlar. Birbirlerini anladıklarını göstermiyorlar. Bildiğim kadarıyla masaya oturanlar mimiksiz “poker face” suratlarıyla hiç sinyal vermeden kulaklarını da fazla açmadan sadece kendi zor koşullarını dile getirip farklı anlaşma modelleri sunuyorlar. Her iki taraf da bu modellerde ısrar ediyor.
Bugüne kadar uzayan tartışmalar ve pazarlıklar sonuç vermedi. Alacaklarını tahsil edemeyen kulüpler, zararı önleyemeyen beIN Sports henüz ortak noktayı bulup el sıkışabilmiş değil.
Şansal (Büyüka) dün “dobra dobra” açıkladı yayıncı kuruluşun sıkıntılarını. Küçük gibi görünen, yayın içeriğini de kalitesini de düşüren, saygı ilişkisinden uzak tavır ve davranışlar beIN Sports’u kimseyi memnun edemez hale getirdi. Kulüpler,teknik sorumlular ve oyuncular içeriğe gereken katkıyı sunamadılar. Bu arada yayın hakları da ihlal edildi. Yayıncının zararı, 2 milyar TL’ye yaklaştı. Bu kaçak yayınlara karşı önce devletin, sonra da federasyonun geç kaldığını, önlem almaları gerektiğini düşünüyorum. Yasa dışı bahisçilere karşı keskin önlemler alınırken, aynı duyarlılık yayın korsanlığında da gösterilmeli.
Kulüplere bakarsak... Onların da haklı olduğu konular var. En başta ödemeler... Yayıncı kuruluşun ABD Doları/TL günlük kurdan ödemesi gereken yüzde 50 konusunda anlaşamıyorlar. Kur tartışmalarının dışında geciken hak edişler de söz konusu. Doğal olarak bazı programlardaki yorumlardan ve haberlerden de şikayetçiler. Ama bu konu çözümsüz değil.
Süper Lig başlarken, yıllık yayın ücreti 500 milyon doların yüzde 25’inin, 125 milyon doların acilen ödenmesi gerekiyor. Öte yandan geçen sezon beIN Sports’un uğradığı zarar 700 milyon TL. (Bu kadar büyük zarar bir çok işletmede dükkan kapatır. Ama beIN Sports, hala çözüm peşinde. Bu iyi niyeti de görmek gerekir. Bu arada genel olarak tv yayıncılığının eski cazibesi de giderek azalıyor. Uzman arkadaşların analizlerini okumakta yarar var.)
TFF Başkanı Nihat Özdemir, çözüm konusunda umutlu. Artvin Yusufeli’nde ilgili bakanların da katıldığı baraj inşaatı incelemesinde buldum Başkan’ı. “Dünyanın en yüksek ikinci barajını yapıyoruz. Türkiye’ye çok güzel bir eser kazandırıyoruz” dedi. Merakımı bildiği için devam etti: “Yayıncı dostlar ve kulüplerle Cuma günü bir araya geliyoruz. O sorunu da çözeceğiz. Çözüm olasılığı artıyor!”
Tarafları rahatlatmaya yeter mi? Bilmiyorum ama, eninde sonunda bitecek. Anlaşacaklar ya da anlaşacaklar!.
O halde hayırlı cumalar!

Orhan’ı Ak’layın arkadaşlar
Orhan Ak’ı futbolcu olarak keyifle izlerdim. Çok iyi bir defans oyuncusuydu. Dört yıl önce, feribotta, Emre Belözoğlu ile birlikte bir grup Beşiktaş taraftarıyla karşı karşıya geldi. Küfürle başlayıp fiziksel çatışmaya dönüşen olayda Orhan Ak, darbeler alan Emre Belözoğlu’nu korumak için pozisyon aldı. Bu sırada ruhsatlı silahının belinden düştüğü, kimse almasın diye telaşla silahı yerden aldığı, şarjörünü boşalttıktan sonra kalabalığa dönerek “Dağılmazsanız ateş ederim” dediği de iddia edildi. Orhan Ak bu iddiaların doğru olmadığını açıkladı.
Günümüze dönelim... Arkadaşların bildirdiğine göre, Avusturya’daki Eibar (0-2) maçı sırasında bir grup Beşiktaş taraftarı Orhan Ak aleyhine slogan attı, sonradan sahaya girip fiziksel saldırıya yöneldiler... Gerilimi teknik ekiple futbolcular önledi.
Orhan Ak, dört yıl yönce yaşanan olaya takılarak kendisine tavır alanlara karşı bir mesaj yayınlayıp özür diledi. Özetle “Şimdi bir zeytin dalı uzatarak barış istiyorum. Lütfen bu eli havada bırakmayın” diyor.
Evet, bu el havada kalmamalı. Orhan Ak, Abdullah Avcı’nın yardımcısı... Gökhan Keskin de öyle. Hepsi de saygı ve desteği hak ediyor. Burak Yılmaz’a tavır koyup sonradan gollerini alkışlayanlar, güzelim barışı Orhan’dan da esirgememeliler. Bu iş uzarsa Beşiktaş ağır yara alır.
Bu hesabı kapatın, elinizi uzatıp ibra edin... Haydi, Orhan’ı Ak’layın arkadaşlar.

Ekrem İmamoğlu’na çağrı
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na bir çağrım var. Seçim kampanyası ve söylemler geride kaldı. Sıra eyleme geldi. Başkan’ın spora da el uzatması gerekiyor. Spor İstanbul AŞ hizmetini sürdüredursun, Süper Lig kulüp başkanlarını da bir araya getirmeli. Onlara yapacağı nazik bir davet, lig öncesi çok iyi bir “hemşehri” etkinliği olur.
Sıcak ve samimi kişiliğiyle onları kucaklamalı... Varsa belediyeden isteklerini dinlemeli, pozitif enerji ortamı oluşturmalı.
Üç Büyükler... Ve tabii ki Başakşehir’le Kasımpaşa’yı da ihmal etmeden.

Yazının devamı...

Oğuzhan’a Ozan örneği

İki futbolcunun yaşadıklarını duyarlı bir tanık olarak izliyorum. İkisi de çok değerli oyuncular. Futbol dünyamızda değerleri, yetenekleri ve gelecekte vaadettikleriyle genç yaşta iyi yerlere gelmişler.

Ozan Tufan ve Oğuzhan Özyakup’u ibretle izlemeye devam edelim.

Fenerbahçeli Ozan Tufan, Aykut Hoca döneminde (2017-18) hem kilo verdi, hem de vücudundaki yağ oranının yüksekliğinden doğan fiziksel sorunlardan kurtuldu. Futbol oynamak için daha güçlü ve daha formda bir yapıya dönüştü. Sonra ne olduysa oldu. Bilmiyoruz. Aykut Hoca ile arasında disiplin sorunu iddiaları seslendirildi. Kendisine bakmadığı, kariyer planlamasına uygun bir yaşam biçiminden uzaklaştığı anlatıldı. Daha radikal uygulama ise Ozan Tufan’ın takımdan dışlanması, antrenmanlarını U 21 kadrosunda sürdürmesi oldu.

Bu duruma itiraz ettim: Ozan Tufan’ın yılkı atı olmadığını belirterek, kaybedilmemesi gerektiğine dikkat çektim.
Neyse ki ara transfer döneminde Alanyaspor’a kiralandı. Orada Sergen Yalçın’ın daha iyi bir iletişim dili kurmasıyla, halden anlaması ve çıkış yolunu göstermesiyle kendine geldi. Harika bir dönüşün kahramanı oldu. Fenerbahçe’nin hazırlık maçlarını izlerken takıma katkı adına yaptıklarını, yapmak istediklerini keyifle izliyorum. Geçen yıl kulübünden ayrılıp sonu bilinmez Avrupa macerasına hazırlanan Ozan’ın şimdi kalmaya kararlı olduğunu görüyoruz. Ersun Yanal’ın ona “dokunduğunu” da anlıyoruz. Daha fazlasını yapabileceğini düşünüyoruz.

Ozan Tufan örneği, bana Oğuzhan Özyakup’u hatırlattı. Oğuzhan, biliyorsunuz, Beşiktaş’ın hızlı değişiklikler yaşanan kadrosunda bir takım kaptanından beklenen istikrarı devamlılığı bir türlü yakalayamadı. Zaman zaman arkadaşları ve hocasıyla sıkıntılı durumlara düştü. Adeta depresyon geçiriyordu. Bu arada sağlığı ile ilgili abartılı iddialar da ortaya atıldı. Oğuzhan bu durumla mücadele ederken, takım taraftarlarından da beklediği desteği göremedi. Şenol Hoca’nın Oğuzhan’a sık sık “Senin sürekli oynaman lazım. Gerekirse bir kulübe kiralık git” dediğini de duydum.

Her neyse... Şimdi Oğuzhan Özyakup için kariyerinde yeni bir dönüşüm noktası oluşabilir. Henüz 26 yaşını doldurmayan Oğuzhan, Abdullah Avcı’nın güvenini kazanıp formayı kaptığı takdirde inanırım ki sezon boyunca başarılı olabilir.

Hayır, daha farklı bir durum varsa... Oğuzhan’ı örneğin Malatyaspor’a kiralık göndermek, hiç de akıl dışı bir karar sayılmaz. Malatyaspor UEFA Avrupa Ligi için eleme oynayacak Sergen Hoca ve tecrübeli futbolcu Oğuzhan Özyakup, Lubliana sınavında takıma önemli katkılar sağlayabilir. Bazı futbolcular, kısa süreli hava değişimine gittiklerinde daha sağlıkla dönüş yapma şansını yakalayabilir.
Örnek ortada: Ozan Tufan.!

UTANÇ BELGESİ

Fethiyesporlu futbolcu Halil İbrahim Pekşen, 225 bin liralık alacağını 75 bin liraya indirerek kulüpten ayrılmak istedi. Fesih işlemi sırasında kendisine ödeme yapılmadığını ve kulüp başkanı İsmail Öztürk’ün koruması tarafından darp edildiğini, zorla feragatname imzalatıldığı iddiasıyla savcılığa başvurdu. Şimdi yargılama sürecini bekliyoruz ve utanıyoruz.

Efe Başvekil SARACOĞLU

Gazeteci meslektaşım Gürkan Hacır, eline büyüteci almış, Cumhuriyet tarihimizin derinliklerine dalmış. En merak edilen, en az bilinen öyküleri parça parça birleştirerek belgesel içerikli nefis bir kurgu roman yazmış: Efe Başvekil.

Bugünkü Fenerbahçe Stadı’na adını veren Ödemişli Saraç Osman’ın oğlu Şükrü Saracoğlu’nu hem siyaset, hem de spor tarihimizin ibretli gerçekleriyle anlatıyor. Örneğin Fenerbahçe Stadı’nın bugünkü yerinin İttihat Spor Kulübü’nün kapatılmasıyla Fenerbahçe’ye geçtiğini öğreniyoruz. Cumhuriyet hükümetlerinde vekillik, başvekillik yapan, tarihi varlık vergisi uygulamasına imza atan, Merkez Bankası’nın kuruluş çalışmalarını yöneten, Meclis Başkanlığı’na seçilen Saracoğlu, Fenerbahçe’de 16 yıl süreyle (1934-50) başkanlık görevini de üstlenmiştir.

Şükrü Saracoğlu, Nişantaşı’ndaki evinden “titreyerek” çıkar, Kadıköy’e dolmuşla gidip bilet kuyruğuna girerek tribünden Fenerbahçe’yi izlerdi. Parkinson hastasıydı. 27 Aralık Aralık 1953’de Fenerbahçe’nin Cruzerio’yu 5-2 yendiği gün 66 yaşında hayata veda etti.

Efe Başvekil’den dizi yapılır, film çekilir. Yakın tarihimizi anlamak isteyenler okusun. Fenerbahçeliler okusun. Efe Başvekil önemli bir “kaynak” roman. Yazlık bir şezlong kitabı değil. Hemen her kitaplıkta yerini almalı. Eline sağlık Hacır!

Levent’te milli sohbet

Şenol Güneş, Milli Takımlar yönetim merkezini Levent’e taşıdı. Yardımcıları ve personeli ile birlikte yoğun bir çalışma dönemine girdi. Eylül’de oynanacak Andorra ve Moldova maçlarının zorluklarına dikkat çekti. Pazartesi günü 50’den fazla meslektaşımızla Hoca’nın konuğu olarak oradaydık. Keyifli sohbetlere katıldık. Hoca’nın dediklerinde haber değeri de vardı. Arkadaşlardan okumuşsunuzdur. Benim notum şu: Milli Takım ve medya yeniden sıcak ve dost iklimine döndü. Memnunuz!

Yazının devamı...

beIN Sports: Ya devam, ya devam!

Tam anlamıyla “Cehennem Sıcağı” yaşanıyor. Yakıcı ateşi körükleyen sadece Temmuz ayı ortalamaları değil. Bir yandan yürürlüğe giren Lisans Talimatı, öte yanda TBB ile yapılan “Yapılandırma” anlaşmaları biraz nefes alma fırsatı yaratıyorsa da harareti yükselten önemli bir sorun daha var:
beIN Sports Yayın Anlaşması…
Anlaşma, en kısa yoldan açıklanabilecek biçimde “anlaşmazlığa” dönüşmüş durumda.
beIN Sports, 500 milyon ABD Doları + KDV ile imzaladığı yayın anlaşmasına göre kulüplere her yıl ödemesi gereken ücretin yarısını TL/Dolar sabitlenmesiyle (3.80) ödüyor. Asıl sorun, son kur artışlarıyla sıkıntı yaratan öteki yüzde ellide. Yayıncı Kuruluş, güncel döviz kuruyla yapılması gereken bu ödemenin koşullarını değiştirmek, bu bölüm için de TL/Dolar kurunda bir sabitleme yapmayı öneriyor. Kulüplerin böyle bir anlaşmaya yanaşmamaları toplantıları uzatıyor, tartışmaları sürdürüyor.
Yayıncı Kuruluş’a bakarsanız, beklenenden daha az dekoder satışı, abone sayısındaki düşüş, kurda beklenmeyen artışlar ortaya “zararlı bir ilişki” çıkarmış durumda. Öte yandan reklam ve sponsorluk gelirleri de beklendiği gibi değil.
Kulüpler Birliği Vakfı ile beIN Sports temsicileri, henüz bir anlaşma zemini bulabilmiş değiller. İki taraf da kendi görüşünde ısrar ediyor. Türkiye Futbol Federasyonu ise ailenin büyükbabası konumunda. Her iki tarafın “haklı” görüşlerini dikkate alırken, 100 yıla yakın bir geçerliliği olan ekonomik mesajı tekrarlıyor: “The Show Must Go On!”… “Gösteri devam etmeli!”
Tamam, naklen maç yayınları dediğimiz büyük gösteri devam etmeli de… Nasıl olacak?
Farklı görüşler tartışılıyor. Onlardan en radikal olanı, 180 milyon Dolarlık “teminat”ın bozdurulması. beIN Sports’un anlaşmanın imza aşamasında verdiği teminat senedi, hukuken hemen paraya tahvil edilerek kulüplerin geciken ödemeleri gerçekleştirilebilir. Bu durum, Yayıncı Kuruluş’un işinin bitmesi anlamına geliyor.
Peki sonrası ne olacak? Spor Toto Süper Lig’in köpürtülmüş yayın anlaşmasını yeni bir kuruluşla yapması, olabilecek şey değil. Belki “konsorsiyum” benzeri bir organizasyonla ilkinden daha düşük bir fiyatla- TRT merkezli yeni bir anlaşma düşünülebilir. Ama bu o kadar kolay değil. Her şeyden önce spor dünyasında iddialı bir yayıncı konumu kazanan beIN Sports, böyle olumsuz bir tabloya razı olmaz. Büyük prestij kaybına uğrar. Kulüpler deseniz, yayıncının değiştirilmesi, kesin bir gelir kaybı ve geriye düşmek demektir. Böyle bir duruma razı olmazlar.
Peki ne olacak? Başakşehir Başkanı Göksel Gümüşdağ, “Çözüm yayını ve yayın gelirini azaltmak değil, yayıncının gelirini çoğaltmak olmalı!”diyor..
Devamında verdiği bir örnek heyecan yaratabilir: “Biz sizin içeriğinizi, yayın zenginliğinizi geliştirelim. Örneğin, önemli bir maçtan önce kameralarınızla soyunma odasındaki son maç konuşmalarına, röportajlara girebilirsiniz. Maç öncesi hazırlıklar ve maç günü yayınlarında daha renkli görüntüler ve mesajlar, futbolseverleri ekrana bağlayacaktır!” Gümüşdağ’ın öne rileri tam da gazetecilik/yayıncılık formülüne dayanıyor. Merak edilen her şeyi haberleştirmek, tartıştırmak… (Bu arada geçmiş yıllarda görevlerinin gazetecilik olmadığını sıkça tekrarlayan yayıncı kuruluş yöneticilerinin de kulakları çınlasın!)
Peki, yine de çözüm olmazsa?
İşte orada durun… Leonardo Da Vinci’nin elleri gibi, bir el uzanır… Parmağıyla çözümü işaret eder ve iş biter! O elin ve parmağın sahibini siz de biliyorsunuz.

‘Başakşehir bir başarı öyküsüdür’
Siyasetten spora günümüzün en çok tartışılan kulübü Başakşehir. İstanbul Büyükşehir Belediye Spor Kulübü’nün futbol şubesini tüm haklarını (16 milyon TL) ödeyerek satın almışlar. Bunu da yasaya uygun genel kurul kararlarıyla gerçekleştirmişler.
Başakşehir Spor Kulübü, 350 bin nüfuslu ilçede sadece profesyonel futbol etkinlikleriyle değil, gençlere, çocuklara ve futbolseverlere sağladığı sosyal hizmetlerle de biliniyor. Kuruluşunda dernek değil, anonim şirket gerçekliği var. 7 ortak birer milyon TL sermaye ile yola çıkmışlar. Beşinci yılda da kar etmişler. Şirket statüsüne göre kâr payı temettü- dağıtmıyorlar. Başkan Göksel Gümüşdağ, her yıl sağlanan kârın ana sermayeye eklendiğini belirtiriyor.
Başakşehir, Gümüşdağ’a göre “Gerçek bir başarı öyküsü!”… Bugüne kadar 3 kez ikinci, bir kez de dördüncü olmuşlar.
Akla gelen en önemli soru şu: Acaba Başakşehir küçülüyor mu ? Abdullah Avcı’nın Beşiktaş’a, Emre’nin Fenerbahçe’ye gidişinden sonra kulübün yeni durumu tartışılıyor. Gümüşdağ’ın yanıtı kesin: “Vizyonumuzda ve hedefimizde geri adım atmak yok. Bu başarı öyküsüne yeni ve parlak sayfalar ilave edeceğiz.”
Başakşehir’in kadrosundan yükselen beş futbolcuyu sayıyor Başkan: İrfan Can Kahveci, Mahmut Tekdemir, Cengiz Ünder, Mert Günok ve Emre Belözoğlu. Beşi de Milli Takım’ın son maçlardaki kadrosunda yer alıyor.
Gümüşdağ, “Türkiye’nin en başarılı hocalarından biriyle Abdullah Avcı ile 10,5 yıl çalıştım. Hoca da Türk futboluna Okan Buruk, Erol Bulut, Tayfun Korkut gibi değerli antrenörler kazandırdı” diyor.
Peki devlet eliyle yepyeni stada sahip olmaları bir ayrıcalık değil mi? Gümüşdağ itiraz ediyor: “O stat belediyenin. Ayda 28 bin lira kira ödüyoruz. Orası yepyeni bir ilçe için yapıldı. Yakında Spor Bakanlığı’na devredilecek. Biz yine kiracı pozisyonumuzu koruyacağız. Kimse bize anahtar teslim stat hediye etmedi.”
Arda’nın uygun bir öneriyle kulüpten ayrılmasına karşı değil. Robinho kadroda, kilo veriyor. Başakşehir, yurt dışı futbolcu satışından 32 milyon euro para kazanmış. Bu yılki hedefleri ise Şampiyonlar Ligi. Elemeyi geçip büyük turnuvanın gelirleriyle kasayı doldurmak!

Yazının devamı...

MHK ve Alp: Doğru gemi, eğri sefer

TFF Başkanı Nihat Özdemir’in MHK konusundaki tavrı, 1 Haziran’daki seçimden hemen sonra değişti. O güne kadar Sabri Çelik başkanlığındaki MHK’dan memnun olduğunu söyleyen ve yeni dönemde de kendileriyle çalışacaklarını sık sık dile getiren Özdemir, seçimin üzerinden 1-2 hafta geçince Zekeriya Alp’le çalışmak istediğini belirterek, kurul üyelerinin motivasyonunu bozdu. Tam da yeni sezon hazırlıklarının ortasında adeta şoka uğradılar.
Beklendiği gibi, Zekeriya Alp, 5 yıllık bir aradan sonra yeniden MHK Başkanlığı’na getirildi.
Neresinden başlamalı? Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: Spor yönetiminde federasyonların ve kurulların işbaşına getirilmesi süreci, genel kurullarda önceden kabul gören adaylıklarla başlıyor. Hemen hemen her federasyonda tek adaylı seçimlerle başkanın belirlenmesi o kadar zor değil. Asıl zorluk, yönetim kurulunun oluşturulmasında... Daha da büyük zorluklar ise kurulların belirlenmesinde ortaya çıkıyor.
Güce ortak olmak, iktidarı paylaşmak, sadece siyasetin değil, sporun da doğasında yer alan önemli bir gelenek. Bu geleneğin ne kadar yararlı, ne kadar zararlı olduğunu yıllardan beri tartışıyoruz. Ama bir sonuca vardığımız da söylenemez! O nedenle TFF Başkanı Özdemir’in MHK konusundaki kararı bana pek sürpriz gibi gelmiyor. Başkan, kurullarını belirlerken, en çok şikayete neden olan hakemler konusunda da mutlaka çeşitli çevrelerin baskısı altında kalmış olabilir.
Zekeriya Alp’le ilgili olarak söyleyeceğim en önemli şey biraz değiştirip “Doğru gemi, eğri sefer” deyişidir. Evet, yeni MHK Başkanı ile ilgili olumsuz tek sözcük bile söyleyemeyiz. Beş yıl önce bıraktığı ilk çalışma döneminde de yanlışları olmuştur, yeni dönemde de olacaktır. Bunlar Zekeriya Alp’in temiz kişiliğini ve ideallerini hiçbir zaman etkilemez. Eleştiri görevimizi yapar, geçeriz.
Sabri Çelik-Mustafa Çulcu ikilisi, geçen dönem MHK’da çok önemli kararlar aldılar. Süper Lig’in 25 hakemiyle A klasman hakemlerini birleştirerek 43 kişilik yeni bir liste oluşturdular. Hepsi de VAR sistemi için zorunlu eğitimlerden geçti. Aralarında çok başarılı sinyaller veren gençlerin de önünü açtılar. Daha da devam edeceklerdi. Ama beklemedikleri “değişim” kararı şok yarattı. O ekipten biri, “Bu işleri düzeltmek için biz düzenimizi bozduk. Hayatımızı yeniden programladık, çok emek verdik, çaba sarfettik” dedi, “Yapılan bu değişiklik haksız bir karara dayanıyor. Artık Federasyon’a hakkımı helal etmiyorum!”
Helalleşme kültüründe bu sözlerin ne kadar önemseneceğini bilmiyorum. Şunu da söylemeli ki, Zekeriya Alp’in bu kulislerle en küçük ilgisi yok. Beş yıl önce nerede bıraktıysa, orada duruyor: “Bu işe başlarken üç hedefim var: 1. Adil ve dürüst olmak, 2. İlkeli işler yapmak, 3. Hatır gönül işlerinden uzak durmak!”
Zekeriya Alp ayrıca, gözlemci raporlarındaki tutarsızlıklara da dikkat çekerek, “Eş-dost hakemlere yüksek not vermek, hak ettiği halde bazılarının notunu düşük tutmak gibi yanlışlar artık tekrarlanmayacak” diyor.
Kendi adıma Zekeriya Alp’in MHK Başkanı olarak çok iyi işler yapacağına inanıyorum. Ancak geçen yıl tanık olduğumuz zavallı örnekleri hatırladığımızda, kulüplerin hakem kavgalarıyla ligi çirkin bir çatışma alanına döndürdüklerini düşündüğümüzde işinin hiç de kolay olmayacağını görüyorum. Umarım yanılırım.

Topalla, ama çuvallama!..

Mehmet Topal’ın Fenerbahçe’den ayrılması, bilinen haliyle o kadar basit değil. Geçen sezon Antalyaspor maçında yaşanan üzücü olaydan sonra Topal adına menaceri Batur Altıparmak, Başkan Koç ve yöneticilerle konuştu, izin istedi. Ayak dirediler. Öğrendiğime göre yurt içinde hiçbir yere gitmesini istemediler, yurt dışında engel çıkarmayacaklarını belirttiler ama Çin söz konusu olunca bonservis ücreti talep edeceklerini söylediler. Her neyse, sonunda şöyle bir formül bulundu: Mehmet Topal, önümüzdeki sezon 2.6 milyon euro garanti ücret artı bonuslarla birlikte toplam 3 milyon euroluk gelirinden vazgeçti. 17 milyon lirayı kulüpte bıraktı ve serbest kaldı.
Bence Mehmet, son davranışıyla “topalladı” ama asla çuvallamadı. Ona sahip çıkmayanların çuvalladığını düşünüyorum. Sezonu hep birlikte izleyeceğiz..

Avunmadan övünmeye
Kazan’da gerçekleştirilen Avrupa Gençler Yüzme Şampiyonası’nda 2 gümüş 3 bronz madalya kazandı çocuklar. Beril Böcekler’in 800 ve 1500 metrede iki gümüş madalya kazanması, ayrıca 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları için A finali kotası alması bence yılın en başarılı spor olaylarından biridir. Yıllar önce Lüksemburg’daki yaş grupları şampiyonasına katılır, orada çocuklarımızın aldığı madalyalarla avunurduk. Bugün övünüyoruz. Çünkü kurbağalama ve karışık bayrak yarışlarıyla birlikte uluslararası yüzme rekabetinde elde edilen bu madalyaların devamı gelecek. TYF Başkanı Erkan Yalçın ve ekibini gönülden kutluyoruz.

Yazının devamı...

Emre’nin dönüşü: İyi proje

Emre Belözoğlu sosyal medyadan sarı-lacivertli formayla sesleniyor: Yuvama döndüm!

Seslenen adam 38 yaşında. Eylül’de 39’a girecek. Bu yaşta futbol oynamak o kadar kolay değil. Her zaman özel çalışmalar yapmak, kalp akciğer kapasitesini en yüksek düzeyde tutmak, fiziksel, zihinsel ve ruhsal bakımdan güçlü olmak gerek. Emre Belözoğlu, Başakşehir performansıyla takım arkadaşlarından pek de geride kalmadığını gösterdi. Dahası, Başakşehir, Emre Belözoğlu ile daha çok top kazanan ve kullanan bir takıma dönüştü. Bazıları, yaşı ve düşen temposuyla oyunu ağırlaştırdığını öne sürse de Belözoğlu, sahada topla her buluşmasında oyuna pozitif katkılar sağladı.

Emre Belözoğlu, Fenerbahçe’den iki kez ayrıldı. Hatırlayalım, ilki 2012-13 sezonunda Aykut Kocaman’la düştüğü anlaşmazlık sonucu Atletico Madrid’e gitmesiydi. Oradan, aynı sezon içinde geri döndü. İkinci ayrılığı (2015-16) ise tam anlamıyla bir travmaydı. Dönemin başkanı Aziz Yıldırım’ın oğlu ya da gözdesi olarak bilinen Kaptan, yeni sezonda düşünülmediğini internetten öğrendi. Sportif Direktör Terraneo ile görüşmesinde de hayal kırıklığı yaşadı: “ Yönetim seni istemiyor.”

Bu travmanın Emre Belözoğlu’nda yıkıma yol açması, tükenişe neden olması beklenebilirdi. Öyle olmadı. Başakşehir Başkanı Göksel Gümüşdağ ile dönemin teknik direktörü Abdullah Avcı, birlikte sahiplendiler, desteklediler. Takımda ona ihtiyaç olduğunu gösterdiler. Aklı, tecrübesi, heyecanı ve futbol bilgisiyle beklenenlerin tümünü başarıyla karşıladı. Travmayı çabuk atlattı. Kendini yeniledi. Rakip oyuncular ve hakemlerle ilişkilerini çatışmadan uzlaşmaya dönüştürdü. Medyada daha olumlu, dingin ve saygın bir yer edinmeye çalıştı. Salt bu nedenle sadece genç futbolculara değil, tüm gençlere örnek başarı öyküsü sundu.
Aziz Yıldırım’ın Ali Koç’la yarıştığı son kongreden önce “Futbolu bıraksaydı, Emre Belözoğlu’nu yönetime almak isterdim” dediğini hatırlıyoruz.

Emre Belözoğlu Fenerbahçe’ye sadece kramponuyla değil, kravatıyla da hizmet edebileceğini herkese gösterdi. Dünkü anlaşma kulübe mal olmuş kişiliğiyle hak ettiği bir ödüldür.

Emre Belözoğlu’nun Fenerbahçe’ye dönüşü, geçen yıl faul yapmayı bile beceremeyen (!), oynadığı kötü futbolu değiştiremeyen, geriye düştüğünde teslim olup susan takıma, özlenen ruhun iadesidir. Fenerbahçe kavgacı, oyunbozan, geçimsiz ve edepsiz bir takım olmayacaktır ama, Emre ile isyan etmeyi bilecektir. Sus pus teslimiyetine düşmeden, reaksiyon gösterecektir. Dileyenler, Emre Belözoğlu’nun yılda kaç maç oynayacağını tartışadursun, kendi adıma tüm sezon boyunca çok değerli katkılarda bulunacağına inanıyorum. Kamplarda, yolculuklarda, takım içi sosyal ilişkilerde, antrenmanlarda ve maçlarda bu katkının ne kadar önemli ve değerli olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Belözoğlu, futbolu bıraktıktan sonrası için de kendini hazırlıyordu. Katıldığı kursa ve seminerleri biliyorum. İnter, New Castle, Atletico Madrid deneyimleri, orada kazandığı dostluklar ve uluslararası ilişkilerde tanınan biri olması, en az iki yabancı dil bilmesi gelecek adına iyi bir şans göstergesidir. Fenerbahçe’nin futbolunda sportif direktör, menacer ya da herhangi bir unvanla görev alması kimseyi şaşırtmamalıdır.

Özeti: Belözoğlu’nun Fenerbahçe’ye dönüşü iyi bir projedir. Desteklenmesi gerekir.

Non stop TRT Spor!

21 yaş altı Avrupa Futbol Şampiyonası... Kadınlar Dünya Futbol Şampiyonası... Copa Libertadores... Hepsi de birbirinden güzel, eğlendiren, merak ettiren maçlar. Hepsi de TRT ekranlarında.. TRT Spor bu maçları hem canlı olarak yayınladı, hem de izleyicilerine çok değerli bilgiler sundu. İç-içe geçmiş bu organizasyonların her biri yaz sezonunda tek başına yayıncıyı kurtarmaya yeter. TRT üçü bir arada gerçekleştirdiği yayınlarla bu işi tam notla gerçekleştirdi. Takdir edilmesi gerekir.
Öte yandan TRT Spor’da Deniz Satar’la birlikte sunduğumuz Spor Sabahı, tatile girdi, biliyorsunuz. Kendi adıma biraz dinleniyorum. Ama bizim Deniz öyle değil. Program biter bitmez Amerika’ya uçtu. 6 haftalık bir sertifika programına katıldı. Amacı kendisini geliştirmek. Yeni sunumlar, yeni konular ve yeni tekniklerle bakalım neler getirecek bize?

TRT Spor Koordinatörü Mehmet Buğra Şahin başta olmak üzere tüm dostlarımı kutlar, yönetmen, kameraman,editör, sesçi-ışıkçı arkadaşlarımıza da teşekkür ederim.

“Boştayım Abi!”

Bugünlerde bazı futbolculara “Nasılsın?” diye hatır sorsanız, alacağınız yanıt “Boştayım Abi” olacak. Hürriyet’in haberine göre Skrtel, Neustadter. Volkan Demirel, Selçuk İnan, Sinan Gümüş, Olcay Şahan, Gökhan Töre, Mustafa Pektemek’in de aralarında olduğu 30’a yakın oyuncu, sözleşme süreleri dolduğu için açıkta. Yeni sözleşme önerilmeyen, serbest kalmış oyuncuların ne yapacağı merakla bekleniyor. Selçuk İnan (G.Saray) ve Volkan Demirel (Fenerbahçe) ayrı bir dramın kahramanları. Boştakilere henüz bir teklif yok. Bakalım kim kalacak, kim nereye gidecek? Bekliyoruz, göreceğiz.

Bravo Bedir Başkan

Kayserispor Başkanı Erol Bedir, kulübün son kongresinde bir önerge vererek tüzüğün 38. maddesinin değiştirilmesini istedi. Değişen ve yenilenen madde özetle şöyle: Yönetim Kurulu, kredi sözleşmesi, borç yapılandırması anlaşmaları yapabilir. Ancak Lisanslama Talimatı ile Finansal Fair Play ilkelerine, güncel sapma kriterlerine uymak zorundadır. Dernek Yönetim Kurulu bu kriterlerin üstünde gerçekleştireceği borçlanmadan ve bu borcun ödenmesinden ŞAHSEN sorumludur.
Buyrun, bir daha okuyun. Artık yüreğiniz yetiyorsa, yeni borçlar yüklenin.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.