Futbol
Basketbol
Voleybol
Yazarlar

Transfer veya Doğru İletişim

Fenerbahçe'nin transfer politikası ile ilgili son yazıma oldukça fazla yorum aldım. Bana e-posta ile ulaşan değerli takipçilerimin bir kısmı yazıyı çok beğendiklerini, diğer kısmı ise yazıyı biraz ağır bulduklarını söylediler. İki taraf da haklı.

Ali Koç üzerinde tartışma yapılmayacak kadar kıymetli bir insan. Yönetimindekiler de öyle. İşin mali tarafında bence kredibilitelerini de kullanarak çok iyi işler yaptılar. Kulübün borç yapısını iyi yönettiler, nefes aldırdılar. Burada takdiri hak ettiler. Elbette taraftarın büyük özverisi ve katkısı ile.

Şimdi taraftar bu özveri ve katkısının karşılığını görmek istiyor.

Geçtiğimiz sezon yapılan transferlerin çoğu fiyasko ile sonuçlanmıştı. Bu camiada bir travma yarattı. Durum buyken Kruse dışında doğrudan 11'e yönelik başka transfer yapılmamış olması camiayı rahatsız ediyor. Murat, Emre, Allahyar, Altay, Garry, Deniz, Vedat iyi transferler ama ilk 11 için ne derece yeterliler? Belki kulübeyi güçlendirmek adına faydaları olacak ancak Fenerbahçe taraftarının şampiyonluk beklentisi için gerçekten doğru seviyenin oyuncuları mı?

Bu nedenle, vakit de kalmadığı için, kimsenin dillendirmeye gönüllü olmadığını dillendirmek yine bize düştü.

Futbol iyi oyuncular ile oynanır tezine karşı olanlar, her sene bir önceki sezon hezimete uğrayan Fenerbahçe'nin şapkadan tavşan çıkaracağına inanıyorlar. Bu sezon da sesleri yine yükselmeye başladı. Vasatlığı kabul ettirme furyası, bu sene de devam ediyor. Halen Alper'den, Ozan'dan, Tolgay'dan medet umanlar bunlar. Bu kafa, gerçekleri görmeyi engelliyor. Kadrosu güçlü olan ezip geçiyor, zayıf olan mazeretlerin arkasına saklanıp, çığırtkanlık yapıyor.

Ben de mali gerçeklerin farkındayım. Ancak mali gerçeklerin dışında büyük hatalar yapılıyor. Kimse yıldız transferi beklemiyor, ancak takımın ana eksikleri mutlaka kapatılmalı. Kaleci, iki stoper, bir sol bek, bir altı numara, bir de fark yaratacak forvet ihtiyacı var. Düşünsenize forvetiniz Vedat. Sakatlansa yerine Frey oynayacak!

Bu nedenle bir önceki yazım biraz sert oldu. Bu işi beceremeyecekseniz neden talip oldunuz diye yazmıştım. Hala aynı fikirdeyim.

Comolli ile varılacak nokta bu. Bir zamanlar başarılı ve futbolun içinde söz sahibi olabilir ama son 3- 4 sene için bu hala geçerli mi? Comolli kendi alanında çok başarılı, çok parlak biri olmuş olsa, halen Premier Lig'de olurdu. Ama Türkiye'de... Bu bile bir ipucu vermeli bizlere. Fenerbahçe tüm transfer stratejisini onun üzerinde kurduğunda, bize de sert yazı yazmak düşüyor.

Eğer transferde gücünüz ve vizyonunuz bu kadarına yetiyorsa, o zaman iletişimi doğru kurun. Çıkın diyin ki, "biz bu kadar yapabileceğiz, bizden 2-3 sene şampiyonluk beklemeyin, arkamızda durun, biz borç. temizleyeceğiz!". Bu daha gerçekçi, daha dürüst bir yaklaşım olacaktır. O zaman bizde bu kadro hangi pozisyona oynuyor, neden bu seviyede transferler yapılıyor anlamış oluruz.

Bu kadro ile şapkadan tavşan falan çıkmaz. Ersun Yanal hoca da çıkartamaz.

Bu iki hafta içinde Kolarov, Zanka, Kjaer, bir ön libero ve bir forvet transfer edilir ise daha derli toplu bir kadro ortaya çıkar. Belki ilk 3'e de oynar. Ancak mevcut kadro, kesinlikle ilk 3'e oynayabilecek bir kadro değil.

Yazının devamı...

Hala Ders Alınmadı

Geçtiğimiz sezonun transfer ve hoca fiyaskoları sonrası bu sene ders alınır düşüncesindeydim. Ali Bey tıpkı Aziz Bey gibi esip gürlemeyi iyi öğrenmiş, ancak transfer konusunda belli ki yeterince ders almamış. Audi Cup ve son Bayern Münih karşılaşması bize gösterdi ki Fenerbahçe bu zayıf kadro ile başarılı olamaz. Bu elbette ne Yanal'ın, ne de kadrodaki vasat futbolcuların hatası.

Kale, sağ bek, sol bek, stoper, ön ibero, merkez orta saha, forvet arkası, forvet, kısaca her pozisyonda sorunu var kadronun. Geçen sezonki yetersizlik aynen devam ediyor. Fark yaratacak bir tek Kruse var ancak o da takımın kalanı kötüyken asla iyi olamaz, olsa da katkı sağlamaz.

Kurumsallaşma, kimsenin işine karışmama, profesyoneller ile çalışma iyi güzel de, bu kadronun yetersizliğini görememek gerçekten anlaşılır gibi değil. Comolli liderliğinde yürütülen transfer çalışmalarından vasatlık akıyor. Vasatı iyi kabul etme, vasatı normalleştirme hastalığı Fenerbahçe'yi eritip bitirdi. Forma kutsaldır, sahadakine sahip çıkalım anlayışı, yönetimlere rahatlık ve konfor alanı sağladı. Ali Koç'un büyük kredisi, başarısız yönetimin üstünü örttü. Ama örtmeye ne kadar devam edecek?

Gelinen noktada bu transfer poltiikası ile Fenerbahçe mesafe alamaz. Geçen sene 6. oldu, bu sezon da en fazla 4. olur.

Sayın Başkan göreve gelirken, tüm sistemimiz, projelerimiz, transfer listemiz hazır, biz hazırız, Fenerbahçe'yi biz daha iyi yönetiriz diye gelmişti. Gördük ki hazır değilmiş. Hazır olmadan göreve talip olmamak lazımmış. Sadece Comolli'ye güvenip yola çıkmak ne kadar da kötü bir strateji.

Fenerbahçe'nin başarılı olabilmesi için gerçekten iyi bir omurga kurması gerek. Bu nedenle de bir kaleci, iki stoper, bir altı numara ve bir forvet transferi kaçınılmaz gözüküyor. Ayrıca iyi bir sol bek acilen alınmalı. Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor ve Başakşehir ile bu mevcut kadroyla mücadele edebileceğinizi düşünüyorsanız, taraftarların sabrını ciddi anlamda zorlamış olursunuz.

Dost uyarısı.

Yazının devamı...

Sağduyu Kazandırır

İzlanda'da Milli Takımımıza yapılanlar asla kabul edilemez. Bekletme, aramalar, fırça olayı, hepsi de çok çirkin, kabul edilemez.

Ancak bunların yapılmasının bir sebebi var. Soğuk ülkenin soğukkanlı stratejistleri belli ki bu maçı çok önemsiyor. Gerçekten de onlar açısından hayati bir karşılaşma. Bizi iyi analiz etmişler. Bizler milletçe duygusal, tepkisel ve soğukkanlı olamayan bir yapıdayız. Bunu lehlerine kullanmak için böyle bir tertip içine girdikleri kanaatindeyim. Konu iki cahil pasaport memuru ve bir seviyesiz İzlandalı gencin kendi başlarına planladıkları bir olay olamaz.

Bu olaylara sebep bizi tıpkı bir zamanlar İsviçre'de olduğu gibi provoke etmek, soğukkanlılığımızı kaybetmemizi sağlamak ve sahada işimizi zorlaştırmak. Dediğim gibi buna müsait bir yapımız var.

TV'lerde, gazete köşelerinde, sosyal medyada yorumcuları takip ederken şaşkına döndüm. Hepsi de dişe diş, kana kan intikamdan bahsediyorlar. En okumuş, eğitimli olanı bile intikam alalım, beterini yapalım havasındalar. İzlanda bu provokasyon ile aslında amacına ulaştı. Bizi ülke olarak gerdiler.

Burada herkesi sağduyuya davet ediyorum. Duygusal tepki vermek çözüm değil. Burada soğukkanlı bir şekilde meseleyi tetkik edip, strateji üretmemiz gerekiyor.

Öncelikle, Millilerimiz sahada sakin olacak, bu konuda gerekirse profesyonel destek alınmalı. Hiç bir provokasyona, galeyana gelmeden maçı sakin ve ölçülü bir tutum ile bitirmeliyiz. Buradan alınacak 1 puan bile bize avantaj sağlıyor. O sebeple oyunun içinde kalmalı, sadece oyuna odaklanmalıyız.

Hatta radikal bir önerim var. Ters köşe yapacak bir öneri.

Millilerimiz sahaya "Türk Milli Takımı'na gösterdiğiniz misafirperverlik için cesur ve vicdanlı İzlanda halkına teşekkür ederiz, dostluğumuz bakidir" yazılı bir pankart ile çıkmalılar. Bu lehimize muazzam bir sempati oluşmasına ve provokatörlerin yenilmesine yol açar.

İkinci önerim, İzlanda Milli Takımını muazzam iyi karşılamak. Öyle bir karşılama yapalım ki davullu, zurnalı, baklavalı, sıcak, samimi, dünya Türklerin büyüklüğünü görsün, anlasın. Halkımız İzlandalılara her gördüğü yerde dostça yaklaşsın. Bu da diğer ters köşe olacak.

Biz zaten buyuz. Son dönemlerde toplumsal gerginlikler, kutuplaşmalar, kavgalar olduğu için unuttuk. Biz dünyada misafirperverliğin ve hoşgörünün topraklarıyız. Tarih boyunca bu böyle olmuştur.

Buradan bu tezgaha istemeden de olsa alet olan meslektaşlarıma da sesleniyorum; on like fazla alayım, üç retweet daha kazanayım derken milleti gerip, çok yanlış yönlere sevk etmeyin. Ateşe benzin dökmeyin. Olayı kan davasına dökmek bize yaramaz, bize zarar verir. Sizin için alışkanlıkları kırmak zor ama biraz stratejik düşünmeye çalışın.

Vakit geçmeden bu provokasyon bizim tarafımızdan dostluk ve hoşgörü ile sona erdirilmeli ve işimize bakmalıyız. Bu şekilde olursa 2 maçta en az 4 puan bekliyorum.

Yazının devamı...

Aynı Hatayı Tekrarlamayın

Ali Koç söylemde "farklı" bir Fenerbahçe olacak diyerek yola çıktı. Özkaynak modeli ile futbolcu üreten, jenerasyon yakalayan, istikrarlı başarı kovalayan, yurt dışına futbolcu satan, altyapı odaklı ve geliri giderinden fazla bir Fenerbahçe..

Geçen sene bunun tam tersi bir uygulama gördük. Comolli'nin direksiyonunda olduğu araç, taraftar baskısı sonucu göreve gelen Yanal'ın müdahaleleri ile uçuruma uçmaktan kurtudu. Ancak bu başarısızlıktan daha fazla dikkat çeken konu şu oldu; Fenerbahçe yönetsel yapı olarak değişmedi, eski tas eski hamam devam etti. Reyes, Benzia, Zajc, Slimani, Frey, Ayew gibi son derece isabetsiz ve verimsiz transferler ile Fenerbahçe parayı resmen sokağa attı.

Bu sene de transferde farklı bir politika izlendiğini görmüyoruz. En azından gündemdeki isimler bize yine benzer yollardan geçileceğini gösteriyor.

Oysa Fenerbahçe'ye bir devrim vaadi ile gelmişti sayın Koç. Şampiyonluk değil, kendi kendisine yeten, gençlere önem veren bir Fenerbahçe vaat etmişti. Transferde adı geçen tüm isimler 30 yaşın üstündeler.

Aslında bu devrim bu sene değil, geçen sene neredeyse küme düşecek olan takımda gençlere forma verilmediğinde sona ermişti. Tüm formsuzluk ve ruhsuzluklarına rağmen eskiler forma giymeye devam ederken, Ferdi'ye iki maç bile şans verdilmediğinde anladık ki bu dönemde de devrim falan olmayacak.

Zaten Comolli ile devrim olması da imkansızdı. Ancak Ali beyin A Planı yine, herşeye rağmen Comolli. B Planı da yok gibi gözüküyor.

Oysa "yüz kişilik liste hazırladık, transferde çok başka işler yapacağız" iddiası ile heyecan vererek Başkan olmuştu sayın Koç.

Geçen sene olduğu gibi bu sene de taraftarlar üzerlerine düşeni yaptılar, yeterince "Fener oldular", şimdi sıra yönetimde. Ali Koç'un tüm planı yine Comolli'nin bulacağı sakat, sorunlu veya kısıtlı yeteneğe sahip futbolculara kaldı ise yazık olacak.

Comolli'nin bir taktiği var; sakat, sorunlu veya kısıtlı yeteneklere sahip futbolcuları görece ucuza alarak "ya tutarsa" şeklinde bir yaklaşım ile takıma katıyor. Bu sene de Fejsa söylentileri bu yaklaşımı doğrular mahiyette. Kaliteli ancak geçmişte çok ciddi sakatlıklar geçirmiş bir futbolcudan bahsediyoruz. Zaten Benfica o rakamlara satıyorsa durup bir düşünmek gerek.

Oysa bizim beklediğimiz, kaliteli bir takım omurgası oluşturulması, yerli ve yabancı genç yetenekleri erken tespit eden ve takıma katan bir sistem ile bu omurganın desteklenmesi. Fenerbahçe'nin ligi ilk ikide bitiremeyi sağlayacak bir omurgası yok. Bu takımın temeli zayıf. Önce son derece kaliteli, üst düzey birer kaleci, stoper, 6 numara orta saha,10 numara ve bir forvet ile omurgayı oluşturmanız gerek. Sonra da bunların birer genç ve yetenekli alternatifi ile bu omurgayı yedeklemeniz. En son orta üst kalitede iki bek ve iki kanat oyuncusu ile kadroyu tamamlarsınız. Kalanı gençlerden oluşabilir. Fenerbahçe'de bolca 8 numara olduğundan oraya takviye yapmaya gerek yok.

İlerleyen senelerde ise sadece altyapı veya keşfedilen yetenekli gençler ile bu kadroyu beslersiniz. Bir kez omurgaya doğru yatırım yaparsınız, omurgayı 3-4 sene korursunuz, o sırada gençler yetişir ve omurgayı devralır. Barcelona, Bayern, Benfica gibi kulüpler yılardır bu strateji ile başarı sağlıyor.

Ancak bunun aksini yapar ve geçen sezonki gibi 10-11 tane hedefsiz, pahalı ve boş transfer yaparsanız, Fenerbahçe'yi batırırsınız.Fenerbahçe'ye Ajax, O.Lyon, Benfica, Porto modellerini uygulamak için Başkan olan Koç, Aziz Yıldırım modeli ile devam ederse umutlara yazık olur.

Fenerbahçe bu sene şampiyonluk için kadroyu plansız ve ölçüsüz şekilde oluşturursa, değil bu sene, önümüzdeki 10 sene ilk 3'e giremez. Planlı, odaklı ve sistemli bir şekilde bu işi yürütmek gerek. Ersun Yanal hocanın Comolli'yi doğru yönlendirmesi ve ondan gelen teklifleri sonuna kadar sorgulaması şart.

Bir kez daha ülkemizde sürekli hafife alınan "kadro mühendisliği" kavramının önemi ortaya çıkıyor.

Yazının devamı...

Futbolda Doğru Model

Şampiyonluk

Galatasaray ligi birinci sırada bitirdi. Ligin ağırlıklı olarak yetenekli yabancılardan oluşan en iyi kadrosu, ipi göğüsledi. Kalite farkı kazandı. Türkiye'nin en iyi teknik direktörü bu sefer de doğru kadro, sistem ve felsefe ile sonuç almayı başardı. Tebrik ediyorum.

Peki bu ne kadar yeterli?

Türkiye ligi, Avrupa'nın en pahalı 6. ligi. Ama gerek oyun kalitesi, gerek hakemlik kurumunun durumu, gerek taraftarların futbol bilgisi ve yöneticilerin fair playe dair tutumlarına bakıldığında bu lig bence ilk 10'a giremez. Böyle bir ligde şampiyonluğu küçümsemek istemem ama inanın ki Avrupa ölçeğinde bu bir başarı değil.

Dünyanın kadro değeri en yüksek 100 takımı arasında bizim lig şampiyonumuz, yani açık ara en iyi kadroya sahip olan Galatasaray 97. sırada. Bu haliyle bizim ligi sildi süpürdü. Braga, Getafe ve Cardiff bile kadro değeri olarak Galatasaray'ın önünde. İyi scout'lar, güçlü lobi ve Fatih Terim faktörü Türkiye'de her zaman şampiyonluk almaya yeter ama ya Avrupa?

Bana göre Galatasaray Avrupa'da hiç bir başarı sağlamaz. Kalburüstü takımların hepsi Galatasaray kadar koşuyor, daha klas ayaklara sahip, daha organize futbol oynuyor. Kısaca bu tablo Avrupa'da başarı getirmez.

Rakiplerinin bu kadar kötü yönetildiği ve sorunlarla boğuştuğu bir dönemde, yeterli parayı cebine koyan Galatasaray 10 sene üst üste şampiyon olur ancak Avrupa'da başarı asla gelmez, gelmeyecektir.

Doğru Model

Bana göre doğru model Altınordu'nun dünyada pek çok kulübü analiz edip ortaya koyduğu özkaynak modeli. İşte Ajax, Porto, Benfica gibi takımlar bu modelle, her 10 senede bir jenerasyon yakalayıp, 2-3 sene çok başarılı oluyor, iyi gelirler elde ediyor. Sürdürülebilir, mantıklı ve ayakları yere basan bir model.

Altınordu modeli ve Galatasaray modeli iki ayrı model. İkincisinin Avrupa'da başarı getirmeyeceği, kısmi başarı getirse bile sürdürülemez olacağı kanaatindeyim. Oysa Altınordu modeli gelecek vaat ediyor. Tüketen değil, üreten futbol kulübü olmak gerekiyor.

Mesela bu sezon ile ilgili olarak size bazı bilgiler vereyim.

Altınordu son maçta yine Playoff'u kaçırdı. Süper lig bu sene de olmadı. Olsun.

Bakın Altınordu neler yaptı?

Son derece beğendiğim futbol adamı Hüseyin Eroğlu yönetiminde, sıfır yabancı ile, yarısı kendi özkaynak sisteminden gelen futbolcular ile neredeyse Süper Lige çıkacaktı. Bir tarafta 11 yabancılı takımlar, diğer tarafta 11 Türk çocuğu ile Altınordu. Sizce de güzel değil mi?

50 kişilik kadronun %54'ü altyapıdan yetişme oyuncu.

Bu gençlerden en az 4'ü her maç ilk 11'de oynadı.

Ligde en fazla süre alan 5 oyuncudan 3'ü özkaynak futbolcusu.

34 haftalık ligde 13 maç gol yememiş, 14 hafta kaybetmemiş, son 5 sezonun kendisi açısından en yüksek galibiyet sayısına ve en yüksek puanına ulaşan bir takım.

Ligde ortalama 114 km koşu ortalaması yakalamış bir ekip (120 km başarı için ideal bir standart olarak görülüyor).

Hem gençlere yer verirken, hem üst düzey yarışmak. Bence bu senenin gerçek şampiyonu Altınordu!

Burada dikkat çeken bir detay var. Altınordu, her sene üstüne koyuyor. Bir gün bu takımın %95'i, belki de %100'ü altyapıdan gelen oyunculardan oluşacak. Her sene yetenek üreten bacasız Altınordu fabrikası, belirli bir süre sonra bence gerçekten tüm ligleri domine edecek.

İlk 11'de genelde 11 yabancıyla oynayan Galatasaray'ın şampiyonluğu yanında, ilk 11'de 11 Türk ile oynayan Altınordu'nun 7. olması da çok büyük başarı bence.

Bu sene olmadı ancak iyi bir planlama ile bence seneye bu iş olacak. Süper Lige çıkan ve daha iyi gelir elde edebilen bir Altınordu'nun ligde önce ilk 10, sonra ilk 7, sonra da ilk 5'te kalıcı olacağını düşünüyorum.

Peki ya şampiyonluk?

Kimbilir belki bir gün ilk 11'inde 11 yabancılı şampiyonlardan, tamamen Türklerden oluşan bir takımı alkışlamak da nasip olur bizlere.

Seyit Mehmet Özkan Başkanı, Hüseyin Eroğlu Hocamı, CEO Barış Orhunbilge'yi, tüm idari ve teknik yöneticiler ile Altınordu camiasını bu sezonki mücadeleleri için tebrik ediyorum.

Fenerbahçe

Son olarak bu sene neden Fenerbahçe ile iligli fazla yazı yazmadığımı merak edenler olacaktır. Yazacak her şeyi son 5 sezonda yazdık. Söylenecek her şeyi söyledik. Önce Aziz Başkan, sonra Ali Başkan kendi yollarından gittiler ve sonuç bir facia oldu. Biri, Ali Koç'un açıklamalarına göre 600 milyon Euro borç bıraktı, diğeri de bu enkazdan çıkaramadı.

Kaderini Comolli'ye bırakmış bir yönetimin hiç bir şeyi doğru yapacağına ve başarı sağlayacağına inanmıyorum. Fenerbahçe'nin acil futboldan anlayan bir yöneticiyi ve ekibini futbolun başına getirmesi gerekiyor. Zaten bu yönetim tarzı ile 5-10 sene kendisine gelemeyecek bir kulübün, en azından altyapıya önem vererek, Ayew, Frey, Slimani, Reyes gibi saçma sapan, akıl dışı ve hatta şüphe uyandıran transferlere para harcamayıp, gençlere yatırım yapması akılcı bir davranış olacaktır.

Yazının devamı...

Dip

Türk futbolu çökerken, derbilerdeki futbol kalitesi de gittikçe dibe gidiyor. Dün gece futbol kalitesi adına bir utanç gecesiydi. Her iki takım adına da bolca pas hatası, anlamsız faul, beceriksizce top kaybı ve organize olmaktan çok uzak bir futbol vardı sahada. Hatta topu doğru doğru dürüst stop etmeyi dahi başaramadı bazıları.

Derbi demek kalite, seyir zevki, çekişme demekti. Dün gece futbol adına bir ayıp olarak tarihe geçti.

Galatasaray şampiyonluk, Fenerbahçe küme düşmemek için çıkınca sahaya, belki de bu tablo daha da ağırlaştı. Ancak kalite eksikliği her iki takımda da dikkat çekti. Mehmet Topal, Sinan Gümüş, Soldado, Diagne, Alper Potuk, Tolgay, Moses başta olmak üzere, futbolcuların formu ve becerisi çok düşüktü.

Futbolculara ek olarak hakem Ali Palabıyık ve VAR hakemi Bülent Yıldırım'da pek formda değildi. Tartışmalı kararlar ile maçın kalitesizliğine katkı sağladılar. Ayrıca Hasan Ali'nin kırmızısı, Mehmet Topal'ın tekmesi ve Fenerbahçe golünden önceki faulde doğru karar verdikleri konusunda emin değilim.

Bu maçta alınan 1 puan Galatasaray'ın şampiyonluk umudunu korumasını sağladı. Fenerbahçe ise küme düşme hattından şimdilik uzaklaştı.

Dün gecenin en güzel tarafı her iki camianın da Can Bartu'ya sahip çıkmaları oldu.

Fenerbahçe takımı Can Bartu'nun kızına söz vermiş olmasına rağmen ilk yarıda çok kötü bir görüntü ortaya koydu. Bu kadro yeteneksiz, bunu çoğunluk görüyor ancak dün yeteneksizliğin ötesinde bir gayretsizlik ve dağınıklık da vardı. Fenerbahçe bu maça konsantre olarak çıkmamış. Saha içindeki panik ve taktik disiplinsizliği de eklersek burada kabahat büyük ölçüde Ersun Yanal'da. Dün gecenin en başarısızı Yanal'dı.

Hatalı hakem kararlarıyla Galatasaray'ın hakkının yendiği bir maç oldu. Kadıköy'de üç puana bir daha bu kadar yaklaşmaları zor. Tarihin en kötü Fenerbahçe'sine 2 puan kaptırdılar. Ancak final dönemeçlerini iyi oynayamayan Abdullah Avcı'nın ekibine göre daha çok şansları var. Galatasaray'ın takım kalitesi ligde herkesten üstün. Hocası da ligin bu tür finalleri oynamada en tecrübelisi. Ense karartmaya gerek yok.

Fenerbahçe bu dipten seneye nasıl çıkacak, bu kadro ile ne yapacak, bu mali yapı ile nasıl kadro kuracak, gerçekten umutsuzum. Fener Ol kampanyası tek çıkış gibi gözüküyor.

Yazının devamı...

Geleceğin Futbol Devi

Altınordu geleceğin futbol devi olacak. Bunun pek çok sinyali var ancak bir tanesi de düzenledikleri uluslararası U12 İzmir Cup turnuvası. 2013'den beri düzenlenen bu turnuvaya 2013'de 8 takım katılmıştı. 2019'da ise tam 72 takım turnuvaya katılmış durumda. Bugüne kadar aralarında dünyanın en büyük kulüplerinin de olduğu tam 176 kulüp U12 takımları ile bu turnuvaya katılmış.

2019 turnuvasına katılanlar arasında PSV, Porto, Az Alkmaar, Milan, Benfica, Ajax gibi harika altyapılar var. Dünyanın diğer dev kulüpleri de turnuvaya katılmış durumdalar. O yaş kategorisinin Şampiyonlar Ligi diyebiliriz.

Saha dışında ise tam bir festival havası var. 72 takımın sporcuları, yöneticileri, aileleri herkes bir karnaval havasında ve dostluk içinde eğleniyor. Farklı paylaşımlar yapılıyor. Farklı kültürler kaynaşıyor. Tek kelime ile muhteşem bir organizasyon.

Böyle bir organizasyonu düzenleme vizyonu, gücü ve isteği olan bir kulüp, emin olun ki gelecekte de Türk ve dünya futboluna damga vuracaktır. Başkan Seyit Mehmet Özkan'ı bu vizyonu için kutlamak gerekiyor.

Yabancı sayısı tartışılırken, yabancısız futbolun ne kadar sıkıcı ve kötü olacağı dillere dolanmışken, kafayı biraz bu taraflara çevirmek gerekiyor. Altınordu modeli Türk futbolunun kurtuluşudur. Sadece sportif açıdan değil, yönetsel ve kültürel açıdan da.

Yabancı sayısı polemiğinden çıkıp, bu konuya daha derin bakmak gerekiyor.

Altınordu uluslararası futbol dünyasında bir marka olma yolunda. Bu güç öyle bir güç ki, size başka kapıları açıyor, farklı bağlantılar kazandırıyor. Altınordu dünyanın önemli altyapılarından bir tanesi haline gelirken, bu modeli tüm Türkiye'ye yaymak büyük önem taşıyor. Çıkış burada.

Yazının devamı...

Kurtuluş Savaşı

Başlığa bakınca durumun ciddiyeti anlaşılsın istedim.

Fazla söze gerek yok, Fenerbahçe önceki yönetimlerden devredilen enkaz nedeniyle çok büyük bir tehlikeyle karşı kaşıya. 600 milyon Avro borç, temlikler, hacizler ve boş bir kasa ile yönetimi devralan Ali Koç ve ekibi, işin mali yönetim tarafında bence harika bir iş çıkardılar. Adeta batık bir kulübü, ayakta tutmayı başardılar.

Sportif tarafta tarihin en kötü sonuçları alınırken, mali tarafta mucizeler gerçekleştirdiler.

Konunun ciddiyetinin anlaşılamamış olması büyük bir talihsizlikti.

Fenerbahçe taraftarı sahaya bakarken, esas büyük tehlikeyi bir türlü görmedi, göremedi. Belki daha yüksek tonda ses çıkartmak gerekiyordu. Batıyoruz diye bağırmak gerekiyordu! Yönetim tehlikeyi gereğince anlatamadı.

Şüphesiz bu enkazı bırakanların verdiği zarar ileride çok daha iyi anlaşılacak ve Fenerbahçe tarihinde hak ettikleri şekilde yer bulacaklar.

Ancak bugün geçmişe hayıflanmak değil, geleceği kurtarmak zamanı.

Fenerbahçe bir kurtuluş savaşı içinde. Bu savaşta geçmiş yönetimin başarısızlığının bedelini tüm Fenerbahçe'liler el ele vererek ödemek zorundalar. Bu armaya, renklere, Lefter'e olan borç.

Sayın Başkan Ali Koç ve ekibi bir kampanya başlatıyor. Esasen bir kulübe sahip çıkma kampanyası. Anlaşılan o ki, Başkan'ın sığınacağı başka bir liman kalmamış. Büyük Fenerbahçe taraftarı yine sığınılacak son kale durumunda.

Bu kampanya ile Fenerbahçe ya kurtulacak ya da tarih sahnesinden silinecek. Bu kadar açık. Ali Koç'un bile dile getirmekten çekindiği acı gerçek bu. Ben yine dobra olayım, sizlere durumu açıklayayım. Durum bu kadar vahim. Yönetim sağduyulu, sakin gözükmekle birlikte, bu yardım kampanyasının son çare olduğunun farkında.

Bu kampanya Fenerbahçe'nin kurtuluş savaşı. Buna sadece Fenerbahçe'lilerin değil, ezeli rakiplerin taraftarlarının dahi katılması gerekiyor, çünkü dört büyüklerden birisi dahi olmasa, diğerleri de anlamını kaybedecektir. Fenerbahçe yoksa, Türk futbolu ciddi yara alacaktır. Bu kampanya esasen Türk futbolunun da kurtuluşu ve değerini koruması için önemli.

Kampanyaya katılanların haklarını kulübe helal edeceklerinden eminim. Kulübü bu hale getirenlere helal ederler mi orasını bilmem. Etmezlerse de sonuna kadar haklılar.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.