Futbol
Basketbol
Voleybol
Yazarlar

Kartal’dan kötü start!

Kamplar, hazırlık maçları uzun lig maratonu için ölçü olur mu? Fotoğrafa bu açıdan bakacak olursak Sivasspor’un özel maçlardaki karnesi çok iyi, hatta pekiyi... Beşiktaş için aynı şeyi söylemek çok zor, galibiyeti yok! Haaa Kartal, bir dizi mazeretlere sığınabilir... Örneğin yeni transferlerin kadroya rötarlı gelişlerini ilk sırada sayabiliriz. Nitekim Abdullah Avcı, onbiri geçtiğimiz sezonun tecrübeli oyuncularından oluşturmak zorunda kaldı. Avcı’yı bu tercihleri nedeniyle eleştirmek, hele de sezonun ilk maçında haksızlık olur.Özellikle Burak Yılmaz’ın olmayışı, Avcı’nın oyun stratejisini olumsuz etkilediğini bu mazeretlerin arasına koyabiliriz. Böylesi uzun solukla lig yarışında başlangıçlar hep zor olur, biliriz. Yenilerin, eskilerle kaynaşması ve de takıma uyum sürecinin de zamana dayalı olduğunu da anımsatmakta yarar var.Bu sadece Beşiktaş için değil, diğer takımlar içinde geçerlidir.
Lafı uzatmadan rotayı maça çevirelim... Rıza Çalımbay’ın 20 yıla yakın tecrübesi var, çok takım çalıştırdı, ligimizi de yakından tanıyor. Sivasspor’da tepeden-tırnağa değişmiş kadrosu olmasına karşın, belli ki çok iyi bir hazırlık dönemi geçirmiş. Beşiktaş’ın ilk yarıda sahasından çıkmak da zorlandığını gördük! Bu da ev sahibi takımın baskılı oyun anlayışını öne çıkarmasıydı. Artı, Gökhan ve Caner’in performanslarının uzağında olması, Kartal’ı bu yarıda etkileyen bir başka faktör idi. 30’da Mert Hakan’ın attığı golde faturanın tamamını Medel’e kesersek ayıp olur, savunmacılara sormak gerek! Vida’nın yeni partneri Ruiz ilk maçı olmasına karşın fena değildi, bekleyip, görmek gerekir. Boyd’u beğendim, mücadeleyi bırakmıyor, gözü kara, yararlı olacağı kesin.
Kartal ikinci yarının başlarında kanatlanır gibi oldu, rakip kaleye yüklendi, ancak ikinci golü yine kalesinde gördü! Utku kardeşimiz genç, topu oyuna isabetli sokma isteği iyi, ancak kritik pozisyonlarda gelişine vuracaksın arkadaş! Ne oldu, 54’de Medel topu kaptırdı, Yatabare klasına yakışır bir vuruşla farkı ikiye çıkardı! Tabi ki Umut’un kurtardığı iki net gol pozisyonda da hakkını yemeyelim. Avcı’nın Oğuzhan, Umut ve Orkan hamleleri de Kartal’ı ayağa kaldırmaya yetmedi. Oynadığı futbolla Milli Takım’a kadar yükselen, transferler adı geçen Emre Kılınç, 76’da cezaalanı dışından muhteşem bir vuruşla farkı üçe taşıdı, Kartal’ın puan umutlarına da set çekerken, Sivasspor alkışı da övgüyü de fazlasıyla hak etti.
Bu arada ilk yarının uzatmalarında hakem Mustafa Öğretmenoğlu’nun kaleci Samassa ile çarpışan Boyd’a çıkardığı sarı karta bir anlam veremedim doğrusu!

Yazının devamı...

Unutmadık, unutturmayacağız!

“Herkesi bir zaman için aldatabilirsiniz. Bazı kişileri her zaman aldatabilirsiniz. Ama herkesi her zaman aldatmazsınız. Ben kimseyi hayatım boyunca aldatmadım.”
***
“Beşiktaş sevgisi sevgilerin en güzelidir. Zor dönemlerde sadece taraftarın desteği yetmez. Yöneticilerimizin de, fedakar taraftarlarımızın bu desteğine uygun davranışlar içinde olmaları gerekir.”
***
“Beşiktaş için bir şeyler yapmak istiyorsanız kimsenin adamı olmayın.”
***
“İnsanlarla yaşadım, insanı öğrendim. İnsanlarla yaşadım, insanlığı öğrendim. İnsanlarla yaşadım, insanlarda nankörlüğü gördüm. Dostlarım, dostlarım! Ama ben dostlarımdan çok korkarım”
***
“Çok üzüntülerimiz oldu, hepsini yuttuk, oturduk. Beşiktaş’ı üzmesinler.”
***
“Yumruğumuzu vurup, masaları kırıp, olayları halletmemizi tavsiye ediyorlar, biz kanunlara saygılıyız.”
***
“Futbol sadece şampiyonluklara sevinmek değildir. Bunu belli değerlere sahip çıkarak yaşamaktır. Biz şerefli ikincilikler de yaşadık. Toplum bunları şimdi anlıyor. O zaman bunlara gülenler vardı.Şimdi hepsini hayretle izliyorum. Zamanın haktan yana olduğunu görmek en büyük sevincimdir.”
***
“Beşiktaş’ın etik değerlerini sahiplenmeden hiç bir başarının kalıcı olacağına inanmıyorum.”
***
“Şerefli ikincilikler, şerefsiz şampiyonluklardan önemlidir.”
***
Başkanlığım döneminde Beşiktaş’ın zevkle hamallığını yaptım. Evet, son dönemlerde üzüldüm, ama hayatımın en zevkli anlarınız Beşiktaş’ta yaşadım.”
***
“Sen büyük takımsan, güçlüysen, hakemi de yenersin, rakibini de”
***
Bazı sözler vardır, bırakın o günü, geleceğe damgasını vurur, yıllar geçse de asla unutulmaz. Bazı insanlar vardır, ‘efsane’ olurlar, asırlarca hatırlanırlar...
Efsane olmak öyle kolay değildir, duruşunuzla, söylemlerinizle o apoleti takarsınız.
Yukarıdaki tarihi sözler, Türk futbolunun efsane başkanlarından rahmetli Süleyman Ağabey’e (Seba) ait... Ağabey diyorum, çünkü o benim penceremden bir başkandan ötesiydi. Ağabey, hatta babam gibiydi.
Kırk küsur yılımı onunla geçirdim, dile kolay... Dosttuk, birbirimize olan güvenimiz hiç bir gün olsun sarsılmadı. Öyle ki bizim kulvarda yarıştığım meslektaşlarım bana “Bilal Seba” diyorlardı. Hiç alınmadım, hep gurur duydum. Öyle ki Seba’cı olduğum için o tarihi İnönü Stadı’nda tüm tribünlerin protestolarına hedef oldum. Ne var ki, o 16 yıllık süreçte gazetecilik ilkelerimden bir milim taviz vermedim, transfer skandallarını ortaya çıkardım, kavgaları, tartışmalıları tamamını sayfalarımıza taşıdım.
Yani,”dostluk başka, iş başka” felsefesinden asla ödün vermedim. Evet, Süleyman Ağabey bir efsaneydi, 16 yıllık başkanlık dönemine irili-ufaklı tam tamına 21 kupa sığdırdı, o bu anlamda da rekortmendir.
Evet, Süleyman Ağabey’i kaybedeli 5 yıl olmuş. Gelibolu’da olduğum için anma törenine katılamadım ama o hep kalbimin baş köşesinde yerini koruyor. Unutmadık, unutturmayacağız.
Biliyoruz ki, onun yaşam biçimi olan Beşiktaş’ı bir yerlerden izliyordur. Baba, o çok sevdiğin hatta ömrünün büyük bir bölümünü verdiğin Beşiktaş’ta işler pek yolunda değil son yıllarda... Borçlar almış, başını gidiyor! Yönetim kanadı bu ekonomik krizi aşma adına çırpınıyor. Elbette ekonomik kriz sadece Beşiktaş’ı vurmadı, diğer takımların da durumları pek iç açıcı değil.
Seni özlüyoruz baba, dostların seni hiç unutmuyor, seni özlemle anıyoruz, huzur içinde uyu...
***
Sevgili okuyucular, elbette bizim kulvarda yazılacak-çizilecek çok sorun var. Ancak bugünkü köşemin tamamını Efsane Başkan Süleyman Ağabey’e ayırdım, onun yaptıklarını, söylemlerini, yeni nesillere aktarmak, tanıtmak, unutturmamak bizlerin asli görevidir. Efsane başkanın geçmişteki sözleri bugüne ışık tutması dileğiyle, güzel ülkemin, güzel insanlarının geçmiş bayramını kutlar, start alacak ligimizde tüm takımlarımıza başarılar diliyorum. Kavgasız-gürültüsüz, dostlukların ve de centilmenliğini öne çıktığı bir sezon olsun.

Yazının devamı...

Futbol için omuz omuza

Yeni sezonun başlamasına çok az süre kaldı, doğrusu taraftarlar kadar biz de özledik futbolu. Belki tekrar olacak ama bizler uyarmadan geçmeyeceğiz. Artık kavgadan-gürültüden gına geldi, bilesiniz. Şu olumsuz tabloları artık yaşamak istemiyoruz, o güzelim oyunu farklı kulvarlara çekmeyelim ne dersiniz?
Sadece oyunu tartışalım, tribün ve saha içindeki kavgaları bir kenara bırakalım, fair-play ruhunu öne çıkaralım. Bu anlamda herkese görev düşüyor, öyle kaçmak yok! Sevgili başkanlar, teknik adamlar, futbolumuzdaki gerilimi önlemek sizlerin elinde. Lig öncesi özellikle 4 büyük kulübün başkanı bir araya gelseniz, birbirinize sarılıp, dostluk mesajları verseniz fena mı olur? Gönül ister ki tüm başkanlar kol-kola, omuz-omuza görüntü verseler... Ne de güzel olur. Hatta teknik adamlarımız, sizler de bir araya gelebilir, topluma güzel mesajlar verebilir, dostluk köprülerine büyük bir taş koyabilirsiniz.
Elbette bu oyunun saha içindeki aktörlerinin de bu anlamda sorumlulukları çok fazla. Sadece işinize odaklansanız, hakeme itirazlara, üzerlerine yürümelere, meslektaşlarınızla didişmelere bir son verseniz artık! Çok zor değil, hep birlikte yaparız, yeter ki isteyelim. Yeni sezonun tüm takımlara başarı ve de en önemlisi kalıcı dostuklar getirmesini diliyorum. Bu oyunu sevmek istiyoruz, bunu lütfen bizlerden esirgemeyin.
Haa tabi ki taraftarlara da büyük görev düşüyor. Sizler de öyle ayrı ayrı tribünlerde maç izlemekten, kavgadan, hakaretlerden bıkmadınız mı? Futbolun bir oyun olduğunu unutmayın, centilmenliği öne çıkarın, top artık sizde arkadaşlar. Bu ışığı siz yakacaksınız, adımları siz atacaksınız, siz. Tatsız ortamları yaratanları da siz kontrol edeceksiniz, engel olacaksınız, o tipleri aranızda barındırmayacaksınız!

Oğuzhan dibi gördü
Transferdeki durgunluk Beşiktaş’a gönül verenleri üzüyor, sezona umutsuz bakıyorlar! Diğer takımlarda olduğu gibi, ekonomik sıkıntı ortada arkadaşlar. Bu durgunluğun temelinde ekonomi yatıyor. Victor Ruiz, Adem Ljajic, Tyler Boyd ve Douglas’ı renklerine bağlarken, yönetim kanadı kasasını düşünüyor, saygı duymak gerekir.
Diğer yandan beni aylardır irite eden bir Oğuzhan Özyakup olayı var. Böylesi bir yetenek nasıl dibe vurur, anlamakta zorlanıyorum! Piyasa değeri son üç yılda 14 milyon eurodan 3.5 milyon euroya düşer mi, bu kadar da geriye gidilir mi, inanamıyorum! İçini okuma şansım yok, sıkıntıları nedir? Bildiğimiz gerçek, oturup düşünecek, kendisini masaya yatıracak, öz eleştirisini yapacak. Her şey ona bağlı, dileriz bu sezon onun için çıkış yılı olur. Kaldı ki Abdullah Avcı’nın da ondan beklentileri çok yüksek. Bu beklentilere yanıt vermek de senin ellerinde kardeş!

İhracat zamanı
Takım arkadaşım Celal Umut Eren, Milliyet’in vitrinini çok güzel bir araştırmayla süslemiş. 2015 yılına kadar hep futbolcu ithal ettik, bir türlü satmayı beceremedik! Sürekli aldık, aldık, kasalarımız boşaldı, ekonomik krize yelken açtık!
2015 Haziran ayında Enes Ünal’ın Manchester City’ye gidişiyle start aldık... Cenk Tosun, Ozan Kabak, Çağlar Söyüncü, Cengiz Ünder, Okay Yokuşlu, Merih Demiral, Eljif Elmas ve Yusuf Yazıcı’yla zirve yaptık. Kasalara toplamda 116 milyon euro girdi. Daha ne olsun. Ekonomik darboğazdan çıkmanın yolu bu adresten geçer arkadaşlar! Altyapılarımız tartışmalı, o alanları yetenekli profesyonellerin ellerine teslim edin, bakın orada pırıl-pırıl yeteneklerin olduğunu göreceksiniz. Tabii ki takımların bazı efsaneleri var, biliyoruz... Ne var ki kasanıza para giriyorsa ki öyle, taraftar baskısına sünger çekeceksiniz. Aksi halde kasalarınız yine tam takır kalır, UEFA ile kol-kola gezersiniz, peşinizi bırakmazlar! Teşekkürler Umut kardeşim, kalemine sağlık.

Falcao ve Diagne
Gelibolu’daki çevrem, futbolla haşır neşir, günümün büyük bir bölümünü dostlarla geçiriyorum. Yazılı ve görsel medyada gündem sürekli Galatasaray’ın Monaco’dan almaya çalıştığı Falcao... Farklı renklere gönül verenlerin dilinden düşmüyor, öyle ki “keşke bize gelse” diye iç geçiriyorlar! Valla olur mu, Falcao gelir mi, görüyoruz ki gelişmeler, girişimler hep olumlu gidiyor. Kişisel düşüncem Falcao gibi yetenekli bir oyuncuyu izlemek bana olduğu gibi, futbolseverlere de keyif verecektir. Bu işin bir yanı, ya diğeri Diagne... Adamı aldılar, pişman oldular, göndermek için çalmadık kapı bırakmıyorlar! Özellikle yabancı forvet konusunda kılı kırk yaracaksınız. Almak kolay. Göndermek mi, dünyanın en zor işidir... Hele hele alıcısı yoksa ki, öyle oynamadan parasını da takır-takır alırlar!

Yolun açık olsun Yusuf

Yusuf Yazıcı kardeşimize dokunmadan geçmek ayıp olur. Öncelikle çok yetenekli bir krampon. Artı çok da pozitif bir insan. Saha içinde Trabzonspor’a olan katkıları malum... Sadece takıma mı, bordo-mavili ekibin kasasına da 16,5 milyon euro gibi büyük para bıraktı, Lille gitti... Yeri doları mı, dolmaz mı, şimdilik soru işareti. Güle güle kardeşim, futbolun dili birdir, Lille’de ülkemizi çok iyi temsil edeceğine gönülden inanıyorum, şansın ve yolun açık olsun.

Yazının devamı...

Orhan Ak düğümü çözülmeli

Süper Lig için geri sayım sürerken, Beşiktaş’ta bir Orhan Ak krizi patladı! Sosyal medyada tepkilere bakıyorum, Kartal’ı yeni sezonda sıkıntılı günler bekliyor!
La Liga ekiplerinden Eibar ile oynanan maçta bir grup taraftar Orhan Ak’ı protesto etti, hadi orada elli kişi, ya Vodafone Park’ta 50 bin kişi olacak... Fotoğrafı görür gibiyim, bu kriz tatlıya bağlanır mı, bağlanmaz mı, çok zor... Gerçi Orhan Ak özür diledi, iyi de yaptı, ancak o tarihi statta bu gözler, bu kulaklar öyle protestolara tanıklık etti ki, hangisini anlatsam!

Hadi filmi biraz başa saralım, Burak Yılmaz’ı anımsatalım sevgili taraftarlara! Burak Yılmaz’ı da istemediniz, sosyal medyadaki tepkileriniz hâlâ hafızalarda kazılı! Artı maçlar sırasında da yüksek sesle protesto ettiniz, ortada imza bile yokken! Sonra mı? Burak Yılmaz geldi, ne oldu? Golleriyle Kartal’ı sırtladı, alkışladınız, bağrınıza bastınız, takımın kaptanı oldu, doğru da yaptınız... Kaldı ki Burak Yılmaz’ın Beşiktaşlı olduğunu da bilenlerdenim... Kulaklarını tepkilere kapadı, işini dört-dörtlük yaptı, tribünlerle yeniden barış ortamı yarattı.

Elbette bu iki olay arasında fark yok değil! Ne var ki, şunu da unutmamak gerekir Abdullah Avcı ekibiyle işbaşı yaptı Beşiktaş’ta, yönetim kanadı da buna onay verdi. Orhan Ak olayını sakal-bıyık meselesine benzetiyorum...

Niye mi? Abdullah Avcı’nın yıllardır yardımcılığını yapıyor, bu şartlarda Orhan Ak’la yollarını ayırır mı, ayırırsa demorolize olacağı kesin, bu da onun verimini düşürür.

Top, Başkan Fikret Orman’da artık, nasıl bir politika izleyeceğini ben de merak ediyorum! Onun da işi zor. Yolları ayırsa bir türlü, ayırmasa iki türlü! Hadi diyelim ki Başkan da kulaklarını protestolara kapadı, eleştirilerin odak noktasında kalır! Efendim, dostlar diyor ki, maçlarda Abdullah Avcı’nın yanında nasıl olsa Gökhan Keskin yer alacak. Ne fark eder ki?

Ha Ümraniye’de olmuş, ha statta olmamış! Taraftarın diline, tepkisine bugüne kadar hangi yönetim fren koyabilmiştir ki? Çözümün adresi tribünlerdir arkadaş, tribünlerdir, bunu bilir, bunu söylerim!

Efsane fotoğraf

Zaman ne çabuk akıp gidiyor. Benim gençlik yıllarımın efsaneleri çoluk-çoçuğa karışmış, birçoğunun saçları beyazlamış... Metin-Ali-Feyyazlı, üç yıl üst üstte lige damgasını vuran o kolej takımı Beşiktaş’ı anımsıyorum...

O erişilmesi güç başarı öyle şansla falan elde edilmedi... Takımdaşlık ruhunun her zerresi vardı takımda. Birliktelik, dostluk vardı, var oğlu vardı.
Hepsi yerliydi, arada bir uğrayıp giden yabancılar da vardı!. O yıllar benim biraz çırak, biraz ustalık dönemlerimdi. Geçtiğimiz günlerde sevgili dostum Ali 

Gültiken’in kızı Selen evlendi, davetliydim, İstanbul’a uzaktım, katılamadım, üzüldüm. O kolej takımında yer alan efsanelerle iletişimim hâlâ tüm sıcaklığıyla sürüyor, hız kesmiyor. Selen’in o mutlu gününde özel bir fotoğraf karesi de var... 

Bitmedi o başarılarda tuzu-biberi olan Gordon Milne ve eşiyle birlikte taa İngiltere’den gelip, düğünde yerini alması dostlukların, o dönemlerdeki başarıların nasıl geldiğinin en büyük belgesidir.

Güneş ışıkları

Yıllardır A Milli Takım’ı izlerim. 350’ye yakın maça tanıklık ettim, birçok yerli ve yabancı hocayla haşır-neşir oldum.

Şimdilerde Şenol Güneş ikinci kez ay-yıldızlı ekipte bayrağı teslim aldı. Eylül ayı içinde önce Andora, sonra Moldova ile iki puan maçımız var. Görüyoruz ki Şenol Güneş hocamız maçlara uzun süre olmasına karşın, yan gelip yatmıyor, Anadolu takımlarının hazırlık kamplarını ziyaret ediyor, futbolcuları izliyor, meslektaşlarıyla bir araya geliyor. Kadrosunda bulunan oyuncuları gözlem altında tutuyor, yeni adayları kovalıyor.

Çok hoşuma gitti hocanın bu turları... “Gözden ırak olan, gönülden de uzak olur” atasözünden yola çıkmış, yeni yıldız ve yeteneklerin arayışında. Güneş hoca işkoliktir, öyle masa başında oturup, sağdan-soldan gelen referanslara sığınmaz, çıplak gözle, gider izler. Yetişemediği yerlere de yardımcılarını görevlendirir. Anadolu takımlarını izleyerek oradaki genç yeteneklere moral verir, verimlerini artırır. Durmak yok, yola devam hocam. İşte Şenol Güneş’in farkı da burada yatıyor.

Yazının devamı...

Avcı işini bilir

Beşiktaş Teknik Direktörü Abdullah Avcı’nın geçtiğimiz haftalarda yaptığı basın toplantısında, “Doğru oyuncu, akıllı para” şeklinde bir cümlesi vardı, çok hoşuma gitti.

Bu cümlenin altını doldurmak gerekirse, geçmişe dönük transferlerle ilgili mesajlar içeriyor. Yani, transferde izlenen ‘onu da alalım, bunu da alalım’ politikasının yanlış olduğuna işaret ediyor bence...Bu anlamda o kadar çok örnek var ki, hangisini yazsak? Örneğin Mitroviç, büyük umutlarla getirildi, üstelik ödenen para da az-buz değil, 6.5 milyon euro! Oynadığı maç sayısı, bir elin parmaklarını geçmez!
Eee önüne geleni alırsanız, olacağı da budur. Hocanın dediği gibi, ‘doğru oyuncuyu’ bulacaksınız arkadaş! Beşiktaş, transferde sessizliğini koruyor, bırakın almayı, elindeki oyuncular da başka ülkelere yelken açıyor.
Adriano, tecrübeli ve de klas bir oyuncuydu, o da gitti, Kartal’da solda sıkıntı arttı. Efendim, Vida’nın partneri şu an yok ama takımda var. Roco, ne güne duruyor arkadaş? Biliyorum ki, Abdullah Avcı ile sürekli forma şansı bulacaktır, parayı da çar-çur etmeye gerek yok!

Sekiz genç kampa
Kartal’dan kopmalar olabilir mi şimdilik soru işareti... Örneğin Quaresma... Kişisel olarak gönderilmesine dün de karşıydım, bugün de... Efendim, neymiş alacakları için kulübe ihtar çekmesi Başkan Fikret Orman’ı kızdırmış! Yahu arkadaş, adam profesyonel, ne yani alacaklarını istemesi suç mu? Siz de ödemeleri gününde yapın, o da ihtar çekmesin!
Dostlar Babel’in rotayı Aslan’a çevirmesine kızıyorlar, belki kendi pencerelerinden haklılar. Ne var ki, Babel üç yıllığına 11 milyon euro istemiş, olmamış. Adam 33 yaşında... Tamam yetenekli bir oyuncu, ancak yaşına bakınca, işte orada duracaksınız. Çakıl taşı değil, 11 milyon eurodan söz ediyoruz. Zaten geçmişte bol keseden dağıtılan paralar, bugünkü ekonomik krizde en büyük faktördür, kıssadan hisse!
Sevgili Beşiktaşlı taraftarlar, transfer yapılmıyor ya da yapılamıyor diye üzülmesinler. Abdullah hoca, bir yüzünü de alt yapıya çevirdi, kampa sekiz genç futbolcuyu götürecek. Biliyorum ki oradan A takıma yeni sezonda en az 3-4 oyuncuyu monte edecektir, rahat olun.

‘Umut’suz bir Beşiktaş...

Kartal’da bir de kafama takılan Umut Güner olayı var. İstifa etti, başkan devreye girdi, geri döndü. Vitor Hugo, direkten döndü, Beşiktaş boşa çıktı!
Sportif direktör Ali Naibi’nin adını bilirim, hiç muhabbetim yoktur. Öyle oyuncuyu bağlamadan kalkıp ‘iş bitti’ demek, hataların en büyüğüdür! Rakamlarına kadar açıklandı, gelin görün ki, ortada imza yoktu, kuş misali uçup gitti, Brezilya’ya rotayı kırdı.
Transfer işi başlı başına tecrübe ister arkadaşlar! Bitmemiş bir transferi olmuş gibi hocaya lanse etmenin doğruluğunu kim savunabilir?
Umut Güner babamın oğlu değil ama bu işlerde ‘iş bitirici’ olduğunu biliyorum. Niye oyun dışı kaldı ya da bırakıldı bilmiyorum, başkana sormak gerekir!

‘Kocaman’ bir alkış

Fenerbahçe’nin 180 bin euro yetiştirme bedeli ödeyerek kadrosuna kattığı 19 yaşındaki Makedon oyuncu Eljif Elmas 16 milyon euroya Napoli’ye verildi. Sosyal medyada bu rakamla ilgili tiye alınan iletiler yok değil! Arkadaş, siz ne kadar tiye alırsanız alın, rakam doğrudur. Çünkü Fenerbahçe halka açık bir şirkettir ve attığı her adımı borsaya bildirmesi şarttır. Artı, bu konuda da www.kap.gov.tr’ye girin, rakamı siz de görün, sonra dalga geçin.
Bu madalyonun bir yüzü... Diğer yüzü ise bir başarı hikayesidir. Aykut Kocaman hocamızın kulakları çınlasın, Eljif’i 17 yaşında bulan, ortaya çıkaran odur. Elbette Hasan Çetinkaya’yı da unutursak ayıp ederiz... Onun da bu transferde müthiş katkıları var.
Fenerbahçe’nin bugün Eljif Elmas’dan müthiş bir rakam kasasına girmişse, bunu Aykut Kocaman’a borçludur... 19 yaşında bu kadar ediyorsa, varın ilerleyen yıllarda kaç para edeceğini siz hesaplayın.
İşte Aykut Kocaman’ın farkındalığı da burada yatıyor. Başkan Ali Koç, bu anlamda Kocaman’a teşekkür etmesi gerekiyor, yanılıyor muyum?

Temmuz benim için matem ayı

Yaşamımızda bazı fotoğraflar vardır, hafızalarımızdan hiç silinmez, hep yerlerini korurlar.
Yusuf Tunaoğlu (Arap), benim penceremden özel bir insandır. 22 Temmuz 2000 yılında onu kaybettik.
Tam tamına 19 yıl oldu, Milliyet’te birlikte çalıştık, aynı havayı soluduk, sosyal hayatın içinde de hep yollarımız kesişti. Gündüz Beyoğlusporlular Derneği’nde, akşamları ise Çiçek Bar’da sohbetler ederdik. Konu mu, tabi ki Beşiktaş ve de Sergen Yalçın idi. Kartal’ın yıldız oyuncusuna toz kondurmazdı rahmetli Yusuf abi...
Temmuz ayları Vedat Okyar ile Cenk Koray’ı da hatırlatır bana... 20 Temmuz 2009 tarihinde Vedat ağabeyi 23 Temmuz 2000’da ise Cenk ağabeyi kaybetmiştik... Bu tarihler hep içimi sızlatır, çünkü hepsiyle yaşanmışlıklarımız, güzel hatıralarımız vardı... Işıklar içinde uyuyun, bizler Türk futbolu ve Beşiktaş sizleri asla unutmadı, unutturmayacağız da.

Yazının devamı...

Örnek olsun

Çocukluk yıllarımızda yaşadığımız kentte boş arsalar, parklar çoğunluktaydı. O dönemlerde öyle bugünün futbol topları yoktu, plastik topların peşinde koşuştururduk. Boş arsayı bulduğumuz anda, taşlardan kale yaparak, akşama kadar meşin yuvarlakla haşır-neşir olurduk.
Bizim dönemin insanları anımsar, futbolcular o irili-ufaklı boş arsalardan, ya da parklardan çıkardı. Dönüyoruz bugüne, malumunuz İstanbul mega kent... Öyle boş arsa bulmak ne mümkün? O arsalar yerini devasa gökdelenlere bıraktı. Çocuklarımızın meşin yuvarlağa olan tutkuları hiç değişmedi, onlar da fırsat buldukça caddelere taşıyorlar, trafiği yoğun olmayan yerlerde top oynamaya çalışıyorlar.
Bizler şanslı bir jenerasyonduk... Elbette nüfusun giderek artması, doğal olarak yapılaşmayı da beraberinde getirdi. Efendim, Nazım Paksoy iş adamı... Kendisi Galatasaray Divan Kurulu üyesi... Öyle ki, divanın en kıdemli üyesi... Yıllardır tanırım, Beyoğlusporlular Derneği’nde ne zaman karşılaşsak futbol üzerine hoş sohbetler yaparız. Nazım Ağabey’e takılmadan duramam. Hiç kızmaz, sanırsınız ki sinirlerini tek tek aldırmış.
“Yeni parklar, Mutlu yarınlar” kampanyasına katıldı Nazım Ağabey... 1230 metrekarelik arazisini Sultanbeyli Belediyesi’ne bağışladı. Ve ortaya harika bir çocuk parkı çıktı, açılışı da geçtiğimiz günlerde yapıldı. Parkta yok yok... Çocuklarımızın nefes alabileceği, basketbol ve futbol oynayabilecekleri alanlar var. Kendisine çocuklarımıza, gençlerimize böylesi bir olanağı sunduğu için onların adına teşekkür ediyorum. İyi ki varsın Nazım Ağabey... O, bu anlamda örnek bir fotoğraftır benim gözümde... Nazım Ağabey’in attığı bu adıma yeni adımların eklenmesi dileğiyle...

Sıra Quaresma’ya gelmesin
Gelibolu yeni yaşam noktam... Günümün büyük bir bölümünü çarşı da dostlarla sohbet ederek geçiriyorum. Ne zaman çarşıya adımımı atsam, Beşiktaşlı taraftarların sorularıyla karşılaşıyorum, varsa-yoksa transfer! Hele iki tatlı belalım var ki, biri İbrahim Ablay, diğeri Hakan Pehlivan...
Ayrılmaz üçlüyüz. Sürekli transferleri soruyorlar, “kim geldi, kim gelecek?” diye... Artı ikisi de kongre üyesi... Başkaları da var Gelibolu’da... Dilim döndüğünce anlatıyorum, “Ekonomik kriz nedeniyle Kartal’da transfer trafiği yavaş gidiyor” diyorum. Böyle diyorum demesine de, gel de taraftara anlat! Başkan Fikret Orman’ın “Daralmak zorundayız” şeklindeki açıklaması, Kartal’ın fotoğrafını iyi anlatıyor.
Tyler Boyd tamam, yeni Dorukhan olarak gösterilen Eskişehirsporlu Mehmet Özcan ile pazarlıklar sürüyor. Lecce, Burak Yılmaz’ın peşini bırakmıyor, Atınç Nukan imzaya kaldı.
Takımla işbaşı yapan Quaresma’daki belirsizlik sürüyor. Bakın, eyy yönetim... Kartal’ın elle tutulur bir yıldızıdır Quaresma... İşinize karışmak gibi bir niyetim yok. Ama görünen köy de kılavuz istemez! Babel’i kaptırdınız, aman ha sıra Quaresma’ya gelmesin.

Yılmak yok Alp
İkinci kez MHK Başkanlığına getirilen Zekeriya Alp ağabeyimi yıllardır tanırım. Güzel adamdır vesselam Zekeriya Ağabey... Ağabey diyecek kadar da yakınımdır kendisine... İnsani ilişkileri mükemmel ötesidir, asla kırıcı kelimeler kullanmaz, tepkisini içinde yaşar.
Tamam, Beşiktaşlıdır ama görevde olduğunda da tarafsızdır. Her renge saygılıdır, adaletlidir, haksızlığa tahammülü yoktur Zekeriya Ağabey’in...
Görüyoruz ki, MHK’de işbaşı yapar yapmaz radikal kararlara imza attı ekibiyle birlikte... Geçtiğimiz sezonun iki tartışmalı hakemi Serkan Çınar ve Bülent Yıldırım küme düştüler, her ikisi de üst klasmanda yerlerini alamadılar.
Eee herkes işini iyi yapacak, saha içinde adalet dağıtacak!
Ne güzel VAR diye bir sistem girdi futbolumuza... Gelin görün ki, VAR’a karşın inanılmaz hatalara tanıklık ettik geçtiğimiz sezon! Sahadaki VAR’daki arkadaşlar sorumluluk alacaklar, kaçmayacaklar, top çevirmeyecekler! Bunları yapamıyorsanız, sonuçlarına katlanacaksınız...
Zekeriya Alp ve ekibine bu zorlu maratonda başarılar diliyorum. Biliyoruz, gözler hep onların üzerinde olacak, hakem hatalarının faturası onlara çıkarılacak. Yılmak yok Zekeriya Ağabey... Bizler senin doğrucu davut olduğunu biliyoruz, üstesinden gelecek kadar da donanımlısın.

Eski dostlar buluşması
Milli takım teknik direktörü Şenol Güneş’in ekibine geçtiğimiz günlerde Mehmet Kulaksızoğlu da katıldı, valla çok sevindim. Sadece o mu... Bayram Bektaş, Şeref Çiçek ve Analizci Eren Şafak da ay-yıldızlı ekibin başarısı için ter dökecekler.
Kadroya bakıyorum, hepsinin yolu Beşiktaş’la bir şekilde kesişmiş. Güneş’in bu tercihleri sabaha kadar doğrudur. Her ne teknik adam güvendiği ve tanıdığı ekiple yoluna devam eder. Milli Takım’daki bu yapılanmaya “eski dostlar” buluşması dersek abartmış olmayız.
Örneğin Güneş hocamız, 22 yıldır birlikte çalıştığı Mehmet Kulaksızoğlu’na yanına almasından doğal ne olabilir ki? Kaldı ki, Kulaksızoğlu futbolun içinden geldi, bu oyunu da iyi biliyor, isabetli öngörüleriyle tanınıyor. Yolunuz açık, şansınız bol olsun.

Yazının devamı...

Helal olsun Yıldırım’a

Bizim kulvarın üç büyükleri, yeni sezon için start alırken, kamp çalışmalarını iç hatlarda gerçekleştirmelerine ilk kez tanıklık ettik.
Anımsayın, geçtiğimiz yıllarda sadece üç büyükler değil, diğer takımlarımız da sezon hazırlıkları için Avrupa ülkelerini tercih ediyorlardı. Dememiz o ki; ekonomik kriz, bu düşünceyi de şimdilik rafa kaldırdı. Eeee gün ‘kemer sıkma’ günüdür! Kişisel olarak, bu tercihin doğru olduğuna inanıyorum. Neticede Avrupa ülkelerinde yapılan kampların ekonomik boyutu da var. Rakamları bilemem ama kulüplerin kasasından para çıktığını biliyoruz, neticede iç hatlarda kamp yapmanın ekonomiye mutlaka katkısı olacaktır.
Örnek tesis Topuk Yaylası
Galatasaray Florya’da, Beşiktaş Riva’da, Fenerbahçe ise Topuk Yaylası’nda işbaşı yaptı. İklim şartları malum, hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Buna bir de nem oranlarının yüksek olduğunu eklersek, Aslan ve Kartal’ın çalışma ortamının sıkıntılı olduğunu görürüz. Fenerbahçe ise iki rakibinden farklı bir ortamda... Topuk Yaylası’nda hava sıcaklığı 22 derece... Geceleri de ısı bir hayli düşüyor. Dememiz o ki Topuk Yaylası bu anlamda biçilmiş kaftan.
Eski başkan Aziz Yıldırım, Topuk Yaylası’ndaki tesisleri yaparken, geleceği de görmüş. Her yönüyle dört dörtlük bir tesis, müthiş bir çalışma ortamı... Artı, Topuk Yaylası pek boş kalmıyor, yabancı ülke takımları da burayı tercih ediyor. Azerbaycan, İran, Rusya ve Anadolu takımlarımızın da uğrak noktasıdır Topuk Yaylası... Başka bir deyişle ekonomik anlamda da Fenerbahçe’ye getirisi olan bir tesis... Artı, yerli ve yabancı turistlerin de uğrak noktasıdır Topuk Yaylası...
Fotoğrafa bu pencereden bakacak olursak, Aziz Yıldırım hem alkışı, hem de övgüyü hak ediyor. Galatasaray ve Beşiktaş hava sıcaklığı ve nemle boğuşurken, Fenerbahçe çalışmalarını ideal bir ortamda yürütüyor. Sarı-Lacivertli ekip, yurt dışına çıkacak, Almanya ve Avusturya özel maçlar, kalacağı gün sayısı toplam altı... Galatasaray ve Beşiktaş yönetimleri Topuk Yaylası’ndan feyz almaları şart... Kaldı ki ülkemizin doğal güzellikleriyle ünlü bir çok adresi var. Gidin, yer bulun, oraya yatırım yapın, hem turizme katkınız olsun, hem de kasanız dolsun!

Diagne baş ağrısı

Galatasaray’ın Diagne ile başı dertte... Satmak istiyor, alanı yok! Hep bir tezim vardı, “büyük takımlarda futbol oynamak zordur” diye... X bir takımda leblebi gibi goller atarsınız, attırırsınız ancak büyük takıma geldiğiniz anda hayal kırıklığına yelken açarsınız!
Tamam, Diagne sezonun gol kralı, rakamsal olarak müthiş ama 30 golün 20’sini Kasımpaşa’da attı. Orası Kasımpaşa, burası Galatasaray... Rakipler kapanır, başına bir adam diker, hadi gol at, atabilirsen misali!
Galatasaray’a maliyeti 15 milyon euroya yakın... Görüyoruz ki Aslan, bu parayı kurtarmanın peşinde... Sevgili dostumuz Abdurrahim Albayrak, kendisine yapılan telefon şakasında rakamı açıkladı. Ortada mutsuz bir birliktelik var ama ayrılık şu aşamada çok zor! Eee dört yıllık sözleşmesi daha var... Yan gelip, yatar parasını da tıkır tıkır alır!

Bakalım torbadan kimler çıkacak?

Beşiktaş, iç ve dış transferde sessizliğini koruyor! Fenerbahçe ve Galatasaray transferde hız kesmiyor, Kartal ise geri vitese taktı! Fenerbahçe; Allahyar, Emre Belözoğlu, Vedat Muriç, Murat Sağlam ve Altay Bayındır’ı renklerine bağlarken, ezeli rakip Galatasaray da boş durmuyor. Adem Büyük, Ryan Babel, Jimmy Durmaz, Ozornwafor ve Şener Özbayraklı derken yeni Aslanlara Emre Mor da eklendi.
Beşiktaş’ta ise tık yok, tek bilinen isim Anakaragücü’nden Tyler Boyd... Prensip anlaşması var ama onda da henüz imza yok. Nedeni de ekonomik kriz... Satmadan alamıyor! Kimi satacak, elle tutulur, para getirecek bir Quaresma, bir de Dorukhan var. Genç futbolcuyu elden çıkaracaklarını sanmıyorum, Quaresma’da ise sıkıntılı süreç devam ediyor, ortada mutsuz bir tablo var.
Abdullah Avcı, bu tabloyu pozitife çevirecek kadar tecrübelidir. Yalnız Kuzey ülkelerinde uzun süre futbolcu arayışlarını sürdüren Gökhan Keskin’in portföyünde isimlerin olduğu biliniyor. Ne var ki, ekonomik sıkıntı, yönetimin elini kolunu bağlıyor. Tek umutları Bankalar Birliği ile yapılandırma anlaşması. O da bitti bitecek, iş imzaya kaldı.
Her ne kadar kulüp tersini iddia etse de anlaşmanın olduğunu dostlarımız bize söyledi. Yapılandırmanın bitimiyle birlikte Gökhan Keskin’in raporu doğrultusunda üç kaliteli yabancı transfer edilecek. İsimleri Keskin’de saklı, ser veriyor, sır vermiyor! Valla camia kadar bizler de Kartal’ın transferlerini merakla bekliyoruz... Bakalım torbadan kimler çıkacak?

Yazının devamı...

Kulübede değil, sahada görelim

Oğuzhan Özyakup’daki bu inanılmaz düşüşü, anlamakta zorlanıyorum. Futbol kumaşını tartışmaya açacak halimiz yok. Biliç döneminde Kartal’ın vazgeçilmeziydi, bu performansı Şenol Güneş’le adeta ikiye katladı, iki şampiyonlukta katkıları asla unutulmaz...
Ne olduysa, şu son iki yılda oldu, gözden düştü, tartışılır hale geldi! Nedendir, niyedir, sosyal yaşamını da fazla bilemiyoruz. Artı, özel hayat kulvarı da ilgi alanıma hiç girmiyor.
Hani yaşlandı desek hiç değil, 26 yaşında... En olgun çağında performansını bir tık yukarı götürmesi gerekirken, o tersine gidiyor iki sezondur!
Beşiktaş’ta Güneş’ten bayrağı Abdullah Avcı teslim aldı. Dileriz bu değişim, Oğuzhan Özyakup’a pozitif yansımalar yapar, eski başarılı günlerine döner.
Kaldı ki Abdullah Avcı, hem iyi teknik direktördür hem de insan olarak pozitiftir, güzel adamdır. Avcı, performans düşüklüğü yaşayan oyuncuları, kazanma adına şans verir, kestirip atmaz. Dememiz o ki, Avcı, Oğuzhan için “son şans”tır, bunu da iyi kullanmak zorundadır. Her ne kadar üç yıllık sözleşmesi olsa da eski günlerine dönemediği taktirde, ayrılık kaçınılmazdır!
Tıpkı taraftar gibi bizler de o eski başarılı Oğuzhan Özyakup’u özlüyoruz, kulübede değil, sahada görmek istiyoruz.

Ayağınızı yorganınıza göre uzatın

Efendim, iç hatlarda transferin gözdeleri arasında Çaykur Rizespor’un gol makinesi Vedat Muriç bir numaraya oturdu. Fenerbahçe ve Galatasaray günlerdir bu oyuncu için yarışıyor. Ezeli rakipleri kapıştıran Çaykur Rizespor, en yüksek bedelle satmanın peşinde, haklılar... Ne var ki bir yandan ekonomik krizden söz edeceksiniz, diğer yandan açık artırmaya çıkarılan oyuncunun peşinden koşacaksınız! Yani, piyasayı siz yükseltiyorsunuz, siz!
Milyon eurolar konuşuluyor arkadaş... Euro, çakıl taşı değil! Ekonomik krizin tavan yaptığı ortamda yanlış sularda kürek çekiyorsunuz! Bizler bu filmi çok gördük, örnekleri fazla, “umut” olarak geldiler, “hayal” kırıklığı yarattılar, kadro dışı kaldılar ama oynamadan paralarını takır takır aldılar. “Ayağınızı yorganınıza göre uzatın”, nokta...

Babel’in artısı çok

Özellikle üç büyüklerde sıkıntılar aynı... Ekonomiyle boğuşuyorlar, düzlüğe çıkmanın yollarını arıyorlar. Galatasaray’da da durum farklı değil... Devler Ligi öncesinde transfer çalışmalarına hız verdiler, ancak onların da eli kolu bağlı! Satmadan, alamıyorlar, engel malum, UEFA kriterleri... Yalnız Galatasaray, bonservisi elinde oyuncuları alarak bu transfer işini halletti.

Artı, diğer büyüklere oranla ekonomik anlamda bir adım önde. Neden mi? Devler Ligi’nden gelecek parayı es geçmeyin, neredeyse 35 milyon euro... Dememiz o ki, Galatasaray’ın elini güçlendiriyor. Maaşların dağıtılması konusunda da pek kötü bir şey duymadık. Ancak gelecek parayı transferde kullanamayacaklar, bunu biliyoruz.

Efendim, Diagne’yi vitrine çıkardılar, alıcı bekliyorlar! Haaa bir deyim var, “Gelen gideni aratır” diye... Valla bu deyim Diagne için pek geçerli değil! Onun yerini dolduracak, şu anki kadroda iki ya da üç isim var... Örneğin Onyekuru, Aslan’da en beğendiğimiz oyuncuların başını çekiyor. Yeniden kiralanırsa, Devler Ligi’nde Aslan’a müthiş katkısı olur. Babel, uzun uğraşlardan sonra Galatasaray’la sözleşme imzaladı. Diagne mi, yoksa Babel mi? Elbette Babel’in artısı var, eksiği yok.

Hadi onu da gönderin!

Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzonspor ve Başakşehir, önemli transferlere imza attılar, ne var ki Beşiktaş’tan “tık” yok, “tık”... Tolga Zengin, Adriano, Kagawa, Mustafa Pektemek ve Gökhan Töre’nin sözleşmeleri bitti, Cyle Larin de kiralık olarak gidiyor.

Tamam, ekonomik kriz tüm kulüplerin korkulu rüyası eyvallah, buna karşın boş durmuyorlar... Beşiktaş, transferde ses vermiyor, yazılı-görsel medyada isimler yazılıyor, ama gelen yok!

Bir de Quaresma olayı var ki, yönetimin Portekizli yıldız futbolcu konusundaki politikasını onaylamak mümkün değil!

Kartal’da elle tutulur, bir Quresma’sı var, gönderip para kazanmak için çalmadık kapı bırakmıyorlar!

Babel gitti, Talisca gitti, ne oldu, yerleri hala boş! Tribünlerdeki doluluk, yıldız futbolcularla doğru orantılıdır. Quaresma bu anlamda liderdir. Haa yaşı ilerledi, yolun yarısında ama oynadığı futbol, asistleriyle Kartal’ın en büyük kozudur.
Hadi, onu da gönderin, yerini nasıl dolduracaksınız merak ediyorum?

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.