Futbol
Basketbol
Voleybol
Yazarlar

Muhteşem tesadüf: UEFA ve Amrabat

Avrupa'nın ortasından (İsviçre) ve batısından (İngiltere), aynı gün içerisinde Galatasaray ile ilgili iki önemli açıklama geldi. İkisi de resmi açıklamaydı. Birbirleriyle alakasız görünse de aslında, tamamlayıcı gelişmelerdi.

Nyon'da UEFA.com'un editörü, sarı-kırmızılıların Finansal Fair Play Kuralları'nı ihlal ettiğini sisteme girip, dünyayla paylaştığında saatler (Türkiye saati) 19.30'du. Cim Bom'un içinde bulunduğumuz sezonki denetleme sürecinde gelir gider dengesini tutturamadığı, bu yüzden UEFA Kulüp Finansal Kontrol Organı'nın araştırma biriminden, hüküm verici birimine sevk edildiği duyuruluyordu.

Bu departmanın temsilcimiz ile ilgili Şubat ayı sonuna kadar bir karar vereceği ve bunu kamuoyuyla paylaşacağı da ekleniyordu.

Gelişme iç açıcı değil. Çünkü dosyanın bu birime sevk edilmesi, genelde cezai yaptırımın gerektiği öngörüsünden kaynaklanıyor ve yine genellikle bir takım yaptırımlarla sonuçlanıyor.

.....

UEFA'nın duyurusundan bir saat sonra bu kez Ada'dan bir açıklama geldi. Watford Kulübü Nordin Amrabat'ı renklerine bağladığını ilan etti. Galatasaray'ın Avrupa'da cezaya bir adım daha yaklaştığı saatlerde, gelecekteki bu olası yaptırımın nedenlerinden olabilecek ve buna sebep teşkil edecek bir gelişmenin hemen akabinde cereyan etmesi ilginç bir rastlantı ya da kaderin cilvesiydi. Birbiriyle alakasız görünen bu olaylar aslında bir nedensellik içeriyor, ancak sebep, sonucun ardından geliyordu.

.....

Finansal Fair Play Kuralları (FFP) içerisinde en can yakıcı maddelerden bir tanesi 'başa baş' ismindeki gelir-gider dengeleri konu başlığı. Bugüne dek bir çok ekibin cezai yaptırıma uğradığı bu başlık, aynı zamanda FFP'nin kuruluş felsefesinin ruhunu en iyi anlatan içeriklerden de bir tanesi. Kısacası, kulüplerin giderleri gelirlerinden fazla olmayacak. Olacaksa da buna yalnızca belli ihlaller ölçüsünde izin verilecek.

Takımların oyuncu alım-satımları da mevcut kuraldan sapmamak adına en önemli kalemlerden bir tanesi olarak hesaplanıyor. Dolayısıyla eski bir Galatasaray transferi olan Nordin Amrabat ile başa baş kuralı arasında da önemli bir ilişki söz konusu. Hem de mevzu bahis olan içinde bulunduğumuz sezonun rakamları ve Faslı oyuncunun transferi bu sezon başına denk gelirken.

......

Aslında sarı-kırmızlılar tehlikenin farkındaydı. Bir süredir oyuncu almak kadar satmaya da özen gösterildi. Ancak bu çaba yeterli değildi. Bir çok oyuncuyu elden çıkarmak mümkün olmadı.

Lucas Ontivero

Lucas Ontivero ancak kiralık olarak gönderilebildi ve kendisinden bir gelir sağlamak mümkün olmadı. Üstüne üstlük Arjantinli futbolcu Ljubljana formasını giyerken, 450 bin euroluk maaşı Galatasaray tarafından ödenmeye devam edildi. Sloven ekibi, sarı-kırmızılıların iki yıl önce 2 milyon bonservisle kadrosuna kattığı oyuncu için 600 bin euro bonservisi çok buldu ve ilk yarının sona ermesiyle kendisini geri gönderdi. Oyuncu ardından bu kez Montreal'e kiralandı.

Blerim Dzemaili

Blerim Dzemaili de elden çıkarılamadı. Genoa kulübüne kiralandı. İtalyan ekibi Cim Bom'a kiralama bedeli ödemedi. Bu transferden de gelir elde edilemedi, Ontivero vakasında olduğu gibi Galatasaray maaşını da ödemeye devam etti. Deneyimli orta saha oyuncusunun 2.100.000 euro olan sabit transfer ücretinin 1.300.000'luk kısmı halen sarı-kırmızılılar tarafından ödeniyor. Parasını Galatasaray ödüyor ama Dzemaili Genoa için ter döküyor.

Alex Telles

Brezilya'nın Gremio Kulübü'nden 6 milyon euronun üzerinde bir bedelle transfer edilen Alex Telles de sarı-kırmızılıların kasasına bonservis parası koyamadı. Ona da sadece geçici bir talip çıktı. Inter Kulübü, 1.3 milyon kiralama bedeliyle oyuncuyu sadece sezon sonuna kadar olma kaydıyla renklerine kattı. Brezilya liginde en iyi sol bek ödülü alarak Türkiye'ye gelen genç yıldız adayı da, şimdilik bonservisiyle alınmaya değer bir futbolcu olarak değerlendirilmedi.

Bruma

Görüldüğü gibi Galatasaray transfer yapıyor gibi görünüyor ancak kasasına aslında bir şey girmiyordu. Yine bu sezon başında giden bir diğer oyuncu daha bu furyaya uyacak, geçici olarak bir başka ekibin yolunu tutacaktı. O isim ise son yıllarda sarı-kırmızıların en pahalı transferlerinden bir tanesi olan Bruma'ydı. Portekizli futbolcu Real Sociedad'ın yolunu tuttu. Lacivert-beyazlı ekip, tarihinin en büyük bütçesini açıkladığı, ekonomik olarak son derece rahat olduğu sezonda kendisini kalıcı olarak transfer etmek istemedi, 1.9 milyon euroya kiralamakla yetindi.

.....

Kiralık furyası, Finansal Fair Play çerçevesinde Galatasaray'ın elini zayıflatıyordu. Gelir gider dengesini tutturmak adına mutlaka futbolcu satması gereken sarı-kırmızılılar, bu konuda zorlanıyor, oyunculardan gelen kiralama ücretleri, sarı-kırmızıların bir kısmının maaşlarını ödemeye devam etmesiyle aşağı yukarı nötrlenerek anlamsızlaşıyordu. Tabii hiç futbolcu satılmadı da değil. Peki ama satılanlar gerçek değerini buldu mu?

Felipe Melo

Cim Bom'un elinden çıkardığı futbolcular, piyasa değerlerinin altında rakamlara gitti. Felipe Melo üç yıl önce Juventus'tan 3 milyon 750 bin euroluk ücretle transfer edilmişti. Inter'e de aynı rakam karşılığında verildi. Kulüp zarar etmedi ancak kâr da edemedi. Aslında Brezilyalı yıldız daha yüksek bir ücrete de gönderilebilirdi. Çünkü sezon başlarken Melo'nun Avrupa transfer piyasasındaki değeri 7 milyon euro olarak gösteriliyordu. 32 yaşındaki futbolcu için, ederinin yarısını veren bir alıcıya razı olundu.

Nordin Amrabat

Faslı futbolcu belki de sezonun en dikkat çeken transferlerinden biri oldu. İspanyol ekibi Malaga, iki sezon üst üste kiralık olarak oynattığı futbolcuyu en sonunda satın almaya karar veriyor, 3.5 milyon euroluk opsiyon bedelini Galatasaray'a ödeyerek kalıcı transferi gerçekleştiriyordu. Sarı-kırmızılılar zamanında Kayserispor'dan 8 milyon euro karşılığında aldığı oyuncuda da zarar etti. Üstüne üstlük oyuncunun piyasası da vardı, geçen sezon La Liga'da epey başarılı olmuştu. Amrabat'ın piyasa değeri, transferin gerçekleştiği dönemde 6 milyon euroydu. Ne var ki sözleşmede yalnızca 3.5 rakamı yazıyor, mavi-beyazlıların bu miktarı tedarik etmesi yeterli oluyordu.

Watford Malaga oldu, Malaga ise Galatasaray!

Bu gerçek Malaga'nın dün gerçekleştirdiği transferle adeta kanıtlandı. İspanyol ekibi 4 yıllık imza attırarak Galatasaray'dan bonservisini aldığı 28 yaşındaki oyuncuyu, altı ay sonra Ada'ya gönderdi. Premier Lig ekibi Watford, İngiltere'de bile taliplileri olduğu ortaya çıkan Nordin Amrabat'ı, Malaga'ya 8 milyon euro ödeyerek kadrosuna kattı. Tam da oyuncunun Kayseri'den alındığında ödenen bonservis ücretiyle... Aslında bu parayı alan sarı-kırmızılılar olmalıydı. 3.5 milyona işi kapatan Malaga oyuncuyu 8 milyona transfer etmeli, böylece Galatasaray, zarardan kurtulmalıydı. Sekiz milyonu veren Watford Malaga'nın rolüne soyundu, sekiz milyonu alan İspanyol ekibi ise Galatasaray'ın.

.....

Görüldüğü gibi Galatasaray hiç bir transferde kâra geçemedi, hatta sattığı oyuncularda bile zarar etti. Buna karşın kadroya takviyeler ise hız kesmedi. Son olarak Donk ve Martin Linnes transferleri gerçekleşti, Cim Bom'un kasasından iki oyuncunun bonservisleri için yaklaşık 5 milyon euro çıktı. Yakın takipte olan UEFA da bu gelişmeleri herhalde dikkate aldı.

Sekiz çizen Galatasaray

Sarı-kırmızılıların finansal kuralları ihlal ettiğinin açıklanmasıyla, Nordin Amrabat'ın Watford'a transferinin gerçekleşmesi aynı güne hatta neredeyse aynı saatlere denk geldi. Amrabat aslında kulübün, son yıllardaki başarısız transfer politikasının somut bir örneğiydi.

Onun cisminde somutlaşan tablo, UEFA ile resmileşti.

'8 milyona aldığın oyuncuyu 3.5'a mı verirsin? Alırım ama ben ederine satarım' diyen Malaga gerçeği ortaya sererken, bu canlı örnek eşliğinde Avrupa futbolunun patronları, yolun yanlış olduğunu duyuruverdi.

Açıklama ve transfer 18 Ocak'ta geldi. UEFA duyurusunu siteye girdiğinde saat (Avrupa saati) 18.30'u gösteriyordu. Watford oyuncuyu 8 milyon bonservisle kadrosuna kattı. 28 yaşındaki futbolcu için Galatasaray da aynı parayı ödemiş, zamanında 8 milyon vererek renklerine bağlamıştı.

Bu kadar sekiz tesadüf müydü? Amrabat ile kaybedildiği ortaya çıkanın, aynı gün UEFA tarafından yüze vurulmasındaki gibi...

Dengesizlik sarı-kırmızılılar için sekizde cisimleşti.

Somutlaşan tablo, UEFA'da sekiz çizdi.

Yazının devamı...

Bilic 8 golün rövanşını istiyor

Korkulan oldu ve Beşiktaş'ın UEFA Avrupa Ligi'ndeki rakibi İngiltere'nin Liverpool ekibi oldu. Kuranın çekilmesinin ardından, UEFA'nın Nyon'daki merkezinde Liverpoollu idarecilerin birbirlerinin kulağına bir şeyler söyleyerek sonrasında gülmeye başladıkları görüldü. İngilizler eşleştikleri rakiplerinden memnun bir görüntü çizerken, siyah-beyazlılar ise günlerdir konuşulan 'Liverpool' ihtimalinin gerçeğe dönüşmesiyle yüz yüze kaldılar.

Çünkü Kartal gerçekten zor bir kura çekti. Muhtemel rakipleri arasında belki sadece Roma ve Sevilla, Premier Lig ekibinin gücünde takımlardı. Her ne kadar Kırmızılar bu sezona istediği başlangıcı yapamasa da, kaliteli kadrosu, yıldızları ve oyun disipliniyle göz korkutmaya yetiyor. Tabi Beşiktaş için işin farklı bir boyutu daha var. Liverpool, siyah-beyazlıların Avrupa tarihindeki en ağır yenilgisini aldığı takım. 2007-08 sezonunda Şampiyonlar Ligi grubundaki karşılaşmada Ada ekibi, Anfield Road'da Kara Kartal'ı 8-0'lık ağır bir yenilgiye uğratmıştı.

Üçüncü Ada seferi

Bu sezon önce Arsenal, ardından Tottenham ile karşılaşan ve iki kez Ada'nın yolunu tutan Beşiktaş, bu kez başkent Londra'nın kuzeyini ziyaret edecek. Aslında bir yandan Liverpool ile eşleşebileceği en iyi zamanda eşleştiler. Çünkü Beşiktaş geçtiğimiz aylarda Ada ekipleriyle dört karşılaşma yaptı ve bu maçların tamamında iyi bir futbol sergiledi. İngiliz stiliyle ilgili taze tecrübe sahibi olan siyah-beyazlıların, bu deneyiminden Avrupa Ligi ikinci turunda faydalanacağını düşünebiliriz. Belki de Bilic'in cesur öngörüsünde, takımının bu başarısının da izleri vardır. Seribaşı olmanın avantajıyla ilk maçı dışarıda oynayacak olan Kartal'ın, evinde turu getirecek skoru elde etmesini umabiliriz. Zaten Liverpool'u sadece 8 golle hatırlamamak gerekir. Liverpool aynı zamanda Beşiktaş seyircisinin ses rekoru kırdığı, 132 desibelle literatüre geçtiği maçın takımı. İstanbul'daki o maç gibi bu sene oynanacak karşılaşma da hakemin bitiş düdüğü ile birlikte kulakları sağır eden bir zafer çığlığına sahne olsun.

Liverpool'un Atatürk sevdası

Beşiktaş bu sezon Avrupa maçlarını Atatürk Olimpiyat Stadı'nda oynuyor. Bu stat İngiliz ekibi için büyük bir öneme sahip. 2004-05 Şampiyonlar Ligi finali, İkitelli'deki stadyumda oynanmış, tarihin en çekişmeli finallerinden birine sahne olmuştu. Milan karşısında 3-0 geriye düştüğü maçı 3-3'e getiren Liverpool penaltılarla sonuca giderek Avrupa'nın en büyüğü olmuştu. O günden bu yana 'İstanbul' ve 'Atatürk' kelimelerinin kendileri için ayrı bir önemi olan Liverpool cephesinin, tekrar bu statta maça çıkacakları için büyük bir sevinç içinde olduklarını tahmin etmek zor değil. Çünkü onlar Olimpiyat'ın rüzgârını, sadece o muhteşem geri dönüş olarak hatırlıyorlar.

Suarez'in yeri dolmadı

Teknik direktörlüğünü Brendan Rodgers'ın yaptığı Liverpool, İrlandalı çalıştırıcının yönetiminde iki senedir kupaları kaldıramasa da, geçtiğimiz yılki futbol taraftarlarına büyük ümit verdi. Yarışı uzun süre lider götüren Kırmızılar, şampiyonluğu son haftalarda Manchester City'ye kaptırdı. O kadrodan en önemli kayıpları 72 milyon sterlin karşılığında Barcelona'ya verdikleri Luis Suarez oldu. Uruguaylı forvetin yerine alınan Mario Balotelli için 'tırnağı olamadı' desek haksızlık etmiş olmayız. Suarez'in Premier Lig gol krallığına tırmanmaya başladığı zaman dilimini İtalyan forvet, sıfır golle geçti. En iyi transferler ise Southampton'dan alınan iki oyuncu Adam Lallana ve Dejan Lovren oldu. Özellikle Lallana, hücumda adam eksilten, arkadaşlarını topla buluşturan özellikleriyle rakiplerini korkutmaya devam ediyor.

Liverpool'un en büyük sıkıntısı

Suarez'in gidişiyle hücumda baş gösteren kısırlık, rakamlara da yansımış durumda. Geride kalan 16 haftada Kırmızılar'ın kaydettiği gol sayısı 19'da kaldı. Geçen yıl aynı haftada bu rakam iki katından fazlaydı, 35'ti. Şampiyonlar Ligi'nde Real Madrid, Basel ve Ludogorets'in olduğu grubu üçüncü bitirmelerinde de skordaki bu kısırlık önemli bir rol oynadı. Sadece Ludogorets ile pynadıkları maçlarda 2 gol atabildiler. Real Madrid karşısında iki maçta da fileleri havalandıramadılar. Basel'e iki maçta sadece 1 gol atabildiler. Sadece bir galibiyet aldıkları gruptan zor bela Avrupa Ligi'ne terfi ettiler. Takımın şu an en skorer isimleri 3'er golle genç yıldız Sterling ve kaptan Steven Gerrard. Zaten durumun sakat olduğunun bir kanıtı da Gerrard'ın rakamları. Liverpool'da işlerin iyi gittiği dönemlerde tecrübeli oyuncu hep asistleriyle ön plana çıkmış, asist rakamları, gol rakamlarını geçmiştir. Örneğin geçtiğimiz sezon Gerrard 15 asiste imza atarken, 13 gol kaydetmişti. Bu sezon şu ana kadar yalnız bir asist yapabildi.

Coutinho-Sterling-Lallana

Liverpool sahaya 4-2-3-1 ya da 4-1-4-1 şeklinde yayılıyor. Ancak gidişatttan memnun olmadığından olsa gerek teknik direktör Brendan Rodgers, son Manchester United maçında üçlü savunmayı denedi. Üçlü savunmayla rakibinden 3 gol birden yiyen deneyimli teknik adam bir daha bu sistemi dener mi bilinmez. Ada ekibinin klasik dizilişinde forvet arkası oynayan üç ismin kritik görevi dikkat çekiyor. Brezilya Milli Takımı'nın da formasını giyen Coutinho, genç yaşına karşın artık sürekli ilk 11 oyuncusu olan Raheem Sterling ve Adam Lallana takımlarının kaderini bu bölgedeki etkinlikleriyle belirliyor. Ada ekibinin rakiplerini sıkıntıya soktukları maçlar, bu isimlerin formda ve uyumlu oldukları karşılaşmalar oluyor.

Demba Ba şampiyonluklarını çaldı!

Beşiktaş'ın bu eşleşmede en önemli kozu şüphesiz Senegalli forveti Demba Ba olacak. Premier Lig'de uzun yıllar forma giyen golcü oyuncunun Liverpool için ayrı bir önemi var. İngilizler kendisini hiç de iyi anmıyor olsalar gerek. Çünkü geçen yıl şampiyonluğu kaçırmalarında yıldız futbolcu çok kritik bir pay sahibi oldu. 11 maç üst üste kazanan Ada ekibi sondan üçüncü haftada Chelsea ile karşı karşıya gelmişti. Bu maçı 2-0 kazanan Londra ekibi hem rakibinin galibiyet serisine son vermiş hem de 'Liverpool'un şampiyonluğu kaçırdığı maç' olarak nitelendirilen bu maçla Kırmızılar'a büyük bir çelme takmıştı. O maçta gol perdesini açan isim, şu an Beşiktaş forması giyen Demba Ba'ydı. 45'te attığı golle rakibine büyük bir darbe indirmişti. Büyük maçları seven Senegalli yıldız sakatlık sorunu yaşamaz da Liverpool maçlarında takımdaki yerini alırsa, siyah-beyazlıların bu sezon şu ana dek 16 golü bulunan yıldızıyla, rakibi karşısında psikolojik bir üstünlük de yakalayacağı kesin gibi.

Yazının devamı...

Demba Ba geçmişi anımsatırsa...

Beşiktaş Şampiyonlar Ligi play off turu için çekebileceği en zor kurayı çekti. Napoli (İtalya), Porto (Portekiz), Arsenal (İngiltere), Zenit (Rusya), Bayer Leverkusen (Almanya) gibi olası rakipleri bulunan siyah-beyazlılar Premier Lig'in dev ekibi Arsenal ile eşleşti.
İngiltere birinci liginde toplamda 13 şampiyonluğu bulunan, 11 kez de ülkenin en önemli kuipasını kazanan 'Topçular', Premier Lig'de son şampiyonluğunu yaşadığı 2003-04 sezonundan bu yana ipi göğüslemeyi başaramadı. Uzun süren bu hasreti sonlandırmak üzere harekete geçen Ada ekibinde geçtiğimiz yıldan itibaren önemli bir hareketlenme yaşandı.
Sezon başındaki transferlere ek olarak, devre arasında 50 milyon euro bonservisle Real Madrid'den kadroya katılan Mesut Özil kadroya katıldı. 1996'dan bu yana takımın başında olan Arsene Wenger'in teknik direktörlüğünü yaptığı kırmızı-beyazlılar Premier Lig'de fırtınalar estirdi. Ligi uzun süre lider götüren Arsenal, sonrasında özellikle büyük maçlarda aldığı başarısız sonuçların etkisiyle zirvedeki yerini Chelsea, Manchester City ve Liverpool gibi takımlara bıraktı ve sezonu dördüncü sırada tamamladı.

Yeni transferler güç kattı
Londra ekibi bu sezona ise geçen yıldan da önemli transferle imza atarak ve kadrosunu güçlendirerek girdi. Barcelona'dan Alexis Sanchez, Newcastle United'den Mathieu Debuchy, Southampton'dan Calum Chambers, Nice'ten David Ospina gibi önemli oyuncuları kadrosuna katarak daha da güçlendi.
Arsenal'in oyun yapısı ile ilgili dikkati çeken ilk şey sağlam savunma kurgusu. Geçtiğimiz yılın rakamları itibariyle maç başına gol yeme ortalaması '1' olan kırmızı-beyazlılara bir maçta iki ve daha çok gol atmak 'imkansız' olmasa da oldukça güç. O yüzden Beşiktaş'ın yapması gereken şeyin, her daim bir hücum stratejisinden ziyade savunmanın öne çıktığı bir taktik plan olması gerektiği çok açık!
Arsenal, Mertesacker, Koscielny Vermaelen gibi sert savunmacıların önünde Flamini, Arteta ve Wilshere gibi defansif özellikleri de olan orta sahalarla geri hattını olabildiğince güçlendiriyor. 4-2-3-1 ya da 4-1-4-1 dizilişlerini tercih eden Arsene Wenger, orta sahayı da teknik ve çabuk oyuncular üzerine kuruyor.
Takımın yıldızı şüphesiz Theo Walcott... Kanattaki sürati ve çabukluğuyla rakiplerinin kabusu olan milli futbolcu, geçtiğimiz yıl geçirdiği ciddi sakatlıktan halen kurtulmaya çalışıyor. Geçtiğimiz sezona damga vuran isimlerden olan, ligde 10 gol, 9 asistle büyük çıkış yapan Aaron Ramsey, yine geçen sezonu 4 gol, 8 asist ile tamamlayan İspanyol kanat oyuncusu Santi Cazorla, Alman Milli Takımı'nın önemli ismi Mesut Özil, yine Alman Lucas Podolski gibi isimler hücum zenginliğinin ana ayaklarını oluşturuyor.
Bu isimlere Şilili Alex Sanchez'in de ekleneceğini göz önünde bulundurduğumuzda gerçekten ölümcül bir orta saha ve hücum zenginliğinin var olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Beşikitaş'ın iki maçta da iyi bir savunma savaşı vermesinin zorunluluğu, Arsenal'in zor gol yiyen bir ekip olması kadar, şüphesiz bu güçlü atak tehlikesinden de kaynaklanıyor.
Orta sahada topu kaptığı anda hızlı çıkan, kısa kısa toplarla, üç oyuncunun kurduğu üçgen veya dört oyuncu tarafından oluşturulan pas dörtgenleriyle rakip kaleye doğru hızla ilerleyen Londra ekibinin geçtiğimiz yıl bu ardı ardına gelen ve sık paslarla attığı bir çok golün olması tehlikenin boyutlarını anlamıza yol açıyor. Premier Lig'de bile güçlü rakiplerini çaresiz bırakabilen bu hücum çıkışlarının tıkandığı noktalarda Arsene Wenger'in öğrencileri kanat değiştiren uzun paslara başvurma yoluna da geçebiliyorlar. Zaman zaman Giroud'ya gönderilen yüksek toplarla, Fransız forvetin topu indirerek geriden çıkan arkadaşlarına servisler yapması da dikkat çekiyor. Ramsey, Mesut, Podolski, Cazorla başta olmak üzere bir çok oyuncunun ceza yayına yakın bölgelerden isabetli sert şutları da rakip kalecilerin topu filelerinde gördükleri, başlıca pozisyonlar arasında yer alıyor.

Senegalli bir maçta iki attı
Feyenoord karşısında attığı gollerle siyah-beyazlı taraftarın kalbini kazanan yeni transfer Demba Ba geçmişte Arsenal ağlarını havalandırmış bir isim. Newcastle United formasıyla 2012-2013 sezonunda Londra ekibine bir maçta iki gol atma becerisi gösteren Senegalli forvet, geçtiğimiz sezon ise Chelsea'de olduğu dönemde sakatlığı nedeniyle kırmızı-beyazlılar karşısında iki maçta da forma giyme fırsatı yakalayamamıştı. Deneyimli forvetin formda olması, o sezonun 21. hafta maçı olan bu karşılaşmadaki müthiş performansından enstantaneler sunması Beşiktaş'ın tur için en önemli umutlarından bir tanesi olacaktır.
Arsenal, 2000 yılında UEFA Kupası'nda finalde Galatasaray'a karşı kaybettiği karşılaşmanın ardından sürekli Şampiyonlar Ligi'nde yer aldı. Devler Ligi'ne üst üste 14 sezonda da iştirak eden Londra ekibi, Beşiktaş'ı da geçmesi durumunda bu rakamı 15'e çıkaracak. Bu tecrübeli ekip karşısında Demba Ba'nın bireysel performansı önemli olmakla birlikte, şüphesiz tek başına yeterli olmaz. Takım savunmasını iyi yapması zaruri olan Kara Kartal'ın aynı şekilde, İngiltere'deki ikinci maç öncesi elini güçlendirecek bir skor avantajını da İstanbul'daki ilk maçta elde etmesi olmazsa olmaz... Gol yemeden alınacak bir galibiyet ancak Beşitaş'a turu getirebilir diye düşünüyorum.

Oğuzhan eski takımına karşı
Arsenal eşleşmesinin en önemli yanlarından bir tanesi kuşkusuz Beşiktaşlı Oğuzhan Özyakup ile ilgili olacak. Oğuzhan 2012'de İngiliz ekibinden transfer edilmişti. Arsenal altyapısından yetişen ve Arsene Wenger'in de yakından tanıdığı 21 yaşındaki orta saha oyuncusu 2008-2011 yılları arasında Londra ekibinin altyapısında ve ardından rezerv takımında boy göstermişti. Arsenal kulübünde hala ilişkisini sürdürdüğü insanlar olan Oğuzhan Özyakup'un, kendisi için özel bir anlam taşıyan bu karşılaşmalarda nasıl bir performans sergileyeceği de şimdiden merak konusu oldu.

Arsenal: Futbolun beşiği
Futbol kulüplerinin geçmişlerine dair yazılara göz atmak okuyucu için her zaman keyifli bir uğraşı olmuştur. Özellikle de bu kulüp son günlerde ülke gündeminde hatırı sayılır bir yer edinmiş ve kulaklara çalınmayı alışkanlık haline getirmişse... Eğer yerli bir takımdan bahsedilmiyorsa İngiliz olması da tercih sebebidir. Adalılar modern anlamda futbolu icat eden millet olarak yakalarında adeta görünmez bir rütbe taşır ve birçoğu henüz 19. yüzyılda kurulmuş ekipleriyle içlerinde bir dolu hikayeyi barındırırlar.
1860'da Sheffield FC ile Hallam FC arasında oynanan ve dünyanın ilk kulüplerarası karşılaşması olarak kabul edilen futbol maçının 26 yıl sonrasında Londra'nın güneydoğusunda yeni bir kulüp kurulur. 1886'nın sonlarına doğru, Woolwich banliyösündeki Arsenal Cephanelik Fabrikası'nda işdışı saatlerde farklı hareketlenmeler yaşanmaktadır. Fabrikadaki bir grup işçi yeni bir futbol takımı kurmak üzere harekete geçmiştir.
Kendilerine Dial Square adını uygun görürler. Bu isim fabrikanın giriş kapısının üstündeki güneş saatine göndermede bulunmaktadır. 11 Aralık'taki ilk maçlarında Eastern Wanderers karşısında 6-0'lık bir galibiyet elde ederler. Kısa bir süre sonra takımın ismi değiştirilip 'Royal Arsenal' olarak faaliyetlerini sürdürecektir. 1893’teki değişikliğin ardından ise isim bu kez Woolwich Arsenal olurken, aynı yılın içinde takım ‘Football League’de’ mücadele etmeye hak kazanır ve ligin ilk güneyli ekibi olur. 1904’te First Division’a yükselme hakkı kazanırlar.

Kulüp, içine girdiği mali sıkıntılar, tekrar ikinci lige düşmesi ve bulunduğu bölgede seyirci sıkıntısı çekmesinden dolayı 1913’te radikal bir karar alarak kentin kuzeyine taşınır. Daha sonradan Arsenal Stadyumu olarak adlandırılacak olan Highbury’deki stadyum bundan sonra kendilerinin yeni evi olur. Hemen bir sonraki sene isimlerinden Woolwich’i düşürerek bugünkü isimleri olan Arsenal adını benimserler.

Kırmızı ve mavi

İngiltere’deki futbol kulüplerinin forma renklerinin iki renkte yoğunlaştığı söylenebilir. Takımların büyük bir kısmı kırmızı ya da mavi renklerden oluşmaktadır. Bu renk ayrımı, tarihsel bir arka plana sahiptir. Kırmızı renkli takımlar çoğunlukla ülkenin çalışan kesiminin bünyesinden doğmuş, işçi takımlarıdır. Mavi renklerin ise genel itibariyle kilise kökenli ekipler olduğu göze çarpar.
Kırmızı formalı Liverpool, şehirdeki liman işçilerine dayandığı gibi; aynı kentin bir diğer takımı mavili Everton ise St Domingo's Kilisesi cemaatinin sportif faaliyetleri için kurulmuştur. Bir diğer örnek olarak Manchester United, demiryolu işçileri tarafından kurulup kırmızı rengi alırken, şehrin diğer ekibi mavi formalı Manchester City ise St. Mark's Kilisesi’nin üyeleri tarafından varedilmiştir. Ada’daki bu tip örnekleri çoğaltmak elbette mümkündür…
Arsenal için de kestirmeden giderek, işçi takımı olduğu için renklerinin kırmızı olduğu söyleyenebilir. Gerçekte, bu hem doğru hem de yanlıştır. Aslında onların renklerinin diğerlerine göre biraz daha değişik bir hikayesi vardır.
Arsenal’in iki kurucu üyesi Fred Beardsly ve Morris Bates, Woolwich’e çalışmak için gelen iki eski Nottingham Forest futbolcusudur. Ancak Dial Square ilk idmanına çıktığında oyuncuların üzerlerinde kendilerine ait bir formaları yoktur. Bunun üzerine bu ikili eski kulüplerine bir mektup yazarak kendilerine yardımcı olmalarını rica eder. Mektuba cevap, bir düzine forma ve bir çok futbol topunun fabrikaya ulaştırılmasıyla verilir. Yapılan bu bağışla birlikte Nottingham Forest’in renkleri artık Arsenal’e bulaşmıştır.

İlklerin takımı, stadı

Arsenal’in 1913 Eylül’ünden 2006 Mayıs’ına kadar maçlarına ev sahipliği yapan Highbury Stadı büyük başarılara tanıklık eder. 1. Ligde kazandıkları 13 şampiyonluğun tamamını bu stattayken yaşarlar. Ayrıca 10 FA Cup ve 12 Community Shield Kupası da yine buradayken elde edilir.
Highbury dönemi sportif başarıların yanında birçok başka ilke de sahne olur. Örneğin İngiltere’de bir futbol maçı ilk kez bu statta radyodan canlı olarak yayınlanır. Bu karşılaşma 22 Ocak 1927’de oynanan Arsenal-Sheffield United mücadelesidir. 10 yıl sonrasında Arsenal A Takımı’nın,rezerv takımına karşı oynadığı özel mücadele ise dünyada televizyondan canlı olarak yayınlanan ilk futbol karşılaşması olur. Spor televizyonculuğunda bir başka ilkin altında da kırmızı beyazlılar vardır. Manchester United ile 2010 Ocak ayında oynadıkları maç, bir spor organizasyonunun 3D olarak yayınlanan ilk müsabakasıdır.
Ülkedeki en başarılı takımlardan birisi olarak Arsenal, İngiltere’de futbol ve sanatın bir araya geldiği zamanlarda ismi en başta anılan ekiplerdendir aynı zamanda... 1939 yılında çekilen ve futbol konulu ilk filmlerden bir tanesi olarak kabul edilen ‘The Arsenal Stadium Mystery’ isimli filmde birçok Arsenalli futbolcu da rol alır. İlerleyen yıllarda Arsenalli filmlere rastlamak artık sıradan olacaktır.

Sadık bir taraftar

Arsenal taraftarı için bir yakıştırma yapılacak olsa herhalde ‘sadık’ sıfatı en uygun tanım olurdu. Müthiş fanatik olduklarını söylemek zor. Ada’da holiganizm denilince de ilk sıralarda sayılan gruplardan değiller; ancak takımlarına sonuna kadar bağlılar. Arsenal'in lakabı Gunners’tan hareketle kendilerine Gooners derler. Hemen hemen her maçta tribünleri doldururlar.
2007-08’de Premier Lig’de en yüksek ikinci seyirci ortalamasına sahip ekip maç başına rakamlara göre onlardı. Geride bıraktığımız 2012-13 sezonunda Topçular, Avrupa’nın en çok seyirci toplayan 7, ekibiydi: B.Dortmund (80.000), M.United (75.500), Barcelona (73.600), R.Madrid (71.300), B. Münih (71.000), Schalke (61.000), Arsenal (60.000).
Kulübün resmi dergisinin yanında Arsenal taraftarlarının çıkardığı birçok fanzin bulunur. The Gooner, Highbury High, Gunflash ve Up The Arse isimli yayınları basan kırmızı beyazlı taraftarlar, Pet Shop Boys’un Go West şarkısından uyarladıkları "One-Nil to the Arsenal" tezahüratı ile bilinirler. Öte yandan Ada’da yıllar yılı defansif futbol oynayarak maçları sıkıcılaştırdığı eleştirisi alan Arsenal’e rakip takım taraftarlarının söyledikleri ‘Sıkıcı Arsenal’ isimli şarkı da artık ironik bir şekilde Arsenal iyi oynadığı zaman bizzat Arsenal taraftarlarınca tribünde icra edilmektedir. Uluslararası desteğe de sahip Premier Lig ekibi için günümüzde 25 ülkede kurulu taraftar birlikleri bulunurken, dünya çapında yaklaşık 30 milyonluk bir taraftar kitlesinin olduğu söylenir.
..........
2006 yılında kulüp vites artırma adına yeni stadı Emirates'e geçer. Kapasitesi artan, loca ve VIP koltukları ile gelirlerini yükselten Londra ekibi sportif anlamda ise aradığı başarıyı bir türlü yakalayamaz. 1996'dan bu yana takımın başında olan Arsene Wenger 'Gunners'ı Premier Lig'de 3 kez 'Winners' yapsa da, 2004'ten bu yana hiçbir kupanın kazanılamamış olması taraftar üzerinde kat sayısı her geçen gün artan bir gerginliğe yol açacaktır.
Bu son şampiyonlukta, kaydettiği 30 gol ile aslan payına sahip olan Thierry Henry'nin geçtiğimiz yıl kısa bir süreliğine tekrar takıma kazandırılması belki de bu gerginliğe pansuman yapmak adına gerçekleştirilen bir eylemdir. Yıldız futbolcu camia tarafından adeta ruh çağırır gibi New York Red Bulls'tan yarım sezonluğuna kiralanır. Ne var ki artık onun zamanı çoktan geçmiştir. Kulüp tarihinin en golcü oyuncusu olan Henry bir kaç maçlık kısa filminin ardından yeniden John F. Kennedy Havalimanı'na iner.
Ünlü ekonomi dergisi Forbes, geçtiğimiz nisan ayında açıkladığı rakamlarda Arsenal'i dünyanın en değerli dördüncü futbol takımı olarak gösterdi. Buna göre kulübün yıllık net geliri 368 milyon dolardır. Operasyon gelirleri 55 milyon dolar, ticari gelirler 237 milyon dolar, yayın gelirleri 443 milyon dolar ve stat gelirleri 484 milyon dolar...
Arsenal, stat gelirlerinin yayın gelirlerinden fazla olduğu ender kulüplerden bir tanesi olarak dikkat çekerken bu maç günü gelirlerinde Manchester United ve Real Madrid'in ardından dünyanın üçüncü basamağında bulunuyor. Londra ekibinde taraftarların sürekli transfer istemesindeki rahatlığın altında da işte bu tablo yatıyor. Dünyanın taraftar üzerinden en çok para kazanan kulüplerinden bir tanesi olunca; taraftar da sizden ciddi ve ısrarcı taleplerde bulunabiliyor.

Yazının devamı...

Ancelotti kelleyi kurtardı

Ancelotti kelleyi kurtardı

Lizbon'da dev finalin havası her yerde hissedildi. Portekiz'deki İspanyol buluşması kentte büyük bir coşku yaratmış. Madrid'den gelen futbolseverler, şarkılar söyleyerek gezdi. Her iki takımın taraftarları kafelerde barlarda birlikte oturdu, sokakta sık sık karşılaştı. Ancak hiç gerginlik çıkmadı. Birbirleriyle sohbet edip, hatta şakalaşıp sarıldılar. Aynı hava maç öncesinde stat önünde de değişmeden sürdü.

Madridlilerin dışında ev sahipleri de iyice havaya girmiş durumdaydı. Lizbon'da sokakları süsleyen Avrupa Parlamentosu seçimlerine yönelik parti afişlerini bir kenara bırakırsak; yer-gök dev karşılaşma olmuştu. Kentin önemli meydanlarındaki panoların önü fotoğraf çekilmek için duran taraftarlarla doluydu. Bir eczanenin vitrininde, tıbbi ekipmanların yanına asılmış Atletico Madrid ve Real Madrid atkıları aslında şehirdeki havayı en iyi anlatan görüntüydü. Belki bu maçın Lizbon'a ilaç gibi geldiğini anlatıyordu.

Elbette işin ekonomik tarafı Portekizlilerin yüzünü güldürdü. Çünkü en az 40 bin futbolsever İspanya’dan buraya gelerek bir veya iki gece konaklayıp, maç dışı etkinliklerde kentte ciddi harcamalar yaptılar. Ancak haklarını yememek lazım! Para ne kadar ihtiyaçsa; onlar için futbol da en az o kadar büyük bir ihtiyaç. Lizbon'a tepeden baktığınızda irili ufaklı o kadar çok stadyum görüyorsunuz ki, şehirdeki asıl çoşkunun futbolla ilgili olduğunu tahmin etmek hiç de güç olmadı.

Karşılaşmanın öncesinde stat çevresi oldukça kalabalıktı. Saatler öncesinden mekana gelen her iki takım taraftarı coşkulu tezahüratlarla kendilerini maçı havasına sokmaya çalışıyordu. Yine birlikteydiler, ama hiçbir olay çıkmadı. Acaba Lizbon’daki finalin adı Real Madrid-Atletico Madrid yerine Galatasaray-Fenerbahçe olsaydı yine aynı manzaralar yaşanır mıydı diye insanın aklına gelmiyor değil.

Bana kalırsa Real Madrid maça 1-0 önde başladı. Çünkü Portekizliler’in büyük bölümü eflatun beyazlıları destekliyordu. Cristiano Ronaldo faktörü, bir çok Portekizliyi'i destekler hale getirmişti. Maçtan bir gün önce akşam saatlerinde Real Madrid’in kaldığı Tivoli otelinin önündeki manzara her şeyi anlatmaya yetiyordu. Atleticolular’ın pek misafiri yokken, Real kafilesinin kaldığı yerin önü ana-baba günüydü. Manzaranın anlattığını bir Portekizli ise sözcüklerle dile getirdi: "Kraliyetle yönetilmiyoruz ama Ronaldo bizim kralımız".

Bu açık desteğin yanında psikolojik ortamın Atletico’ya yüz çevirmesinde başka faktörler de etkili oldu. Örneğin maç öncesi stat hoparlörlerinden sahaya bir Real coşkusu verilmesi bunlardan bir tanesiydi. Bernabeu Stadı’ndaymışçasına taraftarları coşturan, eflatun-beyazlıların marşlarını söyleterek havaya sokan amigonun yanı sıra; Şampiyonlar Ligi kupasını sahaya Luis Figo’nun getirmesinde de Atletico’ya deplasman havası yaşatmak için kurgulanmış bir nevi operasyon havası hissedildi.

Atletico Madrid taraftarı, Real Madrid için önemli bir figür olan, ismi bu kulüple özdeşleşmiş Figo’ya büyük tepki gösterdi ve Portekizli’nin isiminin de içinde yer aldığı bazı negatif tezahüratlarda bulundu. O sırada Real cephesi de stadın diğer yanından ıslıklarıyla bu sesleri bastırmaya çalışıyordu.

Ancak Atletico'nun tüm bunlara karşın yine de endişelenmesine gerek yoktu. Çünkü yanlarında her şeyin karşısında dikilen müthiş taraftarı vardı. İki takım destekçileri sayıca eşitti. Ev sahibi ülke kontenjanından bilet alanların da eflatun-beyazlıları desteklediğini düşünürsek Real’in biraz daha fazla taraftarı olduğu söylenebilir. Ama gerçekten Atletico taraftarı maça damga vurdu. Kupayı daha çok isteyen tarafın kendileri olduğunu gösterdi. Ne var ki bu gayretleri sonucu değiştirmeye yetmeyecekti.

Arda Turan’ın yokluğu Atletico Madrid’e çok şey kaybettirdi. Sonrasında Diego Costa’nın da sakatlanarak oyundan çıkmasıyla en önemli iki yaratıcı oyuncularını kaybetmiş oldular. Bu yüzden geriye düşmeleri, sonrasında maçı çevirmek için çok zorlanacakları anlamına geliyordu. Neyse ki ilk golü atan taraf oldular. Ancak ikinci yarı oyunun hakimi olan Real Madrid maç bitti denirken skoru eşitlemeyi başardı. Gol geldiğinde ise devamında olacaklar da belliydi. Çünkü artık mücadele tamamen Real’in hakimiyetine girmişti. Uzatmalarda üç gol birden gelmesi hiç de sürpriz olmadı.

Carlo Ancelotti için bu kupa çok anlamlı oldu. İtalyan teknik adam, devler liginde en fazla şampiyonluk yaşayan iki teknik adamdan bir tanesi olarak tarihe geçti. Ancelotti daha önce Milan’da 2003 ve 2007 yıllarında da en büyük kupayı müzesine götürme başarısı göstermişti. Ancak bu başarı onun için başka yönden de bir anlam taşıyordu. Deneyimli teknik adam bu zaferle belki de kellesini kurtardı. Çünkü Real Madrid hiçbir zaman başarısızlığı pek fazla tölare eden bir kulüp olmadı. Vicente Del Bosque, Real Madrid’i 2003’te La Liga şampiyonu yapmasına karşın, aynı sezon Devler Ligi’nde kupayı alamadığı için görevine son verilmiş, ardından Beşiktaş’ın başına geçmişti. Bu sezon La Liga’da hayal kırıklığı yaşayan Real’in hocası Ancelotti de, Şampyionlar Ligi kupasını kaybetmesi halinde muhtemelen aynı akıbete uğrayacak ve koltuğunu kaybedecekti.

Atletico ise sakatlıkların faturasını tarihindeki ilk Avrupa şampiyonluğunu kaçırarak ödedi. Rüya gibi geçen son iki sezonu, çok güzel bir şekilde taçlandırabilir, Şampiyonlar Ligi kupasını da müzelerine götürebilirlerdi. Diego Simeone’nin karşılaşmanın son bölümündeki hırçın tavırları kaçan balığın aslında ne kadar büyük olduğunu anlatmaya yetiyordu. Kupayı daha çok isteyen ve ona daha çok ihtiyacı olan taraf stattan boynu bükük ayrıldı. Seremonisi yapılırken ve Ancelotti’nin öğrencileri kupayı havaya kaldırırken bile statta ‘Atletico’ sesleri yükseliyordu. 40 yıl sonra gördükleri finalin sonunda mutlu sonu bekseler de Figo’nun kupası ışıkların altında Real Madrid’e gitmişti.

Yazının devamı...

Premier takım

38. HAFTA

Premier Lig'de 2013-2014 sezonu bu hafta sonu oynanan karşılaşmalarla son erdi. Manchester City tıklım tıklım dolu Etihad Stadı'na şampiyonluk kupasını kaldırmak için çıktı. Beraberlik bile onlara yetecekti. Nasri ve Kompany'nin golleriyle West Ham United'ı 2-0 mağlup ettiler. Son üç sezondaki ikinci şampiyonluğunu alan Manchester City toplamda sayıyı dörde çıkardı.

City'nin kazandığı zafer iki yıl öncekine çok benzedi. Şimdi Galatasaray'ın başında olan Roberto Mancini o zaman Manchester ekibinin başındaydı. 44 yıllık özlemi bitirmek İtalyan teknik adama düşmüştü. Hem de nasıl? Son maçta ve uzatma dakikalarındaki gollerle gelen şampiyonluk, kupayı son anda kentin diğer takımının elinden almıştı. Bu kez son dakikalar olmasa da düğüm yine son maçta çözüldü.

Liverpool sahasında Newcastle United'ı ağırladı. Geriye düştüğü karşılaşmayı 2-1 kazanan Kırmızılar'a bu skor yetmedi. Önce Skrtel'in kendi kalesine attığı golle geriye düştüler. Ardından Agger ve Sturridge ile atıp öne geçtiler ve kazandılar. Puanını 86 yapan City'nin iki puan gerisinde sezonu tamamladılar. Aslında onların şampiyonluğuna Jose Mourinho taş koydu. Liverpool lider götürdüğü yarışta iki hafta önce evinde Chelsea'ye yenilince avantajı rakibine kaptırmıştı. Portekizli teknik adam şampiyonluk ipini göğüsleyemese de ligin kaderini değiştirdi.

Chelsea de Liverpool'un iki puan gerisinde damalı bayrağı gördü. Sezona oldukça iyi bir başlangıç yapan ve uzun süre lider olarak götüren Arsenal ise performansını ligin ikinci yarısına taşıyamamanın sıkıntısını çekti. Londra ekibi sezonu 79 puanla dördümncü basamakta tamamladı. İlk üç takımın direkt katılacağı Şampiyonlar Ligi için Arsenal ön eleme oynayacak.

Aslında sürprizli bir sezon oldu. Bir çok otoritenin pek çok öngörüsünün sezon içerisinde defalarca değiştiğine şahit olduk. Bunun böyle olmasının elbette nedenleri vardı. Bunların en başında Manchester United geliyor. Kırmızı Şeytanlar tarihinin en kötü sezonlarından bir tanesine imza atınca ligin dengesi bozuldu. David Moyes’in gidişiyle yerine Ryan Giggs geldi. Kırmızı Şeytanlar sezonu yedinci sırada tamamladı.

Liverpool şampiyonluğu kaçırarak üzülse de, yıldız golcüsüne sevindi. Uruguaylı forvet Luis Suarez golleriyle sezona damgasını vurdu. İlk beş hafta, geçen sezondan gelen cezası nedeniyle forma giymeyen yıldız futbolcu buna karşın toplamda 31 gol kaydederek gol kralı oldu. Suarez, geçtiğimiz hafta da Premier Lig'de sezonun en iyi oyuncusu seçilmişti. Premier Lig'in 22 yıllık tarihinde Liverpool'un bir sezonda en fazla gol atan futbolcusu olarak tarihe geçen 27 yaşındaki Suarez'i 21 golle takım arkadaşı Daniel Sturridge, 20 golle Manchester City'li Yaya Toure takip ettiler. Cardiff City, Fulham ve Norwich City ise küme düşen takımlar oldular. Türkiye’den ayrılarak Norwich’e giden Galatasaraylı Elmander ve Fenerbahçeli Yobo sezonu hayalkırıklığı ile noktaladı.

Elland Road’da neler oluyor?

İngiltere Championship ekiplerinden Leeds United büyük bir skandalla sarsıldı. Ada’nın köklü ekipleri arasında yer alan ve Premier Lig’de üç şampiyonluğu bulunan sarı-mavililerin stadında gizli kameralar tespit edildi. Ancak olayla ilgili soruşturma açılmasının ardından, olayın vahameti daha da büyüdü.

Leeds United kulübü geçtiğimiz ay el değiştirdi. Daha önce Cagliari kulübünün sahibi olan İtalyan işadamı Massimo Cellino, İngiliz ekibini satın aldı. Cellino Elland Road Stadı’nda yönetim odalarını da içine alan çok geniş bir alana gizli kamera düzeneği kurulduğunu tespit etti. Kulüp kaynaklarının keyfi bir biçimde kullanılarak inşa edildiğini belirterek olayı polise taşıdı.

Soruşturma kapsamında kulübün geçtiğimiz ay görevi bırakan idari direktörü David Haigh ifade vermeye çağrıldı. Haigh’in konuşmalarıyla, kulüple ilgili çarpıcı bir gerçek daha su yüzüne çıktı. Haigh, kamera düzeneğini stada kendisinin kurdurduğunu itiraf ederken, gerekçesini ise tesisteki uyuşturucu kullanımı olarak açıkladı.

Haigh, “Tuvaletler, yönetim kurulu odası ve diğer yerlere sistemi ben kurdurttum. Çünkü bu alanlarda, kokain gibi birinci derece uyuşturucular kullanıldığına dair duyumlar aldım. Uyuşturucu sporla bağdaşmaz. Bu sahada da böyledir, bir kulübün yöneticilerinin kullandığı bir odada da böyledir. Dolayısıyla burada da yeri olmaması gerekir" dedi.

HAFTANIN KARMASI (4-3-3)

Lukasz Fabianski (Arsenal)

Cesar Azpilicueta (Chelsea)

Dejan Lovren (Southampton)

Vincent Kompany (Manchester City)

Carl Jenkinson (Arsenal)

Aaron Ramsey (Arsenal)

Steven Gerrard (Liverpool)

James McCarthy (Everton)

Romelu Lukaku (Everton)

Emmanuel Adebayor (Tottenham)

Dwight Gayle (Crystal Palace)

HAFTANIN TAKIMI

Manchester City

Haftanın ve de sezonun takımı. Premier Lig'in şampiyonu.

HAFTANIN YILDIZI

Vincent Kompany

Deneyimli savunmacı savunmasını da yaptı, golünü de attı. Bu sezon kendi kalesine attığı goller ise çoktan unutuldu.

HAFTANIN GOLÜ

Samir Nasri (Manchester City)

Hem şampiyonluğa giden yoldaki önemi hem de uzaktan vuruşun güzelliğiyle Fransız futbolcunun golü.

HAFTANIN KURTARIŞI

Steven Caulker (Cardiff City)

Bir kaleciden değil; bir savunmacıdan. Chelsea'nin Cardiff'i deplasmanda 2-1 yendiği maçtan. Torres rakip kaleciyi geçti ama boş kaleye giden topu Caulker önledi.

Manchester City, West Ham maçı sonrasında saha içindeki coşkuyu yakın plandan ekranlara getiriyor: http://www.mcfc.co.uk/citytv/Features/2014/May/City-v-West-Ham-celebrations-pitch-cam

Yazının devamı...

City şampi…

İNGİLTERE PANORAMA

37. HAFTA

Premier Lig’de çok kritik bir hafta geride kaldı. Zirvenin çekişen iki ekibinden Manchester City, belki de kalan maçları içinde en zorunu hasarsız atlatmayı başardı. Manuel Pellegrini’nin ekibi deplasmanda Everton’ı yenerek şampiyonluk yolunda dev bir adım attı. Aslında ev sahibi ekip maça iyi başladı. Ross Barkley’in attığı güzel golle öne geçtiler. Ancak bu dakikadan sonra City kontrolü ele aldı. Aguero ve Dzeko’nun iki golüyle 3-1’lik üstünlüğü yakaladılar. Everton sonrasında Lukaku ile rakip fileleri havalandırsa da kalan bölümde başka gol olmadı ve Manchester City mücadeleyi 3-2 kazanarak üç puanı hanesine yazdırdı.

Liverpool ise pazartesi mesaisinde sahaya çıktı. Deplasmanda Crystal Palace’a konuk olan Kırmızılar trajik bir şekilde rakibine puan bıraktı. Liverpool’un 3-0 öne geçtiği mücadele 3-3 beraberlikle sona erdi. Kırmızılar böylece şampiyonluk yarışında büyük bir yara aldı. Daha önce Chelsea’ye evinde yenilerek avantajı kaçırmasının ardından bu hafta da Palace karşısında aldığı skor, Manchester City’ye büyük bir destek sağladı. Tabi City’nin önünü açan bir diğer gelişme ise Chelsea ile Norwich City’nin oynadığı karşılaşmada gerçekleşti. Evinde Norwich ile karşılaşan Mourinho’nun ekibi 0-0’lık sonuçla bir anlamda zirve yarışına havlu attı.

Bu sonuçların ardından Liverpool 81 puanla lider, bir maçı eksik City 80 puanla onun arkasında ve Chelsea 79 puanla üçüncü sırada yer aldılar. City, Aston Villa ve West Ham ile oynayacak kalan maçlarını. Liverpool’un tek maçı Newcastle United ile evinde. Chelsea ise deplasmanda Cardiff City’nin konuğu olacak.

Newcastle United sahasında Cardiff City’yi 3-0 mağlup etti. Ameobi, Remy ve Taylor’un kaydettiği goller ev sahibi ekibi galibiyete taşıdı. Newcastle puanını 49’a çıkarırken, ligin dibindeki Cardiff 30 puanda kaldı. Karşılaşma tribünlerde ender görünen ilginç bir protestoya da sahne oldu. Son haftalarda yönetim ve teknik ekibi protesto eden siyah-beyazlı ekibin taraftarları, Cardiff maçının 70. dakikasında ayaklandı. Saint James Park’taki taraftarların bir bölümü stadı terk ettiler.

Liverpool’u bu hafta sevindiren tek gelişme ise oyuncusu Luis Suarez’in aldığı ödül oldu. Geçtiğimiz haftalarda Profesyonel Futbolcular Birliği tarafından yılın oyuncusu ödülüne layık görülen Uruguaylı futbolcu, bir ödülün daha sahibi oldu, İngiltere Futbol Yazarları Birliği tarafından onurlandırıldı. Liverpool'da çok iyi bir sezon geçiren ve 31 gol atan 27 yaşındaki futbolcu, 300'den fazla gazetecinin katıldığı oylamada, oyların yüzde 52'sini alarak "yılın futbolcusu" seçildi. Oylamada, Suarez'in takım arkadaşı Steven Gerrard ikinci, Manchester City'de forma giyen Yaya Toure ise üçüncü oldu.

HAFTANIN KARMASI (4-3-3)

Wojciech Szczesny (Arsenal)

Bacary Sagna (Arsenal)

Wes Brown (Stoke City)

Michael Turner (Norwich City)

Luke Shaw (Southampton)

Andreas Weimann (Aston Villa)

Mesut Özil (Arsenal)

Oussama Assaidi (Stoke City)

Yaya Toure (Manchester City)

Edin Dzeko (Manchester City)

Dwight Gayle (Crystal Palace)

HAFTANIN TAKIMI

Crystal Palace

Liverpool karşısında 3-0 geriye düştükten sonra, maçı çevirmek kolay bir iş değildi. Kırmızılar bu sezon bir çok karşılaşmaya üçlü beşli gollerle başlarken buradan dönebilen takım pek görememiştik. Ancak Palace bunu başardı.

HAFTANIN YILDIZI

Edin Dzeko (Manchester City)

Attığı iki golle takımına hayat veren Edin Dzeko, belki de şampiyonluğa giden yolda en önemli virajın dönülmesini sağladı.

HAFTANIN GOLÜ

Ross Barkley (Everton)

Everton’ın Manchester City’ye 3-2 mağlup olduğu karşılaşmada ev sahibi ekibin ilk golünü kaydeden Ross Barkley, mücadelenin 11. dakikasında muhteşem bir gole imza attı. 20 yaşındaki orta saha oyuncusu ceza sahası çaprazından topu kalenin uzak 90’ına gönderdi.

HAFTANIN KURTARIŞI

Joe Hart (Manchester City)

Everton-Manchester City maçının 46. dakikasında konuk ekip 2-1 üstün durumdayken, Naismith kaleciyle karşı karşıya durumda pozisyondan yararlanamadı. Daha doğrusu City kalecisi Joe Hart rakibine geçit vermedi. Vücudunun esnekliğini gözler önüne seren Hart topu dışarı çelmeyi başardı.

Yazının devamı...

Mourinho oyunu bozdu

36. HAFTA

Premier Lig, sezonun kaderini etkileyecek dev bir karşılaşmaya sahne oldu. Lider Liverpool Anfield Road'da takipçilerinden Chelsea'yi ağırladı. Karşılaşma pek çok futbol otoritesini ters köşeye yatırarak konuk ekibin galibiyetiyle sona erdi. Londra ekibi rakibini, son haftaların formda ismi Demba Ba ve Willian'ın golleriyle 2-0 mağlup etti. Chelsea böylece bitime iki hafta kala Kırmızılar ile arasındaki puan farkını ikiye indirdi. Ancak maçtan çıkan sonuç asıl olarak Manchester City'ye yaradı.

City de pazar günü Crystal Palace deplasmanında galip geldi. Edin Dzeko ve Yaya Toure'nin golleri konuk ekibe üç puanı getirdi. Chelsea'nin kritik maçı kazanan taraf olmasıyla Liverpool arasındaki puan farkını üçe indirdi. Bir maçı eksik Manchester City bu karşılaşmayı kazanması durumunda lider ile puanını eşitleyecek, daha doğrusu böyle bir durumda artık lider kendisi olacak. Çünkü aynı puanda olacak iki takımdan Manchester City'nin averajı rakibine göre daha iyi durumda.

Maça gelecek olursak... Son haftalarda, maçlarının ilk 15 dakikasına 2-3 golle başlamaya alışmış olan Liverpool'un, Chelsea karşısında da mücadeleye bu yönde bir beklentiyle girdiğini gördük. Ancak böyle olacağını önceden gören Jose Mourinho, deplasmanda takımına katı bir savunma yaptırdı. Liverpool ne kadar istekli olsa da takım bütünlüğünde ve bloklar halinde savunan rakibini geçmeyi başaramadı. Gerrard'ın bir hatası onlara pahalıya patladı.

Portekizli teknik adam son olarak takımına Atletico Madrid karşısında oynattığı bu oyunu Anfield Road'da da başarıyla uygulattı. Kaleci Schwarzer de günündeydi. Bir kaç iyi kuratrışla o da galibiyette önemli pay sahibi oldu. Kırmızılar Chelsea'ye de, ligin diğer takımlarına çektikleri muameleyi çekebileceklerini düşünerek belli ki yanıldılar. Sonuçta Mourinho'nun taktiği tuttu ve kazanan onlar oldu. Oysa deneyimli hoca Atletico maçını düşünerek bazı önemli isimleri yedek kulübesinde tutmuştu. Ramires cezalıydı. Aslında bu maçtan alacağı bir beraberlik bile şampiyonluk anlamında, son haftaya kadar dizginleri elinde tutmasını sağlamaya yetecekti. Ancak Liverpool hırsının kurbanı oldu. Bu hafta onlar için tek iyi haber belki de Luis Suarez'in aldığı ödüldü. Uruguaylı forvet, Profesyonel Futbolcular Birliği tarafından yılın oyuncusu seçildi. Oylamada Chelsea'nin Belçikalı yıldızı Eden Hazard ise yılın genç futbolcusu olarak belirlendi.

Giggs iyi başladı

Teknik Direktör David Moyes ile yollarını ayıran Manchester United, İskoç teknik adamın yokluğunda ilk maçına çıktı. Geçici olarak hoca koltuğuna oturtulan Galli teknik adam Ryan Giggs, Kırmızı Şeytanlar ile ilk maçında iyi bir sonuç elde etti. Sahasında, düşme hattından kurtulma mücadelesi veren Norwich City’yi konuk eden kırmızı-beyazlılar, Wayne Rooney (2) ve Juan Mata’nın (2) kaydettiği gollerle rakibini 4-0 mağlup etti. Fenerbahçe’den kiralık giden Joseph Yobo bu maçta sakatlığı nedeniyle forma giymezken eski Galatasaraylı Johan Elmander ise Norwich City’de ikinci yarıda oyuna dahil oldu.

Şüphesiz bu maçın en önemi tarafı Ryan Giggs’in Old Trafford çimlerine teknik direktör olarak çıkmasıydı. Alt yapısından yetiştiği Manchester United’da 1990 yılında profesyonelliğe adım atan Giggs, o günden bu yana sadece Kırmızı Şeytanlar’ın formasını giydi. Teknik adamlığa da aynı takımda adım atan 40 yaşındaki Galli futbol adamı, siftah yaptığı mücadelenin ardından yaptığı açıklamada büyük bir heyecan yaşadığını söyledi: “Gururluyum, mutluyum ve biraz gerginim. İlk maçtan iyi bir skorla ayrıldığım için sevinçliyim”.

Ryan Giggs bu duygular içerisindeyken babasından ise şok açıklamalar geldi. Oğlunun, diğer oğlu Rhodri Giggs'in eşiyle ilişki yaşaması nedeniyle kızgınlığını dile getiren baba Danny Wilson, yaptığı açıklamada, "Ona banyo küvetine su koymada bile güvenmem. Manchester United teknik direktörlüğünde de hiç güvenim yok. Giggs sahtekar, yalancı biridir. Manchester Unitedlı futbolcular ona nasıl güvenir? Bir insan yaptıklarıyla değerlendirilir. İyi futbolcu olduğunu kabul ediyorum, ama onun aklı başka şeyde. Bana ve kardeşi Rhodri'ye yaptıklarından dolayı özür bile dilemedi. Kanser hastalığımın durumunu da sormadı. Teknik direktör olan birine güven duyulması gerekir. Futbolda ona saygı duyulabilir, ama kardeşini çok kırdı. Korkak biri. Oğlum Rhodri Giggs de, Ryan Giggs'in Manchester United'ın teknik direktörü olduğunu öğrenince, 'Fare yılan gibi sürünür gider' mesajını attı" ifadesini kullandı.

Moyes’i yakan hatalar

Manchester United'da Teknik Direktör David Moyes devri kulübün internet sitesinden yapılan açıklama ile sona erdi. Kırmızı Şeytanlar’ın efsane teknik direktörü Alex Ferguson’un yerine sezon başında görevi devralan İskoç teknik adam ile United, tarihinin en kötü sezonlarından birini yaşadı. İngiliz basını Moyes’in başarılı olamamasını 5 temel nedene bağladı.

1.Teknik ekip değişikliği

Moyes göreve geldikten sonra teknik kadroda değişikliğe gitti. Mike Phelan, Rene Meulensteen ve Eric Steele’yi gönderirken Everton’daki ekibinden Steve Round, Jimmy Lumsden ve Chris Woods gibi isimleri getirdi. United’ın bu deneyimli teknik ekibinin gidişinin yerleşmiş yapıyı tahrip ettiği belirtildi.

2.Transfer rehaveti

Ferguson’un ardından göreve geldikten sonra istediği kadroyu oluşturmakta yavaş davrandı. Böyle oyunca tüm istenen isimler alınamadı. Chelsea’de Mourinho’nun kadroda düşünmediği Juan Mata bile ancak ocak ayındaki ara transferde alınabildi. Geç kalmışlık paniğe yol açınca Moyes eski takımından Fellaini gibi isimleri yüksek bedellerle transfer etme durumunda kaldı.

3.Oyuncuları kazanamadı

Takımdaki futbolcuların desteğini kazanmayı beceremedi. Örneğin geçtiğimiz yıl elde edilen şampiyonlukta başrolü oynayan gol kralı Robin van Persie bu sezon oldukça formsuzdu. Hollandalı yıldızın performans düşüklüğü takım üzerinde büyük etki yaptı. Oyuncu ile hocası arasındaki sorun hep gündeme geldi. Rio Ferdinand kendisini açıkça eleştirdi.

4.Taktik zayıflık

David Moyes’in taktik anlayışının Manchester United için zayıf kaldığı ifade edildi. Takımın kendiliğinden akan oyun anlayışı yerini hücum zenginliği kısıtlı bir futbola bıraktı. Everton’da bu tutucu oyun anlayışı anlaşılabilirdi. Çünkü gücü sınırlı bir takımın büyük ekipler karşısında, kendini korumak adına daha defansif bir yapıda kalması kabul edilebilirken, aynı kıyafet United gibi bir ekipte ‘rüküş’ durdu.

5.Derbiler fiyaskoydu

Liverpool’a iki maçta da yenildiler. Manchester City’ye iki maçta da yenildiler. Chelsea’ye bir yenilip bir berabere kaldılar. Büyük maçlar onlar için tam bir hayal kırıklığı oldu. Bir de üstüne üstlük David Moyes’in bu rakiplerle ilgili zaman zaman yaptığı açıklamalar taraftarları daha da üzdü. Liverpool’un Old Trafford’a seyahati öncesinde onları favori gösterdi maçı 3-0 kaybettiler. Aynı skorla City’ye yenildikten sonra bu takımdan esinlenmeleri gerektiğini dile getirmesi gibi ifadeler taraftarı çileden çıkardı.

Everton fırsat tepti

Ligi, Şampiyonlar Ligi’ne katılmasını sağlayacak bir yerde tamamlamak isteyen Everton, Southampton karşısında şok bir yenilgi aldı. Kırmızı-beyazlı ekip hiç gol atmadığı bir maçı kazanma başarısı gösterdi. Önce karşılaşmanın henüz ilk dakikasında Antolin Alcaraz, ardından 31’de Seamus Coleman’ın ters kafa vuruşları konuk ekibi yıktı. Kalan dakikalarda yaşadığı moral bozukluğunu da üzerinden atamayan Evertonlu futbolcular mücadeleden 2-0 yenik ayrıldı. Everton 69 puanda

Tottenham ise deplasmanda Stoke City’yi 1-0 mağlup etti. Adebayor’un sıfıra inerek ortaya çevirdiği topa Danny Rose’nin kafa vuruşuyla gelen gol Londra ekibine üç puana taşıdı. Swansea-Aston Villa karşılaşması ise hem tribüne gidenleri hem de tv başında mücadeleyi takip edenleri epey memnun etti. Yağmurlu bir Galler gününde seyirciler tam 5 gol tanık oldu. Ev sahibi Swansea mücadeleden 4-1 galip ayrıldı. Shelvey’nin attığı müthiş gol ise sezonun en iyileri arasındaki yerini aldı.

Pazartesi mesaisinde karşı karşıya gelen Arsenal ile Newcastle United'ın mücadelesinde gülen taraf ev sahibi ekip oldu. Koscielny, Mesut Özil ve Giroud'nun golleri Londra ekibine üç puanı getirdi. West Brom West Ham'ı 1-0, Sunderland Cardiff'i 4-0 mağlup ederken, Fulham ile Hull City ise 2-2 berabere kaldı.

HAFTANIN KARMASI (4-3-3)

Ben Foster (West Bromwich)

Nathaniel Clyne (Southampton)

Vincent Kompany (Manchester City)

Branislav Ivanovic (Chelsea)

Ashley Cole (Chelsea)

Jonjo Shelvey (Swansea)

Nemanja Matic (Chelsea)

Wayne Rooney (Manchester United)

Fabio Borini (Sunderland)

Adam Lallana (Southampton)

Wilfried Bony (Swansea)

HAFTANIN TAKIMI

Chelsea

Son 11 maçını kazanan ve ligin zirvesine kurulan Liverpool'u sahasında yenmek kolay bir iş değildi. Ancak Chelsea akıllı taktiğiyle rakibine büyük bir çelme taktı.

HAFTANIN YILDIZI

Wayne Rooney (M. United)

Norwich City'yi 4-0 yendikleri maçta iki gol attı. Hocası Ryan Giggs'e bir hoşgeldin hediyesi verdi. Manchester United'ın yıldızı golleri ve asistleriyle bu sezon 27 golün üretiminde söz sahibi oldu.

HAFTANIN GOLÜ

Jonjo Shelvey (Swansea)

Swansea Liberty Stadı’nda ağırladığı Aston Villa’yı 4-1 mağlup etti. Bony (2), Shelvey ve Hernandez’in gollerine konuk ekip ancak Agbonlahor ile yanıt verebildi. Maçın 26. dakikasında Shelvey’in attığı gol ise sadece bu haftanın değil; belki de sezonun en güzel golüydü. Orta sahadan kaleciyi avladığı aşırtma vuruşta havada giden sanki futbol değil de badminton topuydu.

HAFTANIN KURTARIŞI

Mark Schwarzer (Chelsea)

Petr Cech'in Atletico Madrid deplasmanında sakatlanarak sezonu kapamasının ardından kale artık ona emanet. Liverpool karşısında başarılı bir oyun çıkaran Avustralyalı file bekçisi Schwarzer 59’da Joe Allenın vuruşunu köşeden şık çıkardı.

Yazının devamı...

Moyes'in celladı, Ferguson'un şarabı

Premier Lig’in son şampiyonu Manchester United, kötü gidişatını bu hafta da sürdürdü. Everton’a konuk olan Kırmızı Şeytanlar sahadan 2-0’lık yenilgi ile ayrıldılar. Büyük bir mucize gerçekleşmezse kırmızı-beyazlılar, ligi Avrupa kupalarına katılma hakkı sağlayacak bir basamakta bile tamamlayamayacaklar.

Son yılların en kötü performansını sergileyen ve 19 yıl aradan sonra ilk kez Şampiyonlar Ligi'ne katılamayacak olan United, bu sezonki 11. yenilgisini aldı. Manchester United’ın altı da beraberliği bulunuyor. Galip gelebildikleri maçların sayısı (17), yenildikleri ve berabere kaldıkları karşılaşmaların toplamına denk geliyor.

ManU artık hayalkırıklığı ile giden sezonun sona ermesini bekliyor. Alex Ferguson’un ayrılmasının ardından yeni hoca David Moyes ile işler bir türlü yoluna girmedi. Ferguson her ne kadar takıma dışarıdan destek verse de; bu dış destek sahadaki varlığını kat kat aratır bir halde. Moyes'in hakkındaki fermanı taraftarlar tribündeki görüntüleriyle çoktan verdiklerini gösteriyorlar. Kırmızı-beyazlı taraftarların, romantik bir şekilde takımın başına tekrar geçmesini umdukları emekli teknik adam ise başka işlerin peşine düşmüş görünüyor.

Emekliye ayrılan Anglo-Sakson’ların en önemli uğraşları arasında yer alan bağ-bahçe işlerine Alex Ferguson da bir kıyısından girmiş gibi görünüyor. Bahçeden çok bağa yoğunlaşan İskoç futbol adamı sahip olduğu şarap koleksiyonunu satmaya karar verdi. Söylenene göre bu şaraplar hocanın Manchester United kariyeri boyunca biriktirdiği nadide eserlermiş. Yaklaşık 5 bin şişe olduğu belirtilen mühimmat, 24 Mayıs’ta Hong Kong’da açık artırma yoluyla satışa sunulacak, ayrıca on-line olarak katılma seçeneği de bulunacak.

Birçoğunun üzerlerinde Ferguson’un imzasının bulunduğu belirtilen şaraplar konusunda bir tahminde bulunan uzmanlar, satışların toplam 5 milyon dolarlık bir getirisi olacağını dile getiriyorlar. Hocanın koleksiyonunun yüzde 75’inin Domaine de la Romanee-Conti denilen Fransız tipi şaraplar olduğu belirtiliyor. Ada kamuoyunun ilgisini çeken konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Ferguson, İngiltere’de kendisinin bir geleneği başlattığını, teknik direktörlerin maçların ardından birbirlerine kendilerinin arşivinden bir şarabı hediye ettiklerini dile getirdi.

Galatasaray Teknik Direktörü Roberto Mancini ile de bu doğrultuda alış verişleri olduğunu dile getiren Fergie o günleri şöyle anlattı: “Manchester City’deyken Mancini hep maçlara bir şişe Sassicaia (İtalya-Toscana yöresi) şarabı getirirdi. Kendisi bunların kalitesine çok güvenirdi, haksız da değildi. Arsene Wenger’in getirdikleri ise daha mütevazı ürünlerdi. Bu konuda Chelsea ise hiç iyi değildi. Bir keresinde onlara daha iyi şaraplarla gelmeleri gerektiğini söylemiştim. Ben bu lafı ettikten bir hafta sonra bir de baktım Abramovich bir kutu dolusu Tignanello göndermiş. Mourinho ise bana bir Barca Velha vereceği sözü vermişti; ancak bu sözünü tutmadı. Bunun üzerine kendisine fırça attım. Bir dahaki karşılaşmamızda elinde Barca Velha ile gelmişti”.

Suarez tarihe geçti

Liverpool bu hafta sezonun belki de sezonun en kıymetli galibiyetini aldı. Kümede kalma savaşı veren Norwich City ile deplasmanda karşılaşan Kırmızılar rakibini 3-2 yenerek önemli bir virajı döndü. En yakın takipçileri Chelsea'nin puan kaybettiği göz önünde bulundurulduğunda altı gibi bir üç puandı bu. Raheem Sterling iki gol, bir asistle maça damga vuran isim oldu. Hocası Brendan Rodgers karşılaşmanın ardından Sterling'in dünyanın en iyi genç oyuncusu olduğunu söyledi. Çok da haksız sayılmaz.

Kırmızılar, Norwich karşısında oyuna, bu sezon artık klasik hale gelen "Liverpool Açılışı"yla başladı. Liman bölgesi insanlarının, yükleri bir an önce gemilere aktarma kaygısından mı membağını bulur bilinmez, maç başlar başlamaz golleri arka arkaya sıralıyorlar. 4. dakikada Sterling, 11'de Luis Suarez'in golleri maçı baştan koparıverdi. Sterling'i övmüşken Suarez'den bahsetmemek olmaz. Suarez bu haftaki golüyle toplam gol sayısını 30'a yükseltti. Uruguaylı forvet Premier Lig'de ulaştığı gol rakamıyla, 1987'den beri bunu başaran ilk Liverpoollu futbolcu oldu. O tarihte aynı rakamı tutturan kim diye bakıyoruz: Ian Rush.

Bu arada Burnley, Championship'te Wigan'ı mağlup ettiği karşılaşmanın ardından sınıf atlamayı garantiledi. Leicester City'nin ardından Premier Lig'e çıkan ikinci takım oldular. Bu gelişme ilginç bir tesadüfü de ortaya çıkardı. Burnley en son 1973'te Premier Lig'e doğrudan yükselmiş ve o sezon Liverpool şampiyon olmuştu. 'Tarih tekerrürden ibarettir' (History repeats itself) sözünü seven İngilizlerden, Ada medyası içinde konumlanmış bir grup, bu durumun bir tesadüf olmadığını; Liverpool'un şampiyonluğunu haber veren bir yanı olduğu şeklinde mistik bir yorumda bulundular.

Chelsea büyük fırsat tepti. Stamford Bridge'de Sunderland'i ağırladılar. Öne de geçtiler ama devamını getiremediler. Oysa Samuel Eto'o golünü atmış, kendisini yaşlı bulduğunu söyleyen Mourinho'ya minik bir şovla yine mesaj göndermişti. Ancak konuk ekip bulduğu gollerle ne Eto'o ne de Chelsea dinledi. Liverpool ile Chelsea arasındaki puan farkı bu sonuçların ardından beş oldu. Londra ekibi haftaya deplasmanda Liverpool'a konuk olacak. Mutlaka galip gelmeleri gerekecek. Hoş yenseler de sonrasında rakiplerini yakalayabileceklerinin bir garantisi yok. Liverpool ondan sonraki son iki maçında Crystal Palace ve Newcastle United'ı yenebilecek güçte.

Manchester City ise bu hafta pazartesi mesaisinde sahaya çıktı. West Bromwich'i ağırlayan Maviler mücadeleyi 3-1 kazandı. Bir maçı eksik City'nin, lider Liverpool ile arasında 6 puanlık bir fark bulunuyor. Kalan maçlarında Palace ve Everton ile dışarda, Aston Villa ve West Ham ile içerde karşılaşacak City'nin rakiplerine göre biraz daha iyi bir takvimi varmış gibi görünüyor. Tabi West Brom maçında sedyeyle oyunu terk eden Silva ve bir diğer sakatlanan isim Aguero'nun durumları da yakından tekip edilecek.

Artık şampiyonluk umudu kalmayan Arsenal bir umut Devler Ligi biletini kovalayacak. Bu hafta Hull City’yi deplasmanda 3-0 yenerlerken ligin ilk yarısındaki takım bütünlüğünden enstantaneler sundular. Attıkları gollerdeki makine düzeni paslaşmalar bunun göstergesiydi..

West Ham United bu hafta sahasında Crystal Palace’ı ağırlarken evinde kritik bir mağlubiyet aldı. Konuk ekibin tek golünü, Türk futbolseverlerin yakından tanıdığı Jedinak penaltıdan kaydetti. Geride bıraktığımız hafta forveti Dylan Tombides’i kaybeden West Ham cephesinde moraller bozuktu. Kanserle savaşını kaybeden 20 yaşındaki oyuncu hayata veda etmişti. Maç öncesi Upton Park’ta oyuncu için anma töreni yapıldı. Palace 1-0’lık galibiyetle son haftalardaki başarısını sürdürdü. Tony Pulis’in takımın başına geçmesinin ardından şahlanan ekip üst üste beşinci galibiyetini aldı. West Ham ise üst üste üçüncü mağlubiyetini tattı.

Cardiff City-Stoke City maçı ilginç anlara sahne oldu. Karşılıklı atılan iki penaltıyla takımlar sahadan birer puanla ayrıldılar. Şunu söylemek gerekir ki iki pozisyonun da ne kadar penaltı olduğu tartışılır. Deneyimli hakem Howard Webb önce Stoke lehine bir penaltı verdi. Bu karar ev sahibi ekibin taraftarlarının yoğun protestosuna maruz kaldı. Bu baskının etkisiyle olacak ki Webb ikinci yarıda uyduruk bir penaltı da Cardiff lehine verdi ve adalet terazisini kendince dengeledi. 1-1 sona eren maç düşme hattından uzaklaşmaya çalışan Cardiff’in işine yaramadı. Swansea deplasmanda Newcastle United’ı 2-1 yenerken, Aston Villa ile Southampton da 0-0 berabere kaldılar.

Adaylar belli oldu

Premier Lig’de sezonun en iyi futbolcusunun seçileceği yarış için adaylar belli oldu. İngiltere Profesyonel Futbolcular Birliği (PFA) tarafından 2013-2014 sezonunda Premier Lig'in en iyi oyuncusu için 6 aday belirlendi. Uzun bir aradan sonra zirve yarışına ortak olan Liverpool’dan üç ismin adaylar arasında bulunması dikkat çekti: Steven Gerrard, Luis Suarez, Daniel Sturridge. Chelsea’den Eden Hazard, Southampton’dan Adam Lallana ve Manchester City’den Yaya Toure diğer adaylar.

Adayların belli olmasının ardından Yaya Toure çok konuşulacak açıklamalar yaptı. Fildişi Sahilli futbolcu bu ödül işlerinde siyahi futbolcuların ötelendiğini belirterek, bir nevi beyazlar lehine ayrımcılık yapıldığını savundu. Deneyimli futbolcu vatandaşı Didier Drogba’nın da İngiltere’de oynadığı zamanlarda bu ayrımcı tutumdan nasibini aldığını ve hak ettiği değeri görmediğini dile getirdi. BBC’ye konuşan oyuncu, “Bazıları için Afrikalılar hayvandır; insan değil” gibi çarpıcı ifadeler kullandı. Geçtiğimiz yıl Gareth Bale’nin kazandığı ödül için en ciddi aday olarak Suarez’in ismi öne çıkarılıyor. Ada’da ırkçı eğilimi olan insanlar mutlaka vardır. Ancak bu yarışı Toure kazanamazsa bunun nedeni, onların nüfuzundan çok, Uruguaylı Suarez’in geçirdiği harika sezon olacak.

Öte yandan Ada futbolu uyuşturucu skandalı ile çalkalandı. İngiliz polisi bir futbol takımında yaşanan uyuşturucu skandalı için soruşturma başlattı. İngiliz yetkililer, İngiltere'de adı açıklanmayan bir takımın uyuşturucu skandalına karıştığını duyurdu. İngiliz polisi, bir futbol kulübünde görev yapan üst düzey bir yetkilinin stadyum içerisinde A-sınıfı uyuşturu kullandığına dair gelen iddialar sonrasında soruşturma açtı.

Guardian'da yer alan habere göre, takımda iki öne çıkan görevlinin deplasman maçında konuk oldukları stadyumun tuvaletlerinde kokain çekerken yakalandığı ifade ediliyor. Söylentilere göre, bu olaya aynı ligde yer alan başka takımlar da dahil oldu. Haberde, adı uyuşturucu skandalına karışan kulüp yönetiminin, bir çalışanın koltuğundaki beyaz tozdan dolayı endişelenndiği belirtiliyor.

En çok seyirci İngiltere’de

UEFA’nın geçtiğimiz günlerde yayınladığı, 6. Kulüp Lisans Kıyaslama Raporu kıta futboluyla ilgili çarpıcı gerçekleri ortaya koydu. 700 kulübün verilerinin değerlendirilmesiyle oluşturulan rapor Avrupa'da da kulüp futbolu hakkında sunduğu 100 sayfalık analizle dikkat çekti. Rapora göre seyirci sayılarında Avrupa birincisi İngiltere. Toplamda 13 milyon 649 bin seyirci ile Adalılar en çok seyirciyi tribüne çekmeyi başardılar. Seyirci rakamlarının ortalamasına bakıldığında ise 42 bin ile Almanya ilk sırayı aldı.

Transfer maliyetlerinde de İngiltere zirveye kuruldu. 2012-13 sezonu kadrolarının toplam transfer maliyeti İngiltere’de 2 milyar 860 milyon, İtalya’da 2 milyar 213 milyon, İspanya’da ise 1 milyar 665 milyon olarak ortaya çıktı. Kulüplerin gelir sıralamasında da İngiltere ilk sırayı aldı. Ortalama rakamlara göre İngiltere 139 milyon, Almanya 108 milyon, İspanya 93 milyon ile sıralandılar.

HAFTANIN KARMASI (4-3-3)

Hugo Lloris (Tottenham)

Seamus Coleman (Everton)

Per Mertesacker (Arsenal)

Martin Skrtel (Liverpool)

John O'Shea (Sunderland)

Christian Eriksen (Tottenham)

Kevin Mirallas (Everton)

Aaron Ramsey (Arsenal)

Lucas Podolski (Arsenal)

Raheem Sterling (Liverpool)

Luis Suarez (Liverpool)

HAFTANIN TAKIMI

Sunderland

Artık küme düştü gözüyle bakılan ligin son sırasındaki Sunderland, şampiyonluğun en önemli adayları arasında bulunan Chelsea karşısında önemli bir galibiyet elde etti. Samuel Eto’o 12. dakikada gol perdesini açarken ev sahibi ekip öne geçti. Ancak Sunderland iki golle geri dönmeyi başardı.

HAFTANIN YILDIZI

Raheem Sterling (Liverpool)

Liverpool’un Norwich’i 3-2 yendiği maçta 2 gol, 1 asistle karşılaşmanın öne çıkan oyuncusu oldu. Galibiyette en önemli pay şüphesiz onundu.

HAFTANIN GOLÜ

Raheem Sterling (Liverpool)

Liverpool’un Norwich karşısında ilk golü Sterling’den geldi. Genç forvet uzaklardan rakip kaleciyi gafil avladı.

HAFTANIN KURTARIŞI

Hugo Lloris (Tottenham)

Tottenham sahasında Fulham’ı 3-1 mağlup etti. Paulinho, Kane ve Kaboul’un golleri ev sahibi ekibi galibiyete taşıdı. Karşılaşmanın 51. dakikasında gelişen Fulham atağında sol kanattan gelen topa Rodallega kafayla vurdu, kaleci Lloris uçarak nefis bir kurtarış yaptı. Kolombiyalı futbolcunun, pozisyonun ardından Fransız meslektaşını kutlaması da görülmeye değerdi. Lloris’in aynı maçta bir penaltı kurtardığını da burada söylemek gerek.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.