Futbol
Basketbol
Voleybol
Yazarlar

Kurtuluşu ararken ayağına dolandı

Medipol Başakşehir’in Şampiyonlar Ligi’ne gidebilmesi için kazanma zorunluluğu vardı ancak gol yememek, amaca giden yolda önemli olduğu için ister istemez kontrollü oyun daha ağır bastı.
Maçın hemen başlarında her ne kadar Guilherme’nin direkten dönen şutu korkutsa da, şu bir gerçek ki, ilk 45’te turuncu-lacivertliler gole daha yakındı. Crivelli’nin topuk pasıyla yakaladığı fırsat neyse de, Robinho’nun kaçırdığının izahı mümkün değildi.
Zaten ilk yarı boyunca altışar şutu bulunan iki ekipten Başakşehir’in üç isabetinin olup, Olympiakos’un hepsini ıska geçmesi, ekibimizi üstün gösterse de, locada oturan teknik direktör Okan Buruk, takımındaki eksikleri çok iyi bir şekilde görmüştür şüphesiz...
Evet, Edin Visca vazgeçilmez... Evet, o topla buluştuğu anda hep tehlikeli... Ancak rakip bunun bilincinde değil mi? Sol kanadın yeteri şekilde kullanılamaması, hücum zenginliğinin, daha doğrusu skor yoksulluğunun etkenlerinden biriydi.
Caiçara ile Clichy’nin etkin rol üstlenememesi de Başakşehir açısından geçen sezona göre eksik yanıydı. Savunma dörtlüsünün ilk kez bir arada oynaması da ayrı bir handikap olarak görülebilir. Fakat ilk resmi maçına çıkan Ponck ile Viera çok da sırıtmadı. Fakat Viera’nın yaptırdığı penaltıyı nereye koyarız bilemiyorum.
İkinci yarının başlaması, aslında sonun başlangıcı gibi oldu. Başakşehir’i fare kapanına sokan Yunan takımı, Semedo ile aradığını buldu. Zaten Robinho-Arda değişikliğiyle yeni devreye başlayan teknik heyet, golün gelmesiyle yine kritik bir hamle yaparak Demba Ba’yı içeri aldı.
Başakşehir kurtuluş kapısını açmak için uğraşırken, esaret zincirini boynuna doladı ve idam fermanını imzaladı. Futbolun temel prensipleri arasında bulunan pres, ev sahibinin iyi kullandığı bir silah, Başakşehir’in unuttuğu bir gerçekti. Olympiakos’tan Jose Sa’nın kurtarışları da futbolun güzellikleri arasındaydı.
Doğruya doğru, bu Başakşehir, o bildiğimiz Başakşehir değil... Artık devam edecekleri UEFA Avrupa Ligi’nin geliri de Şampiyonlar Ligi gibi hiç değil... Ortaya çıkan sonuç Olympiakos’u sevindirirken, Galatasaray’a bayram ettirdi. Bugün Başakşehir gruplara kalsa, Türkiye’nin payına düşen rakam iki takım arasında pay edilecekti. Olmadı, hepsi Cim-Bom’a kaldı.

Yazının devamı...

Bu günah kimin?

Dört maçtan iki puan almanın günahı kime?
Dokuz puan öne geçip, bugün itibariyle liderliği kaybedecek duruma gelmenin vebali kime?
Artık, “Başakşehir her şeye rağmen şampiyon olur” diyebilecek kaç kişi kaldı?
Abdullah Avcı’nın “Cebimiz dolu” dediği andan itibaren her şey gitti, krediler bitti, kimsenin savunamayacağı bir Başakşehir geldi.
Ezberleri bozmak isteyen bir Avcı vardı aslında... Soner Aydoğdu gibi bir yeni kimlik 11’de, geçen haftanın “sıfır”ı Mossoro kenardaydı.
Emre Belözoğlu’nu savunmanın önünde tek oynatmak iyiydi de, o Robinho’nun arkasındaki dörtlünün üretken olamaması neydi?
Topa sahip olan Başakşehir, ama onların oynamasına imkan tanımayan Sivasspor vardı. Verdikleri birkaç pozisyonda da kaleci Tolgahan karşılarındaydı. Artık cümle alemin ezberlediği Edin Visca’dan bir şeyler beklemek güzel de, B planını üretememenin faturasını kime çıkarmalı peki... Bundan sonra Visca’dan daha fazlasını bekleme... Çünkü bundan sonra da aynı şekilde kelepçelenecek, rakipten kurtulmak için çok cebelleşecek.
Ligde haftalar boyunca bırakın puan kaybetmeyi, gol bile yemeyen de bu takımdı, bugün dört maçta 10 puan kaybeden de bu ekip... Oysa geçmiş 19 maçta sadece 11 puan kaybetmişlerdi.
Fena halde yanılttılar, fena halde çuvalladılar.
Sivasspor için fazla bir şey yazmak lüzumsuz... Biraz uğraşsalar galip gelebilecek durumdaydılar ama istemediler. Savunmadaki ciddiyetlerini ileriye taşıyamadılar. Emre Kılınç, geçmişi arattı, Douglas ileri kanatta topu kapmak için uğraştı. Özer Hurmacı da çabaladı ama belli ki kendini gösterme isteği onu fazlasını yapmayı engelledi.
Bu sonuçtan sonra şimdi sormak gerek, Abdullah Avcı’yı adamlığıyla sevdik, hocalığıyla takdir ettik. Ancak sormak gerek, aldığı takımı düşme hattının üstüne taşıyan Ersun Yanal mı daha başarısız, dokuz puanlık liderlik hasılatını yiyip bitiren Avcı mı?

Yazının devamı...

Elde avuçta ne varsa bitirdi

Bir sezonun futbol hikayesi bir 90 dakikanın içerisine sıkışır mı?
Puan cömerti iki takımın güç gösterisi, Fatih Terim Stadı'ndaki bu mücadeleye bırakılır mı?
Kasabın et, koyunun can derdinde olduğu bir müsabakadan böyle bir sonuç çıkar mı?
Kağıt üstünde galibiyet için Medipol Başakşehir, küme düşme noktasında da Göztepe favoriydi.
Maçın başında Göztepe öyle istekliydi ki, gole kadar yaptığı pres, Süper Lig'deki birçok takımı imrendirdi. Ama sadece 5-10 dakika... Sonrası mı? Koskoca bir duvar!
Mirasyedi bir Başakşehir, her zaman kurtuluşunu Edin Visca'ya bağlamış ya, o da bir kez yakaladı, radara yakalandı. VAR'a takıldı, ofsaytla golü iptal oldu. Bu ofsaytlar zaten maç boyunca Başakşehir'in başına bela oldu.
Göztepe, golü bulduktan sonra futbolun güzelliklerini değil haddini bildi. Pozisyon yakalamadı mı? O da oldu. Afla birlikte kadroda kendini bulan Halil koştu, Serdar çalıştı, Deniz attı ama ille de en iyisi derseniz sahada Beto'nun klası vardı.
Başakşehir'e kötü demek mümkün değildi ama iyi diyebilecek futbol kalitesi de sahada değildi. Yapılan tüm değişiklikler taktik gereği, golün gelmesi içindi ama beraberliğe bile yetmedi. Üstelik alınan risk ikinci golü de getirdi.
Üç hafta içinde elde, avuçta ne varsa yiyip bitiren Medipol Başakşehir, elindeki avantajı kaybedip kaybetmediğini Konya'nın Galatasaray mücadelesinde göreceğiz ama bugün için bakıldığında lider hala kendi göbeğini kendi kesebilecek kapasitede... Ancak Epureanu'nun bu kadar mı değerliydi yoksa zirve havası mı çarptı bilinmez, Başakşehir'in sendromu kolay kolay bitmez.
En iyi fikstüre sahip denilen Başakşehir, "Futbol sahada kazanılır" prensibini bir kez daha hatırladı. Daha doğrusu Göztepe anımsattı.
Artık bu dakikadan sonra ellerini ovuşturan Galatasaray ile Beşiktaş olsa gerek...
İzmir ekibinin bu ligde kalması gerektiği, tribündeki taraftarınca kanıtlandı. Eğer Başakşehir yerine Göztepe böyle bir pozisyonda olsa, böyle bir stada sahip olsa, emin olun dünyanın en güzel futbol ritüellerini izleyebilirdiniz.

Yazının devamı...

Hiç gerek yok!

Medipol Başakşehir’in Fırat Aydınus tarafından korunmasına gerek yok ki... Turuncu-lacivertliler, kendi göbeğini kendi kesen, kesemediğinde de rakibini takdir eden bir takım zaten...
Evkur Yeni Malatya karşısındaki penaltıyı gördükten sonra demezler mi, “Başakşehir kollanıyor” diye... Söylemezler mi “Böyle penaltı mı olur?” diye...
Evet Başakşehir’in futbolunda düşüş var. Ama bu son derece olağan... Akıcı değil akılcı oynuyor. Ligin boyu kısaldıkça, son düzlüğe önde giren lider, yakalanmamak için elinden geleni yapar; oyuna değil sonuca bakar. Kimse de Başakşehir’i ayıplamasın. Bu saatten sonra da cengaverlik beklemesin. Tarih yazmanın kıyısında gezen bir takım macera arar mı?
Karşısında üçlü savunma dizilişinde gibi görünüp, kenar bekleriyle beş kişiyle duvar ören bir takımı geçebilmek gerçekten zordu. Başakşehir yine “ya sabır” diyerek işe koyuldu, rakibin hata yapmasını bekledi.
Ancak ilk hata yapan Aydınus oldu. Penaltı öncesinde ve sonrasındaki kararlarında pek tartışma yoktu ancak olan 44’te oldu. Bülent-Arda mücadelesini penaltı olarak değerlendirmek, faul değil ama ancak fena hareketlere sokulabilirdi.
Üstelik Emre’yle pozisyonları tartışması yok mu? Düdüğüyle konuşması gereken Fırat Aydınus pozisyonları anlatarak “hakem semineri”nde ders verdi!
İkinci yarı Barış’ın girmesiyle görülen sağ kanattaki hareketlilik Malatya’ya renk getirdi ama gol getirmedi. Ev sahibinin gol bulma iştahını kullanan ve hevesini kursağında bırakan ise yine Edin Visca oldu. Eğer Başakşehir bir tarih yazıyorsa bunun vakanüvisi Visca’dır.

Yazının devamı...

Taraftar da VAR'ı izlesin

Karşılaşmanın 89. dakikası ve gelişen pozisyonda tereddütler var. Sadece hakemde mi? Tribünlerdeki binlercesi merakla ne olacağını bekliyor. Maçın kaderini etkileyecek, çok önemli bir pozisyon...
O anda orta hakem ekranın başına koşarken, seyrettiği pozisyonların skorboard ekranına taşınmasında ne zarar var?

Nitekim Hollanda MHK Başkanı, bunun olması için çalışmaları başlattıklarını söyledi. Şeffaflık, doğru kararlar ve adalet istiyoruz ya... Bizde neden olmasın?

Cüneyt Çakır'ın izlediklerini, tribündekiler de seyretsin. Onlar da kendilerince bir düşünce sahibi olsun. Belki de sahadaki futbolcular da ekrana bakarak, "Hakikaten hata yapmışım" da der ve olası bir itiraz, belki de bir karttan kurtulmuş olur.
Hakemin verdiği ve yanlış yaptığı kararlarda ne mi olacak?
Onu da hakem ve MHK düşünsün.

Bu ne hazırlığı!
Kulüpler Birliği'nde uzun süredir devam eden bir çalışma mevcut... Başkanlığını Fikret Orman'ın yaptığı ekip, "La Liga" modeliyle ilgili sıkı ders çalışıyorlar.

Amaç ne? İspanya'dakinin benzeri bir çalışma modeli oluşturulmak isteniyor. Özünde doğru gibi görünen ancak yürürlüğe girmesi çok zor bir sistem...

Hangi objektiflik içerisinde, hangi profesyonel ekiple, hangi düzgünlükte gidebilir?
Parasını kulüplerden kazanan bir profesyonel nasıl objektif olabilir? Kimin arabasına binerse onun düdüğünü çalar. Türkiye Futbol Federasyonu'nda bile yöneticiler için "şu takımlı", "bu takımlı" tartışması yaşanırken, ligin kulüpler eliyle yönetilmesi nasıl başarılır?
Bir kulübün avantajı, diğerinin dezavantajı olmayacak mı? Bu şekilde "hakkaniyet", "tarafsızlık" ve "adalet" nasıl sağlanabilir?
Üzerinde forma bulunan, nasıl racon kesebilir?
Teoride çok güzel olsa da, pratikte yaşanması zor bir model...
"Ütopik..."

Malı murdar etmek
Sakın ha, futbolcuları bir mal gibi gördüğüm düşünülmesin. Ancak endüstriel futbolda ticari bir meta oldukları gerçeğini de göz önünde bulundurarak soralım; işinize yaramayan, takımda kalmayan futbolcuyu en iyi değerden satarak mı kâr edersiniz, batırarak mı?

Beşiktaş, alacakları nedeniyle yasal haklarını kullananları birer birer gönderdi. Pepe gitti, Tolgay gitti, Babel gitti, Vagner Love gitti.

Quaresma kenarda... Quaresma mutsuz, Quaresma umutsuz...
O da kulübüyle hukuksal bir didişme içerisinde... Satamadılar, gönderemediler.
Galatasaray'da durum farklı... Fatih Terim düşünmediği isimleri kadro dışına gönderdi, onlar da halk tabiriyle "malı mundar" etti. Serdar Aziz adeta üste para alarak gitti, koskoca Eren Derdiyok, yokluk içerisinde kenara itildi.

Fatih Hoca'nın oyun sisteminde yerleri olmayabilir. Kabul... Ancak bu sistemin doğru olduğunu kabul etmek güç.

Yazının devamı...

Arda'da kalite var, kaide yok!

Başka türlü de olmazdı zaten...

Liderliğin verdiği stres mi, yoksa herkesin ezberlediği oyun stili mi, Kasımpaşa karşısındaki Başakşehir'i bir tık aşağıya indirmişti. Tamam; Başakşehir sabrın sembolüydü. Evet, her zaman rakibin hatasını kollardı. Ardından da çokça şekilde Edin Visca ile karşısındakini yıkardı.

Yine öyle oldu ama bu kez kendi isteğiyle değil, Kasımpaşa'nın gönüllü tavrıyla... İlk yarıda o kadar durağan, o kadar niyetsizlerdi ki... Forvette Eduok ile Trezeguet'in değişimi ne rakibi şaşırttı ne de pozisyona fırsat hazırladı. Koita sağ kanatta verimsiz, Haris Hajradinovic ise belirsizdi. Varla yok arasında bir çizgide gidip geldi.

İlk 45 dakikadaki Başakşehir mi? Atak olgunlaştırmada yine bekleri başroldeydi. Edin Visca sağda iyi ancak soldaki tatildeydi! Bir Trabzonspor maçı anlaşılan ona yetmişti.

İkinci yarı ise her şey değişti. Oyun düzeni, kadro kurgusu, takım mantalitesi...

Kimde? Kasımpaşa'da...

Stoperdeki Sadiku savunmadan öne çıktı, Tarkan stopere kaydı. Henüz lige ısınamayan Hajradinovic kenara alındı, Heintz ofansif bölgede kendini gösterdi.

Tüm bunları gerçekleştiren Mustafa Denizli'nin istediği de oldu. Başakşehir sahasına mahkum oldu, defansındakiler kahraman oldu. Emre tecrübesiyle ayakta tuttu. Kasımpaşa buralara bir gol sıkıştırabilse farklı olurdu ama bunu da başaramadı.

Denizli teknik adamlığını gösterir de, Abdullah Avcı boş durur mu? Faydasız Arda'dan kurtuldu, Başakşehir yeniden ayağa kalktı. Tabii ki Abdullah Hoca'nın kararlarına saygı göstermek gerek... Sonuçta bir hafta boyunca takımla antrenman yapan, oyuncularının form durumunun çetelesini tutan o... Ancak ben olsam, eğer sakat ve cezalı değilse Elia ile oynarım. Nitekim girer girmez, Edin Visca'ya bir gol attırıyordu, olmadı Visca ona attırdı.

Abdullah Avcı, geçen sezon da Arda'da ısrar etti, kaybetti. Yine aynı yolda! Barcelonalı yıldız bir maç iyiyse, üç maç kötü... Kalite var, kaide yok. Bir varmış, bir yokmuş misali bir türlü dikiş tutmuyor.

Son söz de Mossoro için... Abdullah Hoca onu futbolcu-antrenör olarak kullanmak istiyormuş. Bence bir an önce kulübeye almalı..."

Yazının devamı...

Terim'le sözleşme nasıl yapıldı?

Tarih 16 Ekim 2018... Akşam saatlerinde, 19.57'de Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) bir bildiri düşer.

"Kulübümüze ve Türk futboluna tarihi başarılar kazandırmış olan kıymetli teknik direktörümüz Sayın Fatih Terim ile 2018-2019 sezonunu takip eden iki sezon ve 3 yıl uzatma opsiyonlu olmak üzere yeni bir sözleşme imzalanmıştır. Şirket Yönetim Kurulu Başkan ve üyelerinin katıldığı ve Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena Stadı'nda gerçekleşen görüşmeler neticesinde teknik direktörümüz Sayın Fatih Terim, meblağ hanesi boş mukaveleye imza atmış olup, 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı (Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar) ile yapılan değişikliğe istinaden meblağ bilahare Türk Lirası olarak belirlenecektir" ifadesi kullanılır.

Bir sözleşmenin bedeli yazılmadan geçerli olup olmadığını, halka açık bir şirketten yapılan bu açıklamanın nasıl yorumlanması gerektiği, ekonomi sütunlarının işi...
Ancak "Spor hukuku" yönünden bakıldığında, Fatih Terim'in "yaptığı varsayılan" sözleşmenin TFF'ye ibraz edilmesi gerekiyor. "Teknik Adamların Statüsü ve Çalışma Esasları"nı belirleyen talimata göre sözleşmeler, imzalandıkları tarihi takip eden 7 gün içerisinde ilgili kulüp tarafından TFF'ye tescil işlemi için sunulması zorunlu...
Evet, Terim'in devam eden, tescilli bir sözleşmesi var. Evet, Galatasaray ile Terim etle tırnak gibi... Ancak olası bir ihtilaf durumunda büyük sıkıntı oluşur.

Yeni sözleşmenin ne şekilde olduğu, Türk lirası cinsinden yapılan anlaşmanın ne şekilde gerçekleşeceğini kamuoyunun, en azından şirket ortaklarının bilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bilmem yanılıyor muyum?

Lefter sezonu!

2014-15 sezonuna, Beşiktaş'ın efsanesi Süleyman Seba'nın adı verildi. O yılı Galatasaray şampiyon olarak kapadı, Kartal ancak üçüncü olabildi.
2016-17 sezonun adı Galatasaray'ın unutulmaz ismi Turgay Şeren'e aitti. Lig bitiminde Beşiktaş şampiyonluğa ulaşırken, Cim-Bom ancak dördüncülüğü elde etti.
2017-18 sezonuna da İlhan Cavcav sezonu dedik. Gençlerbirliği'nden ayrı düşünülmeyen Cavcav'ın sezonunda ne oldu? Başkent ekibi 17. sırada küme düştü.
2018-19 sezonuna ise Fenerbahçe'nin unutulmaz yıldızı Lefter Küçükandonyadis'in adı verildi. Sarı-lacivertliler dikkat!

Yiğit lakabıyla mı anılır?

Kepler Laveran Lima Ferreira'yı tanıyan var mı?
Ya da Mahmoud Ahmed İbrahim Hassan'ı?
Kepler Laveran Lima Ferreira, Beşiktaş'tan bildiğimiz Pepe... Ama resmi yazışmalarda hep o uzun ismi kullanılıyor.
Mahmoud Ahmed Ibrahim Hassan da; Kasımpaşalı, hani 7 numaralı Trezeguet... O da Trezeguet'i çok beğendiği için bu isimle anılıyor.
Formalarında da lakapları yazıyor. Aslında takma isimlerle anılıp formalarına yazdıran sadece bu iki isim değil… Daha birçok var.
Ama yarın, öbür gün bir futbolcu çıkıp da, bir teröristin adını kullanmak istese ne olacak?

Elazığspor'u hamam paklıyor!

Spor Toto 1. Lig ekiplerinden Tetiş Yapı Elazığspor'da kulüp yönetimi, mahkemeye kayyum ataması talebinde bulundu.
Gakgoşlar, aylardır para alamıyor, deplasmana bile yardımlar sayesinde gidebiliyor. Altay ile Sivas'ta oynayacağı karşılaşmaya hazırlanan oyuncular, tesislerde elektrik ve suların kesilmesinden dolayı, idmanlardan sonra hamamda yıkanıyorlarmış.
"Hamama giren terler" derler ama Elazığlıların pek terlemeye niyeti yok anlaşılan...

Yarın oyuncular birer birer dökülmeye başlarsa kimse de engel olamaz.

Yazının devamı...

Burak Yılmaz'ın taksimetresi!

Burak Yılmaz... Trabzonspor'un yaramaz evladı... Sadece futbol ortamında değil, her yerde başrolde! Oyun kuran değil oyun bozan! Ama Allah'ı var, sözleşme işini futboldan daha iyi yapıyor.

3 milyon 500 bin euro garanti ücreti, kadroda olup olmadığına bakılmaksızın puan başına aldığı 12 bin 500 eurosu var. 12 Kasım'da kadro dışı bırakılan Burak, sahada yer almadı ama aylık kazancı 355 bin euroyu hak etti! Onun yokluğunda bordo-mavililer üç maç kazanıp bir de berabere kalınca, Burak'ın oynayıp oynamadığına bakılmadı ve 10 puanın karşılığı 125 bin euro da kazanç hanesine geçti.

Etti mi size 480 bin euro... Yattığı yerden gelen 2 milyon 900 bin lira... Ooooh! Tatlı para...

Bugün asgari ücretlinin aylığı 2 bin lira olsun mu olmasın mı tartışması yaşanırken, 1809 işçinin bir aylık emeğini, Burak yattığı yerden -pardon antrenman yaparak- kazandı bile... Üstelik ikinci aylık için taksimetre çalışmaya başladı, bir hafta geçti bile...

Amacımız servet düşmanlığı değil... Sonuçta futbolcu, yönetime bu sözleşme için silah doğrultmadı, başkanın gırtlağını sıkmadı.

Ancak idarecilerin biraz daha dikkatli olması gerekmiyor mu?

Fenerbahçe tamam da ya diğerleri…

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç alenen ortaya koydu: "Gerekirse Avrupa kupalarına gitmemeyi göze alırız."

Zaten sarı-lacivertliler açısından tek kapı Türkiye Kupası kaldı. Şu an için racon kesmemek gerek ama ilk dört arasında yer almaları neredeyse imkansız...

Başkanlık koltuğunun adeta iğneli fıçı olduğunu Ersun Yanal'ın imza törenindeki Koç fotoğrafında bir kez daha gördük. Son derece realist konuştu, üzüntülüydü ve kulübün önündeki taşlı yollardan söz etti.

Fenerbahçe böyle de, diğer kulüpler farklı mı? Galatasaray da, Beşiktaş da diken üstünde... Trabzonspor'un mali pozisyonu da zaten belli...

31 Mart göz açıp kapayıncaya kadar gelecek, kara kaplı defterler bir bir UEFA'ya gidecek! Bakalım o zaman ne olacak?

Aaa, Davala konuştu!

Fatih Terim'in cezasının ardından teknik adamlar greve gitti! Levent Şahin de, Ümit Davala da hem basın toplantısından kaçtı hem de yayıncı kuruluşun kameralarından...

Ama bir de baktık ki, Ziraat Türkiye Kupası'ndan sonra Davala'dan gençlere yönelik teşvik ve tebrik açıklamaları...

Ne değişti? Yayıncı kuruluş... Ama o da değil... Basın toplantısına da katıldı.

Ligde bu hafta da PFDK'ya sevk edilen Cim-Bom, yayın talimatına aykırı hareket ettiği için yine ceza alacak. Kulübün binlerce lirasına yazık değil mi? Yoksa bu bedeli, "Çıkmayın" diyen biri mi karşılıyor?

Kıskanmamak elde mi?

Bu sezon üç büyükler gol atma konusunda son derece cimri! Galatasaray'da en çok gol atan Eren Derdiyok 6 attı. Beşiktaş'ta Mustafa Pektemek ile Babel 4'er kez rakip fileleri havalandırdı. Fenerbahçe'de de Ayew 4 golle beklenenin çok altında...

Yani üç büyüklerde en çok gol atan 4 futbolcunun toplamı 18 golde...

Dördüncü büyük Trabzonspor ise ezeli rakiplerini bir adım geçti. Rodallega (8) ve Burak Yılmaz (5) ile biraz olsun ileri gitti.

Ama Kasımpaşa'nın gol krallığında bulunan Diagne, 18 golle zirvede... Kolay ulaşılacak bir rakam değil... Ama Diagne de her golcünün karşılaştığı takım ve savunmayla mücadele etmiyor mu? Kıskanmamak elde mi?

Fatih Terim, Şenol Güneş, Ersun Yanal, hatta Abdullah Avcı, "Keşke böyle bir golcüm olsa" demez mi?

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.