Futbol
Basketbol
Voleybol
Yazarlar

Orta çağ kapandı

İsviçre kötü takım. Bence hak etmeden bir üst tura çıktı.

Bir de öyle bir özelliği var ki yer aldığı her maç sıkıcı. Rakibi kim olursa olsun kendine benzetiyor.

İsveç zaten kalite olarak kapasitesi belli bir takım. Ama buna rağmen iyi oynayarak buraya kadar geldiler. Almanya ve Almanya’yı perişan eden Meksika maçlarındaki performansları gayet iyiydi. Seyir zevki olarak da tatmin ediciydi. Ama İsviçre tamamen kontrollü ve sonuç odaklı oynuyor.

Hatta bunu o kadar ileri bir seviyeye taşıdılar ki maalesef orta çağ futbolu oynuyorlar diyebilirim. Eleme maçları tam da onlar için. Behrami ve Dzemaili’yi koy orta sahaya. Savunma yap, boşluk bulmaya çalış. Bekle, bekle, bekle... Ağır ve gitmeyen bir oyun. İleride Shaqiri bir şeyler yaparsa yapsın. Neyse ki maçı 0-0 götürüyorum diye sevinen rakibine, İsveç cevap verdi. Golü bulunca oyun biraz hareketlendi. Ve hak ettiği bir maçı kazandı. Bu maçla birlikte İsviçre elendi ve kupada “Orta Çağ Dönemi” sona erdi. İsviçre maç boyu tek pozisyonu uzatmalarda buldu. Teknik direktörü Petkoviç ile Young Boys-Fenerbahçe eşleşmesi öncesi tanışmıştık. Oynattığı futbol ve kupada üst turlara kadar ilerlemesiyle adından söz ettirmişti. O da futbolun bu sonuç düzenine teslim olmuş belli ki. Eski idealist halinden eser kalmamış.

İsveç adına sevindirici bir başka gelişmede İbrahimovic olmadan çeyrek finale çıkmasıydı.

Umarım artık Zlatan da “Ben şöyleyim, böyleyim” diyip kendini övmekten vazgeçer ve eski takım arkadaşlarına biraz saygı gösterir.

Yazının devamı...

23 dakika

1930’daki ilk kupadan bugüne kadar futbolda çok şey değişti. Antrenman metodları, taktik anlayışlar, hız, dayanıklılık gibi bir çok detay sıralayabiliriz. Ama değişmeyen en önemli unsur yetenek. Modern futbolda değeri daha da arttı.

İki takımı kıyasladığımızda Fransa, Arjantin’den daha iyi takım. Organizasyonu, taktiği, teknik direktörü rakibinin en az bir seviye üzerinde.

Arjantin’in hücum oyuncuları da bireysel anlamda Fransa’nın daha önünde. Daha yetenekli özetle.

Ama bakıyorsunuz Arjantin teknik direktörü Sampaoli’nin çıkardığı kadroya inanılır gibi değil. Dünya’nın en iyi takımlarından birinin içine Messi’yi tek başına atmış. Çırpınıyor Messi.

Teknik adam, rakibine karşı tek güçlü olduğu yanını bile kullanmamış. Daha da kötüsü ortaya savunma ve hücum yapamayan bir takım çıkartmış.

Mesela “ikililer” her zaman çok önemlidir. Orta saha ve forvetin uyumlu olması takımın hücum gücünü fazlasıyla arttırır. Arjantin’de de bu açıdan en iyi uyumu sağlayan isimler Juventus’ta büyük başarılar imza atan ve birbirlerini ezberleyen Higuain ve Dybala. Biri pası veriyor diğeri atıyordu. Sampaoli bunu bile düşünemiyor. Tek yaptığı kulübede panik içinde ordan oraya koşturmak. Arjantin’in başında gerçekten takımın potansiyelini gösterecek ve yetenekli oyuncuları aynı anda oynatabilecek bir teknik adam olsa dün nasıl bir takım izlerdik diye merak ediyorum?

Arjantin, Fransa’ya üç gol attı. Di Maria, Messi ve Aguero... Hep yetenekli oyuncuların imzası var. Zaten ortada takım yok...

Dybala’nın bu takımda kupa boyunca sadece 23 dakika süre alabildiğini, Higuain’in de bir kez ilk 11’de oynadığını söylememiz aslında Arjantin için çok söze gerek olmadığını tek örnekle gösteriyor.

Yazının devamı...

Yetenek farkı

Bence Quaresma, Ronaldo’dan daha yetenekli futbolcu. Ama yetenek bir yere kadar. Ronaldo daha çok çalıştı ve arkadaşının gerisinde olmasına rağmen bu açığını farklı yönlerle kapattı. Bir kere Quaresma’dan farklı olarak futbolun bir takım sporu olduğunu ve sadece hücumun olmadığını erken yaşta anladı.

Bundaki temel detay çok erken yaşta doğru takım ve antrenör ile çalışması oldu. Lizbon’dan United’a gidip Sir Alex Ferguson’dan temel eğitimlerini çok iyi aldı. Hatırlayın Ronaldo’nun ilk yıllarını. Taç çizgisi kenarında yaptığı saçma, takımına hiçbir katkı sağlamayan çalımları...

Bu ve benzeri hastalıktan Ferguson sayesinde çok erken yaşta kurtuldu Ronaldo. Komple bir oyuncu oldu. Quaresma ise yanlış takımların, sistemlerin ve teknik adamların elinde dibe vurdu. Yeteneklerinin farkında olduğu için her türlü sorunun üstesinden tek başına gelebileceğini düşündü. Sonunda 29-30 yaşındayken Al Ahli’ye gitmek zorunda kaldı. Nerdeyse bu kadar yetenekli bir oyuncunun kariyeri bitiyordu.

Ülkesindeki takımları bir kenara koyarsak en başarılı olduğu kulüp Beşiktaş. En başarılı olduğu teknik adam ise Şenol Güneş oldu. 32-33 yaşından sonra zirve yaptı. Hâlâ eksikleri var mesela. Gereksiz kart görme konusunda üstüne yok. Çok çabuk sinirlenebiliyor. Dün de mecburen son bölümde oyundan çıktı. Bunlar değişmeyen kötü huyları. Her şeye rağmen Quaresma, genç yaşında doğru takım, sistem ve hoca ile karşılaşmış olsaydı emin olun şu an ne Messi ne de Ronaldo’yu konuşuyor olurduk.

Dünkü maçı Portekiz’e kazandıran ana unsur da kendisinin bireysel yeteneği oldu. İran’ın oynadığı tüm maçlar heyecan verdi. Hep bir hareket, hep bir heyecan... Kusursuz değil ama çok yürekten oynadılar. Önce İspanya ardından da Portekiz gibi dev iki futbol ülkesine puanlar kaybetmesinin nedeni ise yetenekli gol vuruşu yapacak oyuncusu olmamasıydı. Quaresma gibi...

Yazının devamı...

14 yıl oldu

Bir oyuncunun tek başına takımını birkaç maç dışında kurtaracağına inanmam. Ancak her takımın da bir lidere ihtiyacı olduğuna inanırım. İşler kötüye gittiğinde takımı toparlayacak, herkesin sorumluluktan kaçtığı anda sahneye çıkabilecek bir karaktere...

Futbol istediği kadar ilerlesin, modern hale gelsin bu durum bence değişmeyecek.

Messi ve Lewandowski’nin maçlarını yerinden izledim. İkisi de çok etkisiz ve çaresiz kaldılar. Dünya’nın en iyi oyuncularından bahsediyorum. İkisinin kulüp takımlarında neler yaptığını biliyoruz. Ancak Rusya’da takımları, teknik adamları ve sistemleri yetersiz. Dolayısıyla yeteneklerini gösterecek ortamı dahi bulamıyorlar.

Özetle başarı için iyi takımın ve bir de saha içinde liderin olacak.

Almanya’da Meksika maçının faturası Mesut’a kesilmiş. Löw’e göre Almanya’nın Meksika maçındaki mağlubiyetinin sorumlusu Mesut. İlk 11’de forma vermedi.

Bu kararı sportif gerekçelerle aldığını düşünüyorum. Peki, Almanya, toparlandı mı? Hayır. Polonyalı hakem, net penaltısını vermediği İsveç’in ilk yarı sonunda korneri kullanmasına bile izin vermedi. Buna rağmen son şampiyon yine iki lider oyuncu sayesinde kurtuldu. Önce Gomez girdi savunmayı dağıttı ardından Kroos son sözü söyledi.

Ufukta değişim gözüküyor. Bunu teknik adam değişimi olarak değil oyuncu yapısı ve sistem olarak da algılamak gerekir. 2004’te başlayan Löw dönemi 14 senenin sonunda artık sona yaklaşıyor. Kimse bu kadar zorlanacaklarını beklemiyordu. Eski yıldızlar sayesinde turnuvaya tutundular. Küçük detaylarla mağlubiyetten ve turnuvaya veda etmekten kurtuldular. Ancak ilerisi için umut değil değişim vaad ediyorlar.

Yazının devamı...

Tosic ve Brych

Açıkçası maç içinde belki hissedilmedi ama ilginç bir gerginlik vardı. Arnavut ve Sırpların durumu malum. Politik gerginlik yaşanıyor. Yılların da getirdiği bir birikim söz konusu. İsviçre’nin en önemli oyuncularının da Arnavut olması ve Xhaka ile Shaqiri’nin attıkları goller sonrası “ Çift başlı Kartal “ işareti yapmaları köklerine bir mesajdı. Açıkçası saha içinde bu tip durumların futbolun önüne geçmemesi çok önemli. Çünkü maçtan günler öncesinde Sırp ve Arnavut basınında yer alan bizzat futbolcuların açıklamaları ortamı germişti. Bunun maça yansıma ihtimalinden bahsediliyordu. Neyse ki olmadı.
Dünya futbolunun en önemli birkaç ülkesinden biridir Sırbistan... Teknik adamları, futbolcuları, menajerleri, üst düzey yöneticileri... Her yerdeler.
Ancak Yugoslavya dağıldıktan sonra milli takım düzeyinde başarıları yok. Uluslararası organizasyonlara dahi katılmakta zorluk çekiyorlar. Katıldıklarında da şampiyon olmuş gibi seviniyorlar... Hep iyi oyuncular çıkarsalar da bir türlü doğru takımı ve teknik adamı bulamadılar. Önemli kulüp takımlarında birbirinden büyük başarılar kazanan futbolcular, milli takım forması altında sıradan bir görüntü çiziyordu. Sırbistan sonunda aradığı o uyumu ve teknik adamı buldu.
İsviçre zor ve güçlü bir takım. Brezilya karşısında bunu gösterdiler. Oyunun hakimi olan taraf Sırplar olsa da maçı kaybettiler. Bunda iki belirleyici pozisyon vardı. Tosic’in bomboş pozisyondaki kafası gol olsa 2-0 olacak yakın tarihte ülke tarihinin en önemli başarısı yaşanacaktı. Ancak daha ilginç olan Mitroviç’in iki kişi tarafından düşürülmesine rağmen hakem Felix Brych’in “Devam” deyip “Var” dememesiydi... Skor 1-1’ken bu penaltının verilmemesi bence kazananı belirledi. Uzun süredir bu kadar net verilmeyen bir penaltı görmemiştim. Bu sonuçla birlikte her şey son maça kaldı. Favori belki Brezilya ama son maçta Sırplar, sambacılara sürpriz yaparsa kimse şaşırmasın.

Yazının devamı...

Avrupa'ya hoş geldiniz!

İlk İzlanda maçını teknik direktör Sampaoli’nin hemen arkasından izledim. Kulübenin dibindeydim. Vücut dili pek iyi değildi. Çok panik, tedirgin... Bu kadar panik olmasına şaşırdım. Sanki başına geleceklerini biliyormuş gibiydi. Onu izledikçe ben panik oldum.

Ardından kampa gittim. Arjantinli meslektaşlarım bunun doğal olduğunu söyledi.

“Son finali kaybettikten sonra artık tek çarenin kupayı kazanmak olduğunu tüm takım biliyor” dediler. Belli ki teknik adam bu baskıyı kaldıramıyor. Messi de aynı baskının altında. Sanki zorla oynuyor. Saha içinde sakin gibi gözüküyor ama bence kendisi bu baskıyı Sampaoli gibi gösteremiyor. Dışa vuramıyor. Takım elenirse sonunda ihale bu iki isim üzerinde kalacak.

Arjantin’in en büyük sorunu futbolun gerçeklerinden uzak olması. “Vamos” diye kenardan bağırarak olmuyor bu işler artık. Kendi eleme grubunda Brezilya ve Uruguay’ın ardından ancak üçüncü olabilmiş. Son anda vizeyi almış. Burada oynadığı iki maç ise güçlü Avrupa takımları, İzlanda’ya ve Hırvatistan’a karşıydı.

Hâlâ tartışılır Avrupa Şampiyonası mı Dünya Kupası mı daha zordur diye?

Sebebi Avrupa takımlarının daha sistemli ve taktiksel açıdan daha üstün olmalarıdır.

Önce İzlanda ardından Hırvatistan, Arjantin’nin gerçek seviyesini ortaya çıkardı.

Kempes, Maradona, Batistuta, Ortega, Caniggia ve Messi’nin ülkesinin kupayı kazanmasını istemek gayet doğal ve romantik bir sebep. Benim de isteğim bu yöndeydi. Ancak bir de gerçekler var. Zorla güzellik olmuyor. Messi daha önce milli takımı bıraktı. Zorla döndürdüler. Ama sadece fiziken dönmüş. Kesinlikle sahada değil. Keşke doğru bildiğinden, kararından hiç dönmeseydi de bu günleri görmeseydi...

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.