Futbol
Basketbol
Voleybol
Yazarlar
Yazının devamı...

Büyük risk

Sarı-lacivertliler transferde önce sol bek ardından da orta saha arayışı içinde girdi. Ancak büyük bir sürpriz olmazsa transfer, mali ve yabancı kontenjan sorunları nedeniyle yapılamayacak. Eldeki kadro ile devam edilmesi çok yüksek ihtimal olarak gözüküyor. Dün sahaya çıkan kadro daha çok alternatif oyunculardan kurulmuştu. Mevcut 11’e doğrudan katkı verecek tek isim olarak Alper Potuk öne çıktı. Kendine has özellikleriyle tehlike yaratsa da sonuç alamadı.

Ama en büyük sorun orta sahada. Oğuz Kağan gelecek için önemli. Ancak şimdilik zor maçları kaldırması şüpheli. Souza ya da Mehmet Topal bu takımın en önemli yapı taşı.

Savunma önünde set olup, kaptıkları topu da hücuma aktarma gibi kritik görevleri var.

Ayrıca savunma rotasyonunda da oynayabiliyorlar. Peki bu iki isimden biri sakatlanır ya da cezalı olursa her maçın final niteliğinde olduğu bir ortamda orta sahada kim oynayacak?

Ekici’nin toparlanması zor. Oğuz Kağan tecrübesiz. Elif’in ise henüz sadece ismini duyduk.

Bu kadar dar bir kadro içinde ve üstelik transfer yapmanın neredeyse imkansız olduğu bir ortamda Ozan Tufan’nın kadro dışı kalmasını anlamak benim için zor.

Kocaman, bu kararla tüm sorumluğu üzerine aldı. Umarım hiçbir sıkıntı yaşanmaz ve Fenerbahçe sezonu iskelet 11 ile tamamlar. Bu yarışta bırakın her maçı, tek devre hatta tek dakika bile önemli. Bu şartlar altında Ozan’ın kadroda tutulmaması bence büyük bir risk anlamına geliyor.

Yazının devamı...

Topal-Souza

Kadroyu gören birçok kişi Topal-Souza tercihini eleştirdi. Kadıköy’de, İstanbulspor karşısında bile bu ikiliden neden vazgeçilmediği soruluyordu? Bu şekilde sahaya çıkılmasıyla ilgili birkaç detay söz konusu. En önemlisi takımın “Doğru Oyunu” ezberlemesi.

Geç kurulan bir takım olan Fenerbahçe bunun sıkıntısını sezon başında yaşadı. Takımın çıkışındaki temel sebeplerden biri teknik heyetin kafasındaki oyunun sahaya yansımaya başlamasıydı. Bu sistemde herkesin görevleri var. Topal-Souza da savunmanın önünde yer alarak takımın kolay gol yemesini engelledi. Kolay gol yeme sıkıntısı aşılınca Giuliano, Valbuena, Aatıf gibi isimlerin de hücumda işi kolaylaştı. Takım üzerindeki gereksiz baskı ve sürekli skor olarak geriye düşme durumu ortadan kalktı. Özetle “Doğru Oyun” şablonu bulundu.

Fenerbahçe çıkışı, bu sistem ve dizilişte buldu. Bu nedenle bu yapının kafalara iyice kazınması gerekiyor. Antrenmanda, maç öncesi yapılan ısınma setlerinde, her yerde...

İkinci bir detay karşıda bir “rakibin” olmasıydı. Maalesef yapılan yorumların çoğunda sanki karşıda bir rakip yokmuş gibi konuşuluyor. Bunu sadece dünkü maçla ilgili söylemiyorum. Bizim göremediğimiz onlarca, yüzlerce detay söz konusu teknik adamların kafasında. Ortada bir “maç ve mücadele” var.

Belki bu ikili dün olmasa sarı lacivertliler kalesinde golü görüp, büyük panikle oynamaya başlayacak ve çok farklı bir skor ortaya çıkacaktı. 80 dakika kendince doğru oyunu oynayıp iki golle maçı ve belki de turu aldı.

Yazının devamı...

Kötülük etmeyelim

Maçta herkesin gözü Oğuz Kağan’ın üzerindeydi. Her genç futbolcuda olduğu gibi birkaç güzel hareketinden sonra yine övgü dolu sözler söylenmeye başlandı. Maç sırasında sosyal medyaya şöyle bir göz attım hemen “Pirlo” benzetmeleri başlamış. “Aman” diyelim ve biraz yavaş gidelim.

Oğuz için gerçekten çok olumlu yorumlar geliyor kulüp içinden. Önemli bir futbolcu olmaya aday. Ama daha önceki genç arkadaşlarımıza yaptığımızı yapmayalım. Ayağını yerden kesmeyelim.

Sonra gelişimi devam etmeyince ciddi sıkıntı ve travmalar yaşanıyor. Üzerine fazla sorumluluk yüklemeyelim. Salih Uçan örneği önünüzde. Son yılların en önemli yeteneğinden faydalanamıyoruz. Bunda mutlaka kendisini havaya sokan medya, yakın çevresi ve taraftarların da etkisi var. Bu tecrübelerin ışığında ben artık daha temkinliyim.

Umutlanmak istiyorum ama bir yandan da genç futbolcunun yolunun çok uzun olduğunu da biliyorum. Eleştirel bir gözle maçı izlediğimde benim için önemli üç pozisyonu var Oğuz Kağan’ın.

Zoru yapıp, kolayı yapamadı. Önce zor olanları söyleyelim. İlk goldeki pasın şiddeti ve zamanlaması müthiş. 8. dakikada orta sahadan pozisyonu hissedip koşuyu kesmemesi ve devam etmesi de çok görmediğimiz türden. Pozisyonun devamında ise arka direkteki bomboş Valbuena’yı görmesi gerekirdi. O koşudan ve goldeki pasından bence daha kolay olanıydı bu.

Bir diğer pozisyon ise bir orta saha oyuncusunun yapmaması gereken temel bir konuydu. Rakibini geçmeye çalışırken kritik bölgede topu kaybetti. O topta savunma az adamla yakalandı.

Umarım şans yanında olur. Çevresindeki aşırı övgü ve eleştirilere çok kulak asmadan adım adım gelişimini sürdürür. Biz de önemli bir orta saha oyuncusunu keyifle izleriz.

Yazının devamı...

Alışık değiliz

Cagliari, önceki hazırlık maçlarındaki rakipler kadar üst seviye bir ekip olmasa da ligi 11. sırada tamamlayan orta seviye bir İtalyan takımı. Bu seviye takımların yaptığı gibi sert ve kapalı futbol oynuyor. Fenerbahçe, buna karşılık geçen sezon hiç yapamadığı pas oyunu ile etkili olmaya çalıştı. Açıkçası geçen sezonki takımı izledikten sonra sadece pas oyununda bile bu kadar kısa sürede bir değişim yaşanması büyük başarı.
Kaleci ve savunmadan başlayan ataklar, seri paslaşmalar, topun ayakta az tutulması, yer değiştirme, yardımlaşma, önde baskı ve kapılan toplar... Bunlar son dönemde Fenerbahçe’yi izleyenlerin alışık olmadığı görüntülerdi. Özellikle ilk yarıda bu konuda ciddi bir çaba söz konusuydu. Belli bölümlerde de istenenler sahaya yansıdı.
Daha hareketli ve karakterine uygun oynayan Fenerbahçe’nin en büyük eksiği hala ileri uçta. Bu kadar olumlu değişime rağmen ceza sahası içine topu atacak ve bitirecek oyuncu açısından sıkıntı var. Bunun da transferle çözüleceğini düşünürsek sarı-lacivertlilerin her bölgede kusursuza yakın bir takım oluşturma şansı söz konusu.
Yeni transferlere gelelim. Eljif Elmas, futbolda en zor olanı yapıp, basit oynamayı çok iyi biliyor. Sahada adeta süzülüyor. Valbuena’yı konuşmaya gerek yok. Kameni iyi kaleci olmanın yanısıra topu oyuna da etkili sokabiliyor. Özellikle Isla ve Dirar’dan oluşacak sağ kanat ise sarı - lacivertli takımın en güçlü noktalarından biri olacak. Oyunu iki yönlü oynadıkları için birbirlerini iyi tamamlıyorlar. Dikkat çeken bir değişim süreci içinde takım. En azından benim beklemediğim şekilde iki ayda takımın enerjisi, sistemi, felsefesi değişmiş. Mevcut şartlarda ve bu kadar kısa sürede daha iyisini yapabilmek bence mümkün değildi.

Yazının devamı...

Topu tutamayan peşinden koşar

Fenerbahçe, Monaco gibi Şampiyonlar Ligi seviyesindeki bir takıma 25 dakika direnebildi. Bunu skor olarak değil, ilk yarı sonrası aldığım detaylı verilere göre söylüyorum. Bu dakikadan sonra takımın enerjisinde ciddi bir düşüş söz konusu oldu. Benzer kadro ile devam edilse ve çok fazla değişiklik olmasa 60’tan sonra yine benzer bir düşüş yaşanacaktı.

İlginç olarak Fenerbahçe rakibinden daha fazla koşmuş, sprint mesafesinde de önde. Bunu ilk yarıdaki verilere göre söylüyorum. Ancak bunun temel sebebi Monaco’nun, Fenerbahçe’yi koşturması. Monaco, o kadar çok top çevirip, hızlı oynuyor ki Fenerbahçe, koşarak rakibine yetişmeye çalışıyor ve devamında yorulup oyundan düşüyor.

Takımın bu kadar koşmak zorunda olması ve yorulmasının en önemli sebebi ise fiziksel kapasitenin henüz istenen seviyede olmaması ile beraber bu kadar hızlı pas yapabilecek oyuncu kalitesinin de bulunmaması.

Kocaman ve ekibi bu kadar iyi takımlarla hazırlık maçı yaparak risk aldı. Belki sonuçlar çok farklı olabilirdi. Ama bu maçlarda “gerçek” veriler elde edildi. Oyuncular her açıdan zorlandı ve gelişim sağlandı. Kocaman’ın bahsettiği yarım kalan işlerden biri, Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi seviyesindeki takımlar gibi dakikada minimum “15 pas” yapmasını sağlamak. Şu an bunun çok gerisinde. Bu sayıya yaklaşılması bile lig şampiyonluğu için yeterli olabilir. Ama bunu sağlamak için de zamana ve kaliteli oyunculara ihtiyaç var.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.