Futbol
Basketbol
Voleybol
Yazarlar

Beşiktaş Yara Sardı

Bazı günler vardır ki, futbol yazmak, futbol konuşmak çok zordur. Bir anda birçok şey anlamını yitirir. Kırıkkale’de yaşanan Emine Bulut cinayetinden dolayı bugün de öyle bir gün. Ve maalesef ülkemizde böyle günleri sık yaşıyoruz. Her seferinde hayatını kaybedenlere rahmet dileyip suçluların hak ettikleri cezaları almalarını ve bu tür olayların son bulmasını diliyoruz. Ama ne yazık ki bitmiyor. Dilerim Emine Bulut olayı bir kırılma noktası olur ve caydırıcı cezaların da yer aldığı önlem paketleriyle kadınlarımızı ve çocuklarımızı daha iyi koruruz.

Beşiktaş, geçen haftaki Sivasspor yenilgisini telefi etmek amacıyla çıktı Göztepe karşısına. Siyah- beyazlılar maça hızlı başlayıp rakip sahada fazla gözükseler de verimlilikten çok uzak kaldılar ve iyi bir futbol ortaya koyamadılar. Bunun temel nedenleri, Beşiktaşlı futbolcuların hızlı oynamak adına telaşlı bir futbol oynamaları, ciddi bir senkronizasyon sorunu yaşamaları ve kanatlardaki Boyd ve Lens ile orta sahadaki Ljajic’in etkisiz kalmalarıydı.

Ljajic’in özellikle ilk yarıdaki etkisiz futbolunu oynadığı bölge ile de değerlendirebiliriz. Abdullah Avcı, genellikle santrafor arkasında görmeye alışık olduğumuz Ljajic’i Göztepe karşısında sol içte oynattı. Lakin Sırp futbolcu bu bölgede çok başarılı olamadı. Ljajic, ancak 2-0’dan sonra Göztepe’nin daha çok ileri çıkmasıyla biraz kendisini gösterebildi. Nitekim bu bölümde de güzel bir gol attı.

Verimlilikten uzak Beşiktaş’ın ilk yarıdaki en büyük şansı Göztepe’nin de oldukça kötü olmasıydı. Uzun toplarla ileri çıkan sarı- kırmızılılar, rakip sahada buluştukları topları da çok kötü kullandılar.

Şüphesiz Beşiktaş’ın bir diğer şansı da ilk yarının uzatma dakikalarında bulduğu gol oldu. Bu golde kenardan içeri girip Güven’e verdiği pasla aslan payına sahip olan Caner, ikinci yarıda da attığı golle fişi çeken isim oldu. 3-0’dan sonra da zaten maç koptu. Çünkü o andan itibaren Beşiktaş’ın skoru arttırmak, Göztepe’nin ise skoru azaltmak için yaptıkları şuursuz atakları izledik.

Kısacası Beşiktaş, çok az bölümünde verimli ve etkili olabildiği karşılaşmayı on dört dakika içerisinde bulduğu gollerle kazandı. Lakin şu an için bundan kötü bir sonuç çıkarmamak gerekiyor. Çünkü siyah- beyazlılar yeni bir sistemi uygulamaya çalışıyorlar. Abdullah Avcı’nın kafasındaki sistemi uygulatıp uygulatamayacağını ve başarılı olup olamayacağını zaman gösterecek. Şu anda bizlere beklemek, taraftarlara ise destek olmak düşüyor. Nitekim Beşiktaşlı taraftarlar, bu karşılaşmadaki performanslarıyla takımları üzerinde itici bir güç oluşturdular ve galibiyette önemli bir pay sahibi oldular.

Beşiktaş’ta Göztepe karşısında öne çıkan futbolcular Medel, Oğuzhan ve Caner oldular. Etkili bir ayağa sahip olduğu gözlenen Ruiz ve partneri Vida’yı da bu isimlerin arasına katabiliriz. Oyuna ikinci yarıda dahil olan N'Koudou da gelecek adına umut verdi. Bu arada Oğuzhan’ın başarılı performansı ve taraftarlardan aldığı alkışla bir anlamda tribünlerle barışması ayrıca önem taşıyor. İyi bir Oğuzhan sadece Beşiktaş’a değil, Türk futboluna da büyük katkı sağlar.

Gelelim Göztepe’ye… Göztepe yalnızca İzmir değil, Türkiye için önemli bir kulüp. Avrupa kupalarında yarı final oynayan ilk Türk takımı olan sarı- kırmızılılar, geçen sezon son maçta ligde kalmayı başardılar. Göztepe taraftarları bu sezon da aynı kabusu yaşamak istemiyorlar. Ancak Göztepe’nin ilk iki haftada ortaya koyduğu futbol pek umut vermedi. Bu anlamda sarı- kırmızılıların önümüzdeki hafta yapacakları Denizlispor maçı, kendileri açısından daha büyük bir önem kazandı.

https://twitter.com/tolgaersari

https://www.facebook.com/tolgaersari/

Yazının devamı...

Ders Çıkartılacak Mağlubiyet

Denizlispor karşısında teknik heyetten futbolcusuna kadar tel tel dökülen Galatasaray, sezonun ilk maçından mağlubiyetle ayrılmaktan kurtulamadı.

Galatasaray teknik yönetimi, Akhisarspor ile oynanan Süper Kupa maçındaki verimsizliğine rağmen Denizlispor karşısına da aynı orta saha kurgusuyla çıktı. Nitekim bu orta saha kurgusu, Denizlispor karşısında da başarılı olamadı.

Maçın başında öne geçme şanslarını değerlendiremeyen sarı- kırmızılılarda Selçuk İnan’ın kaçırdığı penaltı, maçın kırılma noktasını oluşturdu. Bu andan sonra direnci artan Denizlispor karşısında Marcao da oyundan atılınca Galatasaray’da işler iyice sarpa sardı.

Bu arada Marcao’nun ikinci sarı kartı gördüğü pozisyon örneğinde olduğu gibi sarı- kırmızılı futbolcuların genelinde gördüğümüz motivasyon sorunu da Galatasaray kenar yönetiminin bir eksisi olarak kayda geçti.

Galatasaray teknik yönetiminin maça ilk on birde başlaması gereken Donk’u, kırmızı kart gören Marcao’nun yerine ikinci yarının başında oyuna alması doğruydu. Ama Seri yerine Selçuk kenara alınsaydı daha doğru olurdu diye düşünüyorum. Nitekim kötü performansını ikinci yarıda da sürdüren Selçuk, bir de yorgunluk eklenince iyice oyundan düştü. Belhanda’nın da kötü gününde olması, sarı- kırmızılıların iyice efektiflikten uzaklaşmalarına neden oldu.

İkinci yarıda oyun tamamen Denizlispor’un kontrolüne geçti. Emre Mor hamlesinden istediğini alamayan Galatasaray teknik yönetimi, beraberliği korumak amacıyla Diagne’nin yerine Ahmet Çalık’ı oyuna aldı ve üçlü defansa geçti. Ancak bu hamle de istenilen sonucu vermedi ve üç dakika sonra Denizlispor golü buldu. Galatasaray teknik yönetimi bu golden hemen sonra yeniden dörtlü defansa geçti ama iş işten geçmişti. Esasen Galatasaray kenar yönetimi Ahmet Çalık yerine Adem Büyük’ü sahaya sürüp, etkisiz kaldığı kanatlara takviye yaparak oyuna öne taşımaya çalışabilirdi.

Kısacası Galatasaray, teknik yönetiminden futbolcusuna kadar çok kötü bir performans sergiledi. Sarı- kırmızılılarda en başarılı isim Muslera idi. Takım arkadaşlarına göre daha hareketli ve istekli bir görüntü sergileyen Babel de, listeye yazılacak ikinci isim olarak yer alabilir.

Her zaman için ligin başında alınan bir mağlubiyet, ligin sonunda alınan bir mağlubiyetten daha iyidir. Yeter ki, gereken dersler çıkartılabilsin. Esasen sarı- kırmızılılarda yakın zaman içerisinde bazı değişiklikler olacaktır. Örneğin orta sahaya Nzonzi gelecek. Böylece orta saha kurgusunun daha efektif olacağını düşünüyorum. Bir de elbette santrafor konusu var. Sarı- kırmızılılarda tüm gözler Falcao’ya dönmüş durumda. Bakalım bu mağlubiyet, Galatasaray yönetiminin Falcao transferinde daha bitirici rol oynamasına neden olacak mı? Öte yandan gözden çıkarılmış muamelesi gören takımın kontratlı santraforu Diagne var. Bence sarı- kırmızılılarda bu süreç çok iyi yönetilemedi.

Denizlispor’a gelirsek, yeşil- siyahlılar hak ettikleri bir galibiyet aldılar. Yücel İldiz, benim çok beğendiğim bir teknik direktör. Denizlispor yönetimi, geçen sezon takımı şampiyonluğa taşıyan Yücel İldiz ile Süper Lig’de de yola devam ederek çok doğru bir karar verdi. Galatasaray karşısında izlediğimiz Denizlispor gelecek adına umut verirken, bütün oyuncular görevlerini en iyi şekilde yerine getirdiler. Özellikle Recep Niyaz ve Rodallega attıkları gollerle yıldızlaştılar. Öte yandan Bergdich, Murawski ve Barrow da ön plana çıkmayı başardılar. Denizlispor’u tebrik ediyor, Süper Lig’de başarılar diliyorum…

https://twitter.com/tolgaersari

https://www.facebook.com/tolgaersari/

Yazının devamı...

Kötü Futbolla Gelen Kupa

Akhisarspor’u 1-0 mağlup ederek Süper Kupa’yı altıncı kez müzesine götüren Galatasaray, sezona kupayla başlama hedefine de ulaşmış oldu. Başka bir deyişle sarı- kırmızılılar, geçen sezonu üç kupayla kapatmış oldular. Bu, çok büyük bir başarı. Başta Fatih Terim, teknik heyet ve futbolcular olmak üzere bu başarıda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Tabii ki, takımlarını hiçbir zaman yalnız bırakmayan Galatasaray taraftarlarını ayrıca tebrik etmek gerekiyor.

Gelgelelim sarı- kırmızılıların güzel bir futbolla kupaya ulaştıklarını söyleyemeyiz. Öncelikle defansta çok büyük sıkıntılar yaşandı. Bilhassa stoperler Luyindama ve Marcao oldukça savruk bir görüntü sergilediler ve çok önemli hatalar yaptılar. Özellikle Marcao’nun yaptığı iki büyük hata, Akhisarspor’un iki net gol pozisyonuna girmesine neden oldu. Nitekim bu hatalarda mutlak golleri kurtaran Muslera, kupanın kazanılmasında önemli bir pay sahibi oldu.

Orta sahada Seri, umut veren başarılı bir futbol sergiledi. Kalitesi belli olan Fildişi Sahilli oyuncu, Belhanda’ya gol öncesi verdiği güzel pasla da dikkatleri çekti. Gelgelelim Selçuk İnan’ın kötü performansı, Seri’yi de olumsuz etkiledi. Esasen genel kanı, Galatasaray’ın maça Donk ile başlamasıydı. Bu anlamda Selçuk tercihi pek çok kimse için sürpriz oldu. Lakin Selçuk, beklenileni veremedi. Galatasaray orta sahaya bir transfer yapmaya çalışıyor. Şu aralar Bakayoko’nun adı geçiyor. Orta sahaya yapılacak bu tür bir transfer, Seri’nin de performansını arttırır.

Maça iyi başlayan Jimmy Durmaz, ilerleyen dakikalarda oyundan düştü. Adem Büyük ise vasatı aşamadı.

Galatasaray’ın, hatta sahanın en iyi futbolcusu ise Belhanda’ydı. Attığı harika golle kupayı Galatasaray’a getiren Faslı futbolcu, oynadığı futbolla da göz doldurdu. Belhanda’nın en büyük handikapı siniri. Eğer sezon içerisinde, özellikle de önemli maçlarda öfke kontrolünü sağlayabilirse Galatasaray’a çok daha fazla katkı sağlayabilir.

Galatasaray’da Muslera ve Belhanda dışında öne çıkan bir diğer futbolcu da Babel’di. Hollandalı futbolcu, Akhisar karşısında santrafor olarak görev yaptı. Nitekim, Beşiktaş’ta da kimi maçlarda santrafor bölgesinde oynamıştı. Ancak o maçlarda olduğu gibi Akhisar karşısında da santrafor olarak çok verimli olamadı. Çünkü o, santrafor orijinli bir futbolcu değil. Nitekim Galatasaray, Akhisar karşısında oyunun çoğu bölümlerinde topu ileride istediği gibi tutamadı. Kısacası gerçek bir santrafor eksikliği kendisini net olarak gösterdi. Mevcut santraforlarıyla yollarını ayırmayı düşünen sarı- kırmızılılarda bu bölge için Falcao’nun adı kuvvetli bir biçimde geçiyor. Eğer bu transfer gerçekleşirse Galatasaray’ın hücum gücü önemli bir şekilde artar. Kanatlarda Feghouli ve Babel, santraforda ise Falcao’nun olduğu bir Galatasaray sadece Türkiye’de değil, Şampiyonlar Ligi’nde de önemli işlere imza atabilir.

Yeniden Babel’e dönersek, Hollandalı futbolcu orijinal bir santrafor olmadığı için bu bölgede tam anlamıyla verim sağlayamasa da çok mücadele etti. Top almak için çoğu zaman orta sahaya kadar gelen, kimi zaman kendisini kanatlara atan Babel, oynadığı futbolla kalitesini net olarak gösterdi. Nitekim Galatasaray’ın Belhanda ile attığı o mükemmel golün organizasyonunda da yine Babel vardı. Santrafor sorununun çözülmesiyle kanada geçecek olan Babel, Galatasaray’a çok daha fazla katkı sağlayacaktır.

Oyuna sonradan dahil olan Emre Mor’un olumlu izler bırakması da Galatasaray adına önemli konulardan birini oluşturdu. Keza, Afrika Uluslar Kupası’ndan dolayı takıma yeni katılan Feghouli de oyuna girdikten sonra fark yarattı.

Hakem Halil Umut Meler, çok başarılı bir maç çıkartamadı. İlk yarıda Galatasaray’ın kullandığı bir kornerde Rotman’ın ceza sahasında Marcao’yu iterek yere indirdiği ve daha sonra Nagatomo’nun ceza sahasında yerde kaldığı pozisyonlarda penaltı noktasını göstermedi. Hatta VAR’ a başvurmaya bile gerek görmedi. Böylece de Galatasaray’ın iki net penaltısı verilmemiş oldu. Umarım yeni MHK’nın Bülent Yıldırım ve Serkan Çınar hakkında vermiş olduğu karar, kimileri tarafından yanlış yorumlanmaz.

Akhisarspor’a gelirsek, yeşil- siyahlılar çok iyi mücadele ettiler. Açıkçası taş gibi bir takım izledik. Akhisarspor’un gerçek yerinin Süper Lig olduğunu düşünüyorum. Geçen sezon başında kazanılan Süper Kupa’nın ardından yapılan bazı yanlışlıklar, yeşil- siyahlıların küme düşmelerine neden oldu. Umarım Akigolar, en kısa sürede hak ettikleri Süper Lig’e geri dönerler.

Sonuç olarak Galatasaray kötü oynadığı maçta kupaya ulaşmayı başardı. Ancak sezon başı olması, bu kötü futbolu bir ölçüde tolere ediyor. Üstelik kötü oynarken kazanabilmek bir büyük takım refleksidir. Galatasaray’ın ilerleyen dönemde yeni transferle çok daha iyi olacağına inanıyorum.

Sadece futbolun konuşulduğu, centilmenliğin ön plana çıktığı ve Avrupa’da büyük başarılara imzaların atılacağı bir sezon dileğiyle…

https://twitter.com/tolgaersari

https://www.facebook.com/tolgaersari/

Yazının devamı...

Devlerin Hedefi Büyük

Avrupa’nın dev kulüpleri yeni sezona büyük hedeflerle giriyorlar. Geçen yıl tarihinin en kötü sezonunu yaşayan Real Madrid, bu sezon hem La Liga’da hem de Şampiyonlar Ligi’nde şampiyonluk hedefliyor. Bu nedenle yeni bir ‘’ Los Galacticos ‘’ projesini uygulamaya koyan eflatun – beyazlılar, ilk olarak geçen sezon renklerine bağlayamadıkları Eden Hazard’ı kadrolarına katmayı başardılar.

Luka Jovic ve Ferland Mendy gibi isimlerle transferlere devam eden Real Madrid’in en büyük kozu ise şüphesiz teknik direktör Zinedine Zidane. Şampiyonlar Ligi’ni üç sezon üst üste kazanma başarısını gösteren Zidane’dan bu sezon da beklentiler çok büyük. Fransız teknik adamın yaşayabileceği en büyük handikap ise yeni kurulan takımın uyum sorunu. Bakalım Zidane yeni bir destana imza atabilecek mi?

İtalyan devi Juventus da sezona Şampiyonlar Ligi Kupası hedefiyle giriyor. Siyah- beyazlılar bu hedef doğrultusunda Allegri ile yollarını ayırarak teknik direktörlüğe Sarri’yi getirdiler.

Juventus ile Serie A’da şampiyonluğa ambargo koyan Allegri ile alınan ayrılık kararı pek çok kimse için sürpriz oldu. Ancak, Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu için yapılan Ronaldo transferine rağmen genç oyunculardan kurulu Ajax’a elenerek devler ligine veda edilmesi, Allegri’nin de sonunu getirdi.

Juventus’un Şampiyonlar Ligi özlemine son vermek için tercih ettiği Sarri, geçen sezon Chelsea’deki daha ilk yılında UEFA Avrupa Ligi’ni kazanmayı başardı. İtalyan teknik adam, yeni sezonda Juventus’ ta daha güçlü bir kadro ile daha büyük hedefler için mücadele edecek. Nitekim Juventus yönetimi, Şampiyonlar Ligi hedefiyle kadroya önemli takviyeler yaptı. Bu anlamda bizleri en çok ilgilendiren ise Merih Demiral transferi. Hepimizi oldukça gururlandıran Merih’e Juventus’ta da başarılar diliyorum.

Şampiyonlar Ligi’ni hedefleyen büyüklerden bir diğeri olan Barcelona ise Juventus’un aksine teknik direktör değişikliğine gitmedi. Yeni transferlerle kadrosunu güçlendirmeye çalışan ve Griezmann’ı da renklerine katmaya çalışan Katalan ekibinin Valverde ile yola devam etmesini çok doğru bulmuyorum. Şampiyonlar Ligi’nde bir önceki sezon Roma, geçen sezon ise Liverpool karşısında yaşanılan başarısızlıklar Valverde’nin hanesindeki en büyük eksileri oluşturuyor. Kazanılan La Liga şampiyonluğu da bu eksileri silmeye yetecek gibi gözükmüyor. Bu nedenle Şampiyonlar Ligi’nde alınacak olası kötü sonuçlar Valverde’nin koltuğunu sallayabilir.

Sonuç olarak bu sezon Avrupa’nın büyük ligleri ve Şampiyonlar Ligi’nde güzel bir mücadele bizleri bekliyor. Bu anlamda Premier League ekipleri ve Şampiyonlar Ligi’nin son şampiyonu Liverpool’u da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bakalım sezon sonu nasıl bir sahne ile karşılaşacağız?

https://twitter.com/tolgaersari

https://www.facebook.com/tolgaersari/

Yazının devamı...

Tarihi Galibiyet

Türk Milli Takımı, Fransa karşısında tarihi bir galibiyete imza attı. Bir sene önce Dünya Kupası’nı kaldırmış, Dünya Şampiyonu kadrosundan dokuz oyuncuyla sahaya çıkan ve Avrupa’nın büyük takımlarında oynayan yıldız futbolculardan oluşan Fransa karşısında alınan galibiyet gerçekten de tarihi bir değer taşıyor. Üstelik kaleye isabetli şut çektirmeden ve de pozisyon vermeden.

Kısacası Türk Milli Takımı’nın Fransa’yı sahadan sildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Kendi sahasında takım halinde iyi savunma yapan Millilerimiz, rakip sahada da etkili hücumlar gerçekleştirdiler. Özellikle de hızlı çıkışlarımız çok tehlikeli oldu.

Dünya Şampiyonu apoletiyle sahaya çıkan yıldızlar topluluğu Fransa karşısında bütün oyuncularımız canla başla mücadele ettiler. Juventus’a imza atması an meselesi olan Merih Demiral, gösterdiği performansla İtalyan devinde oynamayı hak ettiğini bir kez daha kanıtladı. Tandemdeki ortağı Kaan Ayhan da başarılı futbolunu güzel bir golle süsledi. Bu goldeki asistin Merih’ten gelmesi de ayrı bir güzellik oldu.

Hasan Ali Kaldırım, Mbappe karşısındaki başarılı müdahaleleriyle göz doldururken ileriye çıkışlarda da etkili oldu. Sağ kanatta ise Zeki Çelik ve Cengiz Ünder harikalar yarattılar. Öyle ki, Didier Deschamps ikinci yarının başında sol kanadını tamamen değiştirmek zorunda kaldı.

Orta sahada ise Mahmut Tekdemir’in harika bir performans sergilediğini özellikle belirtmek gerekiyor.

Bu tarihi galibiyete imza atan futbolcularımızı ve teknik direktör Şenol Güneş’i yürekten kutluyorum. Özellikle, Fransa’nın analizini çok iyi yapan ve oyuncularını galibiyete motive eden Şenol Güneş’i tebrik etmek gerekiyor. Öyle ki, Burak Yılmaz’ın kaçırdığı üç net gol pozisyonunu düşününce skorun çok daha farklı olabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Esasen Şenol Güneş’i tebrik etmemiz gereken pek çok konu var. Türk Milli Takımı, 17 Kasım’da yine Konya’da karşılaştığı İsveç’e 1-0 yenilerek Avrupa Uluslar Ligi’nde küme düşmüştü. İşte Şenol Güneş enkaz halinde devraldığı Milli Takımı buralara getirdi. Son Dünya Şampiyonu Fransa’yı mağlup ederek grupta üçte üç yapan Milliler, henüz kalelerinde gol dahi görmediler. Türkiye’nin Şenol Güneş’le nereden nereye geldiği çok net bir şekilde belli oluyor.

Elbette oyunculara ve de ülkeye yeniden kazandırılan güveni de göz ardı etmemek gerekiyor.

Fransa karşısında alınan bu tarihi galibiyetten sonra İzlanda maçının önemi daha da arttı. Çünkü böyle önemli galibiyetlerden sonraki ilk maçlar her zaman zor olur. Millilerimizin, bu sabah itibariyle Fransa maçını unutup İzlanda karşılaşmasına motive olmaları gerekiyor.

Son olarak, ülkemizde yabancı kısıtlamasının tartışıldığı bir dönemde Milli Takımımızın yakaladığı galibiyet serisi ve Dünya Şampiyonu Fransa karşısında kazanılan tarihi zafer, bu tartışmanın anlamsızlığını da ortaya koydu. Görüldüğü gibi ülkemizde şu an uygulanan sistem, yerli futbolcuların gelişmelerinin önünde bir engel oluşturmuyor. Tam tersine, yetenekli oyuncularımızın yurt dışını tercih etmelerine ve kendilerini daha fazla geliştirmelerine neden oluyor. Umarım yabancı oyuncu konusunda kısıtlamacı bir düşünce içerisinde olanlar, Fransa karşısında alınan bu tarihi galibiyetten bu anlamda da gereken dersleri çıkartmışlardır. Futbolumuzun gelişmesinin yolu yasaklamadan değil serbestlikten geçiyor…

https://twitter.com/tolgaersari

Yazının devamı...

Kazanan Göztepe Oldu

Spor Toto Süper Lig’in son haftasında oynanan karşılaşmalar sonucunda Bursaspor ve Büyükşehir Belediye Erzurumspor lige veda ederlerken Göztepe ligde kalmayı başardı. Sarı- kırmızılıları tebrik ediyorum. Ancak Göztepe’nin bu sezondan çıkartması gereken dersler var. Bursaspor bu dersleri çıkartmadığı için küme düştü. Futbol asla boşluk kabul etmez. Sezon ve kadro planlamasında yapılan hataların bedeli ağır oluyor.

Futbolda, ‘’ bize bir şey olmaz ‘’ anlayışı çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Nitekim Göztepe de bunu yaşadı. Göztepe yönetiminin, geçen sezon oldukça başarılı olan Tamer Tuna ile yeni sezonda devam etmeme kararı hatalıydı. Yeni teknik direktör Bayram Bektaş ve onun kadro mühendisliği istenilen başarıyı getirmedi. Kemal Özdeş’le de istediği sonuçları alamayan Göztepe yönetimi, çareyi yine Tamer Tuna’da buldu.

Özellikle santrafor bölgesinde ciddi sıkıntıları olan Göz Göz’ün, yeni sezonda doğru transferlerle kadrosunu doğru bir şekilde dizayn etmesi gerekiyor. Oldukça önemli bir taraftar kitlesine sahip olan bu köklü kulübün üst sıraları zorlaması gerekir. Taraftarların öncelikli hedefi, Avrupa Kupalarında yarı final oynayan ilk Türk takımı olan Göztepe’nin Avrupa’ya geri dönmesi. Kulüp bu potansiyele sahip. Yeter ki, yukarıda da belirttiğim gibi doğru transferler yapılabilsin.

https://twitter.com/tolgaersari

Yazının devamı...

Şampiyona Rotasyon Yaramadı

Sivas’ta Fatih Terim’den yoksun bir şekilde sahaya çıkan şampiyon Galatasaray, Başakşehir maçına göre kadroda dokuz farklı isimle mücadele etti. Ancak bu oyuncular beklentileri karşılayamadılar ve şampiyon, 2-0 öne geçtiği karşılaşmadan 4-3 mağlup ayrıldı.

Elbette, geçen hafta gelen şampiyonluktan sonra oyuncuların bu maça gereği kadar motive olmalarını beklemek çok zor. Tabii bir de bu rotasyonlu kadronun uyum sorunu var. Nitekim Galatasaray açısından bu iki olumsuz faktör net olarak sahaya yansıdı.

Oysa bu tür karşılaşmalar, sezon içerisinde kadroda pek yer bulamayan futbolcuların kendilerini göstermeleri için bir şans niteliği taşıyor. Ancak sarı- kırmızılı pek çok futbolcu bu şansı iyi değerlendiremedi.

Gerçekten de deplasmanda 2-0’lık bir üstünlük sağlanmasına rağmen dikiş tutmayan oyun ve arka arkaya yapılan hatalar bir anda skorun 2-2’ye gelmesine neden oldu. İkinci yarıda Onyekuru’nun oyuna dahil olması, Galatasaray’ın biraz toparlanmasını sağladı. Ancak yine acemice yapılan hatalar, ev sahibi takımın 4-2’lik üstünlüğü elde etmesine neden oldu. Muğdat’ın son golünden sonra yapılan sönük çabalar ise beraberliği getirmeye yetmedi.

Bu arada, skor 2-2 iken yapılan Yunus Akgün- Ahmet Çalık değişikliğiyle üçlü savunmaya geçildikten hemen sonra Sivasspor’un arka arkaya iki gol bulduğunu gözden kaçırmamamız gerekiyor.

Önümüzdeki sezon yine üç kulvarda yarışacak olan Galatasaray’ın alternatifli bir kadroya sahip olması lazım. Ancak Sivasspor karşısında izlediğimiz gençler ve yedekler çok fazla umut vermediler.

Kulüplerimizin ekonomik durumları malum. Fakat Mustafa Cengiz yönetimi ekonomik açıdan da önemli işler yaptı. Nitekim sarı- kırmızılılar, UEFA’dan vize almayı başardılar. Şimdi, var olan mali sınırlar içerisinde kadroya takviyeler yapılması gerekiyor. Satışı gündeme gelecek bazı oyunculardan elde edilecek gelir de transfer açısından bir kaynak oluşturabilir.

Evet, şampiyon açısından lig sona erdi. Sarı- kırmızılılarda gözler şimdi transferlere çevrilecek. Taraftarlar da şampiyonluk kutlamalarının ardından bu konuya odaklanacaklar. Bakalım bu transfer dönemi bir takım sürprizlere sahne olacak mı?

https://twitter.com/tolgaersari

Yazının devamı...

Şampiyon Galatasaray

Öncelikle tüm ulusumuzun 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor ve bundan yüz yıl önce, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak ulusal kurtuluş mücadelesini başlatan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini atan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını sevgi, saygı ve minnetle anıyorum. Gerçekten de 19 Mayıs 1919’da Samsun’da yakılan meşale, 29 Ekim 1923’de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla taçlanmıştır. Tekrar ruhları şad olsun…

Spor Toto Süper Lig, böylesine anlamlı bir günde çok önemli bir maça sahne oldu. Galatasaray ve Medipol Başakşehir, Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Stadyumunda şampiyonluk maçına çıktılar ve rakibini 2-1 mağlup etmeyi başaran Galatasaray, 22. şampiyonluğuna ulaştı.

Esasen Galatasaray maça iyi başlamadı. Nitekim sarı- kırmızılılar, 17.dakikada kalelerinde golü gördüler. Galatasaraylı futbolcular bu bölümde defansif hataların dışında çok fazla top kaybı yaptılar ve kötü bir görüntü sergilediler.

Galatasaray’ın beraberlik için yüklenmeye başladığı bölümde Emre Belözoğlu’nun sakatlanarak çıkması, Medipol Başakşehir’i çok olumsuz etkiledi. Emre’nin yerine oyuna dahil olan Mossoro, daha çok rakip oyuncularla uğraştı ve hakemi aldatmaya yönelik çabalar içerisine girdi.

Bu bölümde Medipol Başakşehir, Galatasaray baskısı karşısında daha çok kendi ceza sahası civarına çekilmek zorunda kaldı ve gittikçe alıştığımız futbolundan uzaklaştı. Lakin Galatasaray atakları da gole dönüşecek üretkenlikten yoksundu. Fatih Terim bunun üzerine ikinci yarıya Donk’un yerine Selçuk İnan ile başladı. Bu değişiklik, sarı- kırmızılıların ikinci yarıda orta sahadaki pas üretkenliklerinde ve geçişlerde daha başarılı olmalarını sağladı.

İkinci yarıya taraftarlarının yoğun desteğiyle başlayan Galatasaray açısından devrenin hemen başında Feghouli’nin attığı güzel gol, adeta muhteşem bir dirilişin gösterişli bir adımı oldu. Galatasaray’ın sahadaki en etkili oyuncusu olan Feghouli’nin bu golünden sonra gerek oyun gerekse de psikolojik üstünlük tamamen sarı- kırmızılıların eline geçti. Galatasaraylı futbolcular, adeta gardı düşen boksöre dönen rakipleri karşısında arka arkaya ataklar geliştirdiler. Bu bölümde iki golleri VAR ile iptal edilen sarı- kırmızılılar, üçüncüde öne geçmeyi başardılar. Bu arada özellikle iptal edilen ikinci goldeki ofsayt kararının tartışılabileceğini düşünüyorum.

Fatih Terim, son bölümde Semih’i oyuna alarak stoperleri üçledi. Sarı- kırmızılılar, teknik direktörlerinin de tribüne gönderildiği bu bölümde baskı yediler. Ancak üretkenlikten uzak olan Başakşehir atakları gole dönüşemedi ve Galatasaray şampiyonluğa ulaştı.

Galatasaray çok büyük bir kazanma kültürüne sahip. Bunda en büyük pay da Fatih Terim’e ait. Nitekim bu şampiyonluk yarışını da kazanma kültürü olan ve bir camiaya, bir tarihe sahip olan kulüp kazandı. Sekiz puan geriden gelerek şampiyon olmak kolay bir iş değil. Fatih Terim, asla vazgeçmeyen karakterini oyuncularına da aşıladı ve sonucunda da bu şampiyonluk geldi. Üstelik sekiz puan geride kalmanın dışında yaşanan bir sürü olumsuzluğa rağmen.

Bu arada Galatasaray’ın kadro açısından da sıkıntıları olduğu unutulmamalı. Buna rağmen Çarşamba gecesi kazanılan Türkiye Kupası şampiyonluğunun ardından dün de Spor Toto Süper Lig şampiyonluğuna ulaşan sarı- kırmızılılar, beş günde iki şampiyonluk kazanarak çok büyük bir başarıya imza attılar. İşte bu, biraz önce bahsettiğim kazanma kültürüne çok iyi bir örnek oluşturuyor.

Başta, ligde sekizinci şampiyonluğuna ulaşan Fatih Terim ve takımlarına her zaman destek olan Galatasaray taraftarları olmak üzere bu şampiyonlukta emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Bugünden itibaren önümüzdeki sezonun planlaması başlayacak. Dilerim Galatasaray, gediklisi olduğu Şampiyonlar Ligi’nde önümüzdeki sezon çok daha büyük başarılar elde eder.

Tekrar tebrikler Şampiyon Galatasaray…

https://twitter.com/tolgaersari

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.