SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay 15 Temmuz gecesini dakika dakika Milliyet’e anlattı: Öleceksek hep birlikte öleceğiz

Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Oktay, Çankaya’daki kriz masasında yaşananları ilk kez anlattı. Oktay ile ilk darbe girişiminin ne zaman anlaşıldığından kritik müdahalelere, ilk bombalama emrinden Hulusi Paşa’nın geri getirilmesine, darbecilere yönelik ‘idam idam’ sloganlarının atılmasından alınan risklere kadar birçok konuyu konuştuk...

15 Temmuz 2016...

Bir taraftan hain darbe girişimi bir taraftan unutulmayacak demokrasi destanı. Milletin desteğiyle o gece büyük bir badire atlatıldı.

O geceyi dakika dakika dönemin Başbakanlık Müsteşarı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile konuştuk.

Oktay Milliyet’e Başbakanlık olarak kullanılan Çankaya Köşkü’ndeki kriz masasının yaşadıklarını ve o gecenin bilinmeyenlerini anlattı.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleşen sohbette Oktay “O gece öleceksek hep birlikte öleceğiz dedik. Teslim olmak yok sonuna kadar çarpışacağız dedik. O gece tam bir demokrasi destanı yazıldı ve millet devletine sahip çıktı. Millet liderinin etrafında tek yumruk olduğunu dünyaya gösterdi” dedi.

15 Temmuz’u unutmamak ve unutturmamak için yapılan 15 Temmuz Anıtını da birlikte gezdiğimiz Oktay geceyi şöyle anlattı:

2. Başkan’a ulaşamadım uçaklar geçti

GİRİŞİM İLK NASIL ANLAŞILDI?: O gün çok ilginçti. Başbakanlık Müsteşarı olarak yeni atanmıştım. Cuma günüydü. Çankaya Köşkü’nün de bulunduğu yerleşkeyi ilk defa 15 Temmuz akşama doğru çalışma arkadaşlarımdan oluşan geniş bir kadroyla dolaştık. Akşam saatleri Muhafız Alayı’na da gitmeyi düşündük ama geç olduğu için vazgeçtik. Ana binaya döndük. Hulusi Bey birkaç gün önce bana bir şehit ailesiyle ilgili konu söylemişti. Ben de arkadaşlara ilgilenin demiştim. Ofise girince bana ‘tamam bu konu, isterseniz Genelkurmay Başkanımızı arayalım’ dediler. İkinci Başkanla görüşelim dedim, Yaşar Güler Paşa’yı aradılar. Müsait değilmiş dediler. Acil görüşmemiz gerekiyor hemen irtibat kurun dedim. Tekrar aradılar, ‘iki kat aşağı inmiş’ dediler. 3. defa aradılar ve ‘kimse cevap vermiyor efendim’ dediler. Garip bir durum vardı. O arada televizyonlarda İstanbul’da bir hareketlenme var denmeye başlandı. Ama daha ne olduğunu anlayamadan bir uçak tam üzerimizden alçak uçuşla geçti. ‘Hayırdır arkadaşlar Türk yıldızlarının gösterisi falan mı var’ dedim. Bu saatte bu alçak uçuşu kim yapar? Güvenlik İşleri Genel Müdürü’ne bununla ilgili bizden izin alan oldu mu diye sordum. ‘Hayır’ izin alan olmadı dendi.

KİMLER ARANDI VE ULAŞILAMADI?: O ara ikinci bir uçuş. Bizim üzerimizden Meclis tarafına doğru dönüyor uçaklar. Ne oluyor derken Genelkurmay Başkanı ile görüşmek istedim. Özel hattan aradık. Ama ulaşamıyoruz dediler. Hava Kuvvetleri Komutanı’nı bağlayın dedim, ulaşamıyoruz. O gün Başbakanımız Ankara’da değil, İstanbul’a uğurladık. Cumhurbaşkanımız şehir dışında. Kara Kuvvetleri Komutanı ile irtibat kurun. Ulaşamıyoruz. Jandarma Komutanını bağlayın. İçişleri Bakanına ulaşın, ulaşamıyoruz, uçakta. MİT Müsteşarı’nı bağlayın, ulaşamıyoruz. İçişleri Bakan Yardımcısını, Müsteşarını bağlayın, ulaşamıyoruz, uçaktalar. Emniyet İstihbarat Daire Başkanı ile görüştüm. Aldığım bilgilere göre darbe girişimi olduğu açıktı. Başbakanlık Koruma Başkanı acil gelsin dedim.

Kuş uçmayacak, vuracaksınız

VUR EMRİ İLK NE ZAMAN VERİLDİ?: Hem Cumhurbaşkanımızla hem Başbakanımızla sürekli iletişim kuruldu. Kendilerinin talimatları alındı. Gece boyunca sürekli bilgilendirme yaptık. İlk andan itibaren ‘burası kriz masasına dönüşmüştür, siz de kriz masasının üyelerisiniz’ dedim arkadaşlara. O anda orada bulunan arkadaşlar, müsteşar yardımcım, Güvenlik İşleri ve Personel Prensipler Genel Müdürlerimiz ile Özel kalemde bulunan arkadaşlarımız. O ara Genelkurmay’da da bir sıkıntı olmuştu dediler. Sorduk, herhangi bir problem yok demişlerdi. Bir tatbikat var. Tatbikatla ilgili silah sesleri dediler. Başbakanlık Koruma Başkanı Başbakanımızla birlikte olduğu için Koruma Müdür Yardımcısı geldi. ‘Şuandan itibaren giriş çıkış tüm kapıları kapatıyorsunuz. Bilgimiz haricinde kimsenin girmesine ve çıkmasına müsaade etmiyorsunuz’ dedim. Koruma Müdürüne ‘muhafız alayından Çankaya Köşkü tarafına kuş uçmayacak, vur emri veriyorum, herhangi bir şey gelirse anında indireceksiniz’ talimatı verdim. ‘Onların hepsi komando. Ağır silahları var. Biz de ağır silah yok’ dedi arkadaşlar. ‘Size neyiniz var ya da yok diye sormadım, sizlere öbür taraftan bu tarafa kuş uçurtulmayacak’ dedim. Sana vur emri veriyorum, sorumlu benim dedim. Öleceksek de ölürüz. ‘Tamam’ dedi. Birçok ilde yapılan burada da yapılmış ve bizimkiler kapıya büyük araçları çekmiş.

Kim bu pilot Görkem?

KRİTİK UÇAK ANKARA’DAN NASIL GÖNDERİLDİ?: Biz bütün illere bilgi verin dedik. Çankaya kriz merkezidir. İçişleri, Bakanlıklar, valilikler ve emniyet müdürlükleri ile iletişime geçildi. Herkes alarm durumunda idi. Kritik binalardaki önlemlerin artırılması istendi. Sağlık ve Adalet Bakanlıklarıyla, bütün ilgili kurumlarla kriz anında iletişime geçtik. AFAD Başkanlığı dönemindeki kriz yönetimi tecrübemiz burada devreye girdi. Elimizdeki imkânlarla anında tedbirleri almaya, görevleri vermeye başladık. Bakanlarımız Çankaya Köşküne gelmeye başladılar. Bir taraftan da uçaklar geçiyor. Meclis Başkanımız İsmail Kahraman geldi. O sıralarda ‘ bir uçak istiyorlar bizden’ dediler bana. ‘Ne uçağı’ dedim. Beyefendinin (Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın) uçağını istiyorlar dediler. Beyefendiyi bulunduğu yerden alacak, ihtiyaç var, onu istiyorlar. Tabi bu arada bombalamalar devam ediyor yoğun. Kim istiyor diyorum, Görkem diyorlar. Benim de daha 3. haftam. Görkem kim? FETÖ’nün yaptığı da anlaşılmaya başlıyor o arada. Bizden mi diyorum, darbecilerden mi? Beyefendinin pilotu diyorlar. Biz de tam bilmiyoruz kim olduğunu diyorlar. Bana yüzde 51 bilgi yeter, yüzde 49 riski ben alayım. Ama bana deyin ki yüzde 51 bu bizim arkadaşlardan veya değil. Bizden gibi deyin en azından. Bakalım dediler. Bu konu çok kritik. Evet deseniz verseniz tek uçak da gidecek. Vermesen belki de gerçekten kurtaracak. Tek bir şansı var, vermiyorsun belki Beyefendiyi kurtaramıyorsun. Ankara’da o arada hava üstünlüğü sağlamaya başladılar. Bizden gibi pilot dediler. Tam hava üstünlüğünü sağlamadan uçağı kaldırmamız lazım son şansımız olabilir, yoksa zaten sonra uçağı kaldıramayabiliriz. Tamam, uçağı gönderelim dedik. Çok kritik bir karardı.

Verdiğim en kritik karar buymuş

NERESİ KAYBEDİLİRSE HAVAYA UÇURULACAKTI?: TÜRKSAT, CNN TÜRK, TRT basılıyor dediler. Biz de farklı önlemler almaya çalışıyoruz. Çevredeki elektriği kesiyoruz. TÜRKSAT’ı aradım. Eğer ki TÜRKSAT’ı kesin kaybedecek olursak, bütün sistemleri gerekirse havaya uçuracağız. Hiç bir medyayı kullanamasınlar. Bu arada TÜRKSAT’ta çatışmalar başladı. Bazı kararlar alınınca burada herkes sahaya çıkmaya başladı. Meclis Başkanımız ve vekiller Meclis’e gitti. Ben de meydanlara çıkıyorum dedim. Bana senin buradan çıkmaman lazım diyorlar. Burası devletin mutfağı ve merkezi. Burada kalmak zorundasın diyorlar. Ya kardeşim öleceksek hep birlikte öleceğiz. Ne demek burada kalmak zorundasın. Millet ölecek de ben burada mı duracağım diyorum. Bunları konuşurken sürekli uçaklar geliyor. Tam ben de çıkıyorum, son anda Allah aşkına kal dediler. Buradaki 1 saatin diğer tarafta ölmenden daha kritik dediler. Burada ihtiyaç var dediler ve kaldık. Geriye doğru bakınca o geceki verdiğim en kritik kararlardan bir tanesi de o olmuştu.

Uşaklar teslim olmak yok

ÇANKAYA KÖŞKÜ’NÜN KAPISINA NE ZAMAN DAYANDILAR?: Sabaha kadar savaştık biz, ondan sonra da. İlk anda MİT Müsteşarının alındığı söylendi bana. Genelkurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterini almışlar şimdi size geldiler dediler. Bizim kapıda çatışma sürüyor. 4-5 tank da buraya geldi dediler. ‘Uşaklar teslim olmak yok sonuna kadar çarpışacağız’ dedim. Öleceksek öleceğiz. Karartma uygulanıyor. Silah sesleri geliyor. Kapının önüne kadar geldiler. Ben o arada 1 cümle çocuklarıma mesaj atmışım. Bizim kapıdan içeri girmek isteyen tankların önüne yatmış vatandaşlarımız. Bırakmıyorlar. Ne aşağıdan ne yukarıdan Çankaya Köşkünün içerisine sokmuyorlar. Biz de kriz masasının yanı sıra gelen bakanlarımızla Tuğrul Türkeş, İsmet Yılmaz, Süleyman Soylu, Ahmet Arslan, Abdulhamit Gül ve Numan Kurtulmuş ile birlikte mücadele ettik.



Kimse kalmadı, 1-2 saat dayanabilir misiniz?

AKINCI ÜSSÜNE GİRİŞ İÇİN NASIL PLAN YAPILDI?: Uçakların Akıncı’dan, helikopterlerin de kara havacılıktan kalktığını öğrendik. Pisti etkisiz hale getirmek gerekiyor. Akıncı’dan uçak kaldırmamamız gerekiyor. İlk önce bir kamyon girsin içeri diye düşündük. Akıncı üssüne de girilmesi lazım. Herkesin bilmediği bir kapı vardır giriş için diye Savunma Sanayii Başkanı ve TAI’deki Genel Müdür dahil arkadaşları sıkıştırıyoruz, gizli bir giriş söyleyin dedik operasyon yapmak için. Emniyet Genel Müdürü’nden destek istiyoruz. O da ‘Burada kimse kalmadı, 1-2 saat dayanabilir misiniz’ diyor bana. Dışardan ekip getiriyorum diyor. Süreyi kısaltabilir misin dedim. Ama girmek zorundayız. Bu arada Başbakanımız savaş uçaklarını Ankara’ya yönlendiriyor. Kazan Belediye Başkanı’nı aradım. Sonradan öğreniyoruz ki Bakanlarımızdan, Ak Parti Genel Merkezinden de yoğun aramalar olmuş.

O helikopter Muhafız Alayı’na inemez

HULUSİ PAŞA NEREYE GETİRİLECEK?: Gece 2 kritik olay yaşadık. Birincisi Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızın talimatıyla Genelkurmay Başkanı’nın görevden alınması. O işlemi yaptık ve o zamanki 1. Ordu Komutanı Ümit Paşayı vekâleten Genelkurmay Başkanı atadık. Sonrasında Hulusi Paşa’yı helikopterle Çankaya’ya getireceğiz dediler. 2 helikopter pistimiz var. Biri Çankaya Köşkü’nde diğeri muhafız alayında. Muhafız alayının bu olayın merkezlerinden birisi olduğunu anlamıştık. Muhafız alayına ineceğiz dediler. Buna izin vermedik. Muhafız alayına inemezsiniz. Oraya inerseniz bu tarafa almayız sizi dedik. Geçemezsiniz. İndiğiniz yerde kalırsınız. Olurdu olmazdı derken tamam dediler Çankaya Köşkü’ne geliyoruz. Oraya indiler. Ben gidip Hulusi Paşayı aldım.

AKIN ÖZTÜRK TARTIŞMASI NEYDİ?: O arada Malatya’da bir sıkıntı yaşanıyordu. Uçakların tekrar kalkmaya hazırlandığını öğrendik. Darbeciler 5-6 uçağı kaldırmaya çalışıyor. Malatya Valisi ile görüştüm. ‘Komutan Huduti esir olduğunu söylüyor ama bize de operasyon yaptırmıyor. Bize güven vermiyor’ dedi. Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın bilgisi dâhilinde operasyon yapılıp alınsın dedik. Uçaklar kalksa işin rengi değişecek belki. Girildi ve alındı. Diğer tarafta ise Akın Öztürk de Çankaya’ya gelmek istiyor dediler. O zaman Binali Bey ile görüştük. Başbakanımız ‘hayır Akın Öztürk gelmeyecek’ dedi. Cumhurbaşkanımız ‘gelmeyecek’ dedi. Akın Öztürk farklı bir görüntü vermeye de çalışmış orada, Hulusi Paşa ‘onlara da kızıyordu ilk etapta’ dedi. Sonrasında olayın rengini herkes anladı. Çankaya’ya almadık.

MEHMET DİŞLİ NE ZAMAN ALINDI?: Akıncı üssündekiler pazarlık yapmaya çalışıyorlardı. Hem Cumhurbaşkanımızdan hem Başbakanımızdan bombalayın talimatı geldi. Bir ara baktım Hulusi Paşa ile gelen Mehmet Dişli öbür taraftan haber getiriyor. Hulusi Paşayla konuştuk sonrasında. Onun üzerine Başbakanımızla konuştuk. Sonrasında Dişli gözaltına alınarak terörle mücadele ekiplerine teslim edildi. Ve bir çok yer arka arkaya kontrol altına alındı.

Giderken riskli bir durum atlattık

KİMİN ARACI İDAM İDAM DİYE SALLANDI?: Hulusi Paşa ile bir aradayız. Genelkurmay merkeze gitmek istiyor. Gönderemem dedim. Ne olduğunu bilmiyoruz. İkinci riski alamayız. Meclise geçtik. Resmi üniforması var. Yolda da riskli bir durum atlattık. Sevinç ve öfkeyi bir arada yaşadı millet. Başbakanlık aracı ile bizim aramıza girdi insanlar. Korumalardan kopardılar. Aracı nasıl sallıyorlar ‘idam idam’ diye. Meclis’in önündeyiz. En ufak kıvılcım bambaşka şeye sebebiyet verebilir. Darbeyi yapanlara idam istiyorlar idam derken. Sonra yine Çankaya’ya döndük.

Millet tek yumruk olduğunu gösterdi

UNUTULMAYACAK VE UNUTTURULMAYACAK: Pazar günü, ‘10 dakika da olsa gözünüzü birazcık yumsanız iyi olacak. 3 gün oldu hiç gözünüzü yummadınız’ dediler bana. 3 gün hiç uyumadık. Eve ilk uğrayayım dediğimde 8. gündü. 15 Temmuz sonrasında aylarca teyakkuz halinde olduk, her ihbarı en ince detayına kadar değerlendirdik. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın demokrasi nöbetleri çağrısı vardı. Vatandaş meydanlarda. Millet devletine sahip çıktı. Tüm Türkiye’de olduğu gibi darbecilerin, FETÖ’cü hainlerin Çankaya’ya girmesine engel oldu. Bu engelleme olmasaydı belki de yaptıklarımızı gerçekleştiremeyecektik. Allah razı olsun hepsinden. O gece şehitler verdik gazilerimiz oldu. Milletimiz Cumhurbaşkanımızın çağrısına uyduğu ve liderine güvendiği için ölümüne vatanına, bayrağına sahip çıktığı için bunu kazandık. Çok büyük bir badireyi milletimiz sayesinde hep birlikte atlattık. Milletimiz tek yumruk olduğunu dünyaya gösterdi. Bambaşka bir destan yazıldı. Bunlar unutulmayacak ve unutturulmayacak. Allah bir daha bu millete böyle bir tecrübeyi yaşatmasın. Onun için bizim her zamankinden çok daha birlik, beraberlik ve dayanışma içerisinde olmamız gerekir. Bu vesileyle tüm şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, gazilerimize hayırlı uzun ömürler diliyorum. Hep birlikte diriliş destanını yeniden yazan milletimize şükranlarımı sunuyorum.

Yazının devamı...

Dünyaya ‘15 Temmuz’ uyarısı

15 Temmuz Demokrasi Destanı’nın 3. yıldönümüne bir kaç gün kaldı.

Hain girişim başarılı olmadı. Bir destan yazıldı.

Türkiye ülke içinde olduğu gibi ülke dışında da FETÖ ile mücadele ediyor.

Özellikle dost ve kardeş ülkelere her fırsatta FETÖ uyarısı yapılıyor.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop da bütün dış ziyaretlerinde ve Türkiye’de misafir ettiği konuklarını “sizin için de tehdit” diyerek uyarıyor.

Bu konuyla ilgili sohbet ettiğim TBMM Başkanı Şentop, “biz dost ve kardeş ülkelerimizde de böyle bir tehdidin bulunduğunu düşünüyoruz ve bunun için onları ikaz ediyoruz. Sadece Türkiye’den getirdikleri örgüt militanları ile faaliyet yürütmüyor bunlar. ‘Sizin çocuklarınızın beynini yıkayarak faaliyette yürütüyorlar’ diyorum. Bu konuda dikkatli olunması gerekiyor. Bu uluslararası bir örgüt, istihbarat örgütlerinin maşası, taşeronu olarak çalışan bir örgüt. Özellikle ülkeleri istikrarsızlaştırmayı, dış müdahalelere açık hale getirmeyi hedefleyen bir örgüt. Türkiye bu örgütle mücadelesini belli bir noktaya getirdi ama dünya üzerinde de bu mücadelenin devam etmesini sürdürmemiz gerekir” diyor.

Şentop, Meclis Başkanlarına ve bakanlara şu mesajı verdiğini de dile getirdi:

FETÖ yeni jenerasyon bir terör örgütüdür. Bu terör örgütü alışkın olduğumuz elinde silahla gezinen militanlardan oluşmuyor. Bu örgüt siyasi iktidarı ele geçirmek ve yönlendirmek için mücadele ediyor. Bunu illegal yollardan yapıyor. Bunu tüm dünyaya anlatıyoruz.”

Yeni site, yeni logo

15 Temmuz için özel internet sitesi kurulacağını yazmıştım. Geçen hafta hem yeni site hem yeni logo oluşturuldu.

15 Temmuz şehitleri için özel anma etkinlikleri de düzenlenecek.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülecek anma etkinlikleriyle Demokrasi Destanı unutulmayacak ve unutturulmayacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da hem Ankara’daki hem de İstanbul’daki etkinliklere katılacak ve tüm dünyaya FETÖ mesajları verecek.

Srebrenitsa Çiçeği

Srebrenitsa katliamı dünyanın utanması gereken bir konu.

1995 yılında dünya seyretti ve 8 bin 372 kişi öldürüldü Srebrenitsa katliamında.

Dünyanın büyük ayıbı.

Srebrenitsa çiçeği varmış, acıyı ve onuru barındıran bir sembol.

11 yaprağı varmış, 11 Temmuz’a gönderme yaparak.

Ortadaki yeşil renk umudu, etrafındaki beyaz renk masumiyeti simgeliyormuş.

Kalbim güzel Bosna’da hep benim...

Etiyopya’da kayıtlar başladı

Türkiye Maarif Vakfı, Etiyopya’nın Harar şehrindeki FETÖ’ye ait okulu devraldı. Bu okula 6-7 ay önce gitmiştim.

Etiyopya Direktörü Levent Şahin ile zorlu bir yolculuk yapmış ve okul önünde fotoğraf çektirmiştik.

Okulun alınması 2 sene gibi zorlu bir süreçle olmuş.

70 dönümlük bir arazi üzerine kurulu kampüste anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise eğitimlerinin verildiği binaların yanı sıra hastane binası da bulunuyor.

350 öğrenci kapasiteli okul 4 ana bloktan oluşuyor. Okulun 140 kişilik yurdu da var.

Yeni öğrenci kayıtları da başlamış.

Maarif Vakfı Başkanı Birol Akgün, Afrika’daki FETÖ ile mücadele için yoğun mesai harcıyor.

Maarif’in Afrika’da 20 ülkede 127 okulu bulunuyor...

Yazının devamı...

'HER KAPIYI AÇMAK İÇİN ZORLAYACAĞIZ'

Ticaret Bakanı Pekcan, “il il dolaşıp ‘ihracatçı olmayanı nasıl ihracatçı yaparız’ onu araştırıyoruz. Türkiye genelinde ihracat destek ofislerini artırıyoruz. Uzak coğrafyalardaki yatırımcıyı çekmek için yoğun çaba gösteriyoruz. Tabii ihracatçılarımızın da biraz daha uzak coğrafyalara fokus olmaları gerekli artık. Sadece yakın coğrafyaya değil pazarlarımızı genişletmemiz, ürün ihracat ettiğimiz ürün portföyünü artırmamız gerekiyor.” dedi.

PEKİN

Cari açık... Ülkelerle ikili ticari ilişkilerin artırılması...

Türkiye sürekli ihracatın artmasına yönelik çalışıyor.

Yeni projeler ortaya konuluyor ve yatırımcı çekmek için ülke ülke dolaşılıyor.

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ile ticaretin ve ihracatın artmasına yönelik yapılanları konuştuk.

Bakan Pekcan, ihracat seferberliğine yönelik yapılacakları ayrıntılarıyla Milliyet’e anlattı. Pekcan, “il il dolaşıp ‘ihracatçı olmayanı nasıl ihracatçı yaparız’ onu araştırıyoruz. İl ziyaretlerinde hem esnafla hem iş dünyasıyla bir araya geliyoruz. İhracat yapılan ürünlerin artırılması için çalışıyoruz. Türkiye genelinde ihracat destek ofislerini artırıyoruz. Uzak coğrafyalardaki yatırımcıyı çekmek için yoğun çaba gösteriyoruz. Tabii ihracatçılarımızın da biraz daha uzak coğrafyalara fokus olmaları gerekli artık. Sadece yakın coğrafyaya değil pazarlarımızı genişletmemiz, ürün ihracat ettiğimiz ürün portföyünü artırmamız gerekiyor. Amerika’yla çok sıkı bir çalışma yapıyoruz. Şimdi Çin stratejimizi devreye sokacağız. Japonya ile STA’yı devreye sokacağız. Yani bunlar bizim için çok önemli ve büyük pazarlar. Hem TİM ile hem TOBB ile çalışmalarımız var. Nasıl ihracatçı olunur ne gibi desteklerimiz var onları birebir tanıtma, eğitme imkânımız oluyor. İhracat için işadamlarımıza da büyük görevler düşüyor. Biz Bakanlık olarak her türlü desteğimizle arkalarında olacağız. Pazarlara giriş desteklerimiz var, marka desteklerimiz var. Onlara açabileceğimiz her kapıyı, aralayabileceğimiz her kapıyı zorlayacağız” dedi.

Bakan Pekcan Pekin’deki EXPO 2019’da Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

İl il çalışıyoruz, proje hazırlıyoruz

- Ticaret Bakanlığı olarak en önemli konularınız neler?

Bizim öncelikli hedefimiz ticaretimizi, ihracatımızı artırmak. Bunun için gece gündüz çalışıyoruz. Yeni projeler hazırlıyoruz. İl bazındaki çalışmalarımızı artırdık. Bakanlık olarak biz Bakanlık mensuplarının artık il ziyaretlerine gönderiyoruz. Onları ‘Bakandan randevu isteyeyim, geleyim; alırım alamam, sorarım soramam’ demekten kurtarıp yerinde kapıyı çalıyoruz, biz geldik. Ticaret Bakanlığı olarak bizim ekiplerimiz gidiyor. İl ziyaretlerinde hem esnafla bir araya geliyoruz hem iş dünyasıyla bir araya geliyoruz. Hem de onlarla birebir istişare toplantıları yapıyoruz. Ticaretin hızlı, güvenilir ve kolay yapıldığı ülkelerde, en başlarda yer almak hedefimiz. Bununla ilgili gümrüklerde çok özel çalışmalar yapıyoruz. İhracat Genel Müdürlüğümüzle çok özel çalışmalar yapıyoruz, yurt dışı temsilcilikler de öyle. Verdiğimiz hizmetleri dijitalleştirmeye de çok önem veriyoruz. Bildiğiniz gibi gümrüklerde kâğıtsız ihracatı gerçekleştirdik şu anda, birçok ülkede hâlâ bu yok. Bazı Avrupa ülkeleri de dâhil, evrakları biz hala soft copy olarak alamıyoruz, hard copy olarak alıyoruz ama buna rağmen biz ithalatta da dijitalleşme yönünde ciddi adımlar attık. Müşavirlerimizi şu anda çok aktive ettik, motive ettik. Ben iş dünyasıyla da müşavirlerin bir araya gelmesini istedim. Müşavirlerimizin önünde iş insanlarımız kuyruk oldu. O ülke hakkında, o pazar hakkında bilgi alabilmek için. Ne kadar güzel bir şey, demek böyle bir ihtiyaç varmış.

Uzak coğrafyalara geniş ürün gönderilmeli

- İhracatı artırmaya yönelik neler yapıyorsunuz?

Gittiğimiz illerde ‘ihracatçı olmayanı nasıl ihracatçı yaparız?’ ona bakıyoruz. Talepleri nedir, beklentisi nedir? Hangi ürünün üretimi var Türkiye’de? Bunlarla ilgili çalışmalarımız var.

Tabii ihracatçılarımızın da biraz daha uzak coğrafyalara fokus olmaları gerekli artık. Sadece yakın coğrafyaya değil pazarlarımızı genişletmemiz, ürün ihracat ettiğimiz ürün portföyünü artırmamız gerekiyor. Onun dışında, Perakende Yasası’yla ilgili de bir çalışmamız var. Onunla ilgili taslağımızı Külliye’ye gönderdik. Orada da coğrafi işaretli ürünlerin daha fazla yer alması ama bir bölgedeki coğrafi ürün, sadece o ilinkileri değil de bütün Türkiye’den coğrafi işaretli ürün alıp satabilsin. Sadece private labella değil, diğer üreticilerilerin ki de en azından kendi ürünleriyle beraber raflarda yer alabilsin. Bununla ilgili çalışmalarımız var. PERBİS programımızla beraber iş yerinin açılışının, kapanışının gerek Bakanlığımızla gerek diğer bakanlıkların da koordinasyonunda bunların on line olarak yapılabilir hale gelmesi üzerinde çalışıyoruz. Serbest bölgelerimizi zaten Serbest Bölge Programımızla beraber şu anda giren, çıkan ürün, araç ve serbest bölgede kalan plakası, şoförüyle beraber kayıt altında. Tek noktadan bütün Türkiye’yi takip edebiliyoruz. Hangi serbest bölgeye hangi tarihte ne girdi, ne çıktı, o serbest bölgede ne var, bilgisayarı açtığımız anda görebiliyoruz. Bunu genelleştireceğiz inşallah, bu yönde çalışmalarımız da devam ediyor. İhtisas serbest bölgelerine çok ciddi önem veriyoruz teknoloji yatırımları için. Bunun dışında Rekabet Kanunu’yla ilgili taslak çalışmalarımızı tamamladık. 2003 yılından beri güncellenmemiş ama Avrupa Birliğinde 2008’de, 2010’da güncellemiş uluslararası yatırımcıların görmek istediği bir rekabet hukukunu getiriyoruz inşallah. Meclis tatile giriyor, girmeden yetiştiremeyeceğiz herhalde. Meclis tatile girmeden önce elektronik çek, bonoyu hazırladık, gönderdik, o çıkabilir. Artık karşılıksız çekten kurtulmak için elektronik ortamda çeki alabilecek, ciro edebilecek, verebilecek senedini de çekini de. Yani iş insanımızı koruyacak önlemler almak için gayret içerisindeyiz aslında.

- Yabancı yatırımcıyı çekmek için neler yapılıyor?

Her gittiğimiz toplantıda biz Türkiye’ye yatırımcı çekmek ve Türkiye’ye turist çekmek için en az ihracatımız kadar onları da dile getiriyoruz, onlarla ilgili de ülkemiz için projeleri takip ediyoruz. Bunun takipçisi olup Türkiye’nin hem coğrafi açıdan hem gümrük birliği açısından hem Kuzey Afrika, Orta Doğu, Orta Asya, Kafkaslara, Rusya’ya yakınlığı açısından tam bir merkezi hat konumundayız aslında uzak coğrafyalardaki yatırımcı için. Bunların da dikkatini bu yönde çekmek için gayret sarf ediyoruz. Bizim amacımız Japonya’yı da Çin’i de aynı zamanda yatırımcı olarak görmek. Yani dünyadaki yatırımlarına baktığımız zaman Türkiye’deki yatırımlarının çok az olduğunu görüyorsunuz. Onlar da Türkiye’deki yatırımların artırılmasını desteklediklerini söylediler.

Her türlü desteği vereceğiz

- Japonya ve Çin ziyaretleriniz nasıl geçti?

İkisi de çok başarılı görüşmelerdi. Çin ile bizim serbest ticaret anlaşması, ekonomik ortaklık anlaşmamız, görüşmelerimiz devam ediyor. Japon Ticaret Bakanıyla hem Davos’ta hem Paris’te OECD’de hem de G-20 Ticaret Bakanları toplantıları vesilesiyle de bir araya geldik. Bu sene içerisinde görüşmeleri tamamlayacağız. İki taraf da bunu yapmaya istekli. Türkiye’nin de böyle büyük pazarlara ihtiyacı var. Yaklaşık 750 milyar dolarlık ticaret hacmi. Bunun da 73 milyar doları sadece gıda ve tarım ürünleri, Japonya’nın ithalatı. Biz de tarım ürünlerinde biraz daha taviz bekledik. Bekliyoruz da. İnşallah bu sene içinde tamamlayacağız. Artık bizim ihracatçılarımızın Kuzey Afrika, Orta Doğu, Orta Asya, Kafkaslar, Avrupa, Rusya’dan çıkıp pergeli genişletme zamanı. Daha uzak coğrafyalara, daha hedef odaklı... Biz Bakanlık olarak her türlü desteğimizle arkalarında olacağız. Pazarlara giriş desteklerimiz var, marka desteklerimiz var. Onlara açabileceğimiz her kapıyı, aralayabileceğimiz her kapıyı zorlayacağız.

- Yeni projeler var mı?

Ticaret Müşavirliklerimizi güçlendiriyoruz. Yerel ekiplerle kadrolarımızı güçlendiriyoruz. Artık hem merkezden hem de yerel ekiplerle buralarda sürekli kadrolar oluşturuyoruz. Yurtdışı Temsilcilikler ve Uluslararası Etkinlikler Genel Müdürlüğü’nü yeni açtık. Artık sürekli ticaret müşavirlikleri ile koordinasyon halinde çalışıyoruz ve çok güzel bir program hazırlığı yaptık. İnşallah bütün Ticaret Müşavirliklerini, hatta belki sonra Akıllı İhracat Platformu’nu da İhracat Genel Müdürlüğümüz hazırlıyor. O programlar hazırlanınca yılsonuna kadar çok güzel çalışmalarımız var. Yani Ticaret Müşavirlikleri de birbirleriyle de Bakanlığımız ile de sürekli koordinasyon halinde bilgi alışverişi içinde bulunacakları, bütün uluslararası verileri de aynı siteden yararlanabilecekleri bir çalışmamız var.

İŞİMİZ DEZAVANTAJI AVANTAJA ÇEVİRMEK

- ABD ile ilgili ambargo ve yaptırım tartışmaları var. ABD ile ticaret görüşmeleri nasıl?

ABD Ticaret Bakanı Sayın Ross’la zaman zaman görüşüyoruz. Çok sıkı bir işbirliği halindeyiz Sayın Ross’la da. Haberleşerek sektörün önünü açmaya çalışıyoruz. Benim Bakan Yardımcım, onun temsilcisi bir arada koordinasyon halinde ortak toplantılar gerçekleştiriyorlar. Onlardan da sektöre yönelik, pazara giriş ve network ve dağıtım ağlarına girişle ilgili destek istedik. Sayın Ross da teyit verdi bu tür desteklerin içinde olacağında. Yani bizim hedefimiz 75 milyarı nasıl dengeli bir biçimde doldururuz. İnşallah yukarı da çıkarız.

- Bölgedeki tartışmalar nasıl etkiliyor ticareti?

Tabii yani etkiliyor. Gerçi şu anda Suriye’yle de ticaretimiz 1,3 milyar seviyelerine ulaştı ama bu coğrafyada olmanın dezavantajları var ama bizim işimiz dezavantajı avantaja çevirmek.

Tabii, ambargolar olmasa çok daha yukarılara taşıyabiliriz ama ambargolardan öyle ya da böyle etkileniyoruz. Biz de stratejimizi o doğrultuda yönlendiriyoruz. Amerika’yla çok sıkı bir çalışma yapıyoruz. Şimdi Çin stratejimizi devreye sokacağız. Japonya ile STA’yı devreye sokacağız. Yani bunlar bizim için çok önemli ve büyük pazarlar. Bizim hedefimiz ticaretimizi artırmak.

ÜLKE ÜLKE ÇALIŞIYORUZ

- Sorunlara yönelik yeni stratejik adımlar olacak mı?

Kesinlikle zaten ülke bazında da stratejik adımlarımız var. Ülke bazında ve sektörle beraber, iş dünyasıyla beraber, onların talepleriyle beraber, beklentileri nedir, potansiyelleri nedir, onları da dikkate alarak çalışmalar yapıyoruz. Yani Çin için özel stratejik planımız var, Amerika için ayrı bir çalışma grubumuz var. Ben gittiğim seyahatlerde matriks çalışması yapıyorum. Bu ülke dışarıdan ne alıyor? O ürünü bizden ne kadar alıyor? Biz onu dünyaya ne kadar veriyoruz? O matriks çalışmasıyla ilgili de bir dosya hazırladım. Ticaret Bakanına da (Çin) söyledim.

Ticaretin dengelenmesi ve Cumhurbaşkanlarımızın hedef gösterdiği 50 milyar dolara ulaşması ama bu asimetrinin de ilerlemesi yönünde destek vereceklerini söylediler. Yani bizim taraftan da bu taraftan da hükümet desteği de arkasında olduğu zaman arkası gelecek. Çok ciddi pazarlar bunlar. Geçen sene 400 bin Çinli turist geldi. Bunu ilk aşamada bir milyona çıkartmamız lazım. Hedeflerimiz arasında o da var. THY, Çin’de birçok yere uçuş istedi. Çin Devlet Başkanı da bu konunun takipçisi olacaklarını söyledi.

- Ülke bazlı tek tek çalışıyor musunuz artış için?

İhracatı artırmak, ihracatı desteklemek, ihracatı tabana yaymak, kadın genç girişimciyi desteklemek, ihracat master planımız üstünde çalışıyoruz. Ağustos ayında inşallah. Ülke bazlı çalışmaya gidiyoruz, sektöriyel bazlı çalışma yapıyoruz ve iş dünyasıyla birebir çalışıyoruz. Yani firmaları arayarak da yapıyoruz. Sektörlerle de bir araya geliyoruz. Gerekirse sürekli irtibat halindeyiz sürekli telefon olsun birebir toplantılar olsun. İller bazında da bir çalışmamız var. Türkiye genelinde ihracat destek ofislerini artırıyoruz. Hem TİM ile hem TOBB ile çalışmalarımız var. Buralarda nasıl ihracatçı olunur ne gibi desteklerimiz var onları birebir tanıtma eğitme imkânımız oluyor.

Yazının devamı...

Iraklı Bakan’a WhatsApp’tan sitem

Pekin

Irak ile yumurtanın ardından dondurma, makarna, meyve suyu, şehriye başta olmak üzere ihracat krizi... ABD ile ambargo tartışmaları... Çin ile ise ilişkiler artıyor...

Bu gibi ekonomik ilişkilerin son durumunu ve krizleri Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ile Pekin’de konuştuk. Pekcan müjdeli bir haber de vererek Türk kirazının tekrar Çin’e girmeye başladığını açıkladı.

Pekcan, bazı krizlerin çözümü için anında müdahaleler yapıyor. Bunlardan biri de Irak ile yaşanan ihracat krizi.

Bakan Pekcan, Çin’den Iraklı Bakan ile iletişime geçti. Bakan Pekcan, olayın boyutunu WhatsApp’tan yazışarak anlamaya çalıştı ve “Neden böyle yapıldı, ne zaman çözülür?” diye sordu.

‘Geçici önlemi bekleyemeyiz’

Bakan Pekcan sohbetimizde ihracat pazarını çeşitlendirmeye çalıştıklarını belirterek, “Yumurtada yüzde 71 Irak bizden alıyor. Tavukta da yüzde 57. Bir tek pazara odaklanmışız. Bunu çeşitlendirmek zorundayız. Bu pazar sorun olduğu anda sektör krize giriyor. Bunu çeşitlendirmekten başka çaremiz yok. Salı akşamı Iraklı Bakan’la da WhatsApp’tan yazıştık, takip ediyoruz. Her ülkenin de kendi stratejileri var, yerli üreticisini destekleme stratejileri var. Tabii geçici önlemler diye teyit ediliyor bize ama bizim üreticilerimizin o geçici önlemi bekleyecek tahammülü yok” dedi.

Sıkıntının farklı alanlara da sıçradığını sormamız üzerine Pekcan, “O yüzden Iraklı Bakan’a WhatsApp’tan yazdım. Dondurma, meyve suyu, makarna, şehriye başladı” dedi.

‘Tavukları keseriz’

Iraklı Bakan’ın yanıtını ise Pekcan şöyle anlattı:

Geçici önlem dedi cevap olarak. Hatta bizim yumurtalar İran üzerinden girmeye başlamış. Irak’taki görüşmelerde dedik ki ‘Biz bunu desteklemiyoruz, yarın Irak halkının sağlığını, hangi şartlarda naklediliyor, hangi şartlarda stoklanıyor, buna güvenemeyiz, bu da Türk ürünü densin de istemeyiz, bunun için bizim tavukları kesersek sonra nereden yumurta bulacaksınız’ dedik. Başbakan da ‘Sakın kesmeyin tavukları’ dedi. Geçicidir, tedbir alacağız deniyor ama parlamento kararı olduğu için pat diye birden kaldıramıyorlar. Takvim veremediler henüz, bekliyoruz. Biz de bu yönde çalışıyoruz; ne yapabiliriz beraber diye. Zaten 3 katına çıkmış yumurta fiyatı, ne kadar sürdürebilir?”

Çin’e Türk kirazı girdi

Çin’e bir süredir Türk kirazı giremiyordu. Pekcan, Çin’deyken Türk kirazının tekrar Çin’e girmeye başladığını da açıkladı.

Türkiye’den Çin’e 25 ton kiraz geldiğini belirten Pekcan, “20 ton Guangzhou’ya, 5 ton da Şanghay’a ulaştı. Çin’in süt ve deniz ürünleri ile kanatlı et ithalatı 18 milyar dolar. Burası çok ciddi bir pazar. İnşallah sebze-meyve, deniz ve süt ürünlerinde de arkası gelecek” dedi.

ABD’li iş adamlarına davet

Pekcan, ABD’li iş adamlarını teknoloji ağırlıklı İhtisas Serbest Bölgelerine yatırım için davet ettiklerini söyledi.

ABD’li iş adamlarıyla görüşmelerde herhangi bir sektör limiti koymadıklarını ama otomotiv, yan sanayi, tekstil, hazır giyim, mobilya, mücevher, yatçılık gibi birkaç sektörü görüşmelerde ön plana çıkardıklarını dile getirdi.

Türkiye ihracatta pergeli genişletmeyi hedefliyor.

Pekin’deki sohbetimizde de Bakan Pekcan bunun üzerinde ısrarla durdu ve farklı coğrafyalara ihracat hedefledikleri için yoğun çalıştıklarını söyledi...

Yazının devamı...

ÇİN'DE TÜRKİYE RÜZGÂRI ESTİ

EXPO 2019 Pekin kapsamında düzenlenen Türk Milli Günü, renkli görüntülerle açıldı. Ticaret Bakanı Pekcan, “Türkiye pavyonunu 10 milyon kişi ziyaret edecek” dedi.

Çin’de dün tam anlamıyla Türkiye rüzgârı esti. 100’ün üstünde ülkenin katıldığı EXPO 2019 Pekin’de Türk pavyonu büyük ziyaretçi çekti.

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın davetlisi olarak EXPO 2019 Pekin’e katıldık.

Dün EXPO’da Türk Milli Günü düzenlendi.

Pekin EXPO’ya şu ana kadar 2.5 milyon kişi ziyaretçi olarak gelmiş.

Türkiye Pavyonu ise büyük ilgi gördü. 1 milyon kişi ziyaret etmiş. Bu sayının EXPO sonuna kadar 10 milyonu bulması hedefleniyor.

“Çin, almak için uzak değilse, satmak için de uzak değil”. Bu söz Ticaret Bakanı Pekcan’a ait.

Türkiye Çinli turistleri çekebilmek için büyük önem vermiş EXPO’ya.

Has bahçe tasarımı

Türkiye Pavyonu, Osmanlı bahçe kültürünün en güzel örneklerinden has bahçelerden ilham alınarak tasarlanmış.

Türkiye Milli Günü etkinlikleri, “Geleceği Yeşil ile Kucakla” temasıyla başlatıldı.

2 bin 400 metrekarelik alanda EXPO’nun en büyük pavyonlarından biri durumunda Türkiye’ninki.

Ayrıca dün “Anadolu’nun Nadir Endemikleri” temasıyla Mücevher defilesi düzenlendi. Defile de büyük ilgi gördü.

Ayrıca horon, Neyzen Burcu Karadağ ile semazen, ebru/çömlek ve kum sanatları gösterilerinin yanı sıra Türk ürünleri temalı resepsiyonlar da verildi.

Büyük katkı

Ticaret Bakanı Pekcan ile EXPO’yu birlikte dolaştık ve sohbet ettik.

Pekcan EXPO’nun Çin’e yönelik pazara giriş faaliyetlerine büyük katkı sağlayacağını söyledi.

Pekcan, “Bundan sonraki yıllarda bizim için ‘Çin’den ne alabilirim’ yerine ‘Çin’e ne satabilirim’ dönemi başladı. EXPO alanı aynı zamanda Çinli müşterilerle doğrudan diyalog kurabileceğiniz bir fırsat sunuyor. Çin, almak için uzak değilse, satmak için de uzak değil. Ticaret Bakanlığı olarak iş dünyasına her türlü desteği vermeye ve açabileceğimiz her kapıyı sonuna kadar zorlamaya hazırız” dedi.

EXPO’lara katılımı oldukça önemsediklerini vurgulayan Pekcan, bakanlık olarak bu organizasyonları ülkenin tanıtımının yanı sıra Türkiye markasının ve Türk ürünlerinin tanıtımı için önemli bir fırsat olarak gördüklerini dile getirdi.

88’incisi düzenlenecek İzmir Enternasyonal Fuarı’na Çin’in partner ülke olarak katılacağını belirten Pekcan, “Çeşitli iş etkinlikleri ve iş forumları düzenleyeceğiz. Bu konuda dün Çin Ticaret Bakanı ile de teyitleştik. İnşallah geniş katılımlı toplantılar düzenlemeyi, hem ihracatı hem de karşılıklı ticaret hacmini ve yatırımları artırıcı yönde çalışmalar yapmayı planlıyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da önceki gün Çin’deydi.

İkili ilişkilerin artırılmasına yönelik Çin yönetimiyle görüşmeler yapıldı.

İki ülke arasındaki uçuşları artırmak için de fikir birliği olmuş. Önümüzdeki günlerde Çin Pazarı daha çok artacak gibi gözüküyor...

7 bölge 7 iklim

“7 bölge 7 iklim” koreografisi çerçevesinde Galata Kulesi, Harran Evi, Serender, Bodrum Evleri, Peri Bacaları, Düğmeli evler ve Harput evlerinin sembolik örnekleri ziyaretçilerin beğenisine sunuldu.

Bu yapıların içine girenler o yörenin özelliklerini ve tanıtımı buldu.

Her ayrı yerde misafirleri farklı bir çiçek kokusu da karşıladı.

Bodrum evlerine girenlerin karşılarında Bodrum’un su altını da gördü. Galata Kulesi’ne girenler ise gerçek Galata Kulesi’nden çekilmiş İstanbul manzarasını uçan martılarla birlikte izledi.

Gezenlere Türk yemekleri ve içecekleri de ikram edildi.

Bunlar arasında Kahramanmaraş dondurmasından lokma tatlısına, kısırdan sarmaya kadar birçok yemek verildi.

En çok ilgi görenler ise Türk tatlıları oldu. Türk lokumları da beğeni topladı.

Pavyonun ana ögesi Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz’in Av Köşkü’nden esinlenilerek tasarlanan Bahçehane oldu.

Yazının devamı...

80 PROJE 80 BİN ÇOCUK

Türkiye’nin dış yardımlardaki en önemli kuruluşu olan TİKA, 5 kıtadaki mağdur ve ihtiyaç sahipleri çocukların yüzünü güldürüyor. 2018’de sadece çocuklara yönelik 80 proje hayata geçiren TİKA, 80 bin çocuğun yüzünü güldürdü. Bu yıl ise şu ana kadar 20 proje hayata geçirilmiş durumda

Dünyada her yıl 10 binlerce çocuğa yardım elini uzatan TİKA’nın Başkan Vekili Serkan Kayalar, ‘Irk, dil, din farkı gözetmeksizin gücümüz yettiğince çocuğa ülkemizin yardım elini uzatmaya çalışacağız’ dedi

Savaş, göç, afet, yoksulluk...

Bunlardan en çok çocuklar etkileniyor.

Dünyada 400 milyonun üzerinde yetim varmış.

Türkiye dış yardımlarda taşın altına elini koyan en önemli ülkelerden biri.

Türkiye’nin dış yardımlardaki en önemli kuruluşu olan TİKA, dünyanın dört bir yanında çocuklar için de özel projeler Üretiyor. Özellikle onların okuması ve yeni nesillerin daha iyi yetişmesi için.

TİKA, Orta Asya’dan Balkanlar’a, Orta Doğu’dan Afrika’ya, Uzak Doğu’dan Latin Amerika’ya kadar tüm çocuklar için eşit, kapsayıcı ve sürdürülebilir eğitim olanakları sunmak ve dezavantajlı çocuklara destek olmak için projeler üretiyor.

2019 yılının ilk yarısında eğitim, kültür ve sağlık gibi alanlarda sadece çocuklara yönelik 20’den fazla proje gerçekleştiren TİKA, 5 kıtada çocukların yüzlerini güldürmeye devam ediyor.

Bu projelerden de binlerce çocuk yararlandı.

TİKA 2018 yılında ise sadece çocuklara yönelik yaklaşık 80 proje hayata geçirdi. Bu projelerden ise yaklaşık 80 bin çocuk faydalandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Eşi Emine Erdoğan bu konuda hassas olduğu için yardımlar çocuklara günden güne artıyor.

5 kıtala yardım eli

TİKA Başkan Vekili Serkan Kayalar dünyadaki ihtiyaç sahibi çocuklara yönelik yaptıkları yardımlarla ilgili Milliyet’e şunları söyledi:

“Savaşlar, çatışmalar, açlık, göç ve afet gibi hadiseler neticesinde üzere dünya üzerinde sayısı gün geçtikçe artan acılara şahit olmaktayız. Kuşkusuz bundan en çok zarar görenler ise çocuklar ve kadınlardır. Bugün dünya üzerinde 400 milyondan fazla yetim bulunuyor ve ülkemiz de TİKA ve STK’lar başta olmak üzere bu çocukların yaralarını sarmak için üstün bir gayret göstermektedir. Bu anlamda anne çocuk sağlığı alanındaki projeler TİKA’nın da öncelikli hedefleri arasındadır. Nijer-Türk Dostluk Hastanesi yalnızca ülkenin değil bölgenin en önemli anne çocuk sağlığı merkezi olacak. Balkanlar, Orta Asya, Afrika da dâhil olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde çocuk kliniklerini yeniliyoruz, çocukların kreşlerden başlayarak temel eğitim ihtiyaçlarından modern şartlarda faydalanmaları için okulları inşa ediyor, yüzlercesini yeniliyoruz. Arakan, Filistin, Afganistan, Somali, Irak gibi ülkelerde savaş ve terör mağduru çocuklar için acil insani yardımların yanında sürdürebilir projeler üretiyoruz.

TİKA’nın 5 kıtaya yayılan proje faaliyetleri arasında çocuklar için olanları kuşkusuz çok ayrı bir yere sahiptir. TİKA’nın bu çalışmaları hiç şüphesiz Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde Türk milletinin vicdanının bir yansımasıdır. Hanımefendi Sayın Emine Erdoğan’ın ülkemizde olduğu kadar yurt dışında da anne çocuk sağlığı konusunda çok önemli projelerin öncüsü konumunda. Geçtiğimiz günlerde Hanımefendi himayelerinde Tacikistan’da engelli çocuklara hizmet veren bir merkezin açılışını yaptık. Ramazan ayında ise TİKA’nın desteği ile ülkemizde eğitim alan Ganalı işitme engelli çocukları Hanımefendi himayelerinde ülkemizde ağırladık.

Bütün projelerimiz arasında TİKA mensupları olarak bizleri sahada en çok etkileyen ve çalışma azmimizi daha artıran çalışmalarımız çocuklar için yapılmış olanlardır, bundan sonraki süreçte de ırk, dil, din farkı gözetmeksizin gücümüz yettiğince çocuğa ülkemizin yardım elini uzatmaya çalışacağız.”

Ülke ülke TİKA’nın yardımları

TİKA’nın yardım eli her yıl on binlerce çocuğa ulaşıyor. Ülke ülke baktığımızda TİKA’nın yardımlarından bazıları şöyle:

- KIRGIZİSTAN: Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te görme ve işitme engelli çocuklara
yönelik ilk olma özelliği taşıyan eğitim ve sanat merkezi kuruldu.

Başkent Bişkek’e bağlı Oktyabr ilçesi Kök-Jar semtinde görme ve işitme engelli 135 ailenin kaldığı Sosyal Konutların yanında faaliyet gösteren Ulusal Görme ve İşitme Derneği merkezinde kütüphane olarak kullanılan odaların onarımı ve donanımı yapıldı. Proje kapsamında merkezin tamiratının ardından engelli çocuklar için çocuk eğitim ve sanat merkezi kuruldu.

Kırgızistan’ın Çüy Bölgesinde 17 farklı milletten yaklaşık 750 öğrencinin eğitim gördüğü Budenovka Ortaokulu TİKA tarafından yenilenerek hizmete açıldı.

- GANA: Gana’nın başkenti Akra’da Tetteh-Ocloo İşitme Engelliler Devlet Okulunda öğrenim gören sekiz işitme engelli öğrenciye Ankara’da Kemal Yurtbilir Özel Eğitim Meslek Lisesi’nde üç hafta boyunca, kuyumculuk, el sanatları ve hazır giyim konularında eğitim verildi. TİKA tarafından 2016 yılında Tetteh-Ocloo İşitme Engelliler Devlet Okulu’nda öğrenim gören öğrencilerinden 4 ila 12 yaş arasındaki 80 işitme engelli çocuk için işitme cihazı temin edilmiş ve okula çocukların işaret dili haricinde sesli olarak da eğitim alabilmesine imkân tanıyan FM eğitim sistemi kurulması sağlanmıştı.

- MOĞOLİSTAN: Moğolistan çocuk yaratıcılık merkezinin eğitim faaliyetlerine ihtiyaç duyulan eğitim malzeme ve ekipmanın TİKA tarafından temin edildi.

- SIRBİSTAN: Sırbistan’ın güneybatısındaki Prijepolje şehrinde bulunan Misa Cvijanovic - Nasa Radost Anaokulu ile DusanTomasevic Cirko İlköğretim Okulu’nu yeniledi. TİKA tarafından yenilenen anaokulunda 300, ilköğretim
okulunda ise 210 öğrenci eğitim görüyor.

- ETİYOPYA: TİKA, Ramazan ayında Etiyopya’daki yetimler için 800 kişilik iftar
sofrası kurdu.

- CEZAYİR: Cezayir’in El-Qued şehrinde beyin felci hastası çocukların tedavisi ve eğitimi konusunda neler yapılması gerektiğinin değerlendirildiği uluslararası bir sempozyum düzenleyen TİKA çocuklar için özel tasarlanmış 50 tekerlekli sandalyeyi de ailelere dağıttı.

- KARADAĞ: TİKA Karadağ’ın başkenti Podgoritsa’da bulunan Tuzi 25 Mayıs Lisesi Spor Salonu’nu yeniledi.

- AZERBAYCAN: 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle, Azerbaycan ve Türkiye’nin çocuk kitabı yazarları ile Azerbaycanlı çocukları farklı kültürel etkinliklerde bir araya getirmek, çocukların kitap okuma alışkanlıklarını arttırmak amacıyla TİKA tarafından gerçekleştirilen “Kitabın Işığın Olsun” projesi kapsamında Azerbaycanlı öğrencilere 30 bin kitap dağıtıldı.

- AFGANİSTAN: Mezar-ı Şerif şehrinin en büyük ve köklü liselerinden biri olan Bahter Lisesi, TİKA tarafından yenilendi. 7 binden fazla öğrencinin eğitim gördüğü lisenin 8 sınıflık ek binaları düzenlenen törenle hizmete açıldı.

- KARADAĞ: Rojaye şehrinde bulunan Rojaye 30 Eylül Fen Lisesi, öğrencilerin daha etkin ve interaktif eğitim alabilmesi için TİKA tarafından yenilendi.

8 sınıf için akıllı tahta ve bilgisayar kurulan okulda 470 öğrenci eğitim görüyor.

- URUGUAY: Uruguay’ın Başkenti Montevideo’da bulunan Escuela Roosvelt
Engelli okuluna servis aracı temin edildi. Okul 2-18 yaş arasında çoğu yüksek derecede engelli olan 82 öğrenciye hizmet veriyor.

- GİNE: Gine Dayanışma Sitesinde yaşayan engelli ve yetimlerin on beş yıllık su hasreti giderildi. Dayanışma Sitesine 12 ton su kapasiteli temiz içme suyu sistemi kuran TİKA engelli ve yetimlere can suyu oldu. Ramazan ayı etkinlikleri kapsamında da bu sitede yaşayan engelli ve yetim 500 aileye gıda yardımında bulunuldu.

- PAKİSTAN: Pakistan’ın en kalabalık şehri olan Karaçi’de Baitus Salam Vakfı işbirliğiyle yoksul medrese öğrencileri ve ailelerinden oluşan 1000 kişiye iftar programı düzenlendi. Ayrıca Pakistan’da 250 yetim ailesine gıda yardımı yapıldı.

- LÜBNAN: Lübnan’ın kuzeyinde yer alan Akkar kentine bağlı Halba beldesindeki yetim kurumunda, 350’yi aşkın yetim ve bakıma muhtaç çocuğa iftar verildi.

- LİBYA: Libyalı yetim çocuklar ile Afrika, Orta Asya, Balkanlar ve Uzak Doğu’dan gelen üniversiteli gençleri “Çocuklarla TİKA İftar Sofraları” programında bir araya geldi.

Yazının devamı...

15 TEMMUZ’A ÖZEL HAZIRLIK

Darbe girişiminin üzerinden 3 yıl geçti.

15 Temmuz Demokrasi Destanı’nı ‘unutmamak ve unutturmamak’ için başta Cumhur-başkanlığı olmak üzere tüm kurumlar yoğun çalışıyor.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, bu yıl özel bir çalışma yaparak ‘15 Temmuz internet sitesi’ kuracak.

Bu site farklı dillerde olacak ve dünyaya gerçekleri ayrıntılarıyla gösterecek.

Buna yönelik olarak, tüm bakanlıklardan ve kamudaki kurumlardan, ellerindeki kitap, belge, fotoğraf ve video başta olmak üzere tüm materyallerin gönderilmesi istendi.

Kurulacak internet sitesiyle amaç, resmi olarak tek elden, hain girişime ve FETÖ’ye ilişkin tüm gerçeklerin dünyaya anlatılması.

Bu yıl da Ankara ve İstanbul başta olmak üzere tüm illerde 15 Temmuz’da şehitlerin yâd edilmesine yönelik çeşitli anma etkinlikleri düzenlenecek.

Anma etkinlikleri de Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın koordinasyonunda yürütülecek.

İran sınırında hareketlilik

Suriye’deki son gelişmeler sınırlarımızdaki mülteci akınını etkiliyor.

Suriye sınırının ardından şimdi de İran sınırında büyük mülteci hareketliliği var. Iğdır’daki 5. Sınır Komutanlığı, Ermenistan, Nahçıvan ve İran ile sınırı koruyor.

Bu sınır hattında yakalanan yasa dışı düzensiz göçmenin sayısı günlük ortalama 500-1000 arasında değişiyormuş.

Bu da önemli bir sayı.

Bu bölgede de sınıra duvar örülmüş.

Terörle mücadele eden Mehmetçik aynı zamanda bölgedeki mülteci hareketliliğini de önlemek için gece gündüz nöbette...

TURİZMDE ÇİN PAZARI...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başta Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan olmak üzere ekonomi ağırlıklı bakanlarla birkaç gün sonra Çin’e olacak.

Türkiye, Çin’deki Expo’ya da katılacak. Expo’da ‘Türkiye Günü’ düzenlenecek.

Cari açığı kapatmada önemli olan turizm açısından, Çin, hassasiyetle üzerinde çalışılması gereken bir pazar.

Çin’de yılda 142 milyon kişi seyahat ediyor.

Çinliler yılda 257 milyar dolar yurt dışında turizm harcaması yapıyor.

Çin’de Avrupa’ya gitmek için Schengen vizesi alan kişi sayısı ise 2.5 milyon. Çin’den Türkiye’ye gelen turist sayısı ise yılda 250 bin civarında. Bu nedenle, Türkiye’nin Çinli turistleri Türkiye’ye çekmek için özel bir çalışma içine girmesi gerekiyor.

125 bin genç 1 hafta misafir

Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye’nin farklı noktalarında yer alan gençlik kamplarında, 81 il, KKTC ve yurt dışından gelen gençleri bir araya getiriyor.

Yılda 125 bin gencin 1 hafta boyunca misafir edileceği yeşil (doğa) ve mavi (deniz) temalı kamplarda gençler, güvenli bir ortamda akranlarıyla sosyalleşebilmenin yanı sıra spordan sanata, bilim ve teknolojiden, kültür ve tarihe uzanan geniş bir yelpazede eğitsel faaliyetlere katılma imkânı bulacak.

Gençlik kampları tamamen ücretsiz. Ayrıca gençlerin seyahat ve sağlık sigortalarına kadar her detay bakanlık tarafından düşünülmüş. Yıl boyunca devam eden gençlik kamplarından ayrıca sadece gençler değil baba-oğul, anne-kız temalarıyla aileler de yararlanabiliyor.

Başvuru değerlendirmelerinde gelir durumu düşük, derslerinde başarılı ve 3 yıl başvurduğu halde kampa katılamayan gençlere öncelik verilirken, şehit ve gazi yakınlarına ise başvurmaları halinde doğrudan katılım hakkı tanınıyor.

Yazının devamı...

‘Türkiye kimseye mecbur değildir’

15 Temmuz darbe girişimine yönelik ABD ve Avrupa ülkelerinin tavrı, F-35 ve S-400 tartışmaları, Doğu Akdeniz’deki gelişmeler, İslamofobi ve ırkçılık tartışmaları, Filistin’e yönelik yapılanlar başta olmak üzere gündem konularını Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Şentop ile konuştuk

F-35 ve S-400 tartışmalarıyla ilgili ABD’yi eleştiren Şentop, ‘Türkiye’yi hiç kimse kendisine mahkûm ve mecbur olarak düşünmemelidir’ diyor

İstanbul seçimi yenilendi.

Bir süredir İstanbul seçiminin dışında en önemli gündem dış politika. Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin Türkiye’ye yaklaşımları...

Bu yaz bu konular en çok tartışılacak maddeler arasında.

Darbe girişimi ve Demokrasi Destanı olan 15 Temmuz’un yıldönümü de geliyor.

15 Temmuz darbe girişimine yönelik ABD ve Avrupa ülkelerinin tavrı, F-35 ve S-400 tartışmaları, Doğu Akdeniz’deki gelişmeler, İslamofobi ve ırkçılık tartışmaları, Filistin’e yönelik yapılanlar başta olmak üzere gündem konularını TBMM Başkanı Mustafa Şentop ile konuştuk.

Türkiye’ye demokrasi dersi vermeye çalışan ABD ve Avrupa’nın demokrasi sınavından kaldığını belirten TBMM Başkanı Şentop, “ABD ve Avrupa ülkeleri demokrasi konusunda eğer kendi menfaatlerine aykırıysa demokrasiden vazgeçebileceklerini göstermişlerdir. Eğer demokrasi işlerine yarıyorsa o zaman demokrasi söylemi ortaya koyabiliyorlar. Çifte standartlı ve ikiyüzlü bir yaklaşım içerisindeler. 15 Temmuz gecesi bir çok Avrupa ülkesinin ve ABD’nin, darbe girişiminin gidişatının netleşmesini bekleyerek tepki verdiklerini görüyoruz. Ne zamanki darbe teşebbüsü bastırıldı, ondan sonra bunu kınayan açıklamalar gelmeye başladı. Demek ki mesele gerçekte bir demokrasi savunuculuğu değil, demokrasiyi siyasi araç olarak gören bir anlayış var kafalarının arka planında. Demokrasi sınavından kaldılar” diyor.

F-35 ve S-400 tartışmalarıyla ilgili de ABD’yi eleştiren Şentop, “Türkiye’yi hiç kimse kendisine mahkûm ve kendisine mecbur olarak düşünmemelidir. Türkiye kendi kararını kendi verir ve kendi güvenliğini de kendisi sağlar” dedi. Şentop Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

Dünyaya FETÖ çağrısı

- 15 Temmuz’da TBMM de bombalandı. Dünyaya FETÖ ile mücadele konusunda bir çağrınız olacak mı?

Bu darbe girişimini ülkemize gelen bakanlar ve meclis başkanlarına anlatıyorum. Bu terör örgütü siyasi iktidarı ele geçirmek ve yönlendirmek için mücadele ediyor. Bunu illegal yollardan yapıyor. İnsanların gözüne hoş görünecek okullar, sivil toplum kuruluşları gibi maskelerle yapıyor bunu. Devlet içinde oluşturdukları yapılanmayı bu tür kuruluşlarla gizlemeye çalışmışlar; bu tespit edilmiş. Darbe gecesi Meclis’i ve Külliye’yi bombaladılar. Vatandaşlarımızı şehit ettiler. Bunu yapan askerlerin ve polislerin talimatları okullardaki öğretmenlerden aldığı ortaya çıktı. Ankara’da tespit edilen bir FETÖ okulunun yöneticileri Akıncılarda darbeyi yöneten ekip içerisinde yakalandı.

Bunlar okulları ve STK’ları gerçek amaçlarını örtmek için bir maske olarak kullanıyorlardı. Yabancı konuklara bu hususları anlatıyoruz. Bu örgütün birinci hedefi Türkiye idi. Başka ülkelerde de böyle bir hedefi gerçekleştirmek için gayret gösterdiklerine şüphe yok. Dost ve kardeş ülkelerin yöneticilerine hep bunu söylüyoruz. Bu örgütle ilgili Türkiye mücadelesini gerçekleştirdi. Bu örgütü tasfiye edecek noktaya geldik. Konuk devlet yetkililerine, “Sadece Türkiye’den getirdikleri örgüt militanları ile faaliyet yürütmüyor bunlar, sizin çocuklarınızın beynini yıkayarak faaliyet yürütüyorlar. Bu konuda dikkatli olunması gerekiyor. Bu uluslararası bir örgüt, istihbarat örgütlerinin maşası, taşeronu olarak çalışan bir örgüt. Türkiye bu örgütle mücadelesini belli bir noktaya getirdi ama dünya üzerinde de bu mücadelenin devam etmesini sağlamamız ve sonuçlarını sıkı bir şekilde takip etmemiz gerekir” diyoruz.

Standart olmalı

- Batı 15 Temmuz’da demokrasi sınavından geçebildi mi?

Avrupa demokrasiyi siyasi kavram olarak kullanmaya başlayınca kafamızda soru işaretleri oluşmaya başlıyor. ABD, Afganistan’a ve Irak’a demokrasi getirmek için girdi. Bunu bir mazeret olarak gösterdi. İnsan haklarını hayata geçirmek, işkence ve zulümleri gidermek için geldiğini söyledi. Ama gerçek maksadın bu olmadığı görüldü. Avrupa için de aynı şey geçerli. Çok net söyleyelim. Avrupa kendi sınırları içerisinde demokrasiyi savunuyor; ama Avrupa sınırları dışında demokrasiyi ancak kendi menfaatine olursa, kendi yararına bir sonuç alacaksa savunuyor. Türkiye’ye demokrasi ile ilgili zaman zaman ders vermeye çalışanlar, Mısır’da darbe sonucu devrilen ve şehit olan Mursi ile ilgili hiç ses çıkarmadılar.

ABD ve Avrupa ülkeleri, eğer kendi menfaatlerine aykırıysa demokrasiden vazgeçebileceklerini göstermişlerdir. Eğer demokrasi işlerine yarıyorsa o zaman demokrasi söylemi ortaya koyabiliyorlar. Maalesef bu bir gerçek. Tek bir standardın olması lazım. Avrupa’nın her zaman Avrupa dışındaki ülkeler için ikinci bir standardı olmuştur.

Avrupa’nın çifte standartlı ve ikiyüzlü yaklaşımı yeni de değildir. Yüzyıldan fazla bir zamandır çok defa şahit olduğumuz yaklaşım biçimidir. 15 Temmuz ile ilgili birçok Avrupa ülkesi ve ABD’nin, darbe girişiminin gidişatının netleşmesini beklediğini, darbe başarısızlığa uğradıktan sonra tepki verdiğini görüyoruz. Bu üzücü bir durum. Demek ki, gerçekten bir demokrasi savunuculuğu değil, demokrasi istismarı var kafalarının arka planında. Hülasa, batı demokrasi sınavından kaldı.

- Avrupa’da ırkçılık artıyor. Türklere yönelik baskılar da artıyor. Avrupa’nın nereye gittiği de tartışılıyor...

Avrupa ülkelerinde siyasette bir çoğulculuk gözleniyor ama kültürel manada gerçek bir çoğulculuk yakın zamana kadar yaşanmadı. Avrupa, kültürel anlamda çoğulcu değil tekçi anlayışa sahip olduğunu hep gösterdi. Ama kültürel çoğulculuğun Avrupa’nın genel siyasetine yansıyan yönleri olacak. Irkçılık, İslamofobi ve İslam düşmanlığı gibi siyasi eğilimler Avrupa’nın geleceği bakımından endişe verici.

Sadece önümüzdeki yıllarda Avrupa’da toplumsal hayatı sıkıntılı hale getirecek bir durumla karşı karşıyayız. Bu bakımdan Avrupa’nın da farklı kültürlerden, farklı inançlardan, farklı hayat tarzlarından insanlarla beraber ve onları eşit birer kişi olarak kabul ederek yaşamayı öğrenmesi gerekir. Biraz sancılı bir öğrenme süreci yaşanacak Avrupa için ama, öğrenmek zorundalar. Çünkü başka türlü olması, bu sürecin geriye döndürülebilmesi mümkün değil. Artık bütün dünya bir arada yaşayacak.

BARIŞA KATKI SUNACAK ÜLKEYİZ

- Avrupa Parlamentosu’na bir mesajınız olacak mı TBMM’den?

Türkiye birçok bakımdan kültürel çoğulculuğu yüzyıllar boyunca fiilen gerçekleştirmiş bir ülke. Türkiye, çok farklı dinlerden, ırklardan insanı aynı topraklarda bir arada yaşatmayı başarabilmiş bir ülke. Türkiye, bu ve benzeri bakımlardan Avrupa’ya her zaman katkı sunacak bir ülkedir. Türkiye’nin bu varlığı Avrupa’da gelişmekte olan ırkçı, göçmen ve islam karşıtı anlayışları da izole edecek ve devre dışı bırakacaktır. Türkiye, bölge ve dünya barışına katkı sunacak bir ülkedir. Avrupa ile ilişkilerin Türkiye’ye getirdiği faydanın daha fazlasını Türkiye Avrupa’ya katacaktır.

Başka pazarlar vardır

- F-35 ve S-400 tartışmaları var. Mektuplar ve tehditleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye kendi kararlarını kendisi alan bir ülkedir. Dünyada kendi kararını kendisi alabilen ülkelerin sayısı iki elin parmağını geçmez. Dünyada yaşanan sıkıntıların bir sebebi de bu.

Türkiye sadece kendi milletinin menfaatini gözeten yönetim anlayışını Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde kararlılıkla uyguluyor. Türkiye, dünyanın en yoğun çatışmalarının yaşandığı bir bölgede bulunuyor. Türkiye’nin kendisini güvende hissedebilmesi için savunmasını güçlendirmesi gerekiyor. Bunun için gereken her şeyi yapmak milletin seçtiği idarecilerin görevidir. Milli savunmamızı güçlendirme konusunda bir çok ülke ile temaslar oldu ama başta ABD olmak üzere bazı batılı devletler uzun süre oyalama taktikleri ile beklettiler. Bunun üzerine, Rusya ile görüşüldü ve S-400’lerle ilgili anlaşma yapıldı.

Yunanistan’a kimse itiraz etmedi

Şimdi hiçbir devletin, NATO’da müttefiki de olsa Türkiye’ye ‘biz sana savunman için silah vermiyoruz ama sen başka ülkeden de alma, savunma sistemlerin olmasın, senin için uygun olan budur’ deme hakkı yoktur. Eğer Türkiye bunu müttefiklerinden ve uygun şartlarda, en son gelişmiş teknolojiye uygun bir şekilde temin edemiyorsa, mutlaka dünyada temin edebileceği başka pazarlar vardır. Ve Türkiye bunu temin eder. Bu konudaki itirazların da teknik itirazlar olduğunu düşünmüyorum. Çünkü S300’leri Yunanistan almıştı. NATO ülkesi Yunanistan’a kimse itiraz etmedi. Yine NATO üyesi Slovakya ve Bulgaristan’da da mevcut. Bu konuda Türkiye’ye yöneltilen itirazlar, siyasi itirazlar. Türkiye’yi hiç kimse kendisine mahkûm ve mecbur olarak düşünemez, göremez. Türkiye kendi kararını verir ve kendi güvenliğini sağlayacak imkanlara da sahip olur.

ABD Akdeniz’de ne arıyor?

- Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri nasıl görüyorsunuz?

Bazı ülkelerin birçok askeri imkânlarını seferber ederek burada birtakım çalışmalar yürüttüğünü görüyoruz. Doğu Akdeniz’deki ülkelerin isimleri belli. Bunların dışında hiç alakası olmayan Fransa ve ABD gibi ülkelerin Doğu Akdeniz’de ne yapmaya ve ne aramaya çalıştığını sormak hepimizin hakkı. Başka ülkeler Fransa açıklarında doğalgaz aramıyorsa; ABD açıklarında başka ülkeler doğalgaz, petrol yatakları aramıyorsa; aynı şekilde şu an Doğu Akdeniz’e kıyısı ve sınırı bulunmayan ülkelerin bu bölgede bulunmaktaki amaçları tartışılmalıdır.

Önümüzdeki dönemde de uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde Doğu Akdeniz’deki gelişmelere bir çözüm bulmak, herkesin kendi hakkına razı olması, başka devletlerin hakkına tecavüz eden bir yaklaşım içinde bulunmaması önem arzediyor.

BM BARIŞI SAĞLAMAKTA BAŞARISIZ

- Filistin’e yönelik baskıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

20. yüzyılda uluslararası kurumların dünya barışını sağlamakta büyük ölçüde başarısız oldukları kanaatindeyim. Mevcut uluslararası sistem adil bir zemin oluşturamadı. BM kuruluşundan itibaren İsrail’e ayrıcalıklı bir tutum içerisindeydi. İsrail ile ilgili almış olduğu kararların hiç birisi takip edilmedi, uygulanmadı. Ama malum BM kararlarına aykırı davrandığı için Irak, ABD başta olmak üzere müttefik güçlerce işgal edildi. Ama BM kararlarına aykırı davranan İsrail’e hiç bir müeyyide uygulanmadı. Uygulanmadığı gibi ABD Başkanı kısa zaman önce İsrail’in başkenti olarak Kudüs’ü tanıdığını ifade etti. Daha vahimi Suriye’ye ait olan Golan Tepelerinin İsrail’e ait olduğuna dair bir karar açıkladı.

Benzeri görülmemiş bir olay ve komedi bu. Dünyada eğer uluslararası hukuku tanımıyorsanız, başka devletlerin egemenlik haklarına, eşitliğine saygılı değilseniz o zaman kendi pozisyonunuz ve yaptığınız işler de tartışılır hale gelir. O zaman dünyada hukuk kuralları değil, eşkiyalık hakim olmaya başlar; herkes gücü nispetinde bir başka ülkeye tacizde bulunmaya başlar. Bu tür tavırlar barışı bozar. İsrail ve Filistin meselesi, sadece Ortadoğu’da iki ülke ve halk arasında olan bir mesele değildir. Bu, dünyanın yüzyıla yaklaşan döneminin bir çok siyasi çatışmasını etkileyen ve tartışmalara neden olan bir anlaşmazlıktır. Bir an önce adil bir şekilde Filistin meselesine çözüm getirilmesi, dünya barışına katkı sağlayacak bir durumdur. Bütün ülkeleri başta ABD olmak üzere bu konuda sorumlu bir devlet gibi davranmaya, hukuka saygılı bir siyasi çizgi benimsemeye davet ediyorum.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.