SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Çanakkale ruhu

Çanakkale geçilmez...Türkiye bunu tüm dünyaya gösterdi.
Çanakkale Kara Savaşları’nın 104. yıldönümü törenlerine Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun davetlisi olarak katıldım.
Törenlerde kara savaşlarında destan yazan 57. Alay için vefa yürüyüşü de yapıldı.
Katılım yüksekti. Özellikle gençlerin sayısının fazlalığı ‘Çanakkale ruhunun’ devamlılığının göstergesi olması açısından çok önemliydi.
8 bin kişinin yürüyüşe katılacağının söylenmesine rağmen bence sayı çok daha fazlaydı.
Yurtdışından da 57. Alay’a vefa yürüyüşü için çok sayıda gelenler olmuş.
Gençlik Bakanlığı’nın organize ettiği yürüyüşe 7’den 70’e farklı yaşlardan da katılım oldu. Bu da Çanakkale ruhunun devamlılığına verilen önemi gösteriyor.

Gençlerin heyecanını gördüm

Bakan Kasapoğlu, yürüyüşte gençlerin heyecanını ve motivasyonu gördüğünü vurguladı. Kendisinin de heyecanlı olduğunu belirten Kasapoğlu, “gençlerimizle omuz omuza o günleri hatırlayıp hep birlikte yürüdük. O günleri geleceğe taşımak açısından önemli bir program. Bu cennet toprakları vatan kılan ecdadı bir kez daha rahmetle, minnetle yad etti. Onların açtığı bu yolda bu aziz coğrafyayı, bu cennet vatanı inşallah gençlerimizle birlikte ilelebet payidar kılacağız. Hiç kimseye yâr etmeyeceğiz. Gençlerimize bu bilinci, bu şuuru aşılamak için de elbette Bakanlık olarak süregelen bu faaliyeti devam ettireceğiz. Her yıl hem yurdumuzun dört bir yanından hem dünyanın pek çok ülkesinden yoğun katılımla gerçekleştirdiğimiz bu faaliyet bizler için ayrı bir heyecan, coşku ve mutluluk veriyor. Dünyanın dört bir yanından bu güzel hissiyatı paylaşmak için, öğrenmek için çok farklı gençlerimizin gelmesi bizleri de mutlu etti” dedi.

Dedeciğim ben geldim

Çanakkale Savaşlarında Türkiye’nin dört bir yanından düşman ile mücadele etmek için gelenler olmuştu.
Bu Çanakkale Ruhu çok önemli...
Yürüyüşte en hoşuma gidenlerden biri de küçük izcileri gördüğüm andı.
Bu küçük izciler Çanakkale ruhunu gösterir bir şekilde ‘Dedeciğim ben geldim’ pankartları taşıyorlardı...

Namaz kılındı çorba içildi

Özellikle gençler yürüyüşün başlayacağı yerlerde kamplar kurarak sabahladı.
Yürüyüş öncesi 57. Alay askerlerinin son yemeği olan kırık buğday olarak bilinen yarma çorbası içildi. Bakan Kasapoğlu da gençlere çorba dağıttı.
Şafak vakti şehitlere saygı için top atışı da yapıldı.
Çifte sela ve ezan okundu.
Bakan Kasapoğlu sabah namazını gençlerle birlikte kıldı ve yürüyüş öyle başladı.

Yaş ortalaması 24

Yürüyüş, 25 Nisan 1915 sabahı 57. Alay askerlerinin kanlarıyla destan yazdığı Conkbayırı’nda bitti.
Atatürk Conkbayırı’nda 57. Alay askerlerine tarihe geçen ‘Size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum’ mesajını vermişti.
Birçok kere gittiğim Çanakkale Şehitliğinde bugün yeni bir şey daha öğrendim:
57. Alay askerlerinin yaş ortalaması 24 imiş.
Bunun, oynanan oyunlara karşı birlik ve beraberlik içinde olmamız gereken bugünlerde altının çizilmesi gerekiyor.

Yazının devamı...

Ders çeşidi düşecek bilgi derinleşecek!

›› Öncelikli hedeflerinin sistemin yapılandırılması olduğunu vurgulayan Selçuk, “Öğrencilerin hayatında ani değişiklikler olmayacak. Yavaş yavaş değişiklikleri görecekler. Ani çözümler üretirsek daha sonraki problemlerimiz haline gelir” dedi...

›› Çocuğun çok sayıda derse girmesi sonucunda hiçbir dersi tümüyle öğrenemediğini belirten Selçuk, “Gelişmiş dünya ülkelerinde olduğu gibi bizde de ders çeşitliliğinin azalması çocukların belli alanlarda derinleşmesini sağlayacak” diye konuştu...

Okul, eğitim, sınavlar, öğrenci, öğretmen, yeni düzenlemeler...

Milli Eğitim Bakanlığı’nın faaliyet alanı milyonlarca kişiyi ilgilendiriyor.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ile öğrencileri bekleyen yeniliklerden ders sayılarının düşürülmesine, kantindeki satılacaklardan obezite ile mücadeleye, özel öğretim kurslarının bitmesinden sınavlara, dijital ortamdaki tehditlerden bakanın öğrencilere tavsiyelerine kadar birçok konuyu konuştuk.

Bizi köyü Emirler’de ağırlayan Bakan Selçuk öğrencilere çok kitap okuma tavsiyesinde bulundu. Ortaöğretimdeki ders çeşitliliğinin azaltılacağını belirten Selçuk, “Gelişmiş dünya ülkelerinde olduğu gibi bizde de ders çeşitliliğinin azalması çocukların belli alanlarda derinleşmesini sağlayacak, orta öğretimin kalitesi yükselecek” dedi.

Belli logosu olmayan ürünlerin kantinlere giremeyeceğini ve bununla ilgili altyapının tamamlandığını belirten Selçuk, özel öğretim kurslarıyla ilgili bir yasal düzenlemenin yakında geleceğini söyledi. Öğrencilerin soruları sadece sınavlarda görüp ani şoklar yaşamalarını istemediklerini belirten Selçuk, “Soruları önceden takdim ediyoruz, benzer sorular gösteriyoruz, bunlarla ilgili öğretmen eğitimi yapıyoruz” dedi. Bakan Selçuk sobalı bir köy kahvesinde Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

‘Önce alt yapı çalışması’

- Öğrencileri nasıl yenilikler bekliyor yeni dönemde?

Bizim çalışmalarımız sistemin yapılandırılmasına ilişkin çalışmalar ağırlıklı olarak. Bu bir altyapı çalışması anlamında ifade edilebilir. Yapılan çalışmaların hem öğretmenlerin, hem yöneticilerin, hem velilerin, hem de öğrencilerin hayatına dokunacak olumlu anlamda dokunacak çalışmalar olmasını çok önemsiyoruz. Bunun için de önce sistemin bütün alt sistemlerindeki yapısal değişiklikler ya da dönüşümlerle uğraşıyoruz. Bu dijital altyapı dönüşümü, öğretmen yetiştirme dönüşümü, okulların yapı ve süreçlerinin değişimi, bütün bunların hepsini aslında doğrudan ya da dolaylı olarak öğrencilerin hayatını etkileyecek. Ama burada asıl önemli olan şey; önce çok ciddi anlamda sistemi yapılandırıp, organize edip mevcut iş ve işlemleri çok daha hızlı etkili biçimde yapmak; yani hedef bu. O amaçla da öğretmen yetiştirmeyi düzenliyoruz, onun ötesinde okul öncesi eğitimin zorunlu hale gelebilmesi için hazırlık çalışmaları devam ediyor. Bunun dışında hizmet içi eğitimin uzaktan ve yüz-yüze şekilde yeniden modellenmesi çalışmaları devam ediyor. Yani sistemin bütün alt bileşenleriyle ilgili çalışmalar sürüyor.

‘Ani değişiklikler yok’

- Ani değişiklikler olacak mı eğitimde?

Öğrencilerin hayatında çok ani bir değişiklik olmayacak. Öğrenciler yavaş yavaş sistem iyileştikçe değişiklikleri görecekler. Ani değişiklikler, ani çözümler anlamına geliyor ve şimdiki çözümlerimiz daha sonraki problemlerimiz haline gelir eğer ani çözümler üretirsek. Biz zaten üç yıllık kalkınma içerisinde neyi ne zaman yapacağımızı çok net olarak ifade ettiğimiz için hangi sene, hangi ay, hangi işler yapılacak, bunun takvimini ortaya koyduğumuz için beklentilerin de netleşmesini istiyoruz. Yani işte birkaç ay oldu, hemen niye eğitim sistemi değişmedi biçimindeki ifadeler sistemin nesil yetiştirmekle ilgili olduğunu unutmamak lazım. Biz bardak üretmiyoruz, biz sandalye üretmiyoruz, biz nesil yetiştirmekle ilgileniyoruz. Dolayısıyla eğer bu konu eğer birkaç ayın içerisinde bir değişikliğe tabi olursa, birkaç ay sonra da çok daha büyük problemlerimiz oluşur. Bundan dolayı da ben biraz sabırlı olmalarını ve bizim takvimi takip etmelerini istiyorum toplumumuzun, öğretmenlerimizin, velilerimizin. Bu takviye riayet ettiğimizde, bilimsel metotlara göre bu takvimin gereğini yaptığımızda zaten süreçteki iyileşmeyi giderek fark edecekler. Ama hâlihazırda çocukları bir sürpriz beklemiyor, velileri çok ani bir değişiklik beklemiyor. Biz her yapacağımız değişikliği önceden haberdar ediyoruz ve insanlar hazırlansın, strese girmesinler istiyoruz. Öğrencilerimize mesela LGS sorularıyla ilgili olarak soruları sadece sınavda görsünler ve ani bir şok yaşasınlar istemiyoruz, soruları önceden takdim ediyoruz, benzer sorular gösteriyoruz, bunlarla ilgili öğretmen eğitimi yapıyoruz. Bu soruların mahiyetiyle ilgili uluslararası standartları getiriyoruz. İllerimizde ölçme-değerlendirme merkezleri kuruyoruz. Ve bu ölçme-değerlendirme merkezlerinin okullara nasıl destek olacağıyla ilgili mevzuata hazırlıyoruz. Sonuçta her okul istediği her desteği aldığında öğrencilerin de hayatında biraz önce ifade ettiğim gibi bu tür ani değişiklikler olmayacak. Ama bu değişim sistemli bir şekilde hızlanarak devam edecek.

- Ders sayılarının düşürülmesine yönelik yol haritası nasıl?

Yakında bunu toplumla paylaşacağız, bu özellikle ortaöğretimden başlayacak. Ortaöğretimdeki ders çeşitliliğini azaltmak niyetimiz var. Ortaöğretimdeki ders çeşitliliğinin temel amacı, aslında ortaöğretimin kalitesini bütünsel olarak yükseltmek ve yükseköğretime daha donanımlı öğrenciler göndermek. Bu sadece ders saatinin azalması ya da çoğalmasıyla ilgili bir konu değil, bu öğrencinin belirli bir alanda derinleşebilmesi, yoğunlaşabilmesi ve belirli konularda daha çok bilgi birikimine sahip olmasını sağlamakla ilgili. Çocuğun çok sayıda derse girmesi sonucunda hiçbir dersi tümüyle öğrenememe, hepsini yüzeysel olarak değinebilme fırsatı ortaya çıkıyor; bu da çocukların çok iyi yetişmelerinin önündeki bir engel. Bu bütün gelişmiş dünya ülkelerinde olduğu gibi bizde de ders çeşitliliğinin azalması çocukların belli alanlarda derinleşmesini sağlayacak, orta öğretimin kalitesi yükselecek.

Kantinlere girmeyeceklerle ilgili alt yapı hazırlandı

- Kantinler tartışılıyor, obezite konusu var. Bu konuda neler yapıyorsunuz?

Biz orada Tarım Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’mızla bir protokol imzaladık ve belli logosu olmayan ürünler kantinlere girmeyecek dedik, bununla ilgili altyapıyı tamamladık. Şimdi burada bu aslında sadece kantin meselesi değil, kantin dışında evdeki beslenme, çocuğun okul dışındaki, ev dışındaki beslenme alışkanlıkları; yani bu aslında bir eğitim meselesi. Sonuçta biz bu meseleyi bir kantindeki yiyecek listesi olarak değerlendirmiyoruz, bunu genel olarak bir beslenme eğitimi olarak görüyoruz ve meseleye sadece Milli Eğitim Bakanlığı olarak da bakmıyoruz, ilgili tüm bakanlıklarla ortak hareket ediyoruz.

‘Çift kanatlı’ çocuklarımız yetişmeli

- Çift kanatlı olmak söyleminizle öğrencilere ne mesajı veriyorsunuz?

Bizim çocuklarımız tek yönlü yetişiyor. Buradan kastettiğim şey şu: İnsan aslında duygu, akıl ve fizik dediğimiz, fizik, beden, duygusal özellikler, bir de düşünsel özellikler, yani akılla ilgili şeyler. Çocuk bu üçünde birden gelişirse, yani maddi ve manevi olan birlikte gelişirse, o zaman çift kanatlı olur. Eğer sadece belirli düşünsel konularda ya da belirli akademik konularda belli bilgilere sahip olmak söz konusuysa çocuk tek kanatlı yetişir. Çünkü hareket olmadığında çocuk obez olabilir, hareket olmadığında çocuk çocukluk depresyonuyla ilgili sorunlar yaşayabilir. Eğer duygusal eğitim olmazsa, duygu, sanat, şahsiyet eğitimi yapılmazsa, çocuklarda başka psikolojik problemler, özgüven sorunları ortaya çıkabilir. Yani bir çocuğun duygusal olarak da tatmin olması gerekiyor, fiziksel hareket bakımından da tatmin olması gerekiyor, düşünsel gelişiminin de tatmin olması gerekiyor. Eğer bunlardan sadece bir tanesiyle ilgiliysek, o zaman çift kanatlı bir çocuk yetişmez. Tasarım-beceri atölyeleri de çift kanatlı yetişmenin fiziki mekânları.

Dershanelerle ilgili yeni model geliyor

- Özel öğretim kursları bu yıl bitiyor mu?

Özel öğretim kurslarıyla ilgili bir yasal düzenleme gerekiyor, o yasal düzenleme de gündeme gelecek. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın talimatı doğrultusunda dershanelerle ilgili olarak yeni bir model geliyor, ama biz meseleyi dershane meselesi olarak görmüyoruz. Biz meseleyi Türkiye’deki ortaöğretim sisteminin kalitesinin artması meselesi olarak görüyoruz. Ve velilerimiz şunu fark edecekler: Bir çocuğun ortaöğretimde daha nitelikli bir eğitim alması ve yükseköğretime daha güçlü bir şekilde hazırlanabilmesi için sadece ders konuları değil hayat becerileri anlamında da daha iyi yetişebilmesi için bunun bütünsel bir sistem olduğunu vurgulamak isterim. Bu sadece dershane kalktı, yerine ne konuyor meselesi olmaktan ziyade, çocukların bütün öğrenme ihtiyaçlarını tamamlayacak bir altyapı kurmak ve bu arada da ortaöğretimdeki öğrenmenin kalitesini yükseltmek, temel hedef bu.

'ÇOCUKLARI SİBER ÂLEMDEKİ SALDIRILARDAN KORUMALIYIZ'

- İnternet ve dijital ortamlardaki tehditlere yönelik neler söyleyeceksiniz?

Bugün okula başlayan çocuklarımızın üniversiteden mezun olduklarında karşılaşacakları dünyayı hep birlikte hayal edelim. 5G, Kuantum Bilgisayar, Otonom Teknolojiler, Dijital İkizler... Dijitalleşme günümüz dünyasının yadsınamaz bir gerçeği. Bünyesinde fırsatları ve riskleri barındırıyor. Neredeyse tüm sektörlerin çatısını ve omurgasını yeni baştan şekillendiren bir sayısal dönüşüm bu iklimde gerçekleşiyor. Böyle bir süreçte çocuklarımızı yeni çağın gereksinimlerine uygun yetiştirmek zorundayız. Hem çocuklarımızı siber âlemdeki tüm risk ve saldırılardan korumalıyız hem de onları insanlık yararına akıllı uygulamalar, robotik teknolojiler ve yapay zeka yazılımları geliştiren dijital okuryazarlar haline getirmeliyiz. Unutmayalım yavrularımızı bilgilendirirken bile en etkili araçlar yine internet ve dijital platformlar... Onları insanlık yararına kullanmak için yeni adımlar atmalıyız. Bu amaçla çocuklarımızı siber dünyada karşılaşabilecekleri zararlı içerikler hakkında bilinçlendirmeyi amaçladığımız Siber Güvenlik Portalımızda videolar, oyunlar, uygulamalar ve info grafikler mevcut.

Öğrencilere tavsiyeler

- Öğrencilere Milli Eğitim Bakanı olarak tavsiyeleriniz ve mesajlarınız ne olacak?

Öğrenciler öncelikle kendileri için bir öz gelecek yazsınlar. Yani hep Türkiye’de özgeçmiş yazılır, fakat öğrenci için öz gelecek çok önemli. Ve şimdiki ilkokuldaki, ortaokuldaki öğrenciler çok farklı bir dünyaya doğru gidiyorlar, yani dünya tarihinin çok ilginç bir dönemine doğru geliyoruz. Dijital olanla biyolojik olanın, fiziksel olanın iç-içe girip aynı bedende bedenlendiği bir döneme doğru gidiyoruz. Dolayısıyla üretim sistemleri değişiyor, iletişim sistemleri değişiyor, tüketim alışkanlıkları değişiyor. Çocukların muhakkak surette bu gelecek dünyaya ilişkin olarak hazırlanması ve öğrendiklerinin hayatta işe yarayıp-yaramayacağı konusunda sorgulama içinde olması ve araştırıcı olmaları, soru sormaları, merak etmeleri çok önemli. Bunu yapmazlarsa, sadece taklit ederler ve işe yaramayan şeyleri hafızalarında tutarlar. Ama takım olma becerisi, ekip çalışması, problem çözme becerisi, eleştirel düşünme becerisi, yorum yapma becerisi, bunlara doğru yönelmeleri lazım. Bunlara yönelmezlerse iş hayatına atıldıklarında soru çözmek değil sorun çözmek istenir. İş dünyası onlardan soru çözmelerini istemeyecek, sorun çözmelerini, problem çözmelerini isteyecek. O sebeple çocukluktan itibaren problem çözmeye yönelmeleri, sosyal hayata katılmaları, düğün, bayram, cenaze, akraba, misafir, bütün bunlarla daha çok ilgilenmeleri, çok kitap okumaları bizim için çok önemli.

‘Çocuklarımızın çok kitap okumaları lazım’

- Sınav, çocukların en zorlandığı konulardan biri. Belli dönemlerde hep stres halinde oluyorlar. Meslek seçiminden başlayarak bu konuda öğrencilere ne tür mesajlar verirsiniz?

Şimdi bu sınavlar giderek uluslararası sınavların standartlarına yaklaştırılıyor. Ve bizim çocuklarımız da uluslararası araştırma ve sınavlarda belirli bir çıtayı yakalasınlar diye sınav sistemlerinde, soru sistemlerinde de değişiklikler yapılıyor. Örneğin LGS ile ilgili olarak ortaya çıkan soru örneklerinden de anlaşılacağı gibi daha çok okuduğunu anlama, eleştirel düşünme, akıl yürütme ve benzeri becerileri içeren sorular. Yani bu hafızaya dayalı hatırlama temelli sorular olmaktan ziyade yorum yapmayı gerektiren sorular. Bundan dolayı da çocukların muhakkak surette çok kitap okumaları gerekiyor. Kitap okuma oranı düşükçe bu soruları yapma oranı da düşer. Bu soruların belirli bir mekaniğini ezberlemek değil de, belirli bir şablona göre soruyu cevaplamak değil de bu soruların arkasında yatan anlamı keşfetmek, bu sorularla ilgili yorum yapabilmek. Bu ve benzeri becerilerin daha çok beklendiği bir sınav geliyor ve buna hazırlanması gerekiyor. Ama bu sadece çocuğun hazırlanmasıyla ilgili bir konu değil. Okullardaki ders işleme yaklaşımlarının da buna göre dönüşmesi gerekiyor.

Yazının devamı...

AK Parti, kampta belediye başkanlarına ne diyecek?

AK Parti, 26-28 Nisan’da Kızılcahamam’da yapacağı kampta seçilen belediye başkanlarına yeni dönemi anlatacak.
Özellikle yönetim, AK Partili belediye başkanlarına 3 aylık sıkı denetim mekanizmasının hayata geçirileceğini söyleyecek.
İşe alınanlardan tutun da yapılanların yeni uygulama ile tek tek takip edileceği üzerinde duracak olan yönetim, belediyelerden çalışma takvimi hazırlanmasını isteyecek.
Belediye başkanlarına motivasyonun da verileceği kampta manifestodaki sözlerin yakın takipçisi olunacağı vurgulanarak sıkı çalışma içine girmeleri istenecek.
Kampta belediye başkanlarının da yeni önerilerini alacak.

AK Partili kadınlar 33 milyon kişiye ulaştı

AK Parti Kadın Kolları, 31 Mart seçimleri sürecinde toplam 33 milyon kişiye ulaştı.
Yerel seçim sürecinde AK Partili kadınlar sandık esaslı çat kapı ziyaretlerinde 21 milyon 665 bin 704 kişi ile bir araya geldi. Bununda 9 milyon 464 hane olduğu belirtildi.
Sandık esaslı ev sohbetlerinde ise AK Partili kadınlar 5 milyon 58 bin 771 kişiye ulaştı. Bununda 892 bin 922 ev sohbeti olduğu ifade edildi.
AK Partili kadınlar şimdi ise ulaşılan yerlerdeki seçim sonuçlarını raporlaştıracak ve tabloyu gelecek seçimlere hazırlık için yönetime sunacak.

Kabine revizyonu hemen olacak mı?

Kulislerde yerel seçim sonrası kabine revizyonu olup olmayacağı konuşuluyor.
AK Parti MYK ve MKYK toplantıları sonrası bunu yönetime sordum.
İlk aldığım yanıt “kabine revizyonu hemen olmayabilir” oldu.
Hatta ‘şu sıralar kabine revizyonu olacak diye yorumlar yapıldıkça Cumhurbaşkanımız bunu biraz daha erteler’ yanıtı da aldım.
Kulislerde kabine revizyonu olacak beklentisi var ama tarihi ise tamamen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni yol haritasında gizli...

Diyanet’ten ‘sigara’ genelgesi

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, hem Hac hem de Umre organizasyonlarında sigara kullanmayan din görevlilerini tercih edeceklerini söylemişti.
Buna yönelik genelge gönderilmiş.
Hac için bu sene sigara içmeyen Diyanet Görevlileri Suudi Arabistan’a götürülecek.
Her sene Hac ve Umre için Suudi Arabistan’a yaklaşık 2 bin dolayında personel gidiyormuş.
Başkan Erbaş, Arafat’ta çadırların etrafındaki sigara izmaritlerini görünce yüreğine hançer saplandığını söylemişti.
Ayrıca bu sene Hac’daki çevre kirliliğini önlemeye yönelik de Diyanet özel çalışmalar yapacak.
Bu konuya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın önem verdiği ve hassasiyetini Diyanet ile paylaştığını öğrendim.
Din görevlileri, vaazlarla, yazılı ve görsel materyallerle hacıları bilgilendirecek ve bilinçlendirecek.
Hacılara, çöplerini, pet şişelerini gelişi güzel atmamaları mesajları verilecek...

Kabinede 3. kez baba olan Bakan kim?

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum 9 aydır bakanlık görevinde.
İlk bakan olduğu günkü özgeçmişinde 2 çocuk babası yazıyordu.
Kurum, bakan olduktan 3 ay sonra 3. kez baba olmuş. Ancak bu duyulmadı.
Bakan Kurum’un 3. kez baba olduğunu seçim günü fark ettim.
Kurum, kucağında 6 aylık Hatice Zehra ile oyunu kullandı.
Kucağındaki bebeği sorunca da Kurum’un 6 ay önce 3. kez baba olduğunu öğrendim...

Yazının devamı...

Birbirlerinin ülkesinde yatırım yapan çift...

Türklerle evlenen Rusların sayısı 100 bini geçti. İki ülke evliliklerinde hem Rusya’da hem Türkiye’de yaşayanlar var. Türkiye’de daha çok Akdeniz bölgesinde yaşıyorlar. Özellikle de Alanya’da ev alan Rusların sayısı artıyor. Bu evlilikler iki ülke arasındaki ilişkileri de artırıyor. Bir Rus-Türk ailesine Moskova’da konuk olduk...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen hafta Rusya’daydı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile başta ekonomi olmak üzere ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik görüşmeler yaptı.

İki ülke arasında ilişkiler günden güne artıyor. Ticaret hacmi hedefi ise 100 milyar dolar.

İki ülke arasındaki ilişkilerde farklı bir boyut daha var. O da Türklerle evlenen Rusların sayısı günden güne artıyor. Şu anda iki ülke arasındaki evlilik 100 bini geçmiş durumda.

Bu Rusların Türkiye’de ev alma sayısını da artıran bir durum ayrıca. Özellikle Alanya’da ev alan Rusların sayısı artmış.

Türk-Rus evliliğiyle ilgili Moskova’da bir eve konuk olduk.

26 yıl önce Rusya’ya ticaret için gelen İlker İncidiş, Helena Leila İncidiş ile evlenmiş. 15 yıllık evliler ve iki çocukları var: Robert İncidiş ve Albert İncidiş.

Ailenin bütün fertleri Türkçe biliyor ve rahat konuşuyor.

Birlikte evlerinde yemek yedik. Tabi ki masada börek ve içli köfte gibi Türk yemekleri vardı.

Çocuklar da Türk mutfağını çok seviyor. Özellikle dürüm döner, lahmacun, künefe...

İlker İncidiş bizim için önlük takıp mutfağa da girdi ve eşine yardım ederek içli köfte yaptı.

Rusça bilmiyordu şimdi 4 fabrikası var

İlker İncidiş Rusya’ya ilk olarak gezmeye ve ticaret yapıp yapamayacağını görmeye gelmiş. İncidiş bu süreci şöyle anlatıyor:

“1992 yılında geldim Rusya’ya. 20 yaşındaydım o zaman. İstanbul’da küçük bir imalat vardı. Hem mal satmak hem hayat modumu değiştirmek için geldim Rusya’ya. Mardinliyim. Tekstil yan sanayisinde çalışıyordum. Hiç Rusça bilmiyordum geldiğimde. Burada tesadüfen birinin mal talebiyle karşılaştım.

Antep fıstığı istedi. 100 bin dolar para verdi Rusya’dan mal talep arkadaş. 1 tır Antep fıstığı getirdim. Rusça da yok. İşaret diliyle anlaşıyoruz. Tır’ın arka kapağını açtı ve yolun ortasında Moskova’da bütün tır’daki o malı 4-5 saatte sattı. 14 günde biz bu parayı dolara çevirdik. Çünkü dolar yok o dönemde piyasada. 20 bin dolar civarında para benim payıma düştü kardan. Rusya’da ilk ticaretim buydu. İkinci ticaretim ise bisküvi için oldu. Yine gittim ve Rusya’ya bisküvi getirdim.

Başlangıç böyle oldu. 26 yılda geldiğim nokta konfeksiyon, medikal ve otomotiv yan ürünleri tesisleri kurdum. Şu anda 4 fabrikamız var. Direk ilgilendiğim ve başında durduğum 2 fabrika var. 700 dolayında işçi çalışıyor. Yıl sonuna kadar yeni yatırımlarımız olacak. 20 yıl kadar kumaşçılık yaptık. 5 yıl önce fabrika kararı aldık.”

İncidiş ayrıca Rusya’da özel bayramlarda insanların kullandıkları kurdele ve şeritleri de üretiyor.

Askeri sektör için de çalışan İncidiş, silahların kayışlarındaki şeritleri ve madalyaların ucundaki şeritleri yapıyor.

Güzel bir evliliğimiz var

İlker İncidiş ile 15 yıllık evli olan Helena Leila İncidiş ise bizi Türk yemekleri yaparak ağırladı ve evlerinin kapısını açtı.

Hiç aklında bir Türk ile evlenmek olmadığını belirten Leila İncidiş, “sevdim, hoşlandım ve evlendim. 15 yıllık evliyiz ve güzel bir evliliğimiz var” dedi.

Türkiye ve Rusya’nın birbirine benzediğini belirten Leila İncidiş, “İnsanları da birbirine benziyor. Benim ailem küçüktü. İlker’in ailesini çok sevdim. Ben tek çocuğum, benim kardeşim yok. İlker’in iki kardeşi var. Küçükken dua etmiştim ben, kız kardeşim olsun diye. Şimdi geldi. İlker’in kız kardeşi var. O benim kız kardeşim oldu. Ben de onları çok seviyorum. Onlar da beni çok seviyor. Türkiye’ye gidince hep birlikteyiz. Onlar bana çok destek oluyorlar” dedi.

Salça yapıyorum, inek sağıyorum

Türkiye’nin her yerinin ayrı güzel olduğunu belirten Leila İncidiş, “O güzel yerleri görmek gerekiyor. İstanbul, Ankara, Mardin. Kapadokya’ya da gittim. Akdeniz’i ve Ege’yi komple gezdik.

Bodrum’u çok seviyorum” dedi.

Taze sebzenin Türkiye’de çok olduğunu belirten Leila , “Buralarda zor buluyoruz. O yüzden Türk yemekleri de çok güzel. Türkiye’ye gidince bol sebze ve meyve getiriyoruz. Çocuklarım da Türk yemeklerini çok seviyor. Türk yemeklerini yapmayı çok seviyorum. İlker’in teyzesi öğretti bana.

Kuru dolma, kuzulu yemekler, çorba, kuru fasulye, pilav, nohut yapabiliyorum” dedi.

Pazardan salça aldığını ama tuzlu gelince yapmaya karar verdiğini belirten Leila İncidiş, “yapacağım dedim ve yaptım. Gidip domates biber aldım. Gayet güzel yaptım. Türkiye’de komşum var Hatice teyze. 75 yaşında. Onu çok seviyorum. O da gösterdi bana yapmayı. Tarhana çorbası yaptık. Benim en iyi arkadaşım Türkiye’de. Köy yemeklerini gösteriyor. İnekleri vardı. Sütü kendimiz sağdık ve yoğurt ve peynir yaptık” dedi.

Rusya’da 20 bin evlilik

Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Mehmet Samsar ile de Moskova’da bir araya geldik. Sohbetimizin bir bölümünü de Rus-Türk evlilikleri oluşturdu.

Rus-Türk evliliklerinin 100 bin dolayında olduğunu kaydeden Samsar, kendilerindeki resmi rakamlara göre Rusya’da 20 bin evlilik olduğunu dile getirdi.

Rusya’da 40 bin dolayında Türk yaşadığını da belirten Büyükelçi Samsar, yine resmi rakamlara göre bu evliliklerden doğan 0-18 yaş arasında çocuk sayısının 6 bin 500 dolayında olduğunu vurguladı.

Çocuklar dürüm döner seviyor

Çocuklar Robert ve Albert’e ‘Türkiye’de ne hoşunuza gidiyor’ deyince Robert’in “dürüm döner” demesi gülmemize neden oldu yemek masasında. Lahmacunu da Türk pizzası olarak niteledi. İskender, Türk börekleri, künefe ve ayran çocukların unutamadıkları Türkiye’de.

Babası İlker İncidiş’in yemek yapmasını da çok sevdiklerini belirten Robert ve Albert, Türkiye’ye gidince neler yaptıklarını sormam üzerine, “Kuzenlerle sohbet ediyoruz. Okulları konuşuyoruz.

Onlar burayı soruyor biz orayı onlara soruyoruz” diyor.

Türkiye’de 3 milyon dolarlık yatırım

Leila İncidiş ayrıca Türkiye’de zeytinyağı ve sabun üzerine yatırım yapmış. 7 yıldır markalı ürünler çıkaran eşinin yatırımlarıyla ilgili İlker İncidiş şunları kaydetti sohbetimizde: “Türkiye’de 3 milyon dolarlık yatırım yaptık. Eşim kendi markasını yarattı: Hyllarima. 15 bin ağacımız var orada. Ceviz, zeytin. Üniversitede zeytinlik eğitimi aldı. İspanya ve İtalya’da eğitim aldı. Devletten de destek alıyor. Organik tarlaları var. Çilek bahçesi var ayrıca. 100 hektar toprağı var. Zeytinyağını bazı restoranlar alıyor. Eşim Türkiye’de ben Rusya’da yatırım yapıyoruz. Her iki tarafı da bırakmıyoruz. Hem burada hem orada işimize bakıyoruz. Böylece iki tarafa da faydalı olabiliyoruz. Hem Rusya’da hem Türkiye’de kalıyoruz. Türkiye’den kopuk değiliz, iç içeyiz.”

Bodrum’daki komşularının balkonlarda boş oturmasından eşinin rahatsız olduğunu dile getiren İlker İncidiş, “eşim salça gibi şeyler yapıyordu. Komşularımız niye boş oturuyor derdi. Komşularımız artık utançlarından kendileri de yapmaya başladılar. Onları da yapa yapa ikna etti. Onlarla birlikte en sonunda tepsilerle yapıyorlar. Sitenin ortasında salçalar falan. Üstlerini tülbentlerle kapatıyorlar hep birlikte” dedi.

Çocukların da Türkiye’yi çok sevdiğini belirten İlker İncidiş, “güneş hoşlarına gidiyor. Çocuklar Türkiye’de bir sörf kulübünde çalışıyorlar. İyi bir çevreleri var” dedi.

Yazının devamı...

'İthal etmeyelim de millet taş mı yesin?'

Son günlerde çok tartışılan soğan ithalatı konusunda Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, “Her ülkede bazı ürünlerle ilgili eksiklik yaşanabilir. Soğan depolayanlar fiyatları artırıyor, ithal etmeyelim de millet taş mı yesin?” dedi.

Soğan ithalatı tartışılan konulardan biri. Neden ithalat yapıyoruz?
Özellikle stokçuluk ve fiyat artışları yaşanırken ithalat ne anlama geliyor?
Bu gibi konuları Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile konuştum.

Soğan ithalatını ve muhalefetin tavrını sorduğum Pakdemirli, her ülkede bazı ürünlerle ilgili eksiklik yaşanabileceğini vurguladı. Pakdemirli, “Muhalefet, sanki onların döneminde her türlü bolluk varmış gibi bir davranış içerisinde. Onların dönemindeki bütün kuyrukları biliyoruz. Temel gıda ihtiyaç maddeleri anlamında ne varsa muhalefet döneminde hepsi bakkalda ve neredeyse karneye dayalıydı. O anlamda, bir ayçiçek yağı… Benim bildiğim, Türkiye ezelden beri ithal eder ayçiçek yağı ihtiyacını karşılamak için” diyor.

Stratejik 20 ürün

Türkiye’de hem kuru hem sulu tarım yapıldığını ve sınırlı kaynaklar olduğunu belirten Pakdemirli, “Kuru ve sulu tarımda her ürünü üreteceğiz diye bir şey yok. Tabii ki stratejik 20 kadar ürünümüz var, bunları üretelim. İşte buğdayı, arpayı, hububatı, diğer bazı kalemlerimiz var, bunları üretelim. Dünyada birinci olduğumuz kalemler var, bunları üretelim, bunlara devam edelim ama her ürünü üreteceğiz diye de bir şey yok. Bazı ürünleri üretmeye de biliriz. Soğan tabii temel ihtiyaç maddelerinden birine girer. Soğan, patates, bunlar üretiliyor. Türkiye bunları çok tüketen ülkelerden biri. 2 milyon tonun üzerinde soğan tüketimi var Türkiye’de. Patateste 4-4,5 milyon ton üretim ve tüketimimiz var. Bunları üretelim ve tüketelim ama bakın, en nihayetinde hava koşullarına bağlıyız. Yani Tarım ve Orman Bakanlığı’nın elinde güneşi çıkarma, bulutları dağıtma, bulutları kapatma, yağmur yağdırma, istediği zaman durdurma gibi bir yetkinlik yok, bunu da unutmayalım. Soğanda şöyle bir durumumuz var: İki defa hasıla yapılıyor Türkiye’de ve bu iki hasılanın aşağı yukarı her birini eşit olarak kabul edersek 1’er milyon ton soğan üretiliyor. Burada zaten üretim az, yani hava şartlarından dolayı üretim az. Soğanda bir hastalık var ve depolardaki soğan da içten çürüyor. Bunu depolayanlar bu işten de eğer fırsat kolluyorlarsa ve fiyatları artırıyorlarsa biz devlet olarak buna müdahale etmeyecek miyiz? ‘Yok, kardeşim, biz ithal etmeyeceğiz.’ Millet taş mı yiyecek? Yoksa ortada, ithalatını da yapacaksın, devletin zaten görevi budur” diyor.

Özal örneği

Özal döneminden de örnek veren Pakdemirli, “Özal ne yaptı Özal? Hatırlayın, 80’li yıllarda sebzede, meyvede oynayanları... Çikita muz ilk defa o zaman geldi. Ne oldu fiyatlar? Yarı yarıya düştü. İthal peynir o dönemde geldi. Türkiye bitti mi, öldü mü? Türkiye üstüne üstüne tarımsal hasılasında, gıda üretiminde, tarıma dayalı gıda sanayisinde çok daha büyüdü. Bir ülkenin rekabete açık olması, yeri geldiğinde ithalat, yeri geldiğinde ihracat yapması son derece normaldir. Türkiye tarımsal ürünler anlamında da net ihracat konumu olan 17,8 milyar dolar ihracatıyla, 12,7 milyar dolar ithalatıyla, bu yıl yüzde 4,3 ihracatı büyümüş, ithalatı yüzde 1,8 büyümüş bir ülkedir” vurgusu yaptı.

Muhalefete yanıt

Muhalefetin ithalat eleştirilerine ise Pakdemirli şu yanıtları verdi:

“’Türkiye’yi ithalata muhtaç ettiniz, Türkiye’de üretim olmuyor’. Bunların hepsi safsatadır. Açıp TÜİK rakamlarına, dünya kaynaklarına bakmak lazım. Türkiye’nin olduğu yer bellidir, daha iyiye doğru gitmektedir. Türkiye ithalat da yapacaktır, ihracat da yapacaktır. Önemli olan, bizim ihracatta fazlayı vermemiz, ihracatta daha iyi bir konumda olmamız. Türkiye’nin ithalatçı konuma düşmesi söz konusu ve imkan dahilinde de değil.”

Yazının devamı...

DİYANET'TEN 'SIFIR ATIK' SEFERBERLİĞİ

›› Diyanet İşleri Başkanlığı israf, çevre zararı ve sıfır atık konularında seferberlik başlatıyor. Çevre ahlakı eğitimlerini artıracak olan Diyanet, israfla mücadeleye yönelik de bilinç aşılayacak. Diyanet’in ilk kadın Başkan Yardımcısı olan Huriye Martı, “Başkanlığımızın başlattığı Sıfır Atık, Sıfır İsraf projesinin temelinde çevre ahlakı yer alıyor. Hem çocuklarımıza 4-6 yaş kurslarında ve yaz Kur’an kurslarında, hem kadınlarımıza Kur’an kurslarımızda ve Aile ve Dini Rehberlik Bürolarımızın faaliyetlerinde çevre ahlakı eğitimleri vereceğiz. Ayrıca gençlerimize de gençlik koordinatörlerimizin yürüttüğü gençlik çalışmalarıyla çevre bilinci aşılamayı, Sıfır Atık Sıfır İsraf konusunda bilinçlenmelerini sağlamayı hedefliyoruz. Liselerde, üniversitelerde, Kredi Yurtlar Kurumu’na bağlı yurtlarımızda gençlik koordinatörlerimiz, manevi danışman ve rehberlerimiz sürekli program düzenliyorlar. Bu programlara çevre ahlakı modülü ekliyoruz. Ayrıca camilerde yürütülen vaaz programlarına da konuya dair başlık ve içerikler ekliyoruz” diyor.

Sıfır atık... Herkesin önemli üzerinde durması gereken bir konu.

Çevre ahlakı ve israf da çok önemli.

Bu konuları Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına ilk atanan kadın olan Huriye Martı ile konuştuk.

Martı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde yürütülen sıfır atık projesiyle ilgili Diyanet’in de titiz çalıştığını söyledi. ‘Çevre Ahlakı’ adlı kitabı ve konunun uzmanı olan Martı, Diyanet’in çevre ahlakını eğitimlerle yaygınlaştırmayı ve israfla mücadelede emanet bilinci aşılamayı hedeflediklerini kaydetti. Martı, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın şu anda önemle üzerinde durduğu ‘Sıfır Atık, Sıfır İsraf’ projesinin temelinde çevre ahlakı yer alıyor. Hem çocuklarımıza 4-6 yaş kurslarında ve yaz Kur’an kurslarında, hem kadınlarımıza Kur’an kurslarımızda ve Aile ve Dini Rehberlik Bürolarımızın faaliyetlerinde çevre ahlakı eğitimleri vereceğiz. Bildiğiniz gibi bizim Kur’an kurslarımıza her yıl bir milyonu aşkın kadın devam ediyor ve yaz kurslarımızdaki çocuk sayısı da milyonla ifade ediliyor. Ayrıca gençlerimize de gençlik koordinatörlerimizin yürüttüğü gençlik çalışmalarıyla çevre bilinci aşılamayı, ‘Sıfır Atık Sıfır İsraf’ konusunda bilinçlenmelerini sağlamayı hedefliyoruz. Liselerde, üniversitelerde, Kredi Yurtlar Kurumu’na bağlı yurtlarımızda gençlik koordinatörlerimiz, manevi danışman ve rehberlerimiz sürekli program düzenliyorlar. Bu programlara çevre ahlakı modülü ekliyoruz. Ayrıca camilerde yürütülen vaaz programlarına da konuya dair başlık ve içerikler ekliyoruz. Biz ahlak ve değer eğitimine odaklanacağız” vurgusu yaptı.

Emine Erdoğan’ın Hac’daki israf ve çevre zararı konusunda da büyük bir hassasiyeti olduğunu belirten Martı, “Bu konuda adım atmamızın gereği aşikâr. Çünkü maalesef hacda harem topraklarda inanılmaz bir çevre kirliliği yaşanıyor. İnsanlar pet şişeleri, ellerindeki yedikleri içtiklerinin paketlerini umarsızca fırlatıyorlar ve dağ gibi çöp yığınları oluşuyor. İnşallah ciddi bir faaliyet başlatacağız bu yıl” diyor.

Martı sorularımıza şu yanıtları verdi:

- Çevre ahlakı neden önemli?

Aslında ahlak hayatımızın her alanı için vazgeçilmezdir. İnsanın diğer insanlarla ilişkisinde ahlaka çok ihtiyacımız olduğu gibi, insanın doğal çevreyle ilişkisinde de en temel prensip ahlaklı olmaktır. Merhametten, sevgiden, saygıdan, insaftan yoksun bir insanlığın tabiatı ne hale getirdiği ortada değil mi? İnsan neden israf etmemeli, insan neden ağaçlara, çiçeklere, hayvanlara, toprağa, suya, kâinata iyi davranmalı? Bunun ahlaki bir temeli vardır ve bu temel çevre ahlakının konusudur. Biz eğer yarınlara, çocuklarımıza, geleceğimize sağlıklı bir çevre ve dünya bırakmak istiyorsak ahlaklı olmaktan başka çaremiz yok!

Sadece israf etmeyin demek olmuyor

- Çevre ahlakı ne öğretir?

Sadece israf etmeyin, dökmeyin, kesmeyin, kirletmeyin demek yeterli olmuyor. Sadece emir ve yasaklarla doğru davranış geliştirilemiyor. İnsan, neden kirletmemesi gerektiğini, neden israf etmemesi gerektiğini anlamak istiyor. Çevre ahlakı ile kastettiğimiz şey, insanlarda bir mantalite, bir zihniyet inşa etmek. Çevre ile ilişkisini doğru zihin kodlarıyla okuyan, değerlendiren böylece de doğru davranışlar geliştiren insanlar yetiştirmek. Bu zihniyetin temelinde 3 nokta var: Birincisi, çevrenin anlam yüklü olduğudur. Tabiat, her zerresi birbiri ile ilintili muhteşem bir bütündür ve her parçası anlam yüklüdür. Allah, tabiatı oyun olsun diye yaratmadığını, kâinatın eşsiz bir dengeye ve uyuma sahip olduğunu Kur’an’da defalarca bize söyler ve insandan bu dengeyi bozmamasını ister. O halde çevremize cansız ve vasıfsız hammadde yığınları, değersiz ve özensiz canlı toplulukları gözüyle bakmamız imkânsızdır.

İkincisi, insanın sorumluluğudur. İnsan yeryüzündeki akıllı ve onurlu varlık olarak, yeryüzündeki en şerefli varlık olarak çevre konusunda sorumluluk üstlenmek zorundadır. Yani insan çevresi ile ilişkisinde rastgele davranamaz, gelişigüzel, keyfi hareket edemez. Ben böyle istedim, böyle yaptım, önemli ve öncelikli olan benim menfaatimdir diyemez. Çevreyle ilişkisini mutlaka akıllıca, sorumluluk duygusu üzerine kurulu bir zemine oturtmak zorundadır. Çevreye verdiği zarar, önce çevreyi Yaratan Allah’a saygısızlık, sonra kendisine ve gelecek nesillere ihanettir. Bu zararın tıpkı insanlara zarar vermek gibi hem dini hem de kanuni bir cezası vardır. Üçüncüsü ise, çevrenin insana emanet olduğudur. Kâinatın sahibi Allah’tır, insan ise sadece emanetçidir. Emanet, güven ister, hassasiyet ister. Emanetin bir hesabı vardır. İnsan da bu kâinatta sanki tek başına kendisi varmış ve karşısındaki diğer varlıklar sınırsız bir şekilde onun kullanımına açıkmış gibi davrandığında hoyratlaşıyor. Her varlığın kendine ait bir değeri olduğunu fark etmek zorundayız. ‘Yaratılanı hoş gör Yaratandan ötürü’ diyor Yunus Emre. Ben ne kadar değerliysem, insan olarak ne kadar kıymetli ve özelsem Allah’ın yarattığı bunca diğer varlık da o kadar değerli ve anlamlıdır. Saygıyı ve merhameti hak etmektedir. Böyle bir değer algısı bizim kâinata bakış açımızı ciddi manada değiştiriyor ve çevreyle ahlaklı ilişkiler kurmamızı sağlıyor.

Her atık yeniden değer kazanabilir

- Sıfır atık konusuna bakışınız nedir?

Atık konusunda da aslında değer dönüşümü çok önemli. Biz artık değersizleştirdiğimiz ve önemsizleştirdiğimiz şeyi atıyoruz, gözden çıkarıyoruz, elden çıkarıyoruz. Hâlbuki onun tekrar değere ve kullanıma dönüşebileceğini hiç düşünmüyoruz. Sıfır atığın mantığında da aslında tam olarak bu var. Her atık yeniden değer kazanabilir, yeni anlamlarda kullanılabilir ve hayatta tekrar dönüşüme girebilir. Burada şu çok önemli: İnsan ne için yaşar? İnsan inanıp iyilik üretmek için yaşar ve bu iyiliği üretmek için etrafındaki her türlü varlıktan destek alır. Kullandığınız herhangi bir eşyayı, kâğıdı, plastiği, teneke kutuyu, camı bir defalığına kullanıp sadece ondan fayda elde edip fırlatıp attığınız zaman aslında varlığı sonuna kadar değerlendirme mantığı taşımıyorsunuz demektir. Bu çok menfaatçi bir bakıştır. Hâlbuki hayat bu kadar menfaatçiliği kaldırmıyor, egoizmi kaldırmıyor, bencilliği kaldırmıyor. Hayat bizden aslında tekrar geri dönüşü, bir daha, yeniden iyilik üretmeyi bekliyor. Elimizde olan nimeti son noktasına kadar değerlendirip bu dünya için iyilik üretmek aslında sıfır atık mantığına çok uygun. Bu hem ekonomimize katkı oluyor hem varlık dünyasının gelişimine katkı oluyor hem de tüketmekten çok üretmeye endeksli bir hayat anlamına geliyor. İnsanoğlu tüketmek için değil, üretmek için vardır. İnsan ne için tüketir? Daha iyisini üretebilmek için bir mana peşinde tüketir. Ama insan keyfi için tüketmeye başladığında, anlamsızca saçıp savurduğunda israfın kapısı açılıyor. Canı istedi diye tüketiyor, hoşuna gitti diye tüketiyor, moda değişti diye tüketiyor. Hem kendisi hem de çevresi israfın kurbanı oluyor. Hz. Mevlana’nın çok güzel bir sözü var. Diyor ki ‘Şu sofrada duran ekmek nedir? Ekmek candır’. Sofrada durduğu müddetçe cansız olan ekmeğin, insan vücuduna girmesi ile neşve ve ruh kazanması, onun aslında tüketilen bir madde olmaktan üreten bir güce dönüşmesidir. Hz. Mevlana’ya göre o ekmeği yiyeceksin, güçleneceksin, iyilik üreteceksin. Dolayısıyla her türlü tüketim maddesine bu gözle bakıp insanın zevklerinin peşinde, arzularının ve heveslerinin peşinde değil, aslında iyiliğin peşinde koşmak için tüketmesi gerekiyor.

Sıfır atık ve çevre ahlakı dersleri

- Diyanet ‘Sıfır Atık” Projesi ile ilgili neler yapıyor?

Biz Başkanlık olarak çevre ahlakını eğitimlerle yaygınlaştırmayı, israfla mücadelede emanet bilinci aşılamayı hedefliyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın şu anda önemle üzerinde durduğu ‘Sıfır Atık, Sıfır İsraf’ projesinin temelinde çevre ahlakı yer alıyor. Hem çocuklarımıza 4-6 yaş kurslarında ve yaz Kur’an kurslarında, hem kadınlarımıza Kur’an kurslarımızda ve Aile ve Dini Rehberlik Bürolarımızın faaliyetlerinde çevre ahlakı eğitimleri vereceğiz. Bildiğiniz gibi bizim Kur’an kurslarımıza her yıl bir milyonu aşkın kadın devam ediyor ve yaz kurslarımızdaki çocuk sayısı da milyonla ifade ediliyor. Ayrıca gençlerimize de gençlik koordinatörlerimizin yürüttüğü gençlik çalışmalarıyla çevre bilinci aşılamayı, ‘Sıfır Atık Sıfır İsraf’ konusunda bilinçlenmelerini sağlamayı hedefliyoruz. Liselerde, üniversitelerde, Kredi Yurtlar Kurumu’na bağlı yurtlarımızda gençlik koordinatörlerimiz, manevi danışman ve rehberlerimiz sürekli program düzenliyorlar. Bu programlara çevre ahlakı modülü ekliyoruz. Ayrıca camilerde yürütülen vaaz programlarına da konuya dair başlık ve içerikler ekliyoruz. Çünkü biz şunun farkındayız: İnsanlara israf etmeyin, yemeği dökmeyin, israf günahtır demek maalesef mücadele için yeterli olmuyor. İsraf ettikçe aslında kendinden kaybettiğini, israf ettiği zaman aslında kâinat bütününün zarar gördüğünü, israfla özünü ve geleceğini yitirdiğini, insanın aslında emanetçi olduğunu anlatmaya çalışacağız. Çocukların ve gençlerin bunu fark etmesini sağladığınızda doğayı sevmeleri ya da yeşili korumaları çok daha kolay hale geliyor. Basmakalıp emir ve yasak cümleleri cılız kalıyor. Biz ahlak ve değer eğitimine odaklanacağız.

HAC İÇİN ÖZEL PROJE GELİYOR

- Hac ile ilgili yeni çalışmalarınız olacak mı?

Emine Erdoğan Hanımefendi’nin Hac’daki israf ve çevre zararı konusunda büyük bir hassasiyeti var. Bu konuda adım atmamızın gereği aşikâr. Çünkü maalesef hacda harem topraklarda inanılmaz bir çevre kirliliği yaşanıyor. İnsanlar pet şişeleri, ellerindeki yedikleri içtiklerinin paketlerini umarsızca fırlatıyorlar ve dağ gibi çöp yığınları oluşuyor. Şöyle bir algı da var. Herkes atmış ben de atayım. Hâlbuki her insan kendi yaptığından sorumlu ve aksine bizim hacılarımız yapmamalı, örnek olmalı. İnşallah ciddi bir faaliyet başlatacağız bu yıl. Hem kafile başkanlarımız, hem de irşat görevlilerimiz hac boyunca hacılarımıza eşlik ediyorlar. Biz kafile başkanlarımızın ve irşat görevlilerimizin de hacca yönelik eğitimlerine çevre ahlakı ve israfla mücadele bilinci ile ilgili eğitim modülleri koyduk. Din görevlilerimizi konuyla ilgili yazılı ve görsel materyallerle destekleyerek hacılarını özel olarak bilgilendirmelerini, vaaz ve sohbetleriyle bilinçlendirmelerini isteyeceğiz. Neden israf etmemeliyiz, neden pet şişeleri Arafat’ta terk etmemeliyiz sorusunun ahlaka dayanan temellerini kutsal topraklarda anlatmanın daha da etkili olacağını düşünüyoruz. İlk defa bu konunun hacıların gündemine girmesini ve irşat programlarımıza dâhil olmasını sağlayacağız. Son derece olumlu etkileri olacağına inanıyorum. Allah Teâlâ’nın nimetlerini anlatırken, Allah’ın verdiği nimetlerin emanet olduğunu söylemek, sadece kişisel bakım ve hijyenin değil, çevre temizliğinin de dini bir vecibe olduğunu anlatmak çok güzel sonuçlar verecektir. Kutsal toprağın aslında ne kadar değerli olduğu ve itina gerektirdiği konusunda konuşmak din görevlimiz için de yeni bir açılım olacaktır.

Yazının devamı...

Rusya ile ilişkiler nereye gidiyor?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan pazartesi Rusya’da olacak.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Üst Düzey İşbirliği Konseyi (ÜDİK) yıllık zirvesi yapılacak.

Ağırlıklı konu ekonomik ilişkilerin artırılması. İki ülke arasındaki ticaret hacmi hedefi 100 milyar dolar.

Türkiye’nin hedefi Rusya ile dengeli ticaret.

İki lider ekonomik açıdan önemli olan Rusya-Türkiye Turizm ve Kültür Yılı’nın açılışını da yapacak.

AK Parti Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş ile Erdoğan’ın Rusya gezisi öncesi Türk-Rus ilişkilerini ve Rusya-Türkiye Turizm ve Kültür Yılı’nı konuştuk.

Bakanken turizm ve kültür yılı hazırlıklarıyla ilgili olarak geçen sene çok çalıştıklarını ve Rusya’ya gittiğini belirten Kurtulmuş şunları kaydetti:

“Çok güzel etkinlikler olacak. Mesela Sen Petersburg’daki törenlerde Türkiye onur konuğu olacak. Ayrıca, Rusya’daki kültür yılımızın başlangıcı dolayısıyla Bolşoy Tiyatrosu’nda çok muhteşem bir Troya gösterisi olacak. Ve çok sayıda karşılıklı sergilerin açılması, toplantıların yapılması planlanıyor. Özellikle Türkiye’nin tanıtılması bakımından 2019 yılının çok önemli bir yıl olacağını düşünüyorum. Zaten giderek turizm alanında gelişmiş olan karşılıklı ilişkiler bu yıl münasebetiyle çok daha başarılı bir şekilde ileriye gitmiş olacak.”

Rusya’dan Türkiye’ye gelen 6 milyon turistin artırılmasıyla ilgili olarak da Kurtulmuş, “Bir ara sekteye uğrayan Rus turizmi hızla tekrar canlandı. Türkiye turizminin ana unsurlarından birisi Rus misafirlerimiz oldu. Türkiye’de ev alıyorlar. Vizelerin kalkmasının da ekonomik gelişmeye çok büyük etkisi olur” diyor.

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Cumhurbaşkanı’nın ziyareti öncesi Moskova’ya giderek ikili ticaretin nasıl artırılacağına yönelik mevkidaşlarıyla görüşmeler yaptı. Pekcan, sohbetimizde Rusya ile dengeli ticaret hedeflediklerini dile getirdi.

Türk müteahhitler 73.1 milyar dolarlık proje almış

Türkiye ile Rusya arasındaki ikili ticaret hacmi geçen yıl itibarıyla 25.7 milyar dolar seviyesine ulaşmış.

Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı bu yılın ocak-mart döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 6.5 artarak 868 milyon dolar olmuş. Rusya’dan gerçekleştirilen ithalat ise yüzde 9 azalarak 5.4 milyar dolar seviyesinde.

Türk müteahhitlik firmaları Rusya’da bugüne kadar 73.1 milyar dolara karşılık gelen 1961 proje almış.

4 Türk F-35 pilotu eğitildi

Türkiye’nin yeni teslimlerle 4 F-35 uçağı oldu. Ama şu anda eğitim için ABD’de Luke Hava Kuvvetleri Üssü’nde. Türk pilotlar da şu anda orada eğitimde.

Savunma Sanayi Başkanlığı yetkililerinden aldığım bilgiye göre, 4 Türk pilotunun F-35 eğitimi tamamlanmış ve diğer Türk pilotlara da eğitim verecek hale gelmiş.

Hababam Sınıfı Yeniden

Mahmut Hoca, İnek Şaban, Hafize Ana...

Hababam Sınıfı ve müziği bir dönemin unutulmazlarından.

Şimdi ‘Hababam Sınıfı Yeniden’ filmi vizyona girdi.

Müzik aynı ama oyuncular değişmiş.

Eski filmde tanınmış oyuncular dışındaki oyuncular gazeteye ilan verilerek seçilmişti.

Yeni kadro oluşturulurken de eski filmdeki yöntem uygulanmış.

Binlerce başvuru olmuş ‘Hababam Sınıfı Yeniden’ için.

12 kişi gece gündüz çalışma sonunda seçilmiş ve Hababam’daki gelenek bozulmamış...

Yazının devamı...

Erdoğan’ın mesajları karşılığını buldu

Farklı bir seçim süreci ve seçim izledik. İlkler yaşandı.

1995 yılından itibaren gazeteci olarak çok seçim süreci ve kampanyası izledim.

Hem ittifaklar nedeniyle hem de mesajlar nedeniyle 31 Mart yerel seçimin çok ötesine geçti.

Sonuçlar da ittifaklar nedeniyle farklı çıktı bu seçimde.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yine meydanlardaydı gece gündüz. 59 ilde 102 miting yaptı.

Erdoğan İstanbul’da 28 ilçede, Ankara’da ise 11 ilçede vatandaşla buluştu. Hatta İstanbul’da bir günde 8 ilçede miting yaptı.

Seçim sonuçlarına genel olarak baktığımızda bazı önemli iller kaybedilse de AK Parti ve Cumhur ittifakı yine birinci çıktı.

Erdoğan’ın seçim meydanlarındaki en önemli mesajı; seçimin ‘beka seçimi’ olduğuna yönelikti. Beka mesajları da çok tartışıldı.

Video izletmişti

Seçim meydanlarında ve kampanyasında Erdoğan kirli ittifaklara yönelik birlik ve beraberlik gerektiğine yönelik mesajlar verdi.

Erdoğan Doğu ve Güneydoğu’daki illerde de miting yaptı ve Kürt vatandaşları özellikle uyardı.

Bazı illerde çıkan ilginç sonuçlar da Erdoğan’ın bu bölgeye verdiği mesajlarının MHP ile ittifak yapmasına rağmen alındığını gösterdi.

Erdoğan her mitinginde özellikle HDP’lilerin açıklamalarını içeren videoları vatandaşa gösterip, onlara oy verilmemesinin altını ısrarla çizmişti.

Batıdaki bazı illerde ise AK Parti içinde adayları beğenmemeden dolayı bazı küskünlükler de yaşandı.

Erdoğan meydanlardaki “küskünlüklerin sırası değil” mesajı vererek parti içi tartışmaların önünü biraz olsun kesti. Ama bazı illerdeki oy kayıplarında bu parti içi sıkıntıların da etkili olduğu belirtiliyor.

Yeni yol haritası

Erdoğan her seçim sonrası artıları ve eksileri her zaman değerlendirir.

Hem verdiği mesajların alınıp alınmadığını hem de bundan sonraki süreçte nasıl yol izleyeceğine yönelik.

Çıkan sonuçların ardından Doğu ve Güneydoğu’da bazı yeni adımlar da atılabilir.

Kaybedilen illere yönelik de raporlar alır ve gerekeni yapar. Bu her seçimde böyle oldu.

Parti içinde de bir süredir teşkilatların rehavetine yönelik tartışmalar yaşanıyordu.

Özellikle bazı değişen belediye başkanlarının yeni isimlere destek verip vermediği masaya yatırılıyordu.

Çıkan sonuçlara göre de partide yeni döneme yönelik bazı değişiklikler de yapılabilir.

Özeleştirilerin ve raporların değerlendirilmesinin ardından yeni yol haritası belirlenir ve yola devam edilir.

Seçim sürecinin bitmesinin ardından artık Erdoğan’ın ana gündeminde ekonomik reformların gerçekleştirilmesi olacak...

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.