SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Fatih’in AK Parti Belediye Başkan Adayı Turan iddialı: İstanbul’a yılda 20 milyon turist

Ergün Turan’la Sultanahmet, Ayasofya ve yeraltı sarnıçları gibi İstanbul’un tarihi değerlerinin bulunduğu Fatih’i dolaştık ve projelerini konuştuk. Eski TOKİ Başkanı olan ve görev süresince 250 bini aşkın ev yapan Turan’ın yeni hedefi İstanbul’a yılda 20 milyon turist çekmek...

Ergün Turan. Eski TOKİ Başkanı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun yıllar birlikte çalıştığı bürokratlardan biriydi.

Dar gelirliye yönelik görevde kaldığı süre boyunca 250 bin dolayında ev yaptı. Turan, TOKİ Başkanı iken Ankara’da 2+1 evde kirada oturmasıyla dikkati çekmişti. Şimdi İstanbul’un merkezindeki en gözde ilçelerinden biri olan Fatih’in AK Parti Belediye Başkan adayı.

Ergün ile Sultanahmet, Ayasofya ve yeraltı sarnıçları gibi tarihi yerlerin olduğu Fatih’te dolaştık ve projelerini konuştuk. Turan yılda İstanbul’a 20 milyon turist hedefine kısa sürede ulaşabileceklerini kaydetti.

İstanbul’un turizmi denince yüzde 90’ının Fatih demek olduğunu belirten Turan, “İstanbul’a 13,5 milyon turist geldi. 13,5 milyon turistten buraya uğramadan gideni yok. Biz bu hedefi çok küçük görüyoruz, sektörle de görüşüyoruz. Bu rakamın çok kısa zamanda 20 milyona ulaşacağı kanaatindeyim. Biz de alt yapımızı ona göre oluşturuyoruz” dedi.

Dev otopark

Fatih’in sorunlarından biri otopark sorunu. Turan, bu sorunu çözmek için de neler yapacağını şöyle anlattı:

“Sokaklar dar özellikle tarihi bölgelerde. Çünkü her tarafı tarih kokan bir yer, istediğiniz her şeyi yapamazsınız. Ama yaşamın olduğu bölgelerde, yine turizm bölgesi de dahil olmak üzere bu dönem 10 bin araçlık otopark planlaması yapıyoruz. İnşallah 250-300 metre mesafede otoparklara ulaşacaklar. Şehirde yaşayanlar, mukim olanlar otoparklardan düşük ücretle faydalanacaklar. Şehre dışarıdan gelenler daha yüksek ücret ödeyecekler otoparklar için.”

Fatih’te yaşayan gençlerin ve ailelerin yaşamlarını kolaylaştırmak için de birçok çalışma yapacaklarını vurgulayan Turan, bu konudaki projelerini de şöyle anlatıyor:

“Sportif tesisler, kadınların faydalanacağı bir takım merkezler konusunda çok büyük çaplı adımlar atıyoruz. Bir iddiamız var, burayı 39 ilçede gençlerin spora ve sportif faaliyetlere en rahat ulaşacakları ilçelerden biri haline çevireceğiz. 17 yaş altı bütün gençlerin farklı branşlarda sporlara ulaşabileceği bir yerden bahsediyorum. 1910’lara, 1920’lere dayanan spor kulüpleri var burada. Yani Türkiye’ye yüz yıldır futbolcu yetiştiren, çok önemli sporcular yetiştiren kulüpler var. Onlar üzerinden gençlere mutlaka ulaşacağız.”

Sinan’ın eserlerine rota

Turan’ın tarihi yarımadada turizmi geliştirmek için özel çalışmaları da var. Turan, “Turizm buranın belkemiği. Buradaki ayağa kalkış, bütün Türkiye’deki turizmin, ticaretin canlanmasına sebep olacak. İstanbul’a 13.5 milyon turist geldi. 2.6 gün turistin burada geceleme ortalaması, bunu mutlaka artırmamız lazım, bir de turizmin niteliğini artırmamız lazım. Yani burada Sinan’ın bir sürü eseri var ama daha henüz Sinan’ın eserlerini gezecek bir rota yok. İnsanlar haritayı ellerine aldıklarında rotayı bilecekler. Sinan’ın bütün eserlerini gezebilecek bir rota oluşmalı, gittiği yerlerde de onların mutlaka dokümanları olmalı. İnşallah bunu başaracağız, böyle yeni rotalar, yeni hikâyeler yazacağız. Dolayısıyla Fatih’i, geçmişte olduğu gibi kültürün, sanatın ve bilimsel gelişmelerin, bilimin konuşulduğu bir merkez haline çevirmek istiyoruz. Fatih’in birkaç yıl içerisinde, İstanbul’da ve dünya ölçeğinde, üç yüz altmış beş gün bakıldığında takvimi olan, kültürel, sanatsal faaliyetlerin olduğu, dünyanın her yerinden kültür sanat adamlarının, bilim adamlarının girip çıktığı bir semt haline gelmesini istiyoruz” diyor.

Düşük faizli kredi

İstanbul deprem bölgesi. Fatih’te evler eski. Turan, evlerin yenilenmesi ile ilgili olarak da şu mesajları veriyor:

“Otopark sorununu çözdükten sonra insanların kendi evlerini yenileyeceği kanaatindeyiz. Evlerini yenilemek için para oluşturamayan vatandaşlara kredilendirme konusunda desteğimiz olacaktır birtakım fonlardan. Dolayısıyla biz devlet eliyle değil ama sorunları çözerek, vatandaşın kendi evlerini yenilemesi eliyle bir değişim yapacağız. Parası olmayanlara da bir şekilde kredi imkânı, düşük faizli kredi imkânı sağlayacak bir model üzerinde çalışıyoruz. İnsanları teşvik edici olacağız. İnsanlar kendi evlerini yenilesinler diye belli muafiyetler tanıyacağız.”

Yazının devamı...

'Yapay zekâ eğitiminde dünya lideri olacağız'

Milli Eğitim Bakanlığı’nın yapay zekâ stratejisini tamamlamak üzere olduğunu, hazırlanan taslak metnin yakında kamuoyuna açıklanacağını belirten Ziya Selçuk, “Bugün doğan çocuklarımızı, bugün okula başlayan çocuklarımızı 2040 sonrası
dünyaya hazırlamamız şart” dedi

Yapay zekâ... Teknoloji yarışı ve insan... Tüm ülkelerin üzerinde çalıştığı konuların başında geliyor.

Türkiye’nin de özel bir yapay zekâ stratejisi olacak.

Her kurum her bakanlık yapay zekâ ile ilgili özel çalışma yapıyor.

Bu kurumlardan biri de Milli Eğitim Bakanlığı. Türkiye’nin de özel bir yapay zekâ stratejisi olacak.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yapay zekâ stratejisini konuştuk. Yapay zekâ stratejisinde son aşamaya gelindiğini ve kısa zamanda açıklayacaklarını belirten Selçuk, “Önümüzdeki 20 yılı düşünüyoruz. Yapay zekâ eğitiminde dünya lideri olacağız. Yapay zekâ ile yapay zekâ çağı için insan odaklı nesiller yetiştireceğiz. Teknoloji şirketleriyle işbirliği yapacağız. Ürün ve süreç odaklı olacağız. Teknoparklarda MEB ofisler açacak. AR-GE yapacağız. Girişimcilik ve inovasyon ekosistemiyle bağlantımızı kuvvetlendirmemiz lazım. Bugün doğan çocuklarımızı, bugün okula başlayan çocuklarımızı 2040 sonrası dünyaya hazırlamamız şart” diyor. Bakan Selçuk, MEB’in yapay zekâ stratejisi ile ilgili sorularımızı şöyle yanıtladı:

- Yapay zekâ çalışmalarınız ne aşamada? Neler öne çıkıyor?

Yapay zekâ stratejimizde son aşamaya gelindi. Yakında kamuoyu ile paylaşacağız. Konusunda uzman isimler hazırlıyor. Zaten elimizde önemli birikim oluştu. Taslak metni tartışmaya açacağız. Her türlü katkıya açığız. 2020-2040: önümüzdeki 20 yılı düşünüyoruz. Yapay zekâ eğitiminde dünya lideri olacağız. Yapay zekâ ile yapay zekâ çağı için insan odaklı nesiller yetiştireceğiz. Teknoloji şirketleriyle işbirliği yapacağız. Ürün ve süreç odaklı olacağız. Teknoparklarda MEB ofisler açacak. AR-GE yapacağız. Girişimcilik ve inovasyon ekosistemiyle bağlantımızı kuvvetlendirmemiz lazım. Onların mentörlüğüne bazı zamanlarda ihtiyacımız olacak. Teknoparklardaki araştırma ofislerimizde öğretmenlerimiz çalışacak. MEB’in daha fazla dışarı açılma zamanı geldi. Teknoloji, girişimcilik ve inovasyon ekosistemiyle daha fazla alışverişte bulunmalıyız.

‘Amacımız bilgelik’

- Hangi alanlarda yapay zekâdan faydalanılacak?

Bugün doğan çocuklarımızı, bugün okula başlayan çocuklarımızı 2040 sonrası dünyaya hazırlamamız şart. Çünkü kırılma, değişim, dönüşüm daha önce görülmemiş biçimde geliyor. 2023 vizyonu sadece bir tarih değildir. 2023, 2053, 2071’e açılan kapı şeklinde okunmalıdır. Büyük veride kalmayacağız, büyük bilgi ve büyük bilgelik. Bizim amacımız bilgelik. Bakanlığın her aşamasında yapay zekâdan faydalanacağız. Personel işlerinden rehberliğe kadar. Bakanlığın
kronik bazı sorunlarını elimizdeki datayı yapay zekâya öğreterek sorgulayacağız. Yapay zekânın rasyonel çözümleri ve stratejilerine yönlendirmelerine bakacağız.

- Yapay zekâ niye önemli?

Sayın Cumhurbaşkanımızın da son dönemlerde yapay zekâ konusunda açıklamaları oldu. Kendileri de açıkça belirttiler: Bugün artık gücün belirleyicisi, sahip olunan veri ve bunları işleme kabiliyeti. Verinin değere dönüşmesi ise ancak yerli ve milli bir anlayışla sahiplenilmesiyle mümkündür. Yapay zekâ, her alanda dünyanın geleceğine damga vuracak bir devrimdir. Böylesi bir değişim sürecine hazırlıksız yakalanmamalıyız. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, yapay zekâ konusunda nereye varılırsa varılsın, insan her şeyin merkezinde olmaya devam edecektir. 2023 Eğitim vizyonumuzu ortaya koyarken belirttiğim gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konudaki liderliği hayati önem taşımaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı olarak Yapay Zeka Stratejisi’nde insanlık yararına, insan odaklı,
insanı merkeze alan bir bakış açısını benimsiyoruz. Yapay Zekanın etik boyutuna, sorumluluk denen boyutuna, insanlık yararına olan boyutuna odaklanıyoruz.

‘Çocukların geleceği’

- Yapay zekâ dünya teknoloji tartışmalarında hangi konumda?

Yapay zekâ dünya teknoloji tartışmalarının merkezinde yer alan, her alanda etkilerinin olacağı öngörülen bir konudur. Mevcut teknoloji trendleri içerisinde her 10 başlıktan yarısı doğrudan veya dolaylı olarak yapay zekâ teknolojileri tarafından şekillendirilmektedir. Özellikle ses ve görüntü tanıma teknolojilerindeki hızlı gelişme, gerçeğe yakın ses, görüntü modellemesi, analitik ve öngörü konusundaki ilerleme ile beraber yapay zekânın eğitim ve öğrenmenin geleceğindeki etkisinin son derece fazla olacağı düşünülmektedir. Bu temelde, 2023 Eğitim Vizyonu’nun en önemli çıkış noktalarından ve cevap aradığı sorulardan birisi Dördüncü Kırılma dediğimiz dönemde eğitim ve öğrenmenin geleceğidir. Bu çocuklarımızın geleceği demektir. Yapay Zeka Stratejisi, dünyanın gitmek istediği, götürülmek istendiği yeri anlamak ve aynı yönde gitmek konusundaki sorgulamalarımızdan birisidir. Yapay zekâ kaynaklı fırsatlar ve avantajlar kadar tehdit oluşturabilecek ve zarar verebilecek boyutlarını da takip etmekteyiz. Halen eğitim ve öğretim faaliyetlerine devam eden öğrencilerimiz kadar daha doğmamış yavrularımız için de bu soruları soruyoruz. Biliyoruz ki, bugün okula başlayan, yeni doğan yavrularımız 2040 sonrası dünyada istihdama katılacaktır. Onları en iyi şekilde geleceğe hazırlamak sorumluluğumuzu her alanda olduğu gibi bu alanda da taşıyoruz.

‘Kayıtsız kalamayız’

- Eğitim vizyonu ile ilgili nasıl çalışmalar yapıldı?

2023 Eğitim Vizyonu hazırlık sürecinde onlarca toplantı yapıldı. Bulma konferansımız, tematik çalıştaylarımız, il toplantılarımız, akademinin katkısı… Hepsinde yapay zekâ alanındaki gelişmelere kayıtsız kalamayacağımız sonucu çıktı. Dijital, fiziksel, biyolojik ve siber olanın beraberliğinden doğan bir tekillik gündemi insanlığı kuşatmış durumda. Bu sebeple bendenize Bakanlık tevdi edildiği andan itibaren yeni teknolojiler alanında görevlendirdiğim özel bir ekip bu gelişmeleri çok yakından takip ediyor. Bu ekipteki isimler teknolojiyi yeni takip etmeye başlayan isimler değil. Toplumun yakından bildiği tanıdığı çalışmalarını yakından takip ettiği isimler. Yapay zekâ, otomasyon, otonom teknolojiler, dijitalleşme, blok zincir, 5G, API, kuantum bilgisayar, e-spor, sosyal medya gibi birçok alanda beni sürekli bilgilendirdiler. Bu bilgilendirmeler sonucunda gördük ki yapay zekâ ve onu çevreleyen konularla ilgili ayrı bir stratejiye ihtiyacımız var.

‘İlk kurumsal strateji olacak’

- Sizin bakanlığınız ilk strateji açıklayan bakanlık mı olacak?

Yapay zekâ ülkeler için yeni bir rekabet alanı haline gelmiştir. Devletler ve stratejik kurumları teker teker stratejilerini açıklamaktadır. Biz her birisini takip ediyoruz. Sadece eğitimle ilgili değil genel stratejilerine de vakıfız. Bu konuda önemli bir birikimimiz var. 50’ye yakın ülkenin stratejilerini inceledik. MEB, dünyada halihazırda Çin ve Avustralya haricinde yapay zekâyı eğitim ve öğrenme başlığı altında strateji haline getirecek üçüncü Bakanlık olacaktır. Diğer ülkelerde de bazı bakanlıkların çalışmaları olduğunu bilmekteyiz. Ülkemizin Yapay Zeka Stratejisi hazırlık aşamasında. Biz de eğitimle ilgili alanda tamamlayıcı ve detaylandırıcı olacağız. Gerek kamuda gerekse özel ve sivil toplum sektöründe ilk kurumsal strateji olma özelliğine sahiptir.

İşte strateji başlıkları

- Yapay zekâ stratejiniz hangi başlıklardan oluşacak?

Stratejimiz, MEB’in yapay zekâ çağına uygun yapılanması, eksponansiyel, çevik bir organizasyona ve personel yapısına sahip olmasını, yapay zekâ çağındaki beceriler, ders içerikleri, ölçme, değerlendirme, rehberlik, yönlendirme, öğretim, etik, kamu, özel sektör ile sivil toplumla işbirlikleri, öngörü ve politika çalışmaları, ürün geliştirme gibi başlıkları içermektedir. Yapay zekâyı sürdürülebilir, sorun çözmeye yönelik bir bakış açısı ile eğiliyoruz. Eğitim sistemimizde 2023 Eğitim Vizyonu’nda işaret edilen imkan, beceri farklarını kapatmak konularında yapay zekâ teknolojilerinin sağlayacağı katkıyı hesaba katıyoruz.

Yazının devamı...

'TÜRKİYE'YE UZANAN ELLERİ KIRARIZ'

AK Parti Genel Başkan Vekili Kurtulmuş ile İstanbul’da buluştuk ve Türkiye’ye yönelik dış gelişmeleri değerlendirdik. Anadolu ve Trakya topraklarına kimsenin göz dikmesine izin vermeyeceklerini vurgulayan Kurtulmuş, “Türkiye’ye karşı uzanan elleri bugün de kırarız, yarın da kırarız” diyor.

İSTANBUL

ABD Başkanı Trump’ın Golan Tepeleri çıkışı. Yeni Zelanda’daki terör saldırısı. İslam ve Türk düşmanlığı. Avrupa’da artan ırkçılık...

Seçimler yaklaşıyor ama Türkiye’yi de etkileyen dış politika konuları günden güne artıyor.

Bir de Türkiye’ye yönelik dışardan yapılan saldırılar açık açık sahneleniyor.

AK Parti Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş ile tüm bunları konuştuk.

Yeni Zelanda’daki olayın bir kişinin eylemi olmadığını belirten Kurtulmuş, “Bunun arkasındaki zihniyeti çok iyi şekilde görüp, buna karşı dünyanın tedbir almak mecburiyeti vardır. Bir faşist, haçlı zihniyetinin tezahürü olduğu ortada. Yani Müslüman-Hıristiyan çatışmasının fitilini ateşlemeye dönük bir şey olduğu görülüyor. Bir kere şunu bilsinler ki: İstanbul Fatih Sultan Mehmet’in fetih hakkıdır, bizim Müslüman Türk milletinin memleketidir, kıyamete kadar da Müslüman milletimizin elinde olacak olan bir yerdir. Biz dün Asya’da da Avrupa’da da vardık, bugün de yarın da Avrupa’da olacağız. Anadolu ve Trakya toprakları bizim yurdumuzdur, buraya da hiç kimsenin göz dikmesine, burada bize söz söylemesine müsaade etmeyiz. Bu anlamda geçmişte olduğu gibi bu memlekete karşı uzanan elleri bugün de kırarız, yarın da kırarız” dedi.

Kurtulmuş İstanbul Malta Köşkü’nde Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

ABD yalnızlaşıyor, Trump’ın öğrenmesi gereken şeyler var

- ABD Başkanı Trump’ın Golan Tepeleri hamlesi ile ne planlanıyor?

Sayın Trump aklına estikçe tweet atıyor ve bu tweetlerle dünyayı yöneteceğini zannediyor. Dünya Trump’ın kafasına estikçe attığı tweetlerle yönetilecek bir yer değildir, bir kere bunu öğrenmesi lazım. Arkasından tabi Trump bakımından çok acıklı olan bir durum, kendisini ABD Başkanı sıfatından daha çok İsrail sözcülüğü sıfatına layık görüyor, İsrail’in sözcüsü gibi davranıyor, bu da gerçekten anlaşılabilir bir durum değildir. Son tweet’i akıl almaz. Gerçekten ateş topuna dönmüş olan Ortadoğu’yu daha da karışık, karmaşık hale getirecek, dünya barışını temelinden tehdit edecek. Akıl dışı, izan dışı, ama gördüğüm kadarıyla planlı, hesaplı olarak söylenmiş olan bir sözdür. Kabul edilemez, uygulanamaz bir kararı ortaya koyuyor. Zaten hemen kararın sonrasında İslam İşbirliği Teşkilatı’nın İcra Komitesi Toplantısının gündeme gelmesi, AB’den ve BM’den bu konuda çok net açıklamaların gündeme gelmesi Trump’ın bu kararını ilan etmekle birlikte yalnızlaştığını da gösteriyor. ABD yönetimi bakımından en hazin olan hususlardan birisi de bu. Kendisini bir dünya devleti olarak tanımlayan ABD giderek İsrail sevdası dolayısıyla yalnızlaşıyor. Bu kararına birkaç ülkenin dışında destekçi bulmaları mümkün değildir.

Dünyanın karşı çıkması lazım

- Son hamlenin arkasında ne var?

Tabi bu kararın arkasında aynen İsrail’in başkent olarak Kudüs’ü kabul etmesi ve büyükelçiliğini Amerika’nın taşınma kararında olduğu gibi uluslararası Siyonizm’in niyetlerinin de çok açık bir etkisi vardır. Siyonizm sadece İsrail’in sınırlarından ibaret olmadığını biliyoruz, yayılmacı bir ideolojidir. ABD’nin yönetimi de, Trump yönetimi de bu yayılmacı ideolojiye olabildiğince destek vermektedir. Siyonizm’in gördüğü şey şu: Ortadoğu belki tarihi boyunca hiç olmadığı kadar paramparça, bölük pörçük bir vaziyette. Bütün Ortadoğu’daki güçler etnik anlamda da, mezhebi anlamda da ciddi bir sürtüşmenin içerisindeyken, bu kadar siyasi ve hatta fiili bölünmüşlükler söz konusuyken İsrail altın vuruşunu yapmak istiyor. O da Arz-ı Mev’ud istikametinde önündeki engelleri birer birer kaldırarak kendi nihai amacına ulaşmak ve bu amaca ulaşmak konusunda da Trump’ı kullanıyor açık bir şekilde kullanıyor, esas fotoğrafın boyutları budur. Burada buna çok ciddi bir şekilde dünyanın karşı çıkması lazım, zaten öyle oluyor.

İsrail altın vuruşu yapamaz

- Altın vuruşu yapabilirler mi?

Bu sonuç olmaz, çünkü Ortadoğu’da bütün farklılıklarına rağmen, bu kadar bölünüp parçalanmışlıklarına rağmen çok büyük bir Müslüman nüfusunun olduğu ve bu Müslüman nüfusunun da yönetimleri, rejimleri ne kadar farklı olursa olsun temel meselelerinden birisinin de Ortadoğu’daki bu varlığı ve dayanışmayı temin etmek olduğunu biliyoruz ve yine Müslüman ahalinin temel siyasi önceliklerinden birisinin de Filistin davasına sahip çıkmak olduğunu görüyoruz. Yani Siyonizm nasıl kendi davasına sahip çıkıyorsa, Müslüman halklarda kendi davasına sahip çıkıyor ve bu anlamda ben hedefi bu olmakla birlikte İsrail’in altın vuruşu yapamayacağına inananlardanım.

Arap ülkelerine çağrı

- Yakın geçmişi de katarsak Arap ülkeleri gerçekten İsrail’e yönelik tepkiyi verebildi mi?

Ne yazık ki yani ben de tam da onu kast ediyorum, yani önce uzunca bir süredir devam edip, şimdi mesela soğuk savaş döneminde ister Amerikan yanlısı olsun, ister Rus yanlısı olsun Arap dünyası, İslam dünyası bölünmüştü ama herkesin ortak bir dış politikada ortak bir hedefi vardı o da bütün imkânlarıyla Filistin davasının yanında durmak. Ama maalesef uzunca bir süredir diyebilirim ki son 25-30 yıldır, yani soğuk savaşın sona erdiğinden bu yana giderek artan bir şekilde Arap dünyası ve İslam dünyası ortak ideallerin etrafında bütünleşmek yerine iç çelişkiler ve çatışmalar üzerine odaklandı. Maalesef rejimler haklarının taleplerinden ve desteklerinden olabildiğince koptular, uzaklaştılar. Ve bu anlamda evet doğru zaten İslam ülkeleri yeterince reaksiyon verebilmiş olsalardı şimdiye kadar bu kadar büyük bir İsrail etkisi bu bölgede olmazdı. İslam İşbirliği Teşkilatı Toplantısında kararlı duruş çıktı. Eğer o metindeki iradeye İslam dünyası, Arap dünyası sahip çıkarsa zaten İsrail’in saldırganlığına karşı da çok önemli bir mesafe kazanmış olacaklar.

Müslüman-Hıristiyan çatışmasının fitilini ateşlemeye dönük

- Yeni Zelanda’daki saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeni Zelanda’daki olay sıradan bir caninin, faşist bir ideolojiye sahip bir ırkçının aklına esip de yapmış olduğu bir eylemden ibaret değildir. Bütün dünya siyasetçileri, Müslümanlar, Hıristiyanlar, başka dinlere mensup olanlar herkes iki elinin arasına başını alıp düşünmek mecburiyetindedir. Özellikle son 20-25 yıllık süreçte yine devam eden yabancı düşmanlığı, göçmen karşıtlığı, İslam karşıtlığı ve somuta indirgenmiş hali Türkiye düşmanlığı gerçekten dünya siyasetini zehirleyen yeni bir akımdır.

50 insanı bir cani öldürüyor. Bu sadece bir kişinin eylemi değil, bunun arkasındaki zihniyeti çok iyi şekilde görüp, buna karşı dünyanın tedbir almak mecburiyeti vardır. Adamın silahların üstündeki yazılar, orada kullandıkları semboller, sembolik isimlerin hepsine baktığınız zaman bir faşist, haçlı zihniyetinin tezahürü olduğu ortada. Müslüman-Hıristiyan çatışmasının fitilini ateşlemeye dönük bir şey olduğu görülüyor. Bir kere bu bir kişinin kendi kafasından ortaya koyduğu bir şey olamaz. Son derece faşist, saldırgan bir ideolojinin sonucu.

Bir kere şunu bilsinler ki: İstanbul, Fatih Sultan Mehmet’in fetih hakkıdır, bizim Müslüman Türk milletinin memleketidir, kıyamete kadar da Müslüman milletimizin elinde olacak olan bir yerdir. Biz dün Asya’da da vardık, Avrupa’da da vardık. Bugün de yarın da Avrupa’da olacağız, kıyamete kadar Avrupa’da olacağız. Anadolu ve Trakya toprakları bizim yurdumuzdur, buraya da hiç kimsenin göz dikmesine, burada bize söz söylemesine müsaade etmeyiz. Bu anlamda geçmişte olduğu gibi bu memlekete karşı uzanan elleri bugün de kırarız, yarın da kırarız. Türkiye’ye karşı yapılan bu saldırılara da her türlü şekilde cevabını veririz.

Avrupa’ya sert eleştiri

- Avrupa’da da İslam düşmanlığı ve ırkçılık arttı. Son AP kararı da var. Avrupa, siyaseten sonuçlarını düşünmeden kaşıyor mu?

Maalesef öyle, herkesin bu İslam karşıtlığını, hele bazı siyasetçilerin, batı dünyasında bazı siyasetçilerin 3-5 tane oy fazla almak için kullanacakları bir araç olmadıklarını görsünler. İslamofobi üzerinden siyaset yapanlar, bunun üzerinden kendilerine zemin hazırlayanlar aslında kendi ülkelerinin emniyetini de, kendi ülkelerinin sulh selametini de ortadan kaldırmış oluyorlar. İşte Yeni Zelanda’daki bu katliam dolayısıyla herkesin aklını başına toparlaması lazım. Müslümanlara söz söyleyerek üç tane oy devşirmek peşinde olanlar da sözlerini daha temkinli, daha akıllı bir şekilde tartsınlar ve öyle konuşsunlar. Dünya terörle ciddi bir mücadele verirken bir de burada siyasi zemini son derece sertleştirmek ve bu anlamda da özellikle karşıtlık, düşmanlık üzerinden oy devşirmeye kalkmak hakikaten insanlığa karşı yapılacak en büyük ihanettir.

Avrupa Yeni Zelanda’dan ders almalı

- Yeni Zelanda Başbakanı’nın tavrından Avrupa’nın ders alması gerekir mi?

Yeni Zelanda Başbakanı’nın takınmış olduğu tavır son derece takdir edilecek bir tavırdır. Cuma namazı sırasında Yeni Zelanda’da camide namaz kılan Müslümanların arkasında binlerce çok sayıda Yeni Zelandalı, gayrimüslim insanın bir araya gelerek Cuma namazını takip etmeleri, ezanı dinlemeleri. Hem koruma yapıp hem de büyük saygı göstermeleri insanlık cephesini sevince boğan bir gelişmedir. Ümit verici, takdir edilecek bir durumdur. Demek ki teröre karşı, insanlık düşmanı olan terörist örgütlere karşı ve faşist ideolojiye karşı, ırkçı saldırgan ideolojiye karşı ve dünyanın birçok yerinde dinleri, inançları, hayat tarzları ne olursa olsun bir insanlık cephesi oluşturulmasının mümkün olduğunu ve teröre karşı top yekûn müşterek bir duruş sergilenmesinin de çok önemli olduğunu gösteriyor. Bundan Avrupa’nın ders alması lazım. Şimdi ümit ederiz ki, Avrupalılar ders alırlar ve Yeni Zelanda’daki binlerce insanın katıldığı insanlık dersi Avrupa’daki siyasetçilere de bir şekilde örnek olur.

4 ortak cümle kuramazlar

- CHP-HDP ittifakını nasıl değerlendiriyorsunuz?

24 Haziran seçimlerinde CHP’yle, HDP arasındaki ittifak örtülü bir ittifaktı, şimdi artık bu seçimde bu ittifakın örtüsü kalkmış, açık bir ittifaktır. HDP’nin Eş Genel Başkanı Temelli açık açık söyledi. CHP’lilerin ikide bir vallahi billah biz HDP’yle ittifak yapmıyoruz demelerinden o kadar rencide olmuş ki adamcağız sonunda dayanamadı patladı. Dört siyasi parti ve arkasında başka güçler olmak üzere çok derin bir ittifak vardır. CHP-HDP-İP ve SP. Bu partilerin yöneticilerini şöyle bir masa etrafında toparlayın, Türkiye’nin geleceğine ilişkin dört tane ortak cümleyi söyleyin deseniz dört tane ortak cümleleri yoktur dört partinin. Ama bir tane ortak noktaları var, Tayyip Erdoğan gitsin de, AK Parti düşsün de nasıl düşerse düşsün. Türkiye’ye ne vadediyorlar? Hiç bir şey, vadettikleri bir kelime yoktur. Karşıtlıktan, düşmanlıktan, sadece yok ederiz sonrasını bilmeyiz tezi üzerinden Türkiye’ye fayda gelmez. Tayyip Erdoğan düşmanlığının da, karşıtlığının da Türkiye’ye siyaseten sağlayacağı hiçbir şey yoktur.

31 Mart yerel seçim olmanın çok ötesine geçti

- Son haftaya giriyoruz. Vatandaşa seçimle ilgili son mesajlarınız nedir?

Bu seçim baktığınız zaman bir yerel seçim; yani belediye başkanı, belediye meclis üyesi adaylarını seçeceğiz. Ama mahiyeti itibariyle ta başından itibaren ve giderek artan bir dozda seçim yerel seçim olmanın çok ötesine geçti. Bu seçim bu anlamda Türkiye’nin bundan sonra nasıl yürüyeceğini, hangi istikamette yol alacağını göstermesi bakımından da önemli bir seçim olacaktır.

Ben yurttaşlarımızı bizim ortaya koyduğumuz bu ittifakı, niçin karşımızda böyle bir ittifak olduğunu, bu ittifak ne anlama geliyor, bunları bir kez daha düşünmelerini salık veriyorum.

Ayrıca, CHP’ye, İyi Parti’ye, diğer partilere oy veren seçmen kardeşlerimiz bir kez daha düşünsünler. Hakikaten Mustafa Kemal Atatürk’e yürekten bağlı, kendisini vatansever ve cumhuriyetçi hisseden CHP’li bir kardeşimiz nasıl olacak da Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak üzerine kendi siyasi programlarını yapmış, dağın kontrolündeki bir siyasi partinin adaylarına ya da onların desteklediği adaylara oy verecektir. Ya da kendisini milliyetçi olarak kabul eden ve sonra İyi Parti’ye geçerek oraya oy vermiş olan milliyetçi seçmenlerimiz, kardeşlerimiz nasıl olacak da gidip HDP’ye, HDP’nin adaylarına oy verecek ya da hayatı boyunca bugün Kılıçdaroğlu’nun-CHP’nin sergilediği fikrin karşısında olan Erbakan Hoca’nın çizgisinden geldiğini iddia eden siyasi partiye oy veren arkadaşlarımız, dostlarımız nasıl olacak da CHP’li bir belediye başkanına oy verecek ya da adaya oy verecek; bunları bir daha gözden geçirmelerini tavsiye ediyoruz. Sadece AK Parti karşıtlığı, sadece Tayyip Erdoğan düşmanlığı tutarlı bir şey değildir. Ben 2019 seçimlerinde Türkiye demokrasisinin kökleşmesi bakımından önemli bir merhale olacağını, katkı sunacağını düşünüyorum. Sonuçta söz de, karar da millettir. Milletin sandıktan çıkardığı her görüşe baş-göz üstünde diyerek sonuna kadar uyarız.

Yazının devamı...

Trump, Erdoğan’a F-35 ile ilgili ne demiş?

F-35’lerin Türkiye’ye verilip verilmeyeceği tartışılıyor.
Türkiye’ye verilmek üzere yapılan 3. ve 4. uçaklar da eğitim için bugünlerde Luke Hava Kuvvetleri Üssü’ne gönderilecek.
Türkiye’nin bu üste teslim aldığı 2 uçağı daha bulunuyor ve Türk pilotlarıyla eğitim yapılıyor.
Türkiye’ye bir sorun çıkmazsa ilk defa kasım ayında 2 F-35 uçağı gelecek.
Ancak ABD Kongresi F-35 uçaklarının Türkiye’ye gönderilmemesi için çalışmalar yapıyor.
ABD Kongresi’nin engelleme çalışmaları sürerken ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında bir süre önce sıcak F-35 sohbeti yapıldığını öğrendim.
Türkiye’nin de ortak üretimde olmasını gündeme getiren Trump, F35’leri övmüş.
Sohbette, Türkiye’ye uçakların verilmeyeceğine yönelik bir mesaj vermeyen Trump pilotlarla ilgili espri de yapmış. Trump, “Pilotlarla konuştum. Pilotlar sarışın ve uzun boylu. Hepsi Tom Cruise gibi...” demiş...

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 104’üncü yıl dönümünde Çanakkale ruhunu yeniden yaşadık.
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ... Tarihe altın harflerle yazıldı.
Gelibolu Yarımadası’na gidenler şehitlerini unutmadı ve onlara çiçekler bıraktı.
Gelibolu Yarımadası’nda 10-15 yıldır neler yapıldığını sorunca şunlar karşımıza çıkıyor:

- 25 yeni şehitlik ortaya çıkarıldı
- 21 şehitlik ve abide ihya edildi
- 5 siper ve mevzi ortaya çıkarıldı
- 11 farklı yerde gömülü toplar ortaya çıkarıldı
- 6 mütareke yıllarında yıkılan Türk anıtı ortaya çıkarıldı
- 120 km ulaşım yolu açıldı
- 22 tarihi çeşme onarıldı
- 3 kalenin restorasyon projesi tamamlandı
- 1 milyon fidan ve 555 bin 390 bitki dikildi.

Eski İstanbul’da sosyal hayat ve çevre

Çevre ve ekolojiyle ilgili belgesel niteliğindeki bir eser.
41 ORİJİNAL BELGE IŞIĞINDA ESKİ İSTANBUL’DA SOSYAL HAYAT VE ÇEVRE.
3. baskısı Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak yapılmış.
Sadık Albayrak’ın hazırladığı eser günümüzdeki çevre tartışmaları sürerken önemli bir belge niteliğinde.
Bana da gönderilen kitapta, İstanbul’da Meşihat-i İslamiye Arşivi’nde bulunan 26 farklı mahkemeye ait 9 bin 839 adet sicil defteri içerisinden yüz binlerce sosyal içerikli belge incelenmiş.
Çevre ve sosyal hayata yönelik 41 orijinal belge var kitapta.
Yeni baskıyla ilgili olarak Albayrak, “Konumu itibarıyla insan hakları, özellikle hayvan haklarının tartışıldığı bir dünyada kültür hayatımıza yeni ufuklar açacağına inanıyoruz” vurgusu yapıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise giriş yazısında kitabın medeniyetimizin çevreye bakışını göstermek için önemli bir eser olduğunu dile getirerek, “Bu kitabın ülkemiz yanında tüm dünyada çevre meselesine farklı bir yaklaşım getireceğine inanıyorum” diyor.

Şanlıurfa’da 85 bin Suriyeli çocuk okullu oldu

Şanlıurfa’da 550 bine yakın Suriyeli bulunuyor.
Bu sayının 155 bini okul çağındaki çocuklar...
Şanlıurfa Valisi Abdullah Erin ile illerindeki okullaşma oranını konuştum.
Vali Erin, “155 bin okul çağında çocuk var. 85 bin çocuğu okullara yerleştirdik. 70 bin Suriyeli çocuk var okula gidemeyen. Yarın dönecek olsalar bile bu çocukları okullaştırmak gerektiğine inanıyoruz. Bunların Türk Milli Eğitim sistemi içerisinde eğitilmelerine ihtiyaç var. Beraber okuyorlar. Türkçeyi öğreniyorlar” dedi.

Yazının devamı...

AVRUPA SİYASİ ÇIKARLAR İÇİN AŞIRILIKLARA BOYUN EĞİYOR

›› Avrupa Parlamentosu’nun, AB’nin Türkiye ile katılım müzakerelerini askıya almasına yönelik önerinin olduğu raporu kabul etmesi tepkiye neden oldu. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz son AP kararının Avrupa’nın aşırılıklara doğru gittiğinin göstergesi olduğunu söyledi

Irkçılık ve İslam düşmanlığı...

Farklı şekillerde sık sık karşımıza çıkmaya başladı.

Avrupa’nın, Türkiye’nin AB yolculuğundaki adaletsiz yaklaşımı... Son Avrupa Parlamentosu kararı...Yeni Zelanda’daki terör saldırısı...

Avrupa’nın Türkiye’ye yaklaşımını, ırkçılığın yükselmesini ve Avrupa’nın nereye gittiğini AK Parti’nin Dış İlişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile konuştuk.

Avrupa’nın kısa vadeli birtakım siyasi çıkarlar elde etmek için aşırılıklara boyun eğdiğini belirten Yılmaz, “Merkez siyaseti yapan partiler aşırılıklara prim verdikleri sürece aşırı partiler büyüyorlar ve merkez eriyor. Bu da Avrupa’yı aslında daha kötü bir geleceğe doğru sürüklüyor” dedi. Yılmaz sorularımıza şu yanıtları verdi:

Dar görüşlüler göremiyor

- Avrupa Parlamentosu’nun son Türkiye kararını nasıl değerlendirdiniz, ne amaçlanıyor?

Avrupa Parlamentosu (AP) kararlarının hukuki bir bağlayıcılığı yok. Biliyorsunuz, müzakereleri askıya alma kararı Konseye ait, üye devletlere ait, orada bir konsensüs olması gerekiyor. Bu konuda herhangi bir karar alınmasını beklemiyoruz. Ama tabii ki AP’de alınan karar siyaseten tartışılması gereken bir karar, bizim için yok hükmünde bir karar, hiçbir şekilde tasvip etmediğimiz ve kınadığımız bir karar. Türkiye’nin yaşadığı süreçleri düşündüğünüz zaman, terörle mücadelesini, güvenlik problemlerini, 15 Temmuz hadiselerini, maalesef Avrupa’dan bu konularda yeterince dayanışma görmedik bu süreçte. Onun bir devamı niteliğinde görebiliriz bunu. Diğer taraftan, Avrupa’da yükselen bir aşırı sağ var. Maalesef AP aşırı sağın gündemine esir olmuş görünüyor. Aşırı sağın ırkçı yaklaşımları, yabancı düşmanı, İslam düşmanı yaklaşımların Türkiye’yi dışlayıcı tavrına AP de maalesef kapılmış gözüküyor. Mayısta seçimlere doğru gidiyor, biraz da bir popülizm havası içinde, Türkiye’nin hiç de hak etmediği bir tavsiye kararının alındığını görüyoruz. Tabii, bu kararı kınıyoruz, kabul etmiyoruz, yok hükmünde sayıyoruz. AP’nin yeni dönemde bu yanlışlara düşmemesini temenni ediyoruz. Aslında giderayak alınmış bir karar. Bir taraftan da Türkiye’de seçimlerin yaşandığı bir ortamda bu kararın alınması da siyaseten nezakete uygun bir karar değil. Türkiye’deki iç gündemi etkilemeye dönük bir boyutu olduğunu da ifade edebilirim. Bütün bu yönleriyle baktığımızda, bu kararın hiçbir şekilde kabul edilemez olduğunu, ön yargılara dayalı olduğunu söyleyebilirim. Hâlbuki baktığınız zaman, Türkiye ile Avrupa’nın objektif çıkarları ortak. Aslında Türkiye’nin güvenliği Avrupa’nın da güvenliği demek. Türkiye’nin istikrarı, gelişmesi, güçlenmesi Avrupa’nın da lehine. Ama maalesef bazı dar görüşlü çevreler bunu yeterince göremiyorlar. Avrupa’nın da çıkarına aykırı olacak şekilde Türkiye-Avrupa ilişkilerine de zarar verecek şekilde popülist birtakım yaklaşımlara giriyorlar.

Avrupa kendi kaybediyor

- Bu karar Avrupa’ya ne kaybettirir?

Avrupa’nın güvenliği Türkiye’yle yakından ilgili. Avrupa’nın enerji güvenliği olsun, diğer genel anlamda güvenliği olsun Türkiye’yle yakından ilgili. Bunun en somut göstergelerinden biri, bu mülteci meseleleri. Türkiye gibi bir ülke olmasa, bölgesinde bu sorunları kontrol edemese Avrupa bugün çok farklı sorunlarla karşı karşıya kalacaktı. Türkiye’nin refahı da Avrupa’yla çok yakından ilgili. Milyonlarca vatandaşımız, Türkiye kökenli insan Avrupa’da yaşıyor. Ticaret hacmimize baktığınız zaman ticaretimizin neredeyse yarısı Avrupa’yla. Turizm hareketleri öyle, sermaye hareketleri öyle. Yani Türkiye’nin gelişmesi, kalkınması aslında Avrupa’nın refahını da artırıcı bir hadise. Bu kararla aslında Avrupa kendisi kaybediyor diyebiliriz. İki tane Avrupa var aslında. Biri böyle içe kapanan, dar görüşlü, kısır tartışmalara esir olan bir Avrupa. Diğeri de daha vizyoner, prensiplere dayalı, gelecek odaklı, kendi menfaatlerin daha iyi tarif eden bir Avrupa. Maalesef şu anda bu dar görüşlü ve içe kapanan Avrupa’nın daha hâkim olduğunu söyleyebiliriz. Az önce söylediğim gibi bizim amacımız belli, biz müzakere yapan bir ülkeyiz. Müzakerelerin teknik şartlarına hiçbir zaman itiraz etmemiş bir ülkeyiz. Ama başka ülkelere uygulanmamış birtakım siyasi yaklaşımların Türkiye’ye uygulanması, bir defa Avrupa değerlerini de zayıflatan, Avrupa’nın değerlerine olan güveni de zayıflatan bir unsur. Bütün bu boyutlarıyla birlikte baktığımız zaman alınan kararlar aslında tavsiye kararı, Avrupa’nın kendi iç çelişkilerini de yansıtan, Avrupa’nın da uzun vadeli çıkarına olmayan bir yaklaşım diyebiliriz.

Avrupa vizyonsuz, lidersiz siyaset yapıyor

- Avrupa nereye doğru gidiyor?

Avrupa aşırılıklara doğru gidiyor, hem sağda hem solda aşırılıklara doğru gidiyor, merkez siyaset Avrupa’da eriyor. Maalesef, bunu tek tek birçok ülkede de görüyoruz, AP’de de görüyoruz. Merkez siyaset prim yapmak için, kısa vadeli birtakım siyasi çıkarlar elde etmek için aşırılıklara boyun eğiyor. Bu da aslında sonuç veren bir siyaset değil. Merkez siyaseti yapan partiler aşırılıklara prim verdikleri sürece aşırı partiler büyüyorlar ve merkez eriyor. Bu da Avrupa’yı aslında daha kötü bir geleceğe doğru sürüklüyor. Irkçılığın yükseldiği, dışlayıcı söylemlerin yükseldiği bir Avrupa’ya doğru gidiyoruz. Bu, Avrupa’nın da lehine değil. Sonuçta, Türkiye’nin de Avrupa’nın da lehine olan, Avrupa’nın gerçek değerlerine dönmesidir, daha evrensel değerlere dönmesidir, dışa açılmasıdır ve objektif ölçütlerle hareket etmesidir, ön yargılarla değil. Merkez siyaset böyle davrandığı sürece erimeye devam edecek ve Avrupa vizyonsuz, lidersiz bir siyaset yapmaya devam edecek. Ben inanıyorum ki bir süre sonra bu ters tepecektir. Avrupa’da ‘Nereye gidiyoruz?’ soruları daha fazla sorulmaya başlanacaktır ve Avrupa bu yanlış gidişattan dönecektir diye de ümit ediyorum.

Demokrasiden uzaklaşıp aşırılıklara doğru gidiyorlar

- Demokrasiden de mi uzaklaşıyorlar?

Onu söylüyorum. Aşırılıklara doğru gidiyor ve merkez siyaset eriyor derken biraz da bunu kastediyorum. Maalesef, bugün bakıyorsunuz, işte birtakım ırkçı partiler, antidemokratik birtakım söylemleri olan partiler güç kazanıyor Avrupa’da. Muhtemelen bu, önümüzdeki AP’de maalesef yansıma riskine sahip, bu gidişat hakikaten Avrupa’nın geleceği adına endişe verici. Böyle bir Avrupa’da hiç kimse olmak istemez doğrusu. Dolayısıyla bu Avrupa ne bizim lehimize ne de Avrupa’da yaşayanların lehine. Bunu hep birlikte aşmamız gerekiyor. Türkiye ile AB ilişkileri de burada kritik öneme sahip. Türkiye’yle iyi ilişkiler geliştiren bir Avrupa aşırılıklara karşı pozisyon almış bir Avrupa demektir, kendi değerlerine dönmüş bir Avrupa demektir, daha evrensel ölçütlerle hareket eden bir Avrupa demektir. Aslında aşırılıklara, ırkçılığa, yabancı düşmanlığına karşı verilebilecek en güzel cevaplardan biri, Avrupa ile Türkiye arasında pozitif bir gündem geliştirmektir.

Avrupa’daki vatandaşlarımız siyaset yapsın, oy kullansın

- Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarına bir çağrınız olacak mı?

Biz Avrupa’ya gittiğimiz zaman oradaki vatandaşlarımıza -tabii bir kısmı o ülkelerin vatandaşları aynı zamanda- hep şu çağrıyı yapıyoruz: Asilime olmayın ama entegre olun. İçinde yaşadığınız toplumda statünüzü yükseltin, ekonomiye, sosyal hayata, siyasi hayata mutlaka katılın diyoruz. Siyasi olarak baktığımızda, öncelikle gidip oy kullanın diyoruz. Maalesef bizim vatandaşlarımız Türkiye’deki seçimlere gösterdikleri ilgiyi kendi yaşadıkları ülkelerdeki seçimlerde ve AP seçimlerinde yeterince göstermiyorlar. Biz onların mutlaka bu seçimlere de daha fazla ilgi göstermelerini ve katılım göstermelerini bekliyoruz. Çünkü siyasi etkinliğiniz gidip oy kullanmakla çok yakından ilgili, nüfusunuz ne olursa olsun gidip sandığın başına oy kullanmadığınız sürece o nüfusu nüfuza dönüştüremiyorsunuz. Nüfusunuzu nüfuza dönüştürebilmeniz için katılımın daha güçlü olması gerekiyor, birincisi bu. Sandık başına gitmesi lazım oradaki insanımızın. İkincisi, siyasi partilere üye olması ve siyaset yapması lazım, özellikle aşırı partiler değil de merkez partilerde, parti farkı gözetmeksizin söylüyorum. Hangi parti olursa olsun, ana akım partilerde diyelim, daha fazla siyaset yapması lazım vatandaşlarımızın. Üçüncüsü de tabii daha fazla temsil gücü kazanmaları lazım, aday olmaları ve seçilmeleri, hem yerel hem genel hem de Avrupa seçimlerinde. Bunu yaptıkları zaman hem kendi statülerini yükseltmiş olacaklardır hem de Türkiye-AB ilişkilerine de daha fazla katkıda bulunacaklardır diye inanıyoruz.

AB’nin siyasi iradesi yeterli değil

- AB, Türkiye’ye verdiği sözleri neden tutmuyor?

AB’nin maalesef siyasi iradesi yeterli değil. Yani AB sonuçta teknik kriterler, şunlar bunlar ama en nihai anlamda üye ülkelerin ve bazı güçlü üye ülkelerin siyasi iradesiyle yürüyen bir süreç. Bu siyasi irade yeterince güçlü olmayınca bu da maalesef karar alma süreçlerine yansıyor ve maalesef, teknik olarak söylense, ifade edilse bile teknik olmayan sebeplerle bu sözler yeterince yerine getirilmiyor. Bu Türkiye’yle ilgili genel bakış açılarının ve genel kararlı olmayan tutumlarının bir sonucu diye düşünüyorum.

AB cazibesini yitiriyor

- AB ülkeleri arasında da tartışmalar var. İngiltere gelişmesi. Sistem yavaş yavaş çöküyor mü?

AB’de lider eksikliği var, vizyon eksikliği var ve daha ileriye gitme noktasında zafiyetler gösteriyor AB. Bu da aslında bir bisikletin pedalına basmazsanız bir süre sonra dengeyi kaybedersiniz. AB bugüne kadar hep pedala basarak geldi bugünlere. Hep yeni adımlar attı, ileri adımlar attı. Bir geriye gitse bile iki adım ileriye giderek bir şekilde bu süreci derinleştirdi. Hâlbuki son dönemlerde küresel krizin de etkisiyle, iç siyasi çatışmaların, gelişmelerin de etkisiyle AB maalesef ilerleme yerine duraklama dönemine girdi ve reform yapamaz hale geldi, doğru politikaları güçlü siyasi iradeyle ve halkı ikna ederek hayata geçiremez hale geldi. Liderlik zaafı göstermeye başladı. Bütün bunlar Avrupa’nın kendi iç çatışmalarını da artırdı. Eski cazibesini yitirmeye başladı AB. Toplumlarda da AB kurumlarına olan güven azaldı. Çökme diyemem ama bir zayıflamanın başladığı, geriye gidişin başladığı açık. Buradan tekrar toparlanma ihtimali de var elbette ama bu gidişat böyle devam ederse çok olumlu bir tablo görülmüyor doğrusu.

Türkiye ile ilişkiler popülizmle zehirleniyor

- AB süreci ne durumda?

Maalesef AB süreci artık çok uzun bir zamana yayılmış durumda ve gerçekten, teknik kriterlerle değil, siyasi standartlarla, çifte standartlarla yürüyen bir süreç. Bazı ülkelerin Avrupa’nın genel çıkarını değil de kendi dar çıkarlarının hesaplarını gördükleri dar bir sürece de maalesef dönüşmüş durumda. İsim vermeyelim ama bazı ülkeler Türkiye’yle olan hesaplarını AB üzerinden görmeye çalışıyorlar. Bu, az önce söylediğim gibi kimsenin menfaatine olan bir süreç değil aslında. Türkiye iç politika malzemesi olarak kullanılıyor, Türkiye’yle ilişkiler popülizmle maalesef zehirleniyor. Bunun da faydasının olmadığını da görüyoruz seçimlerde. Aslında defalarca denenmiş bir süreç, deniyorlar, ısrarla da devam ediyorlar. Hâlbuki bundan dönüp, daha farklı, çok şeffaf bir şekilde Türkiye’yi kucaklayan, Türkiye’deki demokrasiye güç veren, Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına güç veren bir yaklaşımı AB geliştirebilirse bu kendi içindeki çıkmazlardan da Avrupa’yı kurtaracaktır diye inanıyorum.

Yazının devamı...

Erdoğan ile Putin birlikte neyi seyredecek?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gelecek ay başı Moskova’da buluşacak.
Gündem ekonomi başta olmak üzere ikili ilişkilerin geliştirilmesi ve Suriye başta olmak üzere bölgesel konular.
Erdoğan Moskova’ya 5’in üstünde bakanla gidecek. Vizelerin kaldırılmasına yönelik yol haritasındaki gelinen nokta ele alınacak.
Birkaç gün önce Moskova’daydım. Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Mehmet Samsar ile de bir araya geldik.
Samsar önemli ziyarete yönelik iki tarafın yoğun hazırlık içinde olduğunu dile getirdi.
Gezide ikilinin önemli bir randevusu daha var: ‘Troya Operası’.
Devlet Opera ve Balesi 300 kişilik dev ekiple oynuyor.
Yer ise dünyaca ünlü Bolşoy Tiyatrosu.
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Murat Karahan başrolde.
Karahan birkaç gün sonra Moskova’ya giderek hazırlıklara başlayacak.
Sohbet ettiğim Karahan, Erdoğan ile Putin’in 8 Nisan’da Troya’yı izlemesine yönelik hazırlık yaptıklarını söyledi.
Karahan, “İki liderin birlikte izlemesi bizim için büyük onur verici olacak” dedi.
Bolşoy Tiyatrosu’nda Moskovalılar da hem opera hem bale izleyecek.

3 bin esnafa tek tek dönen bakan kim?

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, hem iş dünyası ile hem de esnaf ile düzenli bir araya geliyor.

Öğrendiğim kadarıyla şimdiye kadar 3 bin esnafla bir araya gelmiş. Bu bir araya gelmelerde tek tek sorunları yazılı da alıyormuş. Pekcan gelen sorunlara yazılı da dönüyormuş tek tek.

Konuştuğum Pekcan, göreve geldiğinden itibaren istişareye önem verdiğini belirterek, “Her il ziyaretinde istişarelere önem veriyoruz. Bütün iş dünyası temsilcileriyle her ay bir araya geliyoruz. Bütün sorunları masaya yatırıyoruz, çözüm önerileriyle beraber. Bakanlığımızın uhdesinde olanları çözüyoruz. Başka bakanlıklarla ilgili ise de Ticaret Bakanlığı olarak biz koordinasyonunu sağlıyoruz bütün bu taleplerin. Bunun dışında il ziyaretlerinde bugüne kadar 3 bin esnafımızla 3 bin sanayi ve ticaret odası temsilcimizle bir araya geldik. Hepsinin sorunlarını dileklerini tek tek tespit ediyor, alıyor ve onlara yazılı olarak geri dönüş yapıyoruz sorunlarıyla ilgili” diyor.

Yapmazlarsa beni arayın

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum Bolu’da esnafı dolaştı.
Benim de katıldığım gezide esnaf, sokaklarında hareketlilik olması için valilik veya belediyenin hafta sonları çeşitli aktiviteler yapmasını istedi.
Bakan Kurum da buna olumlu yaklaştı.
Vali ve Belediye Başkanı da yapacaklarını söyledi.
Bakan Kurum esnafa “Yapmazlarsa beni arayın” diyerek sözün takipçisi olacağını da söyledi.

Sıfır atık için yapılacaklar listesi

Türkiye’de 14 bine yakın kurum binası sıfır atık uygulamasına geçmiş.
Sıfır atık hareketine dahil olmak için vatandaş ne yapabilir?

Çevre Bakanlığı’na sorunca ilk etapta dahil olmak için şu liste karşımıza çıkıyor:

- Atıklarınızı ayırmayı öğrenin.
- Geri dönüşüme inanın.
- Mataranızı yanınızdan ayırmayın.
- Bez çanta edinin.
- Pet şişelere veda edin...

Yazının devamı...

RUS TURİSTTE %10 ARTIŞ BEKLENİYOR

MOSKOVA

Dünyanın 5. büyük, Rusya ve BDT pazarının en önemli turizm fuarı olan MITT Moskova Uluslararası Turizm Fuarı dün Rusya’da başladı.

TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya’nın davetlisi olarak fuardaydım.

40 bin metrekarelik alandaki fuara 100’e yakın ülke katılıyor. Geçen yıl fuarın 23 bin ziyaretçisi olmuş.

Türkiye’de bu sene 300 metrekarelik stantla temsil edildi. Türkiye Moskova’daki fuarın ilgi çeken ülkelerinden biriydi bu sene de. Türk otellerin stantlarının önü kalabalıktı.

Türkiye, Rus turistlerin gittiği ülkeler içinde 1. sırada. Geçen yıl 6 milyona yakın Rus turist ağırladık Türkiye’de. Bu sene de 6 milyon dolayında turist bekleniyor yine Rusya’dan.

TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya ile 2019 Rus turist hedefini konuştuk.

Türkiye’nin en önemli pazarının fuarında olduklarını belirten Bağlıkaya, “Geçen sene 6 milyonu yakaladık. Bu yıl kapasite olarak çok artmayabilir. Çünkü geçen sene de çok ciddi kapasite fazlası vardı. Bu sene biraz daha dengeli gideceğini düşünüyorum. Rusya’da yüzde 5-10’luk bir artış beklenebilir. Çok fazla radikal artışlar olacağını düşünmüyorum Orta Avrupa’daki gibi. Rusya her zaman Türkiye için önemli bir pazar olmaya devam edecek. Hem coğrafi yakınlığı hem de Türkiye’deki tesislerin ve alt yapının Rus turiste uygun olması onlar için önemli. Rusya ile ilişkilerimiz iyi devam ettiği müddetçe Rus turistin sayısı her geçen gün artacaktır” dedi.

750 $ harcıyorlar

Rus turistlerden beklenen gelirle ilgili olarak da Bağlıkaya, “Rus turistlerin kişi başı harcaması 700-750 dolar civarında. 6 milyon turisti yaklaşmıştık geçen yıl. Rakam ortada” dedi.

Rusların en çok geldiği ilin valisi olan Antalya Valisi Münir Karaloğlu da Moskova’daki fuardaydı. Vali Karaloğlu, Türkiye’ye gelen Rusların yüzde 82’sinin Antalya’ya geldiğini söyledi.

Fuara KKTC Turizm Bakanı Fikri Ataoğlu da katıldı. Ataoğlu, KKTC’ye bu sene 1.5 milyon turist beklediklerini kaydetti.

Sayılarla Rus pazarı

- Ruslar uluslararası turizm harcamaları bakımından dünyada 8. sırada. Rus turistler 2017 yılında dünyada 31,1 milyar dolar harcama yapmış.

- Ruslar Türkiye’de en çok Antalya’ya geliyor. 2018’de 4 milyon 651 bin 709 Rus turist Antalya’ya gelmiş. İkinci sırada ise İstanbul var. İstanbul’a geçen yıl 618 bin 511 Rus turist gelmiş

- Rus turistler Türkiye’de ortalama 8,4 gece konaklıyor.

- Rus turistin yüzde 91’i Türkiye’ye tatil amacıyla geliyor. Akraba ve arkadaş ziyareti için gelen Rus turistlerin sayısı da yüzde 3,5. Yüzde 3,1’i de toplantı ve iş amaçlı geliyor.

- Rus turistlerin yüzde 75’i paket turla geliyor.

- Türkiye’ye 2019 yılının ocak ayında gelen Rus turist sayısı 2018 yılı aynı dönemine göre yüzde 34,2 artarak 91 bin 720 kişiye yükselmiş.

- Rusya’ya giden Türk vatandaşlarının sayısı ise 2018 yılında 95 bin 166 olmuş. 2017 yılına göre bu yüzde 29,6 artış demek.

- Rusya ile Türkiye arasında karşılıklı uçak seferleri bulunuyor. Tarifeli seferler Antalya, İstanbul, Ankara, Bodrum, Dalaman, Gazipaşa, İzmir’e var.

Yazının devamı...

GIDA ENFLASYONUNUN ÖNÜNE GEÇİLECEK

›› Bakan Pekcan ile stokçu ve fırsatçılara karşı yaptıkları ile sebze meyve fiyatlarının düşürülmesine yönelik yeni yol haritasını konuştuk. Denetimlerde ‘1’e 9 fiyat artışlarını gördüklerini’ dile getiren Pekcan, yeni hal yasası ile gıda enflasyonunun önüne geçileceğini vurguladı.

VARŞOVA

Sebze meyve fiyatlarındaki artış tanzim satışlarla aşağıya çekildi. Birçok zincir market de tanzim satışların ardından fiyatlarını indirdi.

Yeniden sebze meyve fiyatlarının yükselmemesi için yeni yol haritası belirlendi. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ile davetlisi olduğumuz Varşova’da neler yapılacağını konuştuk.

Denetimlerde ne sonuçlar çıktı, Bakan Pekcan en çok neye şaşırdı, yeni hal yasasında neler olacak, üretici ve tüketici nasıl yakınlaştırılacak... Bu gibi sorularımıza Pekcan şu yanıtları verdi:

Bayrampaşa, Ataşehir ve Ankara halinde fahiş fiyatlar gördük

- Stokçular ve fırsatçılara yönelik denetimler yapılıyor. Burada en çok ne dikkatinizi çekti ve ne gibi cezalar verildi?

Esasında biz denetimlere başladığımızdan itibaren sebze meyve fiyatları hariç ciddi oranda bir dengelenme sağlandı. Biz hiç bir zaman esnafımızın, tüccarımızın, tacirimizin karşısında bir bakanlık değiliz. Biz onların bakanlığıyız. Ama bu arada da piyasada spekülatif hareketler yapıp tüketiciye zarar veren dürüst tacire de zarar veren iş dünyasının da denetimlerini yapıyoruz doğal olarak. Bu denetimlerde de tespit ettiğimiz fahiş fiyatlar olursa, oluyor. Bunun dışında mobil uygulamamızla bize doğrudan şikâyet eden tüketiciler oluyor. Bunlarla ilgili biz kendilerinden savunma talep ediyoruz. Bu savunma talepleri reklam kurulunda değerlendiriliyor. Reklam kurulunda özel sektör temsilcileri var, diğer bakanlık temsilcileri var. Ve ortak bir karar sonucu eğer fahiş fiyat tespit edilmişse savunmaya rağmen biz cezayı kesiyoruz. Ama esas fahiş fiyatı biz hallerde gördük. Özellikle İstanbul’da Bayrampaşa, Ataşehir ve Ankara halinde gördük. Biz buralarla ilgili ceza kesme yetkimiz yok. Belediyeler encümen kararı ile kesiyor. Biz sadece tespitlerde bulunup bunu belediyeye gösteriyoruz. 1’e 9, 1’e 8 fiyat artışları gördük, maalesef. Bunun üretici hallerinde görmedik tüketici hallerinde gördük.

İşte yeni hal yasası

- Yeni yapılacak hal yasasında neler olacak?

Hal yasası bizim için gıda güvenliği ve hijyen açısından önemli. Üretici ile tüketiciyi buluşturmamız açısından önemli. Yüzde 25-30 zayiat verdiğimiz sebze meyvede bu zayiatın ve israfın önlenmesi açısından önemli. Bu hal yasasının üretici toptancı hali tüketici toptancı hali olarak iki ayağı var. Bunların arasında da bu soğuk zincir var. Buralarda soğuk hava depoları olacak. Laboratuvarlar olacak. Hijyen ve profesyonel yönetilen yerler olacak. Biz soğuk zincir ve nakliye ile ilgili standartlarımızı geliştirdik. Ambalajla ilgili çalışmalarımızı tamamladık. Yani ambalajdan dolayı da çok kayıp oluyordu. Üretici ile tüketiciyi buluşturacağız. Tüketici hallerinde üretici birliklerine yüzde 30 yer tahsis edeceğiz. Ve bunların kirası normal diğer kiralardan yüzde 75 daha ucuz olacak. Dolayısıyla tarım politikalarımızla beraber Hazine Maliyenin, Tarım Bakanlığı’nın ortak çalışmalarımızla beraber inşallah artık gıda enflasyonunun önüne geçilecek Allah’ın izniyle. (yasa ne zaman gelecek?) Henüz Meclis’e ve komisyona gelmedi. Herhalde artık seçimden önce gelmesi mümkün değil.

- Sebze meyve fiyatlarındaki yükseklik tanzim satışlarla düştü. Ne kadar oynama oldu, hedefe tam ulaşıldı mı?

Biz bakanlık olarak 6 Şubat ile 8 Şubat arasında hal denetimleri yaptığımız zaman yüzde 23, yüzde 36, yüzde 45 fiyat indirimleri olduğunu gördük. 11 Şubat itibariyle de tanzim satışlar devreye girdi zaten. Cumhurbaşkanımızda kararlılıkla politikasına devam ediyor. Ama amacımız esnafa rakip olmak değil esnafımızla beraber tüketiciyi koruyup kollamak. Hedefimiz üretici ile tüketiciyi yakınlaştırmak.

Etkilenmeden fahiş fiyat uyguladılar

- Fırsatçılık yapıp süreci suistimal edenler de oldu...

Denetim yapıp tespit yapmaya çalıştığımızda maalesef sonuçta ulaştığımız noktada o. Maalesef suistimal edildi. O piyasadaki dengelenmeden etkilenmediği halde etkilenircesine fahiş fiyat uygulayanlar oldu maalesef. Biz bakanlık olarak 135 firmadan savunma istedik tespitlerimizle ilgili.

- Yerel seçim sonrası nasıl bir ekonomi bekliyoruz, 2019 yılında ekonomik gelişmeler açısından Türkiye’yi ne bekliyor?

Bu seçimi atlattıktan sonra her şeyin daha da yolunda ve sistematik gideceğini bekliyorum. Bu seçim öyle ya da böyle piyasayı, ekonomiyi algılar farklı olabiliyor. Her şeyin daha olumlu gideceğine inanıyorum.

Ticareti kolaylaştırıyoruz

- Ticaret ve ekonomiyi geliştirmek için neler yapılıyor?

Dış ticareti artırmaya yönelik faaliyetlerimize devam ediyoruz. İhracatımızı artırmak ve ticaretimizi daha dengeli hale getirmek ve Türkiye’nin finansman ihtiyacını azaltıcı yönünde tedbirler almak. Şuanda Türkiye’nin ticaretinin milli gelire oranını inşallah bugünlerde açıklanacak. Çok yüksek rakamlar bekliyoruz. Aynı zamanda hem finansman ihtiyacını azaltırken aynı zamanda biz büyümeye de büyük katkı veriyoruz. 3. çeyrekte dış ticaretin büyümeye katkısı 6,73. 4. çeyrekte de en az o civarda hatta daha da fazla bir katkı bekliyoruz. Bunlar işsizliği de etkileyecek. Aynı zamanda biz yatırımları da çekecek ve teşvik edecek şekilde ticareti kolaylaştırıyoruz. Ticareti kolaylaştırıcı çok fazla önlem alıyoruz. Mesela kare kodlu çek uygulamasını başlattık. Kare kodlu bono uygulamasını da şimdi başlatıyoruz. Bunun da üzerine elektronik çek bono uygulamasını başlatıyoruz. Elektronik çek bono uygulaması ile beraber çekin teslimi ve saklanması gibi sıkıntılar kalmayacak. Ve bu kişiden aldığınız bonodan, bu kişinin piyasada ne kadar bonosu var takip edebileceksiniz. Daha önce ödeme yapmadığı çekleri olmuş mu onları takip edebilecekler. Ürün ihtisas borsasını geliştirdik. Ürün ihtisas borsalarına konan ürünlerin elektronik ortamda satılabilmesi için lisanslı depoculuğu gerçekleştirdik. Lisanslı depolardaki ürünlerin elektronik ortamda satılabilmesi için ürün ihtisas borsasını geliştirdik. Merkezi kayıt sistemini geliştirdik. Bunun dışında perakendecilik kayıt sistemini oluşturuyoruz. Onunda yazılım aşamasında programı şirketlerin açılışı kapanışı bütün kurumlarla paylaşılarak sistem üzerinden yapılabilir hale gelecek. Bunun dışında e ticareti ön plana getiriyoruz. Güvenilir olması ve kaliteli hizmet alması açısından e ticarette güven damgasını oluşturduk. Bunun dışında esnafımız ve sanatkârımızla ilgili yaptığımız çalışmada bu ekonomik gelişmelerden en az ve en öngörülebilir şekilde etkilenmesi yönünde çalışmalarımız var. İnşallah o çalışmaları da en kısa zamanda tamamlayacağız. Ticaretin kolaylaştırılmasını sağlamaya çalışıyoruz. Ekonomi günden güne iyiye gidiyor. Mevsimsel bir geçişti. Ama onlar bitti diye bakıyorum ben. İnşallah her şey daha güzel olacak. İstihdam destekleri çok önemli. İstihdam artacak. Şimdi Turizm mevsimi başlıyor. Bir taraftan turizm gelirlerimiz 30 milyar dolara ulaştı. Uluslararası yatırımcıların da yakın zamanda daha fazla yatırım yapmasını bekliyoruz.

‘Üreticiyle tüketiciyi buluşturacağız’

Pekcan, “Hal yasası bizim için yüzde 25-30 zayiat verdiğimiz sebze meyvede bu zayiatın ve israfın önlenmesi açısından önemli. Bu hal yasasının üretici toptancı hali tüketici toptancı hali olarak iki ayağı var. Laboratuvarlar olacak. Hijyen ve profesyonel yönetilen yerler olacak. Biz soğuk zincir ve nakliye ile ilgili standartlarımızı geliştirdik. Ambalajla ilgili çalışmalarımızı tamamladık. Yani ambalajdan dolayı da çok kayıp oluyordu. Tüketici hallerinde üretici birliklerine yüzde 30 yer tahsis edeceğiz. Ve bunların kirası normal diğer kiralardan yüzde 75 daha ucuz olacak. Üretici ve tüketiciyi buluşturacağız” diyor.

Türbülans yaşandı hızlı atlattık

- Yurtdışındaki yabancı sermayenin ve işadamlarının Türkiye’ye bakışı nasıl?

Türkiye’ye bakışları olumlu. Mesela Polonya’da, yatırımları karşılıklı nasıl artırabiliriz onları konuştuk. Onlar gelip kendi yatırım teşviklerini bizim iş insanlarına anlatacaklar. Biz gelip burada Polonyalı iş insanlarına anlatıyoruz. Genelde olumlu bir görüntü var. Tabii Türkiye Ağustos-Eylül ayında bir türbülans yaşadı. Ama çok hızlı bir şekilde atlattık. Yani Sayın Maliye Hazine Bakanımızın da bu dönemdeki ekibiyle beraber katkıları çok önemli. Şuanda artık sistem düzene girdi. Piyasalar oturuyor. Yeni istihdam seferberliği başlattık. Türkiye’nin pozisyonu çok çok önemli. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada hem Kuzey Afrika’ya hem Ortadoğu’ya hem Türki Cumhuriyetlere hem Doğu Avrupa’ya hem Rusya’ya ihracat imkânları mevcut. Eğitimli geç nüfus var. Hem tüketici toplumu, 82 milyon nüfuslu ve yaş ortalaması 31. Potansiyel hem üretici hem tüketici konumunda dinamik bir ekonomimiz, dinamik bir nüfusumuz var.

- Zaman zaman Türkiye’ye yönelik ekonomik saldırılar oluyor, algı operasyonları oluyor, başarılı olma şansı var mı?

Bunlar hep olacaktır, biz kendimize güvenerek yolumuza devam ediyoruz. Devam de edeceğiz. Her türlü tedbirler de alınıyor.

REKOR İHRACAT YAŞADIK

- 2019’un dış ticaret hedefleri neler? Kazan kazan politikası uygulanıyor...

Kesinlikle. Ülkelerle ticaret dengesi kurma yönünde strateji izliyoruz. Ve ülkemizin de ticaret dengesine önem veriyoruz. 2019 bizim açımızdan öncelikle ihracatın ithalatı karşılama oranı olacak Türkiye için. Dünya ekonomisi yavaşlıyor. Dünyadaki ticaretin küresel ekonomiye oranı yavaşlıyor. IMF verilerine göre büyümeler önce 3.9 sonra 3.7’ye sonra 3.5’e revize edildi. AB’nin büyümesi 2’den 1.6’ya revize edildi. Almanya’nın büyümesi 1.3’e revize edildi. En büyük ortağımız Almanya’nın 2018 son ayındaki ithalatı yüzde 4.7, İngiltere’nin yüzde 4.2 düştü. Biz 2018’i rekor bir ihracat rakamı ile kapadık. Allah’a çok şükür ocak şubat ayında da pozitif gidiyoruz yüzde 5 ihracat artışıyla. Ve ortalamada ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 87. Bu doğrultuda çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Rusya ile hedef dengeli ticaret

- Rusya ile 100 milyar dolar ticaret hacmi hedefi vardı. Hedefi tutturmak için neler yapacaksınız?

Rusya’da bizim hedef pazarlarımızdan birisi. Ama Rusya’dan enerji ithal ediyoruz. 2017’de en çok ithalat yaptığımız ve ticaret açığı verdiğimiz ülke Çin iken şuanda en büyük ticaret açığı verdiğimiz ülke Rusya oldu. Bununla ilgili de daha dengeli bir ticaret yapmak için karşılıklı görüşmelerimiz devam ediyor. Stratejik yol haritalarımız var.

- Vizelerin kalkma kararı ekonomik ilişkileri nasıl etkiler?

Vizelerin kalkmasına yönelik de çalışmalarımız devam ediyor. Öncelikle iş insanlarını ve nakliye firmalarını ve şoförlerin vizesi kalkacak öncelikle. Ama genel olarak kalkması bizim hedefimiz. Vizeler kalkınca biraz daha ticari ilişkiler artacak. Ticari ilişkimiz zaten fazla ama biraz daha dengeli ticaret hedefimiz Rusya ile.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.