SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

‘Türkiye kimseye mecbur değildir’

15 Temmuz darbe girişimine yönelik ABD ve Avrupa ülkelerinin tavrı, F-35 ve S-400 tartışmaları, Doğu Akdeniz’deki gelişmeler, İslamofobi ve ırkçılık tartışmaları, Filistin’e yönelik yapılanlar başta olmak üzere gündem konularını Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Şentop ile konuştuk

F-35 ve S-400 tartışmalarıyla ilgili ABD’yi eleştiren Şentop, ‘Türkiye’yi hiç kimse kendisine mahkûm ve mecbur olarak düşünmemelidir’ diyor

İstanbul seçimi yenilendi.

Bir süredir İstanbul seçiminin dışında en önemli gündem dış politika. Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin Türkiye’ye yaklaşımları...

Bu yaz bu konular en çok tartışılacak maddeler arasında.

Darbe girişimi ve Demokrasi Destanı olan 15 Temmuz’un yıldönümü de geliyor.

15 Temmuz darbe girişimine yönelik ABD ve Avrupa ülkelerinin tavrı, F-35 ve S-400 tartışmaları, Doğu Akdeniz’deki gelişmeler, İslamofobi ve ırkçılık tartışmaları, Filistin’e yönelik yapılanlar başta olmak üzere gündem konularını TBMM Başkanı Mustafa Şentop ile konuştuk.

Türkiye’ye demokrasi dersi vermeye çalışan ABD ve Avrupa’nın demokrasi sınavından kaldığını belirten TBMM Başkanı Şentop, “ABD ve Avrupa ülkeleri demokrasi konusunda eğer kendi menfaatlerine aykırıysa demokrasiden vazgeçebileceklerini göstermişlerdir. Eğer demokrasi işlerine yarıyorsa o zaman demokrasi söylemi ortaya koyabiliyorlar. Çifte standartlı ve ikiyüzlü bir yaklaşım içerisindeler. 15 Temmuz gecesi bir çok Avrupa ülkesinin ve ABD’nin, darbe girişiminin gidişatının netleşmesini bekleyerek tepki verdiklerini görüyoruz. Ne zamanki darbe teşebbüsü bastırıldı, ondan sonra bunu kınayan açıklamalar gelmeye başladı. Demek ki mesele gerçekte bir demokrasi savunuculuğu değil, demokrasiyi siyasi araç olarak gören bir anlayış var kafalarının arka planında. Demokrasi sınavından kaldılar” diyor.

F-35 ve S-400 tartışmalarıyla ilgili de ABD’yi eleştiren Şentop, “Türkiye’yi hiç kimse kendisine mahkûm ve kendisine mecbur olarak düşünmemelidir. Türkiye kendi kararını kendi verir ve kendi güvenliğini de kendisi sağlar” dedi. Şentop Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

Dünyaya FETÖ çağrısı

- 15 Temmuz’da TBMM de bombalandı. Dünyaya FETÖ ile mücadele konusunda bir çağrınız olacak mı?

Bu darbe girişimini ülkemize gelen bakanlar ve meclis başkanlarına anlatıyorum. Bu terör örgütü siyasi iktidarı ele geçirmek ve yönlendirmek için mücadele ediyor. Bunu illegal yollardan yapıyor. İnsanların gözüne hoş görünecek okullar, sivil toplum kuruluşları gibi maskelerle yapıyor bunu. Devlet içinde oluşturdukları yapılanmayı bu tür kuruluşlarla gizlemeye çalışmışlar; bu tespit edilmiş. Darbe gecesi Meclis’i ve Külliye’yi bombaladılar. Vatandaşlarımızı şehit ettiler. Bunu yapan askerlerin ve polislerin talimatları okullardaki öğretmenlerden aldığı ortaya çıktı. Ankara’da tespit edilen bir FETÖ okulunun yöneticileri Akıncılarda darbeyi yöneten ekip içerisinde yakalandı.

Bunlar okulları ve STK’ları gerçek amaçlarını örtmek için bir maske olarak kullanıyorlardı. Yabancı konuklara bu hususları anlatıyoruz. Bu örgütün birinci hedefi Türkiye idi. Başka ülkelerde de böyle bir hedefi gerçekleştirmek için gayret gösterdiklerine şüphe yok. Dost ve kardeş ülkelerin yöneticilerine hep bunu söylüyoruz. Bu örgütle ilgili Türkiye mücadelesini gerçekleştirdi. Bu örgütü tasfiye edecek noktaya geldik. Konuk devlet yetkililerine, “Sadece Türkiye’den getirdikleri örgüt militanları ile faaliyet yürütmüyor bunlar, sizin çocuklarınızın beynini yıkayarak faaliyet yürütüyorlar. Bu konuda dikkatli olunması gerekiyor. Bu uluslararası bir örgüt, istihbarat örgütlerinin maşası, taşeronu olarak çalışan bir örgüt. Türkiye bu örgütle mücadelesini belli bir noktaya getirdi ama dünya üzerinde de bu mücadelenin devam etmesini sağlamamız ve sonuçlarını sıkı bir şekilde takip etmemiz gerekir” diyoruz.

Standart olmalı

- Batı 15 Temmuz’da demokrasi sınavından geçebildi mi?

Avrupa demokrasiyi siyasi kavram olarak kullanmaya başlayınca kafamızda soru işaretleri oluşmaya başlıyor. ABD, Afganistan’a ve Irak’a demokrasi getirmek için girdi. Bunu bir mazeret olarak gösterdi. İnsan haklarını hayata geçirmek, işkence ve zulümleri gidermek için geldiğini söyledi. Ama gerçek maksadın bu olmadığı görüldü. Avrupa için de aynı şey geçerli. Çok net söyleyelim. Avrupa kendi sınırları içerisinde demokrasiyi savunuyor; ama Avrupa sınırları dışında demokrasiyi ancak kendi menfaatine olursa, kendi yararına bir sonuç alacaksa savunuyor. Türkiye’ye demokrasi ile ilgili zaman zaman ders vermeye çalışanlar, Mısır’da darbe sonucu devrilen ve şehit olan Mursi ile ilgili hiç ses çıkarmadılar.

ABD ve Avrupa ülkeleri, eğer kendi menfaatlerine aykırıysa demokrasiden vazgeçebileceklerini göstermişlerdir. Eğer demokrasi işlerine yarıyorsa o zaman demokrasi söylemi ortaya koyabiliyorlar. Maalesef bu bir gerçek. Tek bir standardın olması lazım. Avrupa’nın her zaman Avrupa dışındaki ülkeler için ikinci bir standardı olmuştur.

Avrupa’nın çifte standartlı ve ikiyüzlü yaklaşımı yeni de değildir. Yüzyıldan fazla bir zamandır çok defa şahit olduğumuz yaklaşım biçimidir. 15 Temmuz ile ilgili birçok Avrupa ülkesi ve ABD’nin, darbe girişiminin gidişatının netleşmesini beklediğini, darbe başarısızlığa uğradıktan sonra tepki verdiğini görüyoruz. Bu üzücü bir durum. Demek ki, gerçekten bir demokrasi savunuculuğu değil, demokrasi istismarı var kafalarının arka planında. Hülasa, batı demokrasi sınavından kaldı.

- Avrupa’da ırkçılık artıyor. Türklere yönelik baskılar da artıyor. Avrupa’nın nereye gittiği de tartışılıyor...

Avrupa ülkelerinde siyasette bir çoğulculuk gözleniyor ama kültürel manada gerçek bir çoğulculuk yakın zamana kadar yaşanmadı. Avrupa, kültürel anlamda çoğulcu değil tekçi anlayışa sahip olduğunu hep gösterdi. Ama kültürel çoğulculuğun Avrupa’nın genel siyasetine yansıyan yönleri olacak. Irkçılık, İslamofobi ve İslam düşmanlığı gibi siyasi eğilimler Avrupa’nın geleceği bakımından endişe verici.

Sadece önümüzdeki yıllarda Avrupa’da toplumsal hayatı sıkıntılı hale getirecek bir durumla karşı karşıyayız. Bu bakımdan Avrupa’nın da farklı kültürlerden, farklı inançlardan, farklı hayat tarzlarından insanlarla beraber ve onları eşit birer kişi olarak kabul ederek yaşamayı öğrenmesi gerekir. Biraz sancılı bir öğrenme süreci yaşanacak Avrupa için ama, öğrenmek zorundalar. Çünkü başka türlü olması, bu sürecin geriye döndürülebilmesi mümkün değil. Artık bütün dünya bir arada yaşayacak.

BARIŞA KATKI SUNACAK ÜLKEYİZ

- Avrupa Parlamentosu’na bir mesajınız olacak mı TBMM’den?

Türkiye birçok bakımdan kültürel çoğulculuğu yüzyıllar boyunca fiilen gerçekleştirmiş bir ülke. Türkiye, çok farklı dinlerden, ırklardan insanı aynı topraklarda bir arada yaşatmayı başarabilmiş bir ülke. Türkiye, bu ve benzeri bakımlardan Avrupa’ya her zaman katkı sunacak bir ülkedir. Türkiye’nin bu varlığı Avrupa’da gelişmekte olan ırkçı, göçmen ve islam karşıtı anlayışları da izole edecek ve devre dışı bırakacaktır. Türkiye, bölge ve dünya barışına katkı sunacak bir ülkedir. Avrupa ile ilişkilerin Türkiye’ye getirdiği faydanın daha fazlasını Türkiye Avrupa’ya katacaktır.

Başka pazarlar vardır

- F-35 ve S-400 tartışmaları var. Mektuplar ve tehditleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye kendi kararlarını kendisi alan bir ülkedir. Dünyada kendi kararını kendisi alabilen ülkelerin sayısı iki elin parmağını geçmez. Dünyada yaşanan sıkıntıların bir sebebi de bu.

Türkiye sadece kendi milletinin menfaatini gözeten yönetim anlayışını Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde kararlılıkla uyguluyor. Türkiye, dünyanın en yoğun çatışmalarının yaşandığı bir bölgede bulunuyor. Türkiye’nin kendisini güvende hissedebilmesi için savunmasını güçlendirmesi gerekiyor. Bunun için gereken her şeyi yapmak milletin seçtiği idarecilerin görevidir. Milli savunmamızı güçlendirme konusunda bir çok ülke ile temaslar oldu ama başta ABD olmak üzere bazı batılı devletler uzun süre oyalama taktikleri ile beklettiler. Bunun üzerine, Rusya ile görüşüldü ve S-400’lerle ilgili anlaşma yapıldı.

Yunanistan’a kimse itiraz etmedi

Şimdi hiçbir devletin, NATO’da müttefiki de olsa Türkiye’ye ‘biz sana savunman için silah vermiyoruz ama sen başka ülkeden de alma, savunma sistemlerin olmasın, senin için uygun olan budur’ deme hakkı yoktur. Eğer Türkiye bunu müttefiklerinden ve uygun şartlarda, en son gelişmiş teknolojiye uygun bir şekilde temin edemiyorsa, mutlaka dünyada temin edebileceği başka pazarlar vardır. Ve Türkiye bunu temin eder. Bu konudaki itirazların da teknik itirazlar olduğunu düşünmüyorum. Çünkü S300’leri Yunanistan almıştı. NATO ülkesi Yunanistan’a kimse itiraz etmedi. Yine NATO üyesi Slovakya ve Bulgaristan’da da mevcut. Bu konuda Türkiye’ye yöneltilen itirazlar, siyasi itirazlar. Türkiye’yi hiç kimse kendisine mahkûm ve mecbur olarak düşünemez, göremez. Türkiye kendi kararını verir ve kendi güvenliğini sağlayacak imkanlara da sahip olur.

ABD Akdeniz’de ne arıyor?

- Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri nasıl görüyorsunuz?

Bazı ülkelerin birçok askeri imkânlarını seferber ederek burada birtakım çalışmalar yürüttüğünü görüyoruz. Doğu Akdeniz’deki ülkelerin isimleri belli. Bunların dışında hiç alakası olmayan Fransa ve ABD gibi ülkelerin Doğu Akdeniz’de ne yapmaya ve ne aramaya çalıştığını sormak hepimizin hakkı. Başka ülkeler Fransa açıklarında doğalgaz aramıyorsa; ABD açıklarında başka ülkeler doğalgaz, petrol yatakları aramıyorsa; aynı şekilde şu an Doğu Akdeniz’e kıyısı ve sınırı bulunmayan ülkelerin bu bölgede bulunmaktaki amaçları tartışılmalıdır.

Önümüzdeki dönemde de uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde Doğu Akdeniz’deki gelişmelere bir çözüm bulmak, herkesin kendi hakkına razı olması, başka devletlerin hakkına tecavüz eden bir yaklaşım içinde bulunmaması önem arzediyor.

BM BARIŞI SAĞLAMAKTA BAŞARISIZ

- Filistin’e yönelik baskıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

20. yüzyılda uluslararası kurumların dünya barışını sağlamakta büyük ölçüde başarısız oldukları kanaatindeyim. Mevcut uluslararası sistem adil bir zemin oluşturamadı. BM kuruluşundan itibaren İsrail’e ayrıcalıklı bir tutum içerisindeydi. İsrail ile ilgili almış olduğu kararların hiç birisi takip edilmedi, uygulanmadı. Ama malum BM kararlarına aykırı davrandığı için Irak, ABD başta olmak üzere müttefik güçlerce işgal edildi. Ama BM kararlarına aykırı davranan İsrail’e hiç bir müeyyide uygulanmadı. Uygulanmadığı gibi ABD Başkanı kısa zaman önce İsrail’in başkenti olarak Kudüs’ü tanıdığını ifade etti. Daha vahimi Suriye’ye ait olan Golan Tepelerinin İsrail’e ait olduğuna dair bir karar açıkladı.

Benzeri görülmemiş bir olay ve komedi bu. Dünyada eğer uluslararası hukuku tanımıyorsanız, başka devletlerin egemenlik haklarına, eşitliğine saygılı değilseniz o zaman kendi pozisyonunuz ve yaptığınız işler de tartışılır hale gelir. O zaman dünyada hukuk kuralları değil, eşkiyalık hakim olmaya başlar; herkes gücü nispetinde bir başka ülkeye tacizde bulunmaya başlar. Bu tür tavırlar barışı bozar. İsrail ve Filistin meselesi, sadece Ortadoğu’da iki ülke ve halk arasında olan bir mesele değildir. Bu, dünyanın yüzyıla yaklaşan döneminin bir çok siyasi çatışmasını etkileyen ve tartışmalara neden olan bir anlaşmazlıktır. Bir an önce adil bir şekilde Filistin meselesine çözüm getirilmesi, dünya barışına katkı sağlayacak bir durumdur. Bütün ülkeleri başta ABD olmak üzere bu konuda sorumlu bir devlet gibi davranmaya, hukuka saygılı bir siyasi çizgi benimsemeye davet ediyorum.

Yazının devamı...

AB ilişkileri ve enerji

Türkiye ikinci sondaj gemisini de Doğu Akdeniz’e gönderdi.

AB ile de enerji tartışmaları da sürüyor.

Türkiye’ye, AB ülkelerinden Doğu Akdeniz tepkisi gelse de Türkiye, Avrupa ülkelerinin arz güvenliği için önemli bir ülke.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez ile bölgedeki boru hattı çalışmalarını ve AB ile ilişkileri konuştuk.

Dönmez, “Rusya’yla ortak gaz boru hattı çalışmalarında ne noktadayız? Avrupa’ya da gidecek bu hat” sorusu üzerine “Türk Akım’ın biri Türkiye’de sonlanan iki hattı var. Eskiden batıdan aldığımız doğalgazı bu hat üzerinden alacağız. Yaklaşık taşıma kapasitesi 16 milyar metreküp. İkinci hat da Türkiye toprakları üzerinden Avrupa’ya geçecek o da büyük bir olasılıkla Bulgaristan üzerinden, Balkanlar üzerinden Orta Avrupa’ya gidecek gibi görünüyor. Bunlar aslında şunu gösteriyor: Türkiye sadece kendi arz güvenliğini değil, başta Güneydoğu Avrupa olmak üzere Avrupa’nın da arz güvenliğinin temininde önemli bir çözüm ortağı pozisyonunu devam ettiriyor. Bu sadece Türk Akım ile değil TANAP’la da gündemdeydi. TANAP bu yıl sonu itibariyle Yunanistan sınırına kadar doğalgazı ulaştırmış olacak. Yunanistan, Arnavutluk üzerinden İtalya’da sonlanacak önemli bir diğer proje” dedi.

“Bunlar ile AB ilişkileri nasıl etkileyecek?” sorusunu ise Dönmez şöyle yanıtladı:

“Bu projelere Avrupa Birliği de pozitif bakıyor. Zaman zaman biz kendileriyle görüşüyoruz. Çünkü onlar da hem kaynak çeşitliliğini, hem de güzergâh çeşitliliğinin Avrupa’nın arz güvenliği açısından önemli olduğunu düşünüyorlar. Avrupa büyük oranda Rusya doğalgazına bağlı gibi gözükse de kısa vadede bu bağımlılığı azaltma imkânı yok, öyle gösteriyor. Kendi kaynaklarından belli bir miktar üretimi var. Ayrıca Afrika’dan doğalgaz getiriyor. Şimdi LNG terminalleri suretiyle de belki daha uzak bölgelerden doğalgaz tedarik ederek, kaynak çeşitliliğini de sağlamış olacak diye düşünüyorum.”

ATAK 2’de 1000 mühendis çalışacak

Yüksek silah taşıma kapasitesi olacak olan ATAK 2 helikopteri için 1000 mühendis çalışacak. ATAK 2 helikopteri 1 dakika da 500 mermi atacak.

1200 kilo mühimmat taşıma kapasitesinde olacak olan ATAK 2’in atacağı roket ve füzelerde şunlar:

30 mm top sistemi

Güdümsüz roket

Güdümlü roket

Hava yer füzesi

Hava hava füzesi

Serbest dönüşümlü mühimmat

Radar güdümlü füze

Lazer silahı

Karadeniz, Karadeniz...

Yeşil ve mavi denince Karadeniz akla gelir.

Yaylalara çıkınca Karadeniz’de muhteşem bir manzara.

Ancak karşınıza yaylalarda çarpık ve kaçak yapılaşma çıkar.

Dere yataklarında 5 katlı binaları görürsünüz.

Sel olduğu zamanda bu binalarla ilgili acı haberler her sene geliyor.

Karadeniz’in artık kendine çeki düzen vermesi lazım...

Unutmayacağız, unutturmayacağız

15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 3 yıl geçti.

Bu sene de tüm yurtta anma etkinlikleri Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın koordinasyonunda yürütülecek.

Şehitler yâd edilecek, gazilere minnet ve şükranlar sunulacak.

O geceki DEMOKRASİ DESTANI unutulmayacak.

UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ...

Yazının devamı...

Türkiye tehditlerle dizayn edilemez

“Af çok konuşuluyor, bu konuda bir gelişme olacak mı?” sorumuz üzerine Turan, “Af gündemde olan bir konu. Fakat kolay bir konu değil. Toplum vicdanını, mağdurların yaşadıklarını ve ailelerinin duygularını görmezden gelemeyiz. Aftan ziyade Ceza İnfaz Yasası’ndaki bazı değişiklikler söz konusu. Bu konuda Bakanlığımızın ve milletvekillerimizin çalışmaları var” dedi.

F-35, S-400, Doğu Akdeniz, yeni askerlik teklifi, af tartışmaları, terörle mücadele...

Bu gibi gündem konularını AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan ile konuştuk.



Yeni askerlik kanunuyla güvenlik zafiyeti olmayacağını belirten Turan, teklifle ilgili bir kriz olmadığını ve bu hafta TBMM’den geçmesini beklediklerini dile getirdi.

F-35 ve S-400 gibi konularla ilgili olarak da ABD’yi sert dille eleştiren Turan, uluslararası mahkemelere dava açmanın masada olduğunu ve Türkiye’nin tehditlerle dizayn edilemeyeceğini vurguladı. Turan Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

Güvenlik zafiyeti olmayacak

- Askerlikle ilgili yeni kanun teklifiyle ne amaçlanıyor?

Bizim asıl meselemiz öngörülebilir ve sürdürülebilir bir sistem olması. Şartlar değişti. Toplumun talepleri vardı. Eğitime ulaşma imkânı arttı. Teknik, teçhizat değişti. Bunları dikkate almamız gerekiyordu. Günümüz şartlarında yeni bir askerlik sistemi ihtiyacı ortaya çıktı. TSK’nın personel ihtiyacına cevap verecek; ülkemizin eğitimli insan gücü kaynağının etkin ve verimli bir şekilde kullanılmasını sağlayacak bir sistem amaçlıyoruz. Bu askerlik sistemimiz açısından önemli bir reformdur. Her ay celp dönemi olmasın istiyoruz. Bütün modelleri inceledik. Mevcut sistemi daha da güçlendirmek adına milli ve tarihi değerlerimiz doğrultusunda hareket ettik. Tüm paydaşların görüşlerini aldık. Burada sisteme zarar verecek, göz ardı ettiğimiz, güvenlik zafiyeti oluşturacak hiçbir şey asla söz konusu değildir. Askerlik hizmeti, ordumuz ve ülkemizin güvenliği her zaman öncelikli konumuz.

Kriz yok görüşmeye devam

- Askerlik Kanunu Teklifinin geri çekilmesi söz konusu mu?

Kanun Teklifinde olağanüstü bir süreç varmış gibi algılanıyor. Bu böyle değil. Askerlik gibi önemli bir konuda muhalefetin görüşlerini elbette önemsiyoruz. Yapıcı olmak kaydıyla katkılarını değerli bulur ve makul karşılarız. Muhalefetin birkaç konuda şerhi var, bunları tekrar gözden geçiriyoruz.

Olayı Kanun çekiliyormuş, çekilmiyormuş, bir kriz varmış gibi kamuoyuna yansıtmak doğru olmaz. AK Parti Grubu olarak Askeralma Kanunu Teklifimizin arkasındayız. Genel Kurulun takdiri her zaman baş tacıdır. Değişiklikler, revizeler olabilir ama kanun teklifinin çekilmesi söz konusu değildir. Görüşmeye devam edeceğiz. Temennimiz bu hafta yasanın hızlı bir şekilde görüşülmesini sağlamaktır. Kanun Teklifimizi en tam mutabakatla Genel Kurul’da geçirmek istiyoruz.

Uluslararası mahkemelere dava açma masada

- F-35 ile ilgili ABD’nin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne yapmak istiyor?

Türkiye; ABD’nin birincil nitelikteki ortağı olduğu F-35 projesine, 2002’de uluslararası partner olarak katıldı. Yani Türkiye F-35’lerin sadece müşterisi değil, aynı zamanda üretim ortağıdır. Alacağımız F-35 sayısını 100 adetten 116 uçağa çıkardık. ABD S-400 tedarikine bağlı olarak, Türkiye’yi F-35 programının sonlandırılacağı üzerinden tehdit ediyor. ABD’nin Arizona eyaletindeki Luke Hava Kuvvetleri Üssü’nde pilotlarımıza verilen eğitimi durdurmaları da bunun bir sonucu. Burada Türkiye değil, ABD anlaşmaya uymamıştır. F-35 anlaşmasını bozan ABD’yi uluslararası mahkemelerde tazminata mahkûm ettirme seçeneğimiz de masada. ABD gibi bir ülkenin bu tür durumlar içine yer alması zaten son dönemde bozulan imaj ve itibarına olumsuz bir etki daha bırakacaktır. Türkiye, dünyada ve bölgesinde etkin ve güçlü bir ülke. Her zaman yeni yöntemler geliştirebilecek tarihi birikime ve kabiliyete sahiptir.

Müttefik ruhuna aykırı

- ABD’den S-400 tehditleri de geliyor...

Türkiye’nin S-400 konusundaki tavrı nettir. Bu kararı keyfi olarak değil ülkemizin güvenliği açısından aldık. Türkiye’nin bu duruşu milli bir duruştur. Rusya en geç 2 ay içinde S-400’leri teslim edecek. ABD’nin gönderdiği mektubun üslubu müttefiklik ruhuna da uygun değil. Gerekli çalışmaları yapıyor, cevabı hazırlıyoruz. Daha önce de dedik, bugün de diyoruz. Türkiye, tehditlerle dizayn edilebilecek bir ülke değildir. Türkiye kendi menfaatleri doğrultusunda karar alabilen bir ülkedir. Türkiye eski Türkiye değil. Kendi ordusuyla, milletiyle ve lideriyle tüm uluslararası platformda var olan, güçlü bir ülke. Kaldı ki günümüzde baskıya, zulme, haksızlığa ve kendisini diğer devletlerden üstün görenlere karşı ses çıkartan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Rusya lideri Vladimir Putin ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro gibi az sayıda lider var. Daha önce de ABD Başkanı Lyndon Baines Johnson, 1964 tarihinde kamuoyunda Johnson Mektubu olarak bilinen mektupla Türkiye’den Kıbrıs Barış Harekâtını yapmamasını istemiş, silah ambargosuyla tehdit etmişti. Ancak Türkiye ne yaptı? Kararlı bir şekilde Kıbrıs Barış Harekatı’nı gerçekleştirdi. Bölgemizde, güneyde ve Akdeniz’deki sıcak gelişmelere karşın ABD’nin insafını mı bekleyecektik? S-400 bir hava savunma sistemi. Biz bu sistemi saldırı amaçlı değil, ülkemizin savunması açısından alıyoruz.

FETÖ Amerika’da ticaret yapıyor

- FETÖ ile mücadelede ABD’nin tutumu ve iade tartışmaları konusunda neler söyleyeceksiniz?

Maalesef, bu kanlı darbe girişimini yapan örgütün elebaşı, darbedeki rolünden dolayı herhangi bir bedel ödemeden halen Pensilvanya’daki malikanesinde yaşamaya devam ediyor. Bu terör örgütü, halen ABD’de serbest bir şekilde faaliyet gösteriyor ve ticaret yapıyor. Sadece ABD’deki okullarından elde ettiği gelir yıllık olarak neredeyse 800 milyon dolar. Bu örgütün ABD için de bir tehdit unsuru olduğunu ABD yetkililerine ilettik. ABD’nin, uluslararası sözleşmeler ve iki ülkenin imzaladığı anlaşmalar gereği şimdiye kadar adım atması gerekiyordu. Bu konuda halen bir gelişme olmamasını kabul etmemiz mümkün değil. Türk yargı makamlarının ABD’ye dosyalarca delil, belge gönderdi. Bununla beraber iade talepnameleri iletildi. Bu belgeler farazi belgeler değil, onlarca somut deliller içeriyor. Türkiye ile ABD arasındaki zaman zaman oluşan adli talepler, hukuk çerçevesi içinde yerine getirildi. Geçtiğimiz gün FETÖ elebaşının iadesi için ABD’ye yeni belgeler verildi. ABD tarafından da aynı şeyin bekliyoruz.

Yargı reformu paketi

- Yargı reformu ile ne gibi iyileştirmeler olacak?

Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanan Yargı Reformu Strateji Belgesi, 82 milyon aziz milletimizin ortak belgesidir. Çok önemli bir yargı reformu. Yargı Reformu ile ilgili ilk paketi çalışma dönemi bitmeden Meclis’e getirmeyi planlıyoruz. Bu konudaki çalışmalarımız devam ediyor. Atılacak adımlarla hem vatandaşlarımızın yargıya olan güvenini güçlendireceğiz hem de daha hızlı sürede yargılanmaların yapılmasını takip edeceğiz. HSK bünyesinde yargıda performans, ölçüm ve takip merkezi kuruyoruz. Uzun süren soruşturma ve davalar bu merkezde oluşturulacak sistem vasıtasıyla takip edilecek. Vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına cevap verecek, ortak akılla ortaya konulmuş bir hukuk sistemi önceliğimizdir. Yargı Reformu, AB sürecine de olumlu katkı sağlayacaktır. Türkiye, geriye gidiyor, ekonomik kriz var diyenlere karşı ekonomide, eğitimde, yargıda kısacası her alanda yaptığımız reformlarla cevap veriyoruz.

AB ikiyüzlü

- AB’nin Türkiye’ye yönelik ikili tavrı ve Avrupa’da artan ırkçılık, İslamofobiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

AB, Türkiye’nin üyelik süreci başta olmak üzere Türkiye’ye birçok konuda ikiyüzlü bir tutum ve çifte standart uygulamakta. AB, terörle mücadelede ve darbe girişiminde NATO üyesi Türkiye’yi yalnız bırakmakta; Türk yargısından kaçan firarilere ev sahipliği yapmaktadır. AB üyeliği hala Türkiye için stratejik hedef konumunda. AB en büyük ticaret partnerimiz. Uzun yıllardır süren müzakereler söz konusu. Türkiye’nin üyeliği, birliğe de güç katacaktır. Ancak AB bizi almak istemiyorsa kararını vermeli, bu konuda net olmalı.

Irkçılık ve İslamofobi gibi aşırı akımlar AB’nin bir arada yaşama kültürünün aşınmasına ve uluslararası alanda etkinliğinin ve güvenilirliğinin sorgulanmasına neden olmaktadır. AB’de bazı siyasilerin sorumsuzluklarından da kaynaklanan ırkçılık ve İslamofobi artmış durumda. İslamofobik siyaset üretenlere karşı tedbir alınmazsa yeni dönemin en büyük tehdidinin bu olacağı aşikâr.

Doğu Akdeniz’de geri adım atmayız

- Doğu Akdeniz’deki petrol ve gaz aramaya yönelik Türkiye’ye gelen tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğu Akdeniz’de yürütülen petrol ve doğal gaz aramaları, bölgenin ve ABD, İtalya ve Fransa gibi diğer ülkelerin de devreye girmesiyle gerginliklerin, sıcak gelişmelerin yaşanmasına neden oluyor. GKRY de enerji arama ve çıkarma faaliyetlerinde ABD, İtalya ve Fransa gibi bölge dışındaki aktörlerle, enerji iletimi için ise İsrail, Mısır ve Yunanistan gibi bölgedeki aktörlerle iş birliği çalışmaları yapıyor. İsrail, Mısır gibi bölgede doğalgaz dağıtım merkezi olmayı istiyor. Bölge barışı adına Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın provokasyondan uzak durmalarını tavsiye ediyoruz. Alan hâkimiyeti oluşturma çabaları uluslararası hukukla da bağdaşmamaktadır. Kıbrıs bizim için kıymetli. Kıbrıs her zaman kırmızıçizgimiz olmuştur. Garantör ülkeyiz. Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin yok sayılmasına, haklarının gasp edilmesine izin vermeyiz. Türkiye, haksızlıklara ve hukuksuzluklara her türlü cevabı verebilecek kudrettedir. S-400 savunma sisteminin önemi, hem bölgemizin güvenliği ve terör saldırıları açısından hem de Doğu Akdeniz’de ve özellikle Kıbrıs’ın güvenliğinin sağlanmasında daha çok anlaşılıyor. Şu anda bölgede aktif olarak Fatih sondaj gemisiyle KKTC’nin ruhsat verdiği alanlarda sondaj ve arama faaliyetlerini yürütüyoruz. Rumların bu konuda rahatsız olmasını gerektirecek bir durum yok. Adanın temsilcisi konumunda değiller. Biz herhangi bir ülkenin hakkını ihlal etmiyoruz. Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin hakkını, hukukunu, çıkarlarını gözetmeyen hiçbir adımın atılmasına izin vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. Haklı olduğumuz bir konuda geri adım atmamız söz konusu değil. Bu konuda tüm seçenekler masamızda.

Af geliyor mu?

- Af çok konuşuluyor. Bu konuda bir gelişme olacak mı?

Af gündemde olan bir konu. Fakat kolay bir konu değil. Toplum vicdanını, mağdurların yaşadıklarını ve ailelerinin duygularını görmezden gelemeyiz. Aftan ziyade Ceza İnfaz Yasası’ndaki bazı değişiklikler söz konusu. Bu konuda Bakanlığımızın ve milletvekillerimizin çalışmaları var. Süreci yakından takip ediyoruz.

AB teröre kucak açmış

- Batının ve Avrupa ülkelerinin terörle mücadeledeki yapmacık tutumunu nasıl buluyorsunuz?

Terör, tüm insanlığın muhatap kaldığı ya da kalabileceği ortak bir sorun. Terör konusunda ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışının yeri yok. Her zaman terörle etkin mücadeleyi vurgulayan AB, teröre karşı kucak açmış durumda. Terör örgütü PKK’nın uzantıları bazı AB ülkelerinde çok rahat mitingler yapmakta, faaliyetlerine devam etmektedir. Bu AB’nin savunduğu ideallerle ve sahip olduğu temel değerlerle örtüşmemektedir. Tüm dünya terörle mücadele konusundaki samimiyetini yeniden gözden geçirmelidir. Tüm dünya terör, ırkçılık ve İslamofobi ile birlikte mücadele etmeli. Bunun önlenememesi durumunda sadece belli coğrafyalar değil tüm dünya etkilenir.

Milletimiz ne derse o

- Yenilecek İstanbul seçimine yönelik neler söyleyeceksiniz?

Milletimiz ne derse o. Keşke daha dikkatli olup bu süreci yaşamasaydık. Ancak oy sayımı sonrası aradaki farkın 29 binden 13 bine inmesi, CHP’nin başvurusuyla İl Seçim Kurulu’nun sayımı durdurması ve usulsüzlük yapıldığına dair çok sayıda belgenin ortaya çıkması bizi olağanüstü itiraz hakkımızı kullanmamıza mecbur kıldı. 23 Haziran’da milletimize başvuracağız. İstanbul bizim için çok değerli. Binali Yıldırım; tecrübeli, pratik, icraatçı ve başarılı bir isim. Binali Bey’i irfanına, izanına ve basiretine güvendiğimiz İstanbul halkına emanet ediyoruz. Seçime yüksek bir katılımın olması dileğimizdir. Seçimin sonucu ne olursa olsun büyük bir saygı ve demokratik olgunlukla karşılayacağız. Milletimizin takdiri her şeyin üzerindedir.

Yazının devamı...

F-35 ve Milli Savaş Uçağı

F-35 ve S-400 ile ilgili tartışmalar bitmiyor.

ABD’den gelen tehditler, Rusya’dan gelen açıklamalar, Türkiye’den yanıtlar...

F-35’e yönelik ABD’nin baskıları artarken Türkiye’de milli savaş uçağını yapmak için çalışmalarını hızlandırdı. Uçağın tasarımı bitmiş imalata başlama dönemine giriliyor.

Uçağın nasıl olacağı yani dış geometrisi tamamen çıkmış ortaya.

Geçtiğimiz günlerde Türk Havacılık ve Uzay Sanayi Genel Müdürü Temel Kotil’in misafiriydim.

Kotil’in makam odasında otururken arkamızda duvarda ise milli savaş uçağımızın görüntüsü vardı.

Kotil çalışmalarda 1 yılı tamamladıklarını ve 3 yıl içinde imalata başlanacağını söyledi.

TUSAŞ’ın en büyük projesinden biri olacak milli savaş uçağının ilk uçuşu 26 Ekim 2026 olarak planlanıyor. Uçağın seri üretimi ise 2029...

Milli savaş uçağımız 2030 yılından itibaren kademeli olarak devreden çıkartılması düşünülen F-16 uçaklarının yerini alacak.

Böylece Türkiye ABD, Rusya ve Çin’den sonra 5. nesil bir muharip uçağı üretebilecek altyapı ve teknolojiye sahip ülkeler arasında yer alacak.

AKSUNGUR’un ikincisi uçacak

Keşif, gözetleme, istihbarat ve taaruz uçağı olan yeni yıldız AKSUNGUR’un ikincisi de bu ay uçmaya başlıyor.

İlki 20 Mart’ta uçan uçağın ikincisi de test uçuşları için yedek uçak olacak ve testlere bu yıl devam edilecek.

AKSUNGUR’un, 2020’nin ilk çeyreğinde envanterde hizmet vermeye başlaması hedefleniyor.

AKSUNGUR, ANKA’nın üzerine inşaa edilmiş. Taşıma kapasitesi 150 kg’den 750 kg’ye çıkartılmış. Yani daha çok silah taşıyacak.

Çift motor olması büyük güvenlik katsayısı getiriyor. Uçak tek motorla dahi görevine devam edebiliyor.

40 bin fitlere kadar da çıkacak. 24 saat olan ANKA’daki uçuş süresi AKSUNGUR’DA 40 saatlere çıkıyor.

Sanatçılardan sahil temizliğine destek

Sıfır Atık Projesi başlayalı 2 yıl oldu.

Emine Erdoğan’ın himayesinde başlatılan projede 20 bin kurum binasında sıfır atık sistemine geçmiş. Hedef 400 bin kurumda sistemin kurulması.

Şimdi de yine Emine Erdoğan’ın öncülüğünde deniz çöplerine savaş açıldı.

Deniz çevresini ve ekosistemini en çok tehdit eden unsurların başında plastikler geliyor.

Tüm dünyada yılda en az 8 milyon ton plastik atık denizlere ulaşıp deniz çöpü haline dönüyor.

2050 yılında denizlerde balıktan daha çok plastik bulunacağı tahmin ediliyor.

Sıfır Atık Mavi Hareketi ile tüm sahillerde seferberlik başlatıldı.

Sanatçılar da sahillerdeki temizlik çalışmalarına katılarak bu projeye destek olacaklarmış.

Denize kıyısı olan 28 ilin valiliklerine genelge gönderilmesi de çok önemli.

Bu proje ile yıllık 50 bin ton katı atığın denizlere karışmasının engellenmesi ve yıllık 100 milyon TL tasarruf sağlanması hedefleniyor.

Herkes ‘Sıfır Atık Mavi Sözü’ vermeli

“Denizlerimizin ve kıyılarımızın kirlenmesini önlemeye, kirlilikle mücadeleyi özendirmeye, geliştirmeye ve katılımı artırmaya, gelecek nesillere yaşanabilir sağlıklı bir ortam bırakmaya, iyi bir çözüm geliştirmek için yaratıcılık yenilikçilik kapasitelerini geliştirmeye, tek kullanımlık plastik kullanmak yerine alternatiflerini kullanmaya, Sıfır Atık Mavi ile döngüsel ekonomiye destek olmaya SÖZ VERİYORUM.”

Herkes bu sözü içten vermeli...

Yazının devamı...

'AB ARTIK BİR KARAR VERMELİ'

Artık AB’nin Türkiye ile ilgili bir karar vermesi gerektiğini dile getiren Dağ, “AB zaman zaman Türkiye’ye bazı eleştiriler getirse de aslında kendi eleştirisini kendi içinde yapmasında fayda var. Biz Kopenhag kriterlerini İstanbul kriterleri yapar yolumuza devam ederiz” diyor.

Türkiye’nin AB ile ilişkileri sürekli tartışılan konulardan biri.

Irkçılık ve islamofobinin artması da Avrupa’ya yönelik eleştirilerin artmasını sağlıyor.

Batı ülkelerindeki siyasette yeni bir hareketlenme var.

Aşırı sağ partiler yükselişte ve bunun Avrupa’ya ne getirip ne götüreceği tartışılıyor.

AB ülkeleri de kendi içlerinde büyük tartışmalar yaşıyor.

Türkiye’nin AB’den beklentilerini, Avrupa’nın nereye gittiğini, terörle mücadelede batı ülkelerinin ikili tutumlarını, Suriye’de yaşananları ve İstanbul seçimlerini AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ ile konuştuk.

Batının demokrasiden ve özgürlüklerden uzaklaştığını belirten Dağ, “bu batının geleceği açısından kaygı verici” dedi. Artık AB’nin Türkiye ile ilgili de bir karar vermesi gerektiğini dile getiren Dağ, “AB zaman zaman Türkiye’ye bazı eleştiriler getirse de aslında kendi eleştirisini kendi içinde yapmasında fayda var. Biz Kopenhag kriterlerini İstanbul kriterleri yapar yolumuza devam ederiz. Artık AB bu konuda bir karar vermesi lazım” dedi. Dağ Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

Batı demokrasiden uzaklaşıyor

-Avrupa’da ırkçı ve aşırı sağ partiler yükselişte. Özellikle Türklere yönelik baskılar var. Avrupa nereye gidiyor?

Bir defa Avrupa’nın bulunmuş olduğu nokta gerçekten dünya için kaygı verici, sadece Türkiye için değil. Dünyanın belli coğrafyalarındaki zenginlik bazı coğrafyalarındaki fakirlik ister istemez insanlarda iletişim kanallarının artmasıyla ve savaşların çok yoğunlaşması, batının bunu özellikle daha da artıracak hamleler yapması, devletlerin bu politikaları desteklemesi, silah tüccarlarının yapmış olduğu işler o bölgede yaşayan insanların o bölgeyi terk ederek batıya doğru bir gidiş durumunu ortaya çıkarttı. Batıda İslam karşıtlığı uzun zamandır bir gündem olsa da bazı siyasi partiler İslam karşıtlığını kendilerine gündem yapsalar da toplumda bir karşılık bulmazken şimdi batıda bu karşılık bulmaya başladı. Özgürlükten, insan haklarından bahseden batının özgürlük ve insan haklarından hiç bir şekilde bir ders alır noktada olmadığını, insan haklarına ve demokrasiye tamamen aykırı, ciddi bir şekilde aykırı bir durum içinde olduğunu görüyoruz. Her gün onlarca yüzlerce kutsal mekânlara, kutsal değerlerimize, Peygamber Efendimize, Kuran’ı Kerim’e yönelik çok daha ilerisi noktada bir özgürlük engeli hareketler olduğunu görüyoruz. Açıkçası bu batının geleceği açısından kaygı verici. Batı hep özgürlük bağlamında kendisinin dünyaya demokrasi ve özgürlüğünü getirdiğini iddia eder noktada olsa da ne yazık ki bu değerlerden tamamen uzaklaşır noktaya doğru gidişat içinde olduğunu görüyoruz. Bunu uyarmak vazifemiz. Çünkü bir kere Almanya başta olmak üzere Avrupa’da milyonlarca soydaşımız, vatandaşımız var. Yine aynı şekilde dindar kardeşimiz var batı ülkelerinde yaşayan. Kendi inançlarını istedikleri gibi yaşayabilmek en doğal hakları. AB zaman zaman Türkiye’ye bazı eleştiriler getirse de aslında kendi eleştirisini kendi içinde yapmasında fayda var.

Kopenhag kriterlerini İstanbul kriterleri yaparız

- AB’nin Türkiye’ye yönelik adaletsiz ve ikili yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

AB kendi değerlerinden uzaklaşan bir yönetimlere doğru gidişat gösteriyor. Yani aşırı sağcı partiler sadece seçim kazanmak değil ayrıca zamanda iktidarda yeni bir noktada olmaya başladılar.

En son yapılan AB seçimlerinde milliyetçi ve İslam karşıtlığı üzerinden politika üreten siyasi hareketler yer aldı. Nerdeyse kilit noktada bir pozisyon almış oldular. Bu konuda kendi değerleri denilen noktadan geriye düşen batının AB’nin Türkiye’ye bazı konularda yapmış olduğu eleştirileri kabullenmek mümkün değil. Şimdi bir sınav göreceğiz. Bir yargı reformu açıklandı. Çok iyi çalışılmış ve toplumun birçok kesiminden destek alan bir reform oldu. Büyük ihtimalle AB bu yargı reformuna da bir bahane bulup fasılların açılmasını istemeyecektir. Bizim iktidarımızın başladığında söylediğimiz bir şey vardı. Kopenhag kriterlerini İstanbul kriterleri yapar yolumuza devam ederiz. Artık AB bu konuda bir karar vermesi lazım.

Muhalefete terörle mücadele tepkisi

- Terörle mücadeleye yönelik yeni operasyonlar başladı. Bazı ülkelerin terör örgütlerine verdiği desteği nasıl karşılıyorsunuz?

Terör başımızın 40 yıldan bu yana belası. Ülke olarak tüm milletin üzerinde durması gereken bir husus. Tüm siyasi partilerin üzerinde durması gereken bir nokta. Dış kaynaklı desteklere alıştık. PYD’ye yapılan destekleri hepimiz biliyoruz. Bizi asıl üzen kendi ülkemiz içinde siyaset yapan partilerin de halen terör örgütü diyememeleri. Bu siyasi partilerle beraber hareket eden bir ana muhalefetin olması hatta son günlerde sırf bir kaç tane belediye kazanmak adına onlarla kol kola yürüyen terör örgütüne bir tane söz edemeyen siyasi muhalefetin olması bizi üzüyor. Bunlar ülke meseleleri. Siyasal alanın dışındaki bir mesele olarak bakıyoruz. Doğu Akdeniz konusu ve terör konusu böyle. Muhalefetin terör konusunda bizi yalnız bırakması bizi asıl üzen de budur. Meşhur bir söz vardır: ‘Düşmanın sahipsiz bırakması değil dostun sessiz kalması asıl bizi üzer’ diye. Bu ülkede siyasi partiler bu konuda daha çok üzerine düşeni yapması gerekir. İktidarın yapmış olduğu bu hamlelere daha çok destek vermesi gerekir. Sınır ötesi operasyona CHP, HDP ve İYİ Parti’den olumlu bir destek geldiğine dair güçlü bir ifade duymadık.

Oy kullanmaya gitmeyenlerin çoğunluğu AK Partili

- İstanbul’da sandığa gitmeme oranı yüzde 17 çıkmıştı, bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Oy kullanmayan bir yüzde 17’lik kesim var. Bu yüzde 17’lik kesimin bir kısmının zaten hiç sandığa gitmeyen olduğunu biliyoruz. Her seçimde katılımlarda 87-89 aralığında bir ortalama var. Dolayısıyla bunun üstündekiler, doğal olarak o zaman hastanede olabilir, işte olabilir, İstanbul dışında olabilir, tarz olarak oy kullanmama tarzında olan bir kesim olabilir. Dolayısıyla böyle bir kesim var ama gerçekten o dönemde oy kullanmaya gitmeyen bir kesimin yani siyasal bir tercih olarak oy kullanmaya gitmeyen bir kesimin de olduğunu görüyoruz. Buradaki oy kullanmaya gitmeyen kesimin, tabanın çoğunluğunun Ak Parti tabanı olduğunu da ifade edebiliriz.

İtiraz edemeyecekleri kadar önde bitireceğiz

- İstanbul’da nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

23 Haziran’da bir kere diğer seçeneği olan bölüm yüzde 1 civarında olacak. Yani 1-1,5 civarında da geçersiz oylar olabilir. İnşallah biz rakip bloğun, rakip ittifakın önünde, rakip ittifakın itiraz edilemeyecek düzeyde önünde seçimi bitireceğiz. Katılmayan yüzde 17 idi. Bu sefer katılım oranı daha yüksek olacaktır. Yüzde 90 oranında bir katılım oranı olur.

Küskünlük giderildi mi?

- AK Parti içindeki küskünlük bitti mi?

Şöyle: Herkesin farklı farklı sebebi var. Çoğu genel politikalardan kaynaklı sebepler değil, bu da var çok kısmen ama daha çok teşkilatta daha önce görev almış, bu dönem görev verilmemiş, dolayısıyla kenara çekilmiş, kendisinin dikkate alınmadığını düşünmeye başlamış. Bir talebi olmuş, yerine getirilememiş, bu sebeple bir kenara çekilmiş. Baktığımızda, çoğunluğu bu şekilde. Bunlara şimdi teşkilatımız bir kere bu yerleri, kılcal damarları çok daha iyi bilen bir teşkilat. Dolayısıyla onlara şu anda bu süreçte onlara bir dokunma durumu, diyalog kurma, onlara görev verme, onları sahada çalıştırma, onların kendiliğinden sahada çalışması gibi bir durum oldu. Çünkü her ne kadar bir şeyleri anlatmaya çalışsanız da bir şey yaşanmadan gerçekleşmesi çok fazla imkân dâhilinde olmuyor. O dönem için küskün diye ifade edilenlerin bu sefer inşallah sandıkta oy kullanacağını, lehimize oy kullanacağını düşünüyorum.

Türkiye’yi tökezletmemek lazım

- Seçim öncesi İstanbullulara ne mesaj vermek istersiniz?

İstanbullulara mesajımız, açıkçası bu şehir önemli bir şehir, mübarek bir şehir. İstanbul’da Marmaray, Avrasya, Boğaz’ın altından geçen bu hizmetlerde Binali Yıldırım’ın yine çok büyük hizmetleri var. Dolayısıyla her şey ortada. Yaklaşık yirmi yıldır hayatı kamuoyunun önünde, her şeyi kamuoyu tarafından bilinen biri. Diğer taraftan bir aday var ki sekiz ay önce birçok kimsenin ismini bilmediği bir aday. Şu anda, bu anlamda, siyaseten bir aktör olabilecek durumda, millete, vatana, vatandaşa hizmeti var mı, bu soru işareti olarak değerlendirmesi gereken bir durum. Yani hal, hareket, tavırlar, davranışlar, yapmacık olan birçok şey var. Sosyal medya üzerinden köpürtülen bir figür var karşımızda. Dolayısıyla burada, sırf ‘Biraz da başkaları yönetsin’ düşüncesiyle bir risk almaya değer mi? Yani açıkçası, İstanbul sadece Türkiye’nin değil bu coğrafyanın en önemli şehri. AK Parti değil Türkiye’yi tökezletiriz. Türkiye’yi tökezletmemek lazım.

Yüzde 4 olan geçersiz oy yüzde 1’e düşer

- Geçersiz oyların durumu ne olur?

300 bine yakın geçersiz oy vardı, bunlar normal ortalamanın çok çok üzerindeydi ve ciddi bir kısmının o gün gerçekten yanlışlıkla oy kullandığını görüyoruz. Mesela, mühürden kaynaklı, mührü denemeden kaynaklı hususlar var. Yine birden fazla pusula verildiği için bir pusula oy kullanıp diğer pusulaların hiç dokunulmaması var yani boş pusula çok fazla vardı. Geçersiz oyların sayısının ben bu seçimde çok daha düşeceğini düşünüyorum. Bir kere yüzde 4 civarında bir geçersiz oy söz konusuydu. Bu, yüzde 1-1,5’a kadar bu seçimde düşer. Burada da bizim ciddi bir oyumuz olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda da kampanyada daha organize, teşkilatımız daha motive, o dönemde de motivasyonu vardı ama belki biraz daha, netice itibarıyla sonuç daha yakın görünen bir süreçti. On altı, on yedi günde yaşanan veri kopyalama olayı, bunların hepsinin bizim teşkilatımızı daha fazla motive ettiği kanaatindeyiz, daha iyi durumda olduğumuzu ifade edebiliriz.

İdlib’de çatışmalar bitecek

- İdlib’de yaşanan bombalı saldırılarla ne yapılmak isteniyor, güvenli bölgenin biran önce oluşturulmasının faydası ne olur?

Suriye’de 8 yıldan beri devam eden iç savaş bizim ülkemizin güvenliğini de olumsuz yönde etkiliyor. Biran önce İdlib’de de Suriye’nin tamamında da savaşın sona ermesi ve oranın istikrarın kazanılması, toprak bütünlüğünün sağlanması en büyük hedefimiz. Bunun için yıllardır en büyük mücadeleyi Türkiye veriyor, Recep Tayyip Erdoğan veriyor. İki tane yaptığımız çok önemli operasyon oldu. Buralarda yeşil alan diyebileceğimiz yerler oluşturuldu ve gerçekten de birçok o bölgede yaşayan ve yaşamak isteyen insan var. Yine Suriye’nin tamamında böyle bir huzurun olmasını arzuluyoruz. Astana süreci bu anlamda önemli bir mesafe kat etmemize fırsat verdi. Bu idlib, güvenli bölge olarak tayin edilmişti. Şuanda orada yaşanan sıkıntılar tabi bu anlamda üzerinde durulması gereken bir nokta. İdlib konusunda Cumhurbaşkanımız, Putin ile birlikte bir çalışma içerisinde yer aldılar. Önümüzdeki günlerde burada çatışmaların biteceğini düşünüyorum. Ama asıl mesele Suriye’nin tamamında bir istikrarın oluşması noktasında hızlıca atılması gereken adımlar. Bunları da önümüzdeki süreçte atmak için hep birlikte çaba göstereceğiz.

Yazının devamı...

Zehirlenen Avrupa ve çözümü

Avrupa siyasetinde yaşanan gelişmeler dikkat çekici.
Avrupa nereye gidiyor?
AK Parti Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş, Batı dünyasının günden güne zehirlendiğini ve bunun endişe edici bir durum olduğunu söyledi.

Çözümü de öneren Kurtulmuş, Avrupa’ya şu uyarıları yaptı:

“Uzunca bir süredir batı dünyasını etkileyen aşırı sağ akımların yükselişte olduğu bir siyasi gelişme görüyoruz. Yabancı düşmanlığı, Türkiye düşmanlığı ve göçmen düşmanlığı... Özellikle İslamofobi üzerinden gelişen Türkiye düşmanlığı Batı dünyasını ciddi şekilde etkiliyor, içten içe kemiriyor. Batı’da o eski soğuk savaş döneminde yaşanan aşırı milliyetçi, karşısındakine hayat hakkı tanımayan yeni bir anlayış maalesef içten içe Batı dünyasını da zehirliyor. Oradaki, düşünce ve siyaset alanını da zehirliyor. İslam düşmanlığından birileri politik olarak 3-5 tane oy alırız zannediyorlar. Yanılıyorlar. Tam tersine bu İslam ve yabancı düşmanı siyasetlere prim verenler aslında kendi demokratik geleceklerini yok ediyorlar. AB’yi oluşturan ortak Avrupa evi anlayışını yok eden bir zemin hazırlıyorlar. Endişe edici bir durumdur. Savaşlarla ve siyasi karşıtlıklarla beslenen ve zehirlenen bir ortamın insanlığa çok büyük zararı olacağını görüyoruz. Biran evvel ortak adımlar atılmalı. İslam düşmanlığına ve İslamofobiye karşı bir ortak siyasi eylem planı çıkarılmalı. Bu, Batı dünyasını rahatlatacak ve batının geleceğini teminat altına alacak bir gelişme olur.”

Dünyaya eğitim ve sağlık yardımı

Türkiye’nin dış yardımlardaki en önemli kuruluşu olan TİKA’nın 2018 yılında en büyük yardımları eğitim ve sağlık alanında olmuş.

TİKA 2018 yılında dünyanın dört bir yanına eğitim ve sağlık alanında şu yardımları yapmış:

- İnşa edilen okul:15
- Onarılan okul:97
- Donatılan okul:186
- Ekipman yardımı:30
- Kütüphane ve laboratuvar kurulumu:14
- Eğitime destek verilen öğrenci sayısı:10762
- Eğitime destek verilen öğretmen:1415
- Görevlendirilen danışman:138
- İnşa edilen hastane:13
- Onarılan hastane:20
- Donatılan hastane:34
- Ambulans hibesi:56
- Sağlık cihazı hibesi:31
- Sağlık taraması:5
- Tedavisi yapılan hasta sayısı:6437
- Eğitime destek verilen doktor:1104

Sıfır atıkta 2019 hedefleri

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesindeki sıfır atık projesiyle ilgili 200 bin kişiye eğitim verilmiş.

Proje ile ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2019 hedefleri ise şöyle:

- 2019 sonuna kadar sıfır atık sistemine geçen bina sayısı 20 bine çıkarılacak
- Okullarda sıfır atık projesi kapsamında 50 bin öğrenciye ulaşılacak
- The Zero Waste Awareness Project For Schools Projesi 100 okulda başlatılacak
- Bölgesel belediye seminerleri düzenlenecek
- 1 Kasım 2019’da sıfır atık zirvesi düzenlenecek
- Geri kazanım katılım payı hususunda yönetmelik düzenlemesi yapılacak
- Sıfır atık yönetim sistemi teşvik mevzuatı çıkarılacak.

Bu yıl 20 bin mayın temizlenecek

Türkiye, İran sınırında mayın temizliyor.
Bunu geçen gittiğim Iğdır ziyaretimde ayrıntılı olarak öğrendim.
Türkiye bu yıl İran sınırında 20 bin mayın temizlemeyi hedefliyormuş.
Mayınların temizlenmesi ile ilgili titiz bir çalışma var.
İran sınırının büyük bölümüne ayrıca duvar örülmüş ve aydınlatma yapılmış.

Yazının devamı...

38 ülkede 200 bin yetimi güldürdük

Ramazan ayı bitiyor. Yarın Ramazan Bayramı. Özellikle fakirlere ve muhtaçlara yardım önemli. Türkiye birçok kurumu ile dünyadaki ihtiyaç sahiplerinin hep yanında. Bunlardan biri de Kızılay. Ramazan ayında dünyada 15 milyon kişiye ulaşmış. 38 ülkede yaklaşık 200 bin yetimin yüzünü güldürmüş.

Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık ile Kızılay’ın Ramazan ayındaki yardımlarını, Kurban Bayramı hedeflerini, dünyada neler yaptıklarını ve Suriye’deki son durumu konuştuk.

Ramazan ayı içinde yaptıkları yardımların 15 milyon kişiye yaklaştığını belirten Kınık, “Yurt dışında 38 ülkede çalıştık. Sürinam’dan Latin Amerika’ya, Arakan’dan Endonezya’ya, Balkanlardan Afrika’ya kadar. Hem ülkemizde hem dünyada yetim sofraları kurduk, yüzlerini güldürdük. Onlara oyuncaklar, hediyeler, giysiler dağıttık” dedi. Suriye’de de hem yaşam alanları oluşturduklarını hem de sağlık alanında çalıştıklarını belirten Kınık, İdlib’deki gelişmelerle ilgili de dünyaya uyarılarda bulundu. İdlib’de savaş suçu işlendiğini belirten Kınık, “Şuan yarım milyona yakın bir nüfus yerinden edilmiş durumda. Bu insanlar şuanda özellikle güney tarafından kaçarak kuzeye doğru, bizim sınırımıza doğru yaklaşıyorlar. Destek çağrısı yaptım. Eğer destek gelmezse burada salgın hastalıklar, yaralanan insanların tedavi edilememesi, ilaç yokluğu gibi sebeplerden çok can kaybı yaşanacak” dedi. Kınık Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

Sıcak yemek, giysi

- Ramazan’da Kızılay ne yaptı?

‘Hilal Olsun Türkiye’ diye bir kampanyayla yaklaşık 14.5 milyon insana ulaşma hedefi ile başladık. Ağırlığı ülkemizde olmak üzere 38 ülkede operasyona giriştik. Bir taraftan vatandaşlarımıza yardım için çağrılarımız bir taraftan dağıtımlarımız devam etti. Ramazan bayramında da devam edecek. Özellikle çocuklarımıza bayramlıklar, fitrelerin dağıtılması vs devam edecek. Toplamda Kızılay doğrudan ya da dolaylı olarak 14.7 milyon kişiye hayırseverlerin yardımlarını ulaştırdı. Gıda kolilerimiz, şubelerimiz ülke genelinde 81 ilindeki şubelerimiz, temsilciliklerimiz, bunlar Türkiye’nin en büyük marketler zincirlerinin içinde stantlar açtılar, koli bağışları alıp vatandaşlara dağıttılar. Biz Genel Merkezimizden gönderdik şubelerimize. Dolayısıyla yoğun bir şekilde gıda kolileri dağıtıldı, dağıtılmaya da devam ediyor. Kurban konservelerimiz vardı. Bir önceki kurban bayramında elde ettiğimiz bağışlarımız konserve haline getirilmişti. Halen dağıtılıyor. Onun için ‘Bereketi Yıl Boyu Sürsün’ diyoruz kurban bayramlarında. Diğer taraftan zekât önemli bir kanal Kızılay’da. Vatandaşlarımız zekâtlarını bizimle paylaşıyorlar biz de onları direkt ihtiyaç sahiplerine dağıtıyoruz. Fitre ve fidye de ciddi bir kanal oldu bu sene. Bir cep telefonu kısa numarası koyduk: 1877. Fidye veya fitre yazarak vatandaşımız 1877’de bir kısa mesaj gönderince hemen GSM operatörü 23 lira olan fitre ve fidye rakamını Kızılay’a aktarıyor ve vatandaşımız fitre telaşından kurtulmuş oluyor.

Ayrıca 16 aşevimiz sürekli çalıştı. Yaklaşık 30 bin aileye her gün sıcak yemek ulaştırdı. Ve giysi yardımlarımız oldu. Özellikle bayramlık giysiler dağıtıldı çocuklara. Doğu ve Güneydoğu ağırlıklı olmak üzere fakir vatandaşlarımız, köy okullarında, yatılı bölge okullarında okuyan vatandaşlarımıza giysi yardımlarımız oldu.

- Yurt dışında neler yaptınız?

Yurt dışında da 38 ülkede çalıştık. En uzak coğrafya Sürinam. Latin Amerika’da. Sürinam’dan bu tarafta Arakan’a kadar, Endonezya’ya kadar. O bölgelerdeki ihtiyaç sahibi insanlara. Balkanların tamamında neredeyse, Kafkaslarda, Sahra altı Afrika’da çalışmalar yaptık. Özellikle Yemen gibi, Suriye’nin içi gibi, Somali gibi Kenya gibi, Güney Sudan, Sudan. Çok ciddi sıkıntılar var şuan Sudan’da. Özellikle Yemen çok ciddi sıkıntılıydı. Buralarda yetimlere yönelik çalışmalarımızı artırdık. Hem ülkemizde hem dünyanın 38 farklı ülkesinde yetim sofraları kurduk Ramazan’da. Sürekli yetimleri çağırdık, onlarla beraber iftar yaptık, yüzlerini güldürdük. Oyuncaklar, hediyeler, giysiler dağıttık. Bu anlamda Ramazan’ı şenlikli yaşadılar. Şuan İdlib’deki durum malum. Sürekli çadır kuruyoruz, yeni kamp yerleri açıyoruz.

15 bin gönüllümüz çalıştı

- Ramazan’da Kızılay’ın ekibinde ne kadar kişi çalıştı?

7 bin çalışanımız ama bunun iki katı gönüllü sahada, en az 15 bin kişi sahada çalıştı ve hala çalışıyor. 38 ülkeye 200’e yakın Kızılay görevlisi ile ulaşıldı. Gençlik teşkilatlarımız, hanımlar merkezlerimiz, şubelerimiz, temsilciliklerimiz sırtlarında Kızılay yelekleriyle sahada, sofraların kurulması, gıda paketlerinin dağıtılması, ihtiyaç sahiplerinin tespit edilmesi çalışmalarını yaptılar. Hem gönüllü ordumuzla hem profesyonel çalışanlarımızla sahada her gün çalıştık.

2868’e bir mesaj

- Bayrama yönelik Kızılay’ın alanlarıyla ilgili vatandaşlara çağrınız nedir?

Öncelikle bizimle varlıklarını, kıymetlerini paylaşan bağışçılarımıza şükranlarımı arz ediyorum. Onlar sayesinde biz bu faaliyetlerin hepsini yürütebiliyoruz. Dolayısıyla bize zekâtlarını, fitrelerini, gıda kolisi desteklerini bağışlayan milyonlara şükranlarımı öncelikle arz ediyorum. Biz sürekli talep ederiz. Talebimiz sürekli olduğu için bayramda da Kızılay’a Ramazan süresince yapılan katkıları bayramda da devam ettirerek 2868 kısa mesaj hattımıza Bayram yazarak gönderecekleri bir mesajla bayram harçlıkları ya da bayram giysilerine bu anlamda yardımlarını dönüştürebilirler. Biz elimizden geldiği kadar çok sayıda çocuğumuza bayramlık ulaştırmaya arife gününe ve bayramı mutlu geçirmesine bu anlamda yardım etmeye çalışıyoruz.

200 bin kurban hissesi hedefimiz

- Kurban Bayramı için Kızılay’ın hedefi ne?

Kurban’da geçen yıla benzer hedeflerimiz olacak. 150 binlerde bir hisse sayısıydı geçen yıl. Onun biraz üzerinde sanırım 200 binlere varan bir hisse sayısı hedefiyle gideceğiz. Kurban faaliyetlerinde bizim modelimiz biraz farklı. Biz kurbanı kesiyoruz ve hemen sıcak et olarak dağıtmıyoruz. Onu alıyoruz işliyoruz, konserve haline getiriyoruz ve yıl boyunca dağıtıyoruz. Çünkü kurban bayramı döneminde zaten yeterince kurban payları dağıtılmış oluyor. Vatandaşlarımızın evine et girmiş oluyor konudan komşudan. Ama biz sonrasında bunu dağıtmaya çalışıyoruz. Bu sene de hem yurt dışında 40 dan fazla ülkede hem ülkemizde vatandaşlarımızın kurban kesim çalışmalarına destek olmaya çalışacağız.

Kan bağışları Ramazan’da arttı

- Kan stoklarınız nasıl, ihtiyaç var mı?

Bu Ramazana iyi stokla girdik, Ramazan boyunca günlük kan bağışlarımız da düşmedi. Hatta geçen seneye göre yüzde 24’lük bir artışla geçti. Dolayısıyla yüzümüz güldü. Bu da şu anlama geliyor: vatandaşlarımız Kızılay’ın kan bağışlarının düşeceği dönemleri de artık farkında olarak bağışlarını oraya denk getiriyorlar. Biz de mesai saatlerini ona göre ayarladık. İftar, sahur arasında da çalıştık. Hem kök hücre bağışlarımız hem kan bağışlarımız devam etti. Herhangi bir sıkıntı yaşanmadı.

Sayılarla Kızılay Ramazan yardımları

- 38 ülkede 1 günde 50 bin yetim ile iftar

- Suriye’de 12 yetimhanede 9 bin yetim ile ay boyunca iftar

- Somali’de yetimhanelerde her gün sıcak yemek

- Türkiye’de 81 ilde iftar

- Türkiye ve 38 ülkede 400 bin aileye gıda kolisi (aileler 5 ile çarpıldığında 2 milyon kişiye ay boyuna yetecek gıda desteği)

- Türkiye’de 2.2 milyon kişiye kavurma konserve dağıtımı

- 4.7 milyon kişiye dondurulmuş et dağıtımı

- 16 aşevinden 30 bin aileye her gün sıcak yemek dağıtımı

- 150 bin aileye zekât ve fitre dağıtımı

- Her gün 9 bin hasta ve yaralının kan ihtiyacının karşılanması

- Toplamda Kızılay doğrudan ya da dolaylı olarak 14.7 milyon kişiye hayırseverlerin yardımlarını ulaştırdı. Bunlardan yaklaşım 200 bini yetim.

İsraf seferberliği başlatacağız

- İsrafla ilgili ne yapıyorsunuz?

Öncelikle büyük bir seferberlik için hazırlanıyoruz. Atığımızı sıfıra indirmek için yapacağımız bir seferberlik. Bu bir tarafında tasarruf yani israf etmeme bir tarafında da geri kazanma. Diyelim ki çöpe atılmış ama kıymeti olan şeylerin geri kazanılması ya da çöpe gitmekten kurtarma gibi. Şuan fazla gıda projemiz vardı. Fazla gıda projemiz sürüyor büyük market zincirleriyle yaptığımız anlaşma çerçevesinde miadına yakın ömrü kalmış olan ürünleri biz oradan alıyoruz, aşevlerinde vatandaşlarımıza pişirim dağıtıyoruz ya da sosyal marketlerimizde ihtiyaç sahiplerine hemen ulaştırıyoruz. Bu sistemimiz yaygınlaştırılıyor yavaş yavaş. Özellikle geri kazanım noktasında Kızılay’ın, tekstil atıklarının geri kazanılması ve bundan tekrar iplik ve kumaş yapılması veya farklı malzemeler yapılması noktasında da bir yatırımı var. Yatırım projesi var. Bu da son hızıyla devam ediyor. Külliye’nin sıfır atık inisiyatifi ki çok büyük bir farkındalık oluşturdu ülke çapında. Orada özellikle vatandaştan bu ayrıştırma noktasında vatandaştan bu varlığı alabilecek olan organizasyon olarak biz toplama noktasında konumlanıyoruz. Bu noktada Türkiye’de tekstili, kâğıdı, metali, camı, plastiği pek çok kıymet var çöpe gidiyor. Bunların her birine döviz ödüyoruz. Geri dönüşüm noktasında ciddi bir fırsat oluşacak.

İdlib’den yarım milyon kişi sınırımıza yaklaşıyor

- İdlib’de neler oluyor? Siz de oradasınız. Yaşam nasıl?

İdlib’de özellikle çatışmasızlık bölgesi içerisindeki anlaşmanın ihlal edilmesinden sonra ciddi bir saldırı yaşanıyor havadan ve karadan. İdlib sıkışmış bir bölge ve bu bölgedeki 3 milyona yakın insan bir tarafta rejim bir tarafta silahlı muhalifler, bir tarafta terörist gruplar tamamen arasında sıkışmış ve hedef haline gelmiş durumdalar. İdlib’de çok yoğun bir şekilde sivil yerleşim yerleri havadan vuruluyor. Hedef gözetilerek vuruluyor. Sağlık tesisleri vuruluyor. Bu sağlık tesisleri defalarca havadan bombalanarak, yıkılıp tekrar yapılarak faaliyet göstermeye çalışan yerler. Çok sayıda sağlık çalışanlarının hayatını kaybettiği bu yapılarda en son İdlibliler çareyi dağın altına, yerin altına kazarak hastane yapmakta bulmuşlardı fakat en son oralarda büyük bombalarla vurularak imha ediliyor. Ve bu yerlerin tamamının koordinatları BM’ye bildirilmiş olmasına rağmen, dolayısıyla bu açık bir savaş suçu. Yani tamamen sağlık hizmeti veren yerlerin vurulması, insani yardım depolarının, insani yardım çalışanlarının hedef alınması, sivil alanların hedef alınması. Şuan yarım milyona yakın bir nüfus yerinden edilmiş durumda. Bunlar zaten bundan öncede en az üç dört kez evlerini barklarını terk ederek bir yere göç etmiş insanlardı. Bu insanlar şuanda özellikle güney tarafından kaçarak kuzeye doğru, bizim sınırımıza doğru yaklaşıyorlar. Ve biz de bunlara elimizden geldiği kadar barınma, çadır imkânları oluşturmaya, gıda desteği ve su desteği vermeye, ilaç ve sağlık hizmetleri noktasında da destek vermeye çalışıyoruz. Bu anlamda bir çağrımız oldu. Hem bir açık mektupla bu BM ve Cenevre’deki insani yardım kuruluşlarına bildirdim. İdlib’deki yaşanan olayların boyutlarını bildirdim. Hem de insani yardım ihtiyacı arttığı için fon kuruluşlarına bu anlamda bir çağrıda bulunduk daha fazla destek gelmesi için. Eğer destek gelmezse burada salgın hastalıklar, yaralanan insanların tedavi edilememesi ilaç yokluğu gibi sebeplerden çok can kaybı yaşanacak.

Yazının devamı...

Yüzde 17 sandığa gitmeyen anketinde ne çıktı?

Yenilenecek olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde yüzde 17 sandığa gitmeyen çıkmıştı. 1 milyon 700 bin kişi sandığa gitmemişti.
AK Parti’nin yaptırdığı ‘Yüzde 17 sandığa niye gitmedi?’ anketinde ilginç sonuçlar çıktı. Ankette “küskünlük” birinci sırada çıkmadı.
Birinci sırada ‘İstanbul’da değildim, şehir dışındaydım’ yanıtı verildi.
İkinci yanıt ise ‘İşim vardı veremedim’ oldu.
Üçünçü ve ilgi çeken yanıt ise ‘Verecek parti bulamadım’ oldu.
‘Küskünlük’ ise dördüncü sırada çıktı.
Bu sonuçları tartışan AK Parti 23 Haziran seçiminde sandığa gitmeyen oy oranının yine eski seçimlerde olduğu gibi yüzde 10’a gelmesini bekliyor.
Konuştuğum üst düzey kurmaylar ‘Bu seçimde yüzde 90 katılım olur’ görüşünde.
Ankette ‘küskünlük’ nedenleri de sorulmuş.
Ona yanıt ise ilk sıralarda ‘genel politakalara karşıtlık’ çıkmamış. Daha çok talepleri yerine getirilmemek ve kendisinin bir kenarda bırakıldığı hissine kapılmak olarak çıkmış.
AK Parti yönetimi bu çıkan sonuçlara göre tek tek yeni stratejiler hayata sokmayı planlıyor.

Binali Yıldırım hangi illere gidecek?

İstanbul’da her ilden seçmen var.
AK Parti buna yönelik özel stratejiler geliştirmiş.
İstanbul’daki hemşehrilik dernekleri ile görüşmenin dışında şimdi değişik illerdeki önemli isimlerle de İstanbul’a çağırarak bir araya gelinmeye başlanmış.
AK Parti’nin adayı Binali Yıldırım, önceki gün Haliç Kongre Merkezi’nde illerden gelen sivil toplum örgütleri ve kanaat önderleriyle bir araya geldi.
Bunlardan biri de Samsun oldu.
Yıldırım bayramda Sivas ve bazı Karadeniz illerine de gitmeyi planlıyormuş.

Turizm mağduriyetleri nasıl önlenir?

Bayram tatili için binlerce kişi tatil beldelerinde.
Tatillerde sürekli tüketici mağduriyetleri de gündeme gelir.
Başta bu mağduriyetlerin önlenmesi için turizmciler yeni yasa bekliyor.
Konuyla ilgili konuştuğum TÜRSAB Başkanı Firuz B. Bağlıkaya, “sektörün ihtiyaçlarını gidermek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı ile birlikte hazırlanan yeni yasa çalışmasının bayram sonrasında Meclis gündemine getirilmesini ve yasanın haziran sonunda çıkmasını bekliyoruz. Taslak planlandığı şekliyle yasalaşırsa, tüketici mağduriyetlerinin önüne geçilecek, mesleki sorumluluk sigortaları sayesinde vatandaşlar tatillerini gönül rahatlığı ile satın alabilecek. Ayrıca seyahat acentaları mesleki ticari işletme olarak değer kazanacak, kamuoyunu aldatan sahte seyahat acentalığı faaliyetleri ile etkin şekilde mücadele edilebilecek. 10 bin seyahat acentamız ile birlikte sektörümüzün tüm sorunlarını çözebilecek yeni yasamızın Meclis’e gelmesini ve yasalaşmasını bayram sevinci içinde bekliyoruz” dedi.

Sahillerde yer zor

Sahiller bayram tatili nedeniyle dolu durumda.
TÜRSAB yetkilileri Antalya, Bodrum, Marmaris, Belek’in en çok gidilen yerler olduğunu ve yüzde 100 doluluklara ulaşıldığını dile getirdi.
Sahillerde yer bulmak zor.
Bu bayramda Karadeniz ve yaylalar gibi alternatif güzergâhlar da değerlendirilecek gibi gözüküyor.

Yavaş gidelim, yavaş gelelim

Uzun bayram tatili için yollara düşülüyor.
Aman trafik kurallarına uyalım.
Yavaş gidelim yavaş gelelim.
Her bayram sonu olduğu gibi bu bayramda da trafik kazaları yüzünden üzülmeyelim.
HERKESE HAYIRLI BAYRAMLAR ŞİMDİDEN...

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.