SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

GÖKYÜZÜNE BİZ HAKİM OLACAĞIZ

Milliyet olarak Türk havacılık ve savunma sanayiinin küresel ölçekteki en büyük teknoloji merkezlerinden birine girdik. Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’ni (TUSAŞ) özel izinle gezdik

Milli gururlarımız HÜRKUŞ, GÖKBEY, ATAK, ANKA ve AKSUNGUR’un üretimini yerinde inceledik. TUSAŞ Genel Müdürü Temel Kotil, “Gökyüzü bizim gökyüzü. Gökyüzüne hakim olacağız” diyor

ATAK 1, ATAK 2, HÜRKUŞ, GÖKBEY, ANKA, AKSUNGUR, Uzay sistemleri... Savunma sanayiinde milli gururlarımız.

Milliyet olarak Türk havacılık ve savunma sanayi endüstrisinde küresel ölçekteki en büyük teknoloji merkezlerinden birine girdik.

Uçaktan helikoptere, İHA’dan uzay sistemlerine, modernizasyondan lojistik desteklere kadar bir çok faaliyet alanı olan Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’ni (TUSAŞ) özel izinle gezdik.

Milli gururlarımız olan HÜRKUŞ, GÖKBEY, ATAK, ANKA, AKSUNGUR başta olmak üzere bir çok savunma sanayi ürününün yapılışını yerinde gördük ve son teknolojileri hakkında bilgi aldık.

Ankara’daki TUSAŞ tesisi 4 milyon metrekarelik bir alan üzerine kurulu. 600 bin metrekare kapalı alanı var. Şu anda 9 bin olan çalışan sayısının 20 bine çıkarılması hedefleniyor.

TUSAŞ Genel Müdürü Temel Kotil, bu yıl 2.5 milyar dolar ciro beklediklerini belirterek, “Uçak, helikopter, İHA gibi 6 alanda yoğun çalışmamız var. Bunlar bizi dünyada uçuruyor. Bunları siz yapabiliyorsanız ayakta dik duruyorsunuz. Ambargoları delmiş oluyorsunuz. Gökyüzü bizim gökyüzü. Gökyüzüne hakim olacağız. Bizim olan yerlere sahip çıkacağız” diyor.

2.5 milyar $ ciro hedefi var

TUSAŞ Genel Müdürü Temel Kotil ile 2019 hedeflerini de konuştuk. 2019’da ciro olarak 2.5 milyar dolar hedeflerinin olduğunu belirten Kotil, uçak, helikopter, İHA başta olmak üzere 6 alanda yoğun çalışmaları olduğunu söyledi. Kotil, “Bunlar bizi dünyada uçuruyor” dedi.

Helikopter yapımında Çin ve Rusların olduğunu belirten Kotil, Türkiye’nin aradan büyük bir çıkış yaptığını söyledi.

ATAK 2 tank avlıyor

Türkiye’nin dünyada helikopter yapabilen önemli ülkeler arasında olduğunu belirten Kotil, “Bizim helikopterimizin üzerinde çok donanım var. Ayrıca hızlı ve manevrası da çok yüksek” diye konuştu.

Savunmanın bir anlamda saldırı demek olduğunu belirten Kotil, “Herkese savunma gerekiyor. Siz havayı kontrol edince yeri de kontrol etmiş oluyorsunuz. Savaşı kimseye nasip etmesin ama ülkeyi korumak için bazı sistemlere ihtiyacımız var. Bunları yapabiliyorsanız ayakta dik duruyorsunuz. Ambargoları delmiş oluyorsunuz. Gökyüzü bizim gökyüzü. Gökyüzüne hakim olacağız. Bizim olan yerlere sahip çıkacağız” dedi.

Kendilerinin en büyük projesinin insan ve mühendis yetiştirmek olduğunu belirten Kotil, “Dışa bağımlılığı da azaltıyoruz” dedi.

ATAK 2’nin tümüyle yerli helikopter olacağını belirten Kotil, bu helikopterin tank avlamak için 30 mm topu olacağını dile getirdi. Helikopterin 1 dakikada 500 mermi atacağını belirten Kotil, “ATAK 2’nin üretimi için 5 yıl demiştik. Bunun 6 ayı gitti. 4.5 yıl sonra havaya kalkacak” dedi. ATAK 2’nin vurma gücünün ATAK 1’e göre 3 kat daha fazla olacağını belirten Kotil, “Teröre karşı çok foksiyonel olacak bu helikopter” dedi.

GÖKBEY’in dünyanın en modern helikopteri olacağını belirten Kotil, ilk uçuşunu yaptıklarını ve 2021’de teslimata başlayacaklarını söyledi. Tüm helikopter projeleri ile 5 sene sonra yılda 120 helikopter yapacaklarını belirten Kotil, böylece dünyada 2. sıraya yükseleceklerini kaydetti. Uzay ile ilgili de çalıştıklarını belirten Kotil, “Uydu yapıyoruz. Göktürk 1 ve Göktürk 2 uçuyor şu anda. Onun yanında haberleşme uydusu Türksat 6A uydusu” dedi.

Milli savaş uçağı 2026’da uçacak

En büyük projelerinden birinin yerli savaş uçağı olduğunu belirten Kotil, “Şu anda çalışmalarda 1 yılı tamamladık. Tasarım bitip imalata başlandığı döneme gidiyoruz. 3 sene sonra imalatı başlıyor bunun. İlk uçuş 26 Ekim 2026’da oluyor. Dış geometrisi belli. İçini dolduracağız. F35 ayarında olan bir uçak olacak” dedi.

İlk 10’a gireceğiz

Uçak parçası da yaptıklarını belirten Kotil, “Uçak parçası yapmayı hiç bir zaman bırakmayacağız. Kendi ürününüzü yapmak çok daha kârlı bir iş. Kendi ürününüzü yapınca parça yapmanın 10 katı daha fazlasına satıyorsunuz” dedi.

Dünyada savunma sanayinde ilk 50’de olduklarını belirten Kotil, “Bizde çok proje var. Seri üretimler başlayınca ayda 20 ürün çıkaracağız buradan. Ciro böylece 11 milyar dolara çıkınca ilk 10’a girmiş oluyoruz. Dış ülkelerden talep de çok bizim ürünlerimize. ATAK’ı Pakistan’a sattık. En çok satacaklardan biri de 12 yolcu kapasiteli helikopterimiz. Bu çok foksiyonel olacak” dedi.

İlk olarak ATAK 1’in montaj hattını gezdik. Bu alanda ayda 2 tane ATAK 1 uçuş hattına gönderiliyor.

T129 ATAK olarak isimlendirilen helikopter, taaruz ve taktik keşif helikopteri olarak niteleniyor.

Şu anda 46 ATAK 1 helikopteri uçuş yapar halde görevdeymiş. Elektrik ve mekanik sistemler yerleştirme, boya ve yağmurlama yapılıyor burada. Bir çok testten geçirilen ATAK 1’in sıcak havaya dayanıklılığı ve yüksek irtifa performansları da tek tek değerlendiriliyor. ATAK 1, 6 istasyondan sonra uçuşa hazır hale geliyor.

ATAK 1’in özellikleri

- 3 saat havada kalabiliyor.

- 537 km menzili var.

- 500 top mermisi atabiliyor.

- 8 tanksavar füze gönderebiliyor.

- 8 havadan havaya füze yollayabiliyor.

İnsansız hava araçları terörle mücadelede çok önemli. İlk olarak ANKA’nın hattındayız. ANKA’yı TSK uzun süredir kullanıyor ve 15 bini aşkın uçuş saatine sahip bu İHA’lar. ANKA S uydu sistemi ile de haberleşebiliyor. ANKA’dan da ayda 2 tane yapılıyor. Şu ana kadar 41 adet üretilmiş. 25 tane daha planlanıyor.

ANKA’nın özellikleri

- Yüksek teknoloji ile hava keşifleri yapıyor.

- Hedef tespit ve tanımlama yapıyor.

- 24 saat havada kalış süresi var.

- 30 bin fit irtifaya çıkıyor.

- 200 kilo faydalı yük kapasitesi mevcut.

- Hassas güdümlü bombalar, lazer güdümlü roketler ve anti-tank füzeleri taşıyabiliyor.

- Eksi 54 ve artı 50 derecede görev yapabiliyor.

Tek motorlu ANKA’nın üzerine inşa edilerek 2 motorlu yapılmış AKSUNGUR. ANKA’daki 200 kg olan silah alma kapasitesi 750 kg’ye çıkarılmış. Çift motor olması büyük güvenlik getiriyor. Uçak tek motorla dahi görevine devam edebiliyor. 40 bin fite kadar çıkabiliyor. AKSUNGUR 40 saat uçabiliyor. Bir çok artı özelliği olduğu için yeni yıldız durumunda AKSUNGUR.

İlk uçuşunu yapan GÖKBEY ise heybetli duruşuyla dikkat çekiyor hangarında. En son modern teknoloji ile yapılan GÖKBEY 12 kişi yolcu kapasitesine sahip.

Başta Arap dünyası olmak üzere de daha şimdiden ön siparişleri alınmış.

Yedek yakıt tankıyla 5 saat uçabiliyor. Farklı şekliyle de dikkat çeken GÖKBEY’in içine oturarak ilk yolcularından biri de olduk hangarında.

Gelişmiş eğitim uçağı olan HÜRKUŞ’un ayrıca hafif taaruz uçağı olarak da C modeli yapılmış. Hangarda yeni yapılan siyaha boyanmış ve köpekbalığı dişleri konulmuş HÜRKUŞ, jandarmanın kullanımı için özel dizayn edilmiş. Bu uçağın taaruz için 7 harici yük istasyonu ve 1500 kg kadar yük kapasitesi var. HÜRJET’in yapım süreci de devam ediyor.

Uzay sistemleri

TUSAŞ’ın uydu tasarım, üretim ve test kabiliyetleri de var. Uzay sistemlerinde şunlar öne çıkıyor:

- Yer gözlem EO uyduları

- Yer gözlem SAR uyduları

- İletişim uyduları

- Small Geo uyduları

- Uydu alt sistemleri ve ekipmanları

- Uydu montaj entegrasyonu ve test merkezi

Yazının devamı...

Bu sene 33 ton altın çıkaracağız

Türkiye’nin ne kadar altın rezervi var ve ne kadar çıkarıyoruz?
Bu sene Türkiye 33 ton altın çıkarmayı hedefliyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, sohbetimizde madencilik sektörü ve altın ile ilgili şunları kaydetti:

“En büyük fırsat alanlarımızdan birisi Türkiye’de madencilik sektörü. Konuyu sadece taş-toprak olarak görmemek lazım. Metal madenlerde biz ciddi miktarda dışa bağımlıyız, demir cevheri, bakır, altın ithal ediyoruz. Ciddi bir potansiyel de var. Sadece altınla ilgili şunu söyleyeyim: Türkiye’de şu anda keşfedilmiş 6 bin 500 ton altın rezervimiz var, yıllık ortalama 30 ton civarında bir üretim gerçekleştiriyoruz. Bu sene inşallah onu 32-33 ton civarına çıkartacağız. Öte taraftan ciddi miktarda altın da ithal ediyoruz. Yerli üretimin önünü açmak ve teşvik etmek istiyoruz. Türkiye’de olanların artık ithalatını azaltacak şekilde tedbirler almak zorundayız.”

İstanbul için hemşehri raporu

Gözler İstanbul seçiminde.
Tüm partilerde hazırlıklar hızla sürüyor.
Yenilenen seçimde hemşehrilik stratejisi de önemli olacak.
İstanbul’un hemşehrilik haritası çıkarıldı.
Bu haritaya göre AK Parti’nin başka il milletvekilleri 23 Haziran seçim sürecinde zaman zaman İstanbul’da olacak. Bu süreçte bakanların hepsi de İstanbul’a uğrayacak.
Diğer illerin milletvekillerinin ve bakanların temasları rapor olarak yönetime sunulacak.
Bu raporlarda hangi milletvekilinin ne yaptığı ve sahada durumun ne olduğu ayrıntılı olarak verilecek.
Gelen hemşehrilik raporlarına ve anketlere göre de AK Parti yönetimi, seçim için yeni stratejiler de ara ara devreye sokacak...

Gurbetçilerin üniversiteye gitme oranı düşük

Milyonlarca Türk yurtdışında yaşıyor.
Özellikle Avrupa’da yaşayan Türkler başta ırkçılık olmak üzere birçok sorunla karşı karşıya.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Avrupa’daki Türklerin sorunlarıyla yakından ilgileniyor. Ancak yurtdışındaki Türklere de sorunların çözülmesinde büyük görevler düşüyor.
Yapılan araştırmalarda Türk Toplumunun yüksek öğrenime gitme oranı yüzde 10’un altında çıkıyor. Bu da çok düşük.
Birçok sorunla mücadele için bu oranın yükselmesi gerekiyor.
Yurtdışı Türkler Başkanlığı da bu oranın yükselmesi için bilinçlendirme yapıyor.

Tur iptaline anında Bakan müdahalesi

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, turizmin içinden gelen bir isim.
Bu sene daha şimdiden turizm rakamları yüzleri güldürüyor.
Turist sayısının artırılması için de Bakan Ersoy’un özel çabası var.
Özellikle yurtdışından gelecek turları Bakan Ersoy yakından takip ediyormuş.
Bazı tur iptalleri olunca da Bakan Ersoy direkt turları arayarak nedenlerinin üzerine gidip olayı çözüyormuş...

Ruslar, Moskova’da Türk ürünleri arıyor

Türkiye’ye tatile gelen Ruslar günden güne artıyor.
Türk gıda ürünlerini beğenen Ruslar, ülkelerine döndüğü zaman Türk ürünleri arıyormuş.
Bu talebi karşılamak için Moskova’nın en işlek caddelerinden birine Türk gıda ürünleri marketi açılmış.
Konuyu Rusya’nın ilk Türkçe gazetesi olan Gazetem’de okudum.
Türk market sahibi talebi, “Ruslar bizim gıdalara çok ilgi gösteriyorlar. Tatilde sevdikleri ürünleri sürekli soruyorlar” diyerek anlatmış...

Yazının devamı...

Genç işsizlere sosyal işletmecilik modeli

Milliyet’e yeni projelerini anlatan Türkiye İsrafı Önleme Vakfı Başkanı Aziz Akgül, gençlerin sürdürülebilir bir şekilde işlerini kurmalarını sağlamak amacıyla Türkiye’de ‘gençlerin istihdamında sosyal işletmecilik modeli’ni hayata geçireceklerini söyledi

İSTANBUL

Genç nüfus bir ülkenin geleceği ve kalkınmasında çok önemli. Dün de Gençlik ve Spor Bayramını coşkuyla kutladık. Bu dönemde gençliğe yönelik yeni projeler de hayati öneme sahip. Önümüzdeki günlerde genç işsizlere yönelik sosyal işletmecilik modeli geliyor. 15 yılda 185 bin kadına kendi işini kurmaları için 850 milyon liradan fazla mikrokredi yöntemiyle kredi veren Türkiye İsrafı Önleme Vakfı Başkanı Aziz Akgül ile yeni projelerini konuştuk. Genç işsizliği önlemeye yönelik geliştirdikleri “gençlerin istihdamında sosyal işletmecilik modelini” anlatan eski AK Parti Milletvekili Akgül, “Dünyada kabul gören yaklaşımı Türkiye’de gerçekleştireceğiz. Bu proje ilk olarak mikrokredi alan dar gelirli kadınların çocuklarında uygulanacak. Gençlerin sürdürülebilir bir şekilde kendi işlerini kurmalarını sağlamak için girişimci olmaları desteklenecek” diyor. KOSGEB ve Gençlik Bakanlığı ile de görüşmelerin sürdüğü 4 ayaklı projede, gençlere, işadamları da yatırım yaparak destek olacak. Uygulama ilk olarak pilot il olarak İstanbul’da başlayacak. Türkiye İsrafı Önleme Vakfı Başkanı Akgül Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

- Gençlere yönelik yeni projenizle ne hedefleniyor?

Genç kuşağın yüzde 37’si kendi şirketini kurmak istiyor. Başka biri için veya devlette çalışmak istemiyor. Yeni projemizle genç kuşak kendi işlerini kuracak ve iş hayatına aktif katılım sağlayacak. Bu proje işsizliği girişimciliğe dönüştürmek için yenilikçi bir program. Bu projede bir sosyal işletmecilik fonu oluşturulması da hedefleniyor. Bu proje ilk olarak mikrokredi alan dar gelirli kadınların çocuklarında uygulanacak. Bu çocukların sürdürülebilir bir şekilde kendi işlerini kurmalarını sağlamak için girişimci olmaları desteklenecek. Kendi işini oluşturmak milli kalkınmanın önemli unsuru. Bu proje Türkiye’nin sosyal ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak. Prof. Muhammed Yunus’un 15 yıldır dünyada konuştuğu sosyal işletmecilik modeliyle Türkiye’de de işsiz gençlerin istihdamının sağlanması gerektiğine inanıyoruz. Bu sebeple, biz şimdi Türkiye’de daha evvel, 2003’te Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde başlattığımız mikrokredi uygulamasının bir ileri adımını, bir başka adımını yani bir manada ikinci nesile, üçüncü nesile gidecek şekilde bir yaklaşım biçimi oluşturduk. Ne yapıyorduk daha evvel? Annelere, kadınlarımıza küçük bir sermaye veriyoruz, vermeye devam ediyoruz. Onlar kendi kendilerine gelir getirici faaliyetlerin içerisinde bulunuyorlar. 15 yıldır 185 bin kadına 850 milyon liradan fazla kredi verdik. Teminat, kefaret, icra, mahkeme prosedürü olmadan geri dönüş oranı yüzde 100. Bu insanlar mükemmel işler yapıyorlar, hem ticaretle uğraşıyorlar hem üretim faaliyetinde bulunuyorlar. Böylece hiç kimseye muhtaç olmadan, avuç açmadan bir üretim faaliyetinde ve gelir getirici faaliyette bulunuyorlar. Günden güne de gelir seviyeleri artıyor. Hani 500 lira almış, sonra 3 bin liraya, 5 bin liraya nasıl çıkmış? Böyle örnekler var.

10 bin TL sermaye

- İkinci nesile nasıl destek sağlanacak?

Dar gelirli kadınların çocukları erkek veya kız hiç fark etmez, bunların bir başkasının yanında iş aramak yerine kendi işlerini kurarak hayat kalitelerini artırma, iş sahibi olma, topluma değer katmalarına yardımcı olacak şekilde bir mekanizma geliştirdik. Bunun da bazı ayakları var. Ayaklardan biri; Türkiye Grameen Mikrofinans Programı olarak biz bu gençlerin kendi işlerini kurmalarına yönelik olarak 5 ila 10 bin lira civarında bir sermayeyi sağlayacağız. Bu ikinci nesil için. İkincisi; aynı zamanda bu iş potansiyeline sahip olacak gençlerin de kendi geleceklerine yönelik olarak kendileri de ellerini taşın altına koyacak şekilde mutlak suretle kendilerininde 2 bin, 3 bin, 5 bin neyse, ne imkânları varsa onu koymalarını arzu ediyoruz. Üçüncüsü, Türkiye’de bütün iş hayatında olan insanlar, olmayan insanlardan talebimiz var. Diyoruz ki bu sosyal işletmecilik modeline siz de gelin, sosyal yatırımcı olarak katkıda bulunun. Asla bağış istemiyoruz, asla kimseden borç para istemiyoruz. Yatırımcı olun gelin, siz de para kazanın ve bu insanların da kendi kendilerine gelir getirici faaliyette bulunacak şekilde gençler… Gençlerin istihdamı bir ülkede çok önemli. Şu anda gençler arasındaki istihdam, daha doğrusu işsizlik oranı yüksek seviyede. Onun için bizim çok dikkatli olmamız lazım. Ülkemizin refahının, ülkemizin huzurunun tesisinden geçer yani işsizliğin azaltılması çok önemli bir problemdir bir ülke için.

İŞ ADAMLARINA ÇAĞRI

- Proje ne zaman hayata geçecek?

Daha başlamadı, hiçbir yerde uygulamamız yok, yeni. Sadece modellemesini yapıyoruz şu anda. Bu bakımdan, bu gençlerimizin istihdam alanı bulabilmelerine yönelik olarak da iş adamlarından, iş insanlarından destek bekliyoruz. Nedir bu destek? Gelsinler, buraya yatırım yapsınlar. Bağış vermesinler, borç para vermesinler. Yatırımdan kastımız, işte sosyal yatırımcı. Ne demek o, sosyal yatırımcı? Bir problem var, işsizlik, gençlerin işsizliğinin azaltılması problemi yani böyle bir problem var. Bu problemin ortadan kaldırılmasına kendisi de gelsin, katkı sağlasın. Ne yapsın? Finansman desteği sağlasın, bu yatırım sürecinden sonra da parasını alsın, çeksin. Aynı zamanda oradan elde edilecek olan gelirden de kârdan da pay alsın fakat bu kâr asla kâr maksimizasyonu hedefinde olmayacak. Ne olacak peki? Onun altında bir şey olacak. Neden? Çünkü sosyal bir problemin çözümüne katkıda bulunmak. Şimdi dünyada yeni bir trend başladı. İnsanların elinde finansman imkânları var, bunları kullanacak alanlar arıyorlar. Kullanacak alanlardan bir tanesi diyor ki ‘Tamam, ben para kazanmak istiyorum ama çok para kazanmaya gerek yok, iyilik de yapmak istiyorum.’ Dolayısıyla kâr maksimizasyonu amacından ayrı olarak şimdi sosyal amaç, bir sosyal problemin çözümü. Bir sosyal problem olarak biz burada neyi belirledik? İşsizliğin azaltılması olarak belirledik. Demek ki başkaları bir sağlık problemi olarak belirleyebilir, eğitim olabilir, çevre sorunu olabilir, sporla ilgili bir şey olabilir, her alanda olur. Bir sosyal problemin çözümüne yönelik bir geliştirme. Dolayısıyla bizim modelimiz, sosyal işletmecilik modeliyle işsiz gençlerin istihdamının sağlanması. Demek ki oradan da bir fon…

Diğeri de biz bu yatırımı yapmak üzere girişimcilere gidiyoruz yani şu anda iş sahibi olanlara. Örnek vermek istiyorum, işte verdiğimiz örneklerden bir tanesi o. Kahve üreticisi Özen Demircioğlu’na gittik, onunla konuştuk. Dedik ki bir gencimiz kendi işini kurmak isterse siz de ona yardımcı olur musunuz ekipmanla, ürün desteğiyle? Böylece bir sosyal işletmecilik modelinin içerisinde olabilir misiniz? O da ‘Memnuniyetle, ben bu işin içerisinde olurum, katkı sağlarım hem ekipman sağlarım hem de ürün sağlarım ve bunu da en az bir yıl vadeli olarak veririm.’ Dolayısıyla burada işini kuracak olan gence de böylece bir destek sağlanmış olacak, hem eğitim desteği verilecek hem bir kafe konsepti geliştirilecek. Böylece, bakın bu işin dört ayağı.

Dört ayaklı bir şekilde yapıyoruz

- Sizin ve iş adamlarının desteği nasıl olacak?

Biz mikrokredi olarak bir fon vereceğiz. Girişimci olarak görüştüğümüz birkaç iş kadını ve iş adamı var. Onlar da 10 ila 20 bin lira arasında destek vereceklerini söylüyorlar. Bu para bağış değil, borç değil, yatırım yapacak, ondan sonra da bu işi belli bir noktaya getirdikten sonra parasını çekecek. Eğer bir kâr elde edilmişse oradan da kendisi kârını almış olacak böylece. Bu işe destek verecek olan, konsepti geliştirecek olan iş adamı veya iş kadını, o da bir katkıda bulunuyor. Böylece dört ayaklı bir şekilde bu işi yapmaya çalışıyoruz ve şu anda da bunun üzerinde ilk modellerini yapmaya çalışıyoruz. Açıkçası bizim hedeflediğimiz, 2019 yılı içerisinde 100 gencin kendi kendine gelir getirici faaliyette bulunacağı, kendi işini kuracağı bir mekanizmayı geliştirmek ve onlara istihdam oluşturmaktır. Tabii, fon bulduğumuz takdirde bu daha büyüyecektir. Biz bir model yapıyoruz, sosyal işletmecilikle bu modeli nasıl geliştirebiliriz? Mikrokrediyi başlattığımız zaman Diyarbakır’da 5 kişiyle başladık. İlk yılda bizim verdiğimiz mikrokredi sayısı toplam 60 kişiydi. Şimdiye kadar 185 bin kişiye ulaştık. Devlette iş arayacağına, bir başkasının yanında iş arayacağına kendi işini kur.

- Hangi kurumlar destek verecek?

KOSGEB’le de diyaloğumuz var şu anda, Gençlik ve Spor Bakanlığıyla diyaloğumuz var çünkü netice itibarıyla gençleri ilgilendirdiği için. Değerli bakanımız ve KOSGEB Başkanı da çok ilgi gösteriyor. Onlarla da diyalog içerisinde projeyi büyüterek Türkiye’de insanların kendi kendilerine işlerini kurmalarını, girişimci olmalarını sağlayacak bir mekanizma oluşturmaya çalışıyoruz.

Annenin hayalini kızı gerçekleştirecek

Proje ilk olarak pilot il olarak İstanbul’da başlayacak. Projenin başlatılacağı ilk kişi de mikrokredi alarak başarılı bir girişimci olan Gülümser Şahinler’in kızı İrem Şahinler. Gülümser Şahinler ve Kızı İrem Şahinler ile İstanbul’da buluştuk ve hikâyeleri ile gelecekte yapmak istediklerini dinledik. Gülümser Şahinler 2013’te 1000 lira mikrokredi alarak iş hayatına girmiş. Önce boncuk işlemiş kazak örmüş şimdi çaydanlık tamiri yapıyor. Aylık 100 lira kazançtan şu anda aylık 2000 lira kazanca çıkmış. Yıllık kazancı 24 bin lira. Bugüne kadar kullandığı mikrokrediden toplam kazancı da 43 bin liraya çıkmış. Şahinler mikrokredi uygulamasından çok memnun olduğunu söylüyor. “Çok güzel bir uygulama. Daha da genç olsak keşke daha da çalışsak. Bizim gençliğimizde olsaydı bu imkânlar kendimizi ve işlerimizi geliştirseydik. Şimdi kızım aynı yoldan gidecek. O daha şanslı” diyor. Kızı İrem Şahinler ise annesinin teşviği ile sürece girdiğini belirterek, “projemizi sunduk. Yakında sürecimiz başlayacak. Gençlere yönelik olan bu projede ilk olmak da büyük mutluluk. Mutfak eşyası satmak istiyorum. Züccaciye açacağım. Büyük hayallerim var. Annemin de hayaliydi bu. Annemin hayalini inşallah ben gerçekleştireceğim” dedi.

Yazının devamı...

Elektrikli arabada yol haritası

Elektrikli arabanın yol haritasında arabayı üretmek kadar hızlı şarj sisteminin ve bir dolumla ne kadar gidebileceğinin geliştirilmesi de büyük önem taşıyor.

Elektrikli otomobillerin şarj edilmesi ve ona uygun alt yapının hazırlanması Enerji Bakanlığı’nın yetki ve sorumluluk alanında.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez ile birlikte hem bakanlık bahçesinde elektrikli arabaya bindik hem de elektrikli arabanın geleceğini konuştuk.

Elektrikli arabanın sessizliği dikkat çekiyor. Çalışıp çalışmadığını anlamak zor.

Bakan Dönmez, bakanlığına düşenin elektrikli otomobil üretimi olmadığını vurguluyor. Dönmez, elektrikli otomobillerin şarj edilmesi ve ona uygun alt yapının hazırlanmasının bakanlığının yetki ve sorumluluk alanında olduğunu belirtiyor.

15-20 dakikada şarj

Elektrikli arabada bir 7-8 saatte dolduran yavaş şarj ünitesinin olduğunu, bunun daha çok evlerde kullanılabileceğini dile getiren Dönmez, bir de 15-20 dakika da dolduran hızlı şarj üniteleri olduğunu söylüyor. Bu hızlı şarj ünitelerini başta AVM ve akaryakıt istasyonları gibi birçok yerde artırmak istediklerini belirten Dönmez, “Bizim uygun alanlarda montajının yapılmasına müsaade etmemiz lazım. Mesela otoparklar. AVM’lerin otoparkları. Vatandaş gidiyor alışveriş yapıyor, arabasını park etti. Hızlıca şarj etsin orada. Klasik akaryakıt istasyonlarının olduğu yerlerde, arabasını yıkarken temizlerken vs. Elektrikli araba ile birlikte buna bağlı hizmet sektörlerinin de hızlıca gelişmesini bekliyoruz. İçten yanmalı motorların 100-120 yıllık geçmişi var. Bunlar çok daha yeni. Ama hızlıca gelişecek. Daha çok trafikte görmeye başlayacağız” diyor.

Fiyatlar ne zaman düşecek?

Bakanlık yetkilileriyle de elektrikli arabadaki tartışmaları ve geleceğini konuştuğumda şu tespitler ortaya çıkıyor:

- Elektrikli arabalar konusunda iki tartışma var:

1- Daha az emisyonlu bir ulaşım sağlayacak mı?

2- Dizel/benzinli araçlardan daha ucuz olacak mı?

- Otonom sürüş sistemlerine en uyumlu, en sessiz ve verimli sürüş sağlayan, tüketici masrafları en düşük araç olarak elektrikli araçlar görülüyor.

- Bu araçların 2020’li yılların ilk yarısında sıradan bir içten yanmalı araç fiyatına geleceğini düşünülüyor. Kritik gösterge olarak da çok satılan segmentlerde aynı modellerin elektrikli ve hibrit modellerinin gelmesinin oyun değiştirici olacağı konusunda görüşler var.

- Elektrik sistemi elektrikli arabalara hazır, burada sadece nüfusun çok yoğun olduğu yerlerde bazı sorunlar olabileceği bunun da akşam şarj etmeyi özendirerek altyapı verimini arttırma ile çözülebileceği düşünülüyor.

- İçten yanmalı sistem olmadığı için özellikle çok seri kalkış ve hızlanma.

- Elektrikli arabadaki parça sayısı bir dizel araçtaki parça sayısının neredeyse 10’da 1’i kadar. Bu da tamir-bakım kısmında çok daha ekonomik bir durum.

Enerji Bakanlığı elektrikli arabalar kullanacak

Bakanlık içerisinde bindiğimiz araç, 100 km’de 15-20 kWh enerji tüketiyormuş.
Ayrıca Enerji Bakanlığı olarak 2021’den itibaren yeni alınacak, kiralanacak tüm yerli araçlar elektrikli ve hibrit olacakmış.

Enerji Bakanlığı, diğer bakanlıklar ve TÜBİTAK ile görüşerek hem elektrik sistem güvenliği hem de otomotiv sektörü için pil üretimi konusunda yeni adımlar atacak.

Yazının devamı...

‘Buluncaya kadar aramaya kararlıyız’

Hem ABD’ye hem Kıbrıs Rum Kesimi’ne enerji konusunda uyarılarda bulunan Enerji Bakanı Dönmez, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin arama çalışmalarını sürdüreceğini söyledi

Enerji alanında hareketli günler yaşanıyor.

Hem ABD’nin İran ambargosu, hem de Türkiye’nin Akdeniz’de sondaj yapması... ABD’nin tavrı bölge ülkelerini enerji fiyatı açısından etkileyecek.

Bu gelişmeleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez ile konuştuk.

Dönmez ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımların hukuka uygun olmadığını belirtiyor. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de arama çalışmalarını sürdüreceğini de vurgulayan Dönmez, “Bu bölgede yüksek bir hidrokarbon potansiyeli olduğu düşüncesindeyiz. İlkinde bulamazsak ikincisinde, üçüncüsünde, buluncaya kadar aramaya kararlıyız” diyor.

Kendi kullandığı elektrikli oto ile bakanlık bahçesinde Milliyet’e tur attıran Dönmez sorularımızı şöyle yanıtladı:

- Amerika, Rusya ve İran ile enerji ilişkileri nasıl?

Amerika’nın İran’a yaptırımları tek taraflı ve uluslararası hukuka uygun değil. AB de bu konuda bizimle aynı düşünüyor. Ayrıca ambargoların sadece İran’a değil, küresel ve bölgesel ticaretin gelişmesine de sekte vuracağını düşünüyoruz.

Öte yandan, Venezuela’ya da yaptırımlar var. Bunlar dünyanın en çok petrol, doğalgaz rezervi olan ülkeler. Bu ülkelerin oyun dışı tutulmasıyla küresel anlamda enerji fiyatlarının olumsuz yönde seyredeceği de aşikâr.

İran ile doğalgaz ticaretimizde devam eden kontratlarımız var. Petrolde ise Türkiye’de iki gruba ait rafineri söz konusu. Birisi Tüpraş, diğeri Star Rafinerisi. Onlarla da görüşüyoruz. Bizim için önemli olan ülkemizde arz güvenliği açısından herhangi bir sorun oluşturmaması. Arz güvenliği açısından sorun oluşturmayacak şekilde gerekli tedbirleri de alıyoruz.

140 sondaj kuyusu

- Petrol ve doğal gaz arama çalışmalarımız ne aşamada?

Hem karada, hem de denizde hidrokarbon aramalarımıza hız verdik. Geçtiğimiz yıl Türkiye Petrolleri 70 arama ve üretim kuyusu açarken, bu sene bunu 2 katına artırmayı hedefledik. 140 sondaj kuyusu açacağız, bunların bir kısmı da denizde olacak.

Denizde iki tane sığ deniz sondajımız planlandı. Bu yıl 3 veya 4 derin deniz sondajı planlamış durumdayız. İkinci gemimiz de filomuza katıldı. Onun da üzerinde gerekli donanımlar tamamlandıktan sonra en kısa sürede yine Doğu Akdeniz’de arama faaliyetlerine başlayacak. Fatih, sondajlarına devam ediyor.

Denklem dışı olmayız

- Rum tarafının Türkiye’nin arama çalışmalarına tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz özellikle hep Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve menfaatlerinin arkasında olduk.

Bundan sonra da destek olmaya devam edeceğiz. Kıbrıs Rum Yönetimi’nin oldubittiye getirerek tek taraflı ilan ettiği bu sahalarda bazı şirketlere arama üretim hakkı vermesini doğru bulmadığımızı, orada yaşayan Türk toplumunun haklarının da adilane bir şekilde gözetilmesi gerektiğini vurguladık.

Bizim pozisyonumuzda, tezlerimizde yanlışlık yok. Biz Kıbrıs Rum Kesimi’ne bu hatadan dönmeleri çağrısında bulunuyoruz. Türkiye’yi, Doğu Akdeniz’de denklemin dışında tutma çabalarını görüyoruz.

Ama Türkiye’nin bu denklemin dışında tutulmasının başta bölge ülkeleri olmak üzere kimseye faydası yok.

Ayrıca denklemin dışındaki tüm formüller hayalci formüller. Biz öteden beri kendi ekonomik sahamızda arama - üretim faaliyeti yapacağımızı söyledik. Kimsenin malı, mülkü ve kaynağında gözümüz de yok.

Hedef 50 bin varil

- Türkiye aramaya devam edecek mi?

Türkiye Petrolleri’nin hem kendi münhasır ekonomik bölgemiz, hem de KKTC hükümetinden almış olduğu arama üretim ruhsatları var. Bu ruhsat sahaları üzerinde hukukun kendilerine vermiş olduğu her türlü hakkı tavizsiz korumaya ve iş planına uygun arama üretim faaliyetine kararlılıkla devam edecektir.

Bu bölgede yüksek bir hidrokarbon potansiyeli olduğu düşüncesindeyiz. Tabii aramadan bulunmuyor.

Örneğin, İngiltere 1970’li yıllarda 150’ye yakın sondaj kuyusu açtı ve sonunda buldu. Norveç onlardan sonra başladı ve 30-35 kuyu açtıktan sonra buldu. Her tür bilimsel çalışmayı yaptıktan sonra en yüksek potansiyelin olduğunu düşündüğümüz lokasyonlarda bu keşif sondajlarının kararını veriyoruz.

İlkinde bulamazsak da ikincisinde, üçüncüsünde, buluncaya kadar aramaya kararlıyız.

- Türkiye genelinde yeni keşif var mı?

Güneydoğu’da Türkiye Petrolleri’nin bir-2 önemli petrol keşfi oldu. Diyarbakır’da 2 tane, Siirt’te 1 tane sondajımız keşifle sonuçlandı. İlk defa hidrolik çatlatma yöntemiyle petrol üretimi gerçekleştirdik.

Daha önce ekonomik olmayan, teknik zorluklarla karşılaştığımız bu petrolleri, ağır petrolü bu yöntemle çıkartma imkânına kavuşmuş oluyoruz.

Trakya’da yine TPAO’ya ait bir doğalgaz arama üretim sahasında hidrolik çatlatma yöntemiyle sondajımız söz konusu olacak. Yine orada bir başka yabancı sermayeli kuruluşun hidrolik çatlatma yöntemiyle arama-üretim faaliyeti var. Ülkemize bu teknolojiyi hızla kazandıracağız ve böylece hem doğalgaz, hem de petrolde üretim miktarını artıracağız. Bu sene hedefimiz TPAO olarak günlük 50 bin varilin üzerine çıkmak Türkiye sınırları içerisinde.

İstihdam artacak

- Kömür başta olmak üzere madenlerimizle ilgili yeni projelerimiz var mı?

Kömürde son birkaç yılda önemli atak yaptık; rezervlerimizi artırarak keşfedilmiş yaklaşık 18-19 milyar tonluk linyit rezervimizi tespit ettik. Ama yıllık üretimimiz 100 milyon ton civarında. Burada üretim miktarını artırmak zorundayız. Özel sektör eliyle orada üretimimizi artıracağız, istihdamımızı da artırmış olacağız.

Yenilenebilir teknoloji üssü olmak istiyoruz

- Yenilenebilir rüzgâr enerjisi ile ilgili neler yapılıyor?

Yenilenebilir enerji alanında Türkiye’de sessiz bir devrim yaşandı. 2000’lerin başında sadece 15-20 megavat civarı rüzgâr santralimiz vardı. O dönem hiç güneş, biyogaz santralimiz kurulu değilken bugün neredeyse tükettiğimiz elektriğin üçte birini yenilenebilir kaynaklardan üretiyoruz, hidrolik, rüzgâr, güneş, jeotermal olmak üzere. Yine bu yıl, yerli ve yenilenebilir kaynaklardan ürettiğimiz elektriğin payı geçen yıl yüzde 50, bu yılın ilk üç ayında ise yüzde 62 seviyesinde. Bu da daha az ithal kaynaklı enerji üretimi ve cari açığın kapanmasına katkı demek. Yerli ve yenilenebilir kaynakları azami şekilde kullanmak için birtakım projeler başlattık. YEKA, bunlardan birisi. 1000 MW rüzgâr, 1000 MW güneş santrali ihalelerini gerçekleştirdik. YEKA’ların diğer ihalelerden farkı şu: En az yüzde 50 yerli katkı kullanmak zorunda. Kullanacağı malzeme, işçilik vesaire baktığımızda katma değerin en az yarısını Türkiye’deki fabrikalarda üretmek zorunda.

Türkiye, yenilenebilirde bir teknoloji üssü haline gelsin istiyoruz. Yakın coğrafyaya da buradan ürettiğimiz santralleri, ürünleri ihraç imkânına da kavuşmuş olacağız.

Dağıtım bedeli santralden kapıya

- Dağıtım bedeli ile ilgili tartışmalar için ne söyleyeceksiniz?

Dağıtım bedeli; sadece bir sayacın okunması, faturanın basılması, dağıtılması anlamına gelmiyor. Ama maalesef bazı muhalif merkezler vatandaşın algısını etkilemeye çalışıyor. Bu elektriğin kesintisiz, kaliteli bir şekilde santrallerden, tüketim noktalarına kadar ulaştırılması hizmetinin adıdır.

Yapımı, işletmesi, hepsi bu maliyetin içinde. Kapı-kapı, herkesin kapısına kadar biz bu elektriği götürüyoruz. Türkiye’de yaklaşık 40 milyon sayaç var. Biz yıllık 300 milyar kilovat/saatin üzerinde elektrik tüketiyoruz ve 1500-1700 civarında santralden bu elektriği alıyoruz, kapı-kapı dolaştırıyoruz. Toplam şebekenin büyüklüğü, iletim-dağıtım 1 milyon 400 bin kilometreyi aşmış durumda.

Bu dünyanın etrafında 37 tur atacak bir şebeke büyüklüğü. 120 binin üzerinde işletme personeli var bu sektörde çalışan. Fatura bedelinin bizde yaklaşık yüzde 35’i dağıtım, yüzde 65’i enerji bedeliyken, Avrupa’da oran 50-50. Yani dağıtım orada faturanın yarısını oluşturuyor.

Yerli kömürde ileri teknoloji santral şartı

- Yerli kömürle çalışan termik santrallere eleştiriler var, ne diyeceksiniz?

İnsan bilmediği şey hakkında atıp tutmayı seviyor. Zaman zaman birtakım muhalif kesimler bunu ifade ediyor. Yerli kömürde yeni nesil ileri teknoloji santralleri kurma şartı getiriyoruz. Yerli kömüre dayalı ihalelerde birinci şartımız emisyon değerlerini AB kriterleri dikkate alınarak belirliyor olmamız.

Bir adım daha ileri giderek, AB kriterlerinin de altında olacak şekilde belirledik çevre standartlarını. Yine Alpu başta olmak üzere Trakya’da çalıştığımız birkaç saha var. Orada özellikle seracılık için santralin atık sıcak suyundan istifa ünitesi kurulacak. Santral sahasına 5 kilometreye kadar olan yerde çiftçimiz sera için ihtiyaç duyduğu ısıyı çok ekonomik karşılamış olacak.

Yazının devamı...

İstanbul seçiminde en önemli görev kime verildi?

Yenilenecek olan İstanbul seçimi için her parti yeni stratejiler hazırlamaya çalışıyor.

Her seçimde seçmenle birebir ilişki kuran ve çat kapı ev ziyaretleri yapan AK Parti’de en önemli görev AK Parti Kadın Kolları’na verildi.

31 Mart seçim sonuçlarına yönelik özel rapor hazırlayarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ileten AK Partili kadınlar İstanbul seçimleri için özel strateji hazırlayacak.

Ev sohbetlerini ve kalış süresini artıracak olan AK Partili kadınlar, sandığa gitmeyenlerin kafalarındaki soru işaretlerini gidermeye çalışacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da yerel seçimler sürecinde Türkiye genelinde 33 milyon kişiye ulaşan AK Partili kadınlarla 2 saat süren bir toplantı yaptı.

AK Partili kadınların 31 Mart’ta çok iyi çalıştığını dile getiren Erdoğan, partili kadınların aynen yola devam etmesini istedi.

AK Partili kadınlar 31 Mart sürecinde, sandık esaslı çat kapı ziyaretlerinde 21 milyon 665 bin 704 kişi ile bir araya geldi. Bu da 9 milyon 464 hane.

Sandık esaslı ev sohbetlerinde ise AK Partili kadınlar 5 milyon 58 bin 771 kişiye ulaştı. Bu da 892 bin 922 ev sohbeti.

Cari açığı turizm kapatacak

Cari açığın nasıl kapatılacağı zaman zaman tartışılır.

Son gelen turizm rakamları da sevindirici.

AK Parti Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş, cari açığı turizmin kapatacağını söyledi.

Eski Turizm Bakanı olan Kurtulmuş, sohbetimizde “Türkiye’nin cari açığını kapatmasını sağlayacak, belki tek başına sağlayacak en önemli sektör turizm sektörüdür. Çünkü turizm sektörünün özelliği; yüzde yüz, yani içerideki üretim, yüzde 100 yerli üretim, dışarıdan bir şey almıyorsunuz ve bunun Türkiye ekonomisine büyük katkısı var” vurgusu yaptı.

Bu defa oy verecekler

İstanbul’da sandığa gitmeyen 1 milyon 700 bin seçmenin çoğunun AK Partili olduğu belirtiliyor.

Bu konu AK Parti yönetiminin yaptığı toplantılarda da gündeme geldi.

Seçim yenilenince nasıl bir sonuç çıkacağı ve sandığa gidilip gidilmeyeceği tartışmalarına Erdoğan noktayı koydu.

Erdoğan, AK Parti yönetimine, “Oynanan oyunlar görüldü. Bu defa sandığa gidecekler ve oy verecekler” mesajı verdi.

Sabaha karşı 05.00 seansı koyduran film

Avangers Endgame filmi hem dünyada hem Türkiye’de büyük ilgi gördü.

Türkiye genelinde izlenme sayısı 2.5 milyona doğru giden film Ankara’da da 150 bine yaklaşmış.

Gören ilgi karşısında CGV Mars Grubu’na bağlı Ankara’daki Cinemaximum’larda sabah 05.00 ve 06.00’ya da film seansları konulmuş. Bu seanslarda da doluluk oranı yüksek olmuş.

Ayrıca Ankara’daki Imax salonları da 3 gün boyunca 24 saat açık kalmış.

Özellikle sahnelere göre koltuklarda hareket ve titreşimin yanında su, ışık efektleri ve koku verilen 4DX gibi Cinemaximum’lara özel formatlara da izleyiciler yoğun ilgi göstermiş.

Yerli yapımlarda da ‘Hababam Sınıfı Yeniden’ büyük ilgi gören filmler arasında...

Yazının devamı...

24 SAAT NÖBETTEYİZ

Iğdır’daki Ermenistan, Nahçıvan ve İran ile sınırı olan önemli bölgede 5. Sınır Komutanlığı’na bağlı Gökay Doğubayazıt sınır taburuna gittim, askerlerimizin sınırlarımızı nasıl koruduğunu yerinde gördüm

DOĞUBEYAZIT

Mehmetçik gece gündüz, soğuk sıcak demeden sınırlarımızı koruyor, teröristlerle mücadele ediyor.

HUDUT NAMUSTUR... Bu cümleyi sınır hattında birçok askeri karakolda görebilirsiniz.

Sınır karakollarının ayrı bir havası vardır. Koklamayan bilmez. Vatan sınırlarını korumanın değeri hiç bir şeyle ölçülmez.

Milliyet olarak Milli Savunma Bakanlığı’ndan özel izin alarak doğu sınırında Mehmetçikle 1 gün geçirdim. Ana mesajım: MEHMETÇİK 24 SAAT NÖBETTE.

Askerlerimizin nasıl sınırlarımızı koruduğunu yerinde gördüm.

Iğdır’daki 5. Sınır Komutanlığı’na bağlı Gökay Doğubayazıt sınır taburuna gittim.

Burası Ermenistan, Nahçıvan ve İran ile sınırı olan önemli bir bölge. Yani Mehmetçik 3 ülke sınırında görev yapıyor aynı anda.

Küçük Ağrı Dağı’nın eteklerinde olan Gökay Taburu’nun olduğu yerden 3 ülkedeki Türkiye’ye yönelik hareketlilik izlenebiliyor.

Bu bölgede hem yasadışı düzensiz göçmenin sınırdan geçişi engelleniyor hem de terörle mücadele ediliyor. Taburda konuşlanmış komandolarda gece gündüz sürekli arazide hareket halinde.

3 ülkeye bakış

Sınır ziyaretimde ilk olarak taburdaki komutanlarla ve askerlerle tanıştıktan sonra çelik yeleğimizi giyerek tabur için önemli mevzilerden biri olan hâkim tepedeki Bayraktepe Mevzisi’ne gittik.

Sisli Küçük Ağrı Dağı manzarası eşliğinde tırmandığımız tepeden 3 ülkenin sınırlarımız çevresindeki hareketlerini önce çıplak gözle sonra son teknolojik aletlerle izledik.

Özellikle İran tarafında volkanik arazinin fazlalığı dikkatimi çekti.

Bu bölgenin yasadışı düzensiz göçmenler tarafından da çok sık kullanıldığını ve Türkiye’ye geçmek isterlerken birçok göçmenin yakalandığını öğrendim. Günlük yakalanan geçiş teşebbüsü sayısı da bir hayli yüksekmiş.

Sınır hattına hem duvar yapılmış hem de tel örülmüş üstüne. Sınır hattına aydınlatma ve kameralar da konulmuş ayrıca.

Bayraktepe mevzi kule nöbetçisi Çavuş Mahmut Yalçınkaya ile hudutta görev yapmanın zorluklarını ve neler yaptıklarını konuştum.

Yalçınkaya, “Karakolumuzun rakamı yüksek olduğu ve Küçük Ağrı Dağı’nın eteklerinde bulunduğumuz için görev yaptığımız bölgede kış mevsimi çok sert geçiyor. Ancak devletimizin bize sağladığı imkânlar sayesinde en zor iklim şartlarında daha görevimizi layıkıyla yerine getirebiliyoruz” diyor.

Askerlerle de sohbet ediyoruz hâkim tepedeki. Hem termal gözetleme sistemi ile hem de büyük dürbünlerle sınır hattının 24 saat gözetlendiğini dile getiriyorlar.

Burada askerlerimizle sınır hattındaki çalışmalarını konuşurken bir taraftan da Ağrı Dağı manzarası izliyoruz.

Son teknoloji gözetleme

Bu tepeden sonra başka bir gözetlemenin yapıldığı Harita Tepe Mevzisi’ne gidiyoruz.

Burada yerli üretim olan Kobra 2 TTZGA görüyoruz. Bu zırhlı araçta hem termal gözetleme hem de radar var. Gece gündüz 24 saat bu araçla sınırlarımız yakından kontrol ediliyor.

Bu gözetlemelerden gelen tehlikeler hemen müdahale timlerine ve komandolara haber veriliyor, tehlikeye yönelik önlem alınıyor.

Araca oturup Mehmetçikle sınır hattını birlikte gözetliyoruz.

Araçtaki Çavuş Eyüp Yıldız’a görevini soruyorum:

“Kobra 2 gözetleyicisiyim. Aracın üzerinde termal gözetleme sistemi ve radar mevcut. Termal gözetleme sistemi ile uzun mesafede gece ve gündüz ısı yayan her şeyi tespit edebiliyoruz. Aynı zamanda araç üzerindeki radar ile sis veya yağıştan etkilenmeden her türlü hava şartlarında uzun mesafede hareket eden her şeyi tespit edebilme imkânına sahibiz. Radar sistemi termal kameradan bağımsız olarak çepe çevre tarama yapmaktadır. Biz termal gözetleme sistemi ile gözetlememize devam ederken radar herhangi bir bölgede bir hareketlilik tespit ettiğinde termal gözetleme sistemini o bölgeye yönlendiriyoruz. Kobra 2 araçları hudut emniyetine büyük katkı sağlıyor” yanıtı alıyorum.

Tank ateş desteğine hazır

Aynı tepe üzerinde hâkim noktada tankı da görüyoruz. Tank hem gözetleme yapıyor hem de ani saldırılara karşı ateş desteği veriyor.

Tank personeline görevlerini sorunca şu yanıtı alıyorum:

“Sorumluluğumuzdaki hudut hattında görevli hudut birliklerinin özellikle olumsuz hava şartlarında görüş imkân kabiliyetlerini artırmak ve olası bir saldırı durumunda ani ateş desteği sağlamak amacıyla 24 saat esasına göre bölgemizde gözetleme yapmaktayız.”

Ayrıca tankçıların özel dinlenme mevzisi de var. Burada sınır hattına yeni gelen tankçılar eğitimden de geçiriliyor.

Biz de bu mevziye girerek tankçılarımızla birlikte çay da içtik dinlenme sırasında. Hepsinin gözlerinde vatan sevgisi.

Yemekler beğeniliyor

Sınır taburunda 24 saat hareket var. Herkes görev saatlerine göre uyuyor ve kalkıyor. Ama sabah 5’te herkes ayakta güne hazırlanılıyor.

Mevzileri ve hâkim tepeleri dolaştıktan sonra taburda ne yapılır ona bakıyorum.

Mehmetçikle beraber er ve erbaş yemekhanesinde öğle yemeği yiyoruz. Yemekte et, makarna, salata, tatlı ve taburda yapılan sıcak pide var.

Tabur ve karakollarda yemekler ile ekmekler hep yerinde yapılıyormuş.

Yemek lezzetli. ‘Ben geldiğim için mi böyle yoksa hep böyle mi?’ diye soruyorum askerlere.

‘Yemeklerimiz lezzetli, uzman aşçılar var’ diyorlar.

Aşçı da memnun yemeklerin beğenilmesinden. Uzun süredir aynı yerde görev yapıyormuş. Bu da yemeklerin güzel olmasını sağlıyor.

Akşam yemeğini soruyorum uzman aşçıya: şehriye çorbası, kıymalı türlü, peynirli tepsi böreği, soğuk çay ve muz.

Yemekler doyurucu ve çeşitlilik var.

Hudut namustur

Yemekte askerlerle sohbet ediyorum uzun uzun. Rıdvan Akça 7 aydır karakolda olduğunu söylüyor. “Askerliğimi hudut karakolunda yaptığım için mutlu ve gururluyum. Bizim kültürümüzde hudut namustur. İçerde huzurun sağlanmasında hudut güvenliğinin önemi büyüktür. Bizler bu bilinçle burada görev yapıyoruz” diyor.

Muhammet ise 8 aydır karakolda olduğunu belirterek şunları paylaşıyor:

“Vatan borcumuzu ödediğimiz bu bölgede her türlü iklim ve arazi şartlarında görevimizi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyoruz. Burada her türlü risk hesap edilerek faaliyetler gerçekleştiriliyor. Ailelerimiz bizi merak etmesin. İnşallah vatan borcumuzu ödeyerek kavuşacağız.

Görevim bittikten sonra da buraya duyacağım hasreti şimdiden hissedebiliyorum.”

Bizi merak etmesinler

Askerlerimizle ‘vatan size minnettar’ diye ayrılıyorum.

‘Ailelerinize mesajınız var mı, götüreyim’ diyorum.

‘Bizi merak etmesinler. Bizim keyfimiz yerinde’ diyorlar.

Duygulanarak ayrılıyorum sınır hattından.

Benim bir günlük sınır izlenimim: MEHMETÇİK 24 SAAT NÖBETTE...

Boş vakitlerinde neler yapıyorlar?

Arazi, mevzi ve gözetleme nöbetleri dışında Mehmetçik sınır taburlarında ne yapar?

Bunu soruyorum yemek sırasında sohbet ettiğim askerlerimize.

Onlarda beni boş vakitlerini değerlendirdikleri salona götürüyorlar.

Askerlerimizle orada playstation, pinpon oynuyoruz.

Kitap okuma alanı da var.

Akşamları da asker arkadaşları dediğimiz devreler arasında koyu sohbetler oluyormuş.

Komutanlar da boş vakitlerde askerlerin motivasyonunu ve moralini artırıcı çalışmalar yapıyormuş taburda.

Yazının devamı...

Güneydoğu Raporu

AK Parti, Doğu ve Güney-doğu’da oylarını artırdı.

Güneydoğu ve Doğu’ya yönelik rapor hazırlayan AK Parti bunu MYK ve MKYK’da değerlendirdi.

Rapor yeni seçilen bütün belediye başkanlarının katıldığı Kızılcahamam kampında da gelecek için masaya yatırıldı.

Güneydoğu’ya ilişkin hazırlanan raporda altı çizilecek cümle şöyle:

“Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da son yıllarda güvenliğin tam manasıyla sağlanmış olması ve teröristlerin yakıp yıktığı yerlerde, devlet olarak zararları giderici mahiyette bir tavır içerisinde hizmet edilmiş olması, özellikle Kürt kökenli vatandaşlarımızın partimize yeniden yönelmesini sağlamıştır. Yeniden kazanılan belediyeler bunun en bariz örneğidir. (Şırnak, Ağrı, Bitlis, Eruh, Halfeti, Viranşehir, Şemdinli, Çukurca)”

Raporda 3 il, 12 büyükşehir ilçe, 11 ilçe, 14 belde olmak üzere toplam 40 belediyenin HDP’den alındığı ifade edildi.

Örnek olarak raporda 2014 yılındaki BDP’nin aldığı 3 ilin 2019’da AK Parti’ye geçmesi yüzdelerle şöyle gösterildi:

- Ağrı - Kayyum - 2014 BDP (Yüzde 50.97) - 2019 AK Parti (Yüzde 55.57)

- Bitlis - Kayyum - 2014 BDP (Yüzde 44.17) - 2019 AK Parti (Yüzde 43.81)

- Şırnak - Kayyum- 2014 BDP (Yüzde 59.55) - 2019 AK Parti (Yüzde 61.72)

Suriyeliler de etkilemiş

AK Parti, geçen yerel seçimi değerlendirirken ilginç bir sonuç da ortaya çıktı.

Ekonomi, aday ve teşkilat sıkıntılarının yanı sıra bazı illerde seçim sonuçlarını olumsuz olarak Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin de etkilediği görüldü. Bundan da özellikle muhalefetin ‘Suriyelileri göndereceğiz’ söylemi etkili oldu.

Birçok ilde Suriyelilerin misafir edilmesiyle ilgili sıkıntılar yaşanmazken, bazı illerde sorunlar çıkmıştı.

Hangi bakanlığa plastik pet şişe giremiyor?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde yürütülen sıfır atık projesinde plastik pet şişe kullanımının azaltılması için her bakanlık ayrı çalışma yapıyor.

Sıfır atık projesini yürüten Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tüm personeli için 3 bin 700 cam matara dağıttı.

500 cc’lik bambu kapaklı buz dekorlu çok kullanımlık cam matara ile bakanlığa pet şişe girişinin önlenmesi amaçlanıyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bundan önce günde 4 bin pet şişe su giriyordu.

Rakam büyük.

Bu nedenle bakanlık geri dönüşümün de bir adım ötesine gitmek için çok kullanımlık cam matara dağıtmış...

New York’taki Türk Evi yükseldi

Temelini 2017 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan atmıştı.

New York Manhattan’da BM’nin hemen karşısındaki Türk Evi binası kendini belli etmeye başlamış.

2021 yılında bitecek olan 35 katlı bina lale şeklinde tasarlanmıştı. 35 katın kaba inşaatı bitmiş.

20 bin metrekare alanı olacak bina 171 metre yüksekliğinde çevre dostu olarak planlandı.

Bina Erdoğan’ın talimatıyla Türk mimari motiflerini taşıyarak yapılmıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da her ABD ziyaretinde bina inşaatıyla yakından ilgileniyormuş...

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.