SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Bebeğinizin Bağışıklığını Güçlendirmek İçin 4 İpucu

Bebekler gelişmekte olan bir bağışıklık sistemi ile dünyaya gelir. Henüz mikrop ve bakteri gibi patojenlere karşı vücutları bağışıklık kazanmadığı için de sık sık hasta olabilirler. Bu yaş aralığında bebeğinizi hastalıklardan korumak için yapabileceğiniz en etkili şey ise bağışıklığını güçlendirmektir. Nasıl mı?

Milliyet Haber

1.İpucu: En Büyük Destekçiniz: Prebiyotikler
Bağışıklık sistemi hücrelerinin yaklaşık %70’i bağırsaklarda bulunur. Bu sebeple bebeğinizin beslenme kaynakları, bağışıklığının güçlenmesinde büyük rol oynar. Bebeğinizin birincil besin kaynağı anne sütüdür. Anne sütü, içeriğindeki antikorlar ve prebiyotik bileşenler sayesinde onun bağışıklık sistemini güçlendirir. Çünkü prebiyotikler, bağırsakta bulunan yararlı bakterilerin varlığını ve aktivitesini arttırır. Zararlı bakterilerin de bağırsakta yerleşmesini önler.

Bebeğinize ilk 6 ay sadece anne sütü içirerek bağışıklık sisteminin gelişimini destekleyebilirsiniz. Anne sütü eksikliği ya da yokluğunda ise doktorunuzun tavsiyesiyle içeriğinde prebiyotik bileşenler bulunan çocuk devam sütlerini değerlendirebilirsiniz.



 

2. İpucu: Postbiyotikler

Şimdi de yararlı bakteriler tarafından üretilen ve bebeğinizin bağışıklık sistemini destekleyen başka bir bileşenden bahsedelim: Postbiyotikler.

Peki nedir bu postbiyotikler? Anne sütünde bulunan, yararlı bakteriler tarafından üretilen ve bebeğinizin bağışıklığını destekleyen bileşenlerdir. *1-3 Bağırsaktaki faydalı bakterilerin ve bağışıklık hücrelerinin sayısını artırarak bebeğinizin bağışıklık sisteminin desteklenmesine yardımcı olur. *4-8

Prebiyotik ve postbiyotikler beslenme yolu ile alınır. Bebeğinizin ilk 6 ay tek beslenme kaynağı anne sütüdür. Anne sütü ile beslemenin mümkün olmadığı durumlarda doktorunuzun önerisi ile bebeğinize vereceğiniz devam sütünde prebiyotik ve postbiyotik bileşenler olmasına özen göstermelisiniz. Beslenme, bebeğinizin bağışıklık sisteminin gelişiminde en önemli rolü oynar.

 



 3. İpucu: Dış Dünya ile Tanıştırarak Hayata Hazırlayın

Bebeğinizin açık havada oynamasına ve çevresine dokunarak dünyayı özgürce keşfetmesine izin verebilirsiniz. Bebeğinizi mikroplardan korumak için ona fazla korunaklı bir ortam sunmanıza gerek yok. Hatta mikrop ve bakterilerle temas ettikçe vücudu bu unsurlara karşı bağışıklık kazanabilir. Bebeğinizi, aşısı yapılmış hayvanlara dokunmaya teşvik edebilir, onu açık alanlara sık sık götürebilirsiniz. Bırakın bebeğiniz dış dünya ile dilediği gibi tanışsın ve ayaklarını yere basmasını sağlayacak kabiliyetler edinsin. 

 4. İpucu: Fazla Steril Bir Ortam Sunmayın

Bebeğinizi pamuklara sarmak ve onu her şeyden korumak istiyor olabilirsiniz. Ancak onun bağışıklık sisteminin desteklenmesi için farklı bakteri ve mikroplara da ihtiyacı vardır. Ev içinde fazla miktarda deterjan kullanmanıza ya da bebeğinizin ellerinin kirlenmemesi için çaba sarf etmenize gerek yoktur. Bebeğiniz oyuncaklarını yere atacak, çıkan sesi dinleyecek, tekrar eline alacak ve kendi minik keşiflerini yapacaktır.

Bebeğinizi Hayata Hazırlayın
Bebeğinizin beslenmesini prebiyotik ve postbiyotik bileşenler ile desteklediniz, çevresini keşfetmesine izin vererek onu hayata hazırladınız. Artık tek yapmanız gereken bebeğinizle vaktinizin keyfini çıkarmak.

Bebeğinizle geçireceğiniz sağlıklı ve huzurlu bir yaşam dilerim. 

 *1. Hunt, et al. 2011. Plos ONE: 21313. 

2. Martin, et al. 2003. Journal of Pediatrics, 143(6), 754-758.
3. Martin, et al. 2009. Applied and environmental microbiology, 75(4), 965-969
**4.Kültürsay N, “Prematüre ve hasta term bebeğin beslenmesi rehberi 2018, ” Türk Neonatoloji Derneği, http://www.neonatology.org.tr/wp-content/uploads/2016/12/premature_rehber_2018.pdf, erişim tarihi 08.07.2019
5.J.E. Aguilar-Toalá, “Postbiotics: An evolving term within the functional foods field,” Trends in Food Science & Technology 75 (2018) 105–114
6.Patricia et al. “Nutritional modulation of gut microbiota - the impact on metabolic disease pathophysiology.” The Journal of nutritional biochemistry vol. 28 (2016): 191-200. doi:10.1016/j.jnutbio.2015.08.013
7. Tsilingiri K, Barbosa T, Penna G, et al çProbiotic and postbiotic activity in health and disease: comparison on a novel polarised ex-vivo organ culture model Gut 2012;61:1007-1015.
8. Cory Klemashevich et al. “Rational identification of diet-derived postbiotics for improving intestinal microbiota function,” Current Opinion in Biotechnology Volume 26, April 2014, Pages 85-9



3 SORU 3 CEVAP

 

  • Probiyotik ve Prebiyotik kavramlarını duymuştuk. Peki postbiyotik kavramı yeni mi?

Kavram olarak yeni yeni hayatımıza girse de aslında insanlık tarihi kadar eski olan probiyotikler gibi hayatımızda hep varlardı. Probiyotik ve prebiyotiklerin önemi daha iyi anlaşılıp üzerlerinde çalışmalar yapıldıkça,  postbiyotik kavramı da ortaya çıktı.

  • Postbiyotik nedir?

Bildiğiniz gibi vücudumuzda bulunan yararlı mikroorganizmalara probiyotik diyoruz. Pre- öncesi, post- sonrası. Bu probiyotik mikroorganizmaların sevdiği ve onları besleyip kuvvetlendiren besinler prebiyotik olarak adlandırılıyor. Postbiyotik ise probiyotik canlıların ürettiği, onların yararlı etkilerinden de sorumlu olan metabolik maddeleridir.

  • Bebeğime nasıl postbiyotik verebilirim?

Anne sütüyle. Anne sütünün neden bu kadar önemli olduğu bilim ilerledikçe her defasında yeni yeni çalışmalar ve kavramlarla tekrar tekrar kanıtlanıyor. Anne sütü, prebiyotik ve postbiyotik için en değerli kaynak. Anne sütünün yetersiz olduğu veya emzirilemeyen durumlarda ise bebeğinizde kullanacağınız devam sütünde prebiyotik ve postbiyotik olmasına özen gösteriniz.

ÇOK KONUŞULAN D VİTAMİNİ

D vitaminini isminden dolayı diğer vitaminler gibi görüyor olabilirsiniz ama o bir vitaminden çok daha fazlası. Düşündüğünüzden daha karmaşık ve daha fazla işlevi var. Aslında o yüzdende bir süredir D vitamini bir vitamin mi yoksa hormondur tartışması var. 10 yıl önce D vitamininden bahsettiğimde ve önerdiğimde maalesef akıllara sadece kemik erimesi gelirken, şimdi değeri daha iyi anlaşılıyor. Ama bence hala yeterli değil, çalışmalar ilerledikçe kıymeti daha da fazla anlaşılacak.



Yaz mevsimini arkada bırakırken yeterli D vitaminine sahip olduğunuza emin olmayınız. Çünkü vücudumuzun D vitaminini en iyi sentezlediği güneş geliş açısının var olduğu saatler olan öğle saatlerinde çoğumuz güneşlenmiyorduk. Öyle olsa bile bunun yeterli olmadığını ve genetik faktörlerinde işin içine girdiğini unutmayalım. Bir sonraki D vitamini seviyenizin kontrolüne kadar günlük ihtiyacınızı karşılayacağınız düşük doz D vitamini almaya başlayınız.

 

 




 

Yazarın Diğer Yazıları

  1. CİLDİNİZDE DEFNE MUCİZESİ
  2. KIŞA GİRERKEN MULTİVİTAMİNLER
  3. Bebeğinizin Bağışıklığını Güçlendirmek İçin 4 İpucu
  4. HAYAT ENERJİMİZ MULTİVİTAMİNLER
  5. BAYRAMI SAĞLIKLI GEÇİRİN
  6. BAVULUNUZDA PROBİYOTİKLERE YER AÇIN
  7. İFTAR VE SAHUR BESLENMESİ
  8. Ramazanda sağlıklı beslenme
  9. Bebeklerde cilt sağlığı
  10. Bağırsak floranızı düzenleyin

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.