SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Çinliler ‘batılı’ bakış açısından rahatsız

Çin’i uluslararası kamuoyu gündeminde tutan konulardan biri Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki bazı politika ve uygulamalar. Ailelerinden alınan çocuklar, kamplarda zorla tutulan Uygurlar, düşüncesini ifade ettiği için cezaevinde bulunan sanatçı ve düşünürler olduğuna dair haberler bunlara kanıt olarak gösteriliyor. Örneğin geçen hafta Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’ne üye 22 ülke Uygur Türklerine baskıyı eleştiren, “kitlesel gözaltıların durdurulması” çağrısında bulunan bir mektup imzaladı. Çin, kendisine 37 ülke tarafından verilen desteği duyurarak o mektuba cevap verdi.

Erdoğan’ın istismar ve rant uyarısı

Türkiye’de de bazı siyasetçi, kişi ve gruplar, Çin’in bölgede baskıcı tutum izlediği görüşünde. Sert eleştiriler, zaman zaman protesto gösterilerine de dönüşüyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümet ise uzun süredir ‘tek Çin’ politikasını desteklediğini yüksek sesle söylüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son bir ayda, ikisi uluslararası zirvede olmak üzere 3 kez Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya gelmesi, Türkiye’nin bakış açısını dair önemli bir gösterge. Erdoğan, 2 Temmuz’da Pekin’de Şi Cinping ile görüşmesinden sonra hem konuya karşılıklı hassasiyetleri dikkate alarak çözüm bulunabileceğine inandığını söyledi hem de içinde ‘istismar’ ve ‘rant’ sözcüklerinin geçtiği dikkat çekici cümle kurdu. Erdoğan; “Bu konuyu istismar eden yaklaşımlar da var. Bu tür istismarları yapanlar, bir tür rant elde etme gayretine girenler ne yazık ki işin büyük ölçekte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir karşı devletle ilişkilerini düşünmeden duygusal bazı hareketler içine girerek bedelini, faturasını gerek kendi soydaşlarına, gerekse Türkiye Cumhuriyeti devletine ödetiyorlar” dedi. Erdoğan ardından inceleme için bir heyetin Sincan’a gidebileceğini açıkladı.

‘Her soruya açığız’

Çin, bu konuda kendini anlatabilmek ama özellikle de çoğunluğu Müslüman Türkiye’de anlaşılmak için bir süredir yoğun çaba içerisinde. Türkçe kitapçıklar bastırılıyor, sık aralıklarla gazeteciler Sincan’a davet ediliyor. Ramazan ayında büyükelçilikte ilk kez iftar düzenlendi. Geçtiğimiz hafta da bundan sonra düzenli hale getirilmesi planlanan ‘çay sohbeti’ için bir grup gazeteci büyükelçiliğe davet edildi. Türkçeye son derece hâkim Maslahatgüzar Cheng Weihua ve Siyasi İşler Müsteşarı Wang Fei sözlerine “Çin ve Çinlilerin içe kapalı olduğu algısı var ama bu doğru değil. Her soruyu cevaplamaya hazırız” diyerek başladı.

Büyükelçilikte rap müzik

Gazetecilere Uygurların kimlik kartlarını, Çin parası üzerinde etnik grupların dillerine ait yazıları gösteren, ünlü Uygur aktör ve aktristleri, futbolcuları tanıtan, Uygurca ve Çince şarkıların söylenebildiğini büyükelçilikte yüksek sesli Rap müzik klibi izleterek gösteren yetkililer, “160 milyon Çinli serbest seyahat ediyor. Bu kadar merhametli bir diktatörlük olabilir mi?” diye sordu. Çin açısından özgürlük ve güvenlik ayrımı ise, “İdlib’de 5 bin ila 7 bin arasında Uygurlu savaşçı olduğu düşünülüyor. Savaş tecrübesi elde ederek Çin’e gelip cihat yapmak istiyorlar. Terör ve şiddet konusunda Çin’in karşı karşıya kaldığı tehdit çok açıktır” cümlesiyle anlatıldı.

Heyette kimler olmayacak

Cumhurbaşkanının bahsettiği Sincan heyetinin kimlerden oluşacağını sorduğum büyükelçilik yetkilileri görüşmelerin sürdüğünü, devlet yetkilileri, gazeteciler, düşünce kuruluşlarından temsilciler olabileceğini söyledi. “Tamamen açığız, ama tek bir şartımız var” diyen Maslahatgüzar Weihua “Çin’e karşı bölücülük faaliyetlerine destek vermemiş kişileri davet edeceğiz. Bazı siyasilerin yaptığı açıklamalar çok sorumsuz. Örneğin, ‘Yaşasın bağımsız Türkistan’ ifadesi sorunlu” cevabını verdi.

Yazının devamı...

ABD’li bakana ‘haritalı’ delil elden verildi

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, 11 Haziran 2019’da ABD Adalet Bakanı William Pelham Barr ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: “Özellikle Türk yargı makamlarının ABD’ye iletmiş olduğu deliller, belgeler ve iade talepnameleri buraya ulaşmasına rağmen konunun adli mercilere intikal ettirilmemiş olmasını kabul edemeyiz.”

Gül’ün dikkat çeken ikinci cümlesi ise, “15 Temmuz darbe girişimiyle FETÖ’nün doğrudan ilişkisini ortaya koyan delilleri, belgeleri kendileriyle paylaştık. Bu yeni ve önemli delilleri doğrudan Sayın Bakan’a iletmiş olduk” ifadesiydi. Bu cümleleri şu şekilde söylemek de mümkün: “size belge, bilgi gönderiyoruz, ama bunları rafa kaldırıyorsunuz” diyen Gül, yeni bazı delilleri ABD Adalet Bakanı’na elden verdi.

Burada kısa bir parantez açalım. Gül’ün gerçekleştirdiği son görüşme ile Gülen ve avanesinin iadesi için bugüne kadar yapılan üst düzey görüşme sayısı 7’ye ulaştı. Gönderilen onlarca dosya, ifade ve yazı dışında.

Aktivasyon haritası

Gül’ün Barr ile görüşmesinde masaya konulan ise, “delilin haritası” oldu. Aslında söz konusu delil, geçtiğimiz yıl haziran ayında ABD Adalet Bakanlığı’na resmi bir yazı ile gönderilmişti. Kamuoyu o delili Akıncı Davası sırasında ortaya çıkan “Abi bozun nmz” (Abi bozun namazı) mesajından hatırlayacaktır. Akıncı Davası’nın dört önemli sanığından biri olan, “kurmay subaylar abisi” olarak örgütün tepe yöneticilerinden aldığı talimatları kurmay subaylara ileten, kapatılan Anafartalar Koleji’nin sahibi sivil sanık Hakan Çiçek’in darbe gecesi Pensilvanya ile yaptığı telefon görüşmelerinden öğrenilmişti. Sadece Çiçek’in değil, başka isimlerin de görüşmelerine ilişkin tespitler yapılmıştı.

İşte Barr’ın önüne konulan harita bu görüşmelerin haritası. Darbe gecesi yapılan telefon görüşmelerinde kullanılan telefonların nerede, ne zaman aktive edildiği, yapılan konuşmalar ve daha da ötesi konuşmaların yapıldığı, mesajların atıldığı yerlerin üzerine işlendiği bir harita. Haritanın doğrudan Barr’a iletilmesinin nedeni, mart ayında göreve gelen, dolayısıyla “yeni” olan bakana adeta “İşte bu detaya kadar biliyoruz” mesajının verilmek istenmesi.

Gelişme olur mu?

ABD’den sadece Fetullah Gülen değil, FETÖ tayin heyetinden, mollalarından ve istişare heyetinden üst düzey FETÖ mensupları; kıta, ülke, il ve ilçe imamları, teşkilat imamları ve mütevelli heyeti üyelerinden birçok isim yer alıyor.

Gülen’in özel hizmetindeki Cevdet Türkyolu, özel doktoru Kudret Ünal, örgütün basın organlarında görevli Ekrem Dumanlı ve Emrullah Uslu, eski futbolcu Hakan Şükür ve armatör İhsan Kalkavan gibi isimler bunlardan sadece birkaçı. İadesi istenenlerin toplam sayısı 80 civarında.

Bugüne kadar bazı ülkeler Türkiye’nin iade taleplerine olumlu yanıt verdi, hatta bazılarıyla ortak operasyonlar düzenlenerek “paketlenenler” oldu. Ama ABD bunlar arasında değil. Bazı ülkelerde süreçlerin işlemesi gerekiyor.

Rahip Brunson ve NASA çalışanı Serkan Gölge’nin serbest bırakılması ABD tarafında “memnuniyet” yaratmıştı. Geçtiğimiz salı günü yapılan duruşma ile de, FETÖ silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılanan İstanbul Konsolosluğu’nda görevli Nazmi Mete Cantürk’ün ev hapsi kaldırıldı. Cantürk’ün yurt dışına çıkış yasağı ise devam edecek. Bir diğer konsolosluk çalışanı Metin Topuz’un da yarın duruşması var. ABD’nin yakından takip ettiği bu davalardaki gelişmeler belki Türkiye’nin iade talebi listesindeki bazı isimlerin Türkiye’ye gönderilmesinin de yolunu açar. Belli mi olur?

Yazının devamı...

Irak’ta yumurta kapıya dayandı

Irak ile yumurta krizini değerlendiren Ticaret Bakanı Pekcan, “Irak geçici diyor, bizim geçici süreye tahammülümüz yok” uyarısında bulundu

Siyasi ve askeri alanda yeni bir dönemin kapısını aralayan Türkiye ile Irak, ticarette daha da yakınlaşma çabasında. Türkiye Müteahhitler Birliği’nin (TMB) Irak’ın yeniden yapılandırılması sürecinde aktif rol almak için nisanda gerçekleştirdiği ziyaretin hemen ardından bu kez Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) İş Forumu için Bağdat’taydı.

İş insanları heyetine başkanlık eden Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın sadece ilgili bakanlar ile görüşmeyip, Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve Başbakan Adil Abdulmehdi tarafından da kabul edilmesi önemli bir gösterge.

Türkiye, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yılın son çeyreğinde Irak’a gerçekleştirmesi planlanan ziyaretine kadar Yatırımların Karşılıklı Teşviği ile Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşmalarıyla, ülkenin yeniden yapılandırılmasında Türk firmalarının üstlenebileceği projeleri masada görmek istiyor.

Bakan Pekcan iki ülke arasındaki yumurta krizini, ihracat master planını ve Türkiye ile ABD arasındaki yaptırım gerginliğini Milliyet’e değerlendirdi:

“- Amacımız, Cumhurbaşkanlarımızın 20 milyar dolarlık bir ticaret hedefine ulaşmak. Ekonomik ve ticari işbirliği yapan coğrafyaların zenginleştiğini görüyoruz. AB ve Asya Pasifik buna örnek. Yatırımların artması için, Yatırımların Karşılıklı Teşviği, Korunması ve Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşmalarının imzalanması gerektiğini gündeme getirdik. Büyük bir olasılıkla cumhurbaşkanımızın ziyaretleri sırasında imzalanacak.

İmara talibiz

- Irak’ın yeniden imarında seçtiğimiz projeleri Dışişleri Bakanlığı kanalıyla 7 başlık altında bildirdik. Onlar açısından önemli olanların seçilmesinin ve yine Cumhurbaşkanımızın ziyaretlerinde, bu projelere başlanılmasının şık olacağını ilettik. Biz önerilerimizi sunduk. Mutabakat henüz sağlanmadı. Projeler seçildikten sonra fizibilite çalışması yapılacak ve proje maliyeti ortaya çıkacak.

- Yumurta ihracatımızın yüzde 70’i Irak’a. Irak’ın yumurta ithalatının yüzde 78’i de Türkiye’den. Kanatlı hayvanın yüzde 57’sini Türkiye’den alıyorlar, ihracatımızın yüzde 57’sini yine Irak’a yapıyoruz. Bir sektörün yüzde 70’inin bir ülkeye bağlı kalmış olması esasında risk. Bütün görüşmelerimizde bunun altını çizdik. ‘Sektör buraya bağlı, yarın devam edemez, bir ay sonra isterseniz de veremez. Hem size, hem sektöre yazık’ dedik. Onlar (Irak yönetimi) da yerli üreticinin korunmasını hedefliyor. Üreticilerden talep gelmiş, protesto gösterileri yapmışlar. Tarım bakanının bir rapor hazırlamasını bekliyorlar. Pazartesi günü (bugün) ekonomik kurulları var. Maliye bakanı konuyu bu ekonomik kurula getireceğini söyledi. Başbakan da ‘bu konuda çalışacağız’ dedi. ‘Geçici aldığımız bir önlem, geçici bir karar, piyasa dengelerini görmek için yaptık’ dediler. Ama bizim o geçici süreye tahammülümüz yok. Bizim sıkıntımız o.

- 1 Mayıs’ta 78 ürüne ek vergi geldi. Muafiyet listesini, Irak Başbakanı’nın ziyareti sırasında Ticaret Bakanı’na takdim etmiştim. Tekrar gündeme getirdik. Bize geri dönülmesini talep ettik. Ziyaretleri de daha sıklaştıracağız. İnşallah eylülde Basra için de bir iş heyeti düzenlemeyi düşünüyoruz.”

Ross’a ‘ticaret konuşalım’ dedim

S400’ler nedeniyle ABD’nin Türkiye’ye yaptırım tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, Türkiye’nin özellikle ekonomik yaptırımlara karşı ne gibi tedbirler alabileceğini sorduğumuz Pekcan şunları söyledi:

“Ben kendi işimi yapıyorum. Washington’a gittiğimiz zaman, Ticaret Bakanı Wilbur Ross masaya F-35’leri, S400’leri getirdiği zaman ‘o benim konum değil, biz sizinle ticaret konuşacağız’ dedim. O gün bugündür de biz Ross ile ticaret konuşuyoruz, hiç o konuları konuşmuyoruz. Bir çalışma grubu da kurduk. Şu ana kadar 4 toplantı yaptılar. Sayın Trump ile Cumhurbaşkanımızın 75 milyar dolarlık hedefine ulaşmak için beraber çalışıyoruz. Ross ile bayramın birinci günü akşamı konuştuk. Dağıtım ağlarına ve distrübütörlere ulaşmada firmalarımıza ve sektörlerimize destek istedim. Sektörleri saptadık. ‘Biz size ne verebiliriz’ dedi. ‘Sizin öneriniz varsa bildirin ama biz sizden şunları alabiliriz’ dedik. Biz bu boyutta çalışıyoruz.”

Herkes ihracatçı olacak

Bakan Pekcan, ihracat Master Planı’nın ağustosta açıklanacağını hatırlatarak, “Amacımız yeni pazarlara, yeni sektörlere, yeni ürünlere katılmak. Mesela il bazında çalışma başlattık. İlde diyelim 3 bin ticaret siciline kayıtlı firma var, bin 500’ü hiç ihracat yapmamış. Onlarla temasa geçiyoruz, niye hiç ihracat yapmamış, ne üretiyor, nereye satabilir, bununla ilgili bir çalışma devam ettiriyoruz. İhracatçının oturduğu yerden pazarlama stratejisi üretebileceği bir sistem üzerinde çalışıyoruz” dedi.

Yazının devamı...

Kapılar açılıyor yatırım başlıyor

Irak ile sınır kapılarının artırılması yönünde mutabakata vardıklarını söyleyen Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, “Ovaköy Sınır Kapısı’nı en kısa zamanda devreye alalım” dedi. Irak Ticaret Bakanı Muhammed Haşim el-Ani de Türk şirketleri yatırıma davet etti.

BAĞDAT

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Türkiye ve Irak olarak ekonominin her alanında ilişkileri en üst düzeye çıkaracaklarını belirterek, “Karşılıklı yatırımların artırılması için gereken adımları atacağız” dedi. Irak ile sınır kapılarının artırılması yönünde mutabakata vardıklarını söyleyen Pekcan, “Ovaköy Sınır Kapısı’nı en kısa zamanda devreye alalım, iş dünyasının önünü açalım” diye konuştu. Irak Ticaret Bakanı Muhammed Haşim el-Ani de Türk şirketlerini Irak’ta yatırım yapmaya çağırdı.

Pekcan, Irak ziyareti kapsamında Bağdat’ta düzenlenen Türkiye-Irak İş Forumu’na katıldı. Açılışta konuşan Pekcan, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilere ilişkin olarak önemli mesajlar verdi. Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih ile Başbakan Adil Abdulmehdi’nin Türkiye ziyaretinin, ilişkilerin gelişmesinde önemli rol oynadığına işaret eden Pekcan, Irak Ticaret Bakanı Muhammed Haşim el-Ani ile de ikili ticareti geliştirmek amacıyla yakın iş birliği içinde olduklarını aktardı.

Refah ve barış

Pekcan, iki ülkenin cumhurbaşkanları tarafından 20 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşılması hedefinin ortaya konulduğunu vurgulayarak, “Orta Doğu’nun iki köklü, kadim ülkesi Türkiye ve Irak olarak ekonominin her alanındaki ilişkilerimizi en üst düzeye çıkaracağız. Karşılıklı yatırımların artırılması için gereken adımları atacağız. Türkiye ve Irak iş birliği yalnızca halklarımıza değil, tüm coğrafyamıza refah ve barış getirecektir” dedi.

‘Desteğe hazırız’

Bu kapsamda gerekli kararları aldıklarını dile getiren Pekcan, şöyle konuştu:

“Ticaretin önündeki tüm zorlukları kaldırıp, Türkiye ve Irak arasındaki ticareti, müteahhitlik ve yatırım ilişkilerini tarihin en parlak dönemine taşımalıyız. 2018’de Irak’a ihracatımız 8,3 milyar dolar, Irak’tan ithalatımız 4,7 milyar dolar. Irak’ın en çok ithalat yaptığı ülke de Türkiye’dir. 2019’un ilk 5 ayında, Irak’a ihracatımız bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8,4, Irak’tan ithalatımız ise yüzde 29,6 arttı. 2018’de Irak’a 11 bin 825 firma ihracat yaptı. Potansiyelimiz bunun çok daha üzerindedir. Irak’ın özel sektörünün daha da canlanması ve üretim kabiliyetinin artması noktasında Türkiye, her türlü desteği vermeye hazırdır.”

Ovaköy açılsın

Irak’ın Körfez ülkelerine ulaşmak için geçiş ülkesi olduğunu vurgulayan Pekcan şöyle devam etti:

“Türkiye’nin Körfez ülkelerine ulaşması için en kısa yol Irak’tır. Kara yolları ve demir yollarıyla Orta Doğu’yu birbirine bağlamak üzere görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Türkiye de Irak’ın Avrupa’ya açılan kapısıdır. Lojistik açısından en iyi başlangıç Türkiye-Irak sınırında yeni bir sınır yapısı açmak olacaktır. Şu anda tek sınır kapımız var. Sınır kapılarının artırılması yönünde mutabakata vardık. Ovaköy Sınır Kapısı’nı en kısa zamanda devreye alalım, iş dünyasının önünü açalım.”

Türkiye - Irak İş Forumunun önemi

Ticaret Bakanı Pekcan’ın Irak ziyareti kapsamında Bağdat’ta düzenlenen Türkiye-Irak İş Forumu, 2012 yılından itibaren bu kapsamda yapılan ilk iş forumu özelliği taşıyor. Pekcan ve Türk heyetinin ziyareti ticari ilişkilerde köşe taşı olarak tanımlanıyor. Türkiye-Irak İş Forumu, karşılıklı ziyaretlerden kısa süre sonra yapılması önemli olarak değerlendiriliyor. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan da yıl sonuna doğru Irak’a resmi bir ziyaret gerçekleştirmesi de bekleniyor.

Hedef 20 milyar dolar

Bakan Pekcan, Irak temasları kapsamında, Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve Başbakan Adil Abdulmehdi tarafından kabul edildi. Görüşmelerde, iki ülke cumhurbaşkanları tarafından ortaya konulan 20 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi çerçevesinde ticari ilişkilerin ve yatırımların artırılması konularının ele alındığı öğrenildi.

Yatırım daveti

Irak Ticaret Bakanı Ani de toplantıda yaptığı konuşmada, Türk şirketlerini Irak’ta yatırım yapmaya çağırdı. Ani, “Türk şirketlerine çeşitli alanlarda yatırım yapması ve iki ülke çıkarına hizmet edecek ortak ekonomik projeler geliştirmek için ülkemize gelmeleri için çağrı yapıyorum. Türk iş insanlarını Irak ile tarım, sanayi, ticaret, iskan ve imar alanlarında anlaşmalar imzalamaya davet ediyorum” dedi.

İhracat artmalı

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın Irak temaslarına eşlik eden Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle ise yaptığı konuşmada, iş dünyası olarak ticaret hacminin artırılması için sahada büyük çaba gösterdiklerini ifade etti. Gülle, yılın ilk çeyreğinde Irak ile ticaret hacminin 3 milyar dolara ulaştığını belirterek, “İnşallah bu yıl 12 milyar doları aşacak, 2020’de ise 20 milyar dolara daha da yaklaşacağız. Bu hedefe ulaşabilmek için ticarete konu ürün çeşitliliğimizi artırmalıyız” dedi.

Yazının devamı...

Türk ve ABD Adalet Bakanları Washington’da buluşacak

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, ABD’li meslektaşı William Pelham Barr ile yarın Washington’da görüşecek. Görüşmenin gündemindeki en önemli başlıkları Türkiye açısından FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi, ABD açısından ise tutuklu İstanbul Başkonsolosluğu çalışanları Metin Topuz ve Mete Cantürk’ün durumlarının oluşturması bekleniyor. Gül, ABD’de Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni de anlatacak.

Adalet Bakanı Gül, Türk Günü etkinliğine katılmak üzere Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran ile birlikte New York’a gitti. ABD’de bir dizi etkinlikte yer alacak ve geçtiğimiz günlerde açıklanan Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni anlatacak olan Bakan Gül’ün yapacağı görüşmeler arasında en dikkat çekici olan ise yarın gerçekleşecek. Bakan Gül mevkidaşı ABD Adalet Bakanı William Pelham Barr ile bir araya gelecek. Washington’da yapılacak görüşmenin gündeminde Türkiye ve ABD açısından farklı gündem maddeleri var.

Türkiye’nin gündemi

ABD Adalet Bakanlığı nezdinde Türkiye’nin 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana değişmeyen gündemi, FETÖ ele başı Fetullah Gülen’in iadesi. Gülen ile ilgili bugüne kadar yedi (7) ayrı iade talepnamesi ve her bir talepnameye konu suçlar bakımından tutuklama talepleri ABD’ye iletildi. Gülen dışında pek çok kaçak FETÖ şüphelisinin iadesi için hazırlanan evrak da ABD makamlarına verildi. İadesi talep edilenler arasında FETÖ tayin heyetinden, mollalarından ve istişare heyetinden üst düzey FETÖ mensupları; yine kıta, ülke, il ve ilçe imamları, teşkilat imamları ve mütevelli heyeti üyeleri yer alıyor. Gülen’in özel hizmetindeki Cevdet Türkyolu, özel doktoru Kudret Ünal, örgütün basın organlarında görevli Ekrem Dumanlı ve Emrullah Uslu, eski futbolcu Hakan Şükür ve armatör İhsan Kalkavan gibi isimlerden sadece bir kaçı.

Bakan Gül, Bakan Barr’a mart ayında, göreve geldiğinde gönderdiği tebrik mektubunda; iki ülke arasındaki en önemli gündem maddesini terör suçlarına ilişkin adli işbirliği oluşturduğu belirterek, “Ancak 3 yıla yakın süredir iade sürecinde olumlu hiçbir gelişme yaşanmaması bizleri fazlasıyla hayal kırıklığına uğratmaktadır. Gülen’in yanı sıra diğer FETÖ mensuplarının da iadesinin sağlanması ve terör örgütünün ülkenizdeki faaliyetlerine mani olunması önem arz etmektedir” demişti. Gül’ün mektubunda ABD’li mevkidaşına söylediği dikkat çekici cümle ise “FETÖ’nün gerçek yüzünü görmenizi sağlayacak bu soruşturmaların Bakanlığınız döneminde derinleştirilmesine yönelik beklentimi ifade etmek istiyorum”du.

Bu arada ocak ayında ABD’den bir heyet Türkiye’ye gelerek Gülen hakkında ABD’de yürüyen kara para soruşturması için bir dizi görüşme yapmıştı.

ABD’nin gündemi

ABD ise Türkiye’de tutuklulukları devam eden ABD İstanbul Konsolosluğu çalışanları Metin Topuz ve Mete Cantürk’un duruşmalarını yakından izliyor. Rahip Brunson ve NASA çalışanı Serkan Gölge’nin serbest bırakılması ABD tarafında ‘memnuniyet’ yaratsa da, Topuz ve Cantürk konusundaki ilgi devam ediyor. FETÖ üyeliği iddiasıyla hakkında 10 yıl hapis istenen Mete Cantürk’ün duruşması 25 Haziran’da. Bir önceki duruşmada tahliye talebi reddedilen Metin Topuz’un duruşması da 28 Haziran’da.

Bu arada Adalet Bakanı Gül, ABD’nin Brunson davası nedeniyle, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile birlikte hakkında yaptırım kararı aldığı isimdi. Kararın kaldırılmasının ardından Gül ilk kez ABD’ye gitti.

Yazının devamı...

‘Pusulanız varsa sorunu çözersiniz’

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül 3. Yargı Reformu Stratejisi’ni böyle tanımladı: Yargıdaki pusulamız. Gül, ‘Mürettebattan kaynaklı eksiklik olabilir, ama pusulanız varsa bunlar kontrol edilebilir’ dedi

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni (YRSB) “yargıdaki pusula” olarak tanımladı, ideal metinlerin ancak iyi uygulama ile taçlanabileceğini söyledi. Gül, “Elbette mevsim koşullarından kaynaklı gecikme olabilir, elbette mürettebattan kaynaklı eksiklik olabilir, ama pusulanız var ve uyulacak ilkeler belliyse, bunlar kontrol edilebilir. En iyi metin, en kötü uygulayıcının elinde çok berbat olabilir. Ama vasat bir metin iyi uygulayıcıların elinde şaheserler oluşturabilir” dedi.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ile AK Parti hükümetleri döneminde üçüncüsü hazırlanan ve gelecek 5 yılda yargının yol haritasını oluşturacak YRSB’ni konuştum.

- Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde (YRSB) ortaya konulan hedefler ile uygulama pratiği arasında düşünce ve ifade özgürlüğü, gözaltı ve tutukluluk süreleri açısından ciddi bir mesafe olduğu yorumları ve eleştirileri var...

‘Önemli bir girişim’

“İdeal reformun başarıya ulaşması için elbette ideal metinler yeterli değildir. Ama önemli bir girişimdir. Uygulamalarla taçlanması lazım. İdeal metinler nirvanayı, hedefi gösterir. Çok donanımlı bir gemiyi bile hedefi belli değilse, rüzgar bir o tarafa, bir bu tarafa götürür. Hedefiniz, pusulanız varsa nereye gideceğinizi bilirsiniz. Yargıda pusulamızı da, bu metinle ortaya koyduk. Gitmek istediğimiz hedef; yargının tam bağımsızlığı ve tarafsızlığı, toplumun her kesiminin güven duyması, alternatif çözüm yolları ile davaların sürüncemede kalmaması, ‘yapanın yanına kâr kalıyor’ algısının tamamen ortadan kaldırılması, güzel Türkçe ile yazılmış bir mahkeme kararı, daha özgürlükçü bir yaklaşım ve tüm bunlarla birlikte güven veren ve erişilebilir bir adalet.

‘5 yıl içerisinde şu adımları atarsak bu mümkün olur’ diye pusulayı ortaya koyuyoruz. Elbette mevsim koşullarından kaynaklı gecikme olabilir, elbette mürettebattan kaynaklı eksiklik olabilir ama pusulanız var ve uyulacak ilkeler belliyse, bunlar kontrol edilebilir. En iyi metin, en kötü uygulayıcının elinde çok berbat olabilir. Ama vasat bir metin iyi uygulayıcıların elinde şaheserler oluşturabilir.”

‘Özen gerekir’

- YRSB’de ‘gözaltı ve tutuklamanın ölçülü uygulanmasından’ ve ‘azami tutukluluk sürelerinde, soruşturma ve kovuşturmada farklılaştırmadan’ bahsediliyor. Süre öngörüsü var mı?

“Terörle mücadele edilen bir yerde gözaltı ve tutuklama tedbirleri elbette olacaktır. Ama bunların ölçülülük, gereklilik, zorunluluk, hukukilik çerçevesinde olması önemli. 10 yıl önce olan bir hadisede, kişinin yeri, yurdu belliyken gecenin üçünde gözaltına alınması gereksizdir. FETÖ zamanında, gözaltıyla birlikte adeta mahkûm edecek şekilde gerçekleştirildi. Oysa mahkûmiyet verilinceye kadar herkes masumdur. Daha fazla özen gerekiyor. Bir kısmının kanunda olmasına gerek yok. Belgede olması bile uygulayıcıların dikkatini çekmesi gereken, önemli bir adım.

Azami tutukluluk süresinin 5 yıl olmasında, soruşturma ve yargılamanın toplam 5 yılda tamamlanması genel mantıktır. Ama kişi 3 yıl dava açılmadan, neyle suçlandığını bilmeden tutuklu kalıyor. Yargıya yönelik eleştiriler buralardan kaynaklanıyor. Adeta soruşturma aşaması uzatılarak kişi cezalandırılmak isteniyor gibi... Düzenleme olmayınca bu tür iddialar ortaya atılabiliyor. Soruşturma aşamasında keyfilik algısına yol açacak tutukluluk sürelerinin olmamasını düşünüyoruz. Bu nedenle belgede savcılıklar için geniş yetkiler öngörülüyor. ‘Eğer belli bir sürede davayı açmadıysanız, o zaman o kişiyi serbest bırakacaksınız’ diyoruz. Kastedilen makûl süreyi Meclis takdir edecek.”

Düğme doğru iliklenmeli

- ABD modeli bir savcılık sistemi mi öngörülüyor?

“Dünya örnekleri tarandı. ABD sisteminde tam pazarlık var. Ayrı sakıncaları var. Bizim önerimiz kıta Avrupa’sına da yakın. Vatandaşın meselesinin yargıda beraatle sonuçlanması 4-5 yıl sürüyor. Yargıyı keçiboynuzu çiğnemeye dönüştüren bir şey. Kaynaklarımız israf oluyor. Yargılamanın özü soruşturma aşamasıdır. Gömleğin ilk düğmesini doğru iliklerseniz sonu iyi gelir. Kişi bir suç işlediğinde bunu kabul ediyorsa, fail ile savcı arasında anlaşmayla sonuçlandırılabilir. Sistemi yersiz yoran uygulamalardan arındırmaya yönelik bir yaklaşım.”

- Adli sicil affı mı planlanıyor?

“Adli sicilde farklı süreler söz konusu. Çok karmaşık bir sistem. Üstelik hakkaniyetli olmadığı yönünde tartışma var. Daha kısa, tek bir süreye indirilmesi uygun olur diye düşünülüyor. Ama belli suçların da o kayıtlarda olması gerekiyor. Cinsel istismar ya da şiddet suçu sicilinde olan bir kişinin öğretmen olmaması lâzım. Düşünce, ifade özgürlüğü gibi konularda ise sürenin kısaltılması düşünüldü. Yine süreyi Meclis takdir edecek.”

- Belge ile Adalet bakanlarının hakimleri doğrudan görevlendirme yetkisi kaldırılıyor. Keyfiyet mi vardı, neden gerek duyuldu?

“Adalet Bakanı’na verilen bu yetkinin kaldırılması çok anlamlıdır. Sembolik ve stratejik bir karardır. Yetki ola ki Demokles’in kılıcı gibi hakimlerin üzerinde durmasın. Bizim bağımsız yargı yaklaşımına ısrarla inandığımızı vurgulamak için çok önemli. Yetkiyi kurula (HSK) veriyoruz. Çünkü biz hâkim savcılarımıza güveniyoruz.”

‘15 günde 7 milyon tasarruf sağlandı’

UYAP-EKİP (Yargı ile emniyet arasındaki yazışma ve işlemlerin elektronik ortamda gerçekleştirilmesi projesi) ile iki haftada 7 milyon TL tasarruf sağladık. 1-2 ayda giden evrak ortadan kalktı, polis-memur evrak götürüp getirmek yerine daha nitelikli işlerde kullanıldı. Tasarruftan öte yargılamayı hızlandırdık.

‘Kaliteli hukukçu, ana sorunlardan birisidir’

“Hukuk fakülteleri bugünden yarına 5 yıla çıkmayacak. Akademik kadronun, müfredatın uygun olması lazım. Bunları YÖK belirleyecek. Sınavlar da hemen yürürlüğe girmeyecek. Şu anda okuyanların sınavlardan muaf olması öngörülüyor. Hukuk fakültesi insanın can, mal güvenliğini, mülkiyet hakkını ve hürriyetini emanet ettiğiniz kişileri yetiştiriyor. Daha iyi bir eğitim görmeyi hak etmiyor mu? Türkiye’de hukuk sorunundan ziyade, kaliteli hukukçu sorunu ana meselelerden birisi.”

- Hukuk mezunlarının emniyet ve jandarmada çalışmasından beklenen fayda ne?

“Yeni bir perspektif. İçişleri Bakanlığımız da önemsiyor. Sağlıklı soru şturma için iyi kolluk hizmeti önemli. İşin sıcaklığı sırasında delilleri yakalayıp hukuki yorum yapabilmek önemli. Hukuk fakültesi mezunlarının bazı alanlarda komiser, komiser yardımcısı olması, emniyet müdürü olması öngörülüyor.”

İlçelerde SEGBİS

“Büyük havalimanlarına SEGBİS koyma iddiamız var. Hakkındaki tutuklama kararını yurt dışına çıkarken öğrenen kişi ifade için kilometrelerce ötedeki mahkemeye gitmeyecek. Ya da Muğla’da bir olaya karışan yabancı, ifade için Muğla’ya dönmek yerine havalimanında ifade verebilecek. Küçük adliyelere yakın ilçelere SEGBİS kurmayı planlıyoruz.”

‘Doğrudan kayıt’ sistemine geçilecek

Davalarda belirlediğimiz hedef süre ile yapay zekâ bize milyonlarca dosya nerede, hangi sebeple tıkanıyor gösterecek. Neşter vurmamızı sağlayacak. Mahkemeler önlerine gelen dosyalarda dünya uygulamalarından tutun, Türkiye’deki tüm içtihatları anında görebilecek. Duruşma kayıt sistemi de değiştirilecek ve bilişim sistemi üzerinden doğrudan kayıt sistemine geçilecek. Geldiğimiz çağda insanımız bunu hak etmiyor mu? Bence bu güzellikleri hak ediyor.

Yazının devamı...

Irak ile anlaşma hazırlığı ve Pençe Operasyonu

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Irak’ın kuzeyindeki Hakurk’da, PKK hedeflerine yönelik Pençe Operasyonu’nun bir başka aşamasına 27 Mayıs öğle saatlerinde başladı. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın bizzat yönettiği operasyon 28 Mayıs sabah saatlerinde resmen duyuruldu. Operasyonun zamanlamasında dikkat çekici bir nokta var: Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih’in ziyaretinden bir gün önce başlaması... Salih İstanbul’da olduğu sıralarda, TSK operasyona ilişkin ayrıntıları paylaşıyordu...

Not alınması gereken bir başka konu; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi’nin ziyaretinden sadece 13 gün sonra Salih ile görüşmesiydi. İki cumhurbaşkanının görüşmesine dair üzerinde durmamız gereken bir başka not; Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve MİT Başkanı Hakan Fidan’ın da görüşmede yer alması. Tüm bu notları yan yana getirdiğimizde, henüz resmi bir açıklama olmasa da, ağırlıklı gündemin, yapılması planlanan geniş çerçeveli bir Türkiye-Irak askeri işbirliği ve güvenlik anlaşması olduğunu tahmin etmek zor değil.

Erdoğan’dan ipucu

Anlaşmaya dair ilk ipucunu Cumhurbaşkanı Erdoğan, Abdülmehdi’nin ziyaretindeki basın toplantısında şu sözlerle vermişti: ‘Temaslarımızda DAEŞ, PKK ve FETÖ terör örgütleriyle mücadelemizin kararlılıkla sürdürülmesi ve bu alanda Türkiye-Irak arasında bir askerî iş birliği ve güven anlaşmasının yapılmasının isabetli olacağına karar verdik.’ Erdoğan, dışişleri, savunma ve istihbarat teşkilatı yetkililerinin en kısa zamanda görüşeceklerini de orada söyledi. İşte, Çavuşoğlu ve Fidan’ın Vahdettin Köşkü’ndeki görüşmede yer alması bu açıdan önemli.

Konuya yakın kaynaklara göre; daha önce Erbil’in kontrolünde olan, PKK terör örgütünün elindeki Sincar ve Mahmur gibi yerler artık Bağdat’ın, yani merkezi hükümetin kontrolünde. Merkezi hükümet ve ordu ülkeye büyük ölçüde hâkim. Bu nedenle, PKK ile mücadele için Ankara ile Bağdat’ın, daha iyi koordinasyonu içeren, çerçevesi geniş bir işbirliğine ihtiyacı var. 2017’den itibaren yakınlaşmaya başlayan ilişkiler bunun için fırsat sunuyor.

Üç formül önerisi

Türkiye bu çerçevede uzun süredir Irak’a bir dizi teklif sunuyor. Milli Savunma Bakanı Akar gazetecilerle yaptığı iftarda bu teklifleri şöyle anlatmıştı: Kandil, Karaçok orada durduğu, Sincar’da teröristler durduğu sürece Iraklı dostlarımızın bize anlayış göstermesini bekliyoruz. Biz onlara üç formül önerdik. Birincisi ‘siz yapın’ dedik. İkincisi ‘birlikte yapalım, biz size destek verelim’ dedik. Hayır değilse ‘bırakın biz yapalım, egemenlik meselesi gibi psikolojiye de girmeyin’ dedik. Türkiye uzun soluklu Pençe Operasyonu’na tek başına başladı, yürütüyor. Bir yandan operasyonu izlerken bir yandan da iki ülke yetkilileri arasında gerçekleşecek trafiği izlemek gerekiyor.

Yazının devamı...

"Terörle mücadele zaafa uğramayacak"

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Anadolu Yayıncılar Birliği’nin ev sahipliğinde bir grup gazeteciyle bir araya geldi. Gül, vize serbestisi bağlamında yerine getirilmesi gereken 6 kriterden biri olarak “terörle mücadele yasası”, terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla tekrar görüşmesi, süresiz nafaka ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanacak olan Yargı Reformu Stratejisi’ne dair açıklamalarda bulundu.

YSK’nın İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı seçiminin yenilenmesiyle ilgili kararının gerekçesine ilişkin değerlendirmesi sorulan Adalet Bakanı Gül, şunları söyledi:

‘Alternatif metinler’

“YSK kararı konuşuluyor. Gerekçeyi paylaşmadan herkes kararı yerden yere vurdu. Oysa gerekçeyi görmek lazım. Hâkimler kararı ile konuşur. Artık gerekçe üzerinden hukuki değerlendirme yapılacaktır. Bundan sonra milletin hakemliğine gidilmesine karar verilmiştir. Bundan sonra söz söyleyecek olan İstanbul seçmenidir. Sonunda da herkes mahkeme kararına saygılı olacak.”

Adalet Bakanı Gül, vize serbestisi bağlamında yerine getirilmesi gereken 6 kriterden biri olarak “terörle mücadele” tanımına ilişkin nasıl bir formül bulunacağı sorusuna ise “Terörle mücadeleyi zaafa uğratmadan yapılacak düzenlemeleri çalışıyoruz” yanıtını verdi.

Gül, “Uygulamadan ya da mevzuattan kaynaklı ne yapılabilir, olumlu yapılabilecek adımları çalıştık. Türkiye’nin evrensel hukuku kendi ülkesinde uygulayan, içine kapalı bir ülke olmayan, Avrupa Birliği ile yaptığı sözleşmelere sadakatle bakan yaklaşımımızı teyit ettik. Ortak hukukun gerektirdiği tüm çalışmalara özgüvenle katkı sağlamaya devam edeceğiz. Terörle mücadeleyi zaafa uğratmayacağız. Alternatif metinlerimiz var” diye konuştu.

Bakan Gül’e İmralı’da hükümlü olarak bulunan Öcalan’ın avukatlarıyla tekrar görüşmeye başlaması da soruldu. Görüşmelerin başlamasının “31 Mart seçimlerine yönelik bir siyasi manevra” ve “yeni bir çözüm süreci arayışı” olarak değerlendiren yorumlar olduğu şeklindeki soruya Adalet Bakanı Gül, şu cevabı verdi:

‘Güven veren adalet’

“Bunun çözüm süreci ile ilgisi yok. ‘Yeniden çözüm süreci başlıyor’ diye bir değerlendirme yapılamaz İstanbul seçimi ile de bir ilgisi yok. Ocakta ailesi ile görüştü. Avukatlarıyla görüşmesiyle ilgili mahkemece verilmiş bir hukuki kısıtlama vardı. Ağır ceza mahkemesi bu engeli kaldırdı. Bu çerçevede yapılan bir görüşmedir. Seçimle bağdaştırmanın gereği yok.” Gül, avukatlarla görüşmelerin periyodik olup olmayacağı konusunda ise “İlgili makamlar değerlendirmesini elbette yapacaktır. Cezaevinin durumu, hukukun gerektirdiği ölçüler, süreler takdir edecektir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 30 Mayıs’ta açıklanacak Yargı Reformu Stratejisi’nin sloganının “Güven veren adalet” olduğunu belirten Gül, “Demokratikleşme ve yargı paketlerinin ortaya çıkacağı bir yol haritası olacak” diye konuştu. Adalet Bakanı, Türkiye’nin daha özgürlükçü, demokratik, hakların özgürlüklerin daha da güvence altına alınacağı, 2023’e kadar uzanacak bir yol haritasının söz konusu olduğunu söyledi.

Gül: Süresiz nafakanın adil bir tarafı yok

Süresiz nafaka konusunun hatırlatılması üzerine, uygulamanın adil bir tarafı olmadığını söyleyen Bakan Gül, “Nafakanın süreli ya da objektif kriterlerle hakkaniyet ve adalet ölçüsü içerisinde düzenlenmesi gerekir. Bu konuda çalışmalar da var. Alt üst sınır konusunda teknik çalışmalar bakanlıkça tamamlanmak üzere. En makul düzenleme ortaya çıkacaktır. Temel hassasiyetimiz bir düzenleme getirirken taraflardan birine yeni mağduriyet alanları oluşturmamak. Amacımız, aile hukukundan kaynaklı uyuşmazlıkların çözümünde tarafların örselenmemesi” dedi.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.