SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Hasta ile doktor arasındaki 'koordinatör'

İçinde bulunduğumuz coğrafyanın en önemli özelliklerinden biri, insanların kolaycılığı çok çabuk benimsemeleri. “Kısa yoldan köşeyi dönme” mantığı maalesef yapılan her işte, hayatın her alanında egemen. Herhangi bir şey popüler olmaya görsün; ilgilli ilgisiz herkes bir anda o alana yöneliyor, o işin uzmanı kesiliyor.

Denetimsizlik sorunu var

Obezite, basında en çok yer alan ciddi sağlık sorunlarından biri. Hal böyle olunca da normal olarak herkesin ilgi odağında. Bu konuda eğitim alan, almayan, uzman olan veya olmayan ve hatta konudan bihaber durumda bulunanlar bile fikir yürütmeye başladı. Hayli uzmanlık gerektiren ve hata kaldırmayan bu alanda ciddi bir denetimsizlik sorunu var. Herkesin el atması kargaşa ortamına neden oluyor. Bazı özel hastaneler ve konuya kendini dahil eden kimi cerrahlar, reklam boyutunda “bu işi dünyada en iyi yapan otorite” olarak lanse etmeyle daha çok meşguller. Bu kadar denetimsiz ortamda bir de “bariatri koordinatörü”, “obezite koordinatörü” gibi aracılar da var. Hiç bir yasal ya da bilimsel alt yapısı ve tanımı olmayan sıfatları taşıyan kişiler hasta ile doktor arasında aracılık yapan bu insanların çoğunun eğitimi, bilgisi ve becerisi artık tartışılır hale geldi.

Hasta yönlendirmek sorumluluk ister

Kendilerine danışan obez insanlara "hastam" diyebiliyorlar koordinatörler... Sizin birine “benim hastam” diyebilmeniz için üniversite sınavlarına girip ilk yüzde 1 içine girecek kadar başarılı olmanız lazım. Sonra 6 yıllık Tıp fakültesini bitirip doktor ünvanına sahip olduğunuzda birine 'hastam' diye hitap edebilirsiniz! Tabii ki bariatrik cerrahi koordinatörlüğü olmalıdır ve olacaktır. Ancak; Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda acil önlem alması gerekmektedir. Ülkemizde obezite cerrahisi sonrası komplikasyon oranları maalesef dünya standartlarına göre yüksek. Bu oranlarda eğitimsiz ve deneyimsiz merkezler kadar, hasta yönlendiren koordinatörler ve yaşam koçlarının da rolü var. Tabii ki bu işi layıkı ile yapan koordinatörler de mevcut. Bağlı bulundukları hekimin kontrolü altında çalışan, onlardan habersiz hiçbir şey yapmayan, bilimsel ve etik değerlerin dışına çıkmayanlar ne mutlu ki işini kurallara göre ve etik çerçevede yapıyor.

Türkiye’ de obezite ve metabolik cerrahi ile ilgili iki güzide cerrahi derneği bulunmakta. Bu derneklerin toplum sağlığını korumak gibi bir görevleri de var. Değerli dernek yöneticilerinin bu alanda çalışmalar yapması gerekmekte. Bariatrik cerrahi koordinatörlüğünün kriterleri, eğitim ve sertifikasyon koşulları belirlenmeli. Buna göre bu yeni tanımlanmaya çalışılan meslek kolunda yasal bir statü oluşturulmalı. Bu mesleği hakkı ile icra eden değerli arkadaşlarımız da artık tanımlanmış bir meslek sorumluluğunda kendiilerini geliştirmeli.

Obezite ile mücadele, bilimsel temellerde olmadığı sürece obez bireylerin bekleyen tehlikeler çoğalır. atar. Türkiye’ de obezite cerrahisinin bu kontrolsüzlüğü çok yakın bir zamanda ülkenin başına ciddi sorunlar da açabilir. Bakanlık ve derneklerin kesinlikle bu konuda daha duyarlı olması gerektiğine inanıyorum..

Doç. Dr. Aziz Sümer

Genel ve Obezite Cerrahisi Uzmanı

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi

http://www.azizsumer.com/

email:drazizsumer@gmail.com

İletişim: 0 536 649 78 02

Yazının devamı...

Diyet çıkmazı ve pasta yarışı

Tıp dünyasında en büyük sorunlarımızdan biri de, kişilerin kendi uzmanlık alanları dışında bilgi paylaşmaları. Hastalıklı şişmanlık probleminde buna çok rastlıyoruz.. Obezite konusunda bir "pasta savaşı" olduğunu görüyoruz. Genel cerrahlar, diyetisyenler, kardiyologlar, dahiliye uzmanları, pratisyenler, plastik cerrahlar, fitoterapistler bu alanda gün geçmiyor ki bir yorum yapmasın... Bir bakıyorsunuz, farklı alanda eğitim almış uzmanlar, obezite konusunda görüş bildiriyor. Bazen, bir kardiyoloji profesörü veya bir fitoterapi uzmanının obezite ameliyatları ile ilgili bilimsel olmayan söylemlerde bulunduğuna tanık oluyoruz. Bu uzmanlar farklı diyet listelerini çözüm olarak sunabiliyor. Çeşit çeşit diyetler.. Madem insanlar o meşhur diyetler ile zayıflayabiliyor, o zaman şu soruya cevap verilmeli: Neden yılda 300 milyar dolar zayıflama sektöründe harcanmasına rağmen dünya giderek şişmanlıyor? Neden dünyadaki nüfusun 1.7 milyarı obez ve fazla kilolu? Neden bu reçeteler insanları zayıflatacağına aksine şişmanlatıyor?

Hastalıklı şişmanlıkta diyetten söz etmek

Obezite, bir çok disiplinin birlikte tedavi etmeye çalıştığı ciddi bir konu. Obezite cerrahisi, 4 uzmanlıkla birlikte hareket ediyor: Endokrinoloji uzmanı, beslenme ve diyetetik uzmanı ve psikiyatri bu alanın dört önemli ayağını oluşturuyor. Hastalar bireysel özelliklerine göre sınıflanıyor ve tedavi planlanıyor. Her obez hastayı ameliyat etmeye çalışmak ne kadar yanlış ise, hastalıklı, ileri derecede obezitesi olan hastaları da; ilaç, diyet ve sporla tedavi etmeye çalışmak o kadar yanlıştır. Kimlerin cerrahi tedaviden faydalanacağına dair bilimsel kriterler bu kadar açık ve netlik içindeyken sorun ne?

Uzmanlık dışında görüş bildirmek

Sorun başta da söz ettiğim gibi kişilerin kendi uzmanlık alanları dışında yorum yapmaları. Örneğin kardiyoloji uzmanı olan bir meslektaşımız kardiyoloji dışında her şey ile ilgili açıklama yapabiliyor. "Diyet" diyerek diyetisyenlerin, "şeker" diyerek endokrinologların, "kolesterol" diyerek kardiyologların, "gebelikte şeker bakılmasın" yorumuyla kadın doğumcuların alanına girebiliyor. Eğer uzmanlık alanı dışında bir konuda görüş söz konusuysa, o konuyu uzmanından görüş alarak tartışmak gerekir. Kardiyolog olan meslektaşımız rutin pratiğinde kardiyolojinin en önemli konusu olan kalp krizi geçiren birine anjiyografi yapıyor mu? Stent takıyor mu? Ya da kalp kapak hastalıklarını anjiyografik girişimler ile tedavi ediyor mu? Aritmileri (kalp ritm bozukluklarını) ablasyonla tedavi ediyor mu? Bu kadar yoğunluk arasında diğer mesleki uzmanlık konularında da okuyup, öğrenip vatandaşı bilgilendirmeye çalışıyorsa elbette şapka çıkarırım.

Obezite cerrahisi ve kalp krizi

Saygıdeğer işadamı Mustafa Koç biliyorsunuz önceden kalp bypass ameliyatı olmuştu. Ve ani kalp durmasına bağlı vefat etti. Bilgisi olan olmayan herkes bu vefat üzerinden obezite cerrahisini ve cerrahları eleştirdi. Ani kalp ölümlerinin obezite cerrahisi sonrası arttığını iddia ettiler. Peki, ani kalp ölümü ile obezite arasındaki ilişkiyi bilimsel normlarda irdeleyelim: Obezite cerrahisinin kalp krizi riskini ve ani ölüm riskini azalttığını gösteren bilimsel kanıta dayalı çalışmalar var. İlk olarak ani kalp ölümü sıklığına baktığımızda Amerikada’ki yıllık ölümlerin yaklaşık yüzde 5.6 ile yüzde 15’ni oluşturuyor. 2016 yılında yayınlanan uluslararası bilimsel bir kardiyoloji dergisindeki çalışmada (International Journal Of Cardiology) ani kalp ölümlerinin koroner arter (kalp damarı) hastalıklarına bağlı ölümlerin yüzde 50'sinin nedeni olduğu tespit edilmiş. Epidemiyolojik çalışmalar ani kalp ölümü olan bireylerin yarısında doktor tarafından tanı konulmuş herhangi bir kalp hastalığının olmadığını gösteriyor. Yani zayıflamayan, obezite ameliyatı olmayan normal insanlar bunlar.

Metabolik sendrom

Normal kilolu hiç bir hastalığı olmayan normal insanlarda da ani kalp durmalarına bağlı ölüm olabiliyor. Diğer taraftan metabolik sendromu olan bireylerde ani kalp ölümleri daha sık görülüyor. Metabolik sendromun en önemli bileşeni abdominal obezitedir yani karın bölgesindeki yağ dokusunun artmasıdır. Siz bir şekilde kilo verir, karın bölgesi yağ oranınızı azaltırsanız metabolik sendromdan kurtulursunuz ve ani kalp ölümü riskiniz azalır.

Kalp yetmezliği ve şeker

Ani kalp ölümlerinin önemli diğer nedeni şeker hastalığıdır. Kalp hastalıklarının, kalp krizlerinin, kalp yetmezliğinin ve inmelerin en önemli sebebi şeker hastalığıdır. 100 şeker hastasının 90’ı Tip 2 şeker hastasıdır. Tip 2 şeker hastalığı da obeziteye bağlıdır. Şeker hastalığı ani kalp durmalarına bağlı ölümlere bir çok yoldan neden olur. Şeker hastaları sessiz yani ağrısız kalp krizi geçiriler. Ağrı olmadığı için hastalar kalp krizi geçirdiklerini anlamazlar. Şeker hastalığı küçük ve büyük damarların iç yüzeylerinde harabiyet yaparak kalp yetmezliğine neden olur. Enflamasyona neden olur. Kalp ritm bozukluğunu artırır. Uluslararası bir dergide yayınlanan bilimsel bir makale (J Diabetes and its Complications) şeker hastalığının tedavi edilmesinin; küçük ve büyük damar hasarını azalttığı ve buna bağlı ani kalp durmalarına bağlı ölümleri azalttığı belirtilmektedir.

Aşırı kiloda kalp ritm bozuklukları

Ani kalp durmalarına bağlı ölümlerin önemli diğer bir nedeni artimi diğer bir deyişle kalp ritm bozukluğudur. Clinical Elektrophysiology dergisinde 2015 yılındaki bir çalışmada; obezitenin kalp ritm bozukluklarını arttırdığı vurgulanmaktadır. Atrial fibrilasyon önemli bir kalp ritm bozukluğu ve artan bir problemdir. Dünyada 33 milyon insanda atrial fibrilasyon mevcuttur. Obezite bu tür kalp ritm bozukluklarının yüzde 50 nedenidir.

Bedendeki yağların zehirli etkisi

Dünyaca ünlü bilimsel bir dergisinde (N. Engl J. Med) 2012 yılında yapılan bir araştırma yayınlandı. Obezlerde kalp yetmezliğinin daha çok görüldüğü belirtildi: "Obezite ve obezite sonrası gelişen tip 2 şeker hastalığı damar sertliğine neden olur. Kalp krizi, inme ve kalp yetmezliğini tetikler. Yağların zehirli etkisi (lipotoksisite) ile kalp duvarları yeterli pompa görevi göremez ve kalp yetmezliği (kardiyomiyopati) gelişir."

Altın standart tedavi yöntemi

Sonuç olarak; hastalıklı obezitenin yani morbid obezitenin kesin, tam tedavisi yoktur. Ama şu an için dünyada en etkili yöntem obezite cerrahisidir. Cerrahi, "morbid obezite" için Altın standart tedavi yöntemdir. Yeni bir bilimsel yöntem bulunana kadar da insanların yaşam sürelerini uzatan ve hayat kalitelerini arttıran uzun dönem en etkili yöntemdir. Obezite cerrahisi ile ilgilenen bir genel cerrahi uzmanı olarak; umarım çok yakın zamanda cerrahi olmayan daha iyi bir yöntem (mesela bir hap, iğne tedavisi) ortaya çıkar da; biz de diğer cerrahi ameliyatları yapmaya devam ederiz. Günümüz güncel tıbbında, hastalıklı obezitenin en kalıcı ve uzun dönem başarılı tedavi yöntemi obezite cerrahisidir. Bu çok nettir.

Obezite cerrahisi sektöründeki etik ve bilimsel sorunları elbette eleştirelim. Düzeltmek için çağırılarda bulunup, fikirler üretelim. Ancak "obezite cerrahisine bağlı kalp ölümleri artıyor" yorumu varsa, orada durmak lazım. Hastalıklı obeziteyle boğuşan o kadar insan var ki. Onları obezite cerrahisi tedavisine karşı korkutmak, insan sağlığıyla oynamak demektir.

Doç. Dr. Aziz Sümer

Genel ve Obezite Cerrahisi Uzmanı

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi

Antalya OFM Hastanesi Cerrahi Direktörü

http://www.azizsumer.com/

email:drazizsumer@gmail.com

İletişim: 0 536 649 78 02

Yazının devamı...

Kilo arttıkça cinsel problemler başlıyor

Toplumumuzda cinsel problemleri alenen konuşmak genelde “ayıp” olarak algılandığından, cinsel fonksiyon bozukluklarının gerçek oranlarına ulaşmak ve temel nedenleri saptamak zordur. Hem erkekler, hem de kadınlarda bu problemlerin oluşması muhtemeldir. Özellikle ülkemiz gibi kısmen kapalı bir toplum yapısına sahip olan ve bir ayağı Ortadoğu’da olan coğrafyalarda kadınlar için böyle bir problemi açıkça dile getirmek ayıptan öte suç olarak algılanır. Bilim, bütün bu yazılı olmayan kuralların üstünde, insanlığa hizmet etmek için var. Obezite ve cinsel fonksiyon bozukluklarına kısaca göz atalım;

Hastalık tetikliyor

Obezite; hipertansiyon yani yüksek tansiyon, insülin bağımlı olmayan tip 2 şeker hastalığı ve kalp damar hastalıklarına neden olmaktadır. ABD’de yılda ortalama üç yüz binden fazla bariatrik cerrahi ameliyatları yapılmaktadır. Ülkemizde de bu oranların hızla arttığı gözlemlenmektedir. Obezite cerrahisi sonrası ise kilo kaybı sayesinde obezitenin neden olduğu yandaş hastalıklarda belirgin bir düzelme gözlemlenir.

Obezite cerrahisi sonrası, mortalite yani ölüm oranlarında da belirgin azalma görülür. Obezite cerrahisi sadece ölüm oranlarını azaltmıyor, aynı zamanda sağladığı kilo kaybı ile hastaların yaşam kalitelerini de artırıyor. Yaşam kalitesini belirleyen birçok faktör mevcuttur. Yaşam kalitesi için kullanılan ölçeklerden biri SF-36 testidir. Bu test ile fiziksel, sosyal, duygusal, seksüel vs. sekiz farklı fonksiyon değerlendirilir.

Hayat kalitesini bozuyor

Seksüel fonksiyonların yeterliliği, yaşam kalitesi açısından önemlidir. Cinsel fonksiyon bozukluğunun, bireyin hem duygu durumunu hem hayat kalitesini bozduğu gözlemlenmektedir. Cinsel problemler, toplumda azımsanmayacak derecede yüksek. Ülkemizde hem kadınların hem erkeklerin seksüel karneleri ise pek de iyi değil. 40-70 yaş arası erkeklerde ereksiyon problemleri yüzde 69 gibi çok yüksek rakamlara ulaşıyor. Kadınlarda da çeşitli seksüel fonksiyon bozuklukları oldukça fazla…

Seks hayatları olumsuz

Obezite ile cinsel problemler arasındaki ilişkiler çok karışık. Obezite bilindiği gibi seks hormonları üzerinde olumsuz etkiye sahip. Ayrıca obezitenin neden olduğu yüksek tansiyon ve şeker hastalığı, bireylerin damar sağlığını olumsuz yönde etkiliyor. Bu da obez bireylerde cinsel fonksiyon kayıplarına neden oluyor. Ayrıca obez bireylerde oluşan beğenilmeme kaygısı, toplumun estetik normlarına uyum sağlayamama düşüncesi ve psikolojik problemler de cinsel bozuklukları tetikliyor. Tüm bu etmenler, tek başına ya da hep birlikte obez bireylerin seks hayatlarını olumsuz etkiliyor.

Obezite kadınlarda dismenore, düzensiz adet dönemleri, androjen artması, polikistik over ve infertiliteye (kısırlığa) neden olur. Erkeklerde ise testosteron seviyesi ve libido azalır. Ayrıca ereksiyon kapasitesinde de obeziteye bağlı olarak azalma gözlemlenebilir.

Nöropatiye bağlı isteksizlik

Şeker hastası erkeklerin yüzde 50’sinde ereksiyon problemleri gelişir. Erektil disfonksiyon oluşur. Şeker hastası olmayan erkeklere göre ereksiyon kayıpları ortalama 15 yıl önce başlar. Şeker hastası olan bayanlarda da nöropatiye bağlı isteksizlik ve vajinal kuruluk oluşur. Aynı şekilde yüksek tansiyon da her iki cins için cinsel fonksiyonları olumsuz yönde etkilemektedir. Tip 2 şeker ve tansiyondan bağımsız olarak obezite de tek başına seksüel fonksiyonları bozmak için yeterlidir.

Obez erkeklerde ereksiyon sorunu

Epidemiyolojik bir çalışmada, vücut kitle indeksi 28,7 üzeri olan erkeklerde ereksiyon problemlerinin, vücut kitle indeksi normal seviyede olanlardan yüzde 30 daha fazla olduğu gözlemlenmiştir. Başka bir çalışmada ise 15 kg ve 2 kg kilo kaybı olan erkekler cinsel fonksiyon açısından karşılaştırılmış. 15 kg zayıflayan bireylerde ereksiyon fonksiyonlarında belirgin düzelme olduğu saptanmış. Bu kadar az kilo kaybında bile bireylerin cinsel fonksiyonları düzeliyor. Obezite cerrahisi sonrası normal kilolarına gelen, özgüvenleri artan, artık kendi vücutları ile olan problemlerini çözen hastaların kaçınılmaz olarak seks hayatları da normalleşiyor.

Obezite cerrahisi ile yaşam konforu artıyor. Hastalar sadece fiziksel yüklerinden, yandaş hastalıklardan değil, aynı zamanda psikolojik yüklerinden de kurtuluyorlar. Böylece seks hayatları da daha iyi hale geliyor ve yaşam kaliteleri artıyor.

Doç. Dr. Aziz Sümer

Genel ve Obezite Cerrahisi Uzmanı

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi

Antalya OFM Hastanesi Cerrahi Direktörü

http://www.azizsumer.com/

email:drazizsumer@gmail.com

İletişim: 0 536 649 78 02

Yazının devamı...

Obezite Cerrahisinde 'bıçak sırtı' gerçekler

Gün geçmiyor ki kamuoyuna yansıyan olumsuz bir obezite cerrahisi örneği olmasın. Saygıdeğer işadamı Mustafa Koç‘un ölümünden sonra da obezite cerrahisi oldukça suçlanmıştı. Maalesef son günlerde yine obezite cerrahisi sonrası ölüm haberleri, insanları bu tedaviye karşı mesafeli olmaya itiyor, korkutuyor ve kaçırıyor.

Masaya yatan her vakada risk vardır

Gerçekten obezite cerrahisi tehlikeli midir? Bu sorunun iki cevabı var aslında. Birinci cevabı HAYIR tehlikesi yoktur. İkinci cevabı ise EVET çok tehlikeli olabilir. Gelin ilk cevaptan başlayalım. Neden HAYIR? Neden Obezite cerrahisi güvenilir bir yöntemdir? Tüm cerrahi işlemlerin bir ölüm riski ve komplikasyon riski vardır. Ama bu riskleri hastalığın kendi riski ile karşılaştırınca cerrahi risk çok düşüktür. Mesela apandisiti patlayan birinin ameliyata bağlı ölüm riski yüzde 1'dir. Ancak hasta ameliyat olmadığı takdirde ölüm riskleri yüzde 100 olur. Şimdi hastaların yüzde 1 ameliyat riski var diye ölüme mi terk etmeli hastayı?

Hastalığı popülerleştirmek!

Safra kesesi ameliyatı, guatr ameliyatlarında da ölüm riski var. Yemek borusu kanseri ameliyatına bağlı ölüm riski yüzde 10 civarında, yani 100 hastadan onu ameliyat masasında ölüyor. Ancak ameliyat edilmediği taktirde risk yüzde 100. Pankreas kanseri, barsak kanseri, kalça ve diz protezleri, açık kalp ameliyatları ve beyin cerrahisi ameliyatlarında da ölüm riski var. Peki bu tür ameliyatlarda ölüm riski daha yüksek olmasına rağmen neden konuşulmuyor? Çünkü POPÜLER bir alan, macazinel bir konu.

Sponsorlu ameliyatın yüzü ünlüler

Ve işin en kötü tarafı; bu bir hastalık olarak kabul edilmiyor. Estetik amaçlı yapılan bir cerrahi işlem olarak lanse ediliyor. Halbuki Obezite ölümcül bir hastalıktır. Ve yapılan ameliyatların "Estetik için değil Sağlık için" yapılması gerekir. Peki obezite ameliyatları nasıl popülerleştiriliyor:

1)Ünlüler, sponsorlu obezite ameliyatı olup, doktorlarının reklamları için çarşaf çarşaf basında boy gösteriyorlar.

2)Rant olarak bakılıyor. Obezite konusundan nemalanmak için bir çok gereksiz diyet, yaşam tarzı değişiklikleri, yaşam koçluğu v.s. adı altında kitaplar yazılıp pazarlanıyor. Bariatrik cerrahi uzmanı, bariatrik diyetisyen obezite koçluğu, bariatrik cerrahi yaşam koçu gibi içi boş, yasal karşılığı ve tanımı olmayan uzmanlık alanları oluşturuluyor. Tüm dünyada bu ve benzeri yılda 300 milyar dolarlık harcama yapılıyor. Ama sonuç? Hiç bir işe yaramıyorlar ve dünya şişmanlamaya devam ediyor. Sorun çok karışık ve derin aslında.

İyi cerrah olmak çok ameliyat yapmak değildir

Obezite cerrahisinde kullanılan malzemeleri satan firmalardan tutun da, doktora, ve hatta sağlık bakanlığına kadar herkesin rolü var. Firmalar bu cerrahiyi herkes yapsın, daha çok malzeme satılsın ve daha çok para kazanalım mantığı ile tüm cerrahları bu işe özendiriyor! Böylelikle cerrahların eğitim durumları, hastane koşulları ve deneyimleri görmezden geliniyor. "Sen de yaparsın hocam, aslansın" demek yetiyor. Tabii ki hasta bulabilmek için yalan skorlar ortaya atılıyor. Hekimler skora bağlı bir hayat sürüyor, sanal yalancılığa itiliyorlar. "İyi cerrah olmak çok ameliyat yapmaktır" gibi hastalıklı bir mantık var ortada. "1000, 3000, 5000 ve hatta 10.000 vakam var" diyen cerrahlar ile dolu ortalık. Bunlar maalesef gerçek de değil. Çünkü yıllık yapılan vaka sayıları tüm ülkede belli. Sayısal değeri değil, bilerek ve eğitimini alarak gerçekleştirmek önemli.

Bilimsellik değil pazarlama

Bir genel cerrahi uzmanı kahraman, sihirbaz v.s.gibi sıfatlarla lanse edilebiliyor.. Cerrahların duyguları okşanıyor. Oysa bilimde bu sıfatlara yer yoktur. Pankreas kanseri, barsak kanseri, fıtık, apandisit guatr yapan cerrahlara kimse "kahraman" demiyor. Diğer meslektaşlarımız da “Bizim neyimiz eksik, altı üstü tüp mide ameliyatı değil mi? Ben de yaparım” diyerek bu ialana giriyor. Sonuç: ölümler ve komplikasyonlar. Aslında bu bilimsellikten öte bir çeşit pazarlama tekniği olmuş durumda!

Aşırı şişmanlıkta konuya 'estetik' yaklaşamazsınız

İlk baştaki sorunun cevabı çok açık aslında; Obezite cerrahisi tehlikeli midir? HAYIR değildir. Diğer büyük ameliyatlar ile karşılaştırıldığında risk çok düşüktür. Deneyimli ve bu alanın eğitimini almış ellerde safra kesesi guatr ameliyatı kadar düşük risklidir. Bir de diğer açıdan bakalım.Obezite cerrahisi tehlikeli midir? Sorusuna farklı bir açıdan cevap verelim. Evet tehlikelidir. Peki hangi durumlarda tehlikelidir:

Eğer eğitim almamış, deneyimsiz ellerde yapılıyorsa çok tehlikelidir. Endikasyonsuz hastalara ameliyat yapılıyorsa tehlikelidir. Ve hatta suçtur. "Hastalık değildir” gibi YANLIŞ düşünce ile sadece ESTETİK amaçlı yapılır ise tehlikelidir.

İnanılmaz bilgi kirliliği var

Doğru hasta, doğru hekim, doğru hastanede bu işin riski çok düşüktür. Kamuoyuna yansıyan bu ve benzeri istenmeyen, üzücü haberler gerçekten hasta olan, ihtiyacı olan hastaları korkutur ve bu tedaviden uzaklaştırır.

Obezite cerrahisi inanılmaz bilgi kirliliği olan; herkesin kuralsız cirit attığı bir alan haline geldi. Bunda başta biz doktorların, sonrasında bu işle ilgili derneklerin kusuru var. Hatta Sağlık Bakanlığı'nın dikkatle izlemesi gereken bir alan. Obezite DEV bir sorun. Bu sorunun çözümü de popüler yöntemlerde değil, bilimsel yöntemlerde saklıdır.

Tüm cerrahlar obezite ameliyatı yapmalıdır. Çünkü 2 milyon kişi tedavi bekliyor! Ama her şeyde olduğu gibi, bu tekniğin eğitimini almadan asla olmaz! Obezite cerrahisinde eğitimli ellerin neşter tutması çok ama çok önemli

Doç. Dr. Aziz Sümer

Genel ve Obezite Cerrahisi Uzmanı

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi

Antalya OFM Hastanesi Cerrahi Direktörü

http://www.azizsumer.com/

email:drazizsumer@gmail.com

İletişim: 0 536 649 78 02

Yazının devamı...

Daima gülüyorlar ama mutlular mı?

Yaşamın en önemli hedefi mutlu olabilmektir. Mutluluk tanımı ve kriterleri toplumlara, kültürlere, yaşa, eğitim seviyesine ve ekonomik duruma göre değişebilir. Savaştan dolayı yurdundan kopan mülteciler için, çadır ya da sudur mutluluk. Veya yaşamak için bir kara parçasına göç yolcuğudur. Kimi için, bir yuva ve bir kase sıcak çorbayken mutluluk, kimi için sağlıklı nefes alabilmektir. Gelelim obezite ve mutluluk ilişkisine. Bu kadar "normal kilolu" insan arasında yaşayan obez insanlar mutlu mu? Bu soruya yanıt arayalım.

Şen şakrak görünüyorlar

Çevremizde tanıdığımız obez insanların çoğu şen şakraktır. Dışarıya inanılmaz bir özgüven yansıtırlar. Esprili, sıcak ve çok mutlu görünürler. Göz önünde olan bir çok obez olan sanatçı da mutluluk tablosu çizer. Gerçekten de böyle mi? Obez insanlar çok mu mutlu? Eğer şişmanlık mutluluk kaynağı ise normal kilolular bir an önce şişmanlamalı! Öyle mi? Tabii ki gerçekler farklı. Mutluluğu etkileyen onlarca ve hatta yüzlerce faktör var. Obezite bu faktörlerden biri değil. "Obezim ama mutluyum" çok inandırıcı gelmiyor. Obez bireylerin yüzde 40'ında en az 1 psikopatoloji bulunuyor. Anksiyete, kaygı, depresyon gibi birçok psikolojik rahatsızlığa sahip olma ihtimalleri var. Ama bunlardan en önemlisi kaygı. Hayatından endişe eder obez insanlar hayli fazla. Kiloya bağlı uyku apnesi olan biri, her gece uyanamama korkusu ve kaygısıyla uyumaya çalışır. Her an ayağı takılıp düşecek korkusu yaşar. Çocukları olan obezler "onların büyümesini görebilecek miyim" kaygısı taşır. Şekeri, tansiyonu vardır. Dizleri artık bu kadar ağır yükü kaldıramıyordur. Bırakın çocukları ile parkta oynamayı, eğilip ayakkabısının bağını bile bağlayamıyordur.

Ölüm korkusu yaşıyorlar

Ölüm korkusu yaşar obezler. Komşusu obezdir ve kalp krizinden ölmüştür. Başka bir arkadaşı beyin kanaması geçirmiştir. Diğer tanıdığının kiloya bağlı bel fıtığı vardır. Kendisi de adaydır bu hastalıklara. Tedavi olmak ister. Obezite cerrahisi vardır. Ama bu cerrahi hakkında kafalaları karıştırılır. Medyada yer alan kimi ölüm ve komplikasyon haberleri hemen obezite cerrahisine bağlanarak büyütülür, gözlerine sokulur. Dolayısıyla tedaviden de korkmaktadır. Bu kadar kaygının ve korkunun olduğu bireyler mutlu mudur? Aslında cevabı çok zor bir soru. "Obezitenin mutluluk üzerine etkileri var mı?" sorusuna aranan yanıtta Bilim dünyası farklı fikirlere sahip.

Obezler çok varlıklı da olsa mutsuz!

2015 yılında Avusturya, Almanya ve İngiltere'de yapılan bir araştırmada, "öznel iyilik hali"nin kiloyla orantılı değişken olduğuna değiniliyor. Öznel iyilik hali ile sağlıklı olmak arasında fazla kilolu,(Vücut Kitle İndeksi 25-30 arası olanlar) ve hafif obez bireylerde pozitif bir bağlantı var. Ancak morbid obezlerde yani hastalıklı şişman olanlarda öznel iyilik hali ve mutluluk skoru, bireyin ekonomik durumundan bağımsız olarak azalıyor. Yani ister zengin olsun ister fakir, hastalıklı şişman olan bireylerde kaygı, korku artıyor ve mutluluk, iyilik hali gittikçe azalıyor. Sadece hastalık ve ölüm gibi kaygıların nedeni değil obezite. Mutsuzluğun da nedeni. Obez bireyler toplumda kabul görmüyorlar. Estetik görünüm üzerinde kurulan bir pazar ve yaşam şekli olan sözde modern dünyada; obez bireyler ister istemez toplumdan dışlanıyorlar. Beğenilme arzuları ile sosyal çevreden gelen negatif etkiler kendilerine olan güvenlerinin ve saygılarının azalmasına neden oluyor.

Korkutan araştırma sonuçları

2010 yılında yapılan bir bilimsel çalışma tüyler ürpertici. Şeker ile tatlandırılmış gazlı içeçek ve fast food tüketiminin çocuklarda mutsuzluk nedeni olduğunu iddia ediyor bu araştırma. Taiwan'da okul çağı çocuklarının yüzde 38'inde psikolojik ya da davranış problemleri saptanmış. Çocukları fast food ve şeker katkılı içecek tüketim alışkanlıklarına iten en önemli faktör anne ve babaların da bunları tüketmesi olarak belirlenmiş! Bu beslenme şeklinin çocuklarda mutsuzluk nedeni olduğu saptanmış. Yani çocuk , anne babasını örnek alıyor. Doğru beslenme alışkanlığını çocuklarınıza baskı ile öğretemezsiniz. Siz doğrusunu yapın kafi. Zaten çocuklarınız sizi taklit edeceklerdir. Araştırmada kırsal alanlarda yaşayan çocukların daha mutlu olduğu saptanmış. Çünkü fast food yok, şekerli içecekler daha az. Çocuklarda mutsuzluğun en önemli nedenlerinden biri de modern kent yaşamı. Gürültü, kirlilik, güvenlik, kalabalık ve benzeri faktörler mutsuzluktaki en önemli nedenler olarak gösteriliyor. Tabii ki beslenme alışkanlıkları da.

Kilo verenler özgüven patlaması yaşıyor

Obezitenin toplum tarafından bir hastalık olarak görülmemesi, obez olan bireye bakışı da etkiliyor. Obezlere mobbing uygulayan bir toplum ortaya çıkıyor. Ve sonuç mutsuzluk. Obezlerin hepsi mutsuzdur diyemeyiz. Ama obezitenin mutsuzluk üzerine etkileri var. Öznel iyilik halini azaltıyor bireyin. Çevremizde gördüğümüz tüm obez bireyler şen şakraklar. Çok mu mutlular? Yoksa mutluluk oyunu mu oynuyorlar? Cevabı zor soru.

Kesin olan ise obezite cerrahisi ile ideal kilolarına ve sağlıklı yaşamlarına ulaşan bireylerin daha mutlu oldukları, özgüvenlerini kazandıkları. Hatta özgüvenlerini geri kazanmak ile kalmayıp özgüven patlaması bile yaşadıkları. Sosyal medyada neden devamlı hastalar, kilo verdikten sonra, "öncesi" ve "sonrası" fotoğraflarını paylaşıyorlar sorusuna en güzel cevap bu sanırım. Bu saçma soruyu soran normal kilolu anormal insanlara bir mesaj veriyorlar. Önceden sadece yüzlerini profil resmi yapanlar, kilolarından utananlar, "biz de normaliz ve artık biz de sağlıklıyız" diyorlar bağıra bağıra.

Doç. Dr. Aziz Sümer

Genel ve Obezite Cerrahisi Uzmanı

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi

Antalya OFM Hastanesi Cerrahi Direktörü

http://www.azizsumer.com/

Yazının devamı...

Obez insanlara mobbing

Mobbing kavramı ilk olarak hayvan davranışlarını inceleyen bir bilim adamı (etolojist) olan Lorenz tarafından tanımlanmıştır. 1960’larda bir grup küçük hayvanın daha büyük, tek bir hayvanı (bir grup kazın bir tilkiyi) korkutmak için yaptıkları saldırıları gözlemlemiş. 1972’de ise Heinemann, ders sırasında küçük gruplardaki çocukların genelde tek bir çocuğa karşı zararlı davranışları tanımlamak için mobbing kavramını kullanmıştır. Önlem alınmazsa arkadaşlarınca şiddet gören bireylerin intihar edebileceklerine dikkat çekmiş. Sonra mobbing kavramı sadece iş ortamlarındaki tacizler ile anılır oldu. Ama gerçekler öyle değil.

Toplumlarda özellikle büyük gurupların küçük guruplara isteyerek ve istemeyerek her alanda mobbing yani taciz uyguladığı bir gerçektir. Obez ya da morbid obez bireyler de hayatlarının her anlarında bu tür tacizlere maruz kalmaktadır.

Obez bireylere taciz aslında evde başlar. Özellikle çocukluk çağında. Birçok ebeveyn ilk başlarda yanlış beslenme alışkanlıkları ile çocuklarını tıka basa doyurmaya çalışırlar. Bol kalorili besinler ile beslerler. Bir müddet sonra çocuk fazla kilo almaya başlayınca da bu sefer ağzını tut yeme tenkitleri gelir. Mobbing başlamıştır. Az ye, onu yeme, bunu yeme, koş, spor yap ile devam eden tacizlerin ardı arkası kesilmez.

Alaycı gülümsemeler

Aile içi mobbing okulda ve arkadaş ortamında devam eder. Çocuklar çok gerçekçidir. Bu gerçekçi özellikleri bazen çok yıkıcı, rencide olabilir. Şişko kavramı ile okulda ve arkadaş ortamında tanışırlar. Oyunlara alınmazlar. Alaycı gülümsemeler ile taciz taçlanır.

Sadece çocukluk çağı obezleri değil, yetişkin obezler de ciddi tacize maruz kalırlar. İş yerinde, toplu taşıma araçlarında, özellerinde, ailelerinde bu hor görülme onları bazen canından bıktıracak hale getirir.

Alış verişe gidemezler. Gittikleri yerlerde tüm gözler üzerlerindedir onların. Bedenlerine uygun kıyafet bulmaları zordur. Bazen kendini bilmez tezgâhtarların alaycı bakışlarına maruz kalırlar. Bazen sözlü aşağılamalar ile uğraşmak zorunda kalırlar.

Zordur obezler için hayat toplumda.

Toplu taşıma araçları onlara göre yapılmamıştır. Uçak koltuklarına sığmazlar. Acil çıkış verelim size derler tabii ki ek ücretle. Aslında şişmansın ve buna müstahaksın fikrini hisseder birçok obez. Kamusal alanlar onlar düşünülerek düzenlenmemiştir. Bir kamu kurumunda oturabilecekleri koltuk bulmak da zordur onlar için. Birçok hastanenin dahi muayene sedyesine sığamazlar. Onların yatabileceği yataklar, ameliyat masaları yoktur. Çok kilolu olanlar MR ya da tomografiden bile yararlanamazlar. Bunlar aslında obezler için kamusal mobbingdir. Son dönemlere kadar taşınabilecekleri bir ambulansları dahi yoktu. Sağlık bakanlığı obezite ile mücadele kapsamında bu açığı kapatarak obez ambulanslarını hizmete soktu.

Tabiî ki bu mobbinglerin birçoğu istem dışı uygulanmaktadır. Çünkü toplumda obezitenin hastalık olmadığı algısı hâkimdir. ‘’Şişmanlamış ise kişinin kendi suçudur, cezasını çekmelidir’’ gibi anormal bir düşünce hâkimdir.

Ama unutulmamalıdır ki; obezite bir hastalıktır. Nasıl ki bir barsak kanseri, bir meme kanseri olan birey suçlanamaz ise, obez bireylerde hastalıklarından dolayı suçlanamazlar. Kendi ellerinde olmayan bir hastalık yüzünden toplumsal baskıya ve mobbinge maruz kalamazlar..

Bilinçli ya da bilinçsiz obez bireylere uygulanan mobbingi önlemenin ilk kuralı bunun hastalık olduğunun kabul edilmesidir. Bundan sonra önce aile bireylerinden başlanarak, arkadaş çevresi, kurumlar, belediyeler ve devlet obezlerin ihtiyaçlarına yönelik çalışmaları başlatmalıdır.

Morbid obezite bir hastalıktır. Güncel modern tıpta morbid obezitenin tedavisi bariatrik cerrahidir. Hastalar çaresiz değiller.

Doç.Dr.Aziz Sümer

Genel ve Obezite Cerrahisi Uzmanı

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi

Antalya OFM Hastanesi Cerrahi Direktörü

http://www.azizsumer.com/

email:drazizsumer@gmail.com

İletişim: 0 536 649 78 02

Yazının devamı...

Kanserde aşırı kiloya dikkat!

4 Şubat Dünya Kanser Günüydü. Bu amansız hastalık geçen hafta toplumun gündemindeydi. Dünyanın en önemli problemi kanser fakat obezite de aynı ölçüde insanlığı tehdit ediyor. En önemlisi bazı kanser türlerini tetikliyor. Rakamlar ürkütücü boyutta. Dünya sağlık örgütü (WHO) verilerine göre 1.7 milyar insan fazla kilolu, obez yada morbid obez. 200 milyon erkek ve 300 milyon bayan obezite hastalığından muzdarip. Tüm dünyada yıllık 300 milyar dolar zayıflama ürünlerine,bitkisel ilaçlara, egzersiz programlarına harcanıyor. Buna rağmen obezite sıklığı paradoksal bir biçimde artmaya devam ediyor. WHO verilerine göre 2012 yılında 14.1 milyon yeni kanser vakası saptanmış, 8.2 milyon kişi kansere bağlı olarak hayatını kaybetmiş ve 32.6 milyon birey de kanserle yaşıyor.

Obezite kansere yol açar mı?

Obezitenin kansere yol açtığı bilimsel verilerle ile kanıtlanmış. Aşırı şişmanlık, başta gastrointestinal (mide-barsak sistemi) kanserler olmak üzere, jinekolojik ve meme kanserlerine neden olan kronik inflamatuar bir hastalıktır. Yağ dokusu çok önemli bir endokrin (hormon salgılayan) organdır. Yağ dokusundan çok sayıda serbest yağ asitleri, kemokin, adipositokin gibi metabolik ve inflamatuar mediatörler salgılanır. Ayrıca yağ dokusu kaynaklı leptin, adiponektin, insülin benzeri büyüme faktörü ve ghrelin gibi n polipeptidler de salgılanmaktadır.

Tedaviyi olumsuz yönde etkiliyor

İngiltere’de Dünya Kanser Araştırma Fonu (World Cancer Research Fund) obezite ile ilişkili dokuz kanser türü olduğunu ve obezitenin bu kanserlerin oluşmasında yüzde 4-38 oranında etkisinin olduğunu belirtiyor. Nedir bu kanser türleri? Yemek borusu, kalın barsak ve rektum , safra kesesi, pankreas, meme, endometrium (rahim) yumurtalık, prostat ve böbrek kanserleri.

Obezite hem kansere neden olmakta, hem de kanser tedavisini olumsuz yönde etkilemektedir. Örneğin obezite ve fazla kilolu olmanın meme kanseri için kötü bir prognostik faktör olduğu gösterilmiştir. Obez olan meme kanseri hastalarının kemoterapi ya da radyoterapiye verdiği yanıt daha kötüdür.

Hem obez hem kanser olmak!

Obezite bu kadar ciddi bir problem iken ve kanser kadar tehlikeli iken, toplumuzdaki obezitenin hastalık olamadığı algısı maalesef tedaviyi geciktirmektedir. Böylece obez bireylerin hem kansere yakalanma riski artmakta hem de kanser tedavisindeki başarı oranı azalmakta. Bir kişiye kanser tanısı koysanız hemen tedavi olmak için doktor ve hastane araştırmaya başlar. Aynı kişiye sen morbid obezsin (hastalıklı şişmanlık) tedavi olma lazım dediğinizde ama benim şikayetim yok demekte maalesef.

Ne yazık ki; toplumda bazı meslektaşlarımız dahi bu bilimsel verilerden bihaber olup obezite cerrahisini her fırsatta kötüledikleri için; obezitenin hastalık olduğu algısını toplum tarafından kabul edilmemekte,. Obezite ve tedavisi konusunda herhangi bir uzmanlığı, deneyimi ve bilgi birikimi olmayan; sadece ve sadece reklam peşinde koşarak kendi yazdığı zayıflama ve bitkisel tedaviler ile ilgili kitaplarının satışını arttırma peşinde olanlar; toplumun sağlığı ile ciddi derecede oynuyorlar. Bilimden sapmamak lazım. Bilim en doğru yolu gösterir insanlara. Bilimden uzaklaşan toplum umut tacirlerinin eline terk edilmiş olur. Bu konuda herkesin duyarlı olması lazım.

Doç. Dr. Aziz Sümer

Genel ve Obezite Cerrahisi Uzmanı

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi

Antalya OFM Hastanesi Cerrahi Direktörü

http://www.azizsumer.com/

email:drazizsumer@gmail.com

İletişim: 0 536 649 78 02

Yazının devamı...

Aşırı kilo anne olmaya engel mi?

Obezite dünyada salgın boyutuna ulaştı. ABD’ nin obeziteye bağlı sağlık harcalamaları 200 milyar doları aşmış durumda. Hal böyle iken bilim adamları ve sağlık otoriteleri obezite probleminin nasıl çözüleceği konusunda ciddi araştırmalar yapmaya başladılar.

Obezite bir çok hastalığın nedeni. Yandaş hastalıkların temelinde yağ dokusundan salgılanan bazı maddelerin (adipokinler, hormonlar, sitokinler) neden olduğu bilimsel olarak kanıtlandı. Bu hastalıklar arasında en önemlileri tip 2 şeker, yüksek tansiyon, karaciğer yağlanması, reflü ve kanser. Obezitenin neden olduğu en az bu hastalıklar kadar önemli diğer bir problem de kısırlık yani infertilite.

Kısırlığın nedeni mi?

Normal üreme yaşındaki çiftlerde, cinsel ilişki durumunda aylık gebe kalma oranı yüzde 25’dir. Bu oran 1 yıl sonunda yüzde 85, 2 yıl sonunda ise yüzde 90 civarındadır. Herhangi bir doğum kontrolü yöntemi kullanmayan bireylerde, 1 yıl düzenli ilişkiye rağmen gebe kalamama durumuna infertilite yani kısırlık denir.

Kısırlık yaklaşık yüzde 30 erkek, yüzde 30 kadın ve yüzde 30 ise her iki cinse bağlı olarak meydana gelir. yüzde 10 ise yapılan testler ile gebeliğe engel olan herhangi bir problem tespit edilemez ve bu grup “açıklanamayan kısırlık” olarak adlandırılır.

Doğal gebeliği engeller

Obezite ile kısırlık arasındaki bağlantı iyi tanımlanmıştır. Obezite hem doğal gebeliği engeller hem de tüp bebek tedavisi başarı şansını düşürür. Hayvan ve insan çalışmaları obezitenin hipotalamus-hipofiz-over aksındaki endokrin işlemlerinin hepsi üzerinde olumsuz bir etkiye neden olduğunu gösteriyor. Vücut kitle indeksi artıkça adet düzensizlikleri, yumurtlamama (anovulasyon) artmakta. Obezite sonucu ortaya çıkan insülin direnci polikistik over sendromu oluşmasına neden olur. Obezite serbest androjenlerin artmasına ve cinsiyet hormonu bağlayan globulinlerin azalmasına neden olarak serbest dolaşan testosteron miktarını arttırır. Ayrıca obez kadınlarda LH salınımı ve progesteron ürünlerinin salınımı azalır. Bu değişiklikler adet düzensizliğine neden olur. Üstelik bu değişiklikler kadınlardaki yumurta kalitesini de düşürür. Obezite döllenme olsa dahi rahim iç yüzünde değişikliklere neden olarak embriyonun rahim duvarına tutunması engeller.

Obezite erkeklerde de kısırlık nedeni. Sperm (döl) kalitesi bozulur. Ayrıca obezitenin neden olduğu şeker hastalığına bağlı cinsel problemler, iktidarsızlık da kısırlık nedeni olabilir.

Gebelik ve şeker

Obez kadınlar gebe kalabilirler. Ancak; obez olup gebe kalan bireylerde obeziteye bağlı oluşan değişiklikler sonucu ve embriyodaki insülin direnci düşük riski yaratır. Obez gebelerde gebeliğe bağlı şeker hastalığı olasılığı artar. Ayrıca obez bireylerin çocuklarında da hormonal bozukluklar ortaya çıkabilir. Obez bireylerde normal doğum ve sezaryen ile doğum riskleri de normal kilolu kadınlara göre daha yüksektir.

Cerrahi yöntemlerle annelik şansı

Obezite cerrahisi ile kilo kaybının üreme hormonları ve fonksiyonlarını düzelttiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Üreme çağında kısır olan obez bireylere obezite cerrahisi önerilmektedir. Obezite cerrahisi sonrası kısırlığın nasıl tedavi olduğuna dair çeşitli mekanizmalar öne sürülmektedir.

1-Obezite cerrahisi sonrası adet düzensizlikleri azalır. Hastalar daha düzenli adet görmeye başlarlar.

2-Obezite cerrahisi ile yumurtlama (ovulasyon) fonksiyonları düzelir.

3-Obezite cerrahisi ile erkeklerde sperm (döl) kalitesi de artar ve kısırlık tedavi olur.

Obezite cerrahisi ile kısırlığın azaldığını gösteren en önemli çalışmalardan biri Milone ve arkadaşlarının Obesity Surgery dergisinde 2016 yılında yayınlanan çok yeni çalışmalarıdır. Bu çalışmanın sonuçları kilo kaybı ile gebe kalma başarı oranı arasındaki ilişkiyi çok net olarak ortaya koyuyor. Bu çalışmada kısır olan obez kadınlar ameliyat edilmiş. Obezite cerrahisi sonrası kısır olan kadınların yüzde 58’inde sağlıklı gebelik oluşmuş. Diğer meta analizlere bakıldığı zaman obezite cerrahisinin kısırlık tedavisindeki başarı oranı yüzde 22 ile yüzde 92 arasında bulunmuş.

Obezite hem kadınlarda hem de erkelerde kısırlık yani infertiliteye neden olur. Bu nedenle; üreme çağında olup çocuk sahibi olmak isteyen obez bireylerin, obezite ile ilgilenen sağlık profesyonellerinden yardım alması gerekir. Unutulmamalıdır ki; obezite çok ciddi bir hastalıktır ve diğer hastalıklara da neden olur.

Doç. Dr. Aziz Sümer

Genel ve Obezite Cerrahisi Uzmanı

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi

Antalya OFM Hastanesi Cerrahi Direktörü

www.azizsumer.com

email:drazizsumer@gmail.com

İletişim: 0 536 649 78 02

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.