SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

‘Ayağımıza kurşun sıktık’

Galatasaray’daki baskın seçim ve sonuçları hakkında fikrim var elbette... Ama fikrimi yazıp tepki alacağıma Galatasaray’ın “vicdanı” Hayri Kozak ağabeyimize sorarım dedim.
Hayri Abi, gerçekten vicdanıdır Galatasaray’ın... Hatalı yöneticiler için “vicdan azabı” olduğu gibi, bir liseli olarak “vicdanın sesidir”.
Ve sözünü esirgemez:
***
- Hayri Abi seçimi yorumlar mısın?
“Bu seçim, kararından itibaren yanlış bir seçimdir. Kokusu en geç ligler başlarken çıkar. Yapılmaması gereken bir seçimdir. İki yılını doldurmuş büyük başarılara imza atmış bir yönetim vardı. Başkan arkadaşlarına da danışmadan paldır küldür seçime gitti. O adamlar aydan gelmedi. Onları da kendisi seçmişti.
- Katılım az değil mi?
“Aslında Galatasaray tarihinde en çok forse edilen seçimdi. Otobüs hizmetleri verildi, ikramlar yapıldı. Buna rağmen ilk başkan olduğunda 2988 oy alan sayın Aysal 1404 oyda kaldı. Katılım son derece düşüktür.!
- Nasıl olsa başka aday yok diye mi?
“Hayır. Sadece o sebeple değil. Doğru okumak lazım. Galatasaraylılar bu şekli benimsemedi. Kabullenemediler. Neticede yine başkan oldu ama huzurlu bir dönem olmayacak.”
- Yönetimi profesyonelleştirmek için mecburdu ama...
“Profesyoneller seçilirken çok hassas davranılmamıştır bence. Sadece başkana danışarak kulübü çok iyi yönetecek bir profesyonel kadro olduğuna asla inanmıyorum.”
- Terim nasıl hissediyordur kendisini?
“Terim’in kendisini zorluk içinde gördüğü kesin. Başkanla ilişkilerinde hep mıcırlı bir yol vardı. Suni sohbetler falan... İdare ediyorlardı. Yeni dönemde başkan direk bana bağlı diyor. Bu pratikte imkansızdır.
Kulüp yönetmek bir fabrika ya da iş yeri yönetmekten farklıdır. Ancak çok deneyimli bir CEO yapabilir. Muhtar Kent’in yaptığı bile daha kolay; o yalnız Coca Cola’ya bakıyor. Burada şirket, dernek, takım, taraftar...
- Karamsarsınız Hayri Abi...
“Evet. Çünkü Başkan kendi ayağına kurşun sıktı. Kulübün maddi durumu dert bitmiş her şey kontrol altında değil zaten. Bir broşür yollamışlar; kulübün gelirleri TL, borçlar Dolar. Neden? Dolar 1,5 lirayken 400 milyon lira borcun 300 milyon olur, Dolar 1,95 olunca borcun 200 milyon dolara düşer. Borcumu düşürdüm dersin. Bu seçimin gelişimi hızlandırmak yerine engellemesinden korkarım.”
***
Benzer şekilde düşünüyordum ama asla Hayri Kozak kadar sert ifade edemezdim.
İşler kötü giderken düzeltmek için risk alınması normaldir, ancak Galatasaray işlerin en iyi zamanında riske girdi. İşadamı için denenmiş ve başarılmış yöntemler bakalım kulüpler için de geçerli mi?

Yabancı sorunu

-Evladım seni uyarmıştım artık televizyon yok, odana git haftalardır atlattığın ödevini yap.
-Madem televizyon yok, şu diziyi internetten seyredeyim. Ödevimi haftaya yaparım. Ama yaptığımda pirim isterim.
Geçen sene “peki” dedikleri “yabancı futbolcu sınırlamasına” şimdi “hayır” diyen, ya düzenin aynen sürmesini ya da AB ülkelerinden ithalatın serbest olmasını talep eden, alt yapıdan futbolcu yetiştirdiklerinde ise pirim isteyen kulüplerimiz, aynen yukarıdaki veletin durumunda. Bir şekilde uzlaşılır ama haklı oldukları anlamına gelmez.

Doğruysa, rezaletin daniskası

Doğru olabilir mi?.. Umarım değildir.
Beşiktaş’ın kaptanı İbrahim Toraman, aslında kulüple mukavelesini uzatmış, lakin bir nüshasını kendisine almayıp kulüpte bıraktığı için hukuki durumu Beşiktaş’ın insafına kalmış!..
Sportif sorumlu Önder Özen aday teknik direktörler arasında gezinirken İbrahim’i istemeyen hoca ile anlaşırsa, Beşiktaş sözleşmeyi yırtıp atacakmış.
Kaptan’ı isteyen teknik direktör olursa bir nüshası İbrahim Toraman’a!..
Doğruysa, rezaletin daniskası. İbrahim Toraman, sözleşmenin bir kopyası ile beraber arabasının anahtarını da kulüpte unutsaydı, arabayı satarlar mıydı acaba?

O bir Galatasaraylıydı
Hayatımda tanıdığım en yalın insandı... Mantık yerine kompleksler marifetiyle edinilmiş bir tane uyduruk prensip bulamazdınız onda. Her yemeği iştahla yer, her yere keyifle gider, herkesle sohbet arkadaşı oluverirdi.
Birkaç olmazsa olmazı vardı tabi...
Adalet, doğruluk, alçak gönüllülük, tok gözlülük gibi modası geçmiş şeyler!..
***
Bir de Cumhuriyet’in ilkeleri.
Cumhuriyetle doğmuş, öksüz ve yetim kalıp Cumhuriyete emanet edilmiş, okumuş, yargıç olmuştu. Türkiye Cumhuriyetine derin bağlılığı, özeni, vefası bu yüzden olmalıydı.
Ve empoze etmeyen, dikte etmeyen, nasihat çekmeyen, sadece dingin yaşamıyla, tükenmeyen okuma öğrenme açlığıyla, soğukkanlı vatan sevgisi ile belirgin hale gelen Atatürkçülüğü. O kadar ki, hastanede bile Anıtkabir’i gören oda isterdi.
***
Ailesi ve doğum yeri Düzce dışında bir tek tutkusu vardı:
Galatasaray.
Son şampiyonluk turuna çıktığında galiba 84 yaşındaydı. Geçtiğimiz iki sezonu sokaklarda kutlamaya gücü yetmemişti. Ama benden sıkı takip ederdi transferleri, Terim’i, yöneticileri... Maç kaçırmazdı. Yorumları sektirmezdi.
28 sene önce ilk rastladığımda bana hangi takımı tuttuğumu sormuştu hemen. Önceden tembihli olsam da “Galatasaray” diyemedim. Çünkü şaşırmıştım. Kızını istemeye gittiğimde böyle bir soru beklemiyordum doğrusu!
***
Rahmetli Hilmi Çağalı yarı ömür kayınpederimdi.
Çok şey öğrendim ondan.
İnsan, hırslı olmadan, kimsenin üzerine basmadan, öğrenerek, saygı göstererek de mutlu bir yaşam sürebilirdi mesela.
Elbette, kınından çıkmış bir kılıç kadar yalın doğrulukla...
***
Kelebeğin kanat çırpışı misali uçtu gitti; üzerine serilen Türk Bayrağı ve Galatasaray atkısı ile koskoca ömrünü özetleyerek...
O kadar yalındı.
Bizler çok üzüldük.
Galatasaray bir eksildi.
Galatasaray’a kelebek etkisi, bize fırtına.
Arayan, acıya ortak olan dostlara selam olsun.

Yazının devamı...

İki günlük F.Bahçe G.Saray derbisi !

Schalke, Fenerbahçe’nin dublörü... BATE, Galatasaray’ın vekili... Aslında bu bir Fenerbahçe - Galatasaray mücadelesi!..
Hem de kıyasıya ve hayati. Etkileri Cumhuriyet’in yüzüncü yılına kadar sürecek belki.
Evet... Tarihin en “sıra dışı”, en “fantastik” derbisi oluyor bu:
İki ayrı kıtada oynanacak.
Bir devre bugün, bir devre yarın, iki gün sürecek.
Kazanan hepsini alacak;
Kaybedenin elinde iki tartışmalı adam kalacak!
Nasıl mı?..
Galatasaray’dan başlayalım.
Takıma Türkiye koşullarının üzerinde yatırım yapmışlar.
Çünkü Galatasaray, yıpranmış, duraklama devrine girmiş ezeli rakibi kendi içindeki sorunlarla uğraşırken arayı açıp Fenerbahçe’yi geride bırakma niyetinde.
Doğru zamanlama, akıllı tercih! Bu bir stratejidir. Herkesin saygı duyması gerekir.
Ancak “geri tepmemesi için” Galatasaray’ın, Avrupa’da yürümesi gibi bir şart var. Hatta mecburiyet!

Tersini düşünelim. Aksilik oldu. Schalke ile kapandı defter!..
Yandı gülüm keten helva!
O anda Sneijder ve Drogba çok pahalı fanteziler haline gelmez mi?
Sorgu/sual, Galatasaray’ın “rakibi ekarte etme stratejisi” başlamadan bitmez mi?
Terim’den, Aysal’a kadar milyonlarca çatık kaş da ekstrası.
Aslında kime yenilir Galatasaray?

Fenerbahçe’ye gelince...
Söz vermiş yapamamış, almış satamamış, satmış geri almış, hocası istifadan dönmüş, başkanı hapisten çıkmış, şaşkın durumda bir takım.
İki hafta öncesine kadar ligden bile ümidi kalmamış.
Kredi bitmiş.
Vebali Başkan Aziz Yıldırım ve Teknik Direktör Aykut Kocaman’ın omuzlarında herkesin bildiği gibi...
Şimdi, Avrupa tek barış çubuğu.
Ya taraftarıyla karşılıklı tüttürecek büyük bir keyifle... Ya da Fenerbahçe’nin dumanı tütecek!
Başkan ve Hoca’ya “kırk katır mı kırk satır mı” teklifi yapılmayacak mı BATE yenerse?
Dağılmayacaklar mı, darılmayacaklar mı? Kim kazanmış olacak en ilginç derbiyi?

Puan değil yaşam söz konusu bu işte.
Evet, yaşam... İki dev takımın nerede nasıl ve hangi kalitede bir yaşam sürecekleri “iki günlük derbinin” skor tabelasında yazacak inanın.
O zaman, tarihin en sıra dışı derbisi var önümüzde!
Bundan daha kazanmak mecburiyetinde oldukları bir derbi var mıydı Fenerbahçe ile Galatasaray’ın?
İster “futbolun cilvesi”, ister “kader” deyin; iki maç tek amaç...
Galatasaray kazanırsa planları bir adım daha gider.
Fenerbahçe kazanırsa olduğu yerde kalır hiç yoksa.
Kaybedende taşlar yerinden öyle bir oynar ki, o taşları yerine koymak yeni stat yapmaktan beter.
Benim gönlümden geçen beraberlik!.. İkisi de kazansın, fantastik derbi berabere bitsin, yarış sürsün.

Yazının devamı...

İşte “büyük” kulüp

Para, tesis, transfer, vizyon, milyonlarca taraftar tamam da “büyük” olmak başka!.. Yürek, duygu, sevgi de olacak büyük kulüpte.
Aslında her şeyden önce... En başta.
Hangisi kurulduğunda daha fazlasına sahipti ki?
Önce yürek, duygu, sevgi vardı. Gerisi kendiliğinden geldi.
Ne zaman ki işin içine büyük paralar girdi... tesis, transfer, vizyon ve taraftar büyürken “büyük kulübü” büyük yapan unsurlar ikinci plana itildi.
O yüzden “manevi” büyüklüklerini gösteren kulüplere bir başka sıcaklık duyuyor insan.

Son örnek Galatasaray... Kendisine canı gönülden sevgiler ve saygılar.
“Van için 1’iz” tişörtleriyle Van depreminin kötü anılarını silmek üzere bu vatan toprağına basketbol çıkartması yapan, akıl eden, mesai veren herkese teşekkürler.
Laf olsun diye değil.
Oraları ve ihtiyaçlarını bilen biri olarak söylüyorum bunları. Her “büyük”e tavsiye eden biri olarak.
Ve birazını başarmış bir gazeteci olarak ki, en gurur duyduğum işlerimdir.

Emir Sarıgül’e, Sedat Doğan’a, Arıboğan’a da bravo.
Kim bilir moral vermek için gidip kaç kat moralle döndüler.
Lutfi Arıboğan çok iyi bilir Anadolu’nun hasretini ve hasletlerini...
Tüyleri diken diken eden salt sevgisini.
Kendisi Futbol Federasyonu’nda görevli, Fatih Terim Milli Takım Teknik direktörü, rahmetli Gündüz Tekin Onay hocam da sağken hep birlikte gitmiştik Van’a ve hep birlikte ağlamıştık Vanlı çocukların sevgi çığlıklarına.
Benim hâlâ kulaklarımdadır çınlaması.

Galatasaray’ın Van ziyaretinde bulunmadım, ama tahmin edebiliyorum.
Getirisini ise adım gibi biliyorum.
Benden söylemesi; böyle jestler o bölgeye yapılan fabrika kadar değerlidir insanlar için.
Önemlidir.
Varsa şüpheleri, kendilerini yine birinci sınıf vatandaş hissettirir.
Bir kulübü büyük yapan yaşadığı topraktaki insanlar ise büyük kulüplerin boynunun da borcudur bunlar.
Fenerbahçe’yi, Beşiktaş’ı, Trabzonspor’u, Bursaspor’u da görmek istiyoruz bozkırlarda.

“Enişteler” Diyadin’i öptü

“Bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü” diye bir laf var ya... İşte o hesap Kasımpaşa Teknik Direktörü Metin Diyadin’in işine son verilmesi.
Bir de öpseydiniz bari.
Daha ligin beşinci haftası. Kasımpaşa zirvelerde uçuyor. Beşiktaş’ı, Fenerbahçe’yi altta bırakmış, lider Galatasaray’dan sonra ikinci geliyor.
Tarihi başarı yani.
Ve tarihi hata:
“Hadi hoşça kal”
Neden?
“Diyadin, Kasımpaşa’nın vizyonuna az geliyor”!..
Ayıptır ama!

Danıştay’da dava açsa kazanır Metin Hoca.
Süper Ligimizdeki tüm hocalarımızdan “kınama” beklerdim ben.
Federasyondan sorgulama.
Derneklerden yaptırım.
“Yerine ünlü biri gelecekse katliama gözümü kaparım” demeyen taraftarlardan eylem...
Daha çok beklerim!
Gündem; güce tapmak maalesef.
Kasımpaşa dokunulmaz. Laf etmek sıkar biraz. Üstelik boş koltuk var orada şu anda!..

Ya Medya?
Fatih Terim’in su bardağı devrilse, Mustafa Denizli’nin arkasında yönetici somurtsa, bir yönetici Aykut Kocaman’ın yanından hızlı geçip saçını uçursa “yılın olayı” haline getirip sütunlara sığamayan medya, Metin Diyadin ile hiç yemek yiyip yarenlik etmiyor galiba...
Tıs yok.

Kasımpaşa kulübüne gelince... Bu sezon en büyük transferleri, Beşiktaş’tan kaptığı dört yöneticiydi. Hepsi Beşiktaş’a başkan adayı düzeyinde dört zengin ve akil adam.
Acaip bir akıl birikimi olacak sandık Kasımpaşa’da.
Bir Yönetim Kurulu efsanesi yaratılacak diye düşündük.
Ne gezer.
İçgüveysi girdikleri kulüpte pervasız “enişte” gibi başarılı hocayı öptüler.
Onlar sebep değilse, en azından göz yumdular.
Delikanlı Kasımpaşa bile “tecrübeli yöneticileri” ile bunu yapıyorsa, dostluk, saygı, sevgi çoktan bitmişti; racon falan da kalmamış futbolda.

Yazının devamı...

Teleferik ve mimarı...


Balçova Teleferiği bugün yeniden ihaleye çıkıyor.
5 Kasım 2007’de onarım için kapatılmıştı.
O günden beri kapısı kilitli.
* * *
Teleferik denince akla Ercüment Uysal gelir.
Balçova o zamanlar köy.
Belediye olmasına karar verilir.
Yugoslavya Priştina’da doğan, Alman işgaliyle ailesiyle kaçan, Türkiye’nin ilk doktorlarından Tevfik Uysal’ın oğlu Ercüment Uysal aday olur ve kazanır.
Köy yerinde birkaç evin dışında, para-pul, tesis yok. Okumuş adam da yok.
Başkan Uysal da liseden terk ama kafası çalışıyor.
* * *
DP’den sonra Adalet Partisi’ne geçen Uysal, hükümetten destek ister.
Fikir, proje çok ama kasa boştur. Bütçe hak getire.
Yurt dışına gider, her şeyi inceler.
Teleferik görür, barajı öğrenir, “Bizde neden yok”der.
Oysa...
Balçova’da her şey vardır.
* * *
Küçük Mezopotamya olarak adlandırılan İnciraltı bölgesi, çamla kaplı tepeler, deniz ve kaynağı hiç bitmeyecek termal su.
Önce sıcak su kuyularına yönelir.
Şifalı su bol çıksın ki, yabancılar gelsin.
Teleferiğe binsin, otelde kalsın, bölge kalkınsın.
* * *
Uysal, 1963-1977 arası üç dönem başkanlık yaptı.
İkinci seçim sonrası, baraj fikrini ortaya attı.
Sel baskını bitecek, narenciyeler sulanacaktı.
DSİ’ye başlattı.
Bölgenin zirvesi Dede Dağı’na teleferiği ve bugün Ekonomi Üniversitesi’ne dönüşen otelin projesini çizdirdi.
Bir Alman firmasıyla yapımına girişti.
Araç kiralık, yol geçit vermez.
Kazma-kürek yamaca direkleri dikildi.
* * *
Baraj 1972’de, teleferik 1974’de biter.
Bölgenin turizmi için otel lazımdır.
Dağın tepesine inşaat başlatır.
Üç katlı döner otel!
Odalar altta, restoran üstte.
Olduğu yerde dönecek, 45 dakikada İzmir’i turlayacak.
Dikkat edin, 41 yıl öncesi.
Bu arada planlı kentleşme için ucuz arsa satışına başlar.
* * *
Ancak siyasi ömrü yetmez.
1977 seçimlerini kaybeder.
Sonrası kendi için çöküntüdür.
Yıllarca iş arar, doğu illerine gider.
Hatta bugünkü ESHOT atölyesinde bile çalışır.
Ölümünden kimsenin haberi olmaz.
* * *
Yokluk döneminde yapılan teleferik şimdi canlandırılacak.
Bundan önce de ihaleye çıkarılmıştı.
Ne var ki o süreç komik ve mahkemelik sonuçlandı.
Yeraltındaki metronun bahtsızlığını, havadaki teleferik yaşadı.
* * *
İhale yapılır, iş kazasız belasız biterse, 2013’de hizmete girecek.
Bu vesileyle...
Başkan Ercüment Uysal’ı rahmetle analım.
Mekânı cennet olsun.
Öğretti ki...
Her şey parayla olmuyormuş!

Yazının devamı...

Nasihat gibi maç



Mübarek; maç değil "nasihat" sanki!.. Diyor ki; "Bariz golün sayılmayabilir, hakem taç atışı yerine aleyhine gol verebilir, doğru dürüst oynarsan bahanelere sığınmaya gerek kalmaz, zafer senindir".
Evet... Fenerbahçe - Akçaabat Sebatspor mücadelesi Süper Lig'in kuyruğuna takılan "şaibelerin" ve bunları üretenlerin aslında kifayetsiz futbollarına gerekçe bulmak yerine biraz daha dişlerini sıkmaları gerektiğini olanca açıklığı ile ortaya koydu.
İlk gol konuğundu. Hem de ellinci saniyede. Üstelik top, yedek kulübesi önünde maçı seyreden Daum'un ayakları dibinden sahaya dönmüştü. Tam on saniye sonra tribünler inliyordu:
"Şampiyon Fener".
Böyle bir arenada her maça 1 - 0 galip başlayan Fenerbahçe'nin de morali bozulmadı elbet. Hatta beşinci dakikada, doğal koşullarda ofsayt tartışmaları haftalarca sürecek bir golü de sayılmayan Fenerbahçe, tınmadı bile... İşine baktı sadece.
Formayı önce yere atıp sonra öpen Tomas, kadroda yoktu ama, tek tek saymak gerekirse, sahadaki bütün Fenerbahçeli futbolcular formalarını öpüp başlarına koyuyorlardı işte. Zaman zaman "aktif dinlenme"ye geçseler de müthiş bir tempo vardı Fenerbahçe'de. Pres vardı. Hırs vardı. Zaten hepsi yetenekli çocuklardı.
Yetenek deyince durup Hooijdonk'a yol vermek gerek. Müthiş bir adam bu Hollandalı. Son derece mütevazı, kendini saklıyor; ama orta sahada pres yapıp, ilerde gollük paslara imza atıyordu. Akçaabat karşısında savunma gerekse, onu da yapacaktı ama, pek lüzum kalmıyordu.
Skor 3 - 1 olduktan sonra müsabaka, bir "unvan maçı"na döndü. Hani dünya şampiyonu olduktan sonra zayıf rakiplerle şov yapıp parsayı toplayan boksörlerinki gibi. Çünkü daha birinci dakikada galip duruma geçtikten sonra hayatının hatasını yapıp takımı duvar savunmaya döndüren Mehmet Birinci, bu kez forvetini üçlemiş, orta alanı boşaltmış savunmayı zayıflatmıştı. Üç pasta kale önünde bitiyordu Fenerbahçe, lakin atamıyordu.
Her zor durumda olduğu gibi yine Hooijdonk yetişiyordu imdada. Skor 4 - 2 de olsa, dün herkes mutluydu Şükrü Saracoğlu Stadı'nda. Karadeniz serisi iyi başlamış, derbiden önce rakibin morali sıfırlanmış olmalıydı. En önemlisi de Fenerbahçe diye bir takım vardı sahada. Hızlı, hırslı, etkin.
Verilmeyen gole de, taçtan dönen gole de boşverin.



SPOR


Dört çeker mekik: 4-2
At yarışları
Avrupa Ligleri
Oldu mu şimdi?: 61-74
İkinci Lig Puan Durumu
Lakers durmuyor
Kartal'dan müthiş pençe: 3-2
'Mazeret istemiyorum'
Daum'dan tam not
Bratu'ya sert yanıt
1. İstanbul zaferi
Alevde FERRARI
Horoz doludizgin: 1-0
Antep'in inadı inat: 2-1
Engin Körfez!: 1-2
Dardanel-B.B.Ankara: 1-2
Haber turu...
Bu ateş yakar
Nasihat gibi maç
Rahat bir gece
Kuzu kuzu

Yazının devamı...

Beşiktaş seyircisi


İnönü Stadı'nda basın tribününe oturduk, biraz sonra polisler geldi.
"Ön sırayı boşaltın"!
"Neden"?
Çünkü seyircinin medyaya karşı taşkınlıkta bulunacağı istihbar edilmiş.
Antep maçı, bu atmosferde başlayıp takımın galip duruma geçmesine karşın Federasyon'dan şampiyonluktaki rakiplere kadar bir sürü kapı ipinin çekilmesiyle sürdü gitti. Bu sırada Antep'in hocası Nurullah Sağlam da tükürüklendi. Maç bitti; tribün "gitmem" dedi:
"Takım buraya gelecek"!
Sevgi ve muhabbet payı da vardı ama, "patron biziz" tavrı açık açık ortadaydı Beşiktaş tribünlerinin. Futbolcular duştan çıkıp, ayaklarındaki terlikleri sürüyerek "emre" itaat etti.

Örnek yok
Tarafsız ve kasıtsız olarak şunu söylemeliyim Beşiktaşlılara:
Böyle tavırların bir takımı motive ettiği, hedefe kilitlediği görülmediği gibi, gerginliğin performansı arttırdığına dair bir örnek de yoktur yeryüzünde. On bir puan öndeki takımın, altı puan geriye düşmesi elbette bir kırgınlık yaratmıştır can ile canan arasında. Ama ana hedefin şampiyonluk olduğu düşünülürse, durum muhasebesini sezon sonuna bırakmak, olası bir şampiyonlukta "sorun" ortadan kalkacağı için her şeyi unutmak, aksi halde tavır ve küskünlüğü taraftar - kulüp ilişkileri içinde açıkça ortaya koymak daha mantıklı değil midir?..
"Büyük Beşiktaş seyircisine yakışan da budur" falan gibi eyyam yapmayacağım; siyasi ve toplumsal olaylara karşı duyarlılığını gıptayla izlediğim Beşiktaş seyircisinin sağduyusuna seslenmeye çalışacağım: Sadece "amaca uygunluk" açısından; öyle midir değil midir? Öyle ise, gereğinin yapılması gereklidir.

Yakında "müşterek bahis" haberleri çıkarsa şaşırmayın:
Fatih Terim "bire altı", Aykut Kocaman "bire dört", Ersun Yanal "bire iki" veriyor kabilinden... Bir yerli ile bir yabancıyı kombine yapanlar on dolara yaklaşık iki yüz dolar kazanacaklar falan...
Suyu çıkmak üzere olayın. Sayın Ulusoy'un tartışmaya açılan kanun tasarısına çevirdiği Milli Takım hocası seçimi yüzünden, yetişmiş üç - beş hocamızdan da hayır gelmeyecek bundan sonra. Her kafadan bir isim çıkıyor, kendi adayını yücelten herkes, ister istemez diğerlerini çamura daldırıp çıkarıyor.
Neden yapılmış olabilir bu operasyon?..
Federasyon, Güneş'le yolları ayırdığı anda yabancı bir hocayı getirse, hepimiz Türk kartlarını açacaktık. Ama bıraktılar yerli hocaları kendi aramızda didikleyip ortadan kaldırdık ve yabancıya yolu açtık.
Ulusoy'un yeteneklerini abartıyor muyum acaba?

Hakan haklı olabilir!.. Belki de onun dediği gibi, Milli Takım'ın başına yabancı bir teknik direktör gelmesi en iyisidir. Kim bilir!..
Hakan Şükür'e neden kızdılar anlayamadım. Sinirlenmesi gerekenler varsa, onlar sadece Hakan Şükür'ü yetiştiren, oynatan, milli yapan hocalarıdır.

Eksik olmasın, GSGM'nin patronu sayın Mehmet Atalay, Ters Köşe'nin en sıkı takipçilerindendir ve hassas (!) konularda mutlaka arar. Yine öyle oldu. Kendisi'nin Futbol Federasyonu başkanlığında asla gözü olmadığını belirtti; ben de yazıyorum. Benim tahminimdeki gibi futbola patron olmak falan istemiyordu ama, Ulusoy'un başkan olmasına da pek sıcak bakmıyor gibi geldi bana. Hani; bir aday çıksa desteğini esirgemeyecek gibi.
Peki, sayın Ulusoy iktidarın icazetini almamış mıydı yeniden aday olurken ? Sayın Atalay'ın altını kalın kalın çizdiğine göre, ne sayın Başbakan, ne Parti ne de kendisi özerk bir federasyona asla karışmazlardı. "Şenol Güneş devam etmeliydi" teşhisinin, kişisel fikri olduğunu da belirtmeden geçemedi.
Tahminlerimizin aksine sayın Atalay, kendi elleriyle küçültüp bir Üst Kurul haline getireceği spor teşkilatının başında kalmak istiyordu ki, tercihine saygı duymak gerekirdi.
Evet, bir süre sonra Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü malını mülkünü yerel yönetimlere bırakarak bir avuç üyeden oluşacak bir üst kurul haline gelecek. Sporu özerk federasyonlarla yerel yönetimler yürütecek. Hani şu şehirlerin 57'sini, 831 ilçenin 458'ini AKP'nin kazandığı yerel yönetimler.
Vatana millete hayırlı olsun.

Beş hafta geçti sevgili Ahmet Çakar silahlı saldırıya uğrayalı. Beş koca hafta... İstanbul'un orta yeri... Eli çiçekli bir tetikçi... Vuruyor, kaçıyor; geride "kuzuların" sessizliği.
Üstelik bu kuzular; istedikleri zaman kurtlara dünyayı dar eden, silahlı, üniformalı, anlı şanlı bir ekipti...
Tık yok Emniyet'ten!..
Akıl alır gibi değil. Bir sürü gazeteci, Ahmet Çakar'ı hedefe koyanı bildiğini söylüyor, bir türlü iletişim kurulamıyor polis ile bilenler arasında. Doğrusu ben bilmiyorum. Bilsem gider polise söylerdim. Olay, gittikçe mesleki dayanışma ve hukuk devleti kavramına sahip çıkma boyutlarını aşıp kişisel reyting düzlemine iniyor ki, en çok da Ahmet Çakar'a ayıp oluyor.
Allahtan sevgili Mahir Kaynak hocam bu vaka ile ilgilenmiyor. Yoksa o ince zekasıyla can alıcı soruyu sorar; "Ahmet Çakar'ın vurulması en çok kime yaradı ?" der ve bazı meslektaşlarımızın başını derde sokardı.
Sonuçta, sorgulanma ve arınma dönemininde milat olabilecek bu cinayet teşebbüsü de anlam kaymasına uğradı ve "faili bilenler" ile Emniyet güçleri arasında bilek güreşine döndü ne yazık ki.

Ziya Doğan, Fatih Tekke ile Gökdeniz'e "İstanbul adamı bozar" demiş!..
Yanlış hocam... Adamı bozan, onun içindeki İstanbul'dur ki, her adamın İstanbul'u farklıdır. Kimine göre tarihtir bu şehir, kimine göre yosmadır. Deniz de olur, gecekondu da. Şiir de, cinayet de...
Adamın düşünde ne varsa, ona uygun bir plato bulunur İstanbul'da.
Futbol oynamak isteyen vardı da, biz mi engel olduk.

Fenerbahçe forması yeşil çimenlerde; tepesinde bir adam, secde etmiş öpüyor.
Fotoğraf böyle... İnsanın kanı çekiliyor.
Adanaspor maçının 36. dakikasında oyunundan alınınca Tomas'ın formasını yerlere fırlatması Fenerbahçe camiasına ne kadar büyük bir hakaretse, bu fotoğraf da bir o kadar hakarettir Türk milletine.
Neyiz biz aptal mıyız. Bu "gözünü yiyim" numaralarına müstehak mıyız.
Ben şahsen Tomas'a verilmeyen 50 bin dolar para cezasını çok yerinde ve yeterli buluyordum; Tomas'ın paradan başka bir bağı olmadığı Fenerbahçe kulübü formasını öpme girişimini ise reddediyorum. Hatta bu öpücüğü 50 bin dolardan sıyırma girişimi olarak görüyorum.
Bu vaka toplumsal zekamıza saygısızlıktır. Berbat bir ilkokul müsameresinden farksızdır. Komiktir, tuhaftır, yazıktır.
Neden mi ? Ya önümüzdeki günlerde Faal Futbolcular Derneği Tomas'a fırlattığı kramponlarını, Adidas fırması, yere attığı iç çamaşırını öptürmeye kalkarsa kızmaz mıyız. Hiçbir şeyi öpmesin Tomas. 50 bin doları hayır kurumuna versin, çıksın oynasın yeter.

Fenerbahçe "iyi oynayamıyor" ama, "çok iyi oynatıyor" vesselam... Öyle bir oynatıyor ki, belini kırar Fenerbahçe'yi yorumlamaya kalkan boşboğaz bir eleman.
Nitekim, daha iki-üç hafta önce "muhteşem Fenerbahçe" yalakalığına bir tutam tuzla koşmayan bizlere, "öyle eleştirdiler ki, iyi oynuyor diyemiyorlar" ukalalığında mektuplar yazanlar, bugün çıkıp "futbolsuz Fenerbahçe" diye konuşuyorlar utanmadan.
Niye utansınlar ki. Haftada bir silinmeye programlanmış bir hafızaya haftalık şovlar yaparken "ne demiştim ben" türünden kaygılar taşıyacak değiller ya.
Evet, Fenerbahçe rakibin hatalarıyla kazanıyor, kendi yaratıcılığıyla değil. Zaten sayın Daum'un "mikserinden" geçen takımdan yaracılık beklemek de neyin nesi?
Hooijdonk ve Nobre; Allah Kerim gerisi... Futbolcularda enlem, boylam ve zaman mefumunu yok etti Daum. Kim nerede ne vakit oynar; bilene kitaksi. Her mevkide dört - beş kişi denenmiş ama, hepsi boş gibi.
Aslında Daum'un Fenerbahçesi, şampiyonluğa değil, yeni bir transfer şampiyonluğuna hazırlanıyor sanki. Bu programın en büyük güvencesi, Fenerbahçe tarafından oynatılan meslektaşlar.





SPOR


HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK: 2-2
At yarışları
Avrupa Ligleri
Ne yaptın Efes: 76-75
İkinci Lig Puan Durumu
Miami sıcağı yakıyor
Filede dün
Prso, Beşiktaş'ta
Bu mutluluk bitmesin
Aslan dört koldan
Önce rahatlattı sonra korkuttu
Ümitler'den ses yok: 0-0
Müthiş düello: 2-2
Yüzmede 100 metrede REKOR
'Yardım edin'
Haber turu...
Daha iyi
Beşiktaş seyircisi
Bu topun adaleti yok

Yazının devamı...

Altın üçgen



İnönü Stadı'nı "matem evi" atmosferinden kurtarıp Kartal'a "karnaval" yaşatan gecenin sebeplerini sıralamaya başlarsak en başa "futbolcu psikolojisi" oturur ki, bu konuda çok laf edilebilir:
Acaba haftalardır "yarı yatalak" ağlaşan Beşiktaşlı futbolcuları motive eden Başkan Serdar Bilgili'den yedikleri zılgıt mıdır ? Şayet "kadife eldivenli" tehditle oynuyorlarsa, gelecek haftalarda onları motive edebilmek hayli zor olacaktır.
Her neyse, dünkü Beşiktaş'ı takım yapan unsurların birincisi hırsları, istekleri, hatta oyunun başında biraz da sertliğe kaçan kazanma arzularıysa; ikincisi de Lucescu'nun ilk onbire çizdiği "altın üçgen"di. Beşiktaş forvetindeki bu altın üçgenin köşeleri Ahmed Hassan, Pancu ve Tümer'di.
Sağ kulvarı Tayfur kaptanın geniş ciğerlerine emanet eden Beşiktaş'ın sol kulvarı, İbrahim marifetiyle boş gibi görünse de, ilerideki altın üçgen, geometrik bir düzen içinde tıkır tıkır işledi 60 dakika boyunca. Bu üçgenin üç köşesinin de birer golünü 30 dakikaya sığdırması Lucescu'nun "probleme" çözüm bulduğunu işaret etmekteydi.
60. dakikada Tümer'in yerine Sergen'i, 77. dakikada ise Ahmed Hassan'ın yerine Ümit'i oyuna sokan Lucescu, belli ki yeni yeni tempo kazanan oyuncularını bir maçta bitirmek istemedi. Üstelik üçgene yeni monte olan İlie'de golünü atıp geleneği bozmadı. Ancak, değişim sırasında Sergen ve Tümer'in birbirlerini tanımamazlıktan gelmesi, takımın yaşadığı gerilimlerin sahaya yansıyan bir gölgesiydi sanki.
Beşiktaş'ın geride de bir üçgeni vardı, onların görevi Beşiktaş kalesini savunmaktı, ama kelimenin tam anlamıyla çuvallıyordu savunma... İlk yarıdaki Antep golü de böyle geldi.
Maça çok gergin başladı Beşiktaş... Birkaç sarı kartlı faulü görmezden gelen hakem İsmet Arzuman'a "pozisyon otoriteleri" kötü not verebilir ama, geceyi kurtaran Arzuman oldu bu hoşgörüsüyle. Tribünler diken üstündeydi. Sırayla herkesin kulaklarını çınlatıyorlar, beşinci dakikadan itibaren gol istiyorlardı. Ufak bir kıvılcım istenmeyen sahneler yaşatabilirdi İnönü'de.
Gollerden sonra tribünün agresifliği azalsa da Beşiktaş'tan Ahmed Hassan, Antep'ten ise Yusuf, sahada kaldıkları sürece tekmeden uzak kalamadı.
Sonuçta, "zararın neresinden dönse iyidir" denilen Beşiktaş döndü dün... Eskisi gibi.




SPOR


Kartal taburcu: 4-1
At yarışları
Avrupa Ligleri
Efes ligde durdu: 67-59
İkinci Lig Puan Durumu
Miami keyifli
Filede bugün
Dinamit gibi!
Sandıktan Nobre çıktı: 1-2
Almanya çıkarması
İnadım inat!: 2-3
Koltuk Sakarya'nın: 4-2
2. Lig'de olaylı gün
Horoz'un sesi çıktı: 3-0
Sebat dayanamadı: 1-1
Gençler tutunamadı: 2-0
Bursa ateşle oynuyor: 1-1
Ankaragücü kaptı üçü: 3-1
Haber turu...
Yine şampiyon balı
Kırılma noktası
Sorun Hagi'yse...
Gol gösterisi
Altın üçgen
Hooijdonk ve Nobre ile

Yazının devamı...

Yanal'a 'terfi'!


Yaptığı işte üstün performans gösteren insanların "hilkat garibesi"nden farkı yoktur bizim için. Sıradışı olan herşeye karşı gösterdiğimiz marazi merakla, önce normal düzeye indirmeye çalışırız "bay yetenek"i...
Olmadı, "ilah" yapar yalnızlığa mahkum ederiz.
Pırıltısı sönmemiş mi; çok iyi yaptığı işi elinden almamız mümkün olmayacağına göre, terfi ettirir kurtuluruz bu problemden.
Üstün performanslı insan, diken gibidir bizim için; diken...
En iyi cerrahı, hastane yönetimine alıp evraklara boğarız. En iyi polisi müdür yapıp, masaya bağlarız. En iyi muhabiri, şef unvanı verip gazetenin mutfağına sokarız.
Bu acaip "terfi" anlayışımızın son kurbanı Ersun Yanal olacak gibi.

Hak etmedi mi ?
Adam giymiş eşofmanlarını, altın damarını kazmanın sesinden anlayan madenci gibi cevherler bulup gün yüzüne çıkarıyor. Onları yontuyor, eritiyor, kalıplara döküp, Dünya vitrinlerine sürülecek ziynet haline getiriyor. Sen onu altından anlıyor diye Merkez Bankası altın rezervi sorumlusu yapmaya kalkıyorsun.
Ersun Yanal Milli Takım teknik direktörü olursa fena mı ? Elbette değil. Hak etmedi mi? Elbette etti. Lakin benim söylemek istediğim, Türk Futbolu'nun gerçek üretim sahası olan kulüp antrenörlüğü mesleğinde Ersun Yanal'ın boşalacak yeri.
Orada kalsa daha yıllarca yeni Gençlerbirliği takımları yaratması işten bile değil. Doğru mu?
Peki, Ersun Yanal'ın Türk Futbolu'nun yarı bürokratik bir teknik organizasyon koltuğuna oturması üstün performanslı bir yeteneğin terfi yolu ile sıradan hale getirilmesi operasyonu oluyor mu olmuyor mu?..

Şenol Güneş'in görevine son verilmesi, bir tek Şenol Güneş'i şaşırttı galiba. Ha, bir de Gençlik ve Spor Genel Müdürü sayın Mehmet Atalay var. O da, "çok başarılı" bulduğu teknik adamın görevde kalması için tavır koyanlardandı.
"Ne alakası var" demeyin, TÜBİTAK'tan, Kanarya Sevenler Derneği'ne kadar her birime "dikkatle eğilen" iktidar, futbol gibi yaygın ve örgün bir malzemeyi görmezden gelemezdi.
İşte sayın Ulusoy'la aynı fikirde olmayan bir üst düzey spor adamı çıktı ortaya. Üstelik Başbakan'ın "yakini"!.. Olur ha; Haluk Ulusoy iktidara ters düşer falan; alternatif tamam.
Koalisyon bakanına savaş açmak kolaydı, sayın Ulusoy'u tek parti iktidarındaki performansı ile göreceğiz şimdi.

Beşiktaş'ın ani freni öylesine sarsıcıydı ki, yorumcular bile saçmalamaya başladı... Bir fikre göre; Beşiktaş'ta yaşananların nedeni başkan Serdar Bilgili'nin Amerika'da saç ektirmesiydi.
"Çöküş" olarak adlandırılan sürecin "failleri" isim isim tespit edilemese de yöneticilerin liste başı olduğu besbelli.
İşte bu noktada Beşiktaş'ın yaşadığı kaosu bir yana bırakıp Beşiktaş camiasını kutlamak gerek. Hafta başı eski yönetici Levent Erdoğan'ın "Bize düşen mevcut yönetim, teknik heyet ve takıma katkıda bulunmaktır" demeci pek dikkat çekmedi. O Levent Erdoğan ki, Serdar Bilgili ile fikir ayrılığı nedeniyle istifa etmişti. Şu koşullarda Demirören ve Oktay bile sesini yükseltmedi.
Yani, başka takımlarda başkan adaylarından eski başkanlara kadar muhalefeti demeç sırasına sokan olaylar, Beşiktaş'ta olgunlukla göğüslendi. Bu da berbat günlerde bile pırıltının sönmediğini gösteriyor Beşiktaş'ta.

Şampiyonluğa iki ay kala, tuttuğu takıma zarar verecek "eleştiriler" yapmak yerine geçmiş gazete kupürlerini öyküleştiren meslektaşları çok iyi anlıyorum ama, bu benim tarzım değil. Ben konuya balıklama dalmasını severim. Mesela Hagi ismi Galatasaray gündemine geldiğinde "hangi kariyerle" demiştim... Hagi geldi, fikrimi değiştirmedim.
Neyse benim fikrim çok önemli değil, önemli olan Galatasaray yöneticilerinin Fatih Terim'den sonra takımı Hagi'ye teslim etmelerindeki anlam ve stratejiyi çözebilmek.
Evet... Neden Hagi?..
Bunun açıklamasını Sayın Özhan Canaydın'ı ağırladığımız o ünlü kahvaltıda buldum galiba. Başkan, Fatih Hoca konusunda sohbet ederken "Şayet bu dönem yaşanmamış olsaydı, Terim, Damokles'in kılıcı gibi durmayacak mıydı ?" dedi. Yanlış anlaşılmasın, "o yüzden denedik" anlamında değil, "genel eğilim de Fatih Hoca'dan yanaydı" manasında söyledi.
Bugün ? Aynı atmosfer Hagi için yaratıldı. Zaten şunun şurasında iki aylık mesele. Takım dipte. Kimsenin soracak sorusu kalmasın diye, "Bir de Hagi'yi alalım" mı dediler acaba?..
Ben "Hangi kariyerle ?" diye sorabilirim. Lakin sayın Canaydın'ın pabuçlarını giyersem Hagi'ye uçak biletini gönderirim. Maya tutarsa en büyük Hagi... Olmadı, iyi yolculuklar... Karpatlar'a kadar yolun var.
Ne kolay değil mi? Başkan Canaydın artık tecrübeli. Öyle bir taş oynadı ki, bir taş oynama hakkı daha var.

Gelelim sayın Ergun Gürsoy'a!.. Tarzı, Başkan Canaydın'ınkine ancak bir fotoğrafın negatifi kadar benzeyen Sayın Gürsoy'un Galatasaray'daki futbol patronluğuna kim olumsuz puan verebilir şu anda?.. Geçtiğimiz iki yıllık dönemde Galatasaray'da ne eksikse onu temsil ediyor sayın Gürsoy. Atak, hırçın, hızlı ve kestirmeci. Sadece bu nedenlerle bir gün mutlaka çatışacaklar başkanla, ama şu anda ideal ekip oldular. Zaten sayın Gürsoy olmasa Hagi de bu kadar kolaylıkla monte edilemezdi takıma ya, o da başka mesele.
Kısaca söylemek gerekirse, şu anda Galatasaray'ın kurgusu, olağanüstü hal koşullarının bir sonucu ve ne olursa olsun geçici. Gelecek günler bugünü aratırsa kule kendiliğinden yıkılır, durum normale dönerse olağanüstü hal için montajlanan kuleyi mimarları söküp bir kenara kaldırır.

Galatasaray'a başkan olacak adammışım ben!!! Baksanıza Galatasaray'ın en ağır sorununu aynen sayın Özhan Canaydın gibi analiz ediyormuşum:
"Aslında Olimpiyat Stadı Allah'ın bir nimetidir. Ali Sami Yen'in yeniden inşaa edilmesi hayal olduğu için, tapusu alınana kadar her an dönecekmiş izlenimi vermek gerekir. Tapu alındıktan sonrası kolaydır ve artık Olimpiyat Stadı'ndan şikayet kesilir, Ali Sami Yen kat karşılığı müteahhide verilir ve Galatasaray'ın ödenmesi mümkün olmayan borçlarından kurtulunur".
Tıpa tıp aynı sayın Canaydın ile düşüncelerimiz.
Ufak bir farkla; ben eleştiriyorum, o uyguluyor. Bana göre stadına para harcayan diğer takımlara haksızlık oluyor, ona göre Galatasaray böyle kurtuluyor.

Aklı başında insanlar, işte bugünü tarif ediyorlardı; "tribün bumerang gibidir" derken. Tribünle oynamayacaksın. Saygılı bir mesafede durup, saygı bekleyeceksin. Tribün tercihinde özgür olacak ki, sen de doğru bulmadığını eleştirebilesin.
Tribün baskısı ile patates baskısını karıştırıp, üzerine kişisel mührünü oymaya kalkışırsan, ortaya çıkan negatif baskıdan şikayet bile edemezsin nitekim...
Fenerbahçeli futbolcular, Şükrü Saraçoğlu'ndaki baskıdan oynayamıyorlarmış... Oynamadan Şükrü Saraçoğlu'nun baskısıyla kazandıkları günlere saysınlar.
Yöneticiler de yakınıyorlarmış. O tribünler ki, zamanında aynı yöneticiler tarafından baskıya zorlandılar.
Peki tribünlerin yaptığı doğru mu?.. Onlar da kendi bumeranglarını fırlatıyorlar. Bir ihtimal, futbolcuların kafasına gelebilir ve şampiyonluk gidebilir. Bumerang tehlikelidir.

Sevgili yavrunuz kafayı ütüye takmış; elini yakacak... Masayı toplasan olmaz, bağırsan kırılır, korkutsan tedirgin olur; en iyisi sevdiği oyuncağı uzat:
"Bak... Action Man"!..
Her zaman işe yarayacak bir yöntem.
Mesela tribün takıma zarar mı vermiş; derhal açıklama:
"Nihat amcan, sana Bitlis'ten Alex getirmiş".





SPOR


STADA BEKLERİZ
At yarışları
Avrupa Ligleri
Harikasın Efes: 78-61
İkinci Lig Puan Durumu
Hido ne yapsın?
Filede dün
Başkan karargâh kurdu!
Daum'un üç temel taşı
KRİZ KAPIDA
Doğan'dan tepki
Gözler Ersun Yanal'da
Türk futbolunda devrim
Real yıldızlarıyla coştu: 4-2
İstanbulspor geri sayımda
Biyediç dertli
Haber turu...
Yanal'a 'terfi'!
Ha gayret Efes

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.