SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Algoritma ile doğa randevusu

.

Milliyet Haber

Hatırlarsınız “Ferrari’sini Satan Bilge” kitabını.

Büyük şirketin tepe yöneticisi... Bol sıfırlı yıllık geliri ve bonusu var.

Genç sayılabilecek yaşta.

Ve...

Fiziği düzgün.

Yani...

Dünyaya “seçilerek gönderilmişlerden biri...”

Bütün sıfatlarından, şatafatından vazgeçer. Ferrari otomobilini de satıp sade, doğal ve sağlıklı yaşama, felsefe zenginliğine yatay geçiş yapar.

Birçoğuna “Deli mi bu adam!” dedirtmiş.

..................

Berlin IFA (Uluslararası Elektronik Ürünler ve Teknolojileri Fuarı)...

Sahnede her milletten katılımcıya konuşurken Arçelik CEO’su Hakan Bulgurlu söze şöyle başladı...

Çoğunuzun gözlerinde Everest’e tırmandığım için “Bu adam deli mi?” diye düşündüğünüzü görebiliyorum. Şunu çok net söyleyebilirim ki böyle düşünmekte haklısınız. Çünkü böyle bir şey yapmak için deli olmak lazım.

Maalesef bu yıl Everest’teki en trajik yıllardan biriydi.

Dünyanın en büyük beyaz eşya üreticilerinden birinin başındaki yöneticinin ya da üç çocuk babasının bu kadar tehlikeli bir şey yapmaya hangi akla hizmet kalkıştığını sorgulayabilirsiniz. (Başında bulunduğu Arçelik’in 9 ülkede 23 fabrikasında ve Ar-Ge’lerinde 30 bin çalışanı var. 6 milyar dolar cirosuyla dünyanın en büyüklerinden biri. Beko, Grundig, Altus, Arctic ve Defy gibi markalarla 146 ülkede satış yapıyor. Bazı pazarlarda en büyük.)

Onu dinlerken -Ferrari mi yoksa hangi aracı kullanıyor bilmiyorum ama- Hakan Bulgurlu’nun “Ferrari’sini Satan Bilge”den çok daha “çılgın” olduğunu düşündüm.

Çünkü...

Ferrari’sini satan sadece görkemli sıfatından ve bol sıfırlı gelirinden vazgeçiyordu.

Ama...

Hayatını çok güzel ve sağlıklı bir eko sistemde sürdürmek üzere.

Oysa...

Hakan Bulgurlu hayatını, üç çocuğunu ve eşini -anne ve babasını- bir daha görememek riskini almıştı.

Abartmıyorum.

Everest’in doruğundan inişte, kayalara çakılmış, çengellere bağlı halatta sallanan bir kadın cesedi yanından geçmiş. (Çalışma arkadaşlarından dinledim.)

Doruğa oksijen tüpü ve maskeyle, kimseyle paylaşılmayacak bir küçük termos içindeki suyla çıkılıyor ve hemen inişe geçmek lazım.

Hakan Bulgurlu Everest’in zirvesine Arçelik bayrağını dikmiş ve derhal inişe geçmiş.

Yapılmaması gerekeni yapmış “su” diye ağlayan bir Fransız dağcıyla suyunu da paylaşmış.

Berlin’de akşam yemeği... CEO Hakan Bulgurlu’dan doğayla dost üretimin örneklerini ve dünya pazarlarından ilgiyi dinledik.

........................

Hakan Bulgurlu’nun konuşmasına döneyim.

Neden bu “Rus ruleti” kadar ölüm riskli eylem?

Cevabı şöyle:

Aslında cevap çok basit. İklim değişikliği konusunda farkındalığı artırmak için, Arçelik olarak uzun süredir dağlara tırmanıyoruz. Bugün sizin “iklim değişikliği” olarak adlandırdığınız şeye ben “iklim felaketi” diyorum. Çünkü içinde bulunduğumuz gezegeni giydiğiniz kıyafeti değiştirdiğiniz gibi kolayca değiştiremezsiniz.

Biz bu yolculuğa 2011 yılında Afrika’nın en yüksek dağı olan Kilimanjaro’ya tırmanarak başladık. Avrupa’nın en yüksek dağı Elbrus ile devam ettik ve sonrasında geçen yıl Kuzey ve Güney Amerika’nın en yüksek dağı olan Aconcagua’ya ve son olarak geçtiğimiz mayıs ayında Everest’e tırmandık. ........Küresel ısınmanın en net ve doğrudan etkilerinden biri de buzulların erimesi. Son 50 yılda, Khumbu bölgesini ve yukarı Himalayalar’ı dolduran buzulların yaklaşık üçte birini kaybettik. Acil olarak önlem almazsak, önümüzdeki 80 yıl içinde kalan üçte ikilik kısmı da kaybedeceğiz.

Peki, bu ne demek? Basitçe, buzullar eriyor deyip geçemeyiz. Bu durum 2 milyon insanın sulama, yiyecek bir şeyler yetiştirme ya da içme suyu için bağımlı olduğu su kaynağının ortadan kalkacağı anlamına geliyor. Su tükendiğinde, bu insanların göç etmesi gerekecek ve göç ettiklerinde de diğer insanların topraklarına gidecekler. Bu göç, insanlık tarihinin hiç görmediği bir ölçekte ve bu soruna çözüm yok.’

BLA BLA DEĞİL “ÜRÜN”

DÜNYANIN sürdürülebilirliği için söylemler son yılların yükselen değeri.

Ancak...

Söylemi aşan katkılar ortaya koymak gerek.

İşte o konuşmada ve sonrasında IFA Fuarı’nda Arçelik’in bu “somut” katkılarına tanık olduk.

Birkaçını sıralayayım...

Dünyada her 60 saniyede 1 milyon plastik şişe ve 2 milyon plastik torba satın alınıyor, bunların yüzde 90’ı geri dönüştürülmüyor.

Denizlere ve okyanuslara her yıl 8 milyon ton plastik atık karışıyor.

Balıkların dokuları incelendiğinde mikroplastik ve mikrofiber varlığı günümüzün acı gerçeği.

Arçelik geçtiğimiz yıl 20 milyon pet şişeyi dönüştürerek, bunları çamaşır makinelerinin tamburası yapmış. Önümüzdeki yıllarda bu rakam katlanarak büyüyecek.

Denizlerimize her yıl 650 bin tondan fazla balık ağı bırakılıyor.

Yumurta kabuklarından yapılmış yumurta muhafazası...

Geçen yıl 65 ton atık balık ağlarından elde edilen termal plastik ve termal naylonlar fırın üretiminde kullanılmış.

Bunlar mükemmel özelliklere sahipmiş.

Hızlı moda “fast fashion” giysilerin maliyetlerini düşürüyor.

Çünkü petrolden yapılan sentetik naylon iplikleri kullanılıyor.

Bu çamaşır makinesinin her yıkamasında su kaynaklarına 1 milyondan fazla bu mikro fiberler salınıyor.

Bunlar arıtmalardan denizlere gidiyor, balıkların midesi yoluyla bizim midemize yani besin zincirimize dönüyor.

İşte çamaşır makinelerine bu mikro fiberleri yakalayan, biriktiren hazneler yapılmış.

Haznelerde biriken mikrofiberler yeni filtrelere geri dönüştürülüyormuş.

“Solar buzdolabı” da geliştirilmiş bir ürün. Güneş enerjisiyle çalışıyor.

Arçelik Ar-Ge’lerinde akü ve invertör ihtiyacı ortadan kaldırılarak birkaç yüz dolara satışa çıkarılacak.

Bio buzdolabı projesi de çalışma sürecinde.

Petrol kaynaklı geleneksel materyaller yerine soya ve mısır gibi sürdürülebilir doğal materyaller kullanılarak üretilen bio malzemeler kullanılacak.

Buzdolabınızı artık kullanılmaz hale geldiğinde bahçeye gömeceksiniz ve 5 yıl içinde zerresi kalmayacak.

İçine güneş ışını verilen buzdolabında meyve ve sebzeler gelişmeye ve vitamin üretmeye devam edecek.

Solar dolaplarda evinizin ihtiyacı olan bazı gıda ürünlerini üretebileceksiniz.

Gördüğünüz atıklar giysilerimizdeki sentetik iplik kalıntılarının çamaşır makinesinde yakalanmış hali. Bunlar dönüştürülerek çamaşır makinesi üretiminde kullanılıyor.

......................

Bütün bunlar dünyanın çeşitli Arçelik kuruluşlarındaki Ar-Ge gruplarında oluşuyor.

Dünya fikri mülkiyet örgütü tarafından patent başvuruları derecelendirmesinde Arçelik Ar-Ge her yıl ilk 100 şirket arasına giriyor. (Geçen yıl 67’nci.)

Ve son not...

Dünyada tüketici artık çok daha bilinçli. Küresel bir ankete göre, “İnsanların yüzde 62’si pahalı bile olsa dünya için doğru şeyi yapan bir marka veya ürünü tercih ediyor. Tüketiciler dünyaya ve çevreye çok daha saygılı şirketleri tercih ediyor.”

Mikroçiplerle teknolojide algoritmalar dünyasına evrilen bizler ne büyük güzelliktir ki bu kodları doğaya dönüş için kullanan bilinçteyiz.

Yazarın Diğer Yazıları

  1. Netameli kartlar
  2. LÜKS ‘ŞATAFAT’ DEĞİLDİR
  3. ABD’de ‘Türkiye eksiği’
  4. Taammüden
  5. Kırmızı kart
  6. Trump bu...
  7. Barış Pınarları 1...
  8. Aşk ve müzik...
  9. Suriye’de hararet
  10. Arjantin’de yüzde 40

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.