SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

SEYAHAT ÂŞIKLARI

.

Milliyet Haber

ŞEFFAF Oda’da konuklarım Gülden Mutlu ve Saffet Emre Tonguç.

Neden ikisi bir arada? Saffet Ayrıcalıklı Rotalar-Türkiye kitabı, Gülden Mutlu da Kandırmışlar Aşk Diye single’ı için... Ama bunların ötesinde bir ortak nokta daha var onları bir araya getiren…

İkisi de seyahat âşığı...
Saffet Emre Tonguç seyahat yazarı ve rehber. Gülden Mutlu da bir gece önce karar verip,
ertesi gün seyahate çıkıyormuş.

Gülden Mutlu deniz âşığı... “Suyun iyi geldiğini hissediyorum” diyor.

Gülden Mutlu’yu ilk olarak “Yatsın Yanıma” şarkısıyla tanıdık. Programa da o şarkıyla başlıyoruz. Gülden sesi ve görüntüsüyle
bir su damlası gibi...

Yeni şarkısı “Kandırmışlar Aşk Diye”nin girişine bayıldım.

Gülden Mutlu, Ege Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda üniversite eğitimine başlamış, Temel Bilimler bölümünden mezun olmuş. Uzun yıllar Londra’da yaşadıktan sonra artık Türkiye’de... Onu daha çok dinleyip,
daha çok göreceğiz... O da daha fazla üretecek.

.......................

saffet Emre Tonguç Modern Evliya Çelebi... Onun seyahat aşkı çocukluğundan geliyor. Babası karavanla şehir şehir dolaştırırmış. Saffet Emre Tonguç 32 yıldır profesyonel olarak rehberlik yapıyor.

134 ülke gezmiş, 1400 şehir dolaşmış. 16 kitabı var. Birçok ödülü bulunuyor. “Hayat paylaştıkça güzel” felsefesini benimsemiş. Hatta bu felsefeyle örtüşen bir projeye de imza atmış, “Piri...”

Piri, “online seyahat rehberi.” Telefonunuza uygulamayı indiriyorsunuz, Saffet’in anlatımıyla geziyorsunuz. Sadece Türkiye değil, Avrupa’nın birçok ülkesinde bu uygulama rehberlik ediyor. Hatta turistler için İngilizce ve Fransızca versiyonları da var.

Saffet dünyaca ünlü 100’e yakın isme de İstanbul’u gezdirmiş.

Saffet Emre Tonguç Boğaziçi Üniversitesi’nde, Turizm ve Otel Yöneticiliği ile Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümlerini bitirmiş.

“Osmanlı Sosyal Tarihi” programında master yapmış. Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde işletme üzerine doktora çalışmasını da not düşeyim.

KUMAŞIN HARİKALAR DİYARI

YÜNÜN faziletleri...
TV ekranlarındaki bilmem kaç bin defa büyütülmüş saç telleri görüntüsünü hatırlayın.

Yünlü giysilerin elyafı ona benziyor. Kenarlarındaki çok sayıda çıkıntının koltuk altı diyebileceğimiz kıvrık köşelerinde hava zerrecikleri tutuyormuş.

Bu zerrecikler bir tür koruyucu... Yazın serin, kışın sıcak tutmak için doğal klima.

Yüzde 30’a kadar nem tutabiliyor. Laboratuvar çalışmalarıyla vücuttaki ısıya göre dalgalanan, renk değiştiren, sese de duyarlı olarak hareketlenen yünlü kumaşlar yapılmakta.

Yünlü kumaşta “S” harfini görürseniz bunun çok ince ve kaliteli kumaşta olabileceğini biliniz.
En değerlisi “S170...”

Kumaşlar giderek hafifliyor.

Artık bir ceketin 850, pantolonun 350 gram olması, dünyanın tercihi.

Yani bir erkek kostümü eskiye göre yüzde 100-150 hafiflemiş.

......................

Bunları Paris’teki Premier Vision Kumaş Fuarı’ndaki “YÜNSA” pavyonunda dinledik.

Yünsa Türkiye’nin en büyük yün kumaş ihracatçısı. Almanya, Fransa, İtalya ve Amerika’ya 11 milyon metre satıyor.

Bakın orada daha neler dinledim.

Ne yazık ki işledikleri yünün çok büyük bölümü Avustralya merinos koyunundan. “Ne yazık ki” dedim çünkü merinosun anavatanı bizim coğrafya.

İhracat için ne özellikler aranıyor bir bilseniz. Örneğin...

Merinos koyunlarının kuyruk altlarına bir virüs girermiş.

O nedenle kuyruğu keserlermiş.

Dünya pazarında merinos koyunundan üretilmiş yünlü kumaş satacaksanız
ön şart “non mulesed” olması.

Yani kuyruğu kesilerek hayvana acı verilmemiş olmalı.

Ayrıca... “Çevreye duyarlılık, verginin ödenmesi, çocuk işçi çalıştırmamak, karbon salınımı” gibi bir sürü “sürdürülebilirlik koşulu” aranıyor.

Bu konuda bir Hollanda sivil toplum kuruluşu sertifika vermekte.

O sertifika yoksa ihracat da yok.

......................

Dünyada saf yünlü kumaş kostüm hâlâ geçerli. Bununla beraber, “slim fit cut” denilen “dar kesim” giysiler trendy olmakta ve likralı kumaşlar erkekler tarafından da özellikle pantolonda tercih edilmekte.

Yünsa 10 bin versiyon ve 77 bin renk arşivli bir üretici firma. Artık bitmiş kostüm ihracına da ağırlık vermiş bulunuyor.

Kendi terzileri var. Ama uygulamaya geçmek üzere oldukları projeye göre “Yünsa’lı terzilerin überi” devreye girmek üzere. Terzileri eğitip, müşteri beğenisine göre puanlamak, “kumaş satışı ve sonrası” programını oluşturuyor.

Tuşe yani dokunduğunda ne hissettiğin önemli. Sadece bu iş için bir İtalyan “tuşe uzmanı” var.

Bunun yanı sıra Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve diğer bazı ülkelerde ofisleri ve satış temsilcileri bulunmakta.

.......................

Bu fuara yakın zaman kadar
Türk fabrikaları alınmazmış. Neyse ki artık bu engel aşılmış, her yıl Türk firmaları orada.

ANORMAL ŞOV

PARİS’in “markası” sayılan kadim mekânlar vardır.

Folies Bergère, Maxim’s, Crazy Horse...

Hafta başı pazartesi Folies Bergère’deydik.

“Freak Show / Jean Paul Gaulteir...”

Freak’in anlamı “anormal”, “ucube” ya da “hilkat garibesi” denebilir.

Bir tür “karikatür” gösteri...

Fransa’nın ünlü modacısı Jean Paul Gaulteir’in yaşamını “eğlenceli” bir dil ve müzikle anlatıyor.

Sürekli bir program değil.

Paris’te her yıl kış ve yaz sezonları için düzenlenen dünyanın en büyük “kumaş fuarı” bağlamında sahnelenmekte.

Gaulteir’i dünya daha çocukluk yıllarından tasarladığı “beyaz üzerine enine mavi ya da lacivert paralel çizgili -denizcileri çağrışını yapan giysileriyle” tanıdı.

Sonra...

Madonna’ya giydirdiği koni şeklinde sutyenli
korse giysileriyle...

.....................

Gösteri gerçekten güzeldi. Salon tıklım tıklımdı.

Alkış ise müthiş.

Folies Bergère’in daha girişten itibaren etkileyen canlı renklerle ve desenlerle göz alıcı her salonu etkileyici.

Herkes elde telefon, video çekiyordu.

Tabii biz de.

Ertuğrul Özkök’ün kamerasına bol bol poz verdim.

PARİS’İN İKİ YÜZÜ...

Bir süredir iki Paris var. Birincisi, hafta içi
o bildiğimiz güzelim Paris. Diğeri...
Hafta sonu “Sarı Yeleklilerin” artık bıktıran gösterileriyle adeta kararan Paris...

.....................

Haftanın ilk üç gününü Paris’te geçirdim.
Ertuğrul Özkök’le birlikte bol bol yürüdük, dostlarla tadını çıkardık. Hotel Coste ilk geceki lezzet durağımızdı. Kumaş fuarı nedeniyle Türklerle doluydu.

Ertesi gece Folies Bergère’deki show’dan sonra Budha Bar’da yemeğe davetliydik. Eskisi kadar pırıltılı değildi ama mutfağı hiç kaybetmemiş.

Gene film seti gibi insan manzaraları göz
okşayıcıydı. Öğle yemeğinde gene bir klasik...

St. Germaine’de Café deux Magots... Ernest Hemingway’in bazı romanlarını yazmaya orada başladığı söylenir. Şansımıza hava güneşliydi.

Bol bol yürüyüp, 10 bin adım duvarını aştık.

Dr. Osman Müftüoğlu’nun kulaklarını çınlattık.

Yazarın Diğer Yazıları

  1. Notaların efendisi gençler...
  2. Boris romanı
  3. Barometrede ‘fırtına...’
  4. Suriyeliler
  5. 4’üncü Dünya Savaşı
  6. Nesi Güvenli Bölge?
  7. Kübalı Komünist Lady...
  8. İki mimari arasında
  9. S-400’ün dikenleri
  10. Yüreğimiz yandı

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.