SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Soyer’le yaşanacak yenilikler

Millet İttifakı’nın CHP’li adayı Tunç Soyer, ‘Birinci Cemre’ adını verdiği toplantıyla projelerinin ilk bölümünü açıkladı. Tepekule Kongre Merkezi’nde yapılan toplantıya ilgi yoğundu. Toplantının işaret diline de çevrilmesi dikkat çekti. Sadece fotoğraflardan oluşan film gösterisi ise, bu konudaki beklentileri karşılamaktan uzaktı. Ama filmi bizzat Soyer’in kendisinin seslendirmesi, bu eksikliği giderdi.

Soyer, projelerini iki ana hedef üzerinde kurguladığını açıkladı. Bunlardan biri İzmir’de refahın eşitlenmesi, diğeri ise kentin kökleriyle bağlarını güçlendirmesiydi.

***

‘Birinci Cemre’ buluşmasında 11 ana başlık altında toplam 102 proje açıklandı.

Bu ana başlıklar şöyle: Sosyal Projeler, Demokrasi, Kentin Planlanması ve Yenilenmesi, Sürdürülebilir Ulaşım, Doğa, Altyapı, Enerji, Çocuk ve Gençlik, Spor, Kültür-Sanat ve Dünya Kenti İzmir.

Soyer’in satır aralarında vurgu yaptığı konular, başkanlığında yaşanacak yeni dönemin önemli şifrelerini, özünü şu şekilde ortaya koydu: “Kentin arka sıralarından başlayarak İzmir’de yaşam standartlarını yükselteceğiz. Kimse İzmir’i tek tipleştiremez. Kentte yaşayan herkesin fikrini dikkate alacağız. İzmir’i kimse dünyadan koparamaz. Yaşamayacağımız yılların kararını çocuklara sormadan almayacağız.”

***

Açıklanan 102 projede önemli yenilikler var. Sosyal Projeler başlığı altında ‘Halk Taşıt’ uygulamasıyla İzmirliler, 06-0-7.15 ve 19.00-21.00 saatleri arasında ulaşımdan yüzde 50 indirimli olarak yararlanacak.

Demokrasi başlığı altında uygulanacak projelerden biri ise belediye cebinizde, karalar cebinizde, öneriler ve katkılar cebinizde ile belediye bütçesi cebinizde uygulamaları. Böylece İzmirliler, belediye bütçesini, vergilerinin nereye gittiğini her istedikleri saatte ve yerde inceleyebilecek.

Kentin Planlanması ve Yenilenmesi başlığı altında ise dikkat çeken en önemli yenilik İmar ve Çevre Zabıtası kurulması.

Ulaşım başlığı altında sunulan projelerde de önemli yenilikler var. Halkapınar-Otogar Metrosu’nun belediye kaynakları ile yapılması, kentin raylı sistem hattının 470 kilometreye çıkarılması, otopark kapasitesinin de 100 bin araca ulaştırılması bunlardan bazıları. Alsancak ve Basmane garları ile Karşıyaka Vapur İskelesi önünde trafiğin yer altına alınması da İzmir ulaşımında tarihi kararlar olacak.

Altyapı başlığında yağmur suyu ayrıştırma sisteminin tamamlanması, iddialı bir hedef olarak ortaya koyuldu. Rekor oranda asfaltma yapılacağı sözü de İzmirliler için önemliydi. Enerji başlığında taksi ve minibüslerin elektrikli hale getirilmesi projesi dikkat çekti.

Kültür-Sanat başlığında İzmir’e bir şehir tiyatrosu kurulması sözü öne çıktı. İzmir’in sinema sektörü için cazip bir merkez haline getirileceği sözü de aynı başlık altında yer aldı. Dünya Kenti İzmir başlığı altında da Soyer’in en iddialı olduğu vizyon projeler sıralandı. Bunlardan bana göre en dikkat çekeni, Expo’ya yeniden aday olma projesiydi.

***

Soyer, iki kez daha cemre buluşmalarıyla projelerini açıklayacak. Ama, ilk toplantıda açıkladığı projeler bile seçimi kazanması durumunda kısa zamanda ciddi bir değişimin yaşanacağını gösterdi.

Yazının devamı...

Depremin korkusu

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde meydana gelen 5.2 büyüklüğündeki deprem, İzmir dahil pek çok kentte korkuya neden oldu. Söz konusu depremi ve etkilerini Jeofizik Mühendisleri Odası Başkanı Sinancan Öziçer’e sordum.
Öziçer, şu önemli açıklamaları yaptı:
“Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühen-disliği Bölümü Sismoloji Labora-tuvarı’nda yapılan bilimsel çalışmada, artçı sismisite dağılımı analiz edilmiş ve depremin, sadece sismolojik bulgulardan anlaşı-labilecek şekilde Ayvacık’ın Kuzeydoğu yönüne doğru yaklaşık 5 km. uzunluğunda bir fay kırığı oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Bu büyüklükteki bir depremin, ilk 1 hafta içinde büyüklüğü 3’ten fazla bir kaç artçı sarsıntı oluşturabileceği göz önüne alındığında, vatandaşların tedbiri elden bırakmamasında fayda bulunmaktadır.
Ayvacık depremi, İzmir ve Egenin güney ve doğu kesimlerini etkileme potansiyeline sahip büyük depremin habercisi değil. Bu depremler bizlere gösteriyor ki, Akdeniz coğrafyasında depremi en şiddetli hisseden ülke biziz. Aslında 5.2 büyüklüğündeki deprem normal koşullarda yıkıcı değil ve normal hayatı etkilemez. Kendimize sormalıyız, 5.2 büyüklüğündeki deprem 250 km. uzaklıktaki İzmir’de neden panik ve korku yarattı?
Deprem, 3 bilinmeyenli denklem gibi. Ne zaman, nerede ve hangi büyüklükte olacağını ortaya koyan teknoloji henüz gelişmedi. Bundan dolayı vatandaşlarımızın boş hurafelere inanmamalarını rica ediyorum. İzmir tektonik yapısı itibari ile depremlerin sıklıkla yaşandığı il. Bu gerçek hiçbir zaman unutulmamalı.”

***

İzmir’de ve hatta Türkiye’nin büyük bölümünde deprem olması tıpkı yağmur ya da rüzgar gibi normal bir doğa olayı. Öyleyse Sinancan İziçer’in dediği gibi, 250 km. ötedeki depremden neden bu kadar korktuk? Çünkü biz doğal olmayan işler yaptık ve yapmaya da devam ediyoruz.
Kentteki yapılaşma deprem göz önüne alınarak olması gerekirken, İzmir’deki binaların yüzde 80’i dolgu zemin üzerinde yer alıyor. Hatta, kentin en az yüzde 25’i tamamen suyun üstünde kurulu.
Biliyoruz ki, depremin etkisi alivyon denen gevşek zeminde inşa edilen yapılarda en az birkaç kat daha fazla hissediliyor.

***

17 Ağustos 1999’da ülkemizde çok büyük bir deprem felaketi yaşandı.
Çok korkuyoruz! Çünkü bütün bunlara rağmen yine de “Yeni İzmir Projesi’ni” kentin zemini en zayıf yerleri olan Alsancak ile Alaybey arasına yapmaktan bir türlü vazgeçmedik. İzmir’in yüzlerce yıllık geleceğine uzanacak yüksek binalar, kentin zemini zayıf noktalarında yükseldi.

***

Korkuyoruz! Çünkü, deprem sonrası toplanma yerlerini farklı amaçlar için kullandık. Bırakın gidecek yerimizi, toplanacak yeterli alanımız bile yok.
Çoğumuzun bir deprem çantası bulunmuyor. Ayrıca, ne yazık ki ihtiyaç durumunda en yakınlarımıza bile ilk yardım yapma bilgisine sahip değiliz.
Küçük bir müdahalemizle kurtulacak olan bir yakınımız ya da arkadaşımız için saatlerce ve belki de günlerce sağlık yardımı beklemek zorunda olduğumuzu çok iyi biliyoruz. Bu da bizi çok korkutuyor.

***

Çok korkuyoruz! Çünkü, İzmir ve Manisa için yapılan 1/100 binlik planlarda jeolojik ve jeoteknik etütler yapılmadı. Meslek odalarının raporlarına bu durum şöyle yansıdı: “Birinci derece deprem bölgesi İzmir ve Manisa’ya ilişkin hazırlanan Çevre Düzeni planında, genelgede belirtilen ve zorunlu olarak yapılması gereken jeolojik-jeoteknik etüt raporlarının hazırlanmaması ve dolayısıyla genelgede belirtilen Yapısal Jeolojinin (bölgede etkin jeodinamik süreçleri; kıvrımlar, fay ve kırık sistemleri, genel kütle hareketlerini belirtir) planlar üzerinde de yer almaması dolayısı ile planda fay hatlarının gösterilmemesine neden olmuştur.”

***

Korkudan kurtulmanın tek yolu, artık korkmamızı gerektirecek işler yapmamak.
Zira Albert Einstein’ın dediği gibi, aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek ahmaklıktan başka bir iş değil.

Yazının devamı...

Kanalizasyon ve arıtma

Bürokratları, İzmir’in merhum Belediye Başkanı Ahmet Piriştina’nın önüne, göreve seçildikten sadece bir ay sonra 1999 yılı Mayıs ayında bir proje koydu.

Söz konusu proje, İzmir’de o güne kadar gerçekleştirilen en büyük altyapı projesi olan Büyük Kanal’dı.

Masada iki seçenek vardı. Birinci seçeneğe göre, o güne kadar 30 yıldır devam ettiği gibi pis su ve yağmur kanallarının ayrı yapım işleri sürecekti. Ama bu durumda İzmir Körfezi’ne en azından 30 yıl daha evsel ve sanayi atığı akmaya devam edecekti. Ayrıca projenin maliyeti de o günlere göre belediye bütçesinin 10 katından daha fazla olacaktı.

İkinci seçeneğe göre ise pis su ve yağmur suları aynı borulardan akacaktı. Böylece, kanalizasyon atıklarını Çiğli’deki arıtma tesislerine ulaştıracak olan sistem birkaç yıl içinde tamamlanacaktı.

***

Ahmet Piriştina, kentin kaderini etkileyecek olan kararını verdi. İkinci projeyi seçti. Göreve geldiğinde Konak Vapur İskelesi’nden Güzelbahçe’ye kadar 1 metre bile Büyük Kanal borusu yoktu.

Güzelbahçe’de kanalizasyon sistemi yoktu. Atıklar foseptik çukuru yöntemiyle hallediliyordu.

Hepsi tamamlandı. Yüksel Çakmur’un büyük emek verdiği, Burhan Özfatura’nın “Tamamlamak için gerekirse belediye binasını bile satarım” dediği projede mutlu sona ulaşılmıştı.

2002 yılının Kasım ayında İzmir’in evsel ve sanayi atıklarının tamamı artık ileri biyolojik arıtma tesisine ulaştırılıyordu.

Dünyanın en büyük çevre projesi, 30 yıl sonra nihayet tamamlanmıştı.

Evsel ve sanayi atıkları Körfez’e akmıyordu ama yağmur suyu sorunu çözülememişti. Borular hem kanalizasyon atıklarını hem de yağmur sularını taşıyordu. Aşırı yağışlarda kapasite yetmiyor, taşmalar yaşanıyordu.

O soruna da Piriştina’dan sonra göreve gelen Aziz Kocaoğlu el attı.

506 kilometre yağmur suyu hattı döşendi.

İzmir’deki yağmur suyu borularını yan yana koysanız Ankara’ya kadar ulaşacak hale geldi.

13 adet ileri biyolojik su arıtma tesisi ile bir adet çamur çürütme ve kurutma tesisi kuruldu.

***

TÜİK verilerine göre İzmir, Avrupa Birliği standartlarında arıtma sayısı, kişi başına düşen atık su arıtma miktarı ve AB standartlarında arıtma oranıyla Türkiye’de ilk sırada yer alıyor.

İzmir’de kişi başına yılda 69,1 metreküp atık su, AB standartlarında arıtılıyor. Atık suların yüzde 95,3’ü Avrupa Birliği standartlarında arıtılıyor.

Deniz altındaki yaşamı tespit amacıyla çekilen sualtı fotoğrafları, Körfez’deki çarpıcı iyileşmeyi gözler önüne serdi.

Öyle ki, yıllar sonra İç Körfez’de Pasaport İskelesi civarında, yalnızca temiz sularda yaşayan Deniz Atı bile görüldü.

***

Yerel seçim sürecinde İzmir’de pek çok konu eleştiri konusu yapılabilir. Ama kanalizasyon altyapısı ve arıtma konusunda rakamlar ve TÜİK verileri ortada.

Yazının devamı...

Ucuz gıda için İzmir modeli

Merhum İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak, 1970’li yılların sonuna doğru dar ve orta gelirlilere ucuz temel gıda maddeleri temin etmek için TANSA’yı (Tanzim Satışlar Müdürlüğü) kurunca Türkiye’ye örnek bir mucizenin de temellerini atmış oldu. Kuru fasulye, pirinç, makarna, bulgur ve süt gibi temel gıda maddeleriyle başlayan satışlar, 10 yıl içinde Türkiye’nin en büyük alışveriş organizasyonlarından biri haline geldi.

Alyanak’tan sonra başkanlık görevini devralan Burhan Özfatura, bu organizasyonu bir marka haline getirdi. TANSAŞ adını alan alışveriş mağazalarının sayısı onlarla ifade edilir hale geldi. Daha sonra 1990’lı yılların başında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğunda oturan Yüksel Çakmur, TANSAŞ’ı daha da büyüttü. 1994 yılında, Burhan Özfatura ikinci kez başkan seçildikten sonra TANSAŞ artık dünyanın en büyük alışveriş zincirlerinden biriydi.

***

Öyle bir güce ulaşmıştı ki TANSAŞ, İzmir’deki piyasayı neredeyse tek başına yönlendiriyordu. Hele temel gıda maddelerinde fiyatlar artık tamamen TANSAŞ’a göre belirleniyordu. Gültepe’de kurulan fırın sayesinde ekmek piyasasına da hâkimdi. Fırıncılar ekmeğe fazla zam yapmaya yeltendiğinde, TANSAŞ hemen üretimi artırıyor ve İzmirli çok ucuza ekmek satın almaya devam ediyordu.

1990’lı yılların sonuna gelindiğinde TANSAŞ 100’ün üzerindeki mağazasıyla dünyanın en büyük alışveriş merkezi zincirlerinden biri olmuştu. Böyle bir mucizenin Büyükşehir Belediyesi bünyesinde olması ise İzmir’i Türkiye’nin en ucuz kenti haline getirdi. Piyasayı belediyeye ait bir kuruluş belirlediği için, özellikle temel gıda maddeleri açısından İzmir uzun yıllar boyunca hep en ucuz kent oldu.

Temel gıda maddelerinde enflasyon, 2000 yılına kadar İzmir’de hep diğer illere göre daha düşük çıktı. Hele büyükşehirler arasında tartışmasız en ucuz kent İzmir oldu. Fakat belediyeye ait bu kuruluş özelleştirilince işler değişti. Bir kamu kuruluşu olan belediyenin elinde artık temel gıda maddelerinin fiyatlarını dengede tutacak bir olanak kalmadı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre İzmir, son 15 yılda temel gıda maddelerindeki fiyat artışlarında hep ilk 3 sırada yer alıyor. Bazı yıllar ilk sırada yer aldığı bile oldu.

***

Uzun yıllar kamu kurumlarının bu işlere hiç karışmaması görüşü hâkimdi. O yüzden kamu kurumlarının elindeki mağazalar elden çıkarıldı.

TANSAŞ da bunlardan biriydi. Ama “Değişmeyen tek şey değişimdir” ilkesi bir kez daha devreye girdi.

Özellikle son aylarda temel gıda maddelerinde yaşanan fiyat artışları, kamunun elindeki tanzim satış mağazalarının yeniden açılmasını gündeme getirdi.

Gıda fiyatları artışıyla ilgili açıklamalar yapan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, tarladan sofraya koordine edecek bir sistem oluşturulacağını belirtti, belediye tanzim satış mağazalarının yeniden açılacağını söyledi.

***

Belediyelerin işlettiği ve halka ucuz gıda maddesi sunacak tanzim satış mağazaları konusunda ilk ve en başarılı örnek İzmir’de uygulandı.

İzmir’de 44 yıl önce temeli atılan ve 25 yıl boyunca başarıyla yürütülen sistem, ucuz gıda için yeniden Türkiye’nin umudu oldu.

Yazının devamı...

Körfez’e ya arabalar girecek ya da insanlar

CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer’in kentle ilgili ilk açıklamasının Körfez Geçişi Projesi’yle ilgili olduğunu Cumartesi günü aktarmıştım.
Başta Maden Tetkik Arama (MTA) olmak üzere, birçok araştırmacı tarafından yapılan çalışmalar sonucunda İzmir Körfezi’nin içinde, Gülbahçe Körfezi’nde ve Foça açıklarında yapılan jeofizik çalışmalarla, deniz tabanında izleri gözlenen ve gömülü birçok faydan oluşan 4 diri fay zonu belirlendiğini vurgulamıştım.
Ancak dikkatli okuyucular; fay hatlarının yanı sıra konunun Körfez temizliğini, dahası İzmirlilerin 50 yıldır hayalini kurduğu merkezden denize girmesini yakından ilgilendirdiğini hatırlattı ve bu konuya da değinmemi istedi.
Gerçekten de konu önemli.

***

Türkiye’nin en büyük çevre projesi olan Büyük Kanal Projesi tamamen yerel yönetimin kaynaklarıyla tamamlandı.
1 milyar doların üzerinde para harcandı ve 2002 yılında hizmete açıldı.
Evsel ve sanayi atıkları, 17 yıldır Körfez’e gitmiyor. Biyolojik arıtma tesislerinde yüzde 99 oranında arıtılıyor.
Son 10 yılda ise çoğu arıtma yapımı için olmak üzere, çevre yatırımlarına İzmir Büyükşehir Belediyesi 4 milyar liraya yakın para harcadı.
İzmir, son 10 yılda yapılan arıtmalarla bu konuda açık arayla Türkiye’nin çok ilerisine geçti. Türkiye’de yapılan biyolojik aratmanın toplamda yüzde 25’i İzmir’de gerçekleşiyor.

***

Körfez’e artık evsel ve sanayi atıkları akmıyor ama yüzülebilir hale gelmesi için birkaç düzenleme daha gerekiyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi ‘Büyük Körfez Projesi’ adıyla o düzenlemeler için de proje hazırladı.
Körfez’in kuzey aksında -8 metre derinliğe ulaşacak kadar yaklaşık 13 kilometre uzunluğunda 250 metre eninde (Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Deresi açıklarından Tuzla kıyı hattına kadar olan bölümde) bir sirkülasyon kanalı açılacak.
Orta Körfez’den gelen su böylelikle Güney Körfez’e girecek ve Kuzey’den döngüyle çıkarak Körfez’e temiz su girdisini artıracak; hem de sağlanacak sirkülasyon, Körfez’deki ekolojik kalitenin korunmasını ve iyileştirilmesini sağlayacak.
Körfez’in güney aksı boyunca açılacak olan navigasyon kanalı ile Körfez’e temiz su girişi artacak. Kuzey aksında oluşturulacak sirkülasyon kanalı da bu bölgedeki akıntı hızlarını artıracak. Su kalitesi ve biyolojik çeşitlilik iyileştirilecek. İzmir Limanı’nın kapasitesi artacak, yeni nesil gemilere hizmet vermeye başlayarak ana liman olma statüsüne kavuşacak.
Tarama ve kanal çalışmalarıyla dış körfezden iç körfeze su sirkülasyonu sağlanacak. Rehabilitasyon çalışmalarında Körfez’den çıkarılan kum, bilimsel araştırmalar sonucunda ekonomiye kazandırılacak.

***

Ama söz konusu proje yıllarca Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu alamadığı için bir türlü başlayamadı. Projeye birkaç ay önce onay verildi ama İzmir bu süreçte 5 yıl kaybetti.
Nükleer tesis sökümünde bile ÇED aranmazken, Körfez temizliği çok uzun süre bu gerekçeyle gecikti. Yıllar sonra verilen ÇED izni sonrası tam proje başlayacakken bu kez de İzmir Körfez Geçişi Projesi gündeme geldi.
Aynı müşavirlik firması, hem Körfez ÇED raporunu hem de tüpgeçit ÇED raporunu hazırladı.Orada görüldü ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi 1,5 milyar TL para harcayarak 13,5 km uzunluğunda, 22 metre genişlikte ve 8 metre derinlikte sirkülasyon kanalı açtığında, Körfez suyu sirkülasyonu yüzde 40 artacak.
Ama ÇED raporuna göre projelendirildiği şekilde tüpgeçit yapılırsa, yüzde 40’lık iyileşme yüzde 10’a düşüyor.
Tüpgeçidin körfezde yüzmeyi sağlayacak temizlik projesini engellemesi için 17 milyon metreküplük tarama yapılması gerekiyor. Bu durumda yüzülebilir körfez hayali bu taramanın yapılmasına kaldı.

***

Yani bu durumda Körfez’de ya insanların yüzmesi ya da arabaların girmesi tercih edilecek.Hani CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer, “İzmir’e fayda ediyor mu, etmiyor mu? Ona bakacağız” diyor ya.
Büyük ihtimalle projeyi değerlendirirken bu konuları öncelikle olarak ele alacak.

Yazının devamı...

Körfez Geçiş Projesi

CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer’in kentle ilgili ilk açıklaması, Körfez Geçiş Projesi’ne ilişkin oldu.

Soyer’in, “Gerçekten İzmir’e fayda ediyor mu, etmiyor mu? Teknik anlamda bunun sonuçları ne? Ona bakarak karar vereceğiz” sözleri dikkatimi çekti.

Kentle ilgili konularda Soyer, neden ilk olarak Körfez Geçiş Projesi’ni dile getirdi, bilmiyorum. Ama bu projeyle ilgili olarak, “Faydalı mı? değil mi?” noktasında dikkate alınması gereken çok vahim konular var.

***

Körfez Tüp Geçiş Projesi Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu’na göre; Çiğli ile İnciraltı arasında, denizin içinden 12.6 kilometrelik bir yol yapılacak. Ama, dikkat edilmesi gereken hayati bir konu var. Birinci Derece Deprem Kuşağı’nda olan İzmir’de pek çok diri fay var. Üstelik, başta MTA olmak üzere birçok araştırmacı tarafından yapılan çalışmalar sonucunda İzmir Körfezi’nin içinde, Gülbahçe Körfezi’nde ve Foça açıklarında yapılan jeofizik çalışmalarla, deniz tabanında izleri gözlenen ve gömülü birçok faydan oluşan 4 diri fay zonu belirlendi.

***

Jeofizik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı Sinancan Öziçer, konuyla ilgili çok ciddi şu bilgileri verdi:

“İzmir Körfez Geçişi ÇED Raporu incelendiğinde, kıyıya dik (tüp geçiş güzergâhına paralel) 15 adet ve bu hatları dik kesen kıyıya paralel 8 adet olmak üzere toplam 23 adet hat üzerinde deniz sismiği çalışması yapıldığı görülüyor. Bu çalışma, projenin dinamik zemin parametrelerinin elde edilmesi için önemlidir.

Ancak, yapılan araştırmalarda İzmir Körfezi’nin birçok yerinde gaz çıkışları olduğu görüldü. Ayrıca, tespit edilen 4 fayın uzantılarının İzmir Fayı’na uzantısının olma riski var. Yani bütün bunlar deniz tabanı fay araştırmasına yönelik derin sismik yansıma yöntemlerinin yapılmasını gerektiriyor.

Uzun Ada’nın hemen doğusunda bulunan ve İzmir Fayı ile Uzun Ada Fayı’nın arasında kalan bir alanın halen çalışılmadığını ve mutlaka incelenmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Bu tip çalışmaların ÇED raporunda görülmemesi önemli bir eksikliktir.

Körfez Geçişi Projesi için hazırlanan 5 farklı alternatif güzergâhın maliyetlerinin 2.400.000.000-3.600.000.000 TL arasında değiştiği görülüyor. Fay hatlarının araştırma maliyeti ise profil sayısı ve araştırma derinliğine göre 500.000-1.000.000 TL arasında değişiyor.

Böyle büyük bir projenin maliyetine bakıldığında fay araştırmasının bedeli neredeyse binde birinden bile azken yapılamamış olması, ileride meydana gelebilecek riskleri artıran bir etkendir.

Bir deprem anında bırakın yıkılmayı, ufak çatlakların zararı bile fay araştırmasından kat kat fazladır. İzmir’in gelişmesini hepimiz isteriz ve bu amaçla yapılan projeleri her zaman destekleriz. Ancak zemin ve deprem riski özellikleri açısından jeofizik mühendisliği eksikliklerini gördüğümüzde bunları söylememiz de vicdani ve mesleki sorumluluğumuzun bir parçasıdır.”

***

İşin uzmanları ciddi şekilde uyarıyor. Körfez’in içinde neredeyse sayısız, birçoğu da diri olan fay hattı var.

Projenin faydalarından önce “Güvenli mi, değil mi?” sorusunun cevabı çok daha önemli. Ayrıca böylesine önemli bir projede bunca zamandır yeterli jeofizik ve jeolojik etütlerin yapılmamış olması vahim ve çok büyük eksiklik.

Bu raporların sonuçları görülmeden karar vermek, İzmirlilerin hayatını tehlikeye atmak olur.

Yazının devamı...

İzmirliye zehir solutan izinler

Geçen Cumartesi (26 Ocak) yayımlanan yazımda, Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin hava kirliliğiyle ilgili raporuna yer vermiştim. Başta kükürtdioksit olmak üzere, pek çok kirletici unsur açısından İzmir’in büyük bölümünde sınır değerlerin aşıldığının belirtildiği rapor, durumun ciddiyetini ortaya koydu.
Geçen yıl Kasım ayında, dünya genelinde binlerce kenti çeşitli kategorilerde istatistik olarak değerlendiren Numbeo uluslararası derecelendirme merkezi, dünyadaki en kirli şehirleri açıkladı.
Dünyada havası en kirli 25 kent arasında Türkiye’den de 3 şehir var.
Ankara 22’nci, İstanbul 23’üncü ve İzmir de dünya kentleri arasında kirlilikte 24’üncü sırada.

***

Peki, Ankara ve İstanbul’un ardından dünyada havası en kirli 25 kent arasında yer alan İzmir’de bu duruma nasıl gelindi, ona bakalım.
Öncelikle bu köşede defalarca yazdım. İzmir, son yıllarda verilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) izinleriyle tehlikeli atık merkezi haline geldi.
Menderes’e bağlı Kısıkköy bölgesinde bir firmanın tehlikeli atık işlemesi için gerekli süreç başlatıldı. Yılda tam 10 bin ton tehlikeli atığın işleneceği bir tesis için “ÇED gerekli değildir” kararı verildi.
Foça’da katı atık yakılarak elektrik elde edilecek bir tesise gerekli izinler verildi. Hem de ÇED sürecine bile gerek duymadan. Söz konusu tesiste her gün 90 ton atık yakılacak. Atıkların birlikte yakılmasından kaynaklanan ve tehlikeli maddeler içeren 9 ton tehlikeli dip külü oluşacak.
Gaziemir’de 7111 metrekarelik bir alan içinde tehlikeli ve tehlikesiz atık tesisine izin verildi. Bu tesislerde yılda 50 bin 300 ton tehlikeli atık, fiziksel yöntemlerle geri kazanılacak. 60 bin ton tehlikesiz atık da depolanacak.
Menemen’in Ulucak bölgesi’nde yılda 57 bin 600 bin ton tehlikeli atık işlenecek tesise ÇED gerekli değildir raporu verildi. Aynı tesiste ayrıca 86 bin 400 bin ton da tehlikesiz atık işlenecek.
Bornova Işıkkent’teki Dökümcüler Küçük Sanayi Sitesi’nde ‘tehlikeli ve tehlikesiz atıkların’ işlenmesi için bir firmaya ÇED sürecinin başlatılması için onay verildi. Gaziemir Akçay Caddesi’nde Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun (TAEK) raporlarına da geçen, radyasyonlu atık skandalı yaşandı. Burada, tehlikeli atıkların 100 tonun üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Toprak altındaki gömülü miktarı ise kimse bilmiyor. İzmirliler, 11 yıldır kent merkezinde tonlarca radyasyonlu atıkla yaşamak zorunda.

***

Aliağa’daki söküm tesislerine Kuito adında bir petrol gemisi geldi. Günlük 100 bin ton varil petrol işleme kapasitesi bulunan bu gemi, raporlara göre yüksek miktarda radyoaktif ve tehlikeli madde içeriyordu. Kuito gemisinde olması gerekenin tam 5 katı radyasyon vardı. Ama tüm uyarılara rağmen, o gemi Aliağa’da söküldü. Hem de radyasyon ölçümü bile yapılmadan.
Ethan ise hiçbir ülkenin kabul etmediği, insan sağlığına zararlı, sıvılaştırılmış doğalgaz taşıyan bir gemiydi.
Söküm için Aliağa’ya getirildi. İzmir Barosu, geminin gönderilmesi için dava açtı. Hatta bu davada yürütmeyi durdurma kararı verildi. Ama bu karar alınana kadar geminin söküm işlemi çoktan tamamlanmıştı. Gemi Geri Dönüşüm Sanayicileri Derneği önemli bir açıklama yaptı. Aliağa Gemi Geri Dönüşüm Bölgesi’nde geçen yıl 125 geminin sökümü yapıldı ve 610 bin ton hurda geri dönüştürüldü. Geçen yıl dünyanın öbür ucundan, Brezilya ve Meksika Körfezi’nden 25’e yakın petrol platformunun sökümü de Aliağa’da yapıldı.
Gemi söküm işinde rakiplerimiz Bangladeş, Pakistan ve Hindistan oldu. Bırakın Avrupa ülkelerini, artık Brezilya ve Meksika gibi ülkelerin bile istemediği asbest içeren radyasyon kaynağı gemilerin söküldüğü yer İzmir oldu. İzmir’in havasını önemli ölçüde kirleten Aliağa’da bir de termik santral çalışmaları başlatıldı. Mahkemelerin verdiği iptal kararlarına rağmen termik santrale faaliyetlerine devam etmesi için defalarca, yeniden ÇED izni verildi.

***

Havayı, suyu, toprağı ve denizi zehirleyen bu kadar faaliyete izin verilmesi, İzmirliyi zehir solumaya mahkûm etti.
Ya bu kirletici unsurlar ortadan kaldırılacak. Ya da zehir solumaya devam edeceğiz. İkisinin bir arada olması mümkün değil.

Yazının devamı...

İzmirli zehir soluyor

Artık bu durum sadece gözle yaptığımız tespitler ya da boğazımızın yanmasıyla anladığımız bir gerçek olmanın ötesinde somutlaştı. Rakamlar, açıkça İzmir’deki hava kalitesi değerlerinin insan sağlığını tehdit eder düzeye geldiğini gösteriyor.

Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, konuyla ilgili bir rapor hazırladı.

Raporda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın paylaştığı ölçüm istasyonlarına ait 2017-2018 yılı verilerinin ortalamalarına göre; Kükürtdioksit (SO2) açısından Karşıyaka, Çiğli, Şirinyer ve Güzelyalı istasyonlarının ölçüm sonuçlarının sınır değerleri aştığı görülüyor.

Partikül madde (PM) açısından, İzmir’in tamamında sınır değerlerin aşıldığı, Bayraklı, Bornova ve Şirinyer istasyonlarında ise sınır değerlerin oldukça üzerinde olduğu tespit edildi.

Her iki parametrede de anlık, günlük değerlere bakıldığında ise, zaman zaman sınır değerlerin çok üzerinde sonuçlar elde edildi.

***

Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı Helil Kınay, bu sorunun kontrol altına alınarak çözülebilmesi için bütüncül bir yaklaşımla Hava Kalitesi Yönetim Planı yapılması ve kent sürecindeki tüm faaliyetlerin planlanmasında, bu doğrultuda çalışmalar yürütülmesi gerektiğini yıllardır ifade ettiklerini belirterek şu bilgileri verdi:

“İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün ilan ettiği Temiz Hava Eylem Planı’nda; kent içinde yakıt kalitesinin artırılması, kentsel dönüşüm, doğalgaza geçiş süreçleri gibi yaklaşımlarla çözüm önerileri getiriliyor.

Ancak; kentte özellikle belirli bölgelerde yüksek yapılaşmanın hava kalitesine getireceği olumsuz etkiler, ‘bitişik nizam’ yapılaşmanın getirdiği olumsuz sonuçlar düzenlenmeden, kalıcı bir çözüme ulaşılamaz.

Bu alanlarda kat yüksekliklerinin artırıldığı yasal düzenlemeler hava koridorlarını ortadan kaldırıyor ve İzmir gibi coğrafi yapısı nedeni ile atmosferik koşulların yarattığı olumsuz etkilere de açık olan kentte sorunu daha da büyütüyor.

***

Üstelik çevresel kirlilik yükü kapasitesini doldurmuş olan Aliağa bölgesinde, sanayileşmenin getirdiği sorunlara çözüm üretilmeden, bu bölgede yapılması planlanan yeni termik santrallere izin vermek, kent içindeki ve çevresindeki sanayi tesisleri-taş ocakları ile ilgili sorunları çözmeden, sadece doğalgaz gibi daha az kirletici yakıt kullanımını teşvik gibi önlemler, kalıcı olmaktan uzaktır.

Kentsel dönüşüm sürecinin ‘rantsal dönüşüme’ döndüğü uygulama süreçlerinde; bütünsel planlamadan uzak, çevresel faktörler değerlendirilmeden parsel bazlı planlama ve yapılaşma ile gelişen sürecin kentin hava kalitesine olumsuz etkilerini de göz ardı etmemek gerekiyor.

Doğalgaz ve kalitesi yüksek yakıtla ilgili çözüm önerilerini değerlendirirken; kentin farklı bölgelerinde yaşayan, ekonomik gelir seviyesi düşük bölgelerde kullanılan yakıtlarla ilgili sorunun ekonomik ve sosyal boyutunun da çözülmesi önemli. Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi olarak daha sağlıklı bir kentte yaşamak için, bütüncül, çevresel süreçleri iyi planlanmış etkin bir kent planlaması yapılması ve yürütülmesi, bu kapsamda da etkin denetim süreçlerinin gerçekleştirilmesi gerektiğini bir kez daha belirtiyoruz.”

***

Ölçüm istasyonlarından elde edilen rakamlar ve ilgili bilimsel meslek odasının hazırladığı rapor, durumun ciddiyetini açıkça ortaya koyuyor. Hava kalitesi değerleri, İzmir’in tamamında sınır değerlere yakın, önemli bir bölümünde de sınırların üstünde. Hava diye zehir soluyoruz.

Pazartesi günkü yazımda, bu noktaya nasıl geldiğimizi gösteren çarpıcı örnekleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.