SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

En pahalı saat Berkay'da, tebrikler!

Demet Akalın’ın Berkay’ın eşine hediye ettiği saatle ilgili tarafların gerginliği ortalığa döküldü, malum... Akalın’ın içi dışı bir ve ne düşündüğünü herkesle paylaşan bir karakter olduğunu yıllardır biliyoruz. Sırf başkaları için değil, kendisi için de ne düşünüyorsa söylüyor. “Ben görgüsüzüm” diyor mesela, kalkıyor şarkısında kendisinden “Kezban” diye bahseden Norm Ender’e; “Evet Kezban’ım ama böyle Kezban’a kurban ol!” diyor. Bu komplekssiz ve egosuz halini çok tatlı buluyorum. Üstelik filtresiz insanları, içten pazarlıklılara her zaman tercih ederim. Herkes onun gibi komplekssiz değil tabii, üstelik görgüsüzlükleri de kendileri gibi itici oluyor.
Berkay; “Karımın kolundaki saatin fiyatı belli, hediye saati satmaya ihtiyacımız yok” gibi bir şeyler söylemiş. Bravo en pahalı saat onlarda, sakın duymayan kalmasın! Yalnız daha kısa zaman önce mahkemede dalga geçer gibi beyan ettiği aylık 1000 TL geliriyle; “Nasıl aldın eşine o saati?” diye de sorarlar adama! Saatini takarsın koluna gören görür de; ayın sonunu kuruş hesabıyla getiren ya da hiç getiremeyen milyonların olduğu bir ülkede sizin kolunuzdaki saatin, milletin ömrü billah çalışsa dahi alamayacağı kadar pahalı olduğunu bu şekilde ilan etmek ayıptır!

CAN YAMAN’I ASIL SPAMLAYANLAR KİM?

“Instagram’da terastan bir fotoğraf paylaştım.
257 kişi sakıncalı buldukları gerekçesiyle spam bildirisinde bulunmuş. Instagram fotoğrafı silmiş. Bu tamamen kompleks.
Adamın sevgilisi beni beğeniyordur, adam kıskançlığından spam yapıyordur. Bu kadar basit!” demiş Can Yaman... Cümlelerinden anlaşılıyor ki; bir anda gelen aşırı şöhret ve ilgiyle şişen ego sonunda patlamış! Kendini beğenmesine lafımız yok, yakından da gördüm, Yunan heykeli gibi mübarek! Yine de mütevazılık her zaman daha sempatik gelir insanlara...
Fotoğrafının 257 tane spam yüzünden
Instagram’dan kaldırılmasına ise gerçekten çok güldüm! Yalnız kendisi kıskanç erkeklere suç atarken bir başka ihtimali düşünememiş. Kadınların da spam’lamış olabileceğini! “Neden?” derseniz, bahsi geçen fotoğraf asıl; baktıkça bakakalacak olan biz kadınların psikolojisi için sakıncalı! Hatta bence görsel sildirme talebinde bulunalım, internetten komple kaldırsınlar! Şaka bir yana gerçek bir star, böylesi boş bir hikayeyi asla mevzubahis etmezdi!

REYTİNG UĞRUNA REZİLİ ÇIKMADAN...

Dizilerin reyting rekortmeni olsalar dahi tadında bırakılması taraftarıyım. Ne zamanki gereğinden fazla uzuyor, sakız gibi sünüyorlar, senaryo yerine de saçmalık üretmeye başlıyorlar! Kan kaybetmeden, aynı başarıyla giden 2-3 sezonun sonunda şanıyla biten bir dizi, rezili çıkıp izleyenin dalga konusuna dönüşenlerden çok daha iyidir! ‘Yasak Elma’yı izlerken bugüne kadar hiç sıkılmadım. Bu sezon, üçüncü yılında final yapacakmış, kendisinden bıktırmadan zirvede bitecek yani. Bazı uzaya uzaya iç kıyanlara örnek olsun!

Yazının devamı...

Aynı evde yaşamak aşka zarar mı?

“Gönül Yazar, sevgilisinin aynı evde oturma isteğini geri çevirdi” diyor haberde... Eğer taş bebek öyle yaptıysa, bir bildiği vardır valla. Farklı evlerde yaşadığın sürece flört ve dolayısıyla ilişkinin heyecanı devam ediyor. Erkeğin kadını evinden alması-bırakması, evden eve telefon veya mesaj muhabbetleri, tatlı tatlı özlemek, bir dahaki buluşma için sabırsızlanmak gibi unsurlar yan yana gelme isteğini hep ayakta tutuyor.

Bir de aynı evde yaşamaya bakalım; devamlı burun buruna olduğun için özlemek gibi aşka iyi gelen bir duygu olmadığı gibi, bir süre sonra sıkılma riski var! Ben mesela değil sevgiliyle, yanlarında sonsuz rahat olduğum en yakın arkadaşlarımla bile 3-5 gün aynı evde kalayım, cinnet geliyor bana! Kendimle kalmak, kafa dinlemek istiyorum. Yalnızlığı sevenler el kaldırsın! Yanımdakilerden de sıkılıyorum, Allah’tan arkadaşlarım ‘filtresiz yakın’ oldukları için bu huyumu saklamama gerek yok! Ama sevgiliye bunu söyleyemezsin de, yanlış anlar...

Evde 7/24 bakımlı ve iyi görünmek imkansız. Bunu yapan varsa da evinde bile dinlenemiyor, kendisine hiç rahatlama vakti tanımıyor demektir. Eh sevgilinin perişan hallerine şahit olmak da hiç şart değil! Sonra insan yatakta tek başına döne döne uyumaya, hatta üstüne de en yırtık pırtık ama en rahat pijamalarını giymeye ihtiyaç duyar. Sevgiliye sarılıp, uyumak güzeldir de, her gün değil... Aşkın enerjisini yüksek tutmak için başka evlerde yaşamak, bence de en iyi seçim! Ayrı ev eşittir uzun aşk!

ÖRNEK ERKEK KIVANÇ TATLITUĞ!

Türkiye’nin en beğenilen erkeklerinden biri kendisi değilmiş gibi; eşiyle birlikte kendi kapalı dünyasında sade bir hayat yaşıyor. Ego patlamalarıyla aşktan aşka koşturmuyor bir sürü ünlü isim gibi! Normalde hakkında çıkan haberlere cevap vermesine alışkın olmadığımız oyuncu; ‘Karısını aldattı’ tarzında haberler çıkınca olabilecek en saygılı şekilde karşılık verdi ve ihanetin söz konusu olamayacağını anlattı.




Aslında olması gereken de bu ama biz memlekette aldatmayı seven şirazesizlerle donatıldığımız için, ilişkiler sabun köpüğü gibi başlayıp bitip, birbiri ardına zincirleme eklendiği için; Tatlıtuğ gibi aşka, evliliğe kıymet veren, hayat arkadaşını yücelten, sadakatinden şüphe edilmesine dahi tahammül edemeyen birilerini görünce etkileniyoruz! Onun gibileri örnek alsın insanlar, “Aldatmayan erkek yoktur” diyen komplekslileri değil!

ZEHRA’NIN GÜZELLİĞİ...

Hülya Avşar’ın kızı Zehra Çilingiroğlu çocukluktan, giderek güzelleşen bir genç kıza dönüştü gözlerimizin önünde... Basında son çıkan fotoğraflarından sonra ondaki değişimi görünce “Estetik mi yaptırdı?” sorusu konuşulmaya başlandı. Annesi “Hayır” dese de, burnunda ve çenesinde ufak dokunuşlar var gibi ama bilemem tabii.




Ayrıca makul estetiğe zerre kadar karşı olmadığım için, 18 yaşını geçmiş herkesin kendini daha iyi hissedecek ufak müdahaleler yaptırması, gayet olağan geliyor bana... Yeter ki kimse kendi olmaktan çıkmasın. Zehra o kadar güzelleşmiş ki, eğer estetik varsa da bu kadar doğal yapana helal olsun! Ha bir de Hülya Avşar’ın kızından bahsediyoruz zaten, sahip olduğu genlerle o güzel olmasın da kim olsun?

Yazının devamı...

80 günde devrialem / 2

Cenk Demirgüç’ün arabasıyla Türkiye’den çıkıp, sekiz ülkeden geçerek, İzlanda’ya yaptığı 80 günlük yolculuğunu ve sosyal medya fenomenine dönüşme hikayesini anlattığım bir önceki yazımın devamına buyurun... Instagram hesabında her görenin hayran kaldığı, dakikalarca gözlerimi alamadığım olağanüstü fotoğrafların hepsini; tripod, drone, go pro ve kameradan oluşan ekipmanıyla kendi çekmiş, editlerini kendi yapmış. Tek kişilik koca bir ekip resmen!
Başına gelen unutamadığı bir olay sordum ona... İzlanda-Highlands’de dibi siyah kumlu, devasa bir nehre ulaşmış bir gün... Batar mı, çıkar mı düşünmeden dalmış araçla içine! Üstelik telefon çekmiyor o sırada! Diz boyundan yüksek bir suyun içinden geçip, karaya vardığında aracının ön ızgarası ve plakasının olmadığını görmüş! “İzlanda nehrine Türkiye plakası bıraktım, buradan Türkler geçmiş desinler” deyip, gülüyor. Şimdi gülüyor da, o anlarda korkudan dizleri titremiş!

‘Hayalleriniz için beklemeyin...’

Cenk, kimsenin tek başına yapmaya kolay kolay cesaret edemeyeceği iddialı yolculuğu ve sanatsal fotoğraflarıyla, içten tavırlarıyla, hayalinin peşinden gidişiyle sosyal medyada fark yarattı ve çok sevildi. “İnsanların hayatında bir yere dokunduysam ve bir şeyleri değiştirdiysem ne mutlu, asıl amacım buydu. Korktukları için hayallerini gerçekleştirmeyip, bekleyenler varsa, ben tek başıma bu zorlu yolculuğu yaptım, başkaları da kendi kalplerindekini yapabilirler” diyor.
Demirgüç’ün Instagram hesabında, Türkiye’nin cennet köşelerinden de muazzam güzelliklere şahit olabilirsiniz. Bugüne kadarki yolculuklarını kendi bütçesiyle yapan bu modern zaman gezgini, şayet iyi sponsorları olursa, kim bilir ilgiyle takip edeceğimiz daha ne projelere imza atar... Bizlere ilham vereceği yeni yolculuklarında buluşmayı bekliyorum!

USTALAR ‘AHUDUDU’YLA YENİDEN SAHNEDE...

Televizyonda dizi ya da film izlemek, sinemaya gitmek iyi hoş da hiçbir şey tiyatronun verdiği mutluluğu yaşatamaz. Hele de birbirinden değerli usta sanatçılar sahneye çıkıyorsa... Onları canlı izlemek büyük ayrıcalık! Melek Baykal ve Suna Keskin’in başrolünde olduğu, Nedim Saban’ın yönetip-oynadığı ‘Ahududu’ yeni sezonu açmaya hazırlanıyor.
Bugüne kadar sahnelendiği her yerde büyük ilgi gören oyundan; “Müthiş güldüren bir kara komedi” diye bahsediyor Nedim Saban... Hepimizin gülmeye ihtiyacı olduğu günlerde, muhteşem kadrolu bir komedi izlemek çok iyi gelecek, şanslıyız. Cuma günü Trump Kültür Merkezi’nde başlayacak. Tarihleri takipte kalın, çünkü ‘Ahududu’yu kaçırırsanız çok şey kaçırırsınız!

ESKİŞEHİR’DE TİYATRO FESTİVALİ

Anadolu Üniversitesi, 18 Ekim-9 Kasım arasında düzenleyeceği Anadolu Üniversitesi Uluslararası Tiyatro Festivali’yle, Eskişehir halkını ve öğrencileri tiyatroyla buluşturacak. Festival programında; Şener Şen, Zerrin Tekindor, Şebnem Bozoklu, Erdal Beşikçioğlu, Ozan Güven, Mert Fırat ve Onur Saylak gibi sanatçıların sahneye çıkacağı oyunların yanı sıra atölye çalışmaları ile tiyatrocularla söyleşiler de var. Çok sevilen yedi yerli, üç yabancı oyunun sahneleneceği, ünlü isimlerin öğrencilerle bir araya geleceği festivali, Eskişehirliler kaçırmamalı! Tiyatro açlığını dindirmek bu olsa gerek, keşke gidebilsem...

Yazının devamı...

80 GÜNDE DEVRİÂLEM!

Instagram’da 150 bin takipçisi var, asıl önemli noktaysa onu takip edenlerin tamamı gerçek! Sahte takipçilerle millete hava basıp, gerçek ortaya çıkınca o havaları fıs diye sönenlerin kol gezdiği bir dönemde; Cenk Demirgüç’ün sıfırdan başlayıp, adım adım büyüyen profili, fazlasıyla değer taşıyor. Herkes onun macera dolu çılgın yolculuklarını, yaşadığı her anı, gittiği yerlerde çektiği akıl almaz güzellikteki fotoğrafları, video’ları ve içi dışı bir, rol kesmeyen samimi karakterini merak ediyor. Paylaşımlarına binlerce yorum yapılıyor.

Cenk, üniversiteden arkadaşım, Bilgi Üniversitesi Uluslararası Finans Bölümü’nü birlikte okuduk. O zamanlarda da tek başına gezmeyi seven, herkesin yaptığı rutin şeyleri yapmaktan hoşlanmayan sıra dışı bir adamdı ama işi bu noktaya getireceğini tahmin edemezdim! Tek başına Türkiye’den arabasıyla çıktı ve her adımını takipçileriyle paylaştığı birçok ülkeden geçip, varmak istediği noktaya, İzlanda’ya ulaştı.

Yolculuğu toplamda 80 gün sürdü,

18 bin km. yol yaptı. Sosyal medyada kendisine gösterilen yoğun ilginin sebebini; ilk kez bir Türk’ün karayoluyla bu rotada yolculuk yapmasına bağlıyor.

Demirgüç’ün İzlanda hayali

Bu gözü kara adamın; büyük keyifle çok sıkı takip ettiğim ve hayran kaldığım hikayesini onun cümleleriyle paylaşacağım: “Kuzey Avrupa’yı, İskandinav ülkelerini görmek istiyordum, en büyük hayalimse kendi yaptığım arabamla İzlanda’ya gitmekti. Orada volkanlar, akarsular ve değişik hayvan türlerini barındıran el değmemiş, olağanüstü doğa var, insan nüfusu az...

Arabamı off-road hale getirdim, yükselttim, arkasını karavan yaptım ve Türkiye’den yola çıktım. Yunanistan, İtalya, Avusturya, Almanya, Danimarka, Faroe Adaları ve çok merak ettiğim Norveç Trolltunga’ya gittim. Orada sırtımda 25 kiloluk çantayla 20 km. yürüyüp, bir gece kamp yaptım. (Yemin ediyorum yazarken yorgun düştüm!) Son olarak İzlanda’ya geçtim ve tek başıma bir ay orayı dolaştım.”

‘Ülkemi her yerde tanıttım’

“Gideceğim ve fotoğraf çekeceğim her yeri önceden belirlemiştim. Çoğu zaman kamp alanlarında arabadaki yatağımda yattım, yemeğimi kendim yaptım, çünkü her şey çok pahalıydı. Yüksek fiyatlar ve hava şartları beni zaman zaman zorlasa da hepsine değdi” cümleleriyle özetliyor uzun yolculuğunu...

Yolunun düştüğü her yerde birçok kişiyle tanışmış, arkadaşlar edinmiş. Zaten öteden beridir tanıştığı herkesle hemen koyu muhabbete dalan sıcakkanlı biridir Cenk, hatta biz de üniversite kantininde bir anda arkadaş olmuştuk! Hem Türk olması hem de aşırı kullanışlı bir yürüyen eve çevirdiği arabası, insanların çok ilgisini çekmiş. “Gittiğim her yerde ülkemi en güzel şekilde tanıttım” diyor.

Instagram dünyasının gezgin fenomeni yolculukta yaşadığı hangi olayı unutamadı? Herkesi hayran bırakan o muhteşem fotoğrafları nasıl çekiyor? Bu uzun yolculuğun asıl amacı neydi?

Yazının devamı çarşamba günü gelecek dostlar...

Yazının devamı...

Köpek belgeseliyle farkındalık artacak...

Kedilere, köpeklere yapılan akıl almaz işkenceler, belediyeler tarafından topluca katledilen hayvanlar ve barınakların içler acısı halleri sosyal medyada o kadar çok karşıma çıkıyor ki; özellikle Twitter’a bakamayacak hale geldim artık... Vicdanlı yüreklerin dayanmasının mümkün olmadığı şeyler yaşatılıyor bu zavallı canlara... Belediyeler bu kötü gidişatı durdurmalı, barınaklar denetlenmeli ve keyfi bir durum değil bu, görev!
Kimseye zararı olmayan ve azıcık mama, birazcık sevgiden başka bir şey istemeyen bu masumların halini anlama kapasitesinden yoksun benciller; en iyi yaptıkları şeyi, kendilerini düşünsün hiç değilse! Köpekler hayati anlarda, depremde, felaketlerde kuvvetli hisleriyle insan canı kurtarıyor. Köpeğimiz Simba mesela; asansörde saatlerce mahsur kalan annemin çığlıklarını duyup, deliler gibi havlayarak bize haber vermeseydi, olabilecekleri düşünmek bile tüylerimi ürpertiyor. Resmen annemi kurtardı!
Sokaklarda yaşam mücadelesi veren güzel canlarla ilgili farkındalık yaratmak için çekilen Cem Hakverdi’nin ‘Köpek Belgeseli’, yarın saat 13.00’te Kadıköy Sineması’nda gösterilecek. Gösterimin ardından bir de söyleşi var. Ne kadar çok kişi izlerse ve bu belgesel ne kadar çok ses getirirse, duyarlı tepkiler artar ve bir şeylerin düzelmesine vesile olur. Hakverdi başta olmak üzere, emek veren herkese bir hayvansever olarak teşekkür ediyorum. İzleyiniz, izlettiriniz dostlar!

MÜZİKLE KANATLANMAYA DEVAM!

1 Ekim’de dopdolu bir içerikle başlayan Red Bull Music Festival İstanbul, aynı hızla müzikseverleri uçurmaya devam ediyor! Ceza, Erci E., Kabus Kerim ve Demdike Stare gibi birçok sanatçının dinleyicisiyle buluştuğu dev organizasyon, 15 Ekim’e kadar önemli isimleri ağırlıyor. Red Bull House of Music Akaretler’de sevilen sanatçılarla söyleşiler, canlı radyo performansları ve sergiler var. Cuma akşamı Moda Sahnesi’nde Vogue kültürünün parıltısını yaşatacak olan Ballroom Night, cumartesi gecesiyse Volkswagen Arena’da Futurave Night gerçekleşecek. Beş sıra dışı konseptle, altı mekana yayılan festival yazmakla bitmiyor, en iyisi sonlanmadan yaşayarak görmek!

DAVID VENDETTA’YLA HASRET GİDERDİK!

Yıllardır şarkılarıyla coşum coşum coştuğumuz (Aşırı coştuğumuz anlamına gelen bu ikilemeyi lugatımıza şu an itibarıyla eklemiş bulunuyorum!) dünyaca ünlü Fransız DJ David Vendetta, geçtiğimiz cumartesi akşamı Taksim’de sahnedeydi... Her seferinde harika organizasyonlara imza atan parti gurusu Senem Selimi’yle 360 İstanbul’un düzenlediği gecede, eğlenceden yer yerinden oynadı desem yeridir! Eğlenmeden duramayanlar, Selimi’nin organizasyonlarını takipte kalmalı!

Yazının devamı...

Kusursuz güzellik baskısı yıkılıyor mu?

Kendimizi bildik bileli hepimize kusursuz bir güzellik anlayışı empoze edildi. Dört bir yanda karşımıza çıkan muhteşem vücutları ve çizilmiş gibi yüz hatlarıyla “İnsan değil” diye tabir ettiğimiz modeller; kadınların hep kendini eksik hissetmesine neden oldu. İnsanların kendilerini kusurlarıyla sevebilme ihtimalinin üzerine oynayıp durdular.

Kabul gören güzellik normlarına ulaşmak isteyenler, estetikten birbirinin aynı hale geldi. “İlla manken gibi zayıf olacağım” diye aç gezerken, hastanelik olan arkadaş gördü bu gözler! Zayıflama haplarından ölen çok sayıda kişi oldu ve bu saydıklarım yaşanmaya da devam ediyor.




Derin bir ‘Oh’ çekin hanımlar!

Haliyle son günlerde çok konuşulan Gucci’nin yeni tanıtım yüzünün model Armine Harutyunyan olması, her ne kadar sosyal medyada genç kadının ‘Allah vergisi’ görüntüsüyle epey dalga geçilse de, kusursuz güzellik baskısına karşı ses getiren bir duruş olması bakımından iyi bir seçim.
(Yalnız Instagram’da gördüğüm “Allah’ın Gucci’ne gitmesin de ne bileyim ya?” yorumuna çok güldüm, onu söylemezsem çatlarım!) Ve bu seçime bu açıdan bakıp, takdir etmek lazım bence...

Birçoğumuz onun gibi doğal bırakılmış, gür, simsiyah kaşlarımız olsa hemen düzelttirir, burnumuzu koşa koşa yaptırır ve ince dudaklarımızı dolguyla ördek haline getiriverirdik! Oysa sokakta yanınızdan kendi halinde geçip gidecek, dönüp bakmayacağınız, her yeri doğal bir kadını, güzellik baskısına sebep olmayacak bir model seçmişler. “Kusursuz olmak şart değil” demişler. Vallahi “Oh” dedik ya!

SPORA BAHANE KALMADI!

Yaz mahmurluğu bitip, şehir hayatına döndüğümüze göre, vakit sağlıklı yaşama da geçme vaktidir. Tatilde sporu, düzgün beslenmeyi savsaklamayan pek yok neticede... Ben spor yapmadığım birkaç aydır, bunun eksikliğini kendimde o kadar hissediyorum ki... Hem fiziksel hem de ruhsal olarak... Sadece vücudun değil; ruhun da büyük bir ihtiyacı spor, bu kesin!




Vakitsizlikten, tek başına egzersiz yapamamaktan ya da spor merkezlerinin fiyatlarından şikayetçi olanlar için süper bir alternatif çıktı karşıma...
Online pilates stüdyosu heryerdepilates.com’da, onlarca iyi eğitmenin hazırladığı yüzlerce pilates video’su var ve aylık maliyeti çok uygun. Al ekranını karşına, gir hedeflerini, sana özel programın hazırlansın ve yap sporunu.

Mutluluk ve sağlığa kavuşmanın en zahmetsiz hali... Bayıldım bu sisteme, hemen deneyeceğim!

SIFIR TAKİP EGOSU!

Instagram’da yüzbinlerce ya da milyonlarca takipçisi olup da, kendi tek bir kişiyi bile takip etmeyenler komiğime gidiyor. Egonun patlamış hali, burnu büyüklüğün abartılısı komik çünkü... Yani takipçilerine; “Herkes beni takip eder ama ben kimseyle muhatap olmayacak kadar devasa bir starım” mı demiş oluyorlar? Ya da arkadaşlarına, tanıdıklarına ve bulundukları noktaya gelmelerine vesile olan insanlara; “Siz beni önemseyip, takip edersiniz ama ben sadece kendimi önemserim” mi? Ne maksatla yaptıkları bilinmez ama kesin olan tek bir şey var ki; görünürde ‘0 takip’lerin hepsi stalker’ın kralıdır!

Yazının devamı...

Huzur, yavaş yaşamakta mı?

Son günlerde en çok düşündüğüm konu... Acaba hayat “İlla ki şunu da yapmalıyım, bunu da başarmalıyım” diye amaçların peşinden stres içinde koşturarak veya robot gibi iş-ev arasında yaşayarak akıp giderken, anlık huzurlarımız bize yetiyor mu? Yoksa çabalamayı, tırmalamayı bıraktığın ve her şeyden uzaklaştığın yerlerdeki süresiz huzura mı ihtiyacımız var?
Etrafıma bakıyorum da, yakın arkadaşlarımın bir ikisi değil, tamamı huzuru bulmanın peşine takılıp, şehirden uzaklara gittiler. (Yoksa benden mi kaçtı bunlar topluca?!) Çalışmama lüksü olanlar işi gücü de bıraktı, sakin ve yavaş, her anı sindirerek yaşıyorlar. Kimi bahçesiyle uğraşıyor, kimi sürekli doğa gezilerinde, kimi her gün başka bir cennet köşeden beni özendirmekle meşgul! Hiçbirinin de dönmeye niyeti yok, keyifleri yerinde...
Tabii, her şeyi bırakıp gitme kararı alabilmek de cesaret işi. Bir dizide duydum; “Ancak çok cesur insanlar hayatlarında büyük değişimler yapabilir” diyordu. Bakın mesela bir sonraki yazıda bahsettiğim çift de, hayatlarında büyük bir değişime karar vermiş ve huzuru Urla’da bulmuşlar…

Urla'nın güzeli

Geçenlerde bir düğüne katılmak için Urla’da kalmam gerekince, interneti açıp otel aramaya başladım. Tam “İçime sinen bir yer bulamayacağım galiba” derken karşıma ‘Kekliktepe Bağ Evi’ çıktı. Bahçesine adım attığım anda doğru yerde olduğumu anladım! Bir tarafta yeşillikler içinde tertemiz havuzu, diğer tarafta kocaman bir bağ ve kendine özel bahçesi olan, ahşap mobilyalı mis gibi kokan odalar... Sabah uyandığımda odamın bahçesinde, otelin bağından toplanmış domates, salatalık, maydanoz ve organik ürünlerle hazırlanmış muhteşem bir kahvaltı masasıyla karşılaştım. Sahipleri Özge Hanım ve Melih Bey o kadar ilgililer ki, sanki otele değil de, o tatlı çiftin evlerine misafirliğe gitmiş gibi hissediyorsunuz. Kısa zaman önce açtıkları mekana gösterdikleri özeni her an, her ayrıntıda görüyorsunuz. Yolu Urla’ya düşecek olanlar hiç başka otel aramasın derim!

AŞK ÖLÜR MÜ YAHU?

İlk kitabı ‘FQ Fantezi Zekası’yla çok satanlar listesine giren Merryliss Taylor’ın yeni kitabı ‘Ve Aşk S*çtı’yı yollamışlar bana. Enteresan ve iddialı bir isim ama bugünün hızla tüketilen sabun köpüğü aşklarını, insanların bir aşktan diğerine zıplama hızını düşününce gayet yerinde bir tespit!.. Kitabın arkasındaki; “Ne düşünüyorsun aşkım?” dediklerimiz bize ‘Hiç’ derken aslında ne düşünüyor? “Seni seviyorum” diyenler aslında ne söylemek istiyor? Kim kimden neleri gizliyor? Bu hikayenin sonunda “Aşk ölecek, gebersin pislik!” cümlelerini görünce hem yazardaki aşk düşmanlığına gülüp kitabı çok merak ettim hem de zaten aşktan korkar hale geldiğimiz bir devirde aşka inancımızı toptan kaybederiz endişesi yaşadım! Şimdilik kitapla uzaktan bakışıyoruz. Bu arada yazarın da tuzu kuru, aşka atıp tutuyor da kendisi evliymiş!

Yazının devamı...

İyilik hareketi hızla yayılıyor

“AHBAP Genel Başkanı... Sadece kendimi mutlu etmeye çalışıyorum” yazmış Twitter hesabının başına. Ama sadece kendini değil; elinin ve kocaman yüreğinin yettiği insan, hayvan ve doğa ayrımı yapmadan tüm canlıları mutlu etmeye çalışıyor. Haluk Levent o kadar ‘durmadan” çalışıyor ki, onu her gün yazmaya kalksak bile, yaptıklarını anlatmaya yetişmek imkansız. Yazarken bile yorulur insan!
Kurucusu olduğu AHBAP (Anadolu Halk ve Barış Platformu) ve bu iyilik hareketinin Türkiye’nin dört bir yanındaki on binlerce gönüllüsü birer melek gibi oradan oraya koşturuyor, yardıma ihtiyacı olan herkes için proje ve çözümler üretiyor, göz ardı edilen birçok önemli konuda farkındalık yaratıyor.
Hasta, yoksul çocuklara, gençlere moral ve destek, engellilere, ameliyat olması gereken ama para bulamayan insanlara, ilaç arayanlara yardım, evi yananlara, kirasını ödeyemeyenlere hızla bağış toplamak, konser gelirlerini yine ihtiyaç içindeki insanlara harcamak, en uzak köşelerden duyulan imdat çığlıklarına bir Superman hızıyla koşmak...
Sokak hayvanlarını kurtarmak, beslemek, tedavi ettirmek... Doğayı ve çevreyi koruma çalışmaları yapmak... Bunlar Haluk Levent ve AHBAP’ın yaptıklarının sadece ufacık bir kısmını anlatıyor!

300 bin kişilik AHBAP...

Sanatçının söylediğine göre, şu anda sahada çalışan 30 bin gönüllü var ama bekleyenlerle ve temsilcilerle birlikte
300 bin kişiyi bulmuş AHBAP...
Levent’in; ‘sevgi ve gerçeğin peşindeki’ platformu, tüm Türkiye’ye yayılmaya devam ediyor. İnsani değerlere ve iyilik görmeye toplumca öyle aç kalmışız ki, Haluk Levent’in bir başına başlattığı bu hareketin hızla büyüdüğünü görmek, anlatılamaz bir mutluluk...
Onun için “Bakan olsun” diyenler var. Böyle bir isteği olduğunu sanmıyorum ama nasıl da hak ediyor bunu ve bakanlığın hakkını ne kadar iyi verir düşünsenize... Hani filmlerde en zor anlarda ortaya çıkıp, yardıma ihtiyacı olanları kurtaran kahramanlar vardır ya, onu aynen öyle görüyorum ve hiç tanımadan çok fazla seviyorum. Bu halk kahramanı ve onun önderliğindeki tüm AHBAP’lar; iyi ki varsınız, iyi insan olup elini taşın altına koyunca, imkansız görünen her şeyin gerçekleşebileceğini her adımınızla ispat ediyorsunuz.

DEPREM KORKUSU SARDI!

Son günlerde art arda gelen depremler “Büyük İstanbul depreminin habercisi mi?” diye hepimiz korku içindeyiz. Son olarak perşembe günü bulunduğum kalabalık bina bir anda boşaltılıp, yüzlerce kişi açık alanda toplandığımızda yaşadığım endişeyi anlatamam. Üstelik böyle bir tehlike anında cep telefonlarının çalışmadığını görmek, daha da endişe vericiydi. Akşamları yatarken ayakkabılarımızı, giyeceğimizi yatağın yanına koymaya başladık bizim evde, çok can sıkıcı... Deprem çantası da hazırlayacağız. Korkuyla uykuya dalmaya, aynı korkuyla uyanıp, hayatımızı yaşamaya alışmak zor ama sarsıntılar İstanbul’u yoklamaya başladığına göre, böyle olacak. Allah hepimizi korusun.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.