SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Benzersiz bir kadının portresi

“Colette”, ünlü Fransız yazarın gençlik dönemini merkeze alırken, güçlü bir kadının portresini, yan yollara sapmadan, hayranlık ve sadakatle çiziyor.

Ünlü Fransız yazar Colette’in filmlere sığması zor bir hayatı var. Bu benzersiz, kadınların geri planda olduğu bir dönemde kendisi olabilmeyi mücadeleyle elde etmiş kadının gençlik dönemi “Colette”in odağında.

Keira Knightley’nin canlandırdığı Sidonie-Gabrielle Colette, taşrada büyüyüp Willy adlı yazarla evlenince Paris’e yerleşir. Eşi Willy’nin imzasıyla “Claudine à l’école” adlı kitabı yayınlar. Claude, 19. yüzyıl sonu Fransa’sında modern kadının modeline dönüşürken Colette, hem kendi imzasına kavuşmanın hem de cinsel kimliğini yaşamanın mücadelesini verir.

“Still Alice”in ortak yönetmenlerinden Wash Westmoreland’in imzasını taşıyan film, yaratıcı bir sinema diline sahip değil. Ancak bütün odağı, az rastlanan bir biyografinin öznesinin hakkını vermek. Knightley’nin özenli bir performansı, klasik dönem filmi kalıplarını başarıyla takip etmesiyle bunu başarıyor. “Colette”, güçlü bir kadının portresini, yan yollara sapmadan, hayranlık ve sadakatle çiziyor.

“Colette”

Yön.: Wash Westmoreland
Oyn.: Keira Knightley (Colette), Fiona Shaw (Sido), Dominic West (Willy), Robert
Pugh (Jules)
Sen.: Richard Glatzer, Wash Westmoreland, Rebecca Lenkiewicz
Gör.: Giles Nuttgens
Müz.: Thomas Adès

Haftanın diğerleri

- Ünlü Fransız aktör Daniel Auteuil’ün yönetmenliğini ve başrollerinden birini üstlendiği “Amoureux de ma femme / Arkadaşımın Aşkı”, arkadaşının yeni sevgilisine duygular beslemeye başlayan bir adamı konu alan bir romantik komedi. Diğer önemli rollerde Sandrine Kiberlain, Adriana Ugarte ve Gérard Depardieu var.
- “Astronot Willy: Macera Gezegeni / Terra Willy: Planète inconnue”, Eric Tosti’nin yönettiği çocuklara yönelik bir animasyon.
- M. Hakan Kurşun’un yönettiği “Yuvaya Dönüş”, romantik bir dram. Haftanın diğer yerli filmi İlker Tunçay’ın yönettiği korku türündeki “Cin Deresi Müsfer”.
- Sylvester Stallone’un başrolünde yer aldığı “Kaçış Planı” serisinin üçüncü filmi “Kaçış Planı 3 / Escape Plan: The Extractors”, John Herzfeld’in imzasını taşıyor. Aksiyon türündeki filmde, güvenlik uzmanı Ray Breslin Hong Konglu bir iş insanın kaçırılan çocuğunu kurtarmaya çalışıyor.
- Bart Layton’ın yönettiği “American Animals / Amerikan Soygunu”, dört üniversite öğrencisinin paha biçilmez kitaplar çalma planını konu alıyor. Film, gerçek bir olaydan yola çıkıyor.
- Rec Revan’ın yönettiği Azerbaycan yapımı korku filmi “Aporia / Kıyamet Deneyi”, silahlı bir grup tarafından esir alınan kasaba sakinleri hakkında.

Kasırga ve timsahlar

2003 yılında “Haute Tension”la korku türünü sevenlerin takip listelerine giren Fransız yönetmen Alexandre Aja, “The Hills Have Eyes” (2006) ve “Piranha 3D”nin aralarında olduğu yapımlarla, B tipi filmlere göz kırpan korkular yönetti. Yeni filmi “Crawl / Tehlikeli Sular”da benzer bir izleği takip ediyor. Film, şiddetli bir kasırganın ortasında babasını bulmaya çalışan genç yüzücü Haley’nin hikayesi. Kasırga yetmiyormuş gibi bir de serbest kalan timsahlara yem olmamaya çalışan Haley ve babasını takip ediyoruz. Başrollerini Kaya Scodelario ve Barry Pepper’ın paylaştığı film, nefes nefese takip edilen bir yapım ve B tipi korku sevenlere hitap ediyor.

Bu modern klasik, perdede izlenmeli

Jim Jarmusch’un 1995 yapımı sevilen filmi “Dead Man”, vizyona giriyor. Amerikan Bağımsız Sineması’nın önde gelen yönetmeni, başrolünde Johnny Depp’in yer aldığı filminde western türüne görülmesi elzem bir yaklaşım getiriyor. Müziklerinde Neil Young’ın imzası olan film, birini öldürüp yaranan William Blake adlı ana karakterin ölüme hazırlanma sürecini konu alıyor. Bu siyah beyaz modern klasik, perdede izlenmesi gereken yapımlar arasında.

Yazının devamı...

Örümcek Adam’ın okul gezisi

Artık sınırları uzay kadar genişleyen Marvel evreninin yeni filmi “Örümcek-Adam: Evden Uzakta / Spider-Man: Far From Home”, son Avengers filmi “Avengers: Endgame”in bittiği yerden başlıyor.

Spider-Man yani Peter Parker, Tony Stark’ın yasını tutarken bir yandan normal bir lise çocuğu hayatı sürmek istiyor. Hoşlandığı MJ’ye Avrupa’ya yapılan okul gezisinde açılma planları yapıyor. Peter Parker’ın bu planları, Nick Fury’nin dünyayı tehdit eden canavarlar konusunda yeni karakter Mysterio’ya yardım etmesini istemesiyle bozuluyor.

Tom Holland’ın bir önceki Spider-Man filmi “Spider-Man: Homecoming”le kahramanı devralması, Spider-Man’e gençlik aşısı olmuştu. Ergenlik hallerinin ve mizahın öne çıktığı “Homecoming”deki bu eğilimler “Evden Uzakta”da da devam ediyor. Ancak bu kez, okul gezisi üzerinden ilerleyen hikayede, aksiyonun fazla arka planda kaldığı ve filmin hitap ettiği kitlenin yaşının iyice düştüğünü söylemek mümkün. Yetişkin izleyiciler için seyir deneyimi pek eğlenceli bir hal almıyor. Dolayısıyla “Evden Uzakta”nın uçsuz bucaksız Marvel evreninin seri üretiminin zayıf bir ürünü olduğu söylenebilir.

HAFTANIN DİĞERLERİ

Korku sinemasının vazgeçilmez kötü bebekli filmlerinden “Bebeğin Laneti / Curse of the Witch’s Doll”, ABD yapımı ve Lawrence Fowler’ın imzasını taşıyor. Uğur Kaplan’ın yönettiği “Efsunlu - Kabirden Gelen”, haftanın yerli film seçeneği olarak dikkat çekiyor.

Winston Azzopardi’nin imzasını taşıyan “The Boat”, teknede mahsur kalan bir denizcinin mücadelesi üzerine.

Joachim Masannek’in yönettiği “Sevimli Dostlar / Ein tierisches Abenteuer”, Almanya yapımı bir aile filmi.

Hoon-jung Park’ın imzasını taşıyan Güney Kore yapımı “The Witch / Cadı”, hafızasını kaybeden küçük bir kıza odaklanan bir gerilim filmi.

Zhangke’dan ustaca bir film

Çin’deki değişimi yansıtan filmleriyle dünya sinemasının en önemli isimlerinden birine dönüşen Jia Zhangke’nın yeni filmi “Kül En Saf Beyazdır / Jiang hu er nü”, yıllara yayılan bir aşk hikâyesini konu alıyor. Bu aşkın geçirdiği evreninin arka planında toplumdaki sosyal ve ekonomik değişimler var, elbette. Filmde yeraltı grubuna mensup Qiao’nun sevgilisi Bin’i korumaya çalışmasından sonraki olayları konu alan Zhangke, geçen yıl Cannes’da yarışan filminde kadının olgunlaşması üzerine bir öyküyü ustaca anlarla dolu bir yapımla anlatıyor.

Tolkien’in gençliği

“Yüzüklerin Efendisi” ve “Hobbit”in yazarı J. R. R. Tolkien’nin gençliği, okul ve savaş yılları “Tolkien” adlı biyografinin merkezinde. Finlandiyalı yönetmen Dome Karukoski’nin imzasını taşıyan, fantastik edebiyatın efsane ismini ise Nicholas Hoult’un canlandırdığı film özünde yazarın ilham kaynaklarının peşine düşüyor. Kimsesiz kalıp saygın bir okula başlayan Tolkien’in yoldaşlığı lise arkadaşlarında bulması, sevgiyi tanıması, mitolojilere ve dile merakı, savaşın dehşeti ve yaşadığı kayıplar filmde karşımıza çıkıyor. Ancak yazarın ilham kaynaklarının şifrelerini çözmek, okurların ilgisini ayakta tutacak olsa da, bu “Tolkien”in heyecan veren bir biyografi olduğunu anlamına gelmiyor. Klişelerden uzaklaşmayan, düz bir anlatımı seçen ve yazarın heyecan vericiliğinden ve benzersiz yaratıcılığından nasibini hiç almamış bir film karşımızdaki.

Yazının devamı...

The Beatles’sız bir dünya düşünülemez!

Danny Boyle, hangi türe el atsa kalburüstünden harikaya uzanan skalada filmler yönetiyor. “Trainspotting”den “Milyoner”e yönetmenin müzik kullanımındaki zevki ise herkesin malumu. “Yesterday” ise yönetmenin direkt müziği merkeze alan ilk filmi.

Filmin ana karakteri Jack Malik, müzik kariyeri bir türlü tutmayan bir müzisyen. Ona güvenen arkadaşı / menajeri Ellie’nin desteğiyle boş salonlara konser veriyor. Bir gün dünyada bir şey oluyor ve Jack kendisinin hatırladığı The Beatles’ın yeryüzünden silindiğini fark ediyor. The Beatles şarkılarını söylemeye başladığında dünyanın en önemli müzisyenine dönüşüyor.

Boyle, “Kimse, The Beatles’ın olmadığı bir dünya istemez” fikriyle kalabalıkları birleştiriyor. “Yesterday”, finaline doğru fazla şirin bir hal alsa da tam yaza uygun, hafif ve eğlenceli bir kendini iyi hisset filmi. The Beatles şarkılarının güzelleştirdiği film, müzik endüstrisiyle dalga geçmekten kelime esprilerine izleyicisinden gülümsemeyi eksik etmiyor.

Kötü bebek evreni genişliyor

Kötü bebek ününü Chucky’den çalan Annabelle’in üçüncü filmi “Annabelle 3 / Annabelle Comes Home”, “The Conjuring” evreninin bir tür devamı. Medyum çift Warrenlar kötü bir ruh barındıran Annabelle’i kontrol altına alır. Ancak küçük kızlarının bakıcısının arkadaşı onu yeniden serbest bırakır. Hem “The Conjuring” hem “Annabelle” serisi eski usul korku kalıplarını günümüz izleyicisiyle buluşturuyor. “Annabelle 3”, bu külliyatın en çarpıcı örneği olmayabilir ancak aynı izleği takip ettiği için evrenin meraklılarını memnun edecek.

Laurel ve Hardy’i anmak için

2013 tarihli “Filth”le tanınan Britanyalı yönetmen Jon S. Baird “Laurel ile Hardy / Stan & Ollie”de efsane ikilinin düşüş dönemine dair bir hikayeyi merkeze alıyor. Popüleritelerini yitirmiş Laurel ile Hardy, Britanya’da bir tiyatro turnesine çıkıyor ve yeni bir film için haber bekliyor. Film, zıt karakterlere sahip ikili arasındaki dinamikleri klasik bir anlatımla gösterirken bildik bir biyografi filmi sunuyor. Çok düz bir izlek takip ettiği için akılda kalıcı bir yönü olmayan ve televizyon filmini andıran “Stan & Ollie”nin en dikkat çeken yönü, ikiliyi canlandıran Steve Coogan ve John C. Reilly’nin performansları.

HAFTANIN DİĞERLERİ

Geçen yıl Cannes Film Festivali’nde Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde yer alan Fransa yapımı “Ateşle Oynayanlar / Treat Me Like Fire”, Marie Monge’ın ilk filmi. Başrollerini Tahar Rahim ve Stacy Martin’in paylaştığı film, bir adamla tanışıp Paris’in yer altı dünyasını keşfeden bir kadın üzerine.

“Kahraman Prens Sualtı Maceraları / The Underwater Adventures of Sadko”, çocuklara hitap eden bir animasyon.

Hasan Doğan’ın yönettiği “Geçmiş Olsun”, komedi türünde. Suat Ay’ın imzasını taşıyan “İfrit” ise haftanın yerli korkusu. Berk Aygül’ün yönettiği “Sahir Deep Web” ise haftanın diğer yerli korku seçeneği olarak dikkat çekiyor.

Yazının devamı...

Oyuncakların pabucu dama atılmıyor

Pixar’ın hem izleyicilerin hem eleştirmenlerin gözdesi olan serisi “Toy Story”, 2010 yılında çok güçlü ve duygusal bir üçüncü filmle hikayesini tamamlamış gözüküyordu. Dokuz yılın ardından gelen devam filmi, Woody, Buzz Lightyear gibi oyuncakların Andy’den sonra Bonnie’nin yanında yaşadıkları maceraları konu alıyor. “Toy Story 3”, aslında üçlemeye mükemmel bir nokta koymuş olsa da, dördüncü film serinin gücünü kaybetmediğini gösteren başarılı bir ekleme.

Andy’nin üniversiteye gitmesinin arından Bonnie’ye verilen oyuncaklar burada hayatlarını sürdürür. Bonnie yuvaya başlayınca plastik bir çataldan yaptığı oyuncak Forky de aralarına katılır. Ancak Woody, Forky’nin çöpe dönme isteğinin önüne geçmeye çalışırken kendisini yeni maceralarda bulur.

Pixar, bu sevilen serisinde teknik mükemmelliğine bir kez daha mizah ve duyguları yerli yerinde eklemeyi başarıyor. “Toy Story”nin zaten zengin olan karakterler galerisine ikinci el bir dükkanda karşımıza çıkan yeni oyuncakların ve Forky’nin eklenmesi, ekibin hayal gücünün de eksilmediğinin göstergesi.

Besson’dan başarısız bir “Nikita” denemesi

Luc Besson’un yeni filmi “Anna”, yönetmenin 1990 yapımı sevilen filmi “Nikita”yı akla getiriyor. Hayattan beklentisi kalmayan ve özel bir ajana dönüşme şansı verilen genç bir kadına odaklanan “Anna”, “Nikita”ya konu olarak benzese de yönetmenin formunun 1990’lara çok uzak olduğunu da düşündürüyor. Başrolde Anna’yı canlandıran Sasha Luss’a aralarında Helen Mirren, Luke Evans ve Cillian Murphy’nin olduğu tecrübeli isimlerin eşlik ettiği film, Soğuk Savaş’ın sonlarında geçiyor. Moskova’dan Paris’e giden Anna’nın hikayesi, klişe karakterler, heyecan vermeyen dönüşler, sözde sürprizler ve yavan aksiyon anlarıyla dolu.

HAFTANIN DİĞERLERİ

Yönetmenliğiyle de takdir toplayan İngiliz aktör Ralph Fiennes’ın yönettiği üçüncü film “The White Crow / Beyaz Karga”, alanının en etkin isimlerinden balet Rudolf Nureyev’in hayatına ve Sovyetler Birliği’nden Batı’ya ilticasına odaklanıyor.

Anthony Maras’ın imzasını taşıyan “Hotel Mumbai”, lüks bir otelde 2008 yılında gerçekleşen terör saldırısından yola çıkıyor.

Valeria Bruni Tedeschi’nin imzasını taşıyan “Yazlık Ev / Les estivants”, yazlığa tatile giden bir yönetmenin etrafında dönen ve aile ilişkilerinin karışık bir hal aldığı bir komedi.

Mehmet Gün’ün yönettiği “Güller”, 28 Şubat döneminde bir köyde geçen bir dram. Fatih Mehmet Karakuş’un yönettiği komedi “Bahtsız Bedri” ve gerilim türündeki “Kalpten Gerdanlık” haftanın diğer yerli film seçenekleri olarak sıralanıyor.

lJustin Pierce’ın yönettiği “13. Cuma / The 13th Friday”, ABD yapımı ve şeytani bir varlığı merkeze alan bir korku. Gösterime giren diğer bir korku filmi “Katil Bebek Geri Döndü / Charlotte the Return” adını taşıyor.

Yazının devamı...

Elton John’un hayatı rock opera

Elton John ve eşi David Furnish, yaklaşık 20 yıldır John’un hayatını beyazperdeye aktarmaya çalışıyor. Değişen yönetmenler, stüdyolar ve aralarında Justin Timberlake’in de düşünüldüğü başrol oyuncularının ardından sonunda film tamamlandı. Yönetmen koltuğundaki Dexter Fletcher, Bryan Singer filmi bıraktıktan sonra Freddie Mercury biyografisi “Bohemian Rhapsody”i de tamamlayan isim. Elton John’u canlandıran Taron Egerton ise “Kingsman” serisiyle ünlenen, neslinin en parlak isimlerinden.

İsmini 1972 tarihli Elton John şarkısından alan film, ilk gösterimini geçen ay Cannes Film Festivali’nde yarışma dışı olarak yaptı. Elton John’un rehabilitasyon merkezinde bağımlıklarını itiraf etmesiyle açılan film, John’un çocukluğunun ve gençlik yıllarının önemli olaylarına dönüşlerle ilerliyor. Filmin yapısı fantastik anlar da barındıran bir rock opera olarak çiziliyor.

Elton John’un da filmdeki kararlarda yürütücü yapımcı olarak rol almasıyla ilerleyen projenin eleştirmenlerden aldığı yorumlar olumlu. Özellikle Egerton’ın Elton John’u canlandırırken gösterdiği performans ve filmin müzikal yapısı takdir topladı. Müzik sahnesinin en önemli figürlerinden biri olan Elton John’un hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak yaratıcı bir biyografiyle karşı karşıya olabiliriz.

Tarkovski başyapıtları beyaz perdede

Sinema tarihinin en önemli isimlerinden Rus yönetmen Andrei Tarkovski’nin üç başyapıtı, “Solaris” (1972), “Ayna” (1975) ve “Stalker” (1979), yenilenmiş kopyalarıyla izleyiciyle buluşuyor. Kamerasını çevirdiğinde dünyayı rüya gibi bir atmosfere büründüren, dünyayı ruhsal bir bakışla okumak için rehberlik yapan yönetmenin en önemli filmlerini beyaz perdede görme şansı sinemaseverler için büyük bir armağan.

Haftanın diğerleri

“Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit / Men in Black: International”, “Man in Black” serisinin dördüncü filmi ve Malibu/Marvel’ın aynı adlı çizgi romanından yola çıkıyor. Başrollerini Chris Hemsworth ve Tessa Thompson’ın paylaştığı filmde, dünyayı koruyan ‘siyah giyen adamlar’ organizasyonunda bir köstebek var ve dünyanın güvenliği tehlike altına giriyor.

“Kuyu / The Hole in the Ground”, İrlanda yapımı bir korku filmi. Lee Cronin’in yönettiği film, oğluyla İrlanda’da bir ormanda yaşayan genç bir annenin doğaüstü bir deliği keşfetmesi ve oğlunun kimliğinden şüphe etmeye başlaması üzerine.

Aytekin Birkon’un yönettiği “Cinnet”, haftanın yerli korku seçeneği. Serdal Genç’in imzasını taşıyan “Akıllara Seza”, komadan uyanıp lisede sevdiği genç bir kadının peşine düşen bir adama odaklanan romantik komedi. “Ferhat ile Şirin: Ölümsüz Aşk” , Murat Kuşçu’nun imzasını taşıyan bir romantik dram. “Hayalimdeki Köy” adlı komedi ise Cüneyt Faruk Arkın’ın imzasını taşıyor.

“Kahraman Tavuk Uzayda / Condorito: La Película”, çocuklara hitap eden bir animasyon.

“Tekne / The Boat”, denizin ortasında kalan ve yaşam savaşı veren bir denizciyi konu alan İngiltere yapımı gerilim filmi.

Yazının devamı...

Jean’in karanlığa yolculuğu

Çizgi roman uyarlaması seriler arasında kalbur üstü filmleriyle özel bir yerde bulunan “X-Men”in yedinci ve ana “X-Men” filmlerinin sonuncusu “X-Men: Dak Phoenix” adını taşıyor ve telekinetik güçleri olan Jean Grey’e odaklanıyor. 1990’larda geçen filmde, Charles Xavier tarafından eğitilen Jean Grey, hali hazırdaki güçlerine yenilerini ekliyor. Xavier ve arkadaşları bu güçle karanlık yerlere giden Jean Grey’i durdurmaya çalışıyorlar. Film, serinin olay ve zaman eksenini yeniden yerle bir ederek kafa karıştırıcı bir hal almakla eleştirildi ve X-Men serisinin en kötü yorumlanan filmine dönüştü. Daha önce gösterime girmesi planlanan ancak son bölümü yeniden çekildiği için vizyon tarihi ertelenen film, bu hamleyle de X-Men serisinin düzeyine ulaşamamış gibi gözüküyor.

HAFTANIN DİĞERLERİ

Evcil hayvanların insanlar yokken yaşadıkları maceralara odaklanan 2016 yapımı sevilen animasyon “Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı”nın devam filmi Chris Renaud’nun imzasını taşıyor “The Secret Life of Pets 2 / Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı 2”de, köpek Max, ailesinin hayatındaki değişikliklerin ardından fazla korumacı bir tavır takınıyor ve zamanla korkularıyla yüzleşiyor.

“Büyülü Geceler / Notti magiche”, Paolo Virzi’nin imzasını taşıyan İtalya yapımı bir film. Komedi türündeki ve 1990’larda geçen filmde, öldürülen bir senarist etrafında dönen olaylar konu ediniliyor.

Görkem Yeltan’ın “Yemekteydik ve Karar Verdim”den sonra yönettiği ikinci film “Bağcık”, iki kız çocuğu, onların bakıcıları ve amcaları üzerinden bir aileye odaklanıyor.

Cannes Film Festivali’nde geçen yıl Belirli Bir Bakış bölümünde dünya prömiyerini yapan “En Sevdiğim Kumaş / Mon tissu préféré”, Gaya Jiji’nin ilk uzun metrajlı filmi.

Fransa yapımı film, görücü usulü evlendirilmek isteyen ana karakterin bastırılmış cinselliğini keşfetmesi üzerine ve Luis Buñuel’in “Gündüz Güzeli”nden izler taşıyor.

“Koca Ayak / Bigfoot”, ABD yapımı ve Evan Tramel’in imzasını taşıyan bir animasyon.

Yazının devamı...

Dev kapışmada hayal kırıklığı

Japonya çıkışlı canavar Godzilla, Hollywood yolculuğuna “Godzilla II: Canavarlar Kralı / Godzilla: King of the Monsters”la devam ediyor. Aynı zamanda Godzilla’nın kendisini gösterdiği 35. film olan yapım, Michael Dougherty’nin imzasını taşıyor ve 2014 yapımı “Godzilla”nın devamı niteliğinde.

Filmde Godzilla’nın San Francisco saldırısında oğullarını kaybeden bir ailenin üyeleri Mark Russell ve Emma Russell ile kızları Madison ana karakterler. Dünyadaki titanlar insan eliyle tek tek uyanmaya başlayınca düzene bir denge getirme işi Godzilla’ya kalıyor. Bir kez daha gezegene denge gelmesi için insanların ölmesi gerektiğini düşünen kötü taraf ile hümanist yaklaşan iyi tarafın mücadelesini izliyoruz. Ancak karanlık çekimler, özel efekt bombardımanı ve kapışan dev canavarlar arasında, akan bir olay örgüsünden bahsetmek mümkün değil. İzleyicisine ana akım, özel efektli eğlence vaat etmesi gereken film, bu iddianın altından zayıf hikaye örgüsü ve klişeleri bile yerine getiremeyen karakterler nedeniyle kalkamıyor. Kıyaslamak gerekirse, benzer bir izlekten kendisini ciddiye almayan tam bir kaçış filmi sunan Guillermo Del Toro imzalı “Pacific Rim”in yakınından geçebilen bir film sunulamıyor.

HAFTANIN DİĞERLERİ

Tate Taylor’ın yönettiği ABD yapımı korku “Ma”, bir grup gençle dost olan bir kadının yarattığı dehşeti konu alan bir film ve başrolünde Octavia Spencer bulunuyor.

Frank Oz’un 1988 yapımı filmi “Dirty Rotten Scoundrels”a ana karakter olarak iki kadını yerleştiren “The Hustle”ın başrollerini Anne Hathaway ve Rebel Wilson paylaşıyor. Film, iki farklı sınıftan kadın dolandırıcının iş birliği üzerine bir komedi.

Haftanın yerli korkusu “Astral Seyahat”, Hasan Gökalp’in imzasını taşıyor.

Komedi filmi “Enes Batur Gerçek Kahraman”, geçen yıl gösterime giren “Enes Batur Hayal mi Gerçek mi?”nin devam filmi ve yönetmenliğini Doğa Can Anafarta’nın üstlendiği bir yapım.

“Yaramazlar Takımı: Zaman Yolcuları”, çocuklara hitap eden bir animasyon.

Osman Nail Doğan’ın yönettiği “Güvercin Hırsızları”, aralarında İstanbul Film Festivali’nin ulusal yarışmasının da olduğu festivallerde gösterildi. Film, güvercin çalan bir gencin küçük İsmail’le tanışması üzerinden ilerleyen bir dram.

Mesut Çetin’in yönettiği “Kral Midas’ın Hazinesi”, haftanın yerli komedisi.

Su Baloğlu ve Merve Bozcu’nun yönettiği “Onun Hikayesi”, kameranın aralarında Yeşim Ustaoğlu, İlksen Başarır ve Türkan Şoray’ın da olduğu kadın sinemacılara döndüğü yaratım süreci üzerine düşündüren dikkat çekici bir belgesel.

Yazının devamı...

Eski sayfa açılıyor

Hollywood’un dönem dönem eski defterleri açıp yeniden çevrimlerle eski malzemeleri yeniden sinemaya uyarlaması sıklıkla karşılaşılan bir eğilim. Bu furyadan son nasibini alan ise bilindik “Aladdin”. Filmin yönetmen koltuğunda “Snatch” ve yeni “Sherlock Holmes” filmlerinin İngiliz yönetmeni Guy Ritchie oturuyor. Filmde Cin’i Will Smith canlandırırken, Aladdin rolünde Mena Massoud karşımıza çıkıyor. Filmin özgün öyküye eklediği bir şey yok. Aladdin, sihirli lambayı buluyor ve lambadaki Cin ona dileklerini gerçekleştireceğini söylüyor. Aladdin, dileklerini prenses Jasmine’e ulaşmak ve kötü niyetli Jafar’ı alt etmek için kullanıyor. 1992 yapımı Disney animasyonunu baz alan film, bu animasyonun sadık bir uyarlaması. Ancak filmin aldığı eleştiriler bu yeniden çevrimin pek de gerekli olmadığı yönünde. Oyuncu performansları ve teknik yönleri takdir edilse de, animasyonun üzerine fazla bir şey katamamış olması, filmin heyecan yaratmamasıyla sonuçlanmış gibi gözüküyor.

Haftanın diğerleri

Geçen yıl Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış’taki büyük ödülünü kazanan “Sınır / Gräns”, İsveç yapımı ve Ali Abbasi’nin imzasını taşıyor. “Let the Right One In”in yazarı Ajvide Lindqvist’in bir hikayesinden uyarlanan film, korkunun kokusunu alabilen bir sınır görevlisi hakkında. Bu kişi, kendisine benzeyen biriyle tanışınca hayatının akışı değişiyor.

“Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak / Mission Kathmandu: The Adventures of Nelly & Simon”, Kanada yapımı ve çocuklara hitap eden bir animasyon.

Onur Bilgetay’ın imzasını taşıyan “Aykut Enişte”, iki ailenin arasında kalan kimsesiz bir adamı konu alan bir komedi.

“Karanlık Lanet / The Dark”, Justin P. Lange’ın imzasını taşıyan ve lanetli bir ormanlık bölgede geçen bir korku filmi. Haftanın diğer korkusu ise yönetmenliğini Aislinn Clarke’ın üstlendiği “Şeytanın Kapısı / The Devil’s Doorway” olarak dikkat çekiyor.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.