SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Sıcaktan bunalanlara yayla havası

Yayla çok Karadeniz’de... Ayder, Ovit, Pokut, Samistal, Palovit, Elevit, Yerçenik yaylaları uzun yürüyüşler yapabileceğiniz, fotoğraf tutkunları için muhteşem kareler çıkartacak doğa harikaları.

Tatil deyince aklınıza ne gelir bilemem ama eğer deniz, güneş, kum diyenlerdenseniz bu yıl deniz kıyılarında oluşan rutubet nedeniyle bunaltıcı hatta zaman zaman tahammül edilemeyecek derecede bir sıcak var bu yaz gene. Karasal iklimin hüküm sürdüğü coğrafyalarda sıcak pek zorlamaz insanı ama rutubetle birleşen sıcak öldürücü bile olabilir, dikkatli olmak gerek.

Mutlaka bir yerlere kaçmak gibi bir niyetiniz varsa benim her zamanki gibi öneri listemin başını Karadeniz yaylaları çekiyor. Organize turların çoğu şu sıralar Karadeniz turları. Tam da mevsimi. Kendi başınıza gezecekseniz kapın sırt çantanızı, karavan ile yola çıkacaksanız rotanızı deniz kıyılarından dağlara doğru çevirin derim.

Benim favorim her zaman olduğu gibi Karadeniz’in bozulmamış ender yerlerinden biri olan Fırtına Vadisi. Çamlıhemşin’in yukarı kısmında yer alan, Kaçkarlar’dan gelen Fırtına ve Hala derelerinin oluşturduğu doğa harikası Fırtına Vadisi ve muhteşem Fırtına Konakları nefes almak için en güzel noktalardan biri.

Yayla çok Karadeniz’de. Ayder, Ovit, Pokut, Samistal, Palovit, Elevit, Yerçenik yaylaları uzun yürüyüşler yapabileceğiniz, fotoğraf tutkunları için muhteşem kareler çıkartacak doğa harikaları. Karadeniz’in en doğusu ise en ilginç kısmı aslında. Artvin’e kadar gidin, Maçahel ve civarını mutlaka görün. Kafkasör Yaylası, dağ gölleri, özellikle Karagöl mutlaka görülecekler listenizde olsun. Yörenin kendine has mimari örneklerinden oluşan evler ve pansiyonlarda konaklayabilirsiniz.

Güneydeyseniz Üçoluk ve Bezirgan Yaylası

Outdoor konusunda tecrübeliyseniz çadırınızla konaklayabileceğiniz pek çok kamp alanı mevcut. Karavancılar için de konaklama sorun olmayacaktır. Doğu Karadeniz size uzak gelirse çok fazla doğuya gitmeden Giresun’un Dereli ilçesinden ulaşabileceğiniz Kümbet Yaylası’nı da öneririm. Yol boyu size eşlik edecek olan derelerin, doğanın yeşilinin güzelliğine hayran kalacaksınız. Yayla denince elbette haklı olarak akla ilk gelen yer Karadeniz. Bence dünyanın en güzel ve özel yaylaları da Karadeniz’de ama ülkenin kuzeyindeki yaylalara bir alternatif de güneyde. Akdeniz yaylaları da hoştur. Sıcaklar bastırdı mı Akdeniz’in yerlisi de kendini yaylalara atar. Şu sıralar güneyde tatildeyseniz, sıcaklar bunaltıyorsa günübirlik de olsa kendinizi atabileceğiniz yaylalar var Akdeniz’de. Antalya’nın zirvelerinde Toros Dağları’ndaki Üçoluk Yaylası ve Kalkan yakınlarından çok kolay ulaşılabilen Bezirgan Yaylası’nı mutlaka görün. Gene Antalya’da Kemer’in Göynük beldesindeki Göynük Kanyonu tam bir cennet. Bu kanyon Likya Yolu üzerinde bulunuyor. Likya Yolu’nda yürüyüş yapma niyetiniz varsa bu kanyonun derinliklerine de gitmenizi tavsiye ederim. Mayonuzu mutlaka yanınıza alın.

Güneydeki yaylalar yalnızca Antalya civarında değil. Adana Pozantı bölgesindeki Akçatekir Yaylası, Mersin’deki Sertavul Yaylası da tavsiye edeceklerimden.

İstanbul’daysanız ve civarda bir yerlerde olmak istiyor çok fazla da uzaklaşmak istemiyorsanız, siz gene de birkaç saat yol gitmeyi göze alıp Kırklareli’nin Demirköy ilçesinde bulunan dünyanın en büyük Longoz ormanlarına sahip İğneada’nın Milli Parkı’nda harika vakit geçirebilir, Karadeniz’de yüzmenin keyfini çıkarabilirsiniz. Eğer kamp yapmak amaçlı gitmeyecekseniz ve karavanınızla yollarda değilseniz hatırlatmalıyım ki yukarıda adı geçen tüm yaylalarda konaklama imkânı yok. Bu durumda yola çıkmadan önce mutlaka iyice araştırıp kalacağınız yeri belirleyip rezervasyonunuzu yapıp öyle gidin.

Yazının devamı...

Pasaportsuz seyahat keyfi

Dünyanın globalleştiği günümüzde pek çok gelişmiş ülke sınır kontrollerini hatta sınırlarını kaldırırken Türk vatandaşları hâlâ pek çok ülkeye vizeyle gitmek zorunda. Ama gene de Türk vatandaşlarının pasaportsuz ama kimlikle seyahat edebileceği dört ülke var şimdilik. Bunlar KKTC (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti), Gürcistan, Ukrayna ve Moldova.

KKTC’ye Türkiye’nin değişik şehirlerinden direkt uçuşlarla ulaşabilirsiniz. Gelişmiş bir turizm sektörüne sahip olan KKTC’de bu konuda her gün yeni adımlar atılıyor. Harika kumsalları, muhteşem koyları, beş yıldızlı otelleri, eğlence mekânları ve adaya özgün kültürlerin izlerini taşıyan mutfağı ile çok sayıda turisti ağırlıyor her yıl. Özellikle balayı, eğlence arayanların akın ettiği bu adada aslında çok köklü tarihiyle insanı kendine hayran bıraktıran müthiş de bir kültür turizmi potansiyeli var.

İstanbul’dan direkt uçuş

Kimlikle seyahat edebileceğiniz bir diğer ülke de kuzeydoğudaki komşumuz Gürcistan. Gürcistan’a gitmek isterseniz İstanbul’dan Tiflis ve Batum’a uçuşlar var. Ayrıca gene İstanbul’dan ve tüm Karadeniz şeridindeki şehirlerden otobüs seferleri olduğunu da belirteyim. Ama genelde Gürcistan’a giden büyük çoğunluk Hopa’dan Batum’a geçmeyi tercih ediyor. Karadeniz kıyılarının bence en güzel kentlerinden biri olan Batum pek çok organize Doğu Karadeniz gezisinin de bir parçası olarak tur programlarında yer alıyor. Ülkeye girerken bir giriş formu doldurmak ve harç yatırmak gerekiyor. Bu işlem sınırda yapılabiliyor.

Batum’un sonradan oluşturulmuş dokusunun altındaki tarihi dokuyu görmek ve keşfetmek elbette organize bir geziyle çok daha kolay olsa da yalnız seyahat ediyorsanız da bunu yapabilirsiniz. Çok ilginç, cıvıl cıvıl ve keyifli bir şehir olan Batum’un dışında eğer vaktiniz varsa Tiflis’i de mutlaka görmenizi öneririm.

Yeni kimlik kartı olmak zorunda

Karadeniz’deki bir diğer komşumuz olan Ukrayna da kimlikle seyahat edebileceğiniz ülkelerden biri. Açık söylemek gerekirse bu ülkede benim baş tercihim ülkenin liman kenti Odessa, daha önceki yazılarımda da bahsettiğim güzel şehir Lviv ve ülkenin başkenti Kiev.

Ankara ve İstanbul’dan Ukrayna’nın değişik kentlerine direkt uçuşlar var. Ayrıca belki daha farklı bir şey arayanlar için de İstanbul’dan Odessa’ya yapılan gemi seferleri ilginç olabilir. Tam bu noktada şunu belirteyim Ukrayna’ya eski tip kimliklerle giriş yapmanız mümkün değil, mutlaka yeni kimlik kartı olmak zorunda.

Moldova ise Türk vatandaşları için kimlikle giriş sistemini bu yıl yeni başlattı. Ukrayna ve Romanya arasında yer alan Moldova fakir bir ülke, denize kıyısı yok ama iki tane nehir geçiyor topraklarından. İstanbul’dan başkent Kişinev’e direkt uçuşlar var. Ülkede başkent Kişinev dışında Tiraspol ve Balti kentlerini de ziyaret edebilirsiniz. Özgürce seyahat edebileceğimiz ve sınır tanımayan bir dünyaya kavuşabileceğimiz günler dileğiyle hepinize iyi geziler.

Formu kaybetmeyin

KKTC ve Gürcistan’a geçerli nüfus cüzdanı (eski tip), TC kimlik kartı (yeni) veya pasaportla, Ukrayna ve Moldova’ya ise yalnızca yeni TC kimlik kartı veya pasaportla seyahat edilebiliyor. Bu ülkelerde kalış süreleri için tanınan hak da yaptığınız girişe göre değişiklik gösterebiliyor. Türkiye’den çıkışta doldurulan giriş çıkış formunu kaybetmemenizi hatırlatmak isterim.

Yazının devamı...

Antik güzellik

Burdur Ağlasun ilçesine 7 kilometre uzaklıkta, dağlık bir arazinin sarp yamaçlarına inşa edilmiş Sagalassos antik kenti üzerine...

Antalya’ya 109 km, Burdur’un Ağlasun ilçesine 7 kilometre uzaklıkta yer alan Sagalassos antik kenti verimli vadilerle çevrili, suyun bol olduğu ve insanlarına büyük güvenlik sağlayan dağlık bir arazinin sarp yamaçlarına inşa edilmiş. M.Ö. 3 bin’lerde büyük ihtimalle Anadolu’nun önemli bir halkı olan, dili ve tarihi yeni keşfedilen Luwiler’in yerleştiği bu Pisidia kentinin M.S. 13. yy’da Selçuklulara kadar uzanan çok zengin bir tarihi var.

Roma döneminde Sagalassos’un Anadolu’nun yol ağına ve Ege’yle Akdeniz Limanları’na bağlanması, önemini inanılmaz derecede artırdı. Ekonomisi tarıma dayalı olan bu kent, zeytin ve zeytinyağından gelir elde ediyor ve Mısır’a gemi yapımı için göknar ağacı ithal ediyordu. Roma İmparatoru Augustus (M.Ö. 25- M.S. 14) döneminden itibaren de kentte endüstriyel ölçekte kırmızı astarlı seramik kap kacak üretilmiştir. M.S. 6. yy’da arka arkaya gelen veba salgınları, M.S. 7. yy’da tüm Ege kentlerini yerle bir eden depremlerden biri de burada olmuş ve kenti harabeye çevirmiştir.

18. yy’da bir Fransız gezgin tarafından gün ışığına çıkartılan, 1990’dan günümüze kadar süren arkeolojik çalışmalar sayesinde ayağa kaldırılan antik kenti bugün çok detaylı bir şekilde gezmek mümkün.

Eğer organize bir turla geziyorsanız, profesyonel turist rehberiniz size şehri en güzel şekilde gezdirip gösterecektir. Şayet yalnızsanız antik kentin girişinde verilen broşürlerden alıp, yine girişteki tabelalarda belirlenmiş olan güzergahlardan birini seçerek şehri gezebilirsiniz.

Dağlık bir arazide bulunan Sagalassos ziyaret etmesi aslında çok kolay olan bir kent değil. Giriş kapısında göreceğiniz üç güzergâh şehri zamanınıza ve kondisyonunuza göre gezip görmenizi sağlayacak. Tam bu noktada belirteyim: Birinci güzergâh: 1 saat süren 1.5 km, ikinci güzergâh 2 saat süren 2.5 km ve üçüncü güzergâh da 4 saat süren 4 km uzunluğunda parkurlar. Ben size ikinci güzergâhı tavsiye ederim. Bu durumda hemen her şeyi görmüş olursunuz. “Aşklar ve İmparatorlar Şehri” diye bilinen Sagalassos’un son yıllarda çok popüler olmasına sebep olan Antoninler Çeşmesi’ni ve antik çağlardan beri bu çeşmeden akan suyu görmeden dönmeyin. Buralara kadar gelmişken Burdur Müzesi’ni mutlaka ziyaret edin ve Türkiye’de sayıları her gün artan Yavaş Şehir’lerden (Cittaslow) biri olan, Isparta il sınırları içinde yer alan Eğirdir’i de görün.

Göller bölgesinde yer alan ve Türkiye’nin 4. büyük gölü olan Eğirdir, günün her saatinde değişen rengiyle sizi büyüleyecek. Kovada Gölü Millî Parkı, otantikliğini koruyan Yeşilada ve piknik alanı olarak düzenlenmiş Canada’yı görüp, gölün yüzmeye elverişli noktalarındaki plajları kullanabilirsiniz. Yemek yemek için ise size Eğirdir gölü kıyısında bulunan Big Apple Restoranı tavsiye ederim.

Yazının devamı...

Seyahatte güvenlik kriteri

Numbeo adlı veri tabanının istatistik raporlarına göre belirlenen en güvenli şehirler listesinde Türkiye’den Eskişehir, Bursa ve İzmir yer aldı. Katar’ın başkenti Doha ise listeye bir numaradan girmiş.

Seyahatte güvenlik çok önemlidir. Organize gezilerde acentelerin en önem verdikleri konu budur. Gidilecek yer güvenli mi? Güvenli olmayan bir yere kimse tur düzenlemez, orayı tavsiye de etmez. Ayrıca bu konuda tüm ülkelerin Dış İşleri Bakanlıkları da son derece hassas davranır ve tehlike durumunda vatandaşlarını o ülkelere seyahat etmeme konusunda uyarırlar.

Tek başına gezen kişilerin de güvenlik konusuna çok önem vermeleri gerekir. Mutlaka gidilecek yerle ilgili iyi ve doğru araştırma yapılmalıdır. Kulaktan dolma bilgiler, sosyal medyada doğruluğu kanıtlanmayan dedikodular doğrultusunda gezilmesini tavsiye etmem.

Dünyanın en güvenli 50 şehri yayınlandı. Bu liste Numbeo adlı dünyanın en büyük veri tabanının istatistik raporlarına göre, 1 ile 100 arasında numaralar verilerek yapılmış. Mutlulukla gördüm ki Türkiye 3 şehirle bu listeye girmiş. 15. sırada Eskişehir, 24. sırada Bursa ve 47. sırada İzmir ile. Son yıllarda Türk gezgininin dikkatlerini üzerinde toplayan şehirlerden biri Eskişehir. Üniversite şehri olması, temizliği, tarihi, eski ve yeniyi çok güzel harmanlaması ile özellikle günübirlik geziler için ideal.

Müthiş tarihi, tarihi eserleri ve güzellikleriyle yıllardır kültür ve gurme turlarının en sevilen güzergahlarından biridir Bursa.

İzmir ise gezginlerin aslında yıllardır ihmal ettikleri, yol üzerindeki bir şehir olmanın ötesine götürmedikleri, muhteşem tarihi, müzeleri, güzellikleri ile keşfedilmeyi fazlasıyla hak eden müthiş bir şehirdir.

Dünyanın en güvenli şehri neresi diye merak ediyorsunuzdur. Her zaman ateşten bir top olan Ortadoğu’da hemen hemen herkesle sıkıntılı ilişkiler içinde olan Katar’ın başkenti Doha listeye bir numaradan girmiş. Doha aslında gezginlere pek fazla şey vaat etmeyen ama son zamanlarda ciddi gelişmelerin olduğu bir şehirdir. Hızla yapılan müzeler, oteller, parklar vs ile turizmde de atak yapmaya hazırlanıyor Katar’ın başkenti.

Nüfusun yarısından fazlası yabancı

Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi bayağı yüksek bir puanla listede ikinci sırada. Tabii Dubai de epey üst sıralarda yer alıyor. İlginç bir şehirdir Abu Dabi, nüfusun yarısından fazlası yabancıdır. Müthiş park ve bahçelerin yanı sıra sırf 2007 yılında açılan Şeyh Zayed camiini görmek için bile gitmeye değer. Alışveriş cenneti Dubai ise yalnızca dünyanın en yüksek binası Burc Halife, Burj el-Arab gibi yapılardan ibaret değil elbette.

Listede en hoşuma giden, benim köşemde sürekli yazmakta ısrar ettiğim ve güvenlik konusunda adım kadar emin olduğum şehirlerin en üst sıralarda olması. Dünyanın en yaşanılası şehri seçilen Viyana, bence dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan Ermenistan’ın başkenti Yerevan, hiç yurt dışına çıkmadınızsa oraya giderek başlayın diye ısrar ettiğim Tayland’dan Chiang Mai, yine Uzakdoğu’dan Singapur ve Hong Kong , iki şehriyle Japonya hep listedekilerden.

Umman’ın başkenti Mascat ile, Avrupa ülkelerinin ve ABD ile Kanada’nın 2-3 şehirle girdiği listeye ne yazık ki Akdeniz’e kıyısı olan hiçbir ülke girememiş Türkiye dışında. Stressiz ve keyifli bir gezi için elbette güvenlik sorunlarını düşünmeden seyahat etmek çok önemli. Fakat burada şunu da belirtmek gerekir ki dünyanın en güvenli yerine de gitseniz hiçbir şeyin garantisi olmaz, olamaz. Her zaman herkesin başına bir şeyler gelebilir. Siz gene de güven konusunu inceleseniz de, teyit de etseniz, gereken önlemleri almadan seyahat etmeyin. Önemli evraklarınızı, paranızı, kredi kartlarınızı, kıymetli eşyalarınızı güvende tutmak ve güvenli şekilde taşımak için gerekeni yapın. Herkese keyifli ve güvenli geziler dilerim.

Yazının devamı...

Edirne’de lavanta günleri

Trakya’nın doğası deyince aklınıza neler gelir bilemem ama benim aklıma pek çok şey geliyor. Özellikle de o yollarda giderken uçsuz bucaksız uzayıp giden ayçiçeği tarlaları ve üzüm bağları. Son zamanlarda bu güzelliklere bir de lavanta eklendi biliyor musunuz? Türkiye’de Ege ve Akdeniz bölgelerinde üretimi yapılan lavanta artık Trakya’da ve Edirne’de de var.

Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü ve Edirne Tanıtım Turizm Derneği işbirliğinde iki yıldır çok güzel etkinlikler yapılıyor. Amaç Edirne’de ve bölgede özellikle verimi düşük arazilerde tarımsal çeşitliliği artırmak, ekonomik, tarımsal girdilere katkı sağlamak ve tarım odaklı kültürel - gastronomi turizmine destek vermek. Bu yılki etkinlikler Karaağaç tarlalarında 10 Haziran’da başladı. 2. Edirne Lavanta Tarla Günleri yarın sona erecek.

Trakya Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü bölgede lavanta tarımını geliştirmeye ve model oluşturmaya yönelik çalışmalar yapıyor yıllardır. Lavanta eğimli, kıraç ve susuz arazileri sever. Verimi düşük arazilerde lavanta tarımını sürdürebilir kılmak, köylerde üretim, pazarlama döngüsünü teşvik etmek amacıyla yola çıkarak, çok sayıda tarım girişimcisi ve çiftçiye bilimsel destek sağlayıp, üretim planlamasına yardımcı olarak lavanta konusunda yapılacak yatırımın dönüşü olabileceğini yerel halka göstermişler. Farkındalık geliştirmenin en iyi yollarından biri de çocuklara yönelmektir. “Lavanta ve Çocuk” temalı pek çok etkinlik yer alıyor bu yılki tarla günlerinde. Çocuklara enstitünün uzmanları tarafından yapılan çalışmalar anlatılıyor. Lavantalı kurabiye, lavantalı lokum ve dondurma ikramı, drama etkinlikleri, resim çalışmaları, lavanta tarlası ziyareti, Edirne valisi eşliğinde çocuklarla sembolik lavanta hasadı gibi etkinlikler ilgi görüyor. Tabii ki büyükler de ihmal edilmiyor. Özellikle fotoğraf meraklılarına sınırsız imkân var. Tarlalar sizi bekliyor. Yoga ve nefes egzersizi yapmak isteyenler de buradaki doğal ortama bayılacaklar. Resim yapabilir, uzmanlardan lavantanın faydalarını öğrenebilir, lavantayı gastronomide nasıl kullanabileceğinizi deneyimleyebilirsiniz. El sanatları ve lavantalı ürünler standlarından da dilediğiniz gibi alışveriş yapabilirsiniz. Edirne, Yugoslavya’da savaş başlamadan önce Avrupa’dan kara yoluyla gelen turistlerin ilk ziyaret ettikleri ve çok önemsedikleri bir noktaydı. Binlerce yıllık renkli tarihi, şehrin kendine has dokusuyla öne çıkan Edirne’nin tanıtımına ‘Lavanta Tarla Günleri’ etkinliğinin büyük katkı sağlayacağı şüphesiz.

Güçlü bir antiseptik

Dünyada en çok rağbet gören uçucu yağlardan biri olan lavanta çok farklı amaçlar için yetiştirilebiliyor. Bu hoş kokulu bitki kozmetik endüstrisinde ve ilaç sanayiinde ham madde olarak kullanılmasının yanı sıra güçlü bir antiseptik ve sakinleştirici etkisiyle biliniyor. Lavantadan sabun, ilaç, çay ya da sos yapılabiliyor. Bol nektarlı bu bitkiden lavanta balı elde ediliyor. Lavantadan elde edilen esansiyel yağlarla vücut losyonu, el kremi, sabun ve banyo duş jeli üretiliyor. Bir de benden size bir tüyo: Lavantanın akrepleri uzak tuttuğunu biliyor muydunuz? Kapı eşiklerine, pencere kenarlarına lavanta bitkisinden serpin. Aman dikkat, akrepler çift gezer. Öldürmeyin, lavantayla hem eviniz mis gibi koksun, hem de onlar sizden uzak dursun.

Yazının devamı...

Güller şehri Isparta

Yıllar boyunca Anadolu gezilerimde Isparta’ya geldiğimizde, özellikle de tepelerin ardından Eğirdir Gölü gözüktüğünde içimi adlandıramadığım bir huzur kaplardı. Enerjisi ne hoş bir yer diye düşünürdüm. O zamanlar gezdirdiğim Alman misafirlerim de aynı duyguları paylaşırlardı benimle. Yıllarca ne sebebini bildim ne de bu duruma bir anlam verebildim. Geçtiğimiz hafta Gülsha markasının davetine katıldım. Programda yılda bir kez mayıs ayında gerçekleşen gül hasatı, çevre gezisi, fabrika ziyareti ve firmanın yeni ürünü Gül Özlü Gençlik Kremi’nin lansmanı vardı.

Daha Isparta Havalimanı’na iner inmez o yıllar yılı duyduğum duygu sarıverdi beni yeniden. Gerçek gezgin hikayelerin peşinden gider. Bazen de yollarda hiç beklemediği hikâyelerle karşılaşıverir.

Ben de orada hem yıllar boyunca anlam veremediğim o duygunun sebebini buldum, hem de müthiş bir hikaye ile karşılaştım.

Isparta güller şehridir. Bölgede her yerde güllere rastlarsınız. Gül hasatını deneyimlemek için sabah çok erken saatte otelden ayrılıp Eğirdir’i de geçip bizi bekleyen traktörlere binip Gülsha’nın 1300 m. yükseklerde en ücra köşelerdeki gül bahçelerine gittik. Beni nelerin beklediğini az çok biliyordum ama şehir hayatının içinde artık gül kokusunu o kadar unutmuşuz ki kokan güllerle karşılaşınca neredeyse şaşkınlıktan bayılacak gibi oluyorsunuz. Yolu buralara düşen gezginler kendilerini gül bahçelerine atıp oralarda çalışanlarla sohbet edip elle yapılan gül hasadını deneyimleyebilirler. Müthiş keyifli bir kahvaltının ardından ben hemen geleneksel gül hasadını öğrenmek ve uygulamak istedim. O kadar hoşuma gitti ki bu iş, çuvalımı doldurdum ve işim bittiğinde güllerin bende kalacağını öğrenince çok sevindim. Bu kokudan ayrılmak istemiyordum.

Her cilde ve yaşa uygun ürünler

Isparta’ya özgü bu güller Rosa Damascena denen bir tür ve yalnızca Isparta’da ve Bulgaristan’da yetişirmiş. Fabrikada 2.5 ton gül çiçeğinden yapılmış gül havuzunda yuvarlanırken düşündüm, dört ton gülden 1 kilo gül yağı çıkıyormuş. Bu gül, yağ veren güllerin en önemli çeşidiymiş ve Isparta da dünyadaki gül yağı ihtiyacının yüzde 65’ini karşılıyormuş. Rosa Damascena gül çiçeğinin yaşam enerjisini barındıran gül esansiyel yağı 320 MHz değeriyle dünyadaki en yüksek titreşime sahip maddeymiş. O zaman anladım ki bölgenin güzel enerjisinin sırrı Rosa Damascena imiş...

Gülşah Gürkan, 1965 yılından beri parfüm ve kozmetik üreticilerine gül özü tedarik eden aile şirketinin üçüncü nesil yöneticisi ve Gülsha markasının kurucusu. Kendisi dünyaya tam hasat döneminde yani mayıs ayında gözlerini açmış ve o sıralarda bir kredi başvurusunda bulunmuş olan aile şirketinin kurucusu büyükbabasına o gün ilk olarak yeni doğan bebeğin haberi, ardından da kredisinin onaylandığı haberi gelmiş. Bunun üzerine büyükbaba, “Bu çocuğun kaderi gül” diyerek Gülşah ismini takmış torununa. Gülşah Hanım çok başarılı bir iş insanı ve vizyoner bir girişimci. Markasını emin adımlarla ileriye doğru taşırken aslında doğduğu şehre de öylesine bir değer katıyor ki… Turizm de buna dahil. Gülşah Hanım benim minimalist ruhuma çok uygun düşen bir şey yapmış. Ürettikleri bakım ürünleri yüksek kalitede, doğal, her cilde ve yaşa uygun.

Seyahat kitleri olmalı

Gülsha markasının tüm ürünleri Duty Free’lerde, firmanın Web sitesinde ve artık Sephora mağazalarında bulunuyor ama gönül ister ki bölgeye gelen gezginler belli noktalarda bu ürünleri alabilecekleri dükkanlar, standlar bulabilsin. Gezginlerin en çok ilgisini çekecek olan şey de biraz daha geliştirilmesi gerektiğini düşündüğüm seyahat kitleri. Gülşah Hanım başka bakım ürünlerinin de yakın zamanda bizlerle buluşacağı müjdesini verdi. Heyecanla bekliyoruz.

Yazının devamı...

Ege’de ada kaçamağı

Kapıda vize uygulamasıyla rağbet gören Rodos, Midilli ve Samos’un da aralarında bulunduğu Yunan adaları sakin plajlardan eğlenceli gece hayatına çok sayıda seçenek sunuyor.

Doğu Ege adaları olarak bilinen Rodos, Kos (İstanköy), Midilli (Lesvos), Meis (Kastellorizo), Sakız (Chios) ve Sisam (Samos) adalarına gitmek isteyen Bordo pasaport sahibi T.C. vatandaşları için Yunan Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti arasında yapılan anlaşmaya göre birkaç yıldır “kapı vizesi” adı verilen bir uygulama bulunmakta. Yunan hükümeti bu yıl kapı vizesi uygulamasını erken başlatma kararı aldı ve tatilde ne yapacağına karar veremeyenler, Schengen vizesiyle uğraşmak istemeyenler ama illa ki bir Yunan adaları kaçamağı yapmak isteyenler için çok sevindirici oldu bu durum. Daha şimdiden bu altı ada için yüksek sayıda bilet satışı, otel ve tur rezervasyonları yaptıklarını belirtiyor seyahat acenteleri.

Rodos: Marmaris’ten ulaşılan, Oniki adaların en büyüğü ve Ege Denizi’nde Yunanistan’ın en doğuda bulunan adası. Benim favori adalarımdan biri olan Rodos, yüzme, dalış ve sörf tutkunları için bir cennet. Batıda kumlu ve sakin sulara sahip, doğuda da çakıllı ve sert rüzgar alan dalgalı plajlarıyla ünlüdür. Restoranları, tavernaları, barları, diskoları, casino ve kulüpleri ile her zevke göre her türlü imkanı sunan ender adalardan biridir Rodos. Müthiş mutfağı ve zarif sunumlarıyla ünlü olan bu adada yine çok zarif ve her türlü zevke ve keseye hitap eden konaklama imkanları da bulunur.

Kos: Bodrum’un karşısında yer alan bu ada, biraz kafa dinlemek, biraz deniz, biraz gezmek, biraz kültür, biraz alışveriş diyenler için ideal. Özellikle harika sahillere sahip köylerini mutlaka görmelisiniz. Yeme içme konusunda çok memnun kalacaksınız. Bu adaya ziyaretinizi Rodos ile birleştirebilir, iki ada arasındaki ulaşım imkanlarını da kullanabilirsiniz.

Midilli: Ünlü şair Sappho’nun memleketi ve Yunanistan’ın üçüncü büyük adasına Ayvalık’tan ulaşılıyor. 400 km’ye yakın sahilleri, 3 körfez ve sayısız koyları, yemyeşil doğası ve eşsiz tarihi ile gezginlere her türlü imkanı sunan bir ada. Merkezdeki tarihi mekanları, kaleyi mutlaka görün, adanın diğer kasabalarına da yolunuzu düşürün. Deniz, kum, güneş, yeme içme konusunda çok memnun kalacağınız bir ada.

Meis: Oniki adanın en küçüğü. Kaş’tan ulaşacağınız bu ada benim favori adalarımdan. Mavi Mağarası, hemen yanındaki minicik Aya Yorgi adası, rengarenk evleri, adaya adını veren kırmızı kalesi, kafeleri, restoranları, cami, arkeoloji müzesi, Likya tipi kral kaya mezarı, iki limanı ve hayatınızda unutamayacağınız güzellikteki deniziyle tam bir masal adası.

Samos: Kuşadası’nın tam karşısında bulunan Yunanistan’ın sekizinci büyük adası benim bir diğer favori adam. Pythagorion Limanı, Pythagor Mağarası, Panagia Spiliani Manastırı, özellikle de güneydeki Hera Tapınağı mutlaka görülmesi gereken yerler. Yeme içme konusunda çok mutlu olacağınız bu adada size bir başka tavsiyem de adanın arka tarafına dolaşmanız olacaktır. Adanın Türkiye’ye bakan kısmıyla Ege’ye bakan kısmı o kadar farklı ki.

Yalnızca bu yazıda bahsettiğim bu altı ada için geçerli olan ve yılın belli dönemlerinde uygulanan “kapı vizesi” hakkında bilgi almak için Yunanistan Konsolosluğu’nun http://www.yunanistankonsoloslugu.com/yunanistan-kapi-vizesi sayfasını incelemenizi öneririm.

Sakız: Çeşme’nin tam karşısında bulunan Yunanistan’ın beşinci büyük adası. Sakız ağaçlarının yetiştiği ve damla sakızı üretimin yapıldığı tek yer olduğunu biliyor muydunuz bu adanın? Tarihi ve doğal güzellikleri orantılı bir biçimde bünyesinde taşıyan bu adada pek çok müze vardır. Adanın gidebildiğiniz bütün köylerini, Nea Moni Manastırı’nı, Arkeoloji ve Bizans Müzeleri ile Ortaçağ’da inşa edilmiş olan kalede bulunan Jüstinyen Müzesini mutlaka görün. Sörf ve yüzme keyfi için her çeşit plaj var. Ben Mavra Volia plajına bayılıyorum. Siyah kumlu tek plajıdır adanın.

Yazının devamı...

Bayram tatili rotaları

Yine uzun bir bayram tatili kapıda. Tüm tatili ya da tatilin birkaç gününü gezerek değerlendirmek isteyenler için benim de birkaç önerim olacak. Bu sefer hep ihmal edilen, akla pek gelmeyen bir yerle başlamak istiyorum. Bayramda hiçbir yere gitmem diyen İstanbullulara gelin, yaşadığınız şehri keşfetmeye çıkın diyorum. İstanbul’da yaşamayanlara da aynı öneride bulunuyorum, bayram kalabalıklarından kaçmak istiyorsanız fırsat bu fırsat gelin İstanbul’u keşfedin. Güzel bir Boğaz turu, tarihi yarımadadaki müzeler, cami ve kiliseler, Fener-Balat, Galata-Karaköy semtleri detaylı keşif için sizleri bekliyor. İstanbul’un adalarına da günübirlik kaçamaklar yapabilirsiniz. Büyükada kalabalığına karışmak istemiyorsanız Heybeliada’yı tercih edin.

Bayram dışında bu kadar uzun süre tatil şansı olmayanlar organize turlarla bir GAP gezisi yapabilirler. Mardin, Urfa, Diyarbakır, Adıyaman, Nemrut, Gaziantep, Halfeti, Hatay gibi şehirleri bir seferde görmek isterseniz tek şansınız bu tatil olabilir. Daha şimdiden bu bölgelerde hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiğini ve büyük ihtimalle de bölgenin bayram tatilinde çok kalabalık olacağını, gezi tüm tatili de kapsasa hiçbir yeri tek tek ele alındığında olduğu gibi tüm detaylarıyla gezemeyeceğinizi de belirtmeliyim.

Bu mevsimde gidilebilecek en güzel yerlerden biri de şüphesiz ki Karadeniz. Aslında bu kadar uzun sürede baştan sona tüm Karadeniz’i gezebilir, kalabalıkların tercih etmediği yaylalara çıkabilir, şehirlerin gürültüsünden uzaklaşabilirsiniz. Genelde Trabzon’dan başlayan ve Artvin hatta Batum’a kadar uzanan Doğu Karadeniz keşfi için de en güzel zamanlar başlıyor zaten artık. Hep ihmal edilen Sinop, Ordu, Giresun ve Samsun’u da görmeye ne dersiniz? Hatta buralara kadar gelmişken şehzadeler kenti Amasya ve Hitit İmparatorluğu’nun en önemli izlerini barındıran Çorum’u keşfetmek de pek cazip olabilir.

Doğu Anadolu’da da önerim Van ve Van Gölü çevresi. Van kedileri, Van Kalesi, Muradiye Şelalesi, Hoşap Kalesi, Tatvan, Nemrut Krater Gölü, Ahtamar Adası ve daha pek çok güzellik tam da bu mevsimlerde keşfedilmeyi bekliyor.

Çanakkale’den Antalya’ya

Ben sırt çantamı kapıp giderim diyorsanız size önerim özellikle Kuzey Ege olacak. Çanakkale’den başlayın, Troya’dan Assos’a kadar yepyeni bir kültür rotası oluşturuldu, bu yolu yürüyün, köylere girin, antik kentleri ziyaret edin. Bu bayramın vazgeçilmezleri her bayram olduğu gibi gene Bodrum, Antalya ve Alaçatı olacak gibi görünüyor. Aslında kalabalıklara rağmen civarda o kadar çok keşfedilecek yer var ki. Bodrum’da bir mavi tur ya da değişik koylar, bükler ve çok sayıda antik kent sizi bekliyor. Antalya civarında Side, Perge, Aspendos, Thermesos ve özellikle Phaselis antik kentlerini görün, hatta son yılların parlayan yıldızı Sagalassos’a uzanın. Ege’nin güzel adaları Bozcaada ve Gökçeada, Ege’de Eski Foça ve Datça’yı da gerek dinlenmek gerekse keşif için tavsiye ederim. Her yere son derece rahat ulaşabileceğiniz İzmir’in güzel ilçesi Selçuk’ta konaklayarak, ilçenin kendisiyle başlayıp, Efes Antik Kenti ve civardaki pek çok başka antik kenti ve koyları keşfedebilirsiniz.

Bu tatilde kıyı Ege’yi tercih ederseniz bazı Yunan adalarına da günübirlik kaçamaklar çok keyifli olacaktır. Tatil için yurt dışını tercih edenler gemiyle Yunan adalarını keşfedip çok güzel bir deneyim yaşayabilirler. Aslında bu tarihlerde her yere gidilebilir ama benim size yurt dışı için hararetle önereceğim yerler Kuzey Avrupa ülkeleri olacak. İsveç, Norveç ve Finlandiya’yı birlikte ya da tek tek keşfetmenin en güzel zamanıdır. Organize turlarla yola çıkacaksanız pek düşünmeniz gereken bir şey olmayacaktır ama kendi başınıza seyahat edecekseniz, tatilinizin bir kabusa dönüşmesini istemiyorsanız mutlaka konaklayacağınız yerleri önceden belirleyin ve mutlaka rezervasyonunuzu yaptırın. Yurt dışına çıkacaksanız da pasaportunuzun en az 6 ay geçerlilik süresi olup olmadığını, gideceğiniz ülke veya ülkelerin vize istemesi halinde vize işlemlerini son dakikaya bırakmamanızı hatırlatayım. Şimdiden iyi tatiller…

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.