SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

İKİ 15 TEMMUZ’UN ORTAK NOKTALARI...

Dünyada, 42 yıl arayla, aynı tarihte yapılan darbe girişimlerinin kaderini değiştirdiği tek bir ülke var, o da Türkiye.

Kıbrıs’ta, 15 Temmuz 1974’te yapılan darbe girişiminden söz ediyorum.

Sadece tarihleri ortak değil bu iki darbe girişiminin.

Arkasındaki güçler, darbe emrini verenler ve yapılacak darbelerin kime fayda sağlayacağı konusunda da benzerlikler var.

15 Temmuz 1974 darbesini yapan kişinin EOKA-B’nin kurucusu Nikos Sampson olduğunu biliyoruz da sonrasını hiç merak etmedik.

Mesela Yunanistan’ın Kıbrıs’taki 15 Temmuz darbesini araştırmak için 1980’lerde kurduğu bir komisyon vardı.

Fransa’da sürgünde yaşayan Nikos Sampson, komisyon için yüzlerce sayfa cevap yazdı ama o dönemin Yunanistan Başbakanı Papandreu ani bir kararla lağvetti komisyonu.

Sampson’un yaklaşık 500 sayfa tutan cevaplarını ulaştırdığı, Rum ve Yunan gazetecilerden sadece birisi, o da sadece 20 sayfalık bir kısmı, çok yerini sansürleyerek yayımlayabildi.

Anılardan, Sampson’un Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’ya, 1958’de, Atina ziyaretleri sırasında, suikast düzenleme hazırlığını öğrendik ama Yunan gizli servisi “Sakın yapmayın” deyince vazgeçmişler bu fikirden.

Bu kısım da çok ilginç ama biz darbe girişimlerinin ortak ayak izlerini sürmeye devam edelim:

Hepimizin en büyük düşman diye bellediği Makarios aslında, Yunanistan’daki Albaylar Cuntası’yla ağır bir çatışma halindeydi.

Albaylar Cuntası’nın talimatıyla 1970 yılında helikopterine ateş açıldı, kıl payı kurtuldu, EOKA-B’cileri hapse attı, bir dönem en büyük destekçisi olan ve binlerce Kıbrıs Türkünün kanını elinde taşıyan Grivas’ın kuvvetleriyle çatışmalar yaşandı.

Aynı anda Makarios’un aşırı milliyetçi İçişleri Bakanı, Yunanistan’daki cuntanın barış yanlısı isimlerine bombalı suikastlar düzenlettirdi.

Özetle, kurucu anlaşmalar gereği, bağımsız ve bağlantısız Kıbrıs Cumhuriyeti ile NATO üyesi ve o sırada ipleri Washington’ın elinde olan cunta tarafından yönetilen Yunanistan gırtlak gırtlağa gelmişti, 15 Temmuz darbe girişimi de öyle bir zamanda yaşandı. Kıbrıs’ta 15 Temmuz darbesi başarılı olsaydı, Ada Yunanistan’a bağlanacak ve NATO için Akdeniz’de sabit bir uçak gemisi haline gelecekti.

Türkiye’de, 3 yıl önce 15 Temmuz darbe girişiminde bulunan alçaklar da ilk açıklamalarında “NATO’ya bağlıyız” demişlerdi, hatırladınız mı?

LAFI GEVELEMEYİN ARKADAŞ...

Türk Hava Kurumu’nun, personeline maaş ödediği ama yerde yatan yangın uçakları ve aynı anda yanan 350 hektarlık orman alanımız var. Konuya dair her açıklama biraz daha kafa karıştırıyor.

Hiç kafa karışacak bir durum yok aslında ortada.

Türk Hava Kurumu, elinde, yangına müdahaleye hazır iki uçak olmasına rağmen, yangın başladıktan ancak 20 saat sonra Orman Bakanlığı’na başvuruda bulunuyor.

Oysa ilk birkaç saat içerisinde hazır olsalar, gece boyunca havadan yapılamayan müdahale gerçekleşmiş, zarar ve kayıp da daha az olmuş olacaktı.

Kaldı ki ilk açıklamada “Ankara ve İzmir’de hazır iki uçak var, diğerleri parça bekliyor” denmişti, baktım “5 uçağımız da hazırdı” diyorlar şimdi. Ajansları taradım, yangının kısmen kontrol altına alındığı saatlere denk geliyor Türk Hava Kurumu’nun başvurusu.

Yani başvuruda bulunmuş olması Türk Hava Kurumu’nun geciktiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Gelelim Türk Hava Kurumu’nun “İstemediler” diye özetlediği Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yardımı kabul etmeme meselesine.

Türk Hava Kurumu lafı geveliyor, “Şu saatte şu kişiyle konuştuk, şu cevabı aldık” deyin ki öğrenelim gerçeği hep beraber.

UYUŞTURUCUYA ÖZENDİRMEK..

Yaklaşık iki ay önce, Cenk Eren, Çağatay Ulusoy ve Gizem Karaca’nın da aralarında olduğu çok sayıda ünlünün yargılandığı uyuşturucu davasında, sanıkların aldığı ceza uyuşturucu ticaretinden uyuşturucu kullanımına çevrildi, 10’ar aylık hapis cezaları da 5 yıl süreyle tecil edildi.

Bu hafta Narcos dizisini izlerken sosyal medyada paylaştığı mesajların uyuşturucuya özendirici olduğu gerekçesiyle Pucca adıyla bilinen Selen Pınar Işık 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Kanunda uyuşturucu maddeye özendirmek, uyuşturucu kullanmaktan daha büyük suç olarak yazılı, bunu biliyoruz.

Ancak uyuşturucu kullanan ve her seferinde bir şekilde yırtan ünlülerin durumunun da özendirici olduğunu hatırlamakta fayda var...

Yazının devamı...

GÜVERCİNLER UÇUYOR NAZLICAN...

Babasını ziyarete giderken, boyun kısmında beyaz güvercin süsleri olan bir elbise dikmişti Nazlıcan.

Silivri’ye girerken, battı gözlerine, istemediler, söktüler hepsini.

Çok ses çıkarmadı genç kız, daha 15 yaşında, cezaevi girişinde, cebinde şeker buldular diye çıplak aramaya maruz kalmıştı.

Üstelik alışmıştı, anlayışsızlığa...

Okulu, Avusturya Lisesi, “Baban ile okul arasında tercih yapmalısın” demişti, o da babasını seçmişti.

Ergenekon’u Nazi örgütüne benzeten, Nazlıcan’ın babasını ziyarete gittiği bir gün, sırasındaki kitapları camdan atan faşist öğretmene bir şey olmamış ama Nazlıcan’a tasdikname vermişti okulu.

Yine de diğer Ergenekon sanıklarının çocuklarına göre şanslı sayılır Nazlıcan, hiç değilse öksüz kalmadı, canlı aldı babasını cezaevinden.

Bu hafta açıklanan Ergenekon kararı sonrasında o diktiği elbiseye, güvercin süslerini yeniden takıp takmadığını merak ettim en çok Nazlıcan’ın...

Sonra bu hafta da, Osman Öcalan röportajı konuştuk ya, aklıma Şemdin Sakık geldi, Ergenekon’un gizli tanığı Deniz yani...

Osman Öcalan son 15 yıldır terör örgütü PKK’nın ölüm listesinde, geçmişte de yerli yabancı bir sürü yayın kuruluşuna Kandil’i eleştiren röportajlar verdi.

Şemdin Sakık, öyle değildi ama Kuzey Irak’tan paketlenip getirildiğinde de terör örgütü üyesiydi.

Ergenekon davaları sırasında, eski bir Genelkurmay Başkanı ve komutanlar sanık sandalyesinde otururken, 33 askerin şehit edildiği saldırının düzenleyicisi adam, “Askerleri bilerek ölüme yolladılar” falan diyordu büyük bir arsızlıkla...

Güvercinler uçuyor artık Nazlıcan ama hepimizin ruhunda kalan travmalar, kanat çırpmak kadar kolay geçmeyecek...

YARIM PORSİYON AYDINLIK...

Orhan Pamuk’un liberal eleştirilerinin çok kıymetli, Fazıl Say’ın Cumhuriyetçi eleştirilerinin çok değersiz bulunduğu zamanlar yaşadık.

Oysa her ikisi de uluslararası arenada tanınan iki önemli isimdi.

Garip ve zamanın ruhuna, duruma göre yaptığımız ayrımlarımız var bizim.

Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te yapılan katliamı kınıyoruz tüm gücümüzle ama 3 gün sonra PKK’nın yaptığı Başbağlar katliamını unutuyoruz her yıl biraz daha.

Oysa aydın ya da köylü fark etmez, insan, ölüme ve katliama karşı yaşamı savunur.

Katliamı yapan, 33 canı alan saldırının emrini veren kişi, terör örgütünün sözde yöneticisi Doktor Baran kod adlı Müslüm Durgun’du.

Terör örgütü Madımak katliamının intikamını almak için bu katliamı yaptığını açıkladı.

Öcalan, İmralı’daki ifadesinde eylemin sorumluluğunu almadı, Kandil’deki vekil terörist başı Karayılan, kitabında “O eylem bize zarar verdi” diye yazdı.

Ama bu ülkede “Ne olursa olsun devlete çakmam gerekir” diyen bir grup yarım porsiyon aydın halen Başbağlar katliamını devlet yaptı iddiasında.

Tamam, hadi devlete inanmıyorsunuz bari çok sevdiğiniz terör örgütüne inanın değil mi?

NEREDESİNİZ DİYE SORDULAR

Çoğu kişi hatırlamaz belki ama kurulacak yeni bir partinin başına geçeceği söylenen Ali Babacan, 2007’de Dışişleri Bakanı olmuş, 21 ay bu görevi üstlenmişti.

O dönem Financial Times gazetesi “Where are you Mr. Babacan” başlıklı bir makale yayımlamıştı.

Dışişleri Bakanı olarak, Ali Babacan’ın Avrupa başkentleriyle daha sıcak ilişkiler kurması gerektiğini anlatıyordu yazı.

Şimdi yeni bi siyasi partinin başına geçeceği söylenen Ali Babacan’ın en güçlü yanı ekonomisiyse en zayıf yeri de diplomasi ve sosyal ilişkiler kısmı.

Hem diğer ülkelerdeki liderlerle iyi ilişkiler kurmak hem de eline mikrofonu aldığında kitleleri coşturabilecek bir lider portresi sever bizim seçmenimiz.

Aksi ne olursa olsun pek işlemez bizim memlekette...

Yazının devamı...

BOZKURT VE BELEDİYE TESİSLERİ...

Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiğinden beri en çok şu soruya muhatap oldu:

“Belediye sosyal tesislerinde içki servisi başlayacak mı?”

Sosyal demokrat belediyecilik beklentisi, sosyal tesislerde demlenmek olanlara şaşırıyor insan.

Rakı ve beyaz leblebi üzerinden, demlenme arzusuna Mustafa Kemal Atatürk’ü meze yapanlara da söylenecek bir çift lafım var:

Birincisi, Mustafa Kemal Atatürk, ülkesini kurtardıktan sonra rakı masasına oturdu, rakı masası muhabbetiyle, lafla, ülke kurtarmadı.

İkincisi, Armstrong’un çok uzun yıllar yasaklı kalan Bozkurt kitabı var ya, o kitapta ülkede bir karışıklık ve sıkıntı çıktığı anlarda Çankaya’da hiç sofra kurulmadığı anlatılır birden çok yerde.

O yüzden bu tadı kaçan tartışmayı daha fazla uzatmamak lazım...

OLDU, GÖZLERİM DOLDU HALİMİZ...

İnternet üzerinden ilaç satışı yasak.

Numaralı gözlük camı, veterinerlerin kullandığı ilaçlar, sertifikasız tohum ve hatta air bag ve ekipmanlarının satışı da yasak.

Türkiye’de her gün, 6’dan fazla insan cinayete kurban gidiyor, 10’dan fazla insan yaralanıyor.

Sadece geçen hafta, sadece İstanbul’da, çay parası kavgasında pompalı tüfek, Bağcılar’da gergin gruplar arasındaki kavgada tabancalar kullanıldı.

Kâğıt üzerinde ateşli silahlar ve delici-kesici aletlerin de internet üzerinden satışı yasak ama bu yasağı da takan kimse yok.

Kargoyla adresinize teslim ölüm satılıyor bir sürü internet sitesi ve sosyal medya hesabında...

İnsan merak ediyor, bu yasağı koyanların arama motorları çalışmıyor mu acaba?

MARAŞ’I BİZ KAPATTIRMIŞTIK...

Kıbrıs’a dair yazı okunmaz, haber seyredilmez, diye düşünür medya.

Doğu Akdeniz’de suların ısındığı bir dönemde KKTC’de Cumhurbaşkanı ile Dışişleri Bakanı kapışma halinde.

Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın, Rum Lider Anastasiadis’in evinde sosyal bir yemeğe katıldı.

Ardından Mağusa’daki kapalı bölge Maraş’ın açılması gündeme geldi.

Kavga o kadar büyüdü ki, Cumhurbaşkanı Akıncı, “Bostan korkuluğu değilim” dediği basın toplantısı düzenledi.

Asıl bomba sonra çıktı, meğer 1983’te, KKTC’nin ilanından sonra Maraş’ta bir mahalle iskâna açılmış, içine de insanlar yerleştirilmiş.

Sonra Ankara ama olayı anlatan eski İskân Bakanı Hakkı Atun’a göre genelkurmay devreye girmiş, o mahalle tekrar boşaltılmış.

Şimdi başa mı dönüyoruz, federasyon fikrinden, konfederasyon tezine mi geçiyoruz, hepsi konuşulmalı.

Reyting ya da tiraj kaygısı olmadan...

Yazının devamı...

OFİS VE WHATSAPP GRUPLARI İÇİN TARTIŞMA TÜYOLARI...

- Desteklediğiniz aday televizyon tartışmasından mağlup çıkarsa, “Ne var, Merkel de Almanya’da tüm televizyon düellolarını kaybetti ama seçimleri kazandı” dersiniz, moralinizi bozmalarına izin vermezsiniz.

- Desteklediğiniz aday televizyon tartışmasında yumuşak taraf olarak kalırsa, “Unutmayın ki, Fransa’da, ekranda öfkeli bir görünüm çizen Sarkozy seçimleri kaybetmiş, Hollande kazanmıştı” diye hatırlatır, durumu idare edersiniz.

- Desteklediğiniz aday hazır cevaplık konusunda geride kalırsa, “ABD’de 1980 seçimler öncesindeki tartışmada hazır cevap olan Başkan Carter olmuştu ama seçim sonucunu belirleyen, Reagen’ın ‘Dört yıl öncesinden daha iyi bir durumda mıyız?’ Sorusu olmuştu. O yüzden erken sevinmeyin” der, işin içinden çıkarsınız.

- “Keşke her seçimden önce lider adayları ekranda tartışsalar” diyenlere karşı, en büyük koz, ABD’de de 16 yıl boyunca başkan adaylarının ekranda karşı karşıya gelmediğini hatırlatmak olabilir. 1964 ile 1980 arasında ABD Başkan adayları ekranda tartışmadılar.

- İşin özeti şu aslında, toplumun yüzde 99’u, televizyon performansına, afişlere, anons arabalarına bakarak oy vereceği partiyi seçmiyor. Tüm tantana aslında oy kararı değişebilecek yüzde 1 için yapılıyor. Yüzde 1’in İstanbul’da sonucu etkileme gücü olmasa, ne dün akşam ki tartışma bu kadar önemli olurdu ne de adaylar bu kadar büyük çaba gösterirlerdi...

TARİH DEDİĞİMİZ

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in kardeşiydi Hacı Ali Demirel.

15 Haziran 1978 tarihinde Ankara Defterdarlığı’ndan bir tebligat aldı.

Hemoroit olduğu gerekçesiyle istediği vergi ertelemesinin kabul olmadığı yazıyordu tebligatta.

Türkiye’de durmadan “geçmişe özlem” şarkıları söyleyenlere hatırlatmak istedim...

KÖYLÜLER VE OYLARI...

Hatırlarsınız, eğitimli kesimden yükselen “Benim oyumla çobanın oyu nasıl bir olur?” tartışması bir dönem Türkiye’de çok popülerdi.

Tartışmanın bitmiş olması aslında fikrin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor, halen bu fikre sıcak bakan çok sayıda insan var.

Seçim sandığı kültürü Anadolu’ya, İstanbul’da 1876’da yapılan Meclis-i Mebusan seçiminden 46 yıl önce gelmiştir oysa.

Osmanlı’da ilk yapılan seçimler, 1830’da Bolu ve 1833’te Kastamonu Taşköprü’de yapılan muhtarlık seçimleridir.

O seçimlerde, 18 yaşını bitirmiş ve en az 50 kuruş vergi ödemiş tüm erkekler oy kullanabildi. Yani Anadolu’nun demokrasi geleneği aslında İstanbul’dan çok daha eskiye dayanıyor...

SAHTEKÂRLARA ÖDÜL...

Bu ülkede sahtekârlara ödül sayılacak o kadar çok uygulama var ki...

Mesela üniversiteye girişte oldukça önemli olan Ortaöğretim Başarı Puanı.

Sistem okulun ne olduğuyla hiç alakadar olmuyor sadece öğrencinin diploma notuna bakıyor.

Hal böyle olunca da parayla hormonlu not satan okulların öğrencileri, diğer düzgün okullardan mezun olan bir sürü adayın önüne geçiyorlar haksız yere.

Diploma notu 100 olan öğrencinin sınavdaki performansı diploma notuna uygun mu falan diye ikinci kontrolü de yapmıyor sistem.

Yani lise son sınıfta çocuğunuzun kaydını hormonlu not satan bir okula alırsanız, çocuğunuza avantaj sağlamış olursunuz.

Dünyada sahtekârları bu kadar çok cesaretlendirecek bir başka sınav sistemi daha var mı acaba?

Yazının devamı...

FUTBOLDAN FAZLASI...

Bir futbol maçı sonucundan çok daha fazla sevindik Fransa galibiyetine...

Ankara’ya sadece 6 saat uğrayan ve “Fransa Cumhurbaşkanı olarak değil, G-20 Dönem Başkanı olarak geldim” diyen eski Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin küstahlığı,

Cezayir ve Ruanda’da açıkça, Vietnam’da üstü örtülü, soykırımlar yapıp, sonra Türkiye’yi soykırımcı ilan eden ikiyüzlülük,

Cumhurbaşkanı Macron aleyhine haber yapan gazetecileri iç istihbarat biriminde sorguya çekip, Türkiye’ye basın özgürlüğü dersi veren utanmazlık,

Nazilerle işbirliği yapan, Yahudi, sanatçı ve engellilerin ortadan kaldırılmasını savunan Vichy Hükümeti’nden bugün Avrupa’nın en güçlü aşırı sağ unsurlarını barındırıp, “Türk milliyetçiliği” eleştirileri yapan aymazlık,

Kendi ülkesine gelen Roman ya da Suriyeli mültecileri toplama kamplarına tıkayıp, binlerce kilometre uzaktaki Suriye’ye asker yollayıp, terör örgütüne siper olan utanmazlık,

Paris’te Katoliklerin bir gecede silahsız, on binlerce protestanı öldürdüğü Aziz Bartholomew katliamının acısını bile bile, halen din savaşları çıkarmaya çalışan umarsızlık, doğurdu içimizde bu sevinci...

Fransız düşünür Jean-Paul Sartre, “İnsanın özgürlüğü, kendisine karşı yapılanlara takındığı tavırda gizlidir” demişti uzun yıllar önce.

Yaşadığımız sevinç Sartre’nin tanımına ne kadar da uygun düşüyor.

Fransa, Jean- Jacques Rousseau, Voltaire, Descartes, Diderot gibi adamların ülkesi olarak kalsaydı, bu kadar sevinmezdik aldığımız sonuca...

MAKARİOS İLE 4 GÜNLÜK DOSTLUK...

Kıbrıs sorunu başladığı günden beri Türkiye’de en sevilmeyen adam Başpiskopos Makarios oldu.

Enosis fikrini başlatan, EOKA katliamlarını destekleyen kişiden söz ediyoruz sonuçta.

Ama kaderin garip cilvesi işte, 4 gün boyunca, Başpiskopos’a en fazla desteği veren ülkelerden biri oldu Türkiye.

15 Temmuz’da, Yunanistan’a bağlı Sampson askeri darbesiyle devrilen Makarios önce Malta’ya kaçtı, oradan İngiltere’ye geçti.

O sırada Kıbrıs Barış Harekâtı hazırlıklarını yapan Türkiye, Ada’daki durumu anlatması için Makarios’tan faydalandı.

18 Temmuz 1974 günü New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, Türk Büyükelçi Osman Olcay’ın çabalarıyla konuştu Başpiskopos:

“Yunanlılar Kıbrıs’ı işgal etmişlerdir ve Türklerden çok daha tehlikelidirler.” diye başladı konuşmasına, aralıksız Yunanistan’a saydırdı.

Bu sözler üzerine kürsüye gelen Yunanistan Büyükelçisi Panoyotis de, Başpiskopos’a saydırdı, kirli çamaşırlarını ortaya döktü.

Türkiye’nin de istediği buydu aslında, harekâta 48 saat kala, Kıbrıs’a müdahalenin gerekli olduğunun ortaya çıkmasıydı.

Bir de küçük not ekleyeyim, Makarious,1973 yılında Başpiskopos görevinden Rum Ortodoks Kilisesi tarafından azledilmişti.

Kıbrıs müzakerelerinde, 1960 anlaşması gereği Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak bulunuyordu.

KRİTİK SAYI 937...

F-35 uçaklarının toplam 937 parçası Türkiye’de üretiliyor.

Bu 937 parçadan 400 tanesinin üretimi için şu an başka bir alternatif yok.

ABD Savunma Bakanlığı, Türkiye’den alınan parçaların alternatiflerine üretici Locked Martin ile motor üreticisi Pratt & Whitney şirketinin karar vereceğini söylüyor ısrarla.

Garip olan, Türkiye’yi bugün F-35 programından çıkarsalar bile, 2020’ye kadar Türkiye’den parçaları almayı planlamaları.

Diğer türlü, tüm üretim programı aksayacak ve diğer ülkelere söz verilen teslimatlar gecikecek.

Yani Türkiye tamamen eli kolu bağlı durumda değil Washington atarlanmasına karşı…

Yazının devamı...

“ESKİDEN TÜRKİYE 780 BİN KİLOMETRE KAREYMİŞ...”

- 101 yıl önce, 1918’de, Sarıkamış’ta esir alınan Osmanlı askerleri Sibirya’daki kamplarda yaşam mücadelesi veriyordu. Ruslar, arife iftarını ve bayram sabahını Müslüman Tatarların evinde geçirmeleri için 24 saat izin vermişti Osmanlı askerlerine.

- 100 yıl önce, arife gününe denk gelen 27 Haziran 1919’da, Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Bey, Kuvayı Milliye hareketi için yaptığı çalışmaları tamamlamış, bayram namazını kıldırmak, bayram vaazında halka moral vermek için şehrine geri dönüyordu. O bayramın ikinci günü Aydın halkı isyan etti, şehri Yunanlılardan geri aldı ama sadece 6 gün sürdü özgürlük.

- 100 yıl önce, İstanbul, tarihinde ilk kez düşman kuvvetlerinin işgali altında karşılıyordu Ramazan Bayramı’nı. İstanbul Gazeteleri, “Bayram ama acı bayram” diye yazıyordu o günlerde.

- 100 yıl önce, arife gününden, tam 2 hafta önce Amasya’da, Beyazıt Camii’ne geldi Mustafa Kemal Atatürk.

Vaiz Abdurrahman Kamil Efendi, bir gece önce tanıştığı etkilendiği, Çanakkale Kahramanı genç subayın ricasını kırmadı, Cuma vaazında “Kurtuluşumuz ancak halkın elindedir” dedi. 4 gün sonra Menemen’de kıyım yaptı Yunan Ordusu. Ertesi gün Kuvayı Milliye derneklerini yasakladı, toplanan güçlerin dağıtılmasını emretti bir telgrafla...

- 100 yıl önce, bayrama sadece bir hafta kala, özgürlük meşalesini yakmak için Amasya Genelgesi’ni yayınlamıştı Mustafa Kemal Atatürk. Arife günü 2. Ordu ve 15. Kolordu komutanlıklarına telgraflar çekiyordu. Bayramın ilk günü Tokat’a gitmek için yola çıkmıştı.

- 97 yıl önce, Ramazan Bayramı olan, 28 Mayıs 1922’de, TBMM önünde, Mustafa Kemal Atatürk, yanındaki Abdullah Azmi Efendi’nin, ordumuzun başarısı için ettiği duaya katılıyordu.

- 95 yıl önce, Cumhuriyet’in ilk Ramazan Bayramı olan, 4 Mayıs 1924’te, Mustafa Kemal Atatürk, bayram namazını, Hacı Bayram Veli Camii’nde kıldı ve protokolle konutunda bayramlaştı…

- Bugün arife, yarın bayram ya, Suriye’de, Irak’ta bu ülkenin gencecik çocukları, komutanları, yüzyıl sonra “Eskiden Türkiye 780 bin kilometrekare büyüklükte bir ülkeymiş” demesinler diye canı pahasına mücadele ediyor. En çok onların bayramları kutlu olsun...

ÇOK KÂRLI ÇIKTI...

Eğer doğruysa Mustafa Sandal, sevgilisiyle, Cannes’da geceliği 15 bin lira olan bir otelde kalmış.

Üç haftadır hemen her yerde, her fırsatta bu cümleyi okuyoruz.

Fena halde kârda Mustafa Sandal, 15 bin lira harcadı en az bir milyon liralık reklam yaptı.

Bayılıyorum medya zekâmıza...

YA BİZDE OLSAYDI HABERLERİ...

- Mister Bürokrasisi...

ABD Donanması, Başkan Donald Trump’ın Japonya ziyareti sırasında, bir geminin adını sakladı kendi Başkanı’ndan.

Söz konusu gemi, geçtiğimiz sene ölen ve Trump ile arası bozuk olan Senatör John McCain’in adını taşıyordu.

Beyaz Saray, bir elektronik postayla önce geminin adının kapatılmasını istemiş.

Sonra da, Trump’ın konuşmasını dinlemek için, McCain gemisi hariç tüm filodaki personele davet gitmiş.

Normal bir ülkede skandal sayılır bu kadar gelişme ama “Trump, haberim yoktu, arkadaşlarım iyi niyetliler” dedi konu kapandı...

- Mösyö Demokrasisi:

Fransa iç istihbarat teşkilatı DSGI, son iki haftada 9 gazeteciyi merkezine davet edip, ifadelerini aldı.

Gerekçe ne Sarı Yelekli eylemleri ne IŞİD ne de Fransız aşırı sağındaki hareketti.

Dokuz gazeteci, Cumhurbaşkanı Macron aleyhine haber yaptıkları için ifadeye çağrıldılar.

Bu toprakların muhalifleri için, 1902’de Paris’te yapılan 1. Jön Türk Kongresi’nden beri, Fransa hep öykünülen bir ülke oldu.

Demek Macron’un “Mösyö Demokrasisi” böyle oluyormuş...

Demek takvim ileri gitse bile zamanda geri giden ülkeler oluyormuş...

Yazının devamı...

27 MAYIS’TA CELAL BAYAR’IN ROLÜ...

27 Mayıs askeri darbesinde İsmet İnönü’nün rolü var mı yok mu diye çok tartışıldı.

Darbeden hemen sonra biraz tartışılan ama sonra unutulan konuysa, Demokrat Parti’nin Cumhurbaşkanı seçtiği Celal Bayar’ın darbedeki rolü.

Bayar askeri darbeyi desteklemedi ama darbeye giden yolun taşlarını döşeyen isimlerden biri oldu mu diye çok konuşuldu sonra unutuldu.

Mesela Başbakan Menderes’i Kıbrıs müzakerelerine götürürken Londra yakınlarında düşen Sev uçağının hikâyesini herkes bilir.

Çok bilinmeyense, kazadan sonra Adnan Menderes’in Ankara’ya dönüşünde onu karşılayanlar arasında İsmet İnönü’nün de olduğudur.

Ankara Garı’ndaki sohbet ülkenin gergin havasına iyi gelir diye düşünen, Demokrat Parti’nin ileri gelen isimlerinden Mükerrem Sarol ve Samet Ağaoğlu, Başbakan Menderes’e, “Bugünkü ortamdan faydalanarak yumuşama için bir adım atmak ister misiniz?” diye sorarlar.

Menderes bu öneriye dair olumlu yaklaşırken, Demokrat Parti Grup Başkanvekili Atıf Benderlioğlu gelir şu cümleleri kurar:

“Cumhurbaşkanı Hazretleri tarafından geliyorum. Bugün Ankara Garı’nda İsmet Paşa ile olan münasebetten son derece müteessirler. Onun ve grubun temayülünü size aksettirmek isterim. Halk Partisi ile bir yumuşamaya ve ilişkiye, kendileri ve biz, kesinlikle karşıyız.”

Yumuşama gerçekleşeydi darbe olmazdı diye bir cümle kurmak da mümkün değil zira darbeyi yapanlar da anılarında örgütlenmeye 1955’te başladıklarını anlatmışlar bir sürü yerde...

ÇAPKIN DEĞİL ÂŞIK BİR BAKAN...

Fatin Rüştü Zorlu tarihe idam edilen bakan olarak geçmeseydi, Kıbrıs mücadelesinde oldukça önemli işler başaran biri olarak geçecekti.

Sert mizacı ve Yassıada duruşmalarında hiç geri adım atmayan bir profil çizdi Zorlu.

Belki de bu yüzden Vesamet Hanım ile yaşadığı gönül ilişkisinin, bazı dış gezilere birlikte gittiklerinin, Ankara’da lokallerde birlikte dans ettiklerinin kulaktan kulağa yayılması arzu edildi.

Yani evli ama çapkın bir adam olarak anlatılmaya çalışıldı Fatin Rüştü Zorlu.

Oysa kızı Sevin Özen şöyle anlattı o ilişkiyi: “Babam Vesamet’i sevdi. Annemle mutsuz bir evlilikleri vardı. Ben anneme adamın yakasını bırak da sevdiğiyle evlensin dedim olmadı. Vesamet de babamı sevmişti. Babamın ölümünden sonra uzun süre babaannemle birlikte oturdu”

YASSIADA BEBEĞİ...

Necla Tekinel, 27 Mayıs 1960 darbesi olduğunda Demokrat Parti milletvekili sıfatını taşıyordu.

Tutuklandı, Yassıada’ya götürüldü, 40 yaşındaydı, hamileydi ama uzunca süre kimseye söylemedi.

“Kürtaj ister misiniz?” diye sordular, “bebeğimi doğuracağım” dedi.

Sancıları tutunca Yassıada’dan Kasımpaşa Deniz Hastanesi’ne helikopterle götürüldü, bir oğlu oldu, Mehmet adını verdi.

İki hafta sonra sütü kesildi, kendisi Yassıada’ya, bebeği de babaanneye gönderildi.

Aynı zamanda avukatı olan eşi temsil etmişti Necla Tekinel’i.

Savunmasında, “Necla da Demokrat Parti’de muhalif isimlerden birisiydi, bakın bu da imza attığı mektup” dedi eşi.

Bunu duyan Necla Tekinel’in ilk işi eşini avukatlıktan azletmek oldu.

Sonra ceza aldı, Kayseri’ye yollandı, afla çıktığında oğlu 5 yaşındaydı...

YAĞLI İLMİK PARASI...

27 Mayıs askeri darbesinin ardından çok şey yazıldı çizildi ama bana en acı gelen kısımlardan birisi Aydın Menderes’in bir anısı.

Adnan Menderes asıldığında üzerinde olan idam gömleğini, tereke diye ailesine yollamışlar.

Aynı acıyı iki kere yaşatmak ne kötü diyebilirsiniz daha beteri de var maalesef:

Adnan Menderes’in asıldığı yağlı ilmiğin parası, bir makbuz karşılığında ailesinden tahsil edilmiş.

Yazının devamı...

Yassıada, Demokrasi ve Özgürlükler Adası oldu

Türk siyaset tarihine, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra yapılan yargılamalarla geçen Yassıada, terk edilişinden 24 yıl sonra yeniden doğdu. Demokrasi ve Özgürlükler Adası Yassıada için geri sayım başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün adada incelemelerde bulunacak. Erdoğan, bugün saat 16.00’da adaya gelecek ve çalışmaları yerinde inceleyecek.

500 kişilik kongre salonu, 7768 metrekare müze ve fuaye alanı olan Kongre Merkezi, toplam 123 oda ve bungalovdan oluşan 320 yatak kapasitesi, seyir terasları, demokrasi feneri, demokrasi parkı, iki ayrı kafesi, seyir terasları, yatay asansörleri ve geçmiş dönemden kalma, İngiliz Büyükelçisi’nin kendilerine yaptırdığı şato tipi ev ve 1950’lerden kalma yapılarıyla artık açılışa hazırlanıyor.

600 KİŞİLİK CAMİ, 125 ODALI OTEL, MÜZE, KONFERANS VE SPOR SALONU VAR

ACI HATIRALAR...

- İdam edilenlerden Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun yattığı oda değiştirilmiş, deniz gören bir odaya alınmıştı. Bu sevincini mektupla ailesine bildirmesinden sonra, Zorlu’nun odasının camları boyandı, denizi görmesi engellendi.

- Kırşehir’in il olmaktan ilçe durumuna getirilmesi de, Celal Bayar’a Afgan Kralı’nın hediye ettiği tazının Tarım Bakanı aracılığıyla olduğundan yüksek bir fiyata, 20 bin liraya, Atatürk Orman Çiftliği’ne satılması ve paranın Çeşme ilçesi Mursallı köyündeki çeşme inşaatına bağışlanmış olması dava konusu edildi. Adnan Menderes’in ilişki yaşadığı opera sanatçısı Ayhan Aydan’dan gayrimeşru bebeği olduğu ve Menderes’in bu bebeği Zeynep Kamil Hastanesi başhekimine öldürttüğü iddiasıyla da bir dava açıldı. Savcı Fahrettin Öztürk’ün Başbakanlık kasasından çıktığı iddia edilen kadın iç çamaşırı ve fotoğrafları mahkemede salladığı bir dava süreci oldu. Adnan Menderes dâhil Bebek Davası sanıkları beraat etti.

- Yassıada duruşmaları sırasında Adnan Menderes’i çok sevdiği için soyadını alan Ethem Menderes’in Adnan Menderes’e ihanet ettiği, günlüklerinin iddia makamı tarafından aleyhte kullanıldığı bilinmektedir. Yine Meclis Başkanı Refik Koraltan’ın hatıra defteri ile eski bakanlardan Şem’i Ergin’in hatıra defterleri de yargılamalarda kullanılmıştır.

- Yargılamalar sırasında 6 sanık öldü.

ZORLU ŞARTLAR

Özgürlük ve Demokrasi Adası’nın inşa süreci hiç de kolay olmadı.

Elektrik, su, beton santrali gibi ihtiyaçların hem giderilmesi hem de inşaat ilerledikçe farklı bölgelere taşınması gibi bir süreç işledi.

Şantiye için Maltepe’den Yassıada’ya her gün çok sayıda sefer düzenlendi. Kış aylarında ve fırtınalı denizde bile çalışmalar durmadı.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan ve TOBB’un ilgili birimleri de onlarca kez adaya geldiler.

Spor salonu yeniden yapıldı...

Adanın yeşillendirilmesi için toplam 39 bin 191 yeni bitki dikilirken, 25 bin 585 metrekare de çim alan oluşturuldu.

Adadaki en önemli eserlerden biri de Yassıada yargılamalarına sahne olan ve sonraki yıllarda yıkılan spor salonunun aynısının yeniden inşa edilmesi oldu.

Adları duvarda...

Yassıada’da yargılanan sanıkların ailelerini bekleyen önemli sürprizlerden biri, tüm sanıkların adının Demokrasi Meydanı alanındaki binanın duvarına işlenmiş olması...

Yargılamalar...

27 Mayıs 1960’ta gözaltına alınan Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve Demokrat Partili sanıklar 10 gün kadar Ankara’da tutulduktan sonra uçakla İstanbul’a, oradan da Yassıada’ya yollandılar. Uzunca bir süre tutuklu kalan sanıkların yargılamaları 14 Ekim 1960’ta başladı, 15 Eylül 1961’te sona erdi. 592 sanık, 1068 tanık duruşmalarda ifade verdi. Mahkemeden çıkan idam kararları Milli Birlik Komitesi’nde ele alındı. Komite, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamlarını onayladı.

Gezi vapurda başlıyor

Yassıada yargılamaları sırasında avukat, tanık ve duruşmayı izlemesine izin verilen az sayıda aile Fenerbahçe vapuruyla adaya getirilirdi. Ada hizmete girdikten sonra yolculara vapurda adada bulacaklarına dair bilgiler içeren kitapçıklar verilecek. Adaya ulaşan yolcuları tepe kısma taşıyacak özel asansörler de olacak...

Yüzsüz heykeller...

Adada Osmanlı İmparatorluğu döneminden başlayıp, günümüze kadar ulaşan bir de Demokrasi Müzesi bulunacak. İlk Anayasa’dan başlayıp, demokratikleşme yolundaki adımların anlatılacağı müzede, 31 Mart Vakası’ndan 12 Eylül askeri darbesine, Bab-ı Ali baskınından 15 Temmuz FETÖ darbe girişimine dair çok sayıda bilgi ve belge yer alacak. Ses duşu denilen sistemlerle müzeyi ziyaret edenler o döneme dair tüm ses kayıtlarını da rahatlıkla dinleyebilecekler. Müzede 27 Mayıs ve Yassıada yargılamalarında yer alan kimi isimler yüzsüz heykellerle sembolize edilecek...

Yassıada idamları nasıl onaylandı?

Darbeyi yapan isimlerden biri olan Albay Alparslan Türkeş, CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, darbenin başına geçen Cemal Gürsel de dâhil birçok kişi idamların Milli Birlik Komitesi’nce onaylanmamasını istiyordu.

Oylamaya katılan Tümgeneral Sıtkı Ulay anılarında Gürsel’in toplantıya yolladığı Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay’ın “Her kararınız kabulüm” tarzı bir konuşma yaptığını ve o sırada da toplantının yapıldığı binanın etrafının sarıldığı haberi geldiğini anlatıyor. Ulay’a göre ilk oylamada Celal Bayar’ın idam kararı müebbet hapse çevrildi ama 3 idam onandı. Tümgeneral Sıtkı Ulay toplantı çıkışında kapıda 3-4 subay ve 30-40 kadar Harbiye öğrencisi gördüklerini de söylüyor.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.