SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

NEFRET SALDIRILARI AVRUPA’YA SIÇRAYACAK MI?

Identitare Bewegung, Türkçe anlamı Kimlik Hareketi olan bir organizasyon.

Almanya’da NPD Gençlik Örgütü, Pegida, Dritte Weg ve Die Rechte adlı Neo Nazi grupları ile Belçika’da Kalkan ve Arkadaşları anlamına gelen Schild & Vriendin adlı aşırı sağ grup, bu organizasyonun yönlendirmesinde.

Yine Belçika’da, İslam
karşıtı olarak kurulan ve camileri ateşe verme çağrıları yapan
La Meute Belgique Avrupa Birliği Polis Teşkilatı Europol’un, geçen Haziran’da yayınladığı yıllık terör raporunda yazıyor
bu bilgiler.

Rapor, Almanya, Belçika, Bulgaristan, Polonya, Avusturya, Rusya ve ABD’deki aşırı sağcı grupların birbirleriyle temas halinde olduğuna dikkat çekiyor.

Yeni Zelanda’da yaşanan katliamın sorumlusu Bulgaristan’a bir değil iki kere gitmiş, Macaristan’a da geçmişti
değil mi?

2011’de, Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung, Türklere karşı ırkçı cinayetler işleyen Alman çete üyelerinin, Macaristan ve Bulgaristan’da atış talimi yaptıklarını yazmıştı.

Tüm ırkçı grupların bir şekilde geçtiği Çekya’da, Romanların evlerini ateşe verecek kadar gözü dönmüş aşırı sağ gruplar var.

Farklı kültürlerin oluşturduğu İngiltere de bile, İskoç Safağı (Scottish Dawn) ve NS131 adlı neo-Nazi gruplar faaliyet gösteriyor.

Sonuç mu, nefret suçları ve nefretin teröre dönen hali, Orta ve Doğu Avrupa’dan besleniyor.

Yeni Zelanda’daki teröre benzer saldırılar hiç şüphesiz Avrupa’ya da sıçrayacak.

DANS ENERJİSİ...

Güneş ve rüzgâr enerjisini biliyoruz da dans enerjisini duydunuz mu hiç?

Hollanda’da 14 yıldır böyle bir pist var, insanların pist üzerindeki hareket ve yarattıkları basınçtan elektrik üretiyorlar.

Son 10 yıldır Tokyo’daki bir tren istasyonu yer döşemelerinde yürüyen insanların yarattığı kinetik enerjiyi elektriğe çeviriyor.

Brezilya’da bir futbol sahasının projektörleri çim üzerinde koşan oyuncuların yarattığı enerji yardımıyla çalışıyor.

Denizdeki dalgadan tutun da, kahve üretiminde ortaya çıkan sıvı atıktan mikroplar yardımıyla elektrik, kahve atığından bio-dizel yakıt üretiyor insanlık.

Alternatif enerjiyi güneş
ve rüzgârdan ibaret sanmak
gibi bir hata yapmayalım...

TARİHTE NADİR GÖRÜLEN BİR ZAFER

Çanakkale Geçilmez sözü bize değil aittir aslında. İşin acı tarafı Çanakkale geçildi. Aralık 1914 ile Ocak 1916 arasında, farklı zamanlarda, 9 düşman denizaltısı Çanakkale’den Marmara’ya girdi, Osmanlı donanmasına ait 7 savaş gemisi, yük taşımada kullanılan 20 vapur ile irili ufaklı 135 parça deniz aracını batırdı.

Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını 1919 yılında Samsun’a götüren Bandırma Vapuru da, Mayıs 1915’te Mürefte açıklarında İngiliz denizaltısı tarafından torpillendi ve batmaktan son anda kurtuldu.

Bugün Çanakkale Deniz Savaşı’nın yıldönümünü kutlayacağız ve tahminen, yine birileri, “Mustafa Kemal Atatürk
18 Mart’ta yok ki” diyecek.

Sonra “Orası da burası da büyük dedemin, isterim, bana ne” diye tutturan ve Osmanlı soyundan olduğunu iddia eden Sultan da çıkıp, “Rütbesi düşüktü Çanakkale’de Mustafa Kemal’in”
falan cümleleri kuracak.

Çanakkale tek bir gün süren bir savaş değildir, 18 Mart’ta gemileriyle Çanakkale Boğazı’nı geçemeyen düşman kuvvetleri tüm güçleriyle karaya yüklendiler ya, 2 ciltlik Gelibolu Savaşı kitabı, İngiliz resmi tarihi sayılan General Aspinall Ogiander, Yarbay Mustafa Kemal Atatürk için yazdıklarıyla bitirelim yazıyı:

“Bir Tümen Komutanı’nın, üç ayrı yerde tek başına giriştiği hareketlerle bir savaşın, hatta bir ulusun kaderini değiştirecek yücelikte bir zafer kazandığı tarihte pek nadirdir”

Yazının devamı...

DESTEĞİN ÖRTÜLÜ HALİ

ABD, İngiltere ve Almanya....

Bu üç büyük ülkenin dışişleri bakanlıkları, CHP ve Millet İttifakı adaylarına özel bir ilgi gösteriyor.

“Komplo teorisi kurma”, Orandan, burandan uydurma” diye kızan çıkacaktır bu yazdığıma.

Uydurmuyorum, bütçelerini dışişleri bakanlıklarının karşıladığı Amerika’nın Sesi, BBC Dünya Servisi ve Almanya’nın Sesi’nde ilginç bir dağılım var.

Amerika’nın Sesi ve Almanya’nın Sesi, Türkçe servisleri, İstanbul, Ankara ve İzmir’de CHP’li adaylarla özel röportajlar yapıp, yayına vermiş.

Baktım AK Parti adaylarıyla hiç özel röportaj yapmamışlar.

BBC Türkçe Servisi ‘yse sadece Ankara için ve sadece Mansur Yavaş ile röportaj yapmış.

İlginç ve evrensel gazetecilik yaptığını iddia eden kurumlar için örtülü destek de ancak böyle olur zaten...

TÜRBÜLANS SİYASİ TARİHİMİZİ DEĞİŞTİRİYORDU...

Dün sabah New York için alçalmaya başlayan Türk Hava Yolları uçağının türbülansa girdiği ve 30 yaralı olduğu bilgisiyle başladık güne.

Çoğu kişinin hava boşluğu dediği türbülanslar da çeşit çeşit aslında.

Büyük kısmı uçakların radarı tarafından tespit edilebiliyor ama bir de edilemeyenler var.

Bugüne kadar sadece türbülans nedeniyle düşen bir uçak yok dünyada ama ayakta yakalanıp türbülans yüzünden oldukça ağır yaralanan yolcular var.

Nisan 1995’te dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’in uçağı Brezilya’da kalkıştan hemen sonra şiddetli bir türbülansa girmişti.

Uçak önce aniden 300 metre yükselmiş ve ardından 65 metre aşağı düşmüştü.

Türbülansa ayakta yakalanan Demirel, önce başını uçak tavanına çarpmış sonra yere düşmüştü.

O uçuşta Demirel’in yanında olanlar, “Cumhurbaşkanı mutlak ölümden döndü” diye anlatmışlardı anılarını.

Hepimize çok korkutan türbülanslara yerimizde kemerimiz bağlı şekilde yakalandığımızda hiç riski yok ama ayakta, özellikle de havacılık kurallarının zorlandığı devlet uçuşlarında risk her zaman var...

EN UCUZ CAN BİZDE...

Bir gecede, iki oğlu dahil tam 5 kişiyi öldürdü adam.

Böyle bir vahşete şaşırdık elbette ama asıl şaşırmamız gereken şey başka.

Daha önce de iki kardeşini öldürmüş bu adam 15 yılda nasıl çıktı hapisten?

Sistem böyle bir katili nasıl saldı aramıza?

En ucuz can bizim memlekette maalesef...

Yazının devamı...

AHMET BEYİN PARTİSİ VE 28 ŞUBAT...

Eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu’nun yeni bir parti kuracağını duymayan kalmadı.

Necmettin Erbakan’ın mezarı başında söyledikleri ve 28 Şubat mesajları zaten birer işaret fişeği niteliğinde.

Ancak 28 Şubat mağduriyetlerinden söz edildiği bir noktada insan bazı bilgileri hatırlama ihtiyacı duyuyor.

Mesela o dönem bir sürü öğretim üyesinin üniversitelerle ilişiği kesilmişti, Ahmet Bey 1995-1999 yılları arasında Marmara Üniversitesi’nde Doçent olarak ders verdi.

1998-2002 yılları arasında da Harp Akademileri’nde misafir öğretim üyeliği yaptı.

“28 Şubat bin yıl sürecek” diyen Kıvrıkoğlu’nun Genelkurmay Başkanı olduğu ve Çevik Bir’in, 1. Ordu Komutanı olduğu dönemden söz ediyoruz.

Yani anlatacak bir 28 Şubat mağduriyeti yok Ahmet Davutoğlu’nun, hitap etmeyi düşündüğü taban açısından bakınca maça 1-0 mağlup başlıyor demek de mümkün...

AMBULANSA YOL VERMEME CEZASI YOK...

Cumartesi günü bütün internet sitelerinde ambulansa yol vermeyen sürücüye kesilen para cezasının haberi vardı.

Trafik Kanunu’nun 3 ayrı maddesi üzerinden ceza kesilmiş ama bunların içerisinde ambulansa yol vermemek diye bir madde yok.

Aslında geçiş üstünlüğü olan araçların bu hakkı kötüye kullanmasına dair bir kanun maddesi var ama o araçlara engel olmayı tanımlayan direkt bir madde de yok.

Hoş ambulans meselesinde başka garabetler de var.

Mesela mavi bantlı hasta nakil araçları geçiş üstünlüğüne sahip mi, sahipse hangi yasa maddesine göre?

Zira kanun geçiş üstünlüğü yaralı, hayati tehlikesi bulunan, organ veya doku nakli için taşıma yapan araçlara vermiş.

Bir diyaliz merkezinin ya da fizyoterapi merkezinin, randevulu hasta taşıyan, yanı mavi bantlı nakil aracına tanınmış bir geçiş üstünlüğü yok.

Olmayan bir hakkın defalarca kullanıldığını gördüğüm için fırsat bu fırsat sorayım, hasta nakil araçlarının geçiş üstünlüğü var mı yok mu?

ANNE-BABA OLAMAMAK...

Bir anne-baba düşünün,

Çocuklarının gittiği özel okuldan çağrı geldiğinde telefonu açmıyorlar.Okul yönetimi, çocuklara dair söylemek istediklerini ancak ailenin özel şoförüne telefon açarak iletebiliyor.

Anne-baba olmanın bir kadını hamile bırakmak ya da 9 ay karnında taşımakla alakası yok. Doğurup, doğurup kapını önüne bırakıyorlar diye küçümsediğiniz anne ve babalar, telefona bakacak şoförleri olmadığı için en azından okuldan gelen telefonları açıyorlar.

AVRO KAÇ LİRA ARKADAŞ?

Cumartesi günü kredi kartımla öğleden önce ve öğleden sonra Avro para cinsinden harcama yaptım.

Aynı kredi kartı, aynı para biriminden harcama yaptım ama Avro kuru öğleden önce 6,12 liraydı öğleden sonra harcamasında 6,34 liraya geldi.

Anlayan ya da anlatabilecek kimse var mı acaba?

Yazının devamı...

BAŞIM BELADA...

Dün CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun miting programı belli oldu.

Listede toplam 20 il var, bazı şehirlere defalarca gidecek CHP Genel Başkanı.

Bu da demek oluyor ki, bazı illerde daha çok salon, sadece partililerin katılacağı salon toplantıları yapılacak.

Haklı ya da haksız, CHP, bu ülkede medyada dilediği gibi yer bulmamaktan şikayet ediyor uzun zamandır.

Böyle bir durumda çare, meydanlara inmek, vatandaşlarla buluşmaktır ya;

Cumhurbaşkanı iki aydır şehir şehir dolaşıp miting yaparken, Kılıçdaroğlu’nun seçim programı dün belli oldu.

Erdoğan 60’dan fazla ile gidecek, Kılıçdaroğlu sadece 20 ile.

Ahmet Kaya’nın ‘Başım Belada’ şarkısını hatırladınız mı?

Hani “Nerden baksan tutarsızlık” dediği bölüm var ya, yaşanana cuk oturuyor.

Keşke Kemal Kılıçdaroğlu, bu ülkede en çok ihtiyaç duyulan şeyin, iktidara alternatif bir ana muhalefet partisi olduğunu anlasa ve ona göre davransa...

İNANÇ TURİZMİNE ENGEL...

Türkiye turizm modellerini çeşitlendirmeye çalışıyor, bu çok doğru.

Mesela Bursa’da, İznik Gölü’nde yeni bulunan şapel ve sonrası için çalışma var. Zira İznik Konsülü çok önemli bir dönemeç Hristiyanlar için.

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı ile konuştum, ABD’den İznik çevresindeki otellerin yatak kapasitelerine dair sorular gelmiş.

Burada tek sıkıntı inanç turizmi için gelen, zaman zaman ayin de yapacak olanlara bizim nasıl davranacağımız.

Yıllar önce bir belgesel çekimi için bir binaya üzerinde haç olan bayrakları asanlar az daha linç ediliyorlardı bir şehrimizde.

Bu turizme hep beraber destek vermemiz lazım...

FEMİNİST BİR PRENSES...

Disney’in yaklaşık 2 sene önce yarattığı bir prenses karakteri var, adı Elena.

Elena, zor durumlardan kendi kurtuluyor, beyaz atlı bir prens beklemiyor.

Bilerek ve isteyerek hikâyesi böyle kurgulanmış bir karakter o.

Hatta Latin kökenli olması bile farklılıkların zenginlik olduğunu anlatmak için seçilmiş.

Son dönemde radyoların telefon bağlantılarında ve sosyal medyada kadınların araba kullanma yetenekleri üzerine son derece cinsiyetçi bir dil kullanılıyor.

Kız çocuklarının artık beyaz atlı kurtarıcı prensleri olmayan çizgi filmlerle büyüdüğü bir dünyada yaşıyoruz.

Suudi Arabistan’ın bile kadınların arabası kullanmasına izin verdiği bir dünyada, kafayı daha geriye düşürmenin âlemi yok.

KOLEJ HAVASI...

Cuma akşamı Ankara’da, A Milli Basketbol Takımı’mızın Slovenya ile olan maçını seyrettim.

Dünya Şampiyonası Finalleri’ne gitmeyi, iki maç kala garantileyen bir takım çıkmış ortaya.

Hani 11 Dev Adam kuşağı bitti, basketbolda geri gidiyoruz diye endişelenmeye başladığımız bir dönemde yeniden yükselişe geçtik.

Üç şey dikkatimi çekti, birincisi Ankara seyircisi takımı oynadığı maçı kazandırmaya zorluyor, hiç pes etmiyor.

İkincisi, Basketbol Federasyonu Başkanı Hidayet Türkoğlu, CEO Ömer Onan ve Koç Ufuk Sarıca aynı dönemin takım arkadaşları ve çok üst seviyelerde turnuvalarda oynadılar ya, tecrübelerini hem yönetici hem de ağabey olarak aktarıyorlar takıma.

Üçüncü nokta, biraz komik, gerek Hidayet Türkoğlu gerek Ömer Onan maçlarda o kadar çok heyecanlanıyorlar ki, göreve geldikleri ilk sene ya sakin olsunlar diye ceketlerinden bir çeken olmuş ya da evde daha sakin ol diye fırça yemişler.

Sonuç mu, basketbolda 11 dev adam kuşağı, yeni ve devleşen bir kuşağın önünü açıyor.

ŞİDDETLİ SOSYAL MEDYA YAĞIŞI...

İstanbul’a kar yağdı ya, sosyal medyada herkes karlar altında İstanbul fotoğrafı paylaştı.

Seneye belki bu kadar bile kar yağmayacak İstanbul’a.

Niye derseniz, apartmanları, iş yerlerinin yarattığı ısı adasını geçtim, sigara içen müşterileri için binlerce kafe ve restoran havayı ısıtıyor her gün. Böyle bir şehire kar, zor, çok zor yağar...

Yazının devamı...

Yüzen sahne ve yeni açık hava

İstanbullulara, en iddialı projelerinden biri olan ‘Haydarpaşa’ya yüzen sahne’ müjdesini veren AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım, “Arnavutköy’e yeni açık hava tiyatrosu yapacağız” ifadelerini kullandı

AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım ile dün Sarıyer’de buluştuk. Sadece yeni vaatlerini değil, İstanbul’un mevcut sorunlarını da konuştuk. İstanbul Kart’a ilave bakiye tanımlamaktan tutun da, İDO’nun kaldırdığı iç hat seferlerine müdahaleye kadar bir sürü başlık çıktı konuşmamızdan.

Binali Yıldırım’ın en iddialı projelerinden birisi de Haydarpaşa’ya kurulacak, 100 metre çapında, 7 bin 857 metrekare bir alanı kapsayacak olan “Yüzen Sahne”. Benzerleri İtalya’da Como Gölü ve Hollanda, Amsterdam’da bulunan bu sahnenin tamamı şeffaf olacak. Yüzen sahnede konser ve sahne sanatı etkinlikleri düzenlecek. Hareket edebilen bu sahne Boğaz’da yüzer halde farklı noktalara taşınacak ve Boğaz siluetinde etkinliklerle dünyada İstanbul’un adı daha çok duyulacak. Uluslararası festival ve büyük organizasyonlara ev sahipliği yapabilecek donanıma sahip, dünya sahnesi ve açık hava tiyatrosu da Arnavutköy’e inşa edilecek.

‘Limit tanımak lazım’

Yıldırım, şunları anlattı: “İstanbul Kart’ın “Yetersiz bakiye” diye bağırdığı meselesi bana da geldi. Tekonolojinin bu kadar geliştiği bir devirde ya o kartı kullanmayacaksınız ya da o kartı verdiğiniz insanlara ilave bir limit tanımak lazım. O garabeti ortadan kaldıracağız.

Karton bardak yol üstü büfelerde falan olur ama vapurda olmaz. Ben çayı hiç porselen fincanla falan içmem, olmadığı yerde de yanımda taşırım, veririm, öyle getirirler. Çay cam bardakta içilir. O kültürün yaşaması lazım. Eğer vapurlarda karton bardak veriyorlarsa o iş değişecek. Geçmişi muhafaza edip geleceği onun üzerine inşa edeceğiz.

Anadolu yakasında bir, Avrupa yakasında iki tane cep otogarı yapacağız. O cep otogarlarını da toplu ulaşımla besleyeceğiz.

Denizi iki türlü kullanacağız. Toplu taşıma ve eğlence, dinlenme için. Eğlence ve dinlemede çok alternatif olacak. Denizin sınırsız bir hacmi yok. Şu anda 3 köprü var, Marmaray var, Avrasya Tüneli var. Denizin yükünü aldık biraz. Üç katlı su tünelli projesi de hayata geçecek. Toplu ulaşımı denizle çözeriz demek işi bilmemek demektir.

Deniz ulaşımı şu anda 400 bin kişiyi taşıyor, bu olsa olsa 700 bin kişiye çıkar. Boğaz’da denize paralel taşımacılık olmaz. Hem zaman maliyeti hem de 3 katı bulan yakıt maliyeti var. İDO’nun Bostancı-Bakırköy seferi çok güzel bir seferdi ama şu an yapılamıyor. Şirketin verdiği ticari bir karardır ama buna müdahale edilecek. O hatlar yeniden tesis edilecek.”

‘İki Silikon Vadisi’

“Kabiliyetli gençlerin akıl terlerini, iyi fikirleri ticarileştirmek isteyen sermayedarlarla buluşturucağız. Bir Avrupa bir de Anadolu Yakası’nda iki ayrı Silikon Vadisi benzeri kümelenme yerleri oluşturacağız. Yazılım, oyun yazılımı, robot teknolojisi, sürüsücüz arabalar gibi projlere yoğunlaşarak iki alan oluşturacağız... Ancak fark yaratarak zenginleşebilir, İstanbul 4.0 sözümüzün içini doldurabiliriz.

En acil konu İstanbul’un trafik konusu, önce o işi rahatlatacağız daha sonra şehir içinde kalan fabrikaların taşınması da dahil şehrin imarına dair işleri ele alacağız ama İstanbul’u bu şehirde yaşayanlarla birlikte yöneteceğiz.”

‘Bizde ithal aday yok’

Son olarak medyada çıkan, “Binali Yıldırım ilçe adaylarından memnun değil, o yüzden kampanyaya asılmıyor” iddialarını sordum. “Öyle bir şey yok, çok kuvvetli bir ekibimiz var” dedi ve devam etti: “Bakın rakip partide aday listeleri verildi ama kavga bitmedi. Bizde seçmene, teşkilata rağmen aday gösterilmez. Her ilçede meclis üyelerinin de o ilçede oturmasını önemsedik. Hizmeti ancak öyle üretebilirsiniz.

Halen Binali Yıldırım seçimi kazanıp, sonra bırakıp gidecek diyorlarmış. Benim kitabımda öyle şey yok. Milyonlarca insanı hayal kırıklığına uğratmam ben. Bu şehre 11 yaşında geldim, iş kurdum, yuva kurdum, şimdi şehrime olan borcumu geri ödeyeceğim...”

ALKIŞLAR ARASINDA SALONA GİRDİ

AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım ile randevuma yaklaşık 1 saat önce gittim. Önce Sarıyer İlçe binasında sonra çevredeki mekanlarda oturan insanların arasına karıştım, neler söylediklerini dinledim. Hem partide, hem de yakındaki bir kafede, “Korumalarına talimat vermiş, yanıma gelmek isteyen herkese izin vereceksiniz” sözünün parti üyelerini mutlu ettiğini fark ettim.

Hepsi Binali Yıldırım ile resim resim çektirmek için telefonlarının şarjlarını kontrol ediyorlardı. Kulak misafiri olduğum masadaki isimlerden biri kızdı bu hazırlığa. İlk teşkilat toplantısında “Birbirini tanımayan insanlar, birbirinden nefret eder demiş Binali bey, biz nasılsa oyumuzu vereceğiz, bırakalım da bize oy vermeyecek insanlarla buluşsun” dedi. Masadakiler çok mutlu olmadılar bu sözden ama itiraz da etmediler. Alkışlar ve sosyal medya hesaplarından yapılan canlı yayınlarla girdi Binali Yıldırım.

Yazının devamı...

Dar gelirli olmak ayıp değil

Ucuz meyve, sebze, almak isteyenlerin oluşturduğu sırayı konuşuyoruz bir haftadır.

Ayıp değil ki dar gelirli olmak ya da daha ucuza alışveriş yapmaya çalışmak.

Asıl utanılması gereken sıra, sayfada fotoğrafını gördüğünüz sıra.

15 Temmuz gecesi, bir grup insan bankamatik sırasında beklerken, aynı anlarda, bir başka grup insan, FETÖ darbesine engel olabilmek için tankların önüne yatıyordu.

İlla sıralardan konuşacaksak, ayıplı ve bencil olan sırayı konuşalım, dar gelirlilerin tasarruf çabasını değil...

İLLA TADINI KAÇIRACAKSINIZ...

Marketlerde naylon poşetler için getirilen 25 kuruş şartını hemen suistimal etmeyi başardık işte.

Paket servis yapan bazı restoranlar hemen naylon poşet fiyatı eklemeye başladılar fiyatlarına.

Hatta internet üzerinden sipariş verirken, menünün altına, naylon poşet diye seçenek de koymuşlar utanmadan.

Bu ülkede iyi ne yapılmaya çalışsanız, mutlaka bazı uyanıklar çıkıyor ve keserin sapını kendine yontuyor.

Kafayı kurnazlık kadar bilime çalıştırsak, bu ülke bambaşka bir ülke olurdu...

YAVAŞ’IN FANATİK OLDUĞU KONU

Cuma sabahı, CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaş ile radyo programı yaptım.

Değişik bir adam Mansur Yavaş, fanatik olduğu tek konu Ankara’da seçimi kazanmak.

Adını ve ittifakını söylemesem, dinleyen hangi partinin adayı konuşuyor kolay kolay kestiremez.

Yayın sırasında dikkatimi çeken bir nokta oldu, Mansur Yavaş sadece AK Parti Adayı Mehmet Özhaseki ile sadece projeler üzerinden tartışma yürütmek istiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a cevap verdiğinize dair bir haber seyrettim Fox TV’de dedim, öyle değil o iş dedi ve devam etti:

“Sabah saat 10:00’da, bir gün önce Özhaseki’nin söylediği bir cümleye cevap verdim, Sayın Cumhurbaşkanı o gün saat 15:00’te konuştu ama akşam baktım sabah söylediğim cümle, Cumhurbaşkanı’nın sözlerine cevap olarak verildi, doğru bir tavır değil bu” dedi.

Reklam arasında ekibinden birisi İsmail Küçükkaya’nın düzeltme niteliğinde bir SMS mesajı okuduğundan da söz etti ama yayına başka bir konuyla devam ettik.

Sonuç olarak, ben de kalan izlenim Mansur Yavaş’ın bu durumu sadece basit bir hata olarak görmediği oldu...

TAKLACI GÜVERCİN...

Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Ordu Belediye Başkanı olmak istiyor. Önce CHP-İYİ Parti ittifakını denedi, olmadı, İYİ Parti adaylığı da suya düşünce şimdi Saadet Partisi ile görüşüyormuş.

“Sizi çok seviyorum” diyen vatandaşa, “takla at da inanayım” diyen bir siyasetçi sözünü ettiğimiz kişi. Taklacı güvercin hızında, aday olacağı parti arıyor...

Yazının devamı...

CHP’DE MELİH GÖKÇEK SENDROMU...

AK Parti Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Özhaseki nasıl geçmişi eleştirdiğinde eski Başkan Melih Gökçek alınıyor ya, benzeri bir durum İzmir’de yaşanıyor.

Cuma günü CHP İzmir adayı Tunç Soyer’i radyo programında konuk ettim.

Mevcut Başkan Aziz Kocaoğlu alınmasın, kırılmasın diye son derece özenli bir dil kullanıyor
Tunç Soyer.

“İzmir 150 yıldır ihmal edilen bir şehir” diye anlatmayı tercih ediyor sorunları.

Bir ara, “kelimeleri çok özenle seçiyorsunuz” dedim, “yok eksikleri söylerim, öyle bir çekincem yok” dedi ama canlı yayın aracında yüzünden okuduğum ifade Aziz Kocaoğlu döneminde eksik kalanları fazla dillendirmeden kendi programını ve vaatlerini anlatmayı tercih edeceği.

Baltık ülkelerinin siyasetçileri gibi Tunç Soyer, son derece de zarif biri ama bir başkan adayının eksiklikleri istediği gibi söyleyememesi de çok zor olmalı...

EN ROMANTİK AK PARTİLİ

AK Parti İzmir adayı Nihat Zeybekçi demek benim için ekonomi, mantık, rakamlar demek oldu bugüne kadar.

Cuma sabahı, eşi hanımefendiye söylediği “Sen benim kabul edilmiş dualarımsın” sözünü hatırlatıp, “Romantik biri misiniz?” diye başladım yayına.

Ona ben karar veremem dedi ama kullandığı diğer hitap cümlelerini de sıraladı, 30 yıldır hiç kavga etmediklerini anlatırken.

Kültür Park’ın duvarlarının kaldırılmasından başlayıp bir sürü proje konuştuk yayında ama beni şaşırtan proje hazırlığı değil başka bir cümle oldu.

Emekli olduğunuzda öğrencilik yıllarınızın geçtiği İstanbul’da mı işlerinizin olduğu Denizli’de mi yoksa İzmir’de mi yaşamak istersiniz diye sordum.

Önce içindeki ekonomist ve iş adamı konuştu, ben emekli olmayacağım, çalışırken ölürüm
herhalde diye.

Sonra en naif haliyle “En çok köyümü özlerim” dedi.

Bir siyasetçi ve İzmir’i yönetmeye aday olan biri olarak “İzmir” dese hiç şaşırmazdım, hatta siyaset gereği İzmir demesini beklerdim.

“En çok köyümü özlerim” lafı gösterdi ki başka bir adam Nihat Zeybekçi...

İZMİR FARKI...

AK Parti İzmir adayı Nihat Zeybekçi, Skoda bir makam aracıyla ayrıldı yanımdan.

CHP adayı Tunç Soyer de, VW Passat bir makam aracı kullanıyor. Her ikisinin de arkasından bakıp, işte İzmir farkı dedim içimden...

NETANYAHU’YA BÜYÜK HAKSIZLIK...

Foreign Policy Dergisi, Suudi Veliaht Prens Selman’ı Küresel Düşünücüler listesine almış.

Elindeki kan, Birleşmiş Milletler tarafından da onaylanmış bir düşünür, düşünemiyor doğrusu insan.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, açıklanan listeye tepkisini “Seneye de Kurabiye Canavarını” önererek gösterdi.

Tamam bu liste her türlü makarayı fazlasıyla hak ediyor ama haksızlığı atlamamak lazım.

Gazze’de yüzlerce can alan Netanyahu, hiç “Küresel Düşünürleri” listesine giremedi ama Prens Selman tek cinayetle işi bitirdi.

Haksızlık değil de
ne ki bu...

Yazının devamı...

KABAK TADI VERMEK...

- Ocak 2018’de ihraç ettiği kabaktan yüzde 14 daha azını ihraç etmiş Ocak 2019’da Türkiye. Patlıcan ihracatında azalma oranı yüzde 23.Patateste yüzde 49. Biber de yüzde 22, salatalık ve kornişonda yüzde 21. Yani marketteki fiyatları ürünler ihracata gitti diye açıklayamıyoruz.

- Her yıl 50 milyon ton civarında meyve-sebze üretiyor Türkiye. Ürettiğinin yüzde 30 ile yüzde 40 arasındaki bir bölümünü üretim, dağıtım, tüketim zincirinde kaybediyor. Bu sene de kaybedilen ürün diğer senelerden fazla değil. (ihraç ettiğimizin 4 katı kadar ürünü kaybetmek de büyük sorun.)

- Market raflarındaki fiyatları kontrol ettiğimiz kadar üreticiye satılan gübrenin, tohumun da fiyatını kontrol etmek gerekiyor. O fiyatları makul seviyeye çekmeden market raflarının düzelmesinin imkanı yok.

- Market-lerin pahalı ürünleri satmama kararı hatalı bir karar. Çiftçinin malı elinde kalırsa gelecek sene ya hiç ekim yapmaz ya da yerine başka ürün eker ki, o zaman fiyatlar daha da yükselir.

- Çare planlı ekime geçilmesi ve ve ekilmeyen arazilerin hızla tarım sektörüne kazandırılması diyor tüm uzmanlar ama bugün başlasak yarın sonuç verecek önlemler peşinde koşuyoruz şu an. Oysa ihtiyaç daha uzun soluklu önlemler almakta.

EGEMENLİK SORUNUMUZ BU...

- Tarım alanlarının toplamı Türkiye’nin sadece yüzde 4’ü kadar olan Hollanda tarım ihracatında ABD’den sonra dünyada ikinci sırada. Nasıl başardıkları sorusunun tek cevabı var, tarım işini sadece çiftçinin sırtına yıkmamışlar.

- Dünyanın en iyi tarım üniversitesi Wageningen Üniversitesi, üretici birlikleri, KOBİ’ler durmadan birlikte çalışıyor, AR-GE için harcanan para her yıl artıyor.

- Uzun yola dayanıklı, sert ama lezzetsiz olan Hollanda domates tohumlarına karşı, daha lezzetli domates tohumları ıslah etti İsrail ve pazardan önemli bir pay aldı. Bunun üzerine tüm tarım firmaları toplanıp, moleküler ıslah laboratuvarı kurdular ve pazar paylarını geri almayı başardılar.

- Çok az olan topraklarını nadasa bırakmak yerine ekim nöbeti uyguluyor adamlar. Yani buğday hasadından sonra ayçiçeği, ayçiçeğinden sonra soya soyadan sonra şekerpancarı yetiştirmek gibi bir seçeneğimiz var aslında.

- Tarım ürünleri kadar da tarım ve hayvancılıkta kullanılan ürünler de Hollanda’ya büyük gelir sağlıyor. Bunların için süt sağma makineleri de var, robotik meyve toplayıcıları da...

- Frankfurt Ekonomi Üniversitesi her sene Türkiye tarım sektörüne dair saha çalışmaları yapıyor. Bu sene çiftçiye danışmanlık hizmeti alıp almadıklarını sormuşlar. Can yakan cevap, çoğu çiftçi sadece ilaç satanlara danışarak tarım yapıyor.

- Türkiye’de ziraat alanında fayda sağlayacak çok fakülte çok mezun var ama bilim ile tarım buluşmuyor bir türlü. Ara eleman meselesine gelince Türkiye’de 10 bin civarında lise var ama bunlardan sadece 20 kadarı tarım lisesi

- Sonuç mu, tarım ve hayvancılığı sadece üreticinin sırtına yıkmak gibi bir hata yapıyor Türkiye. Bu da giderek bir egemenlik sorununa dönüşüyor.

ÇEVRECİ OLMAK KOLAY DEĞİL...

Plastik poşet yerine geçen kese kağıdını üretmek için 4 kat fazla enerji ve kimyasal kullanılıyor.

Üstelik kese kağıtları naylon poşetlerden ağır olduğu için nakliyesi de daha fazla karbon salınımına sebep oluyor.

Pamuklu bez çantalar da durum daha vahim, en fazla enerji bu çantaların üretimi için harcanıyor.

İngiltere Çevre Ajansı, araştırmasına göre, plastik poşet yerine bir pamuklu çantayı 131 kez ya da büyük kese kağıdını en az 3 kez, kullanmadıkça çevreye zarar vermeye devam ediyoruz.

Çevreci olmak kolay değil yani..

TÜRK YAHUDİLERİNE HAKSIZLIK...

İsrail, Türk vatandaşlarının Kudüs’e ziyaretine artık yılda bir kere izin verecekmiş.

Ayıp ve kötü niyetli bir karar bu.

Haksızlık kısmına gelince en büyük haksızlığa uğrayan Türkiye Yahudileri olacak.

İnsanlar akrabalarını, eş dostlarını senede sadece bir kere görebilecek İsrail’in kafasına göre.

İsrail güvenlik birimlerinin, Türkiye’deki İsrail Konsolosluğu’nda çalışan Türk Yahudisinin kefaletini kabul etmediğine de şahit oldum ben.

Yani dinine göre değil pasaporta göre değerlendiriyor İsrail insanları.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.