SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

MİT BAŞKANI WASHINGTON’DA NE YAPTI?

ABD Senatosu bu hafta 3 ayrı Suudi Arabistan tasarısını ele alacak.

Tasarılardan biri İstanbul’da işlenen Kaşıkçı cinayetiyle Suudi Arabistan Veliaht Prensi arasında direkt ilişki kuruyor ve Prensi kınıyor.

Tasarının yaptırım gücü yok ama Senato’nun Beyaz Saray’dan ne kadar farklı düşündüğünü gösteren bir karar olması açısından önemli.

Diğer iki tasarıdan birisi Yemen’deki Suudi Arabistan öncülüğünde süren savaşa desteğin kesilmesi ki bu tasarı ilk oylamada geçti bu hafta nihai oylaması yapılacak.

Diğeri, aynı zamanda en sert olanı, Suudi Arabistan’a silah satışının tamamen durdurulması.

ABD Anayasası gereği, Senato ya da Temsilciler Meclisi birbirlerinden üstün kurumlar değiller yani yaptırımların hayata geçmesi için her iki kurumun da aynı fikirde olması gerekiyor.

Senato’dan çıkacak kararlar nihai kararlar olmasa bile Başkan Trump ile yasama arasındaki görüş ayrılığı daha belirgin hale gelecek.

Trump, bu durumun önüne geçmek için, dışişleri ve savunma bakanlarına verdirdiği brifinge CIA başkanının katılmasını engelledi ama gelen tepkiler üzerine daha sonra 8 senatöre brifing verilmesini kabul etti.

MİT Başkanı Hakan Fidan Washington’da ne yaptı, kimlerle görüştü, kim davet etti?

Perşembe gecesinden beri herkes bu sorulara cevap arıyor Türkiye’de.

Ortaya çıkan takvimden sonra bu soruların çok bir önemi kalmıyor.

Türkiye, Başkan Trump’ın İsrail’e dost, İran’a düşman, ilk ülke haline getirilen Suudi Arabistan ve Suriye merkezli bir Kürt devleti kurma projesinin peşini bırakmıyor.

Fırsat doğduğu zaman da elindeki doğru bilgileri ABD’nin karar vericileriyle paylaşıyor.

MİT Başkanı Hakan Fidan’ın Senato’da yaptığı görüşmelerin içeriği bu değilse de amacı kesinlikle bu.

BAK ŞU GÖREVE GELECEKLERE...

Bu hafta Washington ile sık sık konuştum, en fazla konuştuğum kişi de, ABD’de Türkiye’yi doğru anlatmak için oldukça fazla çaba sarf eden Turkish Heritage Organization Başkanı Ali Çınar oldu.

Aldığım notlar aramızda sorun olan konularda tek bir yumuşama işareti taşımıyor.

Aksine Cumhuriyetçi Yönetim ile olan sorunlara Demokrat kaynaklı yeni sorunların ekleneceğini gösteriyor.

Demokratların çoğunlukta olduğu ABD Temsilciler Meclisi’nin başına, Türkiye aleyhtarlığı herkes tarafından bilinen Nancy Pelosi gelecek gibi duruyor.

78 yaşındaki Pelosi siyasi hayatı boyunca hep Türkiye karşıtı oldu, Ermeni Soykırımı iddialarından tutun da, Kıbrıs’a kadar her konuda Türkiye’nin aleyhine çalıştı.

Dış İlişkiler Komitesi’nin başına gelmesi beklenen Engel Elliott da tam bir şahin.

Sadece Türkiye karşıtlığı değil İran’ı bombalamak gibi uç fikirleriyle de tanınan birisi.

Sonuç olarak Washington ile Ankara arasında beklenen bahar, bu bahar gelmeyecek gibi duruyor...

BOYNUZSUZ İNEK YAPTILAR...

En çok sütü veren ama boynuzları hem insanlar hem de diğer inekler için tehlike yaratan, Holstein ineklerine el attı gen mühendisleri.

Yaptıkları şey, Holstein ineklerinden DNA’sından sadece boynuzların büyümesine neden olan DNA’yı çıkarıp yerine boynuzsuz Angus sığırlarının genetik parçasını koymak.

Bu sayede de boynuzları elle çıkarma gerekliliği ortadan kalkıyor.

Çok korkutucu geliyor ilk başta ama soya fasulyesindeki trans yağı da bu şekilde üretim dışına çıkarmışlar.

Bir başka denemede de bazı yerlerdeki turunçgillerde görülen yeşerme hastalığına karşı çalışmalar yapılıyormuş.

Sonuç mu, genetiği değiştirilmiş gıda ürünlerinden belki daha sağlıklı ama yine de oynanmış gıdalar devrine doğru gidiyoruz.

Yazının devamı...

İKİ RESİM ARASI UTANMAK...

Arjantin’den geldi bu kareler.

İki resim arasındaki fark çok açık ve net.

Suudi Veliaht Prens ilk karede, yakalayan ve peşini bırakmayanın geçişinde öfkeli.

İkinci karede, dolar sayesinde ne yaparsa yapsın ses etmeyen kişi geçtiği için mutlu.

Bu fark en çok Trump’ı utandırmalı aslında ama adam dipsiz kuyu gibi utanmak söz konusu olduğunda...

İDDİA MAKAMININ BAŞKA SORUSU YOK...

Önce Kemal Bey’in kampanya sürecinde dolaştınız İstanbul’u adım adım.

Sonra 2014 seçimlerinde Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday adayı oldunuz, yine dolaştınız.

Şimdi de son 18 aydır bir kez daha sadece İstanbul odaklı çalışıyor, her yeri dolaşıyorsunuz değil mi diye sordum.

“Evet, aynen öyle” diye cevapladı sorumu.

Peki Kemal Bey size, nedir İstanbul’un sorunları, vatandaş ne istiyor, sorunlar nasıl çözülür diye sordu mu diye devam ettim.

Kibar adam, Genel Başkanı açığa düşürmemek için “Kimse bana, tek bir soru bile sormadı, buna medya da dahil” diye yanıtladı sorumu.

Gürsel Tekin ile radyo programımda Perşembe sabahı yaptık bu konuşmayı.

Bir dinleyicim sosyal medyadan şöyle bir mesaj yolladı:

“O cevaptan sonra iddia makamının başka sorusu yok deyip, Amerikan filmlerindeki gibi, yayını bitirmiş olsaydınız çok daha anlamlı olurdu.”

Yersiz bir öneri değil, o yüzden yazı bitti...

SARI YELEKLİLER TRUMP’I SEÇENLER Mİ?

Önce Fransa ardından Belçika ve son olarak Hollanda’ya sıçradı Sarı Yelekli eylemler.

Kim bunlar sorusunun cevabı karışık, aşırı sağ çoğunlukta, sol azınlıkta, kalabalık bir grup.

8 kişiden oluşan bir sözcü grupları ve değişmesini istedikleri 7 konu var.

Sokağa çıkma gerekçeleri ekonomi:

Fransa’da benzin 1,66, mazot 1,54 Euro’dan satılıyor ve 1 Ocak’ta benzine 2.9, mazota 7.60 sent zam gelecek.

Sarı Yelekli sadece bu zamma karşı çıkmıyor, servet vergisinin kaldırılmasına da itiraz ediyor.

Glisofat içeren tarım ürünlerinin yasaklanması dahil ekonomi harici talepleri de var.

AB karşıtı, İslamofobi, homofobi içeren sloganlar nedeniyle Fransa’nın en az kazananları olan göçmenler eylemlere katılmadı henüz

Bazı yerlerde, sol ve daha eşitlikçi sloganlar da atılıyor ama sesleri daha az çıkıyor.

Yaşananları 1789 Fransız Devrimi öncesine benzeten de var, 1934’ün faşist hareketi Action Française gibi diyenler de...

Eylemciler için, ABD’de Trump’ı iktidara getirenler için kullanılan, aşağılayıcı, White Trash benzetmesini yapanlar da var.

Yani durum şu, gelir dağılımının bozulması, eskiden sol partilere yarayan bir durumdu, sol bekleneni veremediği için şimdi, aşırı sağ hem oy hem de eylemler de yükseliyor...

Yazının devamı...

‘ABD İLE PKK ANLAŞMA İMZALADI’

Suudi Arabistan merkezli Şarkul Avsat gazetesine ait bu iddia.

Haber, PKK’nın Suriye kolu YPG’ye yakın kaynaklara dayandırılmış.

Eğer doğruysa, her iki yılda bir tekrar müzakere edilecek ve yenilenecek bir anlaşma bu.

En can sıkıcı maddesi de, uluslararası koalisyonun Suriye’deki müttefiklerini korumayı taahhüt etmesi.

Sadece Suriye içindeki çatışmalarla sınırlı değil bu koruma vaadi.

Dışarıdan gelebilecek saldırı ve tehditlere karşı da koruma sözü veriliyor.

Anlaşmanın bir tarafı Washington diğer tarafı da ana omurgasını PKK’nın Suriye kolu YPG’nin oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri.

Başka maddeler de var.

Mesela Fırat’ın doğusuna yönelik yeni bir program hazırlanması.

Anlaşmanın geçerli olacağı ilk iki yıl için sabit bir bütçenin oluşturulması, askeri güçlerin entegrasyonu gibi maddeler de var.

Bir yanda Washington’da “YPG ile ilişkilerimiz geçici ve taktiksel” diyen ABD’li yetkililer diğer yanda sahada iki yılda bir yenilenecek anlaşma imzalayan ABD’lilere dair haberler.

Tüm bunlar olup biterken Türkiye, Suriye’deki ABD askerlerinin sınır hattına 12 gözlem noktası kurmasına tepki gösterdi.

Ankara gözlenen kim, bu noktalar kimi koruyacak diye sormakta çok haklı bu haberlere bakacak olursak...

İSTANBUL’DA DİZEL ARAÇLAR YASAKLANIR MI?

Dünyanın bir sürü şehrinde dizel motorlu araçlara kısmi ya da tam yasak getirilmeye başlandı.

Almanya’da dizel araçlara karşı tedbir alan şehir sayısı 7 oldu.

Hindistan’da Yeni Delhi’ye dizel motorlu araçların girişi bir süredir engelleniyor.

2020 yılından itibaren dizel araçların Paris’e girişi yasak olacak.

San Francisco’da da ana caddelerden bazıları 2020’den itibaren araç trafiğine kapatılıyor.

Atina, Meksiko, Madrid 2025 yılında itibaren dizel araçların yasaklı olduğu şehirler kervanına katılacak.

Hollanda ve Norveç 2025 yılından itibaren dizel araç satışını yasaklayacağını açıklamış durumda.

Dünyanın bir sürü ülkesinde 2040 yılından sonra fosil yakıtlı araba satışı yasak olacak.

Çin şimdi yüzde 50’si taşıt trafiğine kapalı eko-şehirler kurmaya çalışıyor.

Bugün değilse bile yakın bir gelecekte İstanbul’da da dizel araçlar yasaklanacak, trafiğe kapalı alanlar çoğalacak.

Ancak emin olun ki bunları ancak yerel seçimlerden sonra konuşabileceğiz...

KİM BU GAZI KAÇMIŞ GAZOZ?

Son adaylık sürecinde gördüğü ilgiyi, aldığı övgüyü özlüyor, o yüzden, önemli, daha önce burun kıvırdığı, bir makama aday olmak istiyor.

Kaybettiği zaman gösteremediği liderliğin, çelişkili açıklamalarının, aceleci tavrının, insanlarda yol açtığı hayal kırıklığının farkında değil.

Ya da farkındaysa da “yine aday olur yine benzer cümlelerle durumu toplarım” zannediyor.

Aday olup kazanamasa da o rüzgarla bir başka ve çok istediği koltuğa oturabileceğini zannediyor halen.

Oysa rüzgârın yelkenlerini en fazla doldurduğu zaman da bile başaramadığı hatta yaklaşamadığı hayali bu.

Yeniden aday olur mu diye sordum mensup olduğu partinin ileri gelenlerinden birine.

“Gazı kaçmış gazoz gibi, tat vermez artık” dedi ama ekledi “Belki de bir seçim daha kaybetmesi gerek kenara çekilmesi için”

İlginç bir ülke Türkiye...

Bir değil birden çok kaybedene, bir kez daha kaybetsin de aklın başına gelsin diye kapıların açılması düşünülebiliyor.

Yazının devamı...

PENSİLVANYA GÜNLERİNDE SONA DOĞRU...

NBC Televizyonu, 2 Mart 2018’de, Başkan Trump’ın, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster’ı, birkaç ay içinde görevinden alacağını duyurdu.
Aynı gün, Beyaz Saray Sözcüsü, “Az önce içeride beraberdik, Başkan haberin kesinlikle yalan olduğunu söylüyor” dedi.
Haberden tam 2 hafta sonra, 16 Mart’ta, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster görevden alındı.
Ekim 2017’de, NBC, Başkan Trump’ın, nükleer silahları 10 kat arttırmak istediği haberini yaptı.

Trump öyle çok kızdı ki, NBC’yi “lisansınızı iptal ederim” diye tehdit etti.
Tam bir sene sonra, Trump, 1987’de imzalanan orta menzilli nükleer füzelerin sayısının azaltılması anlaşmasından çekileceğini açıkladı
Firari Reza Zarrab’ın, ABD’de itirafçı olduğunu, PKK’nın Suriye kolu YPG’ye yapılan silah sevkiyatını ilk duyuran kanaldır NBC.
Son 72 saattir aynı NBC’nin “ Beyaz Saray’ın Kaşıkcı cinayetinin ardından Suudi Arabistan üzerindeki baskıyı azaltmak istediği, Gülen’in de iadesinin gündemde olduğu” haberini yapmıştı.
Trump, Dışişleri, Adalet bakanlıkları açıklamalar yaptılar bu haber üzerine üst üste...
Gülen’in iadesi ve Kaşıkçı cinayetiyle bir bağ kurmadıklarını ve Gülen’in Türkiye’ye iadesinin gündemlerinde olmadığını söylediler.
NBC, Beyaz Saray kaynaklı haberlerinde hemen hemen hiç yanılmadı şimdiki zamana kadar.
Açıklamalarda Türkiye’ye iade yoksa da sınır dışı seçeneğine kapı kapatılmadı mesela...
2008 yılında, CIA’in önemli isimlerinden Graham Fuller ve benzerlerinin referansıyla ABD’de kalabilen Gülen, yakında Pensilvanya defterini kapatmak zorunda kalabilir...

HER SENE SEL OLMAZ Kİ...

Bodrum’dan her sene sel felaketi haberi gelir ya, bu sene de geldi işte...
Dünyanın bir sürü şehrinde sel olur ama her sene olmaz. Bir kere sel olduktan sonra altyapı ona göre ele alınır, bir daha sel olmasına izin verilmez. Formülü de vardır bu önlemin son 99 senedeki en kuvvetli yağışa göre proje hazırlanır.
Sel felaketi bir kader değildir ama sanırım Bodrum’da kader haline geldi bu iş...

OTOMOBİL UÇAR GİDER...

Almanya’da 1950 ile 2017 yılları arasında trafik kazalarında toplam 780 bin kişi öldü.
Buna rağmen Almanya tüm dünyada hız yönetimi konusunda model ülke olarak bilinir.
Üstelik Almanya’nın tamamında olmasa da bazı yerlerinde hız sınırı yok ancak tavsiye edilen hız saatte 130 km.
Dünya Sağlık Örgütü’nün de 2008 yılında el attığı Hız Yönetimi meselesinde farklı farklı istatistikler var.
Mesela Bulgaristan’da hız sınırı 140 kilometre ama yol genişlikleri ve yüzeyi bu sınıra uygun değil.
Avustralya’da hız sınırı 100 kilometreden 110 km’ye yükseltildiğinde yaralanmalı kazalar yüzde 25 artmış.
1991’de İngiltere yasal hız sınırını saatte 100 km’den 80 km’ye düşürdüğünde gerçek hız ortalaması saatte 4 km, kazalar yüzde 14 azalmış.
Buna karşın bugün İngiltere’de hız sınırı 112 km.
Türkiye otoyollarda hız sınırını 125 kilometreye çıkaracak diye yazdım bu istatistik verilerini.
Bir sürü Avrupa ülkesinde hız limiti saatte 130 kilometre.
Hız limiti sadece durma mesafesi değil şerit genişliği gibi çeşitli etmenlere bakarak belirleniyor.
Kazalarda hız bir sebep olsa bile asıl kaza sebebi denetim eksikliği ve araç kullanma kültürü ki o zaman bize saatte 80 km. bile fazla.

Yazının devamı...

KUSURA BAKMA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK...

Çok andık seni...

Anmak kolay, anlamak zordu çünkü...

“Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun.” dedin sen,

Senden sonra hep bir kurtarıcı aradık biz, en çok “keşke ölmeseydi”, “yaşasaydı böyle olmazdı” dedik senin için.

“Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim” dedin sen,

Türkiye’den gitmek isteyenler için hangi ülke vatandaşlığı ne kadar diye haberler yapılıyor bir süredir. En gözde yer de Karadağ bu sıralar.

“Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır, çalışkan olmak” dedin sen,

Her sene takvime bayram tatili 9 güne çıkar mı diye bakıyor büyükler, çocuklar kar tatili rica ediyor valilerden.

“Hiçbir zafer amaç değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük bir amacı elde etmek için belli başlı bir vasıtadır” dedin sen,

Girdiği her seçimi kaybettikten sonra genel başkan kalabilmek oldu kurduğun parti de zafer de amaç da...

Daha bir sürü sözün, bir de sözlerinin şimdiki zaman karşılığı var Türkiye’de...

Kusura bakma Mustafa Kemal Atatürk, seni çok andık çok az anladık.

Anmak kolay, anlamak zor çünkü...

TAHIL BEYİN, PAZARLAMACI BEYİN...

Profesör Dr. Canan Karatay, “Tahıl beyinli”, “tavşanlar ve koyunlar gibi besleniyorlar” dedi vegan yaşam biçimini benimseyen insanlara.

İnsan vücuduna dair Canan Hoca kadar bilgi sahibi değilim.

Canan hocanın söylediklerinin tam aksi sonuçlar veren araştırmaların metodolojisini de onun kadar bilemem.

Mesela Harvard Üniversitesi’nin kırmızı et tüketenlerde erken ölüm riskinin yüzde 13 arttığına dair araştırmasını beğenmedi Canan hoca.

Araştırmanın Türkiye koşullarına uymadığı, bizim etimizin daha sağlıklı olduğuna kadar bir sürü şey söyledi ve kırmızı et tüketmeye devam etmemizi önerdi.

Canan Karatay’ın söylediklerinin bilimsel içeriğini tartışamam ama söyleme biçimi üzerine cümleler kurabilirim.

Genellikle bilim değil pazarlama dili kullanıyor Canan Karatay...

Bilinçlendirmekten çok dikkat çekmek, reyting almak, tartışma yaratmak stratejisiyle ilerliyor.

Sadece kendi tezlerinin konuşulmasını istiyor, bu yüzden başka bilim insanlarıyla birlikte ekrana çıkmıyor.

Bitirirken akıllarda yer tutması için iki not ekleyeyim:

Canan Karatay “tahıl beyin” cümlesi kurdu ama Einstein, Tesla, Newton, Edison gibi tarihe beyniyle iz bırakmış adamları en ünlü veganlar diye tanıyor dünya medyası.

Canan Karatay, “veganlar kısa ömürlü olur” dedi ama İngiltere’de vegan yaşam biçiminin babası olarak kabul edilen Donald Watson tam 95 yaşında öldü...

GARANTİLİ LOTO OYNAMAK...

Romen bir matematikçi loto kazanma formülünü buldu diye yapıldı haber.

Formül yok aslında, sadece basit bir kombinasyon hesabı ve yatırımcılar var.

Yani Sayısal Loto’da 1’den 49’a kadar olan 13 milyon 983 bin 816 kombinasyonu ayrı ayrı oynamak lazım.

Bunun için de ikramiyenin kombinasyonun en az 3 katı yani 42 milyon lira olması gerekiyor.

Tüm hesapları doğru yaptınız, her kombinasyonu oynayacak yüzler ya da binlerce kişiyi buldunuz diyelim, zafer yine garanti değil.

Doğru 6 sayıyı bulan kişi sayısı 3’ten fazla olur ya da doğru kombinasyonu oynayan ortadan kaybolursa ne yapacaksınız?

Şans faktörü olmasaydı matematik kazanabilirdi ama durum öyle değil işte...

Yazının devamı...

ADAM ŞİDDETE DEVAM EDİYOR

"Herkesin ayıbı kendine diye düşünmeliydim."

“O gece, benimle paylaştığı şeyleri itidalli bir şekilde karşılayabilmeliydim.”

“Konu canımı ne kadar acıtsa da, soğukkanlılıkla evim dahi olsa o ortamı terk etmeliydim.”

Ahmet Kural’ın Sıla ile yaşadığı dayak ya da şiddet, artık hangisiyse o geceye dair yaptığı ikinci açıklamadan aldım bu cümleleri.

Açıklamada Sıla dahil tüm kadınlardan özür dilerim yazdığına bakmayın siz.

Tırnak içindeki cümleler, hem ağır tahrik gibi yasal bir kılıfın hazırlığı hem de “Acaba Sıla ne yaptı ya da dedi de adam bu kadar çıldırdı” diye düşündürtme çabası.

Fiziki şiddetin duygusal şiddete dönmüş hali yani.

Açıklamada yer alan “Olayın detayların resmi makamlar dışında paylaşmayacağım.” cümlesi çok romantik gelmiş olabilir size.

Zaten adliye muhabirleri o ifadeye bir şekilde ulaşır, gizli kalmaz: Ahmet Kural ve avukatı bunu tahmin ediyordur zaten.

Sıla, ne yapmış ya da ne söylemiş olursa olsun fark etmez, şiddetin gerekçesi, şiddetin haklılığı olmaz.

Banker Bilo filminin ünlü repliği “Sor bakalım niye yaptım?” kafasındaki bu açıklama ikinci bir şiddet ve bir başka ayıp.

Hepsi bu, daha fazlası değil..

CHP’NİN İZMİR ADAYI KİM OLACAK?

“CHP İzmir İl örgütü, istediği kişiyi Genel Merkez’e aday olarak kabul ettiremez ama CHP İzmir İl örgütünün istemediği kişi de aday olamaz”

İzmir siyasetini en iyi bilen isimlerden birisine, “Tuncay Özkan CHP İzmir adayı olabilir mi?” diye sorduğumda bu cevabı aldım. Sonra devam etti kaynağım: “AK Parti Mahmut Özgener’i aday gösterirse, anne tarafından dolayı tüm göçmen oyları AK Parti’ye gider. İlçelerde değilse bile merkezde AK Parti, CHP’yi geçebilir.”

Eğer CHP tabanı dışarıdan aday istemiyorsa o zaman aday kim olabilir diye de sordum:

“Bayraklı Belediye Başkanı çok başarılı ama Büyükşehir Başkanlığını istemediği söyleniyor. Konak Belediye Başkanı özellikle yoksulların kalbini kazanan işler yaptı ama klasik CHP’li olmayan yanı önünü kesecektir, En yakın ihtimal Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer” diye geldi cevap. Ben soru sormadan devam etti kaynağım: “İzmir seçmeni hem Kocaoğlu dönemi başarısızlıklarından hem de genel siyasette yaşananlar yüzünden fazlasıyla küskün CHP’ye. Biz ne yaparsak yapalım, İzmir seçmeni AK Parti’ye oy vermez diye düşünürlerse hayatlarının sürprizini yaşayabilirler”

YAPMAK YETMEZ DUYURMAK DA GEREK

Dubai’de, Airbus A-380 tipi uçaklar için yapılan yeni terminalin belgeseli, National Geographic’te belki yüzlerce kere ekrana geldi.

Discovery Channel’da dünyanın büyük projeleri, Mühendislik Harikaları adı altında ekrana gelmeye devam ediyor. Frankfurt Havalimanı, kullandığı teknolojiyi belgesel haline getirtti, perşembe günleri D-Max’te ekrana sürmeye başladı. Kolombiya, Bogota Havalimanı bile şu sıralar uyuşturucu mücadelesini gösteren belgesellerle ekranda.

İstanbul Havalimanı, yer radarından, yüz tanıma sistemine, 9 bin güvenlik kamerasından, fiber optik sensörlere, aynı anda 55 bin kişiye kesintisiz internet hizmeti sağlama imkanından, toplam 42 kilometre uzunluğundaki bagaj bant sistemine kadar belgesellere konu olacak bir sürü özelliğe sahip. Yapmanın yetmediği, duyurmanın, en az yapmak kadar önemli olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz.

Doktorlar yaptıkları zorlu ameliyatları bilim dünyasının keşfetmesini beklemiyor mesela, basın bülteni çıkıyorlar.

Okullar sınav kazanan öğrencilerinin sayısını, kurumlar başardıkları ilkleri durmaksızın duyuruyorlar. İstanbul Havalimanı’nın belgeseli de mutlaka çekilmeli ve açılışın yapıldığı 29 Ekim günü tüm dünyada gösterime girmeliydi.

Yazının devamı...

ERDOĞAN’IN EN STRATEJİK BİLEK GÜREŞİ...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi hayatının en stratejik bilek güreşini yapıyor bu sıralar.


Erdoğan’ın karşısında Suudi Veliaht Prensi Salman oturuyor ama masadaki bilek, Başkan Trump’ın bileği aslında..
Trump iktidara geldiği günden beri Suudi Arabistan ile İsrail’i, İran’a karşı müttefik yapmaya çalıştı ve başarılı oldu.
Aksi olsa, İsrail Genelkurmay Başkanı, Suudi Gazetesi Elaf’a, Riyad ile istihbarat paylaşımına hazır olduklarını söylemez, Salman’ın adamı, eski Adalet Bakanı da İsrail gazetesi Maariv’e İsrail’e karşı gerçekleştirilen terör eylemlerini kınayan cümleler kurmazdı.
Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner, bu Haziran’da, Başbakan Netanyahu ve Prens Salman’ı kendi gözetiminde Ürdün’ün başkenti Amman’da buluşturdu.
Şu an Trump’ın en son istediği şey, Kaşıkçı cinayetinin siyasi sorumluluğu nedeniyle Prens Salman’ın tahta gelme sürecinin zarar görmesi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu gördüğü için grup konuşmasında ilk kez “cinayetin emrini verenler” ifadesini kullandı.

***

Şimdi filmi biraz geriye saralım:
ABD’nin önemli haber kanallarından ABC, Ankara’ya ziyareti sırasında ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’ya Kaşıkçı cinayetine dair ses kaydının dinletildiği haberini verdi.
ABD Dışişleri bu haberi “Hayır, bize ses kaydı verilmedi” diye yalanladı.
ABD’li bir yayın kuruluşunun temsilcisine işin aslını sordum; “Bir kaydın dinletilmesi ya da izlettirilmesi başka şey, verilmesi başka” dedi.
Ardından devam etti: “Cinayete dair dünya medyasında çıkan haberler, olayın gerçekleştiği İstanbul değil Ankara kaynaklı haberlerdi. Erdoğan bu oyunu iyi oynuyor.”
Bir kayıt ortaya çıkarsa ne olur sorusunun cevabını da vereyim:
Trump, Senato ve medya baskısına rağmen Suudi Arabistan’ı savunuyor ama ortaya bir kayıt çıkarsa, Prens Salman’ı daha fazla korumasının mümkün olamayacağını gayet iyi biliyor.
Cumartesi günü ABD Savunma Bakanı Mattis’in Bahreyn’de “Kaşıkçı cinayeti bölge istikrarını tehdit ediyor” sözüne de dikkat etmek gerekiyor.

***

Ankara’nın Beyaz Saray ile asıl karşı karşıya geldiği yer Suriye.
Washington, bölgede, İsrail’e dost, İran’a düşman, bir Kürt devleti kurulmasını istiyor.
Bu plana karşı en büyük ve tek engel Türkiye.
Trump’ın elinde Halkbank davası ve F-35’lerin teslimi kozu var.
Ancak Türkiye, Suudi Arabistan’ı iş üstünde yakalayınca iş değişti.
Prens Salman’ın tahta geçme şansını kaybetmesi, Trump’ın tüm stratejisinin çökmesi anlamına geliyor.
O yüzden Erdoğan’ın karşısında oturan Prens Salman olsa da masaya kolunu uzatan kişi Trump.
“Erdoğan Eyy Suudi Arabistan demiyor” diyen, meseleyi din ve mezhep üzerinden yorumlayanlar tekrar düşünmeli.

ATATÜRK’TEN BAŞKASI YOK...

Çoğu kişi zanneder ki, Türkiye’de çok partili hayat Demokrat Parti kurulunca başladı.
Aralık 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu.
Mustafa Kemal Atatürk, Times gazetesine yazılı beyanat verdi: “Türkiye Cumhuriyeti’nde birbirini denetleyen partilerin doğacağına şüphe yoktur.” Şeyh Sait ayaklanması sırasında kapatıldı bu parti.
1930’da bizzat Atatürk’ün teşvikiyle Serbest Fırka kuruldu, Mustafa Kemal’in kız kardeşi de üye oldu bu partiye.
Kurulduktan 100 gün sonra kendisini feshetti bu parti, Ali Fethi Bey Atatürk ile siyasi rakip olmak istemedi.
Avrupa’da tek adamların cirit attığı bir dönemde, tam iki kere, çok partili hayata geçmeyi denemiş başka lider yok.
Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun...

Yazının devamı...

SUUDİ ARABİSTAN’A BİR ŞEY OLMAZ

- Almanya, bu senenin ilk 9 ayında Suudi Arabistan’a 417 milyon Euro değerinde silah ihraç etti.

- İngiltere silah ticaretinin yüzde 48’ini Suudi Arabistan ile yapıyor. İngiliz silah şirketi ve Euro Fighter gibi savaş uçaklarını üreten BAE System, halen “Çöl Davosu” diye bilinen ve yarın başlayacak yatırım zirvesinin sponsorlarından birisi.

- Fransa yaklaşık 7 milyar Euro’luk silah ihracatının yüzde 60’a yakınını Körfez ülkelerine yapıyor, en büyük ithalatçı yine Suudi Arabistan.

- İsveç, Suudi Arabistan’a anti-tank füzeleri sattı. Hırvatistan, Belçika, İspanya, Çekya yine Suudi Arabistan ile silah ticareti yapan ülkeler arasında. Yunanistan’da Çipras Hükümeti, Suudi Arabistan’a el altından mühimmat satmakla suçlanıyor.

- Rusya, uzun zamandır Suudi Arabistan’a T-95 tipi tank ve Mi-17 tipi helikopter satmaya çalışıyor.

- Çin, kendi üretimi olan Wing Loong tipi insansız hava aracı satmak için Suudi Arabistan ile anlaşma imzaladı.

Sadece ABD Başkanı Trump istiyor diye değil, Suudi Arabistan dolar saçarak her ülkeyi bir şekilde bağladığı için rahat Riyad.

“Çok kızdık”, “bak fena olur” falan diyecekler ama o dolarları almaktan asla vazgeçmeyecekler...

NAFAKA KAVGASI DRAM YARIŞMASI...

Bir yasa ya da uygulamada hata varsa, bir mağduriyet yaşanıyorsa, bir süre sonra hemen bir tepki yasası çıksın istiyoruz.

Ömür boyu nafaka tartışması da bu şekilde gidiyor ülkemizde.

Cuma günü, ömür boyu nafaka yasaklanmasın, yeni yasa kapsayıcı olsun diye yazdım, başıma gelmeyen kalmadı.

Kendilerini “nafaka mağduru” diye tanımlayanlar, zor durumda kalan insanlara dair bir sürü hayat hikayesi yolladılar bana.

Gerçekten inanılması güç mahkeme kararları okudum o gün ve belli ki sorun mahkemelerin boşanma davalarında her ailenin durumunu özel olarak ele almamasından kaynaklanıyor.

Cuma günü en çok “Başka ülkelerde ömür boyu nafaka örneği var mı?” sorusu geldi.

Aile Bakanlığı’nın çalışmasına göre Almanya’da ömür boyu nafaka var, İngiltere’de tüm yetki mahkemelere bırakılmış, Hollanda’da 5 yıla kadar olan evliliklerde evlilik süresi kadar, 5 yıldan uzun evliliklerde 12 yıla kadar yoksulluk nafakası veriliyor. ABD’de de bazı eyaletlerde süresiz yoksulluk nafakası uygulaması var.

Nafaka mağdurlarının buluştuğu, Boşanmış İnsanlar ve Aile Platformu taleplerini ilan etmiş.

Nafaka ödemeyenlere hapis cezası verilmesinin kaldırılması gibi mantıklı maddeler de var, Yargıtay’ın 2012’de verdiği bir kararın yok hükmünde kabul edilmesi gibi istekler de..

Platform, boşanma davası açıldığı günün başlangıç tarihi olarak alınmasını ve çocuksuz boşanmalarda
en fazla
1 yıl, çocuklu boşanmalarda 5 yıl nafaka ödenmesini istiyor.

Başta evlilik süresinin dikkate alınmaması, kusur oranının nafakaya etkisi gibi eksikler var bana göre bu taleplerde.

Şehirlerdeki örneklere bakarak dar kapsamlı ve tepkisel bir yasa yapmak yerine, Türkiye’nin her köşesinde yaşanacak boşanma davalarında uygulanabilecek, kriterleri olan, gerektiğinde mahkemelerin ömür boyu yoksulluk nafakasına da karar verebileceği bir yasa gerek bize.

Yoksa mevcut kararlar kaynaklı dramlarla, bundan sonra verilecek kararlar kaynaklı dramlar arasında yarışa döner iş...

ÇÖP İTHALATIMIZ ARTTI, İYİ Mİ?

Çöp değil çöpten çıkma plastik atık ithal ettiğimiz şey.

İngiltere’den yaptığımız ithalat geçen senenin iki katından daha fazla.

OECD 2015 yılı verilerine göre ürettiğimiz çöpün ancak yüzde 1’ini dönüştürebiliyoruz.

Science dergisinde yer verilen bir araştırmaya göre, plastik atıkları geri dönüştürmede ciddi sıkıntılarımız var.

O yüzden hepimizin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın başlattığı “Sıfır Atık” kampanyasına destek vermesi, çöpleri geri dönüşüme gidecek şekilde ayırması gerekiyor.

Yoksa bizden daha zengin olan İngiltere’nin çöpüne para ödemeye devam ederiz ve bu hepimizin suçu olur...

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.