SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

ÇOK SEÇENEK HİÇ SEÇENEK

Önümüzde çok seçenek olduğu zaman kendimizi daha bir şanslı görürüz ama sonuca bakın siz. Hangimiz çok seçenek olduğu zaman doğru kararı verebilmişizdir?

Netflix evimize ilk geldiğinde aşırı sevinmiştik, neredeyse pasta kesecektik. Gelin görün ki onca seçenek içinde her akşam onu mu izlesek, bunu mu izlesek derken her diziye beşer dakika bakıp elimiz boş bir halde kapatıyoruz televizyonu. Çevremizi saran yüz küsur restorana rağmen günün sonunda yine kendi bildiğimize gitmekle aynı mantık bu. Mesela bazı restoranlar ansiklopedi gibi menü koyar ya önümüze. Önce bir seviniriz sonra sayfaları çevirmekten yorulup menüdeki en kel yemeği sipariş ederiz.

Hani bana reçel?

Bundan yaklaşık yirmi yıl kadar önce araştırmacılar önümüze çok sayıda seçenek konulduğunda nasıl tepki verdiğimizi öğrenmek için bir çalışma başlatmış. Bir mağazada iki adet stant kurmuşlar, birincisine yirmi dört, ikincisine dört reçel koymuşlar. Alışveriş yapanlar genellikle yirmi dört reçelli standa yönelmiş ve bir şey almadan geri dönmüş.
Bu araştırma göstermiş ki etrafımızda fazla seçenek olduğunda kafamız karışıyor, az seçenek olduğundaysa kendimizi kandırılıyor gibi hissediyoruz. O yüzden ne demişler, en iyisi ne çok az ne de aşırı fazla seçenek arasından seçim yapmaya çalışmak, en iyisi seçeneklerimizi ideal bir sayıya sabitlemektir.

Kimi seçeceğim?

Son dönemde kurduğumuz cümlelerden yola çıkıp aşk hayatımızı inceleyelim:
“Ondan ayrıldım çünkü aklım diğerlerinde kaldı, belki daha iyisi çıkar karşıma”.
“Benden ayrılması normal, dışarıda o kadar fazla seçenek var ki”.
“Kimi seçeceğime karar veremediğimden yine yalnız başımayım”.
Kardeşlerim bırakalım artık şu “çok seçenek” olayını. Seçenekler denizinde yüzdüğümüzde belli ki bize bir kal geliyor, stres yapıyor ve seçemiyoruz. Tüm bu sessiz gürültüden kendimizi soyutlayıp içimize dönmeli ve sormalıyız “Ben gerçekte ne istiyorum, ne tarz bir insandan hoşlanıyorum?” diye. Buna “hayatı sadeleştirmek” deniyor aslında. Hani Japonlar evlerindeki tüm gereksiz eşyaları çatala bıçağa kadar kaldırıp iki kel kaşık, bir tencere kullanıyor ya, aynen o hesap. Ama siz çatal, bıçakları atmayın lazım olur. Sanmayın ki “Tinder forever”, o Tinder’lar herkesin ayarını bozdu. Yakışıklı yazar Paul Auster’ın şu sözünü paylaşmak isterim sizlerle: “Sen onun hayatında bir seçeneksen onun senin hayatında bir öncelik olmasına müsaade etme.”

Önceliklerimiz canlarım. Her zaman önce, önceliklerimiz.

Haftanın güzellikleri

KADINLAR PLATFORMU: “Beş kilo kuru mama sipariş edin, Liv Hospital Ulus’ta kalp check-up’ınız yapılsın” diyen Kadınlar Platformu ne kadar hoş bir hareket başlatmış.

MAÇKA’DA BULUŞALIM: “Sen yağmur ol, ben bulut, Maçka’da buluşalım” diye söylediğimiz Karadeniz türkümüz gerçek oluyor. Küçükçiftlik Park, Karadeniz şölenini eylül ayında ikinci kez düzenleyecek. Haydin horon tepmeye!

Yazının devamı...

#ISAIDYES

Beklenen yüzük geldi, sen de evet dedin ve hayatının dönüm noktalarından birine girdin. Eskiden olsa gelin bohçasıydı, kına gecesiydi, kuğudan peçeteydi hareket planın belliydi ama şimdi ortada koskocaman bir sosyal medya olayı var. Takipçilerine karşı da sorumlusun. Sen en iyisi gel benim önerilerime kulak ver.

HEŞTEG

Susuzluk hiçbir şeydir, heşteg her şey. Ve bu devirde heşteg koymak dahil farklı bakış açısı kazanır. O yüzden Allah’ını seversen tektaşlı fotonun altına #isaidyes yazma. Zaten oraya koyduğun fotoda cümle alem görüyor “Evet” dediğini. Bir diğer sürprizsiz heşteg de #iyikim heştegi. Bu heşteg tam olarak şöyle bir duygu geçiriyor karşı tarafa, “Düşünmüş düşünmüş ve fotonun altına koyacak bir şey aklına gelmemiş”. Düğün fotolarının altına konan el classico #ecemustafawedding heştegini de buradan sevgiyle analım. Bak ben demiyorum ki hiç yoktan heşteg var et ama biraz yaratıcılık sana takipçi olarak geri döner, değil mi? Mesela son günlerde en hoşuma giden düğün heştegi şuydu, #meettheberkmans.

FOTOŞOP

Her ne kadar filtre bağımlılarına dönüşmüş olsak da filtrenin aşırısı pek hoş gelmiyor göze. Hele ki düğün fotolarında. Valencia filtresinden, siyah-beyaz görüntülerden azıcık uzak durmakta fayda var. Düğünlerde en dokunaklı anlar en doğallarıdır. Oradan pay biç kendine.

PAYLAŞIM

Merak edilmek güzeldir. Bırak azıcık merak etsinler evlilik sürecinizi. Ben derim ki bir düğünden max beş adet foto paylaşılmalı Insta akışta. Çünkü altıncıdan itibaren “Ok tatlım anladık, evlendin” gibi bir his geliyor takipçiye. Story ne güne duruyor, orada istediği kadar coşsun kopsun gelinimiz. Bir de balayı var tabii. Orda da takipçiye şöyle bir duygu vermeli, “Çok şey paylaşamıyorum çünkü kocamla aşırı güzel vakit geçiriyorum”. Balayında sürekli paylaşım yaparsan “Ayy bunlar baya sıkılmış” hissi verirsin net.

DÜĞÜN MEKANI

Doğru fotoğrafçıyla bir tımarhaneyi Çırağan Sarayı’na dönüştürebilirsin. Fotoğrafçı konusunda kıy paraya. Ama fotoğrafçının da burnundan getir. Instagramın için doğru kareler yakalasın, birer dakikalık Story’ler çeksin. Atlat, zıplat, bu maçı kazan!

HAFTANIN GÜZELLİKLERİ

OLİGARK: Kuruçeşme’de açılan Oligark’a attığınız ilk adımda sizi önce İstanbul, sonra da mekanın son derece güler yüzlü ekibi karşılıyor. İçinde birçok restoran seçeneği bulunduran mekanın Wine&Dine restoranını deneyimleme fırsatım oldu. Şef Umut Karakuş’un kendi dokunuşuyla yorumladığı yemeklere doyamadım desem yalan olmaz. Bir de bugünkü yazımda düğün dernek dedim, burada düğün şahane olur benden söylemesi.

Yazının devamı...

EVLENMEYECEKSENİZ AYRILIN DA PİYASA HAREKETLENSİN

Var böyle tipler. Ne yardan geçer ne serden. Belli ki beraber olduğu kişi kriterlerini tam karşılamıyordur ama yok, bir türlü ayrılmaz. Hal böyleyken gelin buradan bir uyarı yapalım beraberce ve sevgilisiyle gelecek düşünmeyenler sevgilisinden ayrılsın da piyasa hareketlensin. Ve tabii bir de derinine inmek gerek konunun, acaba bunlar neden böyle yapıyor?

Yalnızlığım

Kendi kendiyle vakit geçirmek isteyen azdır. Kimisi bir başına sinemaya, yemeğe, tatile gidene deli gözüyle bakar. Bu kategoridekiler yalnız kalamaz. Hani evdeyken televizyonda öylesine bir kanal açılır ya ses olsun diye. Bu da aynı hesap. Boşta kalmak istemezler. “Seviyom sevmiyom kime ne?” deyip beraber oldukları kişiye sittin sene sürecince yapışırlar.

Çok eğleniyoruz

Tamam eğleniyorsunuz da bu biriyle çıkmak için yeterli sebep değil. Adam Fun City mi? Çarpışan Araba mı? Çok eğleniyoruz ne demek? Evet kadınlar kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanır ama azıcık kalbiniz de çarpsın değil mi ama?

Statü

Bu da bir başka sebep. Hem erkek hem de kadın için konuşuyorum, sevgili statüsü kimi zaman çok cazip gelebilir, göze perde indirebilir. Ancak unutmayın ki abartılı şeyler çabuk biter. Bir bakmışsınız ayağınız yerden kesilmiş, bir bakmışsınız fayansa popo üstü düşmüşsünüz.

Ailem seviyor

Ailen evlensin o zaman. Tamam ailemizin sevgilimiz hakkındaki görüşleri önemlidir ama bir yere kadar. “Anneme Anneler Günü’nde çiçek aldı, babamla balığa çıktı, kardeşimi okula bıraktı” gibi olumlamalar bünyeye olumsuzluk olarak geri döner, net.

Evlilik korkusu

Bakın bu en önemlisi. Bir yanda evlen de evlen diye ensenizde mırıldanan insanlar, bir yanda kendini hazır hissetmeme... Fena ikilem. Bu topa girmek istemiyorsanız girmeyin, her şeyin bir zamanı var canlarım.

HAFTANIN GÜZELLİKLERİ

Kai Beach: Mandarin Oriental Bodrum’un sınırları içinde yer alır bu plajın kendisi. Açılış gecesinde Rafet El Roman’ın “Yalancı şahidimdir ay beniiim!” dizeleriyle coşmuştuk. Temmuzda hem gece hem mutlu saatlerde canlı konserler art arda geliyor, 6 Temmuz’da sahne alacak olan Defne Samyeli tavsiyemdir mesela.

Casa Costa: Bodrum Gündoğan’daki Casa Costa Hotel&Beach’in tatlı sahipleriyle tanıştım, uzun uzun sohbet ettim. Mekan sahibinin mekana ruhunu verdiği bir gerçek. Hele ki öğleden sonra servis edilen fırından yeni çıkmış kurabiyelerin tadı hâlâ damağımda. Eh, sahipleri tatlı demiştim.

Yazının devamı...

SEÇİM KRİTERLERİN NE?

Var mıdır doğru insan diye bir şey, İnculuzların deyimiyle “the one”? Eh, hepimizin kendine göre bir “the one” hayali mevcut. Kimimiz erken bulur, kimimiz geç, kimimiz de son nefesimizi “Kriteeer” derken veririz. Çeşitli renk, boyut ve uzunlukta olmak üzere değişik değişik kriter listeleri vardır. İzninizle kendi listemi paylaşıyorum. Eklentilerinizi merakla beklerim efenim.

Güven: Bana göre listenin babası. “Karşı tarafta güven arıyorum” demek geyik gibi geliyor ama her şeyin başı aslında. Dünya kötü, şartlar zor, hangimiz kendimizi olanca doğallığımızla birinin kollarına bırakıp “Amaan ne olacaksa olsun!” demek istemeyiz ki? Lakin zor iş birine güvenmek çünkü birine güvenebilmenin birinci şartı karşındakine güven verebilmek. Evet, sadakat de bu kümede canlarım. He evet, dürüstlük de.

Vicdan: Vicdansız insanlar var. Hem de o kadar çoklar ki hayretler içinde izliyorum onları. O yüzden umuyorum ki karşımıza içi en ufak canlıya bile titreyen biri çıksın. Vicdanlı olmayı sevgi dolu olmayla, şefkatle bağdaştırırım hep . O da mutlu bir aile ortamında büyüyünce oluyor. Onun için de anası babası... Of anladınız işte konuyu uzatmıyorum.

Başarı: Burcum oğlak, yükselenim oğlak eh bu kriter sürpriz olmasa gerek. Başarıdan kastım şu hayatta bir amacı, tutarlı bir hedefi olması karşı tarafın. Boş duranı Allah sevmez. Herkes öyle ya da böyle çalışacak, haneye kendince bir katkı sağlayacak. Yok öyle armut piş ağzıma düş.

Pozitiflik: Bakın en dayanamadığım şeylerden biri de bu. Hüzün topu gibi yuvarlananlar, drama kralları hiç benlik değil. Hüzünlü şarkı dinlemeyi bile sevmem. Ben hiç mi üzülmüyorum, hüzünlenmiyorum peki? Elbette yes. Ama bir dozu var. Ahla vahla bir ömür geçirmek hiç benlik değil. Burnumu silerim, yoluma devam ederim.

Özgürlük: O Bodrum’da ben İstanbul’da canımızın istediği gibi takılalım demiyorum ama benim kendime ait bir alanım var, bir işim var. Karşı tarafın buna saygı duyması şart. Birbirimize anlatacak şeylerimizin olması lazım, değil mi? Şu kitapta beni mi yazdın, onu mu yazdın gibisinden tek taraflı kavgalar bile yaşadı bu bünye. Kurgu onlar kurgu.

Haftanın güzellikleri

BUDDHA-BAR BEACH: 1996’da, Fransa’da Raymond ve Tarja Visan çifti Buddha-Bar’ı kuruyor ve Tarja eşini kaybettikten sonra yola tek başına devam ediyor. Yani bu bir nevi kadın hikayesi. Bodrum Caresse Resort’daki yerini bizzat deneyimledim. Bir akşamınızı burada geçirmeden Bodrum’dan ayrılmayın derim.

HEYKELDE YENİ KEŞİFLER: Kırk yedi yıllık kültür sanat dergimiz Milliyet Sanat’ın heykel sergisi açıldı geçtiğimiz hafta Kemer Country Club’da. Eserleri 10 Ekim’e kadar görebilirsiniz ve eğer içlerinden birini almak istiyorum derseniz, hemen ertesi günü müzayedeye katılabilirsiniz. Elde edilecek gelir, bu sergi için seneye üretim yapacak sanatçılara aktarılacak.

Yazının devamı...

Dikkat çocuk çıkabilir!

Bu soru çokça konuşulmuştur aramızda. Dışarıdan atıp tutmak kolay ama iş başa düşünce cevabı içinde saklı bir konu bu. Kimi der “Çok seviyorum benim için OK”, kimiyse hayatta ilişkiye başlamaz. Gelin derinlere dalalım beraberce.

Senden önce senden sonra

Sanırım çocuğu olup ayrılan eşlerin nasıl bir ilişki yapılandırdığı önemli. Bir grup var ayrıldığı eşiyle minimumda görüşüyor. Yani buluşma noktaları veli toplantıları vs. Bu grup, çocuklarına evliliklerinin kesinkes bittiğini ima edenler.

Bir diğer grup var ki ayrılan eşlerin ayrıldığına inanmak zor. Beraber tatillere çıkılıyor, kahvaltılar ediliyor. Bu grup da çocuğun ayrılıktan negatif etkilenmemesi için böyle davrandıklarını söylüyor. Peki hangisini yapmak doğru? İşte orası zurnanın zırt dediği yer.

Niyet ettim

Bir arkadaşım çocuklu bir adamla flört etmeye niyet etti. Böyle diyorum da kızın hevesi kursağında kaldı çünkü daha ilk buluşmada adamın iki lafından biri eski karısıydı. Misal, kızımız müzisyendi, bunu öğrenen adam “Aaa benim eski karım da gitar çalardı” dedi. Kızımız eve döndüğünde adamın eski karısının manikürcüsüne kadar tüm hayatına hakimdi, o derece. Neyse, kör topal başlayan ilk buluşmayı takip eden ikinci buluşmada adam uzunca bir telefon konuşması yaptı eski karısıyla. Bizimki “Biraz ayıp olmuyor mu sence?” deyince “Eski karımla son derece modern bir ilişkimiz var. Senin çocuğun olmadığı için anlayamazsın” cevabını aldı, çiğnedi, yuttu, boğazında kaldı.

Kadına mı zor, erkeğe mi?

Peki çocuklu bir kadın ve çocuklu bir adamın yeni bir ilişkiye başlaması arasında fark var mı? Ben her ne kadar iki tarafın eşit şartlarda ilerlediğini düşünsem de bu işin kız tarafına daha meşakkatli olduğu yönünde görüşler. Diyorlar ki çocuk, anneyle daha fazla vakit geçirdiğinden kadının işi daha zor. Ya erkeğinki çok mu kolay?

Yeni gelen

Çocuğun yaşı da önemli tabii. Kimi bu işler küçükken, kimisi de çocuklar büyüdüğünde daha kolay diyor. Yaşı ne olursa olsun elbette ki çocuklar baş rolü oynuyor. Yeni geleni sevme, kabullenme süreci var. Çocukla bir türlü yıldızı barışmadığından biten gül gibi ilişkiler gördü bu gözler. “ Hayırlısıysa olur” lafı tam da bu duruma uygun bence.

Haftanın güzellikleri

HEKİMLER SÖYLÜYOR: Otuz kadın hekim bir albümde toplanıp şarkı söyledi iyi mi? Hem de nasıl iyi! Türküler, sanat müziği şarkıları hiç bu kadar tatlı olmamıştı. Cilt doktorum Pınar Yozgatlı Karagülle de solistlerden biri. Albümü edininiz, geliri de hayır işlerine gönderiliyor.

ZAİ BODRUM: Açıkçası içeriye adım atar atmaz kendimi Kopenag’da hissettim. Bu yeni nesil kütüphane bir harika. Zenvari bahçesi de insana terapi gibi geliyor.

Yazının devamı...

WHATSAPP’DA NASIL BİLİNİRSİN?

Geçen gün biri aradı “Size SMS attım, almadınız mı?” diye. Dedim, “Gelen SMS’leri okumadan siliyorum ben. Çünkü varsa yoksa reklam içerikli gönderi yapılıyor. Keşke WhatsApp’tan yazsaydınız.” SMS diye bir şey kaldı mı hayatımızda? Instagram DM de var ama mesajlaşmada bir numaramız WhatsApp. Ve bu mecra da aynen Twitter, Facebook ve Instagram gibi kendi kullanıcılarını geliştirdi. WhatsApp’da like veya takipçi sayısı henüz yok ama yakında koyarlarsa hiç şaşırmam.

Grubun gülü

WhatsApp grubundaki bu karakter, sabahleyin “Günaydın milleeet!” mesajıyla yazışmayı başlatır, “İyi geceleeeer!!” mesajıyla günü kapatır. Konuşmayı yönlendirir, grup elemanlarının hepsine verecek bir cevabı vardır. Bir nevi ev sahibidir. Her konuya uygun gif, ekran görüntüsü ve bitmoji ondadır.
O çıkarsa grup kapanır daha ne diyeyim. Grubun gülü, yazışmanın bülbülüdür.

Hıçkırıkçı

Bu arkadaş sanki hıçkırırmış gibi her bir kelimeyi tek tek yazıp WhatsApp’ının çın çın çınlamasına neden olur. Yaz yavrum diyeceğini tek bir satırda, bekletme bizi, içimize fenalık getirme, hepimizin işi var gücü var.

Gramersiz

De’leri, da’ları geçtim, Krill alfabesini kullandığından şüphelendiğin bu şahsın ne yazdığını anlamak mümkün olmaz. Kelime hataları ve bozuk cümlelerle adeta çöp gibi içerik gönderir mübarek. Umuru da değildir karşı tarafın anlayıp anlamadığı.

Hayalet

Bunlar kendi içinde ikiye ayrılır. Ayırım yapabilmek için malum şahsı iyi tanıman gerekir. İlk gruptakiler gerçekten de ne yazılıp çizildiğini umursamaz, dolayısıyla da devamlı pıt pıt cevap yazmaz. İkinci gruptakiler ise ağır stalk’cudur. Pusuya yatar, her bir satırı tek tek okur, gerekli gördüğü yerde gruba gülücük atar ama özelden yılanlık yapar. Tıssss.

Sulu

İlle ve her şeye espri yapar. Mesela akşam gidilecek yer kararlaştırılacak, bunun yüzünden bir türlü sonuca gelinemediği gibi akşam programı da iptal olur. Yahu ağırlığınla dur. Yok, hep neşe pınarı olacak hep.

HAFTANIN GÜZELLİKLERİ

LE CHALET: Murat Soyata ve Serkan Çavuşoğlu’nun açtığı Le Chalet Brasserie, mahallemiz Caddebostan’a Paris gibi doğdu sağ olsun. Kruvasanı, ekleri, milföyüyle tam bir Fransız. Vegan Cheesecake’i özel istek üzerine yapılıyormuş, o zaman buradan özel olarak istiyorum.

Yazının devamı...

HERKESİ TAKİPTEN ÇIKARIYORUM!

Benim albümüm çıktığında heyecanımı paylaşmayan herkezi takipten çıkardım. Ben siizn kitabımınzdı tişörtünzdü programinzdı emek verdiğinz herşeye destek veriyim siz beni yok sayın sonra bide niye çokardın die sorun!!!”

Noktasına, virgülüne dokunmadan sayfama taşıyorum Akalın’ın sosyal medyasında yayınladığı isyan mesajını çünkü kendine has bir yazı tarzı var. Instagram’da neredeyse 8 milyon takipçisi olan Demet Akalın insanların şarkısını, türküsünü, kitabını destek amaçlı paylaşıyor ama sıra onun şarkısını paylaşmaya geldiğinde, sessuzluk. Oldu canım! Karşı tarafın ruh halinin ille ki sebebi olmalı. Gelin beraberce derinlere inelim.

Yeni bir iş kolu

Sosyal medya influencer’lığı (ünlülüğü), doktorluk, avukatlık gibi bir iş kolu artık. Önceleri küçümsense de, şimdi herkes konuyu ciddiye almaya başladı. Büyük markalar bile pazarlama bütçelerini sosyal medyaya aktarmayı tercih ediyor.

Hatta takipçi sayısı o kadar ön plana çıktı ki (takipçi sayısına göre sevgili seçen biliyorum) o influencer’ın ya da ünlünün içeriğe ne kattığı sorgulanmadan post başına acayip rakamlar ödeniyor.

Akışa konan postlar, hikayeye konan postlardan daha pahalı ki bu hikaye işi şahane oldu. Sadece bir gün orada kalıyor, paranı alıyorsun sonra puf! Madem ki bu bir iş, nasıl ki işte para kazanılıyorsa post koyma işi de bedavaya yapılmıyor elbet. Lakin biliyoruz ki öyle ya da böyle her şey karşılıklı. Sizinle ilgili bir paylaşıma, bir iyi niyete yine paylaşımla cevap vermek en hoşu.

Herkes fenomen

Farkındasınız değil mi, artık herkes kendini sosyal medyada fenomen olarak görüyor. Yüz takipçisi olan ve “Yalnız bu görsel benim sayfa bütünlüğümü bozuyor” diyenleri duydu bu kulaklar. Bu cümlenin altında aslında şu anlam yatıyor: “Bir takipçim bile olsa kendi sayfamda senin reklamını yapmak istemiyorum”. Hakkıdır istemeyebilir, kimse ona kızamaz ama bu arkadaş da kendisiyle ilgili bir şeyi paylaşım rica etmesin.

Ne koysam gider

Instagram, akıştaki post’ların like’larını gizleyecekmiş, sadece postu atan görecekmiş kendi like’ını. Belki bu hareket, sosyal medyada daha kaliteli içerik üretmeye teşvik eder bir takım insanları.

Çünkü “Ben ne koysam gider”cilere bir dur demek gerek. Düşünmek, çalışmak, üretmek sosyal medyanın dipsiz kuyularında kaybolacak fiiller gibi gözüküyor.

“Hızlı gelen hızlı gider” diye bir cümle vardır, not edelim lütfen bir yere.

Haftanın güzellikleri

KILLOLOGY VE YÜZLEŞME: Duru Tiyatro’nun “Yüzleşme” isimli oyununu köşeme taşımak için Craft’ın “Killology” isimli oyununu izlemeyi bekledim çünkü her iki oyun da günümüz gerçeklerini yüzümüze çarpıyor, son derece gerçekçi ve çok başarılı. Serkan Altunorak, Mehmet Ozan Dolunay ve Güven Murat Akpınar’ın başrollerinde olduğu “Killology”, insan öldürmeyi marifetmiş gibi gösteren bilgisayar oyunlarını eleştiriyor. Yüzleşmenin konusu ise toplum yarası pedofili. Emre Kınay ve Esra Kızıldoğan başrollerde.

Yazının devamı...

ÖÇ MEVSİMİ

Olmaz olsun böyle ilişki! Olmadı zaten. Onca özverinize, çabanıza, sevginize rağmen sizi yüzüstü bıraktı gitti. Hem de tam yaz mevsimi arifesinde. Halbuki ne şahane tatil programlarınız vardı. Yunan Adaları, Bodrum, Çeşme... V dekolteli yıkılan bir mayo almıştınız plajlarda esmek için. Çok hazırdınız çok! Ve o, tüm bunları yaşamanıza izin vermedi. Fakat durun. Bunları pekala tek başınıza da yapabilirsiniz. Ne kaybettiğini kışın pek anlamayabilirdi ama neyse ki yazın beyne daha fazla oksijen gidiyor.

Bugünden itibaren ellerinize gözünüz gibi bakacaksınız, her akşam onları pamuklara sarıp yatacaksınız çünkü yazın o ellerle Instagram’a yükleneceksiniz. İşte yaz öncesi bırakıp giden eski sevgiliden öç alma listeniz:

Bronzluk: Bronzite önemli. İnsanı çarpı iki güzel gösteriyor. Benim gibi elli koruma sürüp yoğurt gibi dolaşıyorsanız hemen atın o güneş kremini çöpe. Havuç ve kakao yağına yüklenin.

Styling: Asla üzerinizde basit durmayacak, son derece çekici duracak mayoyu arayışa çıkın. Üzerine tül gibi bir sabahlık, boynunuza da bir ince, bir çengelli olmak suretiyle iki altın rengi kolye taktınız mı tamamdır.

Tekne: Tekne şart. Tutup da tekne alacak haliniz yok (varsa da gözümüz yok) ama bir arkadaşınızın hız motoruna atlayıp saçlarınızı savurabilir veya teknesinde ufka bakarak poz verebilirsiniz.

Eğlence: Asla ama asla abartmıyoruz. Gece eğlencemizden, atarlı giderli şarkılar söyleyip dakikada yetmiş iki story paylaşmak yok. Bakın sakın. Cool olacaksınız. Maksimum iki story paylaşın. Olaya gizem katmak çalışır.

Alo: Tabii ki de arayacak. O telefon geldiğinde rica ediyorum karşı tarafa laf sokmayın. Sakin. Unutmayın ki bırakıp giden oydu. Şimdi pişmansa uğraşacak bir parça.

Hobi: Bir hobi edinme konusu kısa vadede sizi meşgul edip onu unutmanıza yardımcı olur ama inanın bana esas yatırımı ilerisi için yaparsınız. “Ayrıldığımız için nasıl üzgündüm anlatamam. İyi ki resim yapmaya başladım. O hıyar sayesinde kendimde müthiş bir yetenek keşfettim” cümlesini kurduğunuzda da beni hatırlarsınız.

HAFTANIN GÜZELLİKLERİ

TOWNHOUSE: Nihayet Anadolu yakasında akşamları şık giyinip şık takılmalık bir mekan açıldı. Suadiye’de konuşlanan Townhouse henüz iki aylık değil ancak sadık müşteriler kazandı bile. En başta da beni. Şef Erol Yıldız, mutfakta tek kelimeyle harikalar yaratıyor. Kerem ve Eren Canatar kardeşler şahane bir iş yapmış. Anadolu yakasının Lucca’sı hepimize hayırlı uğurlu olsun.

CHAMBERS: Ekranda gerilim sevenlerdenseniz bu yepisyeni ruhlar alemi Netflix dizisi tam sizlik. Özellikle gece izleyin ama unutmayın ki bunun bedeli var. Hehe.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.