SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Huzursuz bacağın sonu yoğun bakım olmasın

Huzursuz bacak sendromunuz varsa doktor doktor gezmeden önce mutlaka damarlarınıza baktırın. Hastalığın kaynağı iç varis olabilir. Varisler tedavi edilmezlerse pıhtıya, özellikle büyük pıhtılar ise hayati tehlikeye yol açabilir

Gece yattığınızda bacağınızı koyacak yer bulamıyor musunuz? Ne yapsanız rahat edemiyor musunuz? Sallasanız, iki bacağınızın arasına yastık koysanız da olmuyor mu? Hele sıcak ve susuz geçen bir günün gecesiyse... Ya da uzun bir uçak yolculuğunun ardından...

Son yıllarda hemen herkesin dilinde olan ‘huzursuz bacak sendromu’, aslında çoğunlukla bacaklardaki iç varis hastalığından kaynaklanıyor. En büyük tehlikesi damarlarda pıhtıya sebep olabilmesi. Bu pıhtının da kalbe ve akciğere ulaşması ise hayatımızı riske edecek kadar tehlikeli sonuçlar yaratıyor. Sıvı kaybının özellikle tetiklediği bu hastalığa yaz sıcakları öncesinde dikkat çeken Kalp Damar Cerrahı Prof. Dr. Melih Us, konuyu Milliyet okurlarına anlattı.

Sinsi ilerliyor

- Venöz yetmezlik nedir?

Toplardamarların genişlemesi hastalığına varis deniyor. Damar genişlediğinde yer çekiminin etkisi ile laktik asit (kirli kan) bacakta kalıyor. Bu da kişiyi her sabah yorgun uyandırır. Laktik asit vücuda çok zarar verir. Hastalık uzun sürede yavaş yavaş, sinsice oluştuğu için kişi bunu fark etmiyor.

- Tanısı zor bir hastalık mı?

Maalesef, huzursuz bacak sendromu ile ilgili olarak hasta yıllarca nörolog ya da ortopedistlerde dolaşır. Bir gün, bir de damarlara bakalım dediklerinde sebebin iç varis olduğu anlaşılır. Toplumuzda çok yaygın. Erkek çocuklara yüzde 40, kız çocuklara yüzde 60 oranında aileden geçer. Varis hastalığında en büyük korkumuz ileri safhalarında, genişleyen damarlarda kan yeterince yukarı çıkamadığı ve ilerleyemediği için pıhtıya sebep olabilmesi. Allah korusun pıhtı damarlardan kalbe, oradan da akciğere atabilir. Hayatı tehdit edecek boyutlara varabilir. Bu nedenle iç varisi ciddiye almak gerekiyor.

Ameliyat son çare

- Tehlikeli olan iç varis mi?

Varisin sebebi yüzde 85 oranında içeriden kaynaklanır. Dışarıdaki damara köpük, lazer, radyofrekans yapın, damarı çıkarın, kesin, bağlayın, kalıcı sonuç alınmaz. Varisin gerçek sebebi olan iç varis, gerçek anlamda tedavi edilmedikçe, kalıcı tedaviye ulaşmak mümkün olmaz.

Dış varis tedavisinde gerçek sebebe yönelik tedavi yapılmadığından bir süre sonra varis tekrarlıyor. Çünkü toplardamar ağı bacakta çok geniştir, örümcek ağı gibi birçok damar var. O damarı alıyorsunuz, öbür damarda çıkıyor. Halk arasında varis tekrarlar diye bir önyargı var. Haksız ama o önyargı buradan kaynaklanır işte.

- Peki her iç varis mutlaka tedavi edilmeli mi?

Grade 1 ve 2 seviyesinde varis çorabı ve ilaç desteği sağlıyoruz. Grade üç ameliyatlık sınır. Ancak ben burada da ameliyat etmiyorum. 4’üncü seviye ise şişlik ve yaraların devreye girdiği son aşamadır. Sürekli reflü vardır ve bu seviyede mecburen ameliyat ediyorum.

- Neden mecburen dediniz? Zor bir ameliyat mı?

Çünkü iç varis ameliyatları kolay ameliyatlar değil. Çünkü reflüye engel olmak için bizim yapacağımız kapak ve işlemler, orijinalinden daha iyi değil. Grade 4’ten sonra artık kapakçıklar çalışmıyor demektir.

Kaşıntı ve yanma

- Bu kadar ciddi bir hastalığın hiç mi belirtisi yok?

İlk zamanlarda yolculuklarla şişmeler olur, bir iki günde zor iner. Veya diz altında kaşıntı olur, hastalar cildiyeciye gider. Veya ayak tavanında yanmalar olur. Veya anlam verilemeyecek şekilde yorgunluk olur. Ama hastalar genellikle “40, 50, 60 yaşına geldim, bu nedenle giderek yoruluyorum” diye düşünür. Oysa hastalık 15 - 20 yılda geliştiğinden, laktik asit devamlı bacaklarda biriktiği için yorgunluk yapar. Şikâyeti olan hastalar genellikle, ilaç ve varis çorabı veya ileri aşamalarında ameliyattan sonra, “Kendimi kuş gibi hafif hissediyorum, çok rahatladım” der. Bunun sebebi laktik asitin azalmasıdır.

- Başka belirtileri var mı?

Belirtilerden birisi de gece huzursuz uykudur, hasta bacağını oraya koyar olmaz, buraya koyar olmaz, iki bacağının arasına yastık koyar olmaz, bacağını sallar yine olmaz. Çünkü laktik asit, tüm gün bacakta birikir, gece de huzursuz eder, uykuyu bozar. İleri aşamalarda bacakta bir türlü geçmeyen yara açılır. Bu nedenle şekerle karıştırılır. Oysa bacaktaki yaranın çoğunlukla sebebi venöz yetmezliktir. Kramplar ilk zamanlarda olur. Huzursuz bacak sendromu denir, sonra düzelir. Hasta düzeldi zanneder, oysaki sensörler artık cevap vermez hale gelir. Hasta kirli kana alışır dolayısıyla sessiz dönem başlar. Hasta kramp var dediğinde, bu nedenle rahatlarım, sensörler çalıştığı için. İlk zamanlarda ağrı vardı, artık yok derse sürecin ilerlediğini gösterir. Yüzme, bütün kasları çalıştırdığı için venöz yetmezlik için çok iyidir. Buna rağmen yüzme esnasında kramp oluyorsa dikkatli olmak gerekli. Bu da, hastalığın bulgularından olabilir... Derinden ilerler genellikle. Bir gün aniden bacak şişer. Veya Allah korusun ileri aşamalarda bir sinek ısırığından kapanmayan yaralar oluşabilir.

UÇAKTA EGZERSİZ

- Uçak yolculuklarında neden problem yaşanıyor?

Uçakta basınç değiştiği için pıhtılaşma mekanizmaları bundan etkileniyor. Üstüne hareketsiz kalındığından bacak kasları çalışmıyor. Su tüketimi de daha az uçakta. Belli egzersizlerin mutlaka yapılması lazım. Eğer hasta, 4’üncü seviyede ise her yarım saat, 45 dakikada mutlaka uçak içinde dolaşması gerekir. Hiç kalkamıyorsa, oturduğu koltukta, her yarım saatte 5 dakika önce ayak tabanına, sonra parmaklarına basarak, ayaklarını üç dört defa kaldırmalı. Sonra ayak bileğinden ayağıyla daire çizmeli, ardından dize kadar üç dört defa bacakları kaldırmalı. Ama en önemlisi uçakta varis çorabı giyilmesini mutlaka öneriyoruz. İster seviye bir, ister dört olsun... Uçak için ayrıca iğne veriyoruz. Etkisi 12 saat süren kan sulandırıcı iğne bu. 12 saati geçen aktarmalı yolculuklar varsa, 12 saat sonra ikincisini yapmak lazım.

Yaklaşık 25 yıldır iç varisin peşinde

- Sadece Türkiye’de değil, yurtdışında da iç varis konusunda yetişmiş az hekim var. Neden?

1996’dan bu yana iç varisle uğraşıyorum. O zamanlar çalıştığım hastaneye (GATA), bacağında, bileğinde yaralar olan hastalar geliyordu. Bu hastalara bir şey yapılmadığını gördüm. Hastaları askerlikten muaf tutup yolluyorduk.

Sonra dünyada bu alanla kim uğraşıyor diye araştırdığımda Kisther ve Raju adında çok tecrübeli, Amerika’da çalışan iki hekim olduğunu öğrendim. Onların yöntemlerini nasıl geliştirebileceğimin peşine düştüm.

Dünyada da bu konuda çalışan az uzman vardı, hâlâ da öyle. Yaptığım çalışmaları uluslararası dergilere, kongrelere yollamaya başladım. Bunlar yayınlandı.

Çalışmalarıma kılavuzluk eden bu iki profesör, ven cerrahisi ile uğraşan insanları bir araya getirdiler, bir kulüp kurdular.

Türkiye’den de beni davet ettiler. O sayede çalışmalarım, bu işi en iyi yapan kişiler tarafından tescillenmiş oldu.

Mutlaka bol su içilmeli

- Varisin ilerlememesi için hasta neler yapmalı?

Hastaya venöz yetmezlik tanısı konulduysa, kışın kilogram başına mutlaka 35, yazın 40 mililitre su içmeli. 55 kilo, 60 kilo, 75 kilo, 85 kilo, 95 kiloluk biri; sırayla günde 2.2, 2.5, 3 ve 3.8 litre suyu bölerek içmeli. Kan, reçel gibidir, reçelin içine su katarsanız, borudan daha rahat geçer. Kanı sulandıran tek şey sudur. Ramazan ayında ciddi problemler bu nedenle yaşanır. Su içmediğimizde, toplardamarların içindeki kan daha yoğun hale gelir. Dolayısıyla ileri derecede venöz yetmezlik varsa, bu hastalar pıhtıya meyilli hale geliyor. Bu nedenle bu hastalar oruç tutarken doktorlarına mutlaka danışmalı. Toplardamar hastası bir hasta oruç tutacaksa kesinlikle ama kesinlikle serin ortamda kalmalı. Sıvı kaybı olmamalı. Ki bunu bir ölçüde telafi etsin... Çünkü iftar ile sahur arasında içilen su, gün içine dağılmadığı, sahurdan birkaç saat sonra idrar yoluyla vücuttan atıldığı için yeterli olmaz. Doğu toplumlarında çok yaygın hastalık. Türkiye’de 100 kişiden 30’unda var hastalık.

Sıcaktan kaçınılmalı

- Beslenme noktasında yapılması gerekenler neler?

Asla acı ve baharat yememeli. Aksi takdirde damar daha çok genişler ve geriye doğru daha çok kaçırır. Bu tür hastaların sıcaktan kaçınması gerekir. Direkt güneşin altında durulmamalı. Çünkü sıcak, toplardamarları daha da genişletiyor. Eğer reflü yani kirli kan varsa bu kapaklar birbirinden uzaklaştığı için açığı daha da arttırıyor. Dolayısı ile sauna, buhar odası bunlar uzak durulması gereken şeyler. Kaldı ki normal insanlar için de saunanın faydalı olduğuna inanmıyorum. Akşamları imkânları varsa ayakları sarkıtmadan otursunlar. Kanepeye uzanarak yani. Duşu, ılık suyla almak gerekiyor. Duştan çıkarken, duş başlığı ile ayak bileğinden başlayarak kasığa kadar, iç kısımda üç defa bir bacağa, üç defa diğer bacağa olmak üzere suyu aşağıdan yukarı tutmak iyidir, kan dolaşımını sağlar. Yürümek çok faydalı. Ancak varis çorabıyla yapıyorsanız. Giden kanın geri gelmesi gerekiyor. Spor sırasında daha fazla kan gidiyor. Varis çorabı bu nedenle spor yaparken daha da önemli. Kilo vermek çok faydalı. Çünkü kilo arttıkça toplardamarın iş yükü artıyor. Hamilelik döneminde 12 kilodan fazla kilo alınması da, hastalığı tetikler.

Yazının devamı...

100 YIL SONRA O'NUN YOLUNDA

Milli Mücadele’nin başlangıcının 100’üncü yılında on binler Ata’nın yolunda yürüdü. Samsun’daki yürüyüş, Koç Grubu’nun ‘Üstümüze Vazife’ diyerek hazırladığı 1919 metrelik bayrağın altında gerçekleşti

Türkiye’nin en geniş katılımlı gençlik ve spor festivali Koç Spor Fest bu yılki Büyük Finalleri’ni Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının Samsun’a çıkışının 100’üncü yılı vesilesiyle Samsun’da gerçekleştirdi. 5 bini aşkın üniversiteli sporcu, antrenör ve spor insanını müsabakalar için Samsun’da buluşturan festival, ‘Büyük Halk Yürüyüşü’yle başladı, yürüyüşe 1919 metrelik Türk bayrağı da eşlik etti.

Gençlik festivali, 62 branşta 26 bin üniversiteli sporcuyu bir araya getiriyor. Üniversite Spor Oyunları’nda Büyük Finaller bu yıl 19 Mayıs 1919’un 100’üncü yılı vesilesiyle Samsun’da gerçekleşiyor.

50 bin kişi yürüdü

Samsun Valiliği, Samsun Büyükşehir Belediyesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu, Samsun Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü iş birliğinde Koç Holding’in düzenlediği “19 Mayıs’ın 100’üncü Yılında Yürüyoruz Yolunda” yürüyüşüne yaklaşık 50 bin kişi eşlik etti.

Samsun’da bulunan 5 bini aşkın sporcu, antrenör ve spor insanı ile birlikte Samsun halkının geniş katılım gösterdiği yürüyüş, Cumhuriyet Meydanı’nda başlayıp, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Bandırma Vapuru ile Samsun’a ayak bastığı yer olan Tütün İskelesi’nde sona erdi. Yürüyüşün ardından Aslı Gökyokuş ve Athena konser verdi.

Olimpiyat ruhu

Koç Topluluğu olarak ekonomik ve toplumsal kalkınmayı bir bütün olarak gördüklerini söyleyen Koç Holding Kurumsal İletişim Ve Dış İlişkiler Direktörü Oya Ünlü Kızıl, “Üstümüze Vazife’ bilinciyle hareket ediyoruz. Tam da bu sebeple bugün Samsun’da bulunmayı hem çok önemsiyor hem de üstümüze vazife olarak görüyoruz. Kurtuluş Savaşı mücadelemizin başladığı bu şehirde, ülkemize, tarihimize gençlerimize ve tüm sporcularımıza yakışan muhteşem bir gün yaşıyoruz. Koç Holding olarak 19 Mayıs’ın 100’üncü yılında, Gençlik ve Spor Bayramımızın çok daha büyük coşkuyla, heyecanla ve tarihimize yakışır bir şekilde kutlanmasının bir parçası olduğumuz için de gurur duyuyoruz” dedi.

Oya Ünlü Kızıl, festivalin 14’üncü yılında 62 branşta 26 bin üniversiteli sporcu ile olimpiyat ruhunu Türkiye’nin dört bir yanına taşıdıklarını ifade etti.

Sayılarla festival

- 14 yılda 38 şehirde 40 üniversiteye gidildi, yaklaşık 122 bin kilometre yol kat edildi.

- 220 binden fazla sporcu katıldı.

- 105 festivalde sahada 4 milyon, sosyal medyada ise 12 milyondan fazla gence ulaşıldı.

- 400 tedarikçi ve 250 kişiden oluşan saha ekibiyle dev bir organizasyon gerçekleştiriliyor. Ekipte üniversiteli gençler de istihdam ediliyor

Yazının devamı...

Tuhaf zamanlarda başka bir yerde!

Akdeniz’de can veren göçmenler, kadına şiddet, çoğunluğun tahakkümündeki azınlıklar... Venedik’te ‘Tuhaf Zamanlar’da bir arada. İnci Eviner’in ‘Biz, Başka Yerde’si de ziyaretçileri, tanık yazıyor

VENEDİK

ünyanın en önemli sanat etkinliklerinden Venedik Bienali 58. Uluslararası Sanat Sergisi geçen hafta açıldı. Başlığı May You Live in Interesting Times (Tuhaf Zamanlarda Yaşayasın) olan bienalde, Rugoff’un küratörlüğünü yaptığı ana serginin yanı sıra Arsenale ve Giardini’de Türkiye Pavyonu’nun da aralarında bulunduğu 90 ülkenin sergileri yer alıyor.

Dünya gündeminin birebir yansıdığı, en politik duruşa sahip bienallerden biri... İtalya’nın Lampedusa Adası’na gitmek üzere Libya’dan yola çıkan, içindeki 1000 mülteciye mezar olan, Akdeniz’de batan tekne bienalin bahçesinde örneğin... Hemen hemen tüm işlere göçmenlik sorunu, kadın sorunu, azınlık hakları, iktidarın artıkları damga vurmuş. Sun Yuan ve Peng Yu’nun Arsenale bölümündeki Roma tahtlarını andıran bir süre sonra gaz kaçıran, kontrolden çıkan silikon taht ‘Dear’ ve Giardini’de kan süpüren robot ‘Can’t Help Myself’ eserleri bienalin kışkırtıcı işlerinden. Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’nda ise İnci Eviner’in çok ilgi gören ‘Biz, Başka Yerde’ adlı eseri sergilendi. Bienalin en ilgi çekici işlerinden olan eser açılışta adeta ziyaretçi akınına uğradı.

Türk pavyonu

Türkiye Pavyonu, Der Spiegel ve The Art Newspaper’ın ardından Artnet’in de “en iyi ülke pavyonları” listesinde yer aldı. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) koordinasyonunda, 2011 yılından bu yana Tofaş-Fiat desteği ile gerçekleştirilen Türkiye Pavyonu, 24 Kasım’a kadar Venedik Bienali’nin ana mekânlarından Arsenale’de ziyaret edilecek.

Üst düzey katılım

Türkiye Pavyonu’nun resmi açılışına, Venedik Bienali Başkanı Paolo Baratta, Türkiye’nin Roma Büyükelçisi Murat Salim Esenli, Kültür ve Turizm Müşaviri
Serra Aytun Roncaglia, İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı ve Venedik Bienali 58. Uluslararası Sanat Sergisi Türkiye Pavyonu Danışma Kurulu üyelerinin yanı sıra Türkiye’den ve uluslararası sanat ve akademi dünyasından pek çok isim katıldı. Zeynep-Metin Fadıllıoğlu, Nezih-Berrak Barutçu gibi Türk koleksiyonerler de açılıştaydı.

İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, açılış konuşmasında duygularını şu sözlerle paylaştı, “Venedik Bienali, dünyanın en önemli güncel sanat etkinliklerinden biri ve biz burada ülkemizi yıllardır çok başarılı işlerle temsil ediyoruz.”

Arada kalanların dünyası

“Biz, Başka Yerde” için Türkiye Pavyonu’nu bir sahneye dönüştüren İnci Eviner, bu sahnede, çizdiği desenler ve bu desenleri hayata geçiren karakterlerin videolarının mimari, ses, performans, obje gibi farklı öğelerle bir araya geldiği “dünya içinde bir dünya” yarattı.

Açık kalacağı yedi ay boyunca işleyecek ve etkileşime açık olacak mekân, oluşturduğu farklı duyusal ve görsel katmanlarla Türkiye Pavyonu’nu izleyicilerin de parçası olacağı bir deneyim alanına çevirecek.

Eviner, Biz, Başka Yerde’yi toplu yer değiştirmelerin sonucunda ortaya çıkan mekânlara dair bir yapıt olarak tanımlıyor.

Tanık, ayağa kalk!

Siyaset kuramcısı Hannah Arendt’in 1943 yılında kaleme aldığı Biz Mülteciler metninin “Evimizi kaybettik, yani günlük yaşamın aşinalığını. İşimizi kaybettik, yani bu dünyada bir işe yaradığımıza dair inancı. Dilimizi kaybettik, yani tepkilerin doğallığını, jestlerin sadeliğini ve duyguları olduğu gibi ifade etmeyi” cümlelerinden hareketle Eviner, insanların dünya ile ilişkisinin doğallığını kaybetmesi durumuna odaklanarak temel insanlık durumunun ne olduğu sorusunu soruyor.

İnci Eviner’in zamandan, coğrafyadan ve zihinden bağımsız bir mekân yarattığı Biz, Başka Yerde, içine giren izleyicileri de bu yerinden edilmiş, hafızası silinmiş çılgın topluluğun bir parçası haline getiriyor. Ortadan ikiye yarılmış mekânın farklı duyusal ve görsel katmanları, “arada kalanların” dünyasını tüm şiddetiyle görünür kılarken, izleyiciler de yarım kalan hikâyelerini ve eksik olan bir parçalarını sürekli arayıp duran bu hayali karakterler arasında, zihinlerinin bilinmeyen köşelerine yolculuk ediyor.

İnci Eviner, “Bu figürler diğer yarılarını bulmak için mekân boyunca hiç durmadan yer değiştiriyor. Bu çaba aslında kesintiye uğratılmış, iptal edilmiş hafızalarını ve bedenlerini yeniden ele geçirme çabası. Figürler bu kurguyu yaparken mitolojiler, anılar ve günlük hayatın alışkanlıkları ile neşe ve acılarını birer birer toplayıp yerlerine yerleştirmek zorunda kalıyor. Kendimi bütün bunlara tanıklık etmek için olayların içinde ve aynı zamanda dışında tutmaya çalışıyorum. Tanık olmanın sorumluluğu, biz olmayı sorgulamaktan geçiyor” sözleriyle açıklıyor.

Sanat ve sanayi yakınlaştı

Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’nun açılışı vesilesiyle Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu ile Koç Holding Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü Oya Ünlü Kızıl, bienal kapsamında Venedik’te bulunan gazeteciler ile bir araya geldi. Venedik’e ayak bastığımızda Egea’nın 225 milyon dolar değerindeki yeni yatırım müjdesinin ajanslara düştüğünü hatırlattığımız Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu ekonomik yatırımlar kadar sanat yatırımlarını nasıl önemsediklerini şu sözlerle anlattı:

TANITIMA KATKI

“Dünyanın en köklü ve önemli sanat etkinlikleri arasında gösterilen Venedik Bienali’nde ülkemizin temsil edilmesine uzun süreli katkı sunduğumuz için mutluyuz. Tofaş, Koç Topluluğu ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı arasındaki işbirliği çok kıymetli. Merhum Vehbi Koç’un ilerici vizyon ve girişimiyle Koç Holding ve Fiat ortaklığında kurulan Tofaş’ın geçtiğimiz yıl 50’nci yıldönümünü kutladık. Önümüzdeki 50 yılda da Türkiye’nin önde gelen ve küresel arenada rekabetçiliğini koruyan şirketi olmaya devam edeceğiz. Tofaş olarak farklı düşünce biçimlerinin bizi geleceğe taşıyacağına inanıyoruz. Sahip olduğumuz bu bakış açısı bizi çağdaş sanatla da buluşturuyor. Sürdürülebilirlik her alanda olduğu gibi, sektörümüzde de çok önemli. İşimizi yaparken, uzun soluklu ve derinliği olan konulara yöneliyoruz. Kendi sınırlarımızı aşıp yenilikçi ve farklı platformlar geliştirmemiz gerektiğine inanıyorum. Venedik Bienali sanat ve sanayinin yakınlaşmasına dair bize bu noktada imkân sağlıyor.”

İstanbul’a eylül daveti

İstanbul Bienal’i de kapılarını eylül ayında açacak. Venedik’te Türk Pavyonuna gösterilen ilgi, İstanbul Bieanali’ne gösterilecek ilginin ön izlemesi gibiydi. Bu anlamda Türk pavyonunun, yarım milyon insanın ziyaret ettiği Venedik Bienali’nde sanatseverlere bir davet mektubu gibi olduğunu söylemek mümkün. Nitekim Oya Ünlü Kızıl, İstanbul Bienal’inde bu yıl bir izleyici patlaması beklediklerini söyledi. İKSV Genel Müdürü Görgün Taner ile sohbetimizde de çok ses getirecek bir İstanbul Bieanali’nin bizi beklediğini gördük. Heyecanla bekliyoruz.

İKSV’nin emeği var

İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Türkiye Pavyonu’yla ilgili olarak, “Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi’ndeki Türkiye Pavyonu’nun düzenlenmesini 2007’den bu yana İstanbul Kültür Sanat Vakfı üstleniyor. Bu bizim için bir gurur kaynağı. Türkiye’de dikkate değer bir güncel sanat üretimi var. Türkiye Pavyonu, ülkemizle küresel ölçekteki kültür-sanat evreni arasında verimli bir etkileşim alanı yaratıyor. Bu yolla sanatçılarımızı destekleyebildiğimiz için mutluyuz” dedi.

Orhan Pamuk sergi için yazdı

Sergi kapsamında hazırlanan Biz, Başka Yerde başlıklı kitapta İnci Eviner’in desenlerine ve yapıtı için oluşturduğu karakterlere, Orhan Pamuk’un sergiye özel olarak kaleme aldığı ve Eviner’in yarattığı hayali karakterlerine ses verdiği bir metin eşlik ediyor. Dağıtımı Yapı Kredi Yayınları tarafından üstlenilen kitap, Türkiye Pavyonu’nun açılışıyla birlikte Venedik’te satışa sunulacak. Kitap, Türkiye’de Mayıs ortasından itibaren seçili kitabevlerinden edinilebilir.

Demokratik bir alan

Koç Holding Dış İlişkiler ve Kurumsal İletişim Direktörü Oya Ünlü Kızıl da konuşmasında 2019’un Koç Topluluğu’nun kültür sanat yatırımları açısından çok önemli bir sene olduğunu belirterek şu ifadelere yer verdi:

“Koç Topluluğu olarak kültür ve sanata verdiğimiz desteği önceliklerimiz arasında görüyoruz. Sanat yoluyla toplumlar arasında kültürel köprüler kurmayı, karşılıklı diyalogu güçlendirici çalışmalarda bulunmayı çok önemsiyoruz. Çağdaş sanatı da özellikle özgür düşünceyi ve farklı bakış açılarını temsil etmesi nedeniyle değerli buluyoruz. Çağdaş sanat, sanatçıya da izleyiciye de, sosyal ve ekonomik sorunlara sanat yoluyla yorum ve eleştiri getirebildiği demokratik bir alan sağlıyor. Merak etmeyi, sorgulamayı, farklılıkları anlamayı teşvik ediyor. Koç Holding olarak, gerek Vehbi Koç Vakfı çatısı altındaki kurumlarımız, gerekse de Topluluk Şirketlerimiz ile çok sayıda kültür ve sanat projesine destek oluyoruz. Bu projelerin kapsamı tiyatro festivallerinden, edebiyat söyleşilerine, konserlerden sergilere kadar çok farklı alanlarda çeşitlilik gösteriyor.”

Üç sanat müjdesi

Kültür sanat yatırımları açısından bu yıl hayata geçecek üç büyük müjdede de veren Kızıl, “2019 çok özel bir sene olacak. Yeni çağdaş sanat müzemiz Arter’in yaklaşan açılışı, Sadberk Hanım Müzesi’nin yeni yerine taşınıyor olması, 2007'den bu yana ana sponsoru olduğumuz, İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen İstanbul Bienali’nin 16’ncı kez kapılarını açmaya hazırlanması gibi aynı yıl içinde gerçekleşecek çok önemli gelişmelerin heyecanı içindeyiz. Bugün bizleri buluşturan Venedik Bienali Türkiye Pavyonu ile 2019’un bu zengin kültür içeriğine anlamlı bir başlangıç yapıyoruz” dedi.

Yazının devamı...

Üç öğünle oruç!

11 ayın sultanı geldi. Uzmanlar, ruhumuzu doyuracak Ramazan’da sağlıklı ve kolay orucun formülünün öğün sayısının artırılması olduğunu söylüyor. İftarla sahur arasına bir öğün daha eklenmesi öneriliyor

Nefsini terbiye etmek, aç olanın halini anlamak ve paylaşmanın daha da değer kazandığı Ramazan ayına girdik. Ramazan’da tutulan oruç, ruhen ve bedenen tam bir arınma sağlıyor. Ancak özellikle sıcak yaz günlerinde, uzun süre aç kalıp birden çok fazla yemek yendiğinde reflü, hazımsızlık, kabızlık ve baş ağrısı, ani tansiyon veya kan şekerinin hızlı yükselmesi gibi sağlık problemleri yaşanabiliyor. Bu nedenle oruçta iftar ve sahur menülerinin tok tutan besinlerle hazırlanması daha sağlıklı ve kolay oruç tutulmasının anahtarı.

Yavaş yiyin

Sıcaklarda sağlıklı bir oruç düzeni içinse hafif kahvaltılık yiyeceklerle mutlaka sahur yapılması şart. Haşlanmış yumurta, az yağlı beyaz peynir, kefir ya da yoğurt, iki üç adet ceviz en ideal sahur alternatifleri.

İftara ise çorba ile başlamak önemli. İlk 20 dakikada mümkün olduğunca yavaş yenmeli. Sıcak havalarda, ideal bir iftar menüsünde bir iki zeytin veya hurma ile oruç açtıktan sonra peynir, domates, içeren küçük bir kahvaltı veya çorba ve salata gibi hafif yiyeceklerle başlamalısınız.

Orucunuzu açtıktan en az 10-15 dakika sonra ana yemeğe geçmelisiniz. Ana yemek olarak, fırın, ızgara, haşlama ya da tencere yemeği şeklinde pişirilmiş yemekler tercih etmeli ve yağda kızartmalardan uzak durmalısınız.

Egzersiz şart

İçecek olarak başta su, kefir, ayran, cacık ya da şeker ilavesiz komposto uygun seçenekler. Gece öğününden en az iki saat sonra yatmalı ve yatmadan önce, iftardan iki saat kadar sonra hafif bir egzersizi günlük programınıza eklemelisiniz. İmkânınız varsa yüzün veya yürüyün.

İftarla sahur arasında geçecek zaman diliminde en az 2 litre kadar su içilmeli. Toplam sıvı tüketimi sıcaklarda 3-4 litreyi bulmalı. Uzmanlar, iftar ile sahur arasında bir veya iki ara öğün yapmanın çok daha faydalı olacağını söylüyor.

Glisemik indeksi düşük gıdalar kişilerin daha uzun süre tok kalmalarını sağlar. Örneğin beyaz ekmek yerine kepekli ekmek, meyve suyu yerine meyvenin kendisi gibi tercihler yapılmalı.

Ramazan boyunca gerek pişmiş, gerekse çiğ sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin. Posanın kaynaklarından birisi de yulaf. Yulaf tok tutucu özelliği ve kolesterol düşürmedeki önemli etkisi nedeniyle, Ramazan ayında bol bol tüketilebilecek bir besin maddesi.

Yağlı, tuzlu yok

Altunizade Academic Hospital’in Uzman Diyetisyeni Sabiha Keskin, “Diyabet, hipertansiyon, kalp rahatsızlıkları, kronik böbrek hastalığı ve mide bağırsak rahatsızlığı olanlar oruç tutup tutamayacaklarını mutlaka doktora danışmalı” diyor.

Sabiha Keskin, sahurda aşırı yağlı, tuzlu salamura besinler (zeytin, sucuk salam, sosis, pastırma) gibi ağır yemeklerle, unlu gıdalardan hem susuzluğa hem de hazım problemlerine yol açacağı için uzak durulması gerektiğini hatırlatıyor. Beyaz ekmek, pirinç veya şekerli içecekler gibi kan şekerini hızlı yükselten glisemik indeksi yüksek gıdalar yerine tam buğday ekmeği, bulgur, kepekli makarna, kuru baklagiller gibi glisemik indeksi düşük, bol posalı gıdalar tercih edilmesinin önemine dikkat çekiyor. İftardan sonra aşırı şerbetli ağır hamur tatlıları yerine meyve veya küçük porsiyonlarda sütlü tatlılar (güllaç, muhallebi, sütlaç, puding veya dondurma) tercih edilebilir.

Keskin, “Izgara, haşlama, buğulama veya fırında pişirme yöntemleri
tercih edilmeli” diyor.

Beslenme değişikliği ve hareketsizliğe bağlı oluşacak kabızlığı önlemek için de posadan zengin tam buğday, bulgur, kuru baklagiller, sebze, salatalar ve meyvenin tercih edilmesinin daha sağlıklı olacağına dikkat çekiyor.

Bir günlük örnek menü

Sahura kalkınca: Bir bardak süt, kefir veya yoğurt (probiyotik olabilir), bir porsiyon meyve.

Sahur: İki üç dilim peynir veya bir yumurta, bir iki dilim peynir, (Çok az yağlı peynirli omlet de olabilir) yanına söğüş domates, salatalık, yeşilbiber, maydanoz, roka, tere veya bir tabak sebze yemeği yenebilir. İki bütün ceviz, iki üç dilim tam buğday ekmeği tüketilebilir. Sahur için yulaf da çok doğru bir seçenek. Bazı gecelerde de bir su bardağı süt veya yoğurt 5-6 kaşık yulaf ezmesi, bir porsiyon meyveye ilave olarak, 10 adet fındık veya badem yenebilir.

İftar: Bir iki bardak su, bir iki adet hurma veya zeytin ile açıp, bir dilim peynir, bir dilim ekmek veya bir kâse çorba ile devam edilebilir. 20 dakika ara verdikten sonra, üç dört köfte kadar et, tavuk veya köfte (veya etli sebze yemeği, kuru baklagiller yemeği de olabilir) Bir tabak sebze yemeği bol salata ile yenmeli. İki ince dilim tam buğday ekmeği veya küçük bir tabak bulgur pilavı tüketilmeli.

Virüs ve fareden korktu interneti eldivenle öğrendi

Türk Telekom bundan beş yıl önce, sürdürülebilir ekonomik büyüme ve toplumsal kalkınma için temel itici güç olan bilişim teknolojilerinin herkes tarafından erişilebilir olması hedefi ile ekonomik, bölgesel veya sosyal nedenlerle ortaya çıkan dijital uçurumu ortadan kaldırmak üzere İnternetle Hayat Kolay projesini hayata geçirdi.

Türk Telekom Kurumsal İletişim Direktörü Hamdi Ateş’in gönderdiği bilgi kitapçığında ‘İnternetle Hayat Kolay’ın 5 yılda elde ettiği başarı hikâyeleri paylaşılmış.

Proje sayesinde girişimlerini dünyaya açan katılımcıların birbirinden etkileyici, cesaret veren öykülerinden bazıları:

- Proje kapsamında verilen eğitimler sonrasında e-ticaret ile tanışarak işlerini büyüten ve hatta dünyaya açılan başarılı kadınlardan biri olan Semihe Şengül,
70 yaşında iş dünyasına atılmış. Reçel, salça, erişte gibi ürettiği ürünleri internetten satmaya başlayan Semihe Şengül, kısa süre içinde ürünlerini birçok şehre ve Amerika’ya kadar pek çok ülkeye satmış.

- Şanlıurfa’da eğitimlere katılan Sıdıka Cengizer ise internetle tanıştıktan sonra kendi diktiği gelinlikleri Japonya dâhil olmak üzere birçok ülkeye sattı.

- 6 çocuk annesi olan 41 yaşındaki Sibel Sarı, oto ve halı yıkama işini internetle tanıştıktan sonra büyüttü ve diğer kadınlara iş imkânı yarattı.

- Manisa’nın Soma ilçesi Yırca köyünde doğal sabun üretimi yapan Nazmiye Suer, siparişlerini artık internet üzerinden gerçekleştiriyor.

Mirasını buldu

- E-devlet’le tanışan katılımcı bir kadın, erkek kardeşlerinin kendisine söylemediği, üzerine kayıtlı miras kalan arsadan haberdar oldu.

- Kara kovan balı üreten bir katılımcı eğitim sonrasında Facebook üzerinden ballarını tüm Türkiye’ye sattı.

- Aydın’ın Koçarlı ilçesininin Zeytinköy’ünde köylüler hastane randevusu alabilmek için cuma günleri imamın oğlunun köye gelmesini beklemekten kurtuldu.

- Eğitimler tebessüm ettiren anılarla da hatırlanıyor. Ordu’nun bir köyünde bir kadın, virüs, fare gibi kavramlar nedeniyle eğitime korkusundan eldivenle geliyor.



50 bin kişiye eğitim

Türk Telekom, proje kapsamında Türkiye’nin 81 ilinde yüzde 61’i kadın olmak üzere 50 bin kişiye yüz yüze internet okuryazarlığı eğitimleri verdi. Türk Telekom CEO’su Paul Doany, Türkiye’de özellikle kadınların internet kullanımının artmasında İnternetle Hayat Kolay gibi çalışmaların büyük önem taşıdığına dikkat çekerken yeni dönemde projenin üretim ve istihdam ayağının daha da güçlendirileceğini söyledi.

Bu ‘Başka’ bienal

Bienal çocukların da hakkı! İzmir’in ilk ‘Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali’ için geri sayım başladı. Türk Eğitim Derneği’nin (TED) önderliği ve TED İzmir Koleji ev sahipliğinde, danışmanlığını Murat Pilevneli’nin üstlendiği bienal, Urla Köstem Zeytinyağı Müzesi’nde düzenlenecek. Girişin ücretsiz olduğu bienalde, Türkiye genelinde 38 ildeki TED okulundan öğrencilerin hazırladığı eserler sergilenecek. Sanat eğitimi sunan, sanatın çeşitli dallarında bilinçli zevkleri olan bireyler yetiştirmeyi hedefleyen Türk TED İzmir Koleji ev sahipliğinde, Türkiye genelindeki TED okullarındaki çocukların hazırladıkları eserler sergilenecek.

“Başka” temasıyla gerçekleştirilecek TED İzmir Koleji “Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali” ile öğrencilere estetik farkındalık kazandırmak ve kültürel gelişimlerine katkıda bulunurken, kendilerini sanat yolu ile ifade edecekleri yaratıcı ortamları sunmak amaçlanıyor.

10 gün sürecek

Öğrencilerin resim, grafik, baskı resim, heykel, seramik, enstalasyon, fotoğraf ve yeni medya uygulamalarının yanı sıra farklı sanatsal disiplinleri ve etkinlikleri bünyesinde barındıran bienal kapsamında TED Okulları’ndan gelen eserler Köstem Zeytinyağı Müzesinde sanatseverlerle buluşacak. Müzik performansları, söyleşiler ve atölye çalışmaları ile 10 gün boyunca İzmir’in farklı lokasyonlarında devam edecek olan Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali ile çocuklara günümüzdeki sanatsal gelişmeleri izleme ve bu yolla tamamlayıcı bir eğitim olanağı sunulacak.

Yazının devamı...

GENÇLER SOKAĞIN TADINI ALDI BİR KERE!..

Arkadaş buluşmalarının yeni trendi, ayaküstü yenebilecek yiyeceklerle sokakta ‘takılmak’. Özellikle gençler arasında... Midyeden lokmaya, yoğurttan füme dile farklı seçenekler var. Kadıköy, Beşiktaş ve Akaretler ise yükselen mekânlar...

Bugünlerde yolunuz Akaretler’e düştü mü bilmiyorum... Taksim’in eski hali gibi. Yeni bir Kadıköy oluştu adeta. Etraf cıvıl cıvıl, onlarca yeni kafe, bar, mekânların kapılarında gençler... Akaretler artık, Beşiktaş Çarşı’nın devamı gibi. Pizza da var, beyin söğüş de, lokmacı da... Beşiktaş Çarşı’daki dönercilerin önünde kuyruğa alışkınız. Ama beyin söğüş, füme dil, lokmacı dükkânlarının önünde de sıra var. San Sabestian cheesecake mekânlarının önünde sıra var. Öğrenciler hazır pakette alıp mekanın önünde yiyorlar. Normal bir restoranda kişi başı fiyat 100 TL’leri bulunca sokak lezzetlerine nur yağdı.

Ekonomideki durum yeme içme trendlerini de etkiliyor. Özellikle gençler lüks restoranlar yerine Kadıköy, Karaköy, Beşiktaş gibi fiyatların görece ucuz olduğu semtlerde takılıyor. Sokak lezzetleri ikram eden mekânların çoğu bir kasiyer, ızgaracı ile çalışıyor. Maliyetlerin düşük olması satış fiyatına da yansıyor. 50 lirayı geçmeyen menüler revaçta. Ancak bunlara yeni nesil sokak lezzetleri demek doğru olur sanırım. Şık dekorasyonlu, küçük küçük dükkânlar açılıyor. Gençler, frozen yoğurt, kokoreç, lokma, midye başta olmak üzere siparişlerini alıp kapı önlerinde sosyalleşiyor.

Festival düzenlendi

Midyeci Ahmet’ten sonra bir lokmacı trendi başlamış durumda. Lokmacho şube üstüne şube açıyor. Bu trendin yaklaştığının ilk sinyalini Kadıköy verdi aslında. Bugünlerde kime rastlasam “Acaba midyeci mi, lokmacı mı açsak?” sorusunu duyuyorum. Aşçılar Derneği geçen hafta yaklaşık 24 bin kişinin ziyaret ettiği sokak lezzetleri festivali düzenledi.

Derneğin 8’incisini düzenlediği İstanbul Culinary Cup 2019, binlerce Executive Chef ile ulusal ve uluslararası pek çok tedarikçi firmayı buluşturdu. Organizasyon başkanlığını Executive Chef Rafet İnce’nin üstlendiği International Istanbul Culinary Cup 2019 yarışmasında Kıbrıs, İstanbul ve Türkiye’nin pek çok bölgesinden aşçı adayı öğrenciler altın, gümüş ve bronz madalyalar için yarıştı. Biz de bu sayede sokak lezzetlerinin geldiği noktayı gözlemleme şansı yakaladık.

Dışa açılacak

Aşçılar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Ay başta olmak üzere dernek yönetiminin de görev aldığı İstanbul Culinary Cup 2019, yerli ve yabancı tedarikçi firmalardan yerel ve doğal ürünlere kadar birçok önde gelen firmanın buluşma noktası oldu.

İsmail Ay, tedarikçilerle aşçıları buluşturmak için yola çıkan etkinliğin amacına ulaştığını görmekten mutluluk duyduklarını belirtiyor. Ekliyor: “İstanbul Culinary Cup’ı her yıl daha da büyütmeyi, önümüzdeki yıl yurtdışından da yarışmacılarımızı ağırlamayı planlıyoruz. Sponsorlarımızdan güç alarak aşçı adaylarımız ve genç şeflerimizle birlikte mesleğimizi ilerletmek, Türk mutfak ve yemek kültürlerini dünyaya tanıtmak en büyük hedefimiz. İstanbul Culinary Cup, bu hedeflerle yoluna devam edecek.”

TURİZME BONUS

Etkinliğin tema mutfağı bu yıl, ‘Sokak Lezzetleri’ idi. Sokak lezzetleriyle, gördüğüm kadarıyla Türk mutfağı ve değerleri yeniden öne çıkıyor. Türkiye ve İstanbul sokak lezzetleri açısından zengin bir kültür sunuyor. Sokaklarımızın vazgeçilmez lezzet kültürünü oluşturan kokoreç, ciğer, köfte, ekmek arası döner, balık ekmek, midye tava, midye dolma, hamburger, sosisli sandviç, simit, boyoz, çi börek, tantuni, dürüm, şırdan, turşu, kestane, haşlanmış mısır, tavuklu pilav, sucuk ekmek, lokma, halka tatlısı birbirinden lezzetli şerbetler Haliç’in sahilinde düzenlenen ‘Sokak Lezzetleri’ festivalindeki konuklara ikram edildi. İsmail Ay, “Öyle sokak lezzetlerimiz var ki, Türkiye’nin gastronomi turizmine büyük katkı sunabilir” diyor.

Risottoya doyduk gelsin beyin söğüş

Gördüğüm kadarıyla 1980’lerdeki mutfak kültürü geri döndü. Mutfaklarımıza giren Türk mutfağına özgü malzemeler de... Karaköy’de mesela meyhane sayısının artmasıyla Ege, Girit, Türk mezeleri masalardaki yerini büyüttü. Ara sıcaklarda beyin tavalar, dil söğüşler, füme tabakları öne çıkmaya başladı. Ana yemekte balık revaçta ama kuzu eti çok tercih ediliyor. Risotto’ya doyduk sanki! İnsanlar, Anadolu yöresel lezzetlerini aramaya başladı. Bulgur garnitür olarak popülerliğini ilan ederken şefler de Anadolu odağına dönmeye başladı.

Sevim Özsoy: Üç öğünde de siyezi yemeliyiz

Mutfaklara siyezi sokmak için zamanla ürün çeşitliliğini artırmış. “Üç öğünde de siyezi yemeliyiz” mottosuyla hareket ettiğini söyleyen Özsoy, “Makarnalar, ezmeler, tarhanalar, yarmalar ekledik un ve bulgurumuza. Kurabiyeler, kekler yaptık. Mantılar, yufkalar açtık. Atalık tohum ile gerçek ekmek yaptık. Siyez Evi Dükkanlarının sayısını artıracağız” diyor.

Ata buğdayının 8 artısı

Koşuyolu’ndaki dükkânlarında binbir çeşit kurabiye ve sağlıklı kahvaltılık yanı sıra yüzde yüz siyez unlu ekşi mayalı, zerdeçallı, üç tohumlu ekşi mayalı siyez ekmeği satıyorlar. Sevim Özsoy’un birlikte çalıştığı uzmanlara göre siyez,

- Bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

- Düşük glisemik indeks içeriyor. Yani kanda şeker oranını birden yükseltmiyor ve vücutta açlık tokluk hissinin dengede seyretmesini sağlıyor.

- Tarıma elverişsiz arazilerde bile ekilebiliyor.

- Ekmek yapımında kullanılan buğdaylara göre protein oranı yüksek, karbonhidrat oranı ise düşük.

- Vitamin ve mineral açısından zengin. B grubu vitaminlere ek olarak E vitamini ve K2 vitamini, demir, fosfor, magnezyum gibi önemli mineraller içeriyor.

- Yüksek lifli yapısı sindirime yardımcı oluyor. Normal ekmeğe göre daha bağırsak dostu.

- İçerdiği lutein miktarı diğer buğday çeşitlerine göre daha fazla.

- Bugünkü bilinen buğdayın en eski türü olan siyez 14 kromozoma sahip diploid bir buğday.

Bana göre siyezin asıl farklılığı ise doyma hissinde... Bir dilim yediğinizde doyduğunuzu hissediyorsunuz ve hazmı da daha rahat sanki. Salatalarda da çok görmeye başladım. Ata tohumlarının peşine düşen Sevim Özsoy, Koşuyolu’nda açtığı ilk dükkânından sonra şimdi Moda ve Akaretler’de mekan açmaya hazırlanıyor.

Hititlerden 21. yüzyıla kalan miras

Son dönemde baş tacı olan lezzetlerden biri de siyez unu. Eskiden yoksul kesimin yediği bu siyah ekmeğin en sağlıklı tür olduğu anlaşılınca zengin sofralarında menülerin demirbaşı oldu. 10 bin yıl önce kültüre alınmış modern buğdayın atası olan siyez buğdayının, ilk kez Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Karaca Dağ’da ekildiği düşünülüyor. Siyez buğdayına verilen ilk isim Hititçe bir kelime olan “zız” iken, daha sonraları “siyez” ve bazen de “kaplıca” olarak adlandırılmış. Peki ata tohumu siyez ile modern buğday arasındaki fark nedir? Her şeyden önce “genetiği değişmemiş bir buğday türü ve modern buğday tanesine göre çok daha küçük”. Modern buğday gibi glüten içeriyor ancak içerdiği glüten miktarı yüzde 50 daha az ve daha kaliteli. Ziraat mühendisi Neslihan Şimşek, “İçerdiği yüksek miktardaki karetonoidlerden dolaylı ciddi hastalıkların önlenmesinde fayda sağlıyor. Modern buğdayda bu karotenoidleri bulmak zor. Modern buğdaya göre 2 kat fazla A vitamini, 3-4 kat daha fazla lutein, 4-5 kat daha fazla riboflavin içerir” diyor.

150 çiftçi üretiyor

Sokak Lezzetleri festivalinde siyez bulgurundan yapılmış çiğköfteleri ikram eden Siyez Evi Dükkan’ın sahibi Sevim Özsoy ile tanıştım. Büyük inşaat işleri yapan iş insanı Sevim Özsoy gıda alanında da yatırımlara girişmiş. İki buçuk sene önce siyezi tanımış. Sonra çiftçilerle anlaşarak, Kastamonu bölgesinde siyezin ekim alanlarını artırmış. Yeni hasata kadar ürün garantisini alınca, Koşuyolu’nda ilk dükkânını açmış. Kastamonu bölgesinde 150 sözleşmeli çiftçi ile çalışıyor.

Yazının devamı...

Defilelerde de ‘eşitlik’ istiyoruz!

Neredeyse her mekânının sahibi gibi davranan erkekler, defile denilince birden ortadan yok oluyor. Buradan çağrı yapıyorum: Türk erkekleri lütfen defileleri takip edin, biraz feyz alın. Ve de gözümüzü tırmalayan ‘tarzınıza’ bir çeki düzen verin

Türkiye’de bazı mekânlar kadınlar bazıları ise erkekler için yaratılmış sanki. Son yıllarda maçlara giden kadınların sayısı artsa da stadyumlara gittiğinizde sadece erkekleri görüyorsunuz. Defilelere gittiğinizde ise kadınlar! Modayla ilgili etkinliklerde dahi erkekleri çok az görüyoruz.

Bunun cezasını da en çok onlar çekiyor! Kabul edelim Türk erkeği iyi giyinmiyor. Bırakın şıklığı, renk uyumunu, stili bir yana, erkeklerimizin pantolon paça boyları yerlerde sürünüyor, kol boyları ise paçayla yarışıyor! Rahatlık adı altında giyilen tişörtler, jean’ler pek bir fena! Kırmızı halı etkinliklerinde bile erkeklerimiz dökülüyor.

Allah’tan Türk erkeğinin özgüveni hayli yüksek! Öyle olmasa yanlarında şıklıklarıyla modelleri aratmayan, parıldayan eşleriyle davetlerde boy gösterebilirler miydi! Çoğu erkeğin kıyafeti anneden eşine miras zaten! 20’li yaşlara kadar annelerin seçtiği kıyafetleri evlenince eşler seçmeye başlıyor.

Davetler eşli ama...

Hafta sonu, Dilek Hanif’in 30 yılını verdiği meslek yaşamını, Haute Couture Yaz ‘20 Joice De Vivre’ temalı koleksiyonuyla kutladığı, Shangri-La Bosphorus’da düzenlenen defilesine katıldım. Suzan Sabancı Dinçer, Çiğdem Sabancı Bilen, Demet Sabancı Çetindoğan, Nilüfer Çiftçi, Jülide Konukoğlu, Yasemin Aloğlu başta olmak üzere İstanbul’un bütün şık kadınları oradaydı. Erkekleri ise ara ki bulasın! Bütün defilelerde davetiyeler eşli olmasına karşın erkekler katılmıyor! Bırakın defileleri izlemeyi işi moda olan perakendecileri dahi modayla ilgili çoğu davette görmüyoruz. Bu nedenle Hanif’in muhteşem defilesinde gördüğüm Sinan Öncel, İsmail Kutlu, Nejat Türkmen, Alber Elvasvili, Refik Gökçek, Cem Negri, Kudret Önen, Uğur Akçal, Faruk Bilen, Hayrettin Taşdelen, Kemal Köprülü gibi modayı yakından takip eden cemiyet hayatının iyi giyinen erkeklerini tebrik ettim.

Smokin yaygınlaşıyor

Defilenin 30 yılın birikimini kapsaması nedeniyle çoğu davetli de defileye modacının bir tasarımını giyerek gelmişti. Kadın dayanışması, zarafeti diyor, kutluyoruz. Davette smokin giyenlerin sayısının fazlalığı dikkatimi çekti. Jülide Konukoğlu, Yasemin Aloğlu, Banu Çarmıklı, Dilek Hanif tasarımı smokinle katılan isimler arasındaydı... Son zamanlarda smokin giyen kadın sayısı çok arttı. Sanırım hem klas hem rahat olması hem de hızlıca hazırlanma imkânı vermesi nedeniyle çok tercih ediliyor. Normal jean’in üstüne giyenleri dahi görüyorum. Cemiyet hayatının ünlü simaları, iş kadınlarını giydiren Dilek Hanif ve Figen Özdenak gibi kadınların rahatını düşünen ünlü modacıların ilk olarak hayatımıza soktuğu ve tuvalet elbise gerektiren yerlere hızlıca hazırlanıp katılma imkânı veren smokinler özellikle çalışan kadınlar için uygun bir seçenek. Şip şak giyinip en klas etkinliğe katılabiliyoruz.

Paris gibi modanın merkezi şehirlerde de defile düzenleyen Hanif’e yurtdışındaki defileleri sordum. Dışardaki defilelerde erkek kadın sayısının hemen hemen eşit olduğunu söyleyen Hanif, “Paris defilelerimden salonun yarı yarıya eşit olduğu izleyiciye alıştığım. Ama bu akşamki defilemde de İstanbul için bir umut olduğuna inanıyorum. Erkek maça da gider, defileye de. İkisi de erkeğe yakışır” diyor.

Dore-Pastel buluşması

Hanif’i bulmuşken parıltılı elbiselere yer verdiği defilesi nedeniyle yılın modasını da sordum. “Dore ve gümüş tonlarının pastel renklerin ışıltısıyla buluştuğu bir yaz bizi bekliyor. Uçuşan kumaşlar yine gündemde” dedi.

Adım adım çağdaş sanat

Sanat sokağa taştı. Çağdaş İstanbul, Tomtom Designhood işbirliğiyle, bu yıl birincisi gerçekleştirilecek Step Istanbul 25-28 Nisan tarihleri arasında herkesi “Tomtom Kırmızı” ve İtalyan Lisesi’nin bahçesinde buluşturmaya hazırlanıyor. Step İstanbul, Çağdaş İstanbul ve Tomtom Designhood ortaklığıyla Ford Otosan ve QNB Finansbank ortak sponsorluğunda gerçekleşen bir sanat etkinliği. Yenilikçi bakış açısıyla sanatı herkesle buluşturmayı hedefleyen proje, Tomtom Mahallesi’nin tarihi atmosferinde, keşfedilmemiş yeni alanlar yaratacak biçimde tasarlanmış.

İlk durak İstanbul

Tomtom Kırmızı ve İtalyan Lisesi’nin kapıları güncel sanatı merak edenler, keşfetmek ve daha yakından ilgilenmek isteyenler için açılıyor. Sanat piyasasına da dinamizm kazandıracak etkinlik, dört gün boyunca yerel ve uluslararası ziyaretçilere kendi deneyimleri üzerinden diyaloglar yaratabilecekleri bir çağdaş sanat seçkisi sunuyor. 500 TL - 20 bin TL arasındaki fiyat skalasında seçilmiş eserlerin sergileneceği Step Istanbul sanat alımı yapmak isteyen yeni koleksiyoner adayları için bir adım niteliğinde olacak yepyeni bir platform yaratıyor.

25 galeri, 202 sanatçı

Anna Laudel Gallery, ArtOn İstanbul, C.A.M. Galeri, X-ist, PG Art Gallery, Mixer gibi tanınmış galerilerin yanı sıra Ambidexter, Narmanlı Sanat, Muaf gibi genç ve yeni galeriler ve galerilerin temsil ettiği Yavuz Tanyeli, Ayşe Bezenmiş, Ramazan Can, Ayla Turan, Rugül Serbest, Cem Dinlenmiş, Günnur Özsoy, Erkut Terliksiz, Ali Elmacı, Kaan Kayımoğlu, Neslihan Başer, Devrim Yalçın, Sergey Narazyan, Ekin Saçlıoğlu, Cheong-Cho Lee, Jae-Soon Roh gibi toplamda 25 galeriden 202 sanatçının işlerinin görülebileceği Step Istanbul’un özünde sanatın ulaşılabilir bir olgu olduğunu ifade etme çabası yatıyor.

İştahı olan gelsin

Çağdaş İstanbul ve Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Rabia Bakıcı Güreli, Step Istanbul’u şu sözlerle ifade ediyor:

“Contemporary Istanbul ziyaretçileri arasında yaptığımız araştırmalara baktığımızda izleyicilerinin yüzde 64’ünün 35 yaş altı, sanat iştahı olan, öğrenmek ve sanatla daha yakından ilgilenmek isteyen gençler olduğunu gördük ve yola koyulduk diyebiliriz. Öğrenmeye açık, meraklı gençlerin çoğunlukta olması bu projeyi hayata geçirmemizdeki en büyük etken oldu.”

TomtomKırmızı’da dört gün boyunca sanat üzerine keyifli sohbetlerin yanı sıra, müzik ve eğlence de yer alacak. Karaköy’den Galatasaray’a uzanan hat boyunca sanat yürüyüşleri ve galerilerin paralel etkinlikler olacak. 25-28 Nisan tarihlerinde sanatla vakit geçirmek isteyenler Tomtom Kırmızı ve İtalyan Lisesi’ne uğrasın.

BU KOKUYU TAKİP EDİN

Koku ve tat duyuları ve hayatımızdaki yansımaları hiç bu kadar geniş bir kapsamla ele alınmadı.

“Koku ve Tat Zirvesi”, 3-4 Mayıs arasında CVK Park Bosphorus Otel’de tıp, parfümeri ve gastronomi alanlarının yanında, koku ve tatların kültürleri, beklentileri ve zevkleri nasıl etkilediği. Koku ve tadın tarihsel sürecinden günümüz gelişmeleri ve araştırmalarına uzanan ilgi çekici içeriğiyle katılımcılarını ağırlayacak.

Doç. Dr. Aytuğ Altundağ başkanlığında gerçekleşecek olan zirvede; “Koku ve tat alma bozuklukları ve tedavileri”, “Ağız kokusu hangi hastalıkların habercisi” başlıklarıyla tıp dünyasındaki gelişmeler ele alınırken, Acıbadem Sağlık Grubu sponsorluğunda tüm zirve katılımcılarına özel “Halimetrik ağız kokusu ve nefes değerlendirme testi” ücretsiz olarak yapılacak.

Uzmanlar konuşacak

Sağlık, gastronomi, parfümeri, moda, sanat, bilim ve daha birçok farklı dalda birbirinden ünlü ve uzman konuşmacıların alışılmışın dışında bir atmosferde bir araya gelmesi ile oluşturulan bu zirve programında ilgi çekici başlıklar şöyle:

- Koku ve Tat Tarihi ve Kültürü

- Kokusuyla Tadıyla Lezzet Yolculuğu

- Hayatın İçinde Aromaterapi

- Aromaterapi Neden Doktor Reçetesine Girmeli?

- İstanbul’un Semtleri ve Kokuları

- Görsel ve Yazılı İletişimde Tat Algısı

- Türkiye’de yeni meslek dalı “Koku Uzmanlığı”

- Kokusu mu Tadı mı? Peynir, Kahve, Çay, Çikolata

- Koku ve Tat Duyularının Sanattaki Yansımaları

Fuar da var

Kişisel parfümün nasıl seçileceğinden, dudak balmı yapımına, günlük kullanımda aromaterapi uygulamalarından kolonya ve parfüm yapımlarına kadar birbirinden keyifli workshoplarında katılımcılar ile buluşacağı bu organizasyonda, yine aynı sektörden firmaların katılacağı bir fuar da organize edilecek.

Yazının devamı...

Doğunun yeteneklerine batı fırsatı...

Batıdaki imkanları doğudaki gençlerin ayağına götüren TİKAV, 10 yılda 100 bin kişiye dokunmayı hedefliyor. Vakfın yöneticisi Pelin Akın, Fırat Üniversitesi öğrencilerine yönelik yürütülen programla her yıl 30 gencin iş bulduğunu söylüyor

Genç işsizliğinin arttığı, her 5 gençten birisinin işsiz olduğu bir ortamda fırsat eşitliği daha önemli hale geliyor. Fırsat eşitliği bu nedenle son yıllarda toplumsal projeler üreten şirketlerin gündeminde. Bir anlamda hayatın getirdiği dezavantajları sıfırlamayı hedef alan fırsat eşitliğine yönelik projelerin birçok insanın yaşamında fark yarattığını gösteren güzel hikâyelere de tanık oluyoruz. Gençlere sahip olduklarının ötesinde fırsatlar yaratmak için 1999’da kurulan Türkiye İnsan Kaynakları Eğitim ve Sağlık Vakfı (TİKAV) bu yıl 20’nci yaşını kutluyor.

Eşsiz deneyim

20 yıl önce Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın tarafından kurulan TİKAV, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki gençlere, batı illerindeki imkânları götürmek üzere yürüttüğü projelerle başta gençler ve kadınlar olmak üzere 30 bin kişinin hayatına dokunmuş. Vakfın bundan sonraki hedefleri de büyük. TİKAV’ın yeni nesil çalışmaları bir süredir Akfen Holding’de ikinci nesil olarak aktif rol alan Yönetim Kurulu Üyesi Pelin Akın’a emanet. Vakfın Mütevelli Heyet Üyesi de olan Akın, “Ben bu vakfın içine doğdum, bu gençlerle, projelerle birlikte büyüdüm” diyor.

TİKAV, çalışmalarının odağına çocuklar, gençler ve kadınları almış durumda. Pelin Akın’ın “gözbebeğimiz” dediği Bireysel Gelişim Programı, bölgenin üniversite öğrencilerine batının marka okullarıyla aynı şartlarda mezun olma fırsatını sunma hedefinde. Programın merkez üssü ise Elazığ’daki Fırat Üniversitesi. Pelin Akın ile TİKAV’ın 20’nci yılı dolayısıyla Elazığ’da programdan yararlanan gençlerle bir araya geldik.

Pelin Akın, “TİKAV üniversitesi” dediği projenin sonuçlarından oldukça memnun. 20 yıldır Fırat Üniversitesi’nde eğitim gören, gerek Elazığ gerek çevre illerdeki gençlere, bilgisayardan dansa, diksiyondan yabancı dile kadar birçok konuda eğitim veriliyor. Her iki yılda bir başvuru yapan öğrenciler arasından belirlenen 30 genç büyük şehirlerdeki devlet adamları, iş insanları, sanatçılarla bir araya getirilerek eşi bulunmaz deneyimler edinmeleri sağlanıyor. Ayrıca TİKAV Kariyer Atölyesi Menti-Mentör programıyla da iş hayatı hakkında bilgilenmeleri sağlanıyor.

HEDEF BÜYÜK

Akın’ın hayali bölgedeki gençlerin hayatlarında fark yaratmak. “Biz burada öğrencilerin eksikliklerine değil yeteneklerine odaklanıyoruz. Bu eğitimlerden sonra kendine yeni bir yol çizen, çok başarılı sonuçlar alan gençler olduğunu görmek güzel” diyen Akın, “En çok önem verdiğim konu gençlerin işsizliği. Gençlerin doğru konumlanmalarının bu ülkeyi öne çıkaracağını düşünüyorum” diye devam ediyor.

İşe hazırlıyor

Pelin Akın’a göre gençler arasında dezavantaj yaratan konulardan biri de marka okul kavramı. Diyor ki Akın, “Eğitimde marka takıntım yoktur; o okul bu okul diye bakmam. Hangi okuldan mezun olursa olsun, tüm gençlerin bir değer yarattığını ve bunun mutlaka fayda yaratacağını, bir potansiyel taşıdığını düşünüyorum. Kendini geliştirirsen, fark yaratırsın felsefesine inanıyorum. Programa dâhil olan hiçbir genç işsizlik sorunu yaşamadı.”

Bugüne kadar 297 gencin faydalandığı Bireysel Gelişim Programı’na dâhil olabilmek için üniversitede belli bir not ortalamasının yanı sıra mutlaka Doğu Anadolu’da yaşamak, büyük şehirlerde hayatının belli bir döneminde bulunmamak, kendini geliştirmeyi hedeflemek gerekiyor. Projenin ruhuna inandığını, bu nedenle başka illere yaymayı düşünmediklerini anlatan Pelin Akın, öğrenci sayısını da 30’da tutmaya devam edeceklerinin altını çiziyor. Ayrıca programa eklenen “İş Hayatına Hazırlanıyorum” modülüyle bundan sonraki dönemde öğrencileri şirketlerle bir araya getireceklerini söylüyor.

26 bölgede hijyen eğitimi

TİKAV’ın projelerinden biri de Hijyen Sağlıktır. 2019 boyunca Akfen Yenilenebilir Enerji şirketinin elektrik üretim santrali yatırımlarının bulunduğu bölgede yürütülecek olan proje kapsamında ilk üç ayda Mersin Anamur, Muğla Ula-Seydikemer, Amasya Merkez, Kayseri Yahyalı, Sivas Gemerek, Tokat Turhal, Konya Ereğli-Sarayönü ve Erzurum Aziziye’de kadınlarla bir araya gelindi. Son olarak da Elazığ’ın Şahinkaya köyünde kadınlara yaşam alanı, beden ve besin hijyeni gibi konularda eğitim verildi. Hedef, yıl sonuna kadar 2 bin kadına ulaşmak. Sırada Giresun Bulancak-Dereli, Trabzon Köprübaşı, Van Edremit-Çiçekli, Denizli Kale-Acıpayam, Aydın Bozdoğan-Karacasu, Sakarya Geyve, Çanakkale Merkez-Lapseki eğitimleri var.

Edinburgh Dükü Ödülü’yle gönüllülük aşılanıyor

Akfen Holding’in desteğiyle TİKAV’ın Türkiye’de büyütmek istediği programlardan biri de 130’dan fazla ülkede uygulanan ve 8 milyon öğrencinin katıldığı Edinburgh Dükü Uluslararası Ödül Programı. Programın Türkiye’deki tek temsilcisi olarak programı genişletmeyi hedeflediklerini anlatan Pelin Akın, bu sayede gençlerde gönüllü hizmet anlayışının yerleşmesini istediklerini ifade ediyor. Katılım tamamen gönüllü olmakla birlikte ödül programı, 14-24 yaş aralığındaki gençlerin kişisel olarak kendilerini keşfetmelerine, özgüven ve öz disiplin kazanmalarına destek olmayı hedefliyor. Bu ödülü almak isteyen gençlerin gönüllü hizmet, fiziksel gelişim ve beceri geliştirme bölümleri için haftada birer saat faaliyette bulunmaları ve bir macera ve keşif yolculuğuna katılmaları şart. 2018’de Türkiye’de 19 ilden 110 lise, üniversite, gençlik merkezi ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yürütülen program kapsamında bugüne kadar 15 bin gence ulaşıldı.

Yazının devamı...

Bu bahçede ticaret yeşerecek

Türkiye, Çin’de düzenlenecek Expo’ya içinde Göbeklitepe’den Peribacaları’na kadar ülkenin tarihi, turistik yerlerini tanıtan bir bahçe ile katılıyor. Ticaret Bakanlığı’nın koordinasyonunda organize edilen Expo’da, ihracatçılar 6 ay boyunca Türk mallarını, kültürünü ve yerel lezzetlerini Çinlilere tanıtacak...

Türkiye son yılların en büyük tanıtım atağına hazırlanıyor. Ülke tanıtımları, uluslararası ilişkilerin geliştirilmesi ve insanlığın ortak problemlerinin çözümü noktasında eşsiz bir platform özelliği taşıyan Expo etkinlikleri bu yıl Çin’de yapılıyor. Ülke devasa ekonomisi ve nüfusu ile Çin olunca tanıtımın çarpanı daha büyük oluyor.

Türkiye de deyim yerinde ise Türk ürünleri, lezzeti, kültürü ile Pekin’e çıkarma yapmaya hazırlanıyor. Türk Pavyonu’nda da sergilenecek, Anadolu’nun kadim bilgisiyle işlenmiş Türk mücevheri, fındığı, zeytinyağı gibi yöresel ürünler ve kültürel etkinliklerle Çin’de gövde gösterisi yapacağız.

Expo 2019, bu yıl “Yeşil Yaşa Daha İyi Yaşa” temasıyla 29 Nisan-7 Ekim tarihleri arasında 110 ülke ve uluslararası kuruluşun katılımıyla Pekin’de gerçekleştiriliyor. Ülkemiz, geniş katılımlı bahçecilik fuarı olması beklenen Expo 2019 için Ticaret Bakanlığı nezdinde kapsamlı bir hazırlık süreci geçirdi. Türkiye, “Geleceği Yeşil ile Kucakla” teması ve gelecek nesillere daha yaşanabilir yeşil bir dünya bırakma vizyonuyla hazırladığı pavyonuyla, Expo 2019 Pekin’de
en çok ilgi gören ve en çok konuşulan ülke olmaya aday...

ÇİN'E HEDİYE EDİLECEK

Expo 2019’da yerini alacak olan Türkiye Pavyonu, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan tarafından tanıtıldı. Pekcan’ın konuşmasında yapılan çalışmaların, organizasyon tarafından Çin’de çok büyük takdir topladığını ve kalıcı hale getirilmesinin istendiğini öğrendik.

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, “Biz de memnuniyetle kendi pavyonumuzu Çin’e hediye etmekten onur duyacağız. Pekin 2019 EXPO’yu Türkiye-Çin dostluğunun etkileyici bir kanıtı olarak, Türkiye’nin, Türk ürünlerinin kalitesini, lezzetini bütün dünyaya tanıtacak bir fırsat olarak görüyoruz.
6 ay boyunca, Türk Tanıtım Grubu kanalıyla Türkiye’nin yöresel ürünlerinin mücevherinden, fındığına, zeytinyağına bütün ürünlerin tanıtımı için bir fırsat olacağını görüyoruz” dedi.

16 MİLYON ZİYARETÇİ

Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen çalışmalar tanıtım toplantısında kamuoyu ile paylaşıldı.

Biz de Pekin’de sergilenecek, Türkiye Pavyonu’nun maketini ilk kez burada gördük. Kültürel değerlere ve yerel ürünlere meraklı Çinlileri yüreklerinden yakalayacak zekice bir konseptle hazırlanmış. Bakan, Cumhurbaşkanı’nın himayesinde ve destekleriyle yürütülen “Expo 2019 Pekin” etkinliğinin, gerek pavyonun tasarımı ve mimarisiyle gerekse Expo süresince yer verilecek olan sergi ve etkinliklerle ülke tanıtımına büyük katkı sağlamasının da hedeflendiğini söyledi. Expo 2019’a 16 milyon katılımcı beklendiğini belirtti.

Topyekûn tanıtım

Bakan, Türkiye Pavyonunda Anadolu coğrafyasının zengin bitki çeşitliliğinin sergilenmesinin yanı sıra ilgili kurum ve kuruluşların destekleriyle Türk kültürü ve
“Türk malı” olan tüm ürünlere ilişkin topyekûn bir
tanıtım kampanyası yürütüleceğini söyledi.

Tanıtım web sayfasında...

Bakan, Türkiye Tanıtım Grubu koordinasyonunda, İhracatçı Birlikleri tarafından her bölgenin öne çıkan sektörlerinin tanıtımının farklı zaman aralıklarında yaklaşık 6 ay boyunca gerçekleştirileceğini de hatırlattı. Ülkemiz katılımına ilişkin web sayfası da yayına başlatıldı, web sayfasına adresinden ulaşılabiliyor.

Gül suyu eşliğinde ITRİ / BACH

Bakanın tanıtım toplantısı da alışkın olduğumuz formatların dışındaydı. İş dünyasının önde gelen isimlerinin de aralarında bulunduğu konukların kahvaltılarını tamamlamasının ardından Bakan, Türkiye pavyonunu tanıttı. İlgi çekici VTR’lerin ardından sahneye Burcu Karadağ ve Mezopotamya Quartet çıktı.

Itri Efendi’den Bach’a uzanan müzik şöleni başladı. Aşık Veysel’den, Antep, Urfa ezgilerine uzanan müzik, öğlen vaktinde konukları hoş bir sedaya çıkardı. Konuklara ikram edilen gül suyu ise atmosferi tamamladı. Basın toplantısında karşılaştığımız sürprizler, Türkiye’nin Çin’de nasıl bir heyecan yaratacağının işareti gibiydi.

Doğaya saygıyı yansıtıyor

Türkiye Pavyonu, hem “Expo 2019 Pekin”in “Yeşil Yaşa, Daha İyi Yaşa” teması hem de ülkemizin “Geleceği Yeşil ile Kucakla” teması ile uyumlu olarak Anadolu’nun benzersiz doğal yaşamı ve doğaya duyduğu saygıyı yansıtacak şekilde tasarlanmış. Pavyonda yer alan üniteler ise şöyle;

- Türk bahçe kültürünün en güzel örneklerinden olan hasbahçelerden ilham alınarak ziyaretçilere Türk bahçeciliğinin doğayla uyumlu ve serbest,
ancak bir o kadar da ahenkli
yapısı yansıtılmış.

- Sultan Abdülaziz’in Av Köşkü’nden esinlenerek tasarlanan Bahçehane, pavyonun kapalı alanı olarak konuklarını ağırlayacak.

- Endemik Bitkiler Tüneli, yeşil ile inovatif çalışmaları bir araya getiren inovasyon ve sürdürülebilirlik alanı.

- Türkiye’nin 7 bölgesini temsil edecek biçimde tasarlanmış mimari yapılar; Galata Kulesi, Harran evleri, Peribacaları Türkiye’ye davet mektubu gibi.

- Tarihin sıfır noktası Göbeklitepe de aslına uygun bir replika ile yerini aldı.

Balkonda bahçe modası

Büyük şehirlerde apartmanlarda yaşayanlar, taze sebze yiyebilmek için balkonda bahçe oluşturmaya başladı. Yeryüzü Derneği, şehirde tarım fikriyle yola çıktığı ‘Kent Bahçeleri Projesi’ kapsamında, Anadolu’dan toplanan ata tohumlarını 1500 kişiye ücretsiz olarak ulaştırdı. Dernek temsilcisi Ceyda Saygıner, “Emek ve sevgiyle meyve ve sebzelerimizi yeşertiyoruz. Tohumları ücretsiz dağıtıyoruz” dedi. Saygıner sorularımızı yanıtladı:

- Tohumlar nereden geliyor?

Tohumlar Anadolu’daki çiftçilerden geliyor. Dağıtım için bize başvuranların belirlediği adetler, önceden duyurulan dağıtım gününde, lokasyonlar belirlenerek İstanbul’da merkezi alanlardan yapılıyor.

- Yetiştirme sürecine dahil oluyor musunuz?

Sosyal medyada gruplarımız var. Katılımcılarımız mail ya da sosyal medyadan gelişmeleri aktarıyor.

- Nelere dikkat edilmeli?

Balkon hangi yöne bakıyor, ne kadar güneş alıyor? Balkona tozlaşmayı sağlayıcı böcekleri çekebilmek için kadife çiçeği ekilmesini öneriyoruz. Balkonda askılı saksılar da kullanılabilir. Kış ürünleri için sera da yapılabilir.

- Balkonda bahçeciliğin faydaları neler?

Gıdaya güvenli ulaşım için faydalı bir hobi. Çocukların doğaya yaklaşması için bir fırsat.

- Yeni hedefleriniz?

Projemiz 9. yılına giriyor. Bu sürdürülebilirliğini kanıtladığının bir göstergesi. Şimdi hedefimiz ‘Topluluk Bahçesi’ kurmak. Sulamanın, gübrelemenin ortak bir işbölümü olarak yapıldığı ürünlerin okullara, hastanelere dağıtıldığı topluluk bahçelerini ülkemizde görmek heyecan verici olur.

-

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.