SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Peri masalı gibi...

Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım Demirören ve Revna Demirören çiftinin sevgili kızı Yelda Demirören ile merhum iş insanı Hasan Kalyoncu ve Nevin Kalyoncu’nun oğlu Haluk Kalyoncu dünyaevine girdi. Çiftin Çırağan’daki düğün törenine iş, siyaset, sanat, spor, cemiyet dünyasından yaklaşık 2 bin davetli katıldı. Davetliler yer numaralarını aldıktan sonra, Çırağan Sarayı’nın bahçesinde düğün için özel olarak hazırlanan bölüme geçtiler. Yaklaşık bir saat süren kokteylde konuklar enfes Boğaz manzarasının önünde sohbet etti. Saat 21.00’de başlayan nikâh töreninde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, çiftin şahitliğini yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, evlilik cüzdanını Yelda Demirören Kalyoncu’ya verdi.

Yoğun katılım

Nihat Özdemir, Ebru Özdemir, Bülent Eczacıbaşı, Emine Kamışlı gibi çok sayıda iş insanı, çifte iyi dileklerini sundular. Çift, davetlilerin iyi dilekleriyle dünya evine girerken, evliliğe ilişkin geleneklerin sergilendiği coşkulu bir gece yaşadık. Düğüne siyaset, iş, cemiyet ve spor camiasının ilgisi büyüktü. Türkiye’nin önde gelen isimlerinin buluştuğu düğünde hangi tarafa dönseniz, selfie çektirmek isteyeceğiniz bir sima ile karşılaşıyordunuz. Büyük kalabalığa karşın düğün başarılı bir organizasyon içinde gerçekleşti. Gelinin annesi Revna Demirören’in her detayla tek tek ilgilendiği gözlendi. Anonsla birlikte gelin ve damat Çırağan’ın merdivenlerinden indi. Nikâh töreninin bitiminde çiftin yaptığı dans davetlilerden büyük alkış aldı. Funda Arar ve Barbaros’un şarkılarıyla da davetliler güzel vakit geçirdi. Çifte bir ömür mutluluklar diliyorum.

Yazının devamı...

Anadolu’nun ustaları binlere ‘el verdi’

Anadolu Sigorta’nın unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarını canlandıran projesi ‘Bir Usta Bin Usta’ 10’uncu yılında gerçekten bin ustaya ulaştı. Şimdi sırada bu mirası dünya ile paylaşıp çoğaltmak var

Bizi biz yapan, turistin geldiğinde peşine düştüğü önemli bir kültür mirasımız var. Kütahya’ya gidersiniz güzelim mavisiyle çiniler karşılar sizi, Karadeniz’de kemençe ve tulum eşliğinde hasır sepetlerine çay dolduran kadınlar... Güney deyince aklımıza el oyası’ndan yapılmış tütün çiçeği, portakal çiçeği, yayla gülü gelir. Güneydoğu derin duyguların ince ince işlendiği taşları, Kars konukseverliğinin nakşedildiği halılarıyla çarpar sizi. Saymaya Erzurum oltu taşı yetmez kültür değerlerimizi. Ama maalesef onları yaşatıp günümüze getiren ustaların sayısı hızla azalıyor(du).

Kültür atlası

Anadolu Sigorta yeni nesillere el vermek, kültür atlasımızı yeniden çizmek, bir ustayı bin usta yapmak için 10 yıl önce önemli bir proje başlattı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın teknik danışmanlığında, yerel sivil toplum kuruluşlarının desteği ile ilk atölyeler açıldı. Atölyeler, unutulmuş el sanatlarını ortaya çıkarmak için Doğu’dan, Batı’ya birçok şehirde kuruldu. Ustalar el verdi, lületaşı işlemeciliği, edirnek, kutnu dokumacılığı, kazaziye, ipek dokumacılığı, cam üfleme, iğne oyası, sedef kakma gibi el emeği, göz nuru mesleklerde bine yakın yeni usta yetişti.

Asırlık kutlama

Anadolu Sigorta’nın, kaybolmaya yüz tutan meslekleri yeniden canlandırmak amacıyla hayata geçirdiği “Bir Usta Bin Usta” projesinin 10. yılını kutladığı gala muhteşemdi. Aynı zamanda şirketin 94. yılı da kutlandı. Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde gerçekleştirilen gecede, ünlü müzisyenler Sema Moritz ve Demet Tuğcu da içimizi titreten şarkılarla sahne aldı.

Atakoğlu’ndan beste

Projeyle tekrar hayat bulan 50 meslek, etkileyici bir koreografi ile canlandırılırken, Fahir Atakoğlu proje için özel olarak yaptığı ‘Anadolu’ isimli besteyi ilk defa müzikseverlerle paylaştı. Projede eğitimci olarak yer alan ustalar da sahneye çıkarak davetlileri selamladı. Ortaya tam bir değerler atlası çıktı.

Anadolu Sigorta Genel Müdürü İlhami Koç, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla gerçekleşen projenin onlarca mesleğe can suyu olduğunu belirtti. Bu 10 yıllık yolculuğun Anadolu Sigorta için çok keyifli ve öğretici olduğunu söyleyen Koç, “94 yıldır ismini aldığımız bu topraklara olan sorumluluğumuz her zaman öncelikli oldu.

Bir Usta Bin Usta projemiz de bunun en güzel örneklerinden biri. Projeyle Anadolu topraklarına ait, son yıllarda kaybolmaya yüz tutmuş onlarca mesleği hatırlattık, onlara elimizden geldiğince can suyu verdik” dedi.

Arşiv oluşturuldu

Bir Usta Bin Usta Projesi, Çorum’un Kargı ilçesinde üretilen dokumalarla tasarlanan özel kreasyonun İtalyan moda dünyasına tanıtıldığı “ÇOROME” organizasyonuna verdiği destekle uluslararası arenada da tanıtıldı. Projenin ve mesleklerin görsel arşivi de oluşturuldu.

Danslarla, notalarla Anadolu’yu yaşamak

Kaybolmaya yüz tutmuş 50 mesleğe can suyu olan Anadolu Sigorta’nın Bir Usta Bin Usta projesinin 10’uncu yılı muhteşem gala gecesiyle kutlandı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un da katıldığı gecede, müzik direktörlüğünü Fahir Atakoğlu’nun, koreografi ve sanat yönetmenliğini Beyhan Murphy’nin, moderatörlüğünü ise Mert Fırat’ın üstlendiği, dans ve müzik dolu çok özel bir performans sergilendi. Uzun süredir böylesi bir performansı izlememiştim. Hazırladığı Alice müzikali çok beğenilen Beyhan Murphy harikalar yaratmış yine... Anadolu’yu dansla, notalarla yüreğimizde hissettik.

Murphy dehası

Beyhan Murphy dehasıyla, bir şirketin sosyal sorumluluk projesi için yola çıkılmışken aynı zamanda üzerine tek bir ayrıntı daha eklemeye gerek olmadan Türkiye’yi dünyaya anlatmaya yeter bir performans çıkmış ortaya. Umarım Anadolu Sigorta yine Kültür Bakanlığı desteği ile yurtdışına taşır bu performansı. Broadway’e bile gider bu performans.

Büyüleyici gösteri

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un da katıldığı gecede, müzik direktörlüğünü Fahir Atakoğlu’nun, koreografi ve sanat yönetmenliğini Beyhan Murphy’nin, moderatörlüğünü ise Mert Fırat’ın üstlendiği, dans ve müzik dolu çok özel bir performans sergilendi.

50 meslek yeniden canlandırıldı

Anadolu Sigorta’nın 2010 yılında, kamuoyunun ilgisini kaybolmaya yüz tutan mesleklere ve yerel değerlere dikkat çekmek için başlattığı Bir Usta Bin Usta ile 10 yıl boyunca 44 ilde 50 farklı mesleki kurs açıldı. Toplam 1000 usta adayının yetiştirilmesi sağlandı.

Yaş aralığı 15-55 arasında olan kursiyerler arasında öğrenci, öğretmen, heykeltıraş, ressam, resim öğretmeni, animatör, araştırmacı, memur, ev hanımı, emekliler yer aldı. Kursu başarı ile tamamlayan tüm kursiyerler katılım belgesi ve 2012 yılından itibaren Milli Eğitim Bakanlığı’ndan onaylı kurs bitirme sertifikası almaya hak kazandı.

Anadolu Sigorta proje kapsamında Unesco ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın işbirliğinde gerçekleşen “Yaşayan İnsan Hazineleri Ödülleri” organizasyonuna sponsor olarak, hem yerel mesleklere hem de mesleğin ustalarına verdiği desteği daha da pekiştirdi. Proje, Unesco’nun Somut Olmayan Kültürel Miras programına uygunluğu ve başarılı uygulaması ile takdir edildi.

Barista olmak şimdilerde çok moda

Modern zamanlarda buluşmalarımızın çağrısı, “Görüşelim, bir kahve içelim’’, ‘’Kahveye uğrasana”ya dönüşürken yeni yaşam alanlarımız kahve dükkânları oldu. Yetişkinler ellerinde bilgisayarları ile etrafta çalışırken, bira tarafta öğrenciler ders yapıyor, sevgililer bir köşede buluşuyor. Kahve dükkânlarına sundukları ev konforu için gittiğimiz bir gerçek. Ancak kahve kültürünün yayılmaya başlamasının da etkisi büyük. Kahve kültürü yaygınlaşırken bununla ilgili bir meslek de bugünlerde gençler arasında çok popüler. Barista olmak gençler arasında hızla yaygınlaşıyor.

Kahveden anlamalı

Peki ne iş yapar barista?
Kahveyi hazırlayıp sunan kişiye deniyor. Evde kahve pişiren bizler barista mıyız? Değiliz! Çünkü barista kahveyi pişirmekle olmuyor. Kahvenin çekirdeğinden anlamalı, bin bir çeşit kahve çeşitlerini bilip ona göre hazırlamalı, kahve makinelerini kullanabilmeli barista olmak için.

Geçen gün buluştuğum, Türkiye’nin en büyük süt üreticilerinden biri olan SEK’in sahibi TAT Gıda’nın CEO’su Arzu Aslan Kesimer, Türkiye’de 1000’i kahve zinciri, 500’ü de üçüncü nesil kahve dükkânı olarak adlandırılan toplam 1500 adet kahve dükkânı olduğunu söyledi. Kesimer, bu dükkânların yaklaşık yüzde 45’ine kendilerinin süt verdiğini paylaştı.

Bağımsız dükkânlar

Hal böyle olunca Arzu Aslan Kesimer, kahveyi hazırlayan ve sunan baristalara yönelik bir eğitim programı başlattıklarını anlatıyor. Kuşkusuz bu eğitim, zincir kahve dükkânlarında çalışan baristalara yönelik değil, çünkü onların imkânı zaten var. Bugün Türkiye’de sayısı her geçen gün artan ve kahve servis eden pastaneler, restoranlar ve isimsiz kahve dükkanları var. Oralarda çalışan baristaları kahve kültüyle çekirdeğinden başlayarak tanıştırmak ve kahve makinelerini iyi bir şekilde kullanmalarını sağlamak için SEK Barista Club’ı kurduklarını ve kahveye yönelik özel bir süt de ürettiklerini söylüyor.

Eğitimler ücretsiz

SEK ekibinin bugüne kadar Türkiye’deki zincir, üçüncü nesil ve isimsiz 2 bin 500 kahve dükkânını ziyaret ettiklerini öğreniyoruz. 2 binin üzerindeki barista ile tek tek görüşüldüğünü anlatıyor. SEK projeye 2 milyon lira yatırım yapmış ve bu eğitimleri de Kimma Coffee Roastres şirketiyle birlikte yürütüyor. Görünen o ki Türkiye’de kahve kültürünün gelişmesine süt şirketleri de öncülük ediyor ve kahvenin pazar payı yükseliyor.

Geçen hafta Barista eğitimlerinden birisine biz de katıldık. 1 yıl içinde 1.000 barista eğitmeyi hedefleyen marka, eğitimleri de ücretsiz veriyor.
Elemana ihtiyaç duyulan bu sektöre eleman yetiştiriyorlar. Arzu Aslan Kesimer, barista eğitimlerini bizlerle paylaşırken bazı rakamlar da verdi...

Laktozsuz süt tüketimi artıyor

- Türkiye’de kayıtlı, sertifikalı 7 bin barista var.

- Dünyada kahve ile birlikte süt tüketimi oldukça yüksek. Özellikle espresso bazlı içeceklerin neredeyse yüzde 80’i sütlü tüketiliyor.

- Sütün kahveye etkisi tahmin edilenden çok fazla; sütün kalitesi ile kahvenin tadı yüzde yüz doğru orantılı. Bu yüzden doğru süt çok önemli.

- SEK süt, yılda 70 bin ton süt satıyor. Süt satışının yüzde 30’unu da kahve dükkânlarına yapıyor. Kahve dükkânlarını dolduranlar da genelde 18-25 yaş aralığı. Marka, gençlere bu yolla ulaşmayı hedefliyor.

- Türkiye’de kahve odaklı 1.500 dükkânın yüzde 45’i SEK marka süt kullanıyor.

- Kahve dükkânlarına yapılan satışın yüzde 5’ini günlük süt, yüzde 10’unu laktozsuz süt oluşturuyor. Nielsen verilerine göre Türkiye’de laktozsuz süt tüketimi 2017’de yüzde 94 artmış.

- Yıllık kişi başı süt tüketimi bizde 26, dünyada 34 litre.

Yazının devamı...

Ödüller çocuklara alkışlar babalara

Babalar destek verince kızlar başarıyor. Hayatın her alanında olduğu gibi sporda da böyle. Anneler harcı atıyor ama babaların desteği olmadan çok zor. Çoğu baba da engelleyici ne yazık ki. Sporun Oscar’ı sayılan Gillette Milliyet Yılın Sporcusu Ödül töreninde yılın kadın sporcusu ödülünü İrem Yaman aldı. Dünya şampiyonu tekvandocu İrem Yaman baba desteğiyle sporda yıldızlaşan bir isim. Babası gibi tekvando sporunu seçmiş. Babası Hasan Yaman antrenörlüğünü yapmış uzun süre. Ancak kendisini ve ablasını bu spora annesi götürüp yazdırmış. Babası kızının gittiği belediye kursundaki antrenmanlarına sürekli uğrarken bir süre sonra kızını kendisi çalıştırmaya başlamış. 9 yaşında başlıyor tekvandoya. Annesinin vesile olması babasının da yanında durmasıyla şampiyonluklar art arda geliyor.

Videolar Youtube’da

İlk milli dünya şampiyonu güreşçimiz, Yasemin Adar’ın da babasının desteğiyle sporda madalyalara uzanan bir isim olduğunu biliyoruz. Sporcu kadınlarla konuştuğunuzda çoğunun kariyerinde baba figürünün etkili olduğunu görüyorsunuz. Başta İrem Yaman olmak üzere kadın sporcuların hayatlarından kesitleri anlatan videoları Youtube’dan izlemenizi öneririm. İddia ediyorum erkeklere verilen desteğin onda biri kadınlara verilse ülkemiz çok daha fazla uluslararası başarıya imza atar. İrem, ödülünü alırken, “Kariyerimde sahip olmak istediğim ödülü alıyorum. Evet birçok altın madalyaya sahibim ama bence asıl başarı, gençleri hayatta her şeyi yapabileceklerine dair cesaretlendirmek” dedi.

Rol model

Kendisi henüz 23 yaşında olan İrem Yaman gençlerimiz için başlı başına bir rol model. Sahip olduğu duru güzellikle modellik peşinde de koşabilirdi. O ise Avrupa, dünya şampiyonluklarından sonra, 2020 Olimpiyatlarında ülkesine altın madalya getirmeyi aklına koymuş. Gece gündüz bunun için çalışıyor. Dünya Kulüpler Şampiyonluğu, Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu’nu defalarca kazanan Vakıfbank Kadın Voleybol takımının oyuncuları ile de konuklar selfie kuyruğuna girdi. Sahnede, “Atatürk’ün kızları olarak neler yapabileceğimizi gösterdik, bu ödüllerin verdiği güçle çok daha fazlasını yapacağız” sözleriyle büyük alkış aldılar.

Demirören imzası

Bu seneki törende Erdoğan Demirören Büyük Ödülü de verildi. Erdoğan Demirören hayatı boyunca iş hayatı kadar, spor sevdalısı bir işadamıydı. Kariyerine futbolcu olarak başlıyor. Emniyet Futbol Takımı’nın gelecek vadeden golcüsüyken sporu bırakıp, genç yaşta iş hayatına atılıyor. Ama spora olan ilgisi hiç eksilmiyor. 1980’li yıllarda kurduğu Milangaz Voleybol Takımı şampiyonluklara imza atıyor.

Golf tutkusu

Milangaz markasıyla uzun yıllar Beşiktaş Basketbol Takımı’nı destekliyor. Spordan hiç kopmayan Erdoğan Demirören, yaşlılık döneminde golf oynamaya merak sarmıştı. 2000’li yıllarda, Türkiye’de golf sporunun gelişimine destek veriyordu. Tenis ve binicilik sporlarına da ilgisi büyüktü. Demirören Holding’in bünyesinde yer alan Kemer Golf & Country Club halen çok sayıda ulusal ve uluslararası turnuvaya ev sahipliği yapıyor. Son dönemlerde golf oynayamasa da buradaki turnuvaları izliyor, hafta sonlarını kendisi gibi spor sever dostları ve sporcularla burada geçiriyordu.

Köklü gelenek

65 yıllık köklü geleneğe yakışan bir şekilde kusursuz gerçekleşen ödül törenimizde, Erdoğan Demirören anısına hazırlanan film izlenirken duygusal anlar yaşandı. Yıldırım Demirören sahnede sözü Meltem Hanım’a bırakırken “Mikrofon sende, ödülü sen açıkla benim güzel kardeşim” dedi. Meltem Demirören Oktay babasının adını taşıyan ödülü anons ederken gözleri doldu, sesi titredi. Bu duygusal anlarda salonda büyük bir alkış koptu. Geçen yıl kaybettiğimiz Erdoğan Demirören adı ödül ile sonsuzluğa kazınırken rahmetle anıldı.

THY ile zirveye

Spora katkılarından dolayı büyük ödülü alan Türkiye’nin global markası THY, sporun en büyük destekçisi konumunda. THY Genel Müdürü İlker Aycı konuşmasında spor vizyonlarını şöyle anlattı: “60 bin kişiyle, 86. yılını kutlayan, herkesi kucaklayabilen bir marka olma hedefimizle, Türk sporuna katkı sunmak da olmazsa olmaz değerlerimizden biri. Mesele sadece sponsorluk değil. Gençlerimize fırsat verdikçe onların nasıl zirvelere tırmandığını gördük.”

Kampanya başladı

Gillette Milliyet Yılın Sporcusu Ödülleri’nde bu yıl bir kampanya da başlatıldı. P&G’nin erkek bakım markası Gillette ve Milliyet’in önderliğinde, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin de katkılarıyla verilen oylar sonucunda 35 bin öğrenciye spor malzemesi desteği sağlandı. Törende ayaküstü sohbet ettiğim P&G Türkiye ve Kafkasya Yönetim Kurulu Başkanı Tankut Turnaoğlu, Gillette olarak geleceğin adil, saygılı, dürüst, çalışkan sporcularının yetişmesi için Milliyet ile tüketicilerin de katılımı ile güzel bir sosyal sorumluluk projesine imza atmaktan duydukları memnuniyeti paylaştı.

‘Erdoğan Demirören bana ışık tuttu’

THY Genel Müdürü İlker Aycı, Erdoğan Demirören Büyük Ödülü’nü, Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım Demirören ve Demirören Holding Başkan Yardımcısı Meltem Demirören Oktay’ın elinden aldı. İlker Aycı konuşmasında, Yatırım Destek Ajansı Başkanı olarak Türkiye’ye yabancı yatırım çekmeye çalıştığı dönemde, Erdoğan Demirören ile yaptığı ve hiç unutmadığını söylediği sohbeti anlattı: “Bana dedi ki, İlker Bey oğlum şunu sakın unutma; Türkiye’ye uluslararası sermaye, teknoloji, döviz getirmeye çalışmak, güzel, iyi de. Bu ülkeye bu kadar yıldır hizmet, destek veren, çile çeken yerli ve milli işadamlarımızı, gruplarımızı da sakın unutma. Getireceğin yabancı sermaye onlara zarar vermemeli, ürkütmemeli. Elimizdeki değerleri kaybetmeden getirmeye çalış. Aman ha bu öğüdümü unutma. Sürekli kendisiyle buluşur, öğüt alırdım. THY başkanlığında da bana ışık tutan sözlerini hep hatırlıyorum.”

Kusursuz tören hayallerdeki ödül

Hazırlanan VTR’ler, Beyazıt Öztürk ve Damla Uğurtürk’ün 65 yıllık köklü ödül töreninin ağırlığına yakışan sunumu, kırmızı halının hakkını veren konuklarının şıklıkları ile kusursuz bir ödül töreni izledik. Spor ve iş dünyasından bini aşkın konuğun katıldığı böylesine büyük ve renkli bir organizasyonu kusursuz bir şekilde gerçekleştiren Milliyet ailesini yürekten kutluyorum. Şimdiden gelecek senenin hazırlıklarına başladık. İrem Yaman gibi dünya şampiyonluğu madalyası ile taçlanmış sporcuların, ‘’Kariyerimde sahip olmak istediğim ödülü bu gece alıyorum’’ dediği bu tür büyük ve prestijli organizasyonlar spor camiamıza destek oluyor,
heyecan veriyor.

Darüşşafaka’ya enerjisi

Her şey bir ideal ile başlıyor. 1900’lerde, birkaç Osmanlı aydını Eminönü çevresinde, savaşta babasını kaybetmiş çocukların hamallık yaparak hayatlarını kazanmaya çalıştığını görüyor. Çocukları perişan hallerinden kurtarmak için proje geliştiriyorlar. Çocukların yatılı eğitim alacağı ve iş hayatında birbirlerini destekleyecekleri Darüşşafaka’nın (DŞ) temellerini atıyorlar.

Zaman tüneli

Zaman içinde iyi kalpli vatandaşların bağışlarının da etkisiyle Darüşşafaka çok büyüyor. Yabancı dil başta olmak üzere çok iyi eğitim veren, on binlerce çocuk yetiştiren önemli bir eğitim yuvasına dönüyor. Son yıllarda yapılan bağış konserleri de okulun ihtiyaçlarını karşılamada önemli bir gelir yaratır hale geldi. Sezen Aksu, Tarkan, Fazıl Say gibi sanatçılarla başlayan gelenek bu yıl Sertab Erener ile devam etti.

Sertab Erener, Daçkalılar için sahnedeydi. Ama ne sahne! 50 kişiyle sahnelediği Sertab Müzikali ile iki saat boyunca bir an yerinde durmadı. 90’lardan bu yana anılarımıza eşlik eden ‘Ay ay’ gibi eski parçalarını da yeni parçalarını da söyledi.

Hayali paylaşmak

Konser sonunda sahneye çıkan Darüşşafaka Yönetim Kurulu Üyesi Esra Ekmekçi ve Hakan Tahiroğlu sanatçıya teşekkür etti. Ekmekçi, Darüşşafaka ruhunu çok güzel anlattı: “Ben DŞ’de okumadım. DŞ’li olmayı sevgili Talha Başkanım (Çamaş) ve DŞ’li dostlarımdan öğrendim. DŞ’li olmak hiç tanımadığın bir çocuk için kaygılanmak, onun geleceği için mücadele etmek demek. DŞ’li olmak o küçücük yüreklerin heyecanla atışını duymak, parlayan gözlerine inanmak demek. DŞ'li olmak o çocuklar üzerinden daha güzel bir Türkiye inşa etmeyi hayal etmek demek. Bu güzel Türkiye hayalinde bize gönül desteği veren sanatçı dostlarımız var. Sevgili Sertab Erener’e ve Sevgili Beyhan Murphy’ye DŞ’da okuyan öğrenciler adına teşekkür ediyoruz. İyi ki Sezen, Tarkan, Sertab gibi sanatçılarımız var, iyi ki DŞ var. Herkesi bu hayali paylaşmaya ve DŞ’ye destek olmaya davet ediyorum.”

Sahneden her zamanki mütevazılığı ile, “Daçkalılar için ne yapsak azdır” diyen Sertab’ı kuliste ziyaret ettik. Zeki Müren şarkıları ile gençleri buluşturan Limak Vakfı Başkanı Ebru Özdemir de aramızdaydı. Sertab ile derin bir müzik sohbetine daldılar. Sertab Müzikali’ne alınan biletler ve yapılan bağışlarla bilgisayar laboratuvarının teknolojik dönüşümü sağlandı. Çorbada tuzu olan herkese teşekkürler...

Yazının devamı...

Son Troyalılar ‘akına’ hazır!

4000 yıl önce ilk ‘dünya savaşına’ sahne olan Troya, son dönemde devletin ve özel girişimlerin desteklemesiyle hızla ayağa kaldırılıyor. Bazı evleri, antik Troya’nın taşlarıyla inşa edilmiş köyler yenileniyor ve turizme kazandırılıyor. Tanıtımların da hızlanmasıyla Çanakkale yöresine gelen turist sayısının artması hedefleniyor

Günlerden yine bir cumartesi. Ve her cumartesi olduğu gibi, aylardır Paris’i kasıp kavuran Sarı Yelekliler sabahın erken saatlerinden itibaren Charles De Gaulle, Concorde ve Champs-Elysees (Şanzelize) caddesine doğru yürüyor. Eylemlerin 15’incisi olması nedeniyle katılım büyük. Şanzelize ve çevresinde 30 bin insan toplanmış.

Dünyanın en ünlü caddesi Şanzelize’de, bir gazete bayisinin ateşe verilmesine, yağmalama görüntülerine bizzat şahit oluyoruz.

St. Germain tarafında harika bir gezinti yapıp, turist kaynayan kafelerde kahveleri içtikten sonra gazeteci arkadaşlarımla eylemin olduğu bölgeye geliyoruz.

Bu rotayı takip eden bir biz değiliz. Louvre Müzesi’nin bahçesinde yüzlerce turist sanat eserlerine baka baka, selfie çeke Şanzelize’ye doğru yürüyor. Şanzelize’deki eylemlerde şiddet başını almış giderken, 10 dakika mesafedeki St. Germain’de turistler Paris’in keyfini çıkarıyor. Metrolar, yollar kapalı. Ancak her yer turist kaynıyor. Turistler yürüyerek şehri geziyor, müzelere gidiyor.

Kahvelerin ardından eylemleri izlemek turistik gezintinin bir parçası gibi neredeyse. Birlikte yürüdüğümüz turistler bir yerden sonra geçemiyor. Biz ise sarı basın kartlarımız sayesinde, gösterilerin yapıldığı Şanzalize Caddesi’ne çıkıyoruz.

Miras bizde!

Turistlere baktıkça içim acıyor. Şiddet içeren eylemler sürse de, çok değil bir iki yıl önce şehrin merkezinde üst üste bombalar patlasa da Paris turist kaynıyor. Biz ise İstanbul’da, bundan 4 yıl önce olmuş olayların etkisini üstümüzden atamıyoruz daha.

Troya’nın, Unesco Dünya Mirası Listesi’ne girmesinin 20. yılında Unesco binasındaki oturum için Paris’teydik. Türkiye’nin Unesco nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Altay Cengizer’in ev sahipliğinde gerçekleşen konferansı birçok ülkenin büyükelçisi ile dinliyoruz. Salon tıklım tıklım ve güzel bir kalabalık var.

Antik Troya şehrinin yanı başındaki Tevfikiye Köyü, Opet Yönetim Kurulu Üyesi Nurten Öztürk’ün katkılarıyla yapılan restorasyon çalışmalarının ardından model bir arkeo-köye dönüştü. Konferansta bu gelişimin nasıl olduğu anlatılıyor. Çok güzel bir tanıtım filmi hazırlanmış. Bölgedeki birçok evde antik Troya taşlarının kullanıldığı köyün nasıl bir dönüşümden geçtiğini, nasıl bölgesel kalkınmaya örnek bir köye dönüştüğünü yabancı elçilerle birlikte dinliyoruz.

Dünyaya anlattılar

Moderatörlüğünü Cengizer’in yaptığı konferansta, Nurten Öztürk, Troya Kazı Başkanı ve Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Rüstem Aslan ve Unesco Dünya Miras Komitesi Avrupa ve Amerika Bölgesi Birim Başkanı Dr. İsabelle Anatole-Gabriel konuştu. Prof. Aslan’ın Antik Troya ve yeni müze sunumu, Nurten Öztürk’ün Türkiye’nin ilk arkeo-köyü olan Tevfikiye sunumu, aralarında Unesco büyükelçilerinin, akademisyen ve medya mensuplarının olduğu dinleyiciler tarafından büyük bir ilgiyle dinleniyor. Nurten Öztürk konuşmasında “Tevfikiye Köyü’nü gelecek nesillere taşıyacak çalışmalara imza atmaktan ve bu çalışmaları böylesine önemli bir uluslararası platformdan anlatmaktan büyük gurur duyuyoruz” diyor.

Destanlar şehri

Ekliyor: “Troya dünyanın yakından tanıdığı bir destanlar şehri. Hemen yanı başında, evlerinde antik taşların kullanıldığı Tevkifiye Köyü 5 bin yıllık kültürel bir devamlılığın izlerini taşıyor. Son Troyalıların yaşadığı bu köyde tarihin izlerini yaşatmak, antik şehri ziyaret edenlerin köyde vakit geçirmelerini sağlamak, köylüleri sürdürülebilir kalkınma vizyonuyla eğitmek, meslek kazandırmak öncelikli hedefimizdi.”

Büyükelçi Cengizer, Troya etkinliğinden önce Unesco’da Fahir Atakoğlu konseri düzenlemiş. Mayıs ayında ünlü şef Aylin Yazıcıoğlu’nun yine Unesco’da Türk mutfağıyla ilgili bir sunum yapacağını söyleyen Cengizer, Troya etkinliğinin duyurulduğu andan itibaren büyük ilgi çektiğini söylüyor.

Kültürün peşinde

Unesco Dünya Mirası Listesi’ne girmek bir ülkeye büyük prestij getirdiği gibi, listeye giren kültürel ve doğal varlıkların korunmasını, çevrede oturanların farkındalıklarının artmasını da sağlıyor. Ama tabii ki en önemli etkisi turizm alanında. Listeye giren bölge turist çekiyor. Dünyada sadece listeye girmiş yerleri ziyaret eden bir turist kitlesi dahi var. Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin turizm rehberlerinde Unesco Dünya Mirası listesine girmiş eserlere özel başlık açılır.

Payımız artmalı

Türkiye’nin Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan varlıklarının sayısı 18, İtalya’nın listede 53, Fransa’nın 43, İspanya’nın 46, Çin’in ise 52 varlığı yer alıyor. 2017 yılında Unesco Yürütme Kurulu’na seçilen Türkiye’nin sahip olduğu kültürel ve doğal varlıklarını çokluğunu düşünürseniz listede sadece 18 varlığın olması düşündürücü. Kore biraz da Unesco sayesinde büyük dönüşümü yaşadı. Unesco, Türkiye’nin daha çok radarında olmalı. Zira dünyanın en büyük mitolojik aşkına sahne olmuş, savaş hilesi tahta atın efsanesinin bugüne uzanan terimlerde kullanıldığı, hatta bilgisayar virüsü isimlerine ilham verdiği, sonuncusunu Brad Pitt’in çektiği Hollywood filmine rağmen Çanakkale ve Troya turizmden hak ettiği payı alamıyor. Bu noktada gelenlerin konaklayacağı, yerel halkla temas sağlayabileceği, doku ve atmosferi soluyabileceği Tevfikiye köyü gibi arkeo bölgelerimizin sayısı artmalı.

104 yıl da geçse ‘Yeni Ağıtlar’

Troya aynı zamanda, tarihe destan yazdığımız Çanakkale Savaşlarının geçtiği bölge. Çanakkale Deniz Zaferi’nin 104’üncü yıldönümünü geçen hafta kutladık. Bu çerçevede bir etkinlik de gazetemizin girişimiyle Milliyet’te gerçekleştirildi.

Demirören Medya Center’da, Gedik Sanat’ın katkılarıyla düzenlenen etkinlikte, Çanakkale Zaferi için bestelenen iki eserin dünya prömiyeri seslendirildi. Dinletinin başlığı Yeni Ağıtlar’dı.

Piyano ve bağlama

7 eserin seslendirildiği dinletide Hakan Ali Toker’in ‘Karanlıkdere Zeybeği’ adlı eserinin prömiyeri yapıldı. Toker, eseri Mustafa Kemal Atatürk’ü düşünerek coşkuyla yazmış. Eser piyano ve bağlama için yazılmış... Hem klasik Türk müziği hem de bir Batı enstrümanı eserde bir araya getirilmiş.

İkinci dünya prömiyeri ise Ahmet Tamer Topuz’un, 2017 yılında Kadıköy Süreyya Operası beste yarışmasında üçüncü olan, Gedik Sanat’ın siparişi üzerine yaptığı ‘Bomba Sırtı Vakası’ adlı bestesi oldu. Topuz, Bomba Sırtı Vakası üzerine flüt ve çello için bir eser yazmış. Onun da dünya prömiyeri bu dinleti sırasında seslendirildi. Etkinlikte, değişik müzik türlerinin genç değerleri sahne aldı. Operadan halk müziğine uzanan çizgide, Çanakkale destanının anısının bestecilerin dünyasında hala tazeliğini koruduğunu gördük.

Sanatın gücü

Dinletinin ardından aynı repertuvar Vefa Lisesi’nde de dinleyicilerle buluştu. Kahraman şehitler ancak müzikle, sanatla yaşatılabilir... Gazetemizde bu anlamda hem tarihi bir ana eşlik ettik hem de genç bestecilerin eserlerinin genç kuşak sanatçılar tarafından icra edildiği enfes bir müzik şöleni dinledik. Çanakkale o kadar önemli ki her yıl böyle özel etkinliklerle anısının yaşatılması gerekiyor.

Brooks Brothers Haluk Özmutlu’ya emanet

Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç’un göz bebeği RMK Classic markaları Brooks Brothers ve Edwards’ta geçen ay yönetim değişikliği olduğunu ve Füsun Kuran ile yolların ayrıldığını öğrendim. Perakende sektörünün yakından tanıdığı bir isim olan Haluk Özmutlu, RMK Classic markalarının yönetim kuruluna atanmış. Adidas’ta 8 yılı Türkiye, İsrail, Romanya ve Bulgaristan’dan oluşan bölgenin CEO’luğu olmak üzere 14 yıl farklı yöneticilik görevlerinde bulunan Haluk Özmutlu, en son Doğtaş ve Kelebek’in CEO’luğunu yapmıştı... Perakende kulisleri bu transferi konuşurken, Haluk Özmutlu’nun göreve gelmesiyle Brooks Brothers ve Edwards’ta hareketlilik de söz konusu. Geçtiğimiz sene 200’üncü yılını kutlayan Brooks Brothers modern ve geleneksel çizgideki takım elbiselerinin yanı sıra, iş dünyasının kendine özgü bir tarz arayan başarılı gençlerine, takım elbise modellerini ayrı parçalar şeklinde de sunmaya başlamış.

Yazının devamı...

SPORUN ÖDÜLÜ HERKESE!

Gillette Milliyet Yılın Sporcusu Ödülleri, yakında sahiplerini bulacak. Ödül, sporcular için elbette bir motivasyon kaynağı. Bunun yanında sporun gelişimine, gençlerin sporcuları rol model almasına ve daha sağlıklı bir topluma yolculukta da önemli bir araç...

Yapılan araştırmalar çocukların, gençlerin spora çok az zaman ayırdığını gösteriyor. Oysa spor dediğimiz eylem günün sonunda bireye sağlık kazandırır. UNICEF’in verilerine göre dünyada 5 yaş altı 41 milyon fazla kilolu çocuk var. Bu sayının 2025 yılında 75 milyonu aşması bekleniyor. Obezite ve buna bağlı sağlık sorunlarının çözümünün bir ayağı beslenme ise diğer ayağı spor.

Sosyal fayda

Obezitenin artarak ileri ki yaşlarda şeker, kalp gibi ağır hastalıklara dönüşmemesi için gelişmiş ülkelerde çocuklar küçük yaştan itibaren spora yönlendiriliyor. Hafta sonlarını müsabakalarda geçiriyor. Obezitenin çağın hastalığı haline geldiği günümüzde spor gençlerin hayatında her zamankinden daha önemli. Yapılan araştırmalar her beş çocuktan ancak birinin spor yaptığını gösteriyor. Ancak sorulduğunda her iki çocuktan birisi spor yapmak istiyor. Çocuklar, çoğunlukla yakın çevrelerinde alan olmadığı veya maddi imkânsızlık nedeniyle
istedikleri sporu yapamıyor.

Spor yapmaları için imkânların artırılması, ödüllerle, rol modellerle, sporun özendirilmesi gerekiyor... Ödüller her alanda olduğu gibi sporda da sosyal fayda ve farkındalık yaratıyor.

Okurun seçimi

Spora ilgiyi destekleyen en önemli unsurlardan biri de elbette medya... Bu sayede vatandaş hem bilgi sahibi oluyor hem de özellikle gençler için sporcular rol model oluyor. Gazetemiz Milliyet sporu her zaman önemsedi. Milliyet’in spor sayfalarının okurlar tarafından satır satır takip edildiğini söylemeye gerek bile yok.

Bu konuda kurumsallaşan ödül ve etkinliklere de sahibiz...

Milliyet Yılın Sporcusu Ödülleri 65. defa sağduyunun sesi Milliyet okurlarının şaşmaz iradesine emanet edildi. Gillette’in son üç yılda verdiği katkıyla yeni bir boyut ve heyecan kazanan Türkiye’nin en eski halk oylamasında toplam yedi kategoride 2018’in en iyileri belirlenirken, içerikte iki önemli değişiklik takdir ve saygıyı da beraberinde getirdi.

Birincisi Milliyet’in sahibi, rahmetli Erdoğan Demirören adına bir ödül açıldı. Bu seneden itibaren en başarılı kurum ve kişiler, Milliyet Yılın Sporcusu seçiminde ilk ödülü alacak.

Geçen yıl kaybettiğimiz patronumuz Erdoğan Demirören, sağlıklı ve aktif yaşamı her zaman destekledi. Kendi yaşamıyla da buna bizzat örnek oldu. İleri yaşına rağmen Kemer Country’de dostlarıyla golf oynamaya gayret etti. Golf sporunun Türkiye'de sevilmesinde büyük katkısı vardır.

Okulun önemi büyük

Gençlerimizin spor yapması için ailelere ve çocuklara spor okuryazarlığı kazandırmamız gerekiyor. Çocukları günlük fiziksel aktiviteye motive etmek ve özellikle okullarda sporun yapılmasını teşvik etmemiz lazım. Çünkü araştırmalar çocukların önemli bir bölümünün okulda spor yaptığını, okulda imkân yoksa anladığımız anlamda spor yapamadığını gösteriyor.

BAKAN DESTEKLİYOR

İkincisi sportif destek müjdesi çocuklar için... Gillette ve Milliyet’in el ele vermesi ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu’nun desteği, TMOK’un katkılarıyla 35 bin öğrenci spor malzemesine kavuşacak. Anadolu’daki okullardaki çocuklara spor ayakkabı, forma, eşofman, futbol topu gibi malzemeler gönderilecek.

Cumhuriyet tarihinin son 64 yılında aralıksız yoluna devam eden, çıtasını her yıl biraz daha yukarı çeken Gillette Milliyet Yılın Sporcusu Ödülleri alanında tek olmayı gururla sürdürmekte... Bu yılki ödüller, 27 Mart’ta sahiplerini bulacak... Bu ödüllerle ülkemizde spor taçlanıyor. Spor geliştikçe yaygınlaşıyor, bireysel olarak spor yapanlar da artıyor. Yani ödüller sadece yılın sporcularına değil herkese gidiyor...

Evrimden tuvale: STRATUM

Gecenin bir yarısı uyanıp tuvalin başına geçmek ve senelerdir bunu aynı heyecanla yapmak. Ressam İnci Ertuğ’un fileksi, kolaj gibi farklı malzemelerle yaptığı eserleri görünce, insanın kaç yaşında olursa olsun kendisini güncelleştirmesinin önemini anlıyorsunuz. İnci Ertuğ, ilerleyen yaşına karşın her sergisinde daha genç işlerle karşımıza çıkıyor. Bu nedenle eserlerine, Hacı Sabancı gibi genç koleksiyonerlerin ilgisi hep canlı...

Ankara doğumlu sanatçının, Prof. Nurullah Berk ile başlayan resim çalışmaları günümüz usta sanatçıları ile devam etmiş.

Katman katman

EKAV / Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı, İnci Ertuğ’un son dönem ürettiği, karışık teknik ve çeşitli materyalle hazırlanmış yapıtlarının yer aldığı STRATUM başlıklı 15’inci kişisel sergisini 30 Mart’a kadar Ekavart Gallery’de sergiliyor.

STRATUM’da, renk, doku ve desen katmanları aracılığıyla şifrelenen tuvaller, zaman, mekân ve hafıza katmanlarını sorgulayan sanatçının resim dilini oluşturuyor.

Evrimin hafızası paylaşıldığında, metaforların ötesine geçildiği bir an olur. İşte o anda, iç görü katmanları -STRATA- meydana gelir. Latincede STRATUM olarak adlandırılan bu katmanların her birine özenle yaklaşan Ertuğ, yaşamın içinde biriktirdiklerini, ‘Zamanın kısa tarihi’ni, insanın maddeyi işlemeyi öğrendiği evrimin içinden süzerek tuvaline aktarıyor.

Güçlü mesaj

İnci Ertuğ, çağı anıştıran referanslar ile kurguladığı yapıtlarını, malzemenin anlam katmanlarıyla ilişkilendirerek, mesajını en güçlü formda oluşturuyor. Kolektif belleğe ait imgeler, çok farklı materyallerin armonisi altında dans ediyor. Deniz fenerine vuran dalgalarmışçasına yükselen, birbirleri üzerine katlanan yüzeyler; fırtınanın ardından kumsalda kalan ve her biri ayrı bir dünyaymışçasına soluk alıp veren tabakalar. Sergiyi, EKAV Vakfı Başkanı İnci Aksoy ve İnci Ertuğ’un sevgili kızı Ece Kurdoğlu ile birlikte gezdik.

Çocuklar kırmızı çizgiyi çekecek

‘Kırmızıda Dur De!’ projesi, çocukların özellikle bedensel söz hakları başta olmak üzere tüm haklarının korunması konusunda bilinçlendirilmesini hedefliyor. Toplum Gönüllüleri Vakfı, (TOG) ile 2013 yılından bu yana sağlık okuryazarlığı konusunda işbirliği yapan GlaxoSmithKline (GSK), Sağlıklı Gençlik Hareketi projeleri ile sahada yaklaşık 50 bin gence, dijital kanallarda ise 2.5 milyon kişiye ulaşmıştı.

Sahadaki deneyimlerde de tespit edilen ihtiyaç, GSK çalışanlarının çocuk istismarına yönelik destekleyici çalışmalarda yer almak istemesiyle şekillendi. Böylece GSK, TOG ile işbirliğinin 7. yılında, TOG’un yerel projesi olan ‘Kırmızıda Dur De!’yi desteklemeye karar verdi. Proje, gençler aracılığı ile çocukları, başta bedenin dokunulmazlığı ilkesi olmak üzere haklarına dair bilgilendirmeyi hedefliyor.

3 derste öğreniyorlar

Projenin amacı İstanbul, İzmir, Bursa ve Konya’da ilkokul çağındaki en az 6 bin çocuğu, çocuk hakları mekanizmaları konusunda bilinçlendirmek. Çocukların kendilerine yönelik bedensel ve ruhsal tehdit oluşturabilecek durumlara karşı tepki gösterebilmeleri, gerekli durumlarda ‘Hayır’ diyebileceği konusunda cesaretlendirmek. Projeyi 90 Toplum Gönüllüsü genç yürütüyor. 35 GSK çalışanı da gönüllü olarak sahada görev alıyor. Kırmızıda Dur De! eğitimleri ilköğretim 3. ve 4. sınıflarda ikişer gönüllü tarafından veriliyor. Sınıf öğretmeni de sınıfta bulunuyor. Eğitimler 40’ar dakikadan 3 ders saati olarak uygulanıyor.

‘Hayır’ diyebilmek

Eğitim akışında yeryüzünde birlikte yaşam, canlılar arasında insanı farklı kılan özellikler, insanın biricikliği, insanın yapabilme potansiyelinin korunması gerekliliği, insan haklarının korunması, tüm çocukların ortak hakları, iyi ve güvende hissetmeye dair somut örnekler, onay kavramı, bedensel söz hakkı, hayır deme hakkı ve destek mekanizmaları yer alıyor. Çocuklara, farkındalıklarını arttıracakları videolar izlettiriliyor. Toplantıda dinlediğim saha gözlemlerinde çocukların, ebeveynlerinin ikide bir fotoğraflarını çekip internete koymasından da rahatsız olduklarını gördüm. Çocuklara haklarını öğretirken bizim de saygı göstermemiz gerekiyor!

Yazının devamı...

Brokoli obeziteye smaç basacak

Obez bir kuşak yetişiyor. Dünyada kilolu çocuk sayısı 41 milyona ulaşmış durumda. 2025’de obez ve fazla kilolu çocuk sayısının 75 milyonu aşması bekleniyor. Ebeveynlerin, “Evladım brokoli, ıspanak ye, çok faydalı” tavsiyesi çocuklarda karşılık bulmuyor. Babaannelerin sağlıklı, lezzetli yemekleri yeni kuşakta heyecan uyandırmıyor. Her konuda olduğu gibi beslenmede de rol modelleri dinliyorlar... Beko, bu gerçekten yola çıkarak, Barcelona ve UNICEF ile büyük sosyal fayda yaratan şahane bir projeye imza attı.

Avrupa solo beyaz eşya pazarının lideri Beko, geçen yıl Messi’ye brokoli yedirdiği reklamıyla pazardaki bilinirliğini ve pazar payını artırdı. Çocuklara ‘Şampiyonlar Gibi Beslen’ sloganıyla seslenen Beko, şimdi Türk çocukların kalbini de Fenerbahçe Basketbol Takımı’yla kazanacak. Fenerbahçe Beko’nun oyuncuları, koç Zeljko Obradoviç önderliğinde çocukları sebze yemeye özendirecek.

Hedef ‘sosyal fayda’

Grup olarak sosyal fayda yaratabilmek için çok çaba sarf ettiklerini söyleyen Arçelik Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Yalım Uzun, son dönemde insanlarda topluma fayda sağlayan markalara yönelim olduğunu, UNICEF tarafından yapılan araştırmaya göre, tüketicilerin 3’te ikisinin değer ve inançları temsil eden ortak bir amaca hizmet eden markaları tercih ettiğini belirtiyor. Beko’nun da amacının, ponsorlukları ve kampanyalarıyla toplumsal faydaya hizmet eden bir marka olmak için çalıştığına dikkat çeken Uzun, bu doğrultuda geçen yıl çocukların sağlıklı beslenme sorununu gündemlerine aldıklarını anlattı.

Kahramanlara özeniyorlar

Halen 5 yaş altı fazla kilolu çocuk sayısının 41 milyon olduğunu hatırlatan Uzun, “Çocuklar beslenme konusunda ebeveynlerini dinlemiyor. Biz de onları, sporcu kahramanlarını örnek alarak sağlıklı beslenmeye yönlendirmek istedik. 2018’de sponsoru olduğumuz FC Barcelona oyuncularıyla çektiğimiz reklamda, Messi’ye brokoli yedirdik. Ve geniş kitlelere ulaştık” dedi.

Bamya, pırasa karnabahar...

‘Şampiyonlar Gibi Beslen’ kampanyasını Türkiye’ye taşımaya hazırlandıklarını ifade eden Zeynep Yalım Uzun, “Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de her 5 çocuktan biri bir sporcuyu örnek alıyor. En sevilmeyen yemekler ise pırasa, karnabahar, bamya gibi sebzeler. Dolayısıyla, biz de kampanyamızda koç Obradoviç ve oyuncularımızla çocukları sebze yemeye özendireceğiz” diye konuştu.

Fenerbahçe Beko-Real Madrid maçı için gittiğimiz İspanya’da, takımın oyuncularıyla da bir araya geldik. Maç için onlara çiçek verip şans dilerken, onlar da 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’müzü kutladı.

Avrupa’da pazar payı artıyor

Avrupa beyaz eşya pazarının lideri konumunda olan Beko, bölgede payını artırmaya devam ediyor. 2018’de Avrupa’daki pazar payını bir önceki yıla göre 0.4 puan yükselten markanın, İngiltere’de yüzde 2 pazar payı kazandığı, Rusya’da payını 0.7 puan artırarak yüzde 5.5’e yükselttiği, İtalya’daki pazar payını da 0.6 puan artırarak yüzde 8’e çıkardığı belirtiliyor. Yine 2018’de Beko’nun Avrupa’daki marka bilinirliğinin bir önceki yıla göre 2.2 puan artışla yüzde 65.4’e çıktığı, Türkiye’de ise bu oranın 6 puan artışla yüzde 97’ye yükseldiği belirtiliyor. Bu sene Arçelik’in konsolide cirosunda TL bazında yüzde 25 artış bekleniyor.

Yazının devamı...

KADINA HUKUKİ ÇEYİZ LAZIM

“Evlilik kadar ayrılığın da hayatın bir parçası olduğunu insanlara anlatmalıyız” diyen AK Parti Milletvekili Özlem Zengin, kadına evlilik için imza attığında hak ve yükümlülüklerinin ne olacağının söylenmesi, yani hukuki çeyiz hazırlığı yapılması gerektiğini söyledi

Tokat tarım ve hayvancılıkta çok önemli bir ilimiz. Son zamanlarda Amasya ve Karadeniz turlarına dahil olmasıyla turizmde de kendine yer arıyor. AK Parti Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in davetiyle gittiğim Tokat’ta, ilk durağımız Ballıca mağarası oldu. AK Parti Grup Başkanı Özlem Zengin, annesi Nimet Hanım ve babası Salih Zengin’in öğretmenlik yaptığı, kendisinin de öğrencisi olduğu Atatürk ortaokulunu ziyaret ederken bir yandan da sorularımı yanıtladı...

‘Birinci listedeyiz’

- Tokat milletvekillisiniz, Anadolu’da kadın olarak siyaset yapmak daha da zor sanırım...

Ben kendi özelimde yıllardır bu işin içindeyim ve belli pratikleri edindim. Ama toplantılara gitmek, gelmek, sahaya çıkmak, etkinliklere katılmak, hepsi ayrı bir fedakârlık istiyor. Siyaset kadınlar için önemli bir mecra. Demek ki siyasette Türkiye iyi bir yol almış. Bu noktada da Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinin çok büyük önemi olduğunu düşünüyorum...

- Nasıl?

Mesela, tamda günlerde ilçe Meclis üyeleri listeleri yapıldı. Kadınlar genelde 3’üncü listede ve devamında olur. Bazı ilçelerde kadınların birinci listeye yerleştirilmesi hep Cumhurbaşkanımızın telkinleriyle olur. Kadınları alır liste başlarına koyar... İstanbul’da mesela liste bire hep kadınların konması, Cumhurbaşkanımızın gayretiyledir. Cumhurbaşkanımız teşkilatlarda bu yaklaşımı yerleştirdi. Her dört isimden birinin kadın olması yaklaşımını getirdi... Bu kolay değil. Bunlar özel gayretle oluyor. Cumhurbaşkanımız, özellikle bizim gibi muhafazakâr yaşam içindeki insanların düşünme şeklini değiştirdi.

Erdoğan etkisi

- Cumhurbaşkanı bu anlamda erkeklerin fikrini değiştirdi...

Aynen öyle... Yoksa mümkün mü Anadolu’da bir kadının akşam saat 22’de, evden çıkıp toplantıya gitmesi... Kadın toplantıya gidiyor, eşi o saatte evde çocuk bakıyor! Bunu sağlayan güç Sayın Cumhurbaşkanına duyulan güvendir.

umhurbaşkanımız alışkanlıkları değiştirdi. O kadar çok ilimizde kadın milletvekili var ki artık. Muhteşem bir gelişme bu. Ama sadece kadın sayısını arttırarak da bu problemleri çözme imkânına sahip değiliz.

- Siyasette kadın erkek arasında ne tür farklar görüyorsunuz?

Konuşarak sorun çözmeyi önemsiyorum. Kadınlar siyasette de direkt konuşmaya alışkın değiller, hep dolaylı anlatımları seviyorlar. Problemini kendi çözmek yerine bir başkası üzerinden çözmek buradan kaynaklanıyor. Siyasette de, kadın erkek ilişkilerinde de ilişki modellerimizi, konuşarak anlaşma zeminine çekmeliyiz.

Aile meselesi

- Türkiye kadın meselesinde yol alamıyor...

Bunun olması için kadın meselesi birleştirici bir mesele olmalı öncelikle. Son dönemde belli bir hayat tarzını seçersen hiç fark etmez hangisi olduğu, hepsi aynı iddiada çünkü kadın meselesi ortadan kalkar gibi bir yaklaşım var. Türkiye’de, bir hayat tarzının seçiminden dolayı kadın probleminin olduğu yönünde bir görüş oluşturulmaya çalışılıyor. Bu görüş toptan yanlış... Ne kadar farklı görünürsek görünelim, aile hayatlarımız birbirine çok benziyor. Bütün o farklı fikirlere sahip insanların evinde çok benzer problemler yaşanıyor.

- Bu neyi etkiliyor peki?

Erkeğin de dahil olduğu aile meselesi, kendi içinde ortak problemler taşıyor. Kadına, aileye yaklaşımda bu nedenle ortak bir yol bulmamız gerekiyor.
Son dönemde olduğu gibi birbirimizi kadın meselesi üzerinden vurmak yerine birlikte hareket etmemiz gerekiyor.

Tokat bir milyon turisti hak ediyor

Tokat’ın Roma’dan Bizans’a, Selçuklulardan Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine tanıklık eden köklü tarihine ışık tutan Mevlevihane, Taşhan, tarihi Sulu Sokak, Latifoğlu Konağı, Tokat Müzesi, Ulu Cami, Arastalı Bedesten, Tokat Kültür Evi, Atatürk Evi, Tokat Saat Kulesi, Deveciler Hanı gibi tarihi mekânları Özlem Zengin ile gezdik. Zengin, “Şehir öyle bir tarihin üstündeki, en az 1 milyon turist gelmeli. Maalesef 150 bini geçmiyor. Ballıca Mağarası son dönemde çok popüler olmaya başladı. Astıma iyi geliyor ama insanı şaşırtan bir tabiat olayı, güzelliği, estetiği var mağaranın. Kalakalıyorsunuz o güzellik karşısında” diyor. Hakikaten içerdeki ıslak oksijen ve mağaranın muazzam güzelliğinin etkisiyle, içerde günlerce kalabilirsiniz
hissini yaşıyorsunuz.

Ballıca bir harika

Tokat’ın en popüler yeri Ballıca Mağarası... Pazar ilçesi sınırlarında kalan, 685 metre uzunluğunda ve 95 metre yüksekliğe sahip olan mağarada hala keşfedilmemiş bölümler var. Yaklaşık 3.4 milyon yıl yaşında olduğu tahmin edilen mağaranın 9 salonu turizme açık. On binlerce insan buraya gelip astımına, koasına derman arıyor... İçerdeki ıslak oksijenin bu hastalara iyi geldiğine inanılıyor... AK Parti Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in davetiyle gittiğim Tokat’ın bu kadar zengin ve çok kültürlü bir geçmişi olduğunu bilmiyordum... Mesela, tarihi İpek Yolu’nun üstündeki Ulu Camii’nin yanında ismiyle dikkat çeken umumi bir tuvalet var.

Adı; Sık Dişini Helası...

Tuvalet, şehre ticaret için yolu düşen Venedikli tüccarlar için yapılmış. Bu yönüyle de tarihte bilinen ilk umumi hela... Ecdat turizme, ticarete bizden çok değer vermiş...

Anaokulundan başlamalı

- Kadın meselesinde sizin önerileriniz neler?

Anaokulundan başlamalıyız eğitime. Bu süreçler, nesilleri değiştirmek için çok önemli. Meclis’te şu anda, kadın milletvekili sayısı tarihinin en yüksek düzeyinde. Toplamda 104 kadın vekil var. Ayrıca kadınların siyasette nasıl ilerlediklerini, gayretlerini önemsiyorum.

- AK Parti’de durum nasıl görünüyor bu anlamda?

Çok büyük oranda kadın kollarında çalışarak ilerlediklerini görüyorum. Ben de ana kademede uzun yıllar çalıştım. İstanbul kadın kolları başkanıydım. Teşkilatta çalışarak geldim, bilinen bir isim oldum. Bu çok önemli, ekip çalışmasının önemini idrak etmenizi sağlıyor. Anadolu’da da görüyorum...

Sorun her ‘tarzda’ var

- Hayat tarzının altını çok çizdiniz...

Görüyorum çünkü; şiddeti, dindar hayat tarzı doğuruyor diyenler var. Hiç alakası yok oysa. Her hayat tarzından kadının hayatında bu tür problemler olabiliyor. Bunun yolu da, ortak tavırla çözüm yollarını çoğaltmaktan geçiyor. Evlilikler kadar, ayrılıkların da hayatın bir parçası olduğunu insanlara anlatmamız lazım. Hukuken baktığınızda, eski ile kıyasladığımızda; bundan 30 yıl önce bir kadının evinde terzilik yapması dahi eşinin iznine tabiydi. O günden bugüne medeni ceza hukuku açısından çok yol alındı. Kadınları koruyan anayasa hükümleri de koyduk. Ama şunu unutuyoruz; hukuk iskelet gibidir. Ruh olmadan iskelet kendi kendine hareket edebilir mi? Hukuka da ruhu veren en önemli şey insandır. Sadece kanun yaparak hiçbir problemi sonlandırmazsınız. Kaldı ki İnfaz kanunu ile ilgili şimdi yeni bir çalışmamız var.

Önce tedbir, sonra ceza

- Nasıl değişiklikler olacak İnfaz Kanunu’nda?

Özellikle çocuklara karşı işlenen cinsel suçlarda daha ağır yaptırımlar gelecek. Ama şunu bilelim ki cezayı arttırmak tek başına suça eğilimi ortadan kaldırmıyor. Burada tüm mesele koruyucu hukuk dediğimiz yaklaşım. Yapılmasından önce suç ile ilgili her türlü tedbiri almak. Tüm bu tedbire rağmen yapıyorsa da en ağır cezayı vermek. Eğitimden başlayarak buna giden yolları perde perde kesmemiz lazım.

- Bu anlamda Meclis’in gündeminde neler var?

Adalet Bakanlığı ile Aile Bakanlığı’nın çalışmaları var. Tamamlandığında
kamuoyuna açıklayacaklar. Kadın sığınma evlerinin sayısı arttırıldı. Hayatını yeniden kurmak zorunda olan kadınların geçici olarak kalacağı ilgili yaşam istasyonları kurulacak... Sürekli eğitimler veriliyor... Mesela Diyanet İşleri Başkanlığı; Adalet Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ile işbirliği içinde eğitimler verdi. Zaman zaman bu konuda hutbeler veriliyor. Diyanet İşlerinde çalışan kadın hatibelerin sayısı arttırıldı. Aile Bakanlığı, evlilik okulları yapıyor.

- Nasıl eğitimler bunlar?

Evlilik sürecinde galiba en az hazırlık yapılan yer evliliğin hukuki sorumluluğu. Kız beşikte, çeyiz sandıkta atasözümüz vardır. Oysaki en önemli çeyiz bir kadının evlenirken hukuken hangi statüye girdiğini bilmesi sanırım. Attığın imza ne anlama geliyor. Çocuklarla, eşinle ilgili hangi hak ve yükümlülükleri sana veriyor, evinle ilgili tasarruftan, yüklendiğin borca kadar hangisiyle ilgili sana nasıl bir yük getiriyor... Daha yolun başında ayrılmak zorunda kalırsan ne yapman lazım. Başına bir şey gelirse ne yapmalısın. Bunların anlatılması deyim yerindeyse hukuken bir çeyiz hazırlığı yapılması lazım. Haklarını, evliliği sahici zeminde anlatmak çok önemli. Evlendin, ayakların yerden kesilecek diye bir şey yok, ev içinde problem çözmeyi öğretmek lazım. Aile ve Adalet Bakanlığı bu konularla ilgili önemli çalışmalar yapıyor.

Birleşip değiştirelim

- Kadına şiddet artarak devam ediyor... Her gün 400 kadın şiddet görüyor...

Kadına şiddet var doğru. Ama artmıyor, sadece daha görünür oluyor. Eskiden kadınlar şikâyetçi olamıyordu. Sayılarla ifade edilecek, gurur duyulacak bir şey değil ama bilelim ki son iki yıldır kadın cinayetlerinde azalış var. Bu konuda konuşmak bile çok incitici. Bir kadın ölünce üzülmeyecek miyiz! 400 kadın ölünce daha mı çok üzüleceğiz. Birleşip birlikte neyi değiştirebiliriz diye bakmalıyız... Bakıyorsunuz kadınlarla ilgili şiddet araştırmalarında eğitim meselesi de yetersiz kalıyor. Eğitimli erkekler de çok ciddi oranda kadına şiddet uyguluyor. Üstelik eğitimli kadın, çoğu zaman utancından söyleyemiyor da. Gözünde morluk oluyor, ‘kapıya çarptım’ diyor. Çok dramatik; utanmadan, sıkılmadan, bir hayat tarzının problemi olarak da görmeden, konuşacağız...

- Size göre neyi değiştirebiliriz?

Dünya aile kavramına yeniden dönüş yaptı. Her ülkede, her yaşam tarzı üzerinden yeniden aile tanımları yapılıyor. Evlenmemiş ama çocuk evlat edinmiş arkadaşlarım var. Anne babası ayrılmış çocuklar var. Mesela babaannesi ile büyümüş, hiç anneyi görmemiş çocuklar var. Bu da bir aile. Gerçekleri ihmal ederek, kadın meselesini ideal bir zeminde konuşmayı çok faydasız görüyorum. Samimi fotoğraf çekmeliyiz. Anlattığımız şeylerin neresindeyiz. Müthiş bir toplumsal duyarlılık oluştu. Bu bir sürü şeyi tetikledi. Hukuken yol aldık. Eskiden kapıya gelen polis bir şey yapamıyordu neredeyse... Şimdi üst komşunuz, kapı komşunuz şikâyet ediyor. Kadın emniyet, belediye, kaymakam, valilik, nereye ulaşırsa ulaşsın karşısında yardım alabileceği bir muhatap buluyor. Eskiden aile içi mesele olarak görülen şey artık toplumsal mesele haline geldi.

Yazının devamı...

Eşitsizliğin ilacı farkındalık!

8 Mart yaklaşıyor. Bugünlerde kadınlara yönelik duyarlılığın arttığını göreceksiniz. Ancak kim, ne kadar samimi? Samimiyetin göstergesi ‘farkına varmak’ ve ‘harekete geçmek’ ise size umut verici haberlerim var

Dünyanın yarısı olan kadınlar, erkek egemen toplumda giderek kendilerine daha fazla alan açsa da genel tablo hala istenilen aşamada değil. Öte yandan bunun farkına varmak, aslında sorunu çözmenin bir numaralı kuralı. Çünkü tedavi için önce teşhis gerekir! İstanbul Modern’deki, “Yaratıcı özne olarak kadın” panelinde Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı ile karşılaştım... Tarih gibi, sanat tarihinin de yüz yıllardır erkekler tarafından yazıldığına dikkat çeken Eczacıbaşı, “Erkeklerin hikâyeleri, başarıları ve kahramanlıkları anlatıldı. İstisnalar dışında kadınlar hep bu hikâyelerin kıyısında kaldı. Geçmişe kıyasla kadınların toplum içindeki yeri iyileşse de, hala hayal ettiğimiz, hedeflediğimiz, yan yana olmayı umduğumuz noktanın oldukça gerisindeyiz” dedi.

Ayrımcılık şart

Toplumsal cinsiyet eşitliğine ciddi kafa yoran, kız çocuklarını mühendis olmaları için cesaretlendiren iş insanı Ebru Özdemir’den öğrendiğim bir veriyi paylaşayım; Bugünkü şartlarla ilerlerse, iş hayatında kadın - erkek eşitliğinin sağlanması en az 202, siyasette ise 107 yılı bulacak. O zamana kadar, dünyanın, insan ırkının varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği dahi şüpheli! Dolayısıyla eşitliğin sağlanması için kadınlara pozitif ayrımcılık yapılması, her alanda desteklenmeleri gerekiyor.

Samimiyet vurgusu

Bu noktada Koç Holding, Sabancı Holding, Eczacıbaşı, Doğuş Holding, Limak gibi grupların tepe isimlerinin, özellikle son dönemde, samimi çabalarına sık sık şahit oluyoruz. İş dünyasından güzel sesler geliyor anlayacağınız. Onlardan birisi de Eczacıbaşı Topluluğu... Paneldeki konuşmasında, “Cinsiyet eşitsizliğini gerçekten, samimi olarak büyük bir sorun olarak görüyor muyuz? Dünyada, ülkemizde, işletmelerimizde, ailelerimizde, kendi kendimize bir başımıza düşünürken zihnimizin içinde, kadın ve erkeğin eşit olduğuna inanıyor muyuz? Eşit fırsat sunmaya hazır ve istekli miyiz?” sorularının samimiyetle sorulması gerektiğini söyleyen Eczacıbaşı, 2020 yılına kadar Eczacıbaşı Topluluğu’ndaki hedeflerini ise şöyle sıraladı:

- Kadın çalışan işe alım oranını (beyaz yakalı) yüzde 50’ye,

- Kadın çalışan oranını (beyaz yakalı) yüzde 40’a,

- Yönetimde kadın oranını ise yüzde 35’e çıkartmayı hedefledik.

Mevcut durumları için de bilgi verdi:

- Beyaz yaka işe alım kadın oranımız yüzde 47,5

- Beyaz yaka kadın çalışan oranımız yüzde 33,2

- Yönetimde kadın oranı-mız ise yüzde 28’e ulaştı.

En büyük sorun

Yazar Nicholas Kristof, Gökyüzünün Yarısı kitabında “19. yüzyılın en büyük ahlaki mücadelesi köleliğe karşı verildi. 20. yüzyılda ise en büyük ahlaki mücadele totaliterliğe karşı olan savaştı. 21. yüzyılın en büyük ahlaki mücadelesi ise cinsiyet eşitliğini tüm dünyada sağlamak için yapılacaktır” diyor. Konuşmasında, Kristof’un sözlerine vurgu yapan Eczacıbaşı, “Cinsiyet eşitsizliği, kuşkusuz, yüzyılımızın en büyük sorunu… Çözümü, yüksek teknoloji ya da büyük finansal kaynaklar gerektirmiyor. İhtiyacımız olan her şeye ve fazlasına sahibiz. Aklımızın ve vicdanımızın sesine kulak vermeli, cesaretle bu sorunun üzerine gitmeliyiz. Bizden sonraki kuşaklar bugünkünden daha güzel bir dünya bulacaksa, önümüzdeki sorunlara bakıp “bunlar bizi aşar” diyerek kenarda oturmak hiçbirimiz için bir seçenek değil. Geçmişte pek çok büyük köklü değişimde olduğu gibi, sorunlarımıza çözüm bulmak için, daha yaratıcı ve daha cesur olmak zorundayız” dedi.

CV'de cinsiyeti kapatıyor

İnsan kaynakları danışmanlık şirketinden kendilerine iletilen aday listesinin en az yarısının kadın adaylardan oluşmasını şart koşan Eczacıbaşı Topluluğu, iş başvurularında da özgeçmişleri, cinsiyetten arındırılarak değerlendiriyor.

Eşit işe, eşit ücret...

Geçen hafta Philip Morris/Sabancı’nın da gündeminde cinsiyet eşitliği vardı. 8 Mart yaklaşırken tüm şirketlere örnek olmasını hayal ettiğimiz bir haber ile üstelik... Türkiye’de, aynı iş için bir kadın çalışan, erkeğe göre ortalama yüzde 20 daha az maaş alıyor. Kadınlar eşit işe eşit ücret için tüm dünyada onlarca yıldır mücadele ediyor. Çalışma hayatında cinsiyetler arası ücret farkı, dünyada yüzde 23, Avrupa’da yüzde 16 oranında. Sevindirici olan kurumsallaşmış şirketlerde tablo değişiyor.

Bu şirketlerden birisi de Philip Morris/Sabancı. 8 Mart öncesi aldıkları önemli bir sertifikayı anlatmak için bizi davet ettiler.Genel Müdür Filiz Yavuz Diren kadın çalışan ve yönetici açısından şirkette nasıl büyük bir değişim yaşandığını sayılarla anlattı.

Esnek duvarlar

Şirkette saha temsilcilerinin yüzde 48’inin, üst düzey yöneticilerin yüzde 54’ünün, orta düzey yöneticilerin ise yüzde 35’inin kadınlardan oluştuğunu söyleyen Filiz Yavuz Diren, “Kadınların doğumla birlikte kariyerlerinden vazgeçmemeleri için esnek çalışma dahil her türlü desteği veriyoruz. İki haftada bir, izne gerek duymaksızın evde çalışma imkanı tanıyoruz. Yazın çalışma saatlerini değiştiriyoruz. Cuma günleri daha erken çıkabiliyor çalışanlarımız. Böylece çocuklarıyla zaman geçirebiliyorlar. Esnekliğe hepimizin ihtiyacı var. Eşit işe eşit ücret en önemli özendirme politikası tabii ki” diyor.

Diren, İsviçre’deki uluslararası “EQUAL-SALARY Vakfı’ndan” eşit ücret sertifikasını alarak, kadın ve erkek çalışanlarına aynı iş için aynı ücreti verdiklerinin kanıtlanmış
olduğunu söylüyor. Sertifika için şirkette; işe alım, terfi, ücretlendirme, mevcut çalışma koşulları ve eğitim gibi alanlarda yapılan çalışmalar detaylı olarak incelenmiş...

Umut yeşeriyor...

Kadınların iş hayatına katılmalarının ve etkin görevlerde bulunmalarının önemine dikkat çeken Diren, kendi şirket pratiklerini şöyle anlattı: “Kapsayıcılık ve çeşitlilik, iş dünyası ve ekonomik büyüme için öncelikli bir konu. Cinsiyet de dâhil, kişilerin, farklılıklarına bakılmaksızın, aynı iş için aynı ücreti alması en temel haklardan biridir.”

İkinci kariyer

Diren ile kahvaltılı sohbetimizden sonra, eski gazeteci arkadaşımız Esen
Evran küçük bir sukulent atölyesi düzenledi. Gazetecilik hayatının ardından, hobisini işe dönüştüren Esen’in bizler için hazırladığı saksılara, seçtiğimiz çiçekleri diktik. Bu vesile ile Esen’e ikinci kariyerinde başarılar diliyorum.

Türkiye’de kadın olmak zor! Ülkemizde her gün 400’den fazla kadın şiddet görüyor. Töre cinayeti adı altında erkeğin nefretine kurban ediliyor. Ve ne yazık ki adeta bir toplumsal seferberlik başlatılıp, hukuk başta olmak üzere, hayatın her alanı bunu engellemek üzere yeniden dizayn edilmezse bu tablo değişecek gibi de görünmüyor. En azından 202 yıl!

14 bin kadın bakkal

Philip Morris/Sabancı’da ilk kadın genel müdür olan Filiz Yavuz Diren aynı zamanda Philip Morris International’in dünya çapındaki sayılı kadın genel müdürlerinden biri. Erkek egemen bir iş kolunda kadın çalışan sayısının artmasının nedeni ise Diren’e göre kadın yönetici sayısındaki artış. Diren ilginç bir bilgi daha veriyor: “150 bin bakkal esnafı içinde 14 bin kadın bakkal var. Kadın bakkallar bölgelerinin adeta bir mentoru. Biz de onlara çeşitli konularda eğitimler veriyoruz.”

Ara Güler'in gözünden Aphrodisias

Doğuş Grubu’nun kültür ve sanat alanında gerçekleştirdiği en büyük projelerinden biri olan ve 2016 yılında Ara Güler’le yaptığı işbirliği sonucu kurulan Ara Güler Müzesi, usta sanatçının arşivinde çok önemli bir yere sahip olan Aphrodisias’ın fotoğraf ve belgelerini gün yüzüne çıkarıyor. Türkiye’nin uluslararası standartlara sahip ilk fotoğraf sanatçısı müzesi olma özelliğini de taşıyan Ara Güler Müzesi’nin yeni sergisi “Aphrodisias”, 28 Şubat’ta gezilebilecek.

Ayrıntılı bir sergi

‘Aphrodisias’ sergisinin ana gövdesini, Ara Güler’in, bugün Aphrodisias Arkeolojik Alanı olarak tescilli ve UNESCO Dünya Miras Liste’sine girmiş olan Geyre Köyü ve civarında çekmiş olduğu fotoğraflar oluşturuyor. Sergide ayrıca, Ara Güler’in Aphrodisias ile ilgili orijinal karanlık oda baskıları, fotoğraflarla ilgili uluslararası süreli yayınlar ve ajanslarla yazışmaları, bu yayınların baskılarıyla birlikte Ara Güler’in Aphrodisias Çığlığı adlı kitabının hazırlık sürecindeki çalışmalarına dair ipuçları, notlar ve kitap maketi de sergilenen eserler arasında yer alıyor.

Eylüle kadar...

Aphrodisias Sergisi, İstanbul Bomontiada’daki Ara Güler Müzesi’nde Eylül 2019’a kadar ücretsiz gezilebilecek. Sergiye özel Ara Güler Müzesi tarafından hazırlanan ‘Aphrodisias’ kitabı da müzenin ilk yayını olan ‘Islık Çalan Adam’ ile birlikte Ara Güler Müzesi içerisinde bulunan mağazadan temin edilebilecek.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.