SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

GRİPSEN BALLI SÜT İÇME!

Havaların soğumasıyla hızlanan grip salgınına karşı vatandaşları uyaran Dr. Aytuğ Altundağ, doğru bilinen bir yanlışa da dikkat çekti

Altundağ, “Gripte sıcak süt ve balın hiçbir faydası yok, aksine zarar veriyor. Reflü, geniz akıntısı, burun tıkanıklığı yapıyor, geniz etinin büyümesine ve alerjik hastalıkların artışına neden oluyor” diyor

Etrafımızdaki herkes grip. Acil servisler dolup taşıyor. Özellikle gribin ilk günlerinde yapılan müdahaleler çok önemli. Ancak doğru bildiğimiz yanlışlar sandığımızdan fazla... Mesela hastalanınca özellikle çocuklara içirdiğimiz ballı süt, bırakın iyileştirmeyi tersine hastalığı artırıcı etki yapıyor. Annelerimiz hastalanınca ilaç niyetine hani şöyle bir bardak sıcak süt ve bal içirir ya, meğer bu yanlışmış.

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Aytuğ Altundağ, “Süt, laktik asit içerdiği için gribe iyi gelmez. Bal da çok fazla şeker içerir. Enfeksiyon sırasında bal kullanılması bu yüzden yanlış. Çok fazla şekerli gıda tüketmek virüs ve bakterilerin üreme hızını artırdığı için grip ve üst solunum yolu enfeksiyonları esnasında bal gibi aşırı şekerli gıdaları kullanmamalıyız. Hastaysak gece yatmadan önce ballı süt içmemeliyiz. Gribi hissettiğimiz anda tüm asitli yiyeceklerden uzak durmamız gerekiyor” diyor. Aradan çekiliyorum ve sizi Dr. Aytuğ Altundağ’ın açıklamaları ile baş başa bırakıyorum...

ASİT, BURNU BOZUYOR

Grip döneminde asitli gıdaları çok içmeye başladığımızda oluşan asit reflüsü nedeniyle burun etleri adını verdiğimiz konaklar şişmeye başlar. Sonrasında da burunda mukus salgısı artışı ve geniz akıntısı olur. Asitli gıda tüketimine bağlı oluşan boğaz reflüsü burundaki mukus kalitesini ve burun içerisindeki yararlı mikroorganizma dağılımını da bozar. Sonuçta asitli gıdalara ve boğaz reflüsüne bağlı olarak burun tıkanıklığı şikayeti daha da artar.

Burun tıkanıklığı arttığında, gece ve gündüz ağızdan daha fazla nefes almaya başlarız. Ağızdan daha fazla nefes aldığımızda ise burnumuz ile temizleyeceğimiz bakterileri ve virüsleri temizleyemez hale geliriz. Burnumuz normal şartlarda vücudumuz için havayı temizleyen ve atmosfer kaynaklı virüsleri tutmaya çalışan bir klimadır. Süt, ayran, kola gibi asitli gıdaları aldığımızda bu klima fonksiyonlarını da bozuyoruz.

YOĞURDU GÜNDÜZ YE

Eğer hastalarda probiyotik desteği ile bağışıklık sistemini güçlendirmek istiyorsak, akşam saatlerinde olmamak kaydı ile ev yapımı yoğurt yemeliyiz. Yoğurdu da balla değil propolis adını verdiğimiz yine arıların, bitkilerin sap ve tomurcuklarından toplayarak ürettiği reçinemsi madde ile karıştırarak yemeliyiz. Propolis kelime olarak da “şehrin savunması” anlamına gelir. Hastalık dönemleri dışında da ballı süt yerine, sabah kahvaltıda ‘propolisli ev yoğurdu’ tüketmek çok daha faydalıdır.

FAYDA DEĞİL ZARAR

Dolayısı ile annelerden özür diliyorum ama özellikle grip döneminde sıcak süt ve balın hiçbir faydası olmadığı gibi aksine zarar veriyor. Bunun yerine bitki çayları, et suyu, ilikli kemik çorbası, bol sıvı, propolisli ev yapımı yoğurt almak çok daha faydalı...

Normal zamanda da geceleri yatmadan önce çocuklara süt içirme alışkanlığından vazgeçmeliyiz. Reflü, geniz akıntısı, burun tıkanıklığı yapıyor, çocuklarda geniz etinin büyümesine ve alerjik hastalıkların artışına neden oluyor. Hasta iken gündüz de süt içilmemeli, bunun yerine uygun bitki çayları ile sıvı desteği sağlanmalı.

Hastalıkta sigara içimi, fazla alkol almak da direnci düşürür. Aşırı kahve ve çay tüketimi ise sıvı ihtiyacını karşılamaktan ziyade vücuttan sıvı atılmasına yol açtığı için vücudun susuzluğunu artırır, virüslerle mücadeleyi zayıflatır. Onlardan da hastalık dönemlerinde uzak durulmalı.

Kritik 48 saat

Salgın öncesi dönemde korunma için özellikle risk gruplarında aşılanmanın önemine dikkat çeken Altundağ, altın bir ipucu daha veriyor: “Burun akıntısı, baş ağrısı ile başlayan gribi hepimiz tanırız. Bunu hissettiğimiz anda koruyucu ilaçlara başvurmalı. Bu ilaçlar 48 saat içinde alındığında hızla iyileşmek mümkün.”

Aciller domuz gribiyle dolu

Dünyada her yıl ortalama 500 milyon insan grip oluyor. Altundağ, “Her yıl kış ayında grip oluruz. Gribin bulaşıp salgın yapan virüsü influenza A’dır. İnfluenza A’nın alt türü olan H1N1 daha ağır seyreden ve domuz gribi dediğimiz türdür. Büyük salgınlara ve ölümlere yol açabilen bir virüs türü bu. Bu sene acil servise yüksek ateş, halsizlik, öksürük şikayeti ile gelen vakalara baktığımızda çoğunluğunun domuz gribi olduğunu görüyoruz” diyor.

Enfeksiyondan korunmak için ellerin de sık sık yıkanması gerektiğine dikkat çeken Altundağ, “Kişiler hapşırdığında bu virüsü ellerine damlacık yoluyla yayıyorlar. Mesela bir toplu taşıma aracında, özellikle bağışıklık sistemi zayıflamış kişilere
virüs kolayca bulaşıyor” bilgisini veriyor.

AVM’lerde yayıldı

Aralık ayının son haftasında patlama yapan grip salgını hala sürüyor. Etraftaki her 5 kişiden 2’si hasta neredeyse... Gribin şubat ayında ikinci dalgayı da yapması bekleniyor. Bu yıl çok yaygın olan Domuz gribi fena süründürüyor. Baştan teşhis edildiğinde dahi tedavisi 6 günü buluyor. Kış aylarında karşımızdakine kibarca “salgın var” deyip öpüşmemeliyiz artık. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Aytuğ Altundağ ilginç bir noktaya daha dikkat çekiyor: “Yılbaşı alışverişi öncesinde insanlar kalabalık ortamlarda, AVM’lerde çok vakit geçirdiği için hastalığı birbirlerine bulaştırdılar. Kalabalıklar virüsün bulaşması için zemin üretiyor.”

Mühendis kızlara liderlik eğitimi

İş hayatı kolay değil. Hele bin bir ayrımcılıkla baş etmeye çalışan biz kadınlar için... Hele hele erkeklerin ağırlıkta olduğu alanlarda çalışan kadınlar için... 20 bin liseli yanı sıra devlet üniversitelerinde mühendislik okuyan 300 kız öğrenciye çok yönlü destek veren Limak Vakfı’nın Başkanı Ebru Özdemir, burs, staj, işe yerleştirmenin yanı sıra öğrencilerin donanımlarını artırmaları için çeşitli kurslar, workshoplara katılmasını da sağladı. Birkaçına davetli olduğumuz buluşmalarda müze ziyaretlerinden, Cem Yılmaz gibi sanatçılarla özel buluşmalara varan etkinliklere katıldık. Limak Vakfı tarafından yürütülen ve kadınların iş hayatındaki konumunu güçlendirmeyi ve mühendislikte kadın istihdamını artırmayı hedefleyen Türkiye’nin Mühendis Kızları (TMK) projesi, 20 binin üzerinde öğrenciye
ulaşmayı başardı.

Yeni bir açılım

Ebru Özdemir, varlığı ve iş dünyasındaki duruşuyla dahi rol model olduğu mühendis kızların yeteneklerinin iş dünyası ile daha da uyumlu hale gelmesi için yeni bir açılım yaptı. Mühendis adayı kadınları destekleyen proje, yeni dönemde PERYÖN - Türkiye İnsan Yönetimi Derneği ile yaptığı işbirliği ile eğitim programı ve kariyer fırsatları konusunda daha da güçlendi.

4 yıldır sürüyor

Projenin dördüncü yılında geldiği aşamanın değerlendirildiği ve PERYÖN - Türkiye İnsan Yönetimi Derneği ile başlatılan işbirliğinin paylaşıldığı toplantıda buluştuğumuz Özdemir, “Dört yılda projemiz vasıtası ile mühendislik okuyan 300’ün üzerinde üniversite öğrencisini çok yönlü olarak destekleyip, 20 binin üzerinde de lise öğrencisine mühendislik mesleğine ilişkin farkındalık yaratıcı eğitim ve uygulamalarla ulaşmayı başardık. Projemizden mezun olan 37 öğrencimiz birer mühendis olarak iş hayatına atıldı ve çok önemli şirketlerde ve projelerde görev aldılar” dedi.

Proje kapsamında 12 ana konu etrafında eğitimler verileceğini bildiren PERYÖN Başkanı Berna Öztınaz ise, “PERYÖN Akademi Türkiye’nin Mühendis Kızları Mühendislikte Liderlik Programı’nda bu konular üzerine Türkiye’nin farklı şehirlerinde okuyan 100 kızımız, altı aylık süre boyunca PERYÖN Akademi’de eğitim alacak” dedi.

Eşitlik ilk hedef

Geleceğe yön verecek kadın liderler yetiştirmeyi hedeflediklerini ifade eden Özdemir şöyle konuştu: “Limak Vakfı olarak, TMK ve diğer projelerimizde sadece teknik olarak donanımlı mühendis adayları değil, gelecekte liderlik yapabilecek kapasiteye sahip kadın mühendisleri yetiştiriyoruz. Onların ülkemizin geleceğine yön verecek kadın liderler olmasını istiyoruz. Bazen soruyorlar peki erkekleri desteklemeyecek misiniz diye! Kadınlarla, erkekler eşitlenene kadar kadınları destekleyeceğiz... Kadınlarla erkekler eşit, ancak desteklenmeye ihtiyaçları var. Mühen-dislikte Liderlik Sertifika Programı donanımlarını artıracak.”

Modeli ihraç etti

Amaçlarının dokunulmamış insan gücünü hareket ettirmek olduğunu söyleyen Özdemir süreçle ilgili yeni bilgiler de paylaştı: “Azimli kız öğrencilere küçük bir destek, yönlendirme verdiğinizde büyük farklar yaratabiliyorlar. Kız kardeşlik ruhunun genişleyip büyük bir aile olması, global network’e dönüşmesini istiyoruz. Modeli Kuveyt’e ihraç ettik. Bazı bursiyerlerimiz şimdi ABD’de staj yapacak. Bu yıl desteklediğimiz öğrencilerin arasına Darüşşafaka’dan, Sevgi Evlerinden ve Suriyeli göçmenlerden, 7 mühendis adayı da katıldı.”

Yazının devamı...

BU AKŞAM BOLU'DAYIZ!

Geçen hafta kiminle konuşsam, “Yılbaşında Bolu’dayım” dedi. Büyük şehirlerin karmaşası ve trafiğin stresinden yorulan insanlar kaçmak istiyorlar. Döviz kuru da belli bir seviyede olunca ‘fazla uzağa’ kaçılamıyor haliyle...

Zor bir yılı geride bırakıyoruz. Sosyal ve ekonomik alanda iniş çıkışları fazla olan bir yıldı. Doların ateşinin yükseldiği dönemlerde ritim bozukluğu, panik atak nöbetleri ile doktorların kapısını bile aşındırdı insanlar. Bunun etkisi midir, euro’nun 6 TL’leri yuva yapmasının mı, yorgunluk mu, bıkkınlık mı, trafik mi sebep, bilemem! Ama konuştuğum neredeyse herkesi bu sene milli sınırlar içinde gördüm. Anladığım kadarıyla kıpırdayacak, New York, Miami’lere gidecek hali kalmamış kimsenin. Ekonomi dünyasında ilk 20’nin içerisinde olan tanıdığıma soruyorum: Yılbaşında neredesiniz?

“Bolu’da bir taş ev almıştım. Onu restore ettirdik. Bolu’da karşılayacağız yeni yılı” diyor. Beyaz yakalı bir arkadaşım da, “Bolu’da bungalov evlerden kiraladık, kar, doğa, mis” deyince anlıyorum ki bu yıl trend Bolu, yurtiçinde kalış ama şehirden kaçış.

Şehir yordu

Milyar dolarlık tanıdık ile plaza emekçisi arkadaşım Bolu’da buluşunca, emin olmak için birkaç telefon daha kaldırdım. Nabız yoklamasında Kapadokya ikinci destinasyon merkezi olarak karşıma çıktı. Kartalkaya’ya giden de var. Ve tabii Bodrum, Alaçatı da bu akşam dolacak merkezlerin başında geliyor. Beni en şaşırtansa yılbaşı için Gaziantep, Urfa’ya giden insanların bile olmasıydı.

Yurtiçinde kalmamızda tabii ki yüksek doların, euro’nun payı büyük. Ama bütçe sorunu olmayan milyar dolarlık insanların da ya evinde arkadaşlarıyla toplandığı veya köye, kasabaya kaçtığı açık. Gördüğüm kadarıyla yılbaşında yurtdışı hevesi bitmeye başladı. Şehir hayatı, trafik, stres yorduğu için de insanlar bunu bir de yılbaşında yurtdışında yaşamak istemiyor. New York gibi İstanbul’a benzeyen kozmopolit şehirlere gitse orada da trafik, rezervasyon derdi derken yine yorulacak. Ne diyelim sebep ne olursa olsun sonuç şahane, ülkenin kıymetini bilmeye başladık.

Hediyeler küçüldü

Tatil için sadece destinasyon seçimlerimiz değil hediyelerimiz de sadeleşti bu yıl. Hediye konusunu da ünlü modacımız Dilek Hanif’e sordum. Yılbaşında bu sene kalabalık arkadaş, eş, dostlarla ev partilerinin ana akım olduğunu söyleyen modacımız şöyle devam etti:

“Ev partilerinde veya Bodrum, Alaçatı gibi ilçelerde insanlar kalabalık arkadaş grupları ile yeni yılı karşılıyor son iki yıldır. Daha sakin, doğanın hissedildiği yerlerin tercih edilmesi hediye seçimlerini de etkiledi. Büyük hediye alan oluyor tabii ki, bizden yılbaşı için gömlek, etek, hatta gece elbisesi alan çok oldu mesela. Ama bu yıl genelde, dekoratif ev eşyaları, atkı, bere, eldiven, kitap hediye edildiğini gözlemliyorum. Daha çok küçük hediyeler alıyor insanlar birbirine, çünkü kalabalık davetler olduğu için herkese de bir şey almak istiyor insan. O nedenle daha küçük hediyeler alınıyor.”

Bir gecelik Trump detoksu

Sadece Türkiye değil yurt dışında da benzeri bir durumun olduğunu, Amerika’da başarılı olmuş iş insanları arasında adı hızla yükselen Türk girişimci Zach Erdem’in sözlerinden de anlıyoruz. İnsanların trafikten, kozmopolit şehirlerin yılbaşında daha da sersemleten kalabalıkların işgaline uğramasından kaçtığını söyleyen Zach Erdem ‘doğaya kaçış’ eğiliminin Amerika’da da olduğunu söylüyor. New Yorker’lar bu sene hiç olmadığı kadar şehrin sayfiye yeri olan Hampton ve Montauk’a kaçıyormuş. Zach Erdem, gece kulübü, restoranı 75 Main ve oteline aylar öncesinden rezervasyon almış. “Pek çok insanı geri çevirmek zorunda kaldık” diyor. Amerikalının derdi dolar kuru değil elbette, daha büyük! Onlar en azından bir gece Trump’ın ortamı geren hallerinden uzaklaşmak istiyorlar.

Partiler evde safari sofrada

Hediye konusunu Mustafa Taviloğlu’na (Mudo) sordum. Ne de olsa Türkiye’nin zamansız trendsetter’ı o. Thanksgiving yemeklerinin kitabını yazacak kadar bilir bu işleri. Mudo büyük bir yatırımla Maslak’ta muazzam bir mağaza açtı. Yaklaşık 50 bin çeşidin bulunduğu mağazanın özellikle hafta sonu satışları, tüketicinin ana eğilimini anlamamıza yetecek verileri sunacak bundan sonra. Mustafa Taviloğlu da özellikle hafta sonu en çok dekoratif ev eşyaları sattıklarını söyledi.

Altın sarısı

Dekoratif ev eşyası satışında rekora imza atmışlar. Yeni yıl temalı metal materyale sahip patchwork bibloları ile özel yapım cam yılbaşı ağaç süslerinin de çok satıldığını söyledi. Özel kutulu kupaların bu yılbaşında da gözde hediyelerden olduğunu vurgulayan Mudo, ponponlu throwlar, battaniyeler, kadehler ve yılbaşı figürlü çerezliklerde satışlardan memnun olduklarını söyledi. Satışların dağılımı da insanların yılbaşını bu sene çoğunlukla evde karşılayacağını gösteriyor.

Mermer-metal uyumu

Mudo’yu yakalamışken ev dekorasyonunda bu yılın trendlerini sordum. Yeni yılda son zamanların vazgeçilmezi mermer ve metalin aksesuarlardaki şık dokunuşu evlere daha modern bir hava verecekmiş. Klasikten vazgeçemeyenler için ise altın rengi metal dokuda aksesuarlar, kadife koltuk ve sandalyeler, deri koltuklar da güncelliğini koruyormuş. Mudo, tüm kış koleksiyonlarında modern tasarım etkisinin gözlendiğini söylüyor. Renk kartelasında ise genel olarak pastel tonlar ile blush, soft mavi ve petrol yeşilinin pastel tonları öne çıkıyormuş. Mudo’dan öğrendiğime göre, 2018 yılbaşı sofralarında klasikleşen kırmızı rengin yerini altın ışıltılı şık modeller alıyormuş. Etnik motifli seriler, el yapımı safari desenli, zebra, leopar ve fil figürlü mutfak ürünleri ise bu yıl sofralarda ön plana çıkıyormuş.

Fark yarattı

Hafta sonu Mudo’nun, Maslak’ta açtığı mağazayı da gezdim. Burası bir mağazadan ziyade kültürel bir yaşam kompleksi. İçinde enfes yemeklerin servis edildiği kafesi, sanat galerisi, çiçekçisi var. Yakında kitapçısı da açılıyormuş. Bu konsepte o kadar inanıyor ki kriz döneminde 15 milyon dolar yatırıp mağazasını yeniledi. Adeta İstanbul’a yeni bir yaşama kültürü mekanı kazandırdı. Günümüzde insanları mağazalara çekmek için farklılık yaratmak gerekiyor. Plazada, trafikte bunalan insan alışverişi bir keyif gibi yaşamak istiyor.

Mudo tam da böyle bir mağaza açmış. Zamanın ruhuna hitap eden bir mimari ile... Böylesi bir mağazayı Avrupa’da dahi görmedim. Aslında Mudo’yu tanıyanlar için şaşırtıcı değil bu zamanda yaptığı büyük yatırım... Mudo 1994, 2001 krizlerinde de büyük yatırımlar yaptı. Hiç vazgeçmeyenlerin, krizin korkutamadığı, krizi fırsata çeviren kuşağın temsilcisi o. Bunu sorduğum Mudo, “Bırakıp nereye gideceğiz ki, bu keşmekeşi, trafiği bile özlüyor insan yurtdışında” diyor. Hep yeniledi kendini, o nedenle olsa gerek Crate and Barrel gibi markalar pazardan çıkarken
o aksine yeni yatırım yaptı.

Yazının devamı...

30 DAKİKADA 3000 KALORİ!

Danışanlarını üçlü formülle zayıflatan 360 Fit’in kurucusu Liana Pesah, diyet, spor ve masajı tıp ve teknolojinin getirdiği imkânlarla yorumlamış. İddiası 30 dakikada 3 bin kalori yaktırmak

Yaklaşan yeni yıl, yeni hedefleri, yeni planları tetikledi yine... Ve tabii ki her zaman olduğu gibi bu yeni yıla girerken de ilk hedefimiz daha fit, daha zayıf olmak!
Zaten tıp ve teknoloji, enerjisinin büyük bölümünü insanın bu ulvi amacı uğrunda harcıyor!

Bu kadar araştırma yapıp üzerine bu kadar çalışınca da her geçen gün bu alanda bir yenilik, bir gelişme oluyor tabii... Geriye tek bir eksik kalıyor, bu yenilikleri bir çatı altına toplayıp ihtiyaç sahibine sunacak kişi, yani girişimci! İşte onlardan biri iş kadını Liana Pesah... Diyet danışmanlığı, yemek temini, spor ve bölgesel zayıflamayı, uzmanlarıyla birlikte 360 Fit adını verdiği merkezde sunuyor ve hızla büyüyor.

Üçlü formül

Büyümesi başlı başına bir başarı hikayesi de yöntemi çok ilginç ve iddialı. “30 dakikada 3 bin kalori verebilirsiniz” diyor örneğin. Normalde bir insanın 9 saatlik yürüyüşle 3 bin kalori harcadığını düşünecek olursak, iddia büyük gerçekten... Bunun için üçlü formülü var: Ketojenik diyet yapacaksın, performans havuzu gibi efor sarf etmeni sağlayan bir alette yürüyeceksin, bölgesel zayıflama masajı yaptıracaksın.

Bu formülü uyguladığı 360 Fit merkezleri Türkiye sınırlarını aşmış, yurtdışına bayilik vermeye başlamış. Sordum, anlattı...

14 şubesi var

- Bağdat Caddesi, Ataşehir, Nişantaşı, Levent’te şubelerinizi gördüm. Her köşe başında karşımıza mı çıkacaksınız!

İşe başlarken 5 yıllık yayılma planım yoktu. Öyle gelişti süreç. Sistem çok beğenildi, zayıflayan zayıflayana anlattı. Hiç hesapta yokken bayilik talepleri gelmeye başladı. Biz de franchise vermeye başladık. 2015’te başladım ve Türkiye genelinde 14 şubeye ulaştık. İstanbul’da üç ana merkez ve üç bayimiz var. İstanbul dışında Ankara, Adana, Bursa, İnegöl, Gaziantep, Şanlıurfa, Muğla ve Antalya’da bayilerimiz bulunuyor. Azerbaycan, İran, Katar, İngiltere derken birden yurtdışından da teklifler almaya başladık.

- Azerbaycan ve İran’da şu an aktif olarak var mısınız?

Görüşmelerimiz tamamlanmak üzere. Önce İran açılacak, sonra Azerbaycan. Ama asıl hedefim Miami ve New York’ta 360 Fit merkezlerini açmak. Miami için görüşmelere başladık zaten. Obezite asıl oralarda büyük sorun.

Et var, meyve yok

- Nasıl bir sistem uyguluyorsunuz?

Son zamanların popüler diyetlerinden ketojenik diyet; düşük karbonhidratlı, yağ ve protein tüketiminin artırıldığı bir diyet programı. Vücudumuz karbonhidratların parçalanması sonucu elde edilen glikozu enerji kaynağı olarak kullanır. Bu beslenme sisteminde ise yeterli karbonhidrat alınmadığı (50g altında) için enerji kaynağı olarak yağlar kullanılır. Ve yağ yakımı gerçekleşir. Ketojenik diyette, protein değerleri yüksek gıdalar tercih ediliyor. Yağsız kesim etler, biftek, kıyma, rosto, dana eti, tavuk, hindi gibi kümes hayvanları, yumurta ve ton balığı, somon, uskumru, yengeç, istridye gibi deniz ürünleri tüketilebilir. Trans yağlar yerine zeytinyağı, fındık yağı, avokado, hindistancevizi yağı gibi sağlıklı yağlar tercih etmeleri gerektiği anlatılıyor. Ispanak, pazı, semizotu, kabak, mantar, brokoli, karnabahar, salatalık, biber, marul, soğan gibi düşük karbonhidratlı sebzeler tercih ediliyor. Meyve, şeker içeriği yüksek olduğu için olabildiğince az tüketiliyor.

- Danışanlarınıza yemek de gönderiyor musunuz?

Kişi isterse yemeğini de biz veriyoruz. Düşük kalorili yüksek protein içeren çikolata barlardan, makarnaya kadar her ana ve ara öğüne yönelik çeşitli ürünlerimiz, özel çaylarımız var. Bu ürünler peynir altı suyundan elde edilen whey protein içeriyor. Whey protein vücutta en kolay sindirilebilen protein çeşitlerinden biri. Diyet programına başlamadan önce diyetisyenlerimiz, danışanın ölçümünü yapıyor. Kan tahlili sonuçları inceleniyor. Yağ oranı kadınlar için yüzde 25’in, erkeklerde yüzde 20’nin üzerinde ise kişiye uygun beslenme programı oluşturuluyor. Beslenme sistemi, kurduğumuz sistemin ilk aşamasıydı. Aynı zamanda spor ve bölgesel işlemlerle desteklediğimizde kişi kontrollü bir şekilde kilo veriyor.

Hızlı sonuç

- Ne kadar süre sizinle devam ediyorlar?

Ben sonucu hızlı görmek isterim, kişinin de hemen görmesini isterim. Dolayısıyla zayıflamak ve fit olmak için bizimle çalışan kişinin, haftada 2-3 kez merkezlerimize gelmesini istiyoruz. Bu işler uzaktan takiple, telefonla olmuyor. Kalıcı olmaz. Ketojenik diyet yapanlar süt ürünlerinden uzak durduğunda beşinci günden sonra yağ yakımı hızlanıyor.

- Diyetin yanına diğer unsurları eklemeniz nasıl oldu?

Kilo verme aşamasında vücut şeklinin sadece diyetle düzelmediğini gördüm. Estetisyenlerle, vücut şekillendirme çalışmalar yapmaya başladık. Liv Hospital’da ekibimle beslenme, bağımlılık tedavisi ve bölgesel incelme uygulamalarında 2 yıl çalıştık. Obezite cerrahi hastalarının tüm beslenme ve vücut şekillendirme çalışmalarını biz üstlendik. Önemli deneyimler kazandık. Ancak tüm bu süreçte danışanlarımıza tavsiye ettiğimiz düzenli hareket ve sporu çoğunun atladığı ve hatta yapmadığı gerçeği hep karşımızdadır.

Bölgesel zayıflamaya çözüm

- Bölgesel zayıflama anlamında neler yapıyorsunuz?

Medikal estetik uzmanımız var. Danışanın sorunlu bölgelerinde daha
hızlı nasıl sonuç alabiliriz diye düşündüğümüzde, mezolipoliz çalışmasını sistemimize ekledik. Oldukça basit, ayda 2 ya da 4 defa sorunlu bölgelere yapılan bu işlem bölgesel zayıflama sonuçlarımızı hızlandırdı. Kadın ve erkekte bacak, gıdı, karın, sırt, kol gibi tüm bölgelere rahatlıkla uygulanan bu işlem, küçücük bir nokta için bile faydalı olabiliyor. Meridyen terapide de galvanik akımla blokaj çözüyoruz. Bu sistem aynı zamanda kişinin vücutta biriken laktik asit ve ödemi atmasını sağlıyor.

Erkeğin derdi karın

- Erkekler daha çok neyi talep ediyor?

Karın ve gıdıdan şikayetçiler. Kadınlar ise basen, bacak, ki bu sorunlar çok oturmaktan ve hamur işi yemekten oluşuyor. Kollar, sırt ve yüz de şikayet edilen noktalardan.

Ekonomi okudu, sağlık koçu oldu

Orta ve yüksek öğrenimini Robert Koleji ve Boğaziçi Üniversitesi’nde tamamlayan Liana Pesah, işletme bölümünden mezun olduktan sonra yurt dışında ekonomi eğitimi aldı. Daha sonra düzenli spor hayatı ve dengeli beslenme disiplini ile kendi hayatında uyguladığı anti-aging çalışmalarının yanı sıra ruh ve beden bütünlüğü üzerine yaptığı araştırmalar sonucunda ‘Ne yersen, aslında osun’ felsefesini uygulamak amacıyla Institute For Integrativi Nutrition ve Stonebridge College’da bireysel sağlık ve beslenme koçluğu eğitimleri aldı. Bireysel sağlık koçu olarak 10 yıldır sektörde çalışan Liana Pesah, Liv Hospital’da 2 yıl dengeli beslenme ve bağımlılık tedavilerini içeren Bio Terapi Bölümü’nü yönetti.

İran'a bile ihraç!

Kendi sektöründe yaptığı çalışmalar ve edindiği tecrübeler sonucunda kilo kontrol ve zayıflama sektöründe tüm aşamaların bir arada olduğu bir merkez hayal ettiğini ve 360 Fit Yeni Nesil Zayıflama Merkezi’ni kurduğunu söylüyor. Merkezde vücut şekillendirmeden yüz şekillendirmeye, bağımlılık tedavilerinden anti-aging uygulamalara ve fonksiyonel antrenmanlara kadar pek çok uygulama yapılıyor. Liana Pesah, distrübütörü olduğu Vacu Magic Beauty Line yürüyüş bandıyla Türkiye’deki spor anlayışına yeni bir soluk getirmek istediğini söylüyor. Kurduğu sistem ilgi çekince bayilikler vermeye başlamış, İran’a bile modelini ihraç etmeye hazırlanıyor.

1 AYDA 1 BEDEN

- Bu gerçekle yüzleşince peki...

Yurtdışında yaptığım araştırmalar sonunda; kişinin kısa zamanda, sıkılmadan
keyifle yapacağı bir sistem keşfettim. Vacumagic yeni nesil bir yürüyüş bandı... Kişi bu bantta yürürken cihazdaki vakum, kolajen ve infrared sayesinde yağ yakıyor, bu arada cilt de yenileniyor. 30 dakikada gün içine yayılan 2500, 3 bin kalori harcatıyor. Bu da kişinin metabolizmasını hızlandırdığı için direkt yağ yakımına geçiyor. Sistem 360 Fit’in en önemli lokomotifi. Türkiye’ye bu sistemi getirdik.

YAĞ YAKIYOR

- Bu aletin özelliği ne?

Vacumagic ile metabolizma öyle bir hızlanıyor ki direkt yağ yakımına geçiyor. Yağ yakımına geçtiği anda içerdeki beslenme de ketojenik olduğu için ve bölgesel de çalıştığımız için o lenflere doğru hareket eden yağlar ter ve idrar yoluyla kişinin vücudundan atılıyor. Diyelim ki kişi ayda 3 kilo verdiyse 8 kilo vermiş gibi görünüyor. Bir beden küçülme etkisi yaratıyor. Çünkü vücudu sıkılaşıyor, forme oluyor. Bölgesel çalışmadan sonra pantolonuna giremeyen pantolonuna girmeye başlıyor.

Yazının devamı...

NEW YORK'TA AMAZON İSYANI

New York’un bugünlerde en sıcak gündemi Amazon. Online perakende devi Amazon yeni merkezi için New York’ta karar kıldı. New York’un Queens bölgesindeki Long Island City’de kurulacak ikinci genel merkezde tam 25 bin insan çalışacak. Üstelik büyük çoğunluğu yüksek maaşlarla. Şirket, her bir çalışana yılda ortalama 150 bin dolar maaş ödeyecek. İnsan bir teşekkür eder değil mi? Bırakın teşekkür etmeyi New Yorklular kazan kaldırdı, ‘İstemezük’ diye. Neymiş, Amazon’a teşvik verilmiş, fazla kalabalık yapacakmış, trafiği artıracakmış…

Sokağa çıktılar

Amerika’da yaşayan ödüllü 40 yaş altı başarılı iş insanlarından Zach Erdem ile gittiğim Queens bölgesinde esnafla konuştum, Amazon’u kesinlikle istemiyorlar, gerekçeleri:

- Semt zaten tıklım tıklım, zaten yeterince hizmet veremeyen metro kalabalıklaşacak, yaşam kalitesi düşecek. Amazon’un siparişlerini taşıyan binlerce kamyon trafiği felç edecek.

- Manhattan’da oturma gücümüz olmadığı için bu bölgedeyiz. Şimdiden kira fiyatları yükseldi.

- Sağlık hizmetleri, okullar yetersiz kalacak gibi birçok sebeple Amazon’un bölgeye gelmesini sabah akşam protesto ediyorlar.

Long Island City’nin neredeyse her noktasında; otobüs durakları, duvarlar, metro girişlerinde ‘AmazNO’ sloganı asılı. 112 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin kişisi olan Amazon’un sahibi Jeff Bezos tepkilerin odağında.

2.5 milyar $'lık yatırım

Long Island City’ye birlikte gittiğim, vizyonunu örnek aldığı Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk’in izinden giderek yeme içme sektörüne yatırım yapan Zach Erdem, işadamı mantığı ile Amazon’un bir kenti nasıl ihya ettiğini şöyle anlatıyor:

“Amazon’un ilk genel merkezi Seattle’da açıldı. Şehrin haritadaki yerini bilmezdik. Şimdi ise Seattle Amerika’nın üçüncü en pahalı gayrimenkullerinin olduğu
bölgesi. Amazon’un popülerliği arttıkça, son beş yılda Seattle’da ev fiyatlarındaki artış yüzde 70’leri buldu. Amazon, Long Island City’de yapacağı ikinci ana merkezi için bir çok satın alma yapacak. Bu da gayrimenkul fiyatlarını şimdiden artırdı. Şirketi yeni merkez için 2.5 milyar dolar yatırım yapacak. New York Belediyesi, bu projeyi derhal başlatmak istiyor ve Amazon’a büyük teşvikler sağladı. 25 bin kişiye iş imkânı sağlayacak projeden bu nedenle geri dönüş yok gibi görünüyor.’’

Türkler istiyor

Birçok şehrin yerel yönetimi kendi bölgelerinde merkez açması için Amazon’a ne imkânlar sundu. Düşünün 25 bin insan iş bulacak, restoranlar, mağazalar başta olmak üzere bölge olacak ihya olacak.

Bu nedenle Long Island City ve aralarında Astoria bölgesinde yaşayan Türklerin de olduğu bölge esnafı ise halkın aksine yatırıma sıcak bakıyor. Bölgenin ekonomisi canlanacağı için paralı Amazon çalışanlarının işe başlamasını dört gözle bekliyor.

Vitrinler tam selfie'lik

Amerika’da, özellikle New York’ta Noel ve yılbaşı süslemeleri bir olay. Damlayan ışıklandırmalı ağaçlar mı istersiniz, 50 bin ampulün aydınlattığı Rockefeller Center’ın önündeki geleneksel yılbaşı ağacını mı, yoksa her biri usta bir sanatçının elinden çıkmış gibi güzel mağaza vitrinlerini mi? Lüks alışveriş mabedi Bergdorf Goodman’in, Saks Fifth Avenue’nun önünde yüzlerce turist vitrin dekorasyonuyla selfie çekiyor. Gucci, Hermes, Louis Vuitton’un vitrinini kutsal bir mekana bakar gibi seyrediyor. Tüm mağazaların vitrinleri caddeler sanatsal bir şölen gibi.

Manhattan ışıl ışıl... Yılbaşı süslemeleri şehrin gerdanlığı gibi. Mağazalar yıllık alışveriş cirolarının yüzde 20’sini bu dönemde yapıyor. Yılbaşı atmosferi için şehre gelen yabancılar bol bol selfie çekiyor. Noel öncesi tüketiciye sunulan indirimlerinde etkisiyle şehre tatile gelen yabancıların çılgın alışverişleriyle özellikle Fifth Avenue ve Madisson’daki lüks mağazalar ihya oluyor.

Madalyalı Türk girişimci Erdem yatırıma doymuyor

Amerika’da yeme içme alanında, Nusret’ten sonra en çok konuşulan ikinci Türk olan Zach Erdem ile bir çok yere gittik. New York’un yazlık bölgesi Hampton’da Hollywood ünlülerinin ve zengin Newyorker’ların akın ettiği 75 Main, Summer House gibi mekânların sahibi.

Hampton’da iki restoran, iki gece kulübü ve bir oteli var. 40 yaş altı başarılı iş adamı ödülünü alan Zach Erdem’e şehre yaptığı katkılardan dolayı New York polisi de madalya vermiş. Bu madalya sayesinde arabasını bir çok noktada ayrıcalıklı olarak park edebiliyor. Şimdi de New York 42. caddeye Manhattan’ın eğlence hayatında önemli bir yer tutması beklenen özel bir gece kulübü açıyor. Yurt dışında hele böyle sıfırdan gelip Amerikan rüyasını gerçekleştirerek başarılı olan Türklere alkışımız büyük. Yanında 350 kişinin çalıştığı genç girişimci Zach Erdem’e yolun açık olsun diyorum.

Dünyanın başkentinde son trendler

En popüler televizyon programı: Game Of Thrones.

Çevre: Plastik pipetin deniz kaplumbağaları üzerindeki etkileri tartışılıyor. Bir çok şirket kâğıt pipetler kullanmaya başlamış.

Gündem: Marihuanayı tartışıyorlar. Amerika’nın bazı bölgelerinde olduğu gibi New York’ta da kullanımının yasal olmasını isteyen bir kesim var.

Espri: New Yorklular bugünlerde kızdıkları, kendilerini canından bezdiren insanlara, “Hapse gireyim de senden kurtulayım’’ diyorlar. Replik, Trump’un avukatı Michael Cohen’den alınma. Cohen, 3 yıl hapse mahkûm edilirken, “İlk defa huzurlu bir şekilde yaşıyorum. Trump’ın baskısından ve yalanlarından uzaklaştım’’ demiş.

Jack Scalia ‘Me too’ destekçisi

New York’ta her buluşmamızda İstanbul’a davet ettiğim ünlü Hollywood aktörü Jack Scalia ile yemek yedik. Genç oyuncu Eglentina Zingg’in de bulunduğu yemekte yine bayıldığım anılarını anlatmasına yol açacak sorular sordum. Elizabeth Taylor gibi dönemin en güzel kadınlarıyla dost olan ve yakışıklılığı dillere destan Jack Scalia rol aldığı filmlerde birlikte oynadığı hiçbir kadın oyuncu ile birlikte olmamış. “Bunu profesyonel bulmazdım’’ diyor. Bir insan bu kadar mı güzel yaş alır. Manhattan’ın trendi restoranlarından Omars’da genç kızlar gelip sürekli fotoğraf çektirdi. 68 yaşındaki oyuncu rol aldığı Dallas dizisinde kadınların gönlünü fethettiği yakışıklılığından gram kaybetmemiş. Aradan yıllar geçse de ünlü TV yıldızı Jack Scalia’nın T-Force, Acf Of War, Ground Zero gibi filmleri hâlâ hafızalarda.

Yazının devamı...

BiR SAATTE 650 MiLYON $'LIK SANAT!

Sanat dokunduğu her şeyi güzelleştiriyor, zenginleştiriyor, gençleştiriyor. Miami bugünlerde sanatla aydınlanıyor. Dünyanın her yerinden binlerce kişinin akın ettiği fuar, paralel etkinlikler, müze, önemli koleksiyonerlerin evlerine yapılan özel ziyaretler nedeniyle şehirde trafik felç.

Anish Kapoor, Terry Turell, David Hockney gibi dev sanatçıların eserlerinin sergilendiği fuar geçen salı koleksiyonerlere yapılan ön gösterimle (First Choice or Preview) başladı. Çoğu özel jetleriyle şehre gelen milyarderlerin alımlarıyla ilk bir saat içinde 650 milyon dolarlık satışın yapıldığı tahmin ediliyor. İlk gösterim milyarder koleksiyonerlere özel tutuluyor. Bu bölümün ziyaretçileri öyle konsantre ki yanlarından Brad Pitt, Angelina Jolie geçse dönüp bakmıyorlar. VIP gösterimin başlamasından önce hepsi önceliğin kendilerine verildiği saatlerde ilgilendikleri eserleri alma, inceleme telaşında....

Türkiye’ye davet

Onlar kadar konsantre gezen bir isim daha vardı; Ali Güreli! Contemporary İstanbul’un Başkanı Güreli galeri ve sanatçıları Türkiye’ye davet etmekle meşguldü. Salı günü saat 16’dan sonra ise VIP kartlarla girişler başladı, çarşamba
günü ise halka açılış yapıldı.

Sanata koruma

Miami Convention Center’daki Art Basel’i gezerken Miami’nin geldiği noktayı görüyorsunuz. Warren Buffet, Leonardo Di Caprio ile karşılıklı kahve içtiğiniz Collector Lunch milyarderler kulübü gibi. Son 7 yıldır şehri bir sanat destinasyonu haline getirmeye çalışıyorlar. Ve görünen o ki bunu başarmış durumdalar. Bu arada fuarda Jeff Koons’un çok ilgi çeken heykelinin başına, esere bir zarar gelmemesi için özel koruma konulmuştu. Design Miami’de ise, Ferdi’nin hemen yanında stant açan Sevan Bıçakçı’nın eşsiz işleri vardı.

Elçi gibiydiler

Fuar döneminde en çok ziyaret edilen yerlerden birisi de genç sanatçıların işlerinin sergilendiği Untitle... Fuarı birlikte gezdiğim EKAV Vakfı Başkanı İnci Aksoy ile Türkiye’den fuara katılan tek galeri olan Zilberman’ı ziyaret ettik. İnci Aksoy, Aslıgül Atasagun Çebi, Mustafa Taviloğlu (Mudo) fuarı Türkiye’nin sanat elçisi gibi gezdiler. Tanıştıkları, beğendikleri galerileri, İstanbul’a davet ettiler.

Her yer cıvıl cıvıl

Çok değil bundan 7-8 yıl önce Miami emekli destinasyonu gibiydi. Yürürken aman birine çarpmayayım da başına bir şey gelmesin diye korkardınız. Sokaklar zor yürüyen yaşlılarla doluydu. Bugün ise şehir bir sanat ve eğlence mabedi haline gelmiş durumda. Bagatelle gibi restoranların hepsi belli bir saatten sonra partilere ev sahipliği yapıyor. Önceden rezervasyon yaptırmadıysanız yer bulmanız mümkün değil.W Hotel, Sateı gibi oteller şehrin sosyal hayatında önemli mekanlar durumunda.

Okyanus havası

Miami, Türklerin hep sevdiği bir şehir oldu. Rahmi Koç yılın belli aylarını burada
geçirerek bu konuda öncülük yapmıştı. Gördüğüm kadarıyla Biscayne bölgesi Türklerin gözdesi. Balkonlu ve okyanus manzaralı gökdelenlerle
bölge yükselişte.

Online, caddeyi vurmuş

Miami’deki zenginlik akıl alır boyutlarda değil. Mesela patronu Türk olan Nexxt restoranın bulunduğu apartmanın sahibinin tam 1.400 gayrimenkulü var. Miami’nin İstiklal Caddesi diyebileceğimiz Lincoln Road’da geçen yıl uğradığım iki mağazayı kapanmış görünce şaşırdım. Ekonomi tıkırında görünürken mağazaların neden kapandığını anlamak için Miami esnafı ile sohbet ettim. Anlattıkları şu: Online satış başladı, mertlik bozuldu! Satışların online’a döndüğü günümüzde mağaza ciroları eskisi gibi değil. Caddede kiralar çok yüksek, kar etmek mümkün değil. Mülk sahipleri bunu anlamıyor, kiraları indirmiyor!

Mudo’dan önemli uyarı

Amerika’da online satışlar, toplam satışların yüzde 25’ine ulaşmış durumda. Fuarı birlikte gezdiğim Mudo’ya Türkiye’deki oranı sordum, yüzde 15 düzeyindeymiş... E-ticaretin her geçen gün artarak geleneksel ticaretin yerini aldığına dikkat çeken Mudo, Türk mülk sahiplerini de uyarıyor: Kiraları böyle yüksek tutmaya devam ederseniz bir süre sonra markaların boşalttığı dükkanlarınızda kendiniz iş yapmak zorunda kalırsınız.

Doğru söze ne denir, çarşambanın gelişi perşembeden belli...

Tabanlıoğlu gemi tasarımı için yarışıyor

Royal Caribien dünyanın en büyük cruise şirketi. 3 bini aşkın insanın sığdığı gemileriyle Bahama Adalarından, Ege’ye, Akdeniz’e yüzbinlerce insanın seyahat etmesini sağlıyorlar. Carnival, NCL gibi gemilerinin İstanbul’a uğraması Kapalıçarşı’yı bir ay ihya ediyor. Gemilerinin adları ve tasarımların ülke adı ve atlasları gibi bilinir, tanınır. Royall Caribien’in yeni gemi yapımı da uluslararası bir olaydır. Dünyanın en önemli mimarları, tasarımcılarına teklif götürülüp yeni gemilerinin yapımı için tasarım yapmaları istenir. Alanında uzman isimlerden oluşan jüri toplanıp uygulanacak tasarıma karar verir. Türkiye’den ilk kez bir mimar bunun için davet aldı; Murat Tabanlıoğlu. Tasarımı finale kalsa da kalmasa da davet edilmesi büyük başarı. Miami’de karşılaştığım Tabanlıoğlu en az AKM projesi kadar heyecanlıydı.

Her zaman ki mütevazılığı ile... Bazen Tabanlıoğlu’ un bu mütevazılığının iddiası olduğunu düşünüyorum; iddiasız iddialılardan O.

Koleksiyoner Nusret

Nusret’in sadece etle ilgilendiğin sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Yeni ilgi alanı sanat. Miami Art Basel’i 6 saat boyunca Mudo ile gezdi, eserleri inceledi. Miami’den sonra Los Angeles, Las Vegas, Şikago’da şube açacak, bunun için mekanları kiralamış durumda.

Yazının devamı...

YERLİ VE MİLLİ ŞEHİR HASTANESİ

Türkiye’nin en büyük şehir hastanesi Ankara Şehir Hastanesi Bilkent aralık ayında açılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açılışını yapması beklenen hastaneyi, bir yıl önce tamamlanıp hizmete açılan ve geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanlığı’nın denetiminde verimlilikte yüzde 96 gibi yüksek bir oranı yakalayan Mersin Hastanesi’nin de anahtar teslim yapımını üstlenen CCN Yatırım Holding, yabancı ortak ya da konsorsiyum oluşturmadan tek başına yaptı.

CCN Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Çeçen, engellemelere ve olumsuz finansman koşullarına rağmen iki hastanenin ilk finansmanını yapan ve başarıyla ilk tamamlayan grup olduklarını söylüyor. Ankara Şehir Hastanesi, başlangıçta 1.2 milyar euro’luk bir yatırımla projelendirilmiş ancak ek yatırımlarla 1.3 milyar euro’ya mal olmuş ve bu paranın 890 milyon euro tutarındaki finansmanı yerli ve yabancı 8 bankadan oluşan bir konsorsiyum ile CCN Yatırım Holding tarafından sağlanmıştı.

Klinik oteli de var

Avrupa’nın en büyük, dünyanın tek seferde inşa edilen en büyük hastanesi olan Ankara Şehir Hastanesi, 1 milyon 312 bin metrekarelik kapalı alanda 3704 yatak kapasitesi ile de dünya sıralamasında üçüncü sırada. Hastanenin içinde 100 yataklı tıbbi gözlem kliniği de (klinik otel) var.

Örnek olacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu ile hayata geçen ve en büyük hayali olan “Şehir Hastanesi” projelerinin, Türkiye’nin dört bir yanında birer birer gerçekleşmeye devam ettiğini söyleyen Murat Çeçen sözlerine şöyle devam ediyor: “CCN Holding olarak Ankara Şehir Hastanesi’ni yabancı ortak ya da konsorsiyum oluşturmadan tek başına gerçekleştirdik. Böylesine büyük bir projenin, finansmanını, inşaatını ve 19 hizmetimiz ile çözüm üreterek işletmesini yapabilen Türkiye’deki tek firmayız. Ayrıca Mersin ile birlikte 5000 yatak kapasitesine sahip iki hastanenin tüm süreçlerini sahiplenen yüzde yüz yerli firmayız. Hiçbir yabancı ortakla çalışmadık. Farkımız bu. Tüm tıbbi hizmetlerin Sağlık Bakanlığımızın profesyonel hekim kadrosu tarafından verileceği hastanemiz ile dünyaya örnek olacak bir projeye imza attık. Ankara Şehir Hastanesi’nin, devletimizin sağlık sektöründeki yetişmiş en iyi hekimleri ile yerel ve uluslararası alanda tıp ve ülkemiz adına büyük bir başarı kaynağı olacağına inanıyorum. Cumhurbaşkanımızın güveni ve desteği bizim için çok değerliydi. Başardık, aralığın son haftasında açılışımızı gerçekleştiriyoruz.”

13 bin istihdam

Murat Çeçen, istihdamla ilgili olarak ise şu bilgileri veriyor: “Akademik kadroları ile birlikte 2.700 doktor, 6.300 sağlık çalışanı ve 4.000 idari ve destek personel... Toplamda 13 bin kişilik kadro görev yapacak. Günlük 100 bin hasta, hasta yakını ve personele hizmet vereceğiz. Sağlık Bakanlığımızın çalışmaları sonucunda Ankara Şehir Hastanesi’nin 105 bin metrekarelik alanı çocuk hastanesi olarak inşa edildi.”

Sağlık vadisi olabiliriz

Dünyada en hızlı gelişecek sektörlerden birisinin sağlık olduğunu belirten Çeçen, “Tüm coğrafyamızda şehir hastaneleri modeli hastaneler kurabiliriz. Böyle bir gücümüz var vizyonumuz da. Doktoruyla, mühendisiyle, cihaz üreticisi, hemşiresiyle... Bir sağlık vadisi kurulabilir. Örneğin Ankara Şehir Hastanesi’nin bulunduğu Bilkent, ODTÜ ve Hacettepe’nin varlığıyla rahatlıkla bir sağlık vadisine dönüştürülebilir. Sağlık Bakanlığı’nın koordinasyonunda sağlık turizminde bir üs olabilir” diyor.

Ankara Şehir Hastanesi Bilkent’in, bugüne kadar birçok prestijli ödüle layık görüldüğünü kaydeden Çeçen, “Bonds&Loans Turkey Awards tarafından 2015 yılında 100 aday arasında En İyi Altyapı Finansmanı Ödülü’nü aldık. Yılın En İyi Proje Finansmanı ve Yılın En İyi Sendikasyon Kredisi kategorilerinde ikinciliğe değer bulunduk. Project Finance International (PFI) Awards tarafından da Ortadoğu ve Afrika kategorisinde Yılın Anlaşması Ödülü’nü aldık. Partnership Awards 2016’da, En İyi Sağlık Projesi Gümüş Ödülü, World Finance 2016:
Yılın Sağlık Hizmeti Sözleşmesi gibi pek çok ödülün sahibi olduk.”

Dilek Hanif lüks ihracatta büyüyor

Ünlü modacı Dilek Hanif, crem de la crem tabakanın vazgeçilmezi, Ortadoğu’nun en büyük lüks perakende grubu olan Al Tayer Group ve Katar merkezli Abuissia Holding aracılığı ile müşterileri ile buluşuyor. Her iki grup bölgede lüks segmentte yer alan toplam 400 mağaza ile faaliyet gösteriyor. Valentino, Roberto Cavalli, Saint Laurent, Versace, Isabel Marant gibi dünyanın önde gelen lüks markalarının satışa sunulduğu Dubai Bloomingsdale’in bu ay en çok satan ürünü Dilek Hanif koleksiyonundan bir tasarım oldu. Ürün, Dilek Hanif’in DNA’sını yansıtan yalın, zarif, vücudu saran heykelsi formu ve yüksek kalitedeki kumaşıyla ön plana çıkıyor. Dilek Hanif, hazır giyim markası ile her yıl Paris’te 2 kez hazır giyim fuarında yer alıyor ve dünyanın önemli buyer’larından gelen siparişleri Avrupa ülkeleri ile Amerika ve Ortadoğu’da satışa sunuyor. Koleksiyon önümüzdeki yıl yeni projelere hazırlanıyor. Dilek Hanif markası ülkemizde ise Beymen ve Gizia Gate mağazalarının yanı sıra Dilek Hanif Showroom’u ve online’de satışa sunuluyor.

72 ülkeye Özel defile

Bir süredir ihracata yönelen Dilek Hanif, İlkbahar/Yaz 2019 hazır giyim koleksiyonunu dünyanın önde gelen moda profesyonellerine yarın akşam CNR Fashinonist’in açılış galasında sunacak. CNR Holding ve OTİAD işbirliğinde düzenlenen fuarın gala gecesindeki özel defileyi, yurt dışından 700 buyer ile Avrupa, Amerika, Afrika, Uzak ve Yakın Doğu ile Bağımsız Devletler Topluluğu’ndaki 72 ülkeden sektör profesyonelleri izleyecek. Couture tasarımlarının yanı sıra yaklaşık 10 yıldır hazır giyim alanında faaliyet gösteren Dilek Hanif, aralarında İtalya, Fransa, İngiltere, Almanya, Amerika, Tayland, Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve Kuveyt’in olduğu ondan fazla ülkeye lüks ürün ihraç ediyor.

Fütüristik bahçe...

CNR Fashinonist’e, tekstilde Türkiye’nin daha büyük bir pay
alabilmesi için destek olmak amacıyla ilk kez katılmaktan mutluluk duyduğunu söyleyen ünlü modacı Dilek Hanif şöyle konuştu:

“Türkiye tekstil konusunda çok daha iyi yerlerde olmayı hak ediyor. Biz Dilek Hanif markasıyla uzun yıllardır dünyanın önemli merkezlerine lüks ürün ihracatı gerçekleştiriyoruz. Bu yolculuğa couture ile başladık. Sonrasında yaklaşık 10 senede Dilek Hanif Hazır Giyim markasını bu noktaya getirdik. İhracata yönelik hazırladığım ve 40 manken tarafından sunulacak Dilek Hanif İlkbahar/Yaz 2019 koleksiyonu el işçiliği ve özel kumaşlarla üretildi. Fütüristik detaylar kullanarak minimalizme vurgu yaptım. Koleksiyonumda benzersiz bir botanik
bahçesini yansıtmak istedim.”

KIŞ MODASI

Hanif bu kışın modasını da anlattı: “Sıcak tonlar, kızıl, camel, bordo, zengin sarılar ve uzun yıllardır özlediğimiz acı kahve öne çıkan renkler. Bunun yanı sıra formlarda yüksek omuzlar, drapelerle hazırlanmış tasarımlar. Asimetrik ve piliseden
oluşan kıyafetler. Bol kesimli ceket formları da öne çıkıyor.”

Yazının devamı...

Bilgiye ‘vakıf’ olmak

Vehbi Koç’un hayatını anlattığı kitabı bir yaşam kılavuzu gibi. Vehbi Koç Vakfı’nın 50. yılı için sağlığında yazdığı kitaplarından derlenen “Vehbi Koç Anlatıyor” kitabında amaçlı, adanmış hayatların bir insan ömründe neler yapabileceğini anlıyorsunuz. Hayatın her anını bir öğrenme, öğrendiğini paylaşma ayini gibi yaşadığını görüyorsunuz. Yurt dışı seyahatlerini nasıl bir master programına çevirdiğini anlıyorsunuz. On binlerce insanın çalıştığı Koç imparatorluğuna giden yolun disiplin, ısrar, sabır, gözlem, merak gibi özelliklerle nasıl ilmek ilmek dokunduğunu da...

Ocak ayında, 1969’da Türkiye’nin ilk özel vakfı olarak kurulan Vehbi Koç Vakfı 50’nci yılını kutlayacak. Bu vesileyle Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Semahat Arsel, Vehbi Koç Vakfı Genel Müdürü Erdal Yıldırım ve Koç Holding Dış İlişkiler ve Kurumsal İletişim Direktörü Oya Ünlü Kızıl ile bir araya geldik. Semahat Arsel babasıyla ilgili anılarını da bizlerle paylaştı. “Bilmiyorum, öğreneyim derdi. Ne kadar hukukçu varsa, iş adamı varsa, politikacı varsa hepsine ayrı ayrı sorar, çalıştırır, bilgi alırdı. Müthiş meraklıydı. Nereye giderse gitsin, oranın bilhassa mülki erkânını, valisini, kaymakamını, öğretmenini, hepsini yemeğe çağırırdı. Dinlemeyi çok sever çok önem verirdi. Her kademe çalışanın görüşünü çok önemserdi. Türkiye’nin dört bir yanını gezmiş, dört iklimi yaşayan, insanları bu kadar birbirlerine bağlı olan bir toplumun neden daha hızlı ilerleyemediğini sorgulayan ve o konularda bir şeyler yapmak için çabalayan bir insandı.”

Üç odak belirledi

Yurt dışı seyahatlerinden birinde Amerika’da vakıf olgusuyla karşılaşıyor. Ford Vakfı’nın yaptıklarını görünce, Ankara’yı vakıflar kanununu çıkarmaya teşvik edene kadar yılmıyor. Defalarca Meclis’e gidiyor, mektuplar yazıyor. 19 yıllık bir çaba sonunda Vakıflar Kanunu çıkıyor. Her işte olduğu gibi büyük bir adanmışlıkla bu kez vakıfçılığa yöneliyor.

Vehbi Koç, 1967’de gençlerin eğitimi için yola çıkan 205 iş insanının biner lira vermesiyle kurulan Türk Eğitim Vakfı’nın kuruluşuna öncülük ediyor.

Vakıflar yasasının çıkmasının ardından adeta Türkiye’nin sivil toplum tarihinin kaderini değiştiriyor. 1969 yılına geldiğimizde Türkiye’nin ilk özel vakfı Vehbi Koç Vakfı’nı kuruyor. Vakıf için üç odak belirliyor: Eğitim, kültür, sağlık.

1971 yılında ülkemizin lider iş örgütü TÜSİAD’ın kuruluşuna öncülük ediyor.

1985 yılında Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı’nı, aynı yıl Turizm Geliştirme ve Eğitim Vakfı TUGEV’i kuruyor. 1993’de TEMA’nın kuruluşunda yer alıyor. Aynı yıl Türkiye’de sivil toplumun gelişmesi için çalışacak Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı TÜSEV’in kuruluşuna öncülük ediyor. Bugün her taşın altından çıkan sürdürülebilirlik olgusunu o zaman öngörüyor.

‘Buna çevrecilik diyoruz’

Vakfın finansal yapısını da sürdürülebilirlik üstüne oturtuyor. Koç Holding hisselerinin yüzde 7.15’ini vakfa devrediyor. Ki bu günümüzde 520 milyon doları aşan bir büyüklüğü ifade ediyor. Vehbi Koç efsanesinde aşırı tutumluluğu hep anlatılır. Bunu da sorduk kızı Semahat Hanım’a... Gülüyor, “İsrafa karşıydı. Her şeye dikkat eder ama bir arkadaşı hastalansın tedavisini üstlenirdi hemen” diyor.

Oya Ünlü Kızıl karışıyor söze: “Vehbi Bey sadece kendi evinde değil, otellerde, gittiği her yerde kullanılmayan ışıkları kapatırmış mesela. Bugün buna çevrecilik diyoruz. Yurt dışı gezilerinde önceliği milli meselelermiş. İş gezisine gidiyor ama çöp arıtma tesisi nasıl, lokantada yemek yiyor, kalan nereye gidiyor diye soruyor... Algısı o anlamda açık ve bunu dert ediniyor, soruyor. Orada yanıt alamadıysa Almanya’da iş yaptığı insana rica ediyor, o bilgileri alıyorlar, ona gönderiyorlar. Sonra Türkiye’deki ilgili kişilere bunu yazıyor.”

Bir gurur projesi

Semahat Arsel özellikle gençlerin okumasını istediği Vehbi Bey’in hayatını anlatan kitabı bizler için imzalarken şöyle diyor:

“Vehbi Koç, ‘Ülkem varsa ben de varım. Demokrasi varsa hepimiz varız’ söyleminin altını doldurarak yaşardı. Gerçek bir kanaat önderiydi. Aslında, bugüne kadar en gurur duyduğum proje, Vehbi Koç Vakfı’dır. Vakıf olarak yeni yatırımlarımızla ve yürüttüğümüz programlarla eğitime, bilime, sanata, kültürel mirasa ve sağlıklı bir topluma katkı sağlamaya gayret ediyoruz. Vasiyetini yerine getirebildiğimiz için ailece mutlu ve huzurluyuz.”

Konu bir ara son günlerde ardından söz ettiren ve SSK’lı hastalara da hizmet veren, Topkapı’daki Koç Üniversitesi Hastanesi’ne geldi. Hastaneyi görenler bilir hakikaten büyük bir organizasyon. Öğrendik ki vakıf bünyesindeki Amerikan Hastanesi’nin geliri de Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne aktarılıyor.

Semahat Hanım, “Kimse inanmıyor. Hâlâ biz üniversiteden para kazanıyoruz sanıyorlar” diyor. Bu noktada Erdal Yıldırım sözü alıyor: “126 milyon lira üniversitenin işletme açığı oluyor. Koç çok fazla bilimsel araştırma yapan ve buna kaynak ayıran bir üniversite çünkü. Üniversitenin öğrencilerden aldığı harç geliri var, bir miktar araştırma, yurt geliri var.”

Yazının devamı...

"Beyoğlu kimliğini yeniden inşa ettik"

Beyoğlu, İstanbul’un, hatta Türkiye’nin kalbi!.. Nasıl ki Times Square’dan bir kare gördüğünüzde New York’u ve ABD’yi, Taç Mahal’i gördüğünüzde Hindistan’ı, Big Ben’i gördüğünüzde Londra ve İngiltere’yi düşünürsünüz, İstiklal Caddesi’nde insan selinin arasında tramvay, simitçi ve kestaneciden oluşan o klasik tablo da dünyanın her yerindeki insanlarda Türkiye imajı uyandırır.

Elbette Beyoğlu, İstiklal Caddesi’nden ibaret değil. Kuzeyde Kağıthane Deresi’nden güneyde Karaköy İskelesi’ne, batıda Sütlüce’den doğuda Kabataş’a kadar uzanır. Ve barındırdığı tüm semtlerdeki farklılıkların, renkliliklerin, çok kültürlülüğün mozaiği, İstiklal’de dünyanın dört bir yanından gelen insanlarla taçlanır. Seçimlerin yaklaştığı şu günlerde yerel yönetimler gündemin üst sıralarında. Ancak Beyoğlu’nun yönetimi her zaman önemli bir gündem maddesidir. Üstelik sadece İstanbul’da değil, tüm Türkiye’de... Buradaki her yenilik tüm ülkede konuşulur.

Sosyoloji değişti

Bu nedenle son üç dönemdir Beyoğlu Belediye Başkanı olan Misbah Demircan’a uzattım teybimi... Adı kulislerde Sarıyer belediye başkanlığı için geçen, Beyoğlu’ndaki deneyimlerini Sarıyer’e taşıması beklenen Başkan’dan üç dönemi anlatmasını istedim. 2004’ten bu yana Beyoğlu’nun kimliğini yeniden inşa ettiklerini söyleyerek bilanço özeti veren Demircan, sorularımı yanıtladı.

- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanı olduğu 1994 seçimlerinden bu yana değişimi nasıl özetlersiniz?

Türkiye’de son 25 yılın 17’si kesintisiz AK Parti iktidarı ile geçti. Dev yatırımlarla ülke bü'yüdü. Sosyoloji değişti. Toplumun siyasetten ve yerel yönetimlerden beklentisi değişti. AK Parti yerel yönetimleri devralamaya başladığında çözmeye çalıştığı sorunların başında alt yapı sorunları vardı. İstanbul’un her yerinde çöp dağları patlıyordu. Çöple, kanalizasyonla, suyla, yollarla uğraştık. O dönemde insanlar, ‘Suyumuz aksın, çöpümüz toplansın, Haliç’in yanından geçerken nefesimizi tutmayalım yeter’ diyordu. Şimdi bu sorunlar kalıcı olarak çözüldü. İnsanlar artık, yatay şehircilik istiyor. Estetik kaygılarla bakıyor çevresine. Daha fazla yeşil, daha fazla mavi istiyor. Mahalle dokusunun korunmasını istiyor. Huzur ve sükunet istiyor. Çocuklarının daha iyi şartlarda yetişmesini, daha iyi sosyal imkanlara sahip olmayı istiyor. Gençler anlaşılmak istiyor, istihdam bekliyor. Bunları tarttığınızda yeni bir belediyecilik anlayışı şart.

Hedef odaklı

- Yeni belediyecilik anlayışına uygun neler yapıyorsunuz?

Belediye başkanının en önemli görevi, öncelikle hayatın sorunsuz işlemesini sağlamaktır. Çöpler toplanacak, sular kesintisiz akacak, kanalizasyonlar patlamayacak. Yollar düzgün olacak. Bunları Beyoğlu’nda, Türkiye genelinde hallettik. Bununla birlikte asıl kafa yormamız gereken şey istikbaldir. Geleceği tasarlamaktır. Özellikle çocuklar, gençler ve kadınlar... Gençlerimiz için Kefken Çevre Yaz Kampı’nı ilk dönemde kurduk mesela. Orası alternatif bir eğitim modeli olarak Türkiye’ye örnek oldu. Gençlik merkezlerimizin sayısı şu anda üç. Kadınlarımıza ve çocuklarımıza özel hizmetler veren semt konaklarımızın sayısı 15’e yükseldi. Bu hizmet kurumlarına 3 halka daha ekledik.

- Nasıl?

İnsanların belediyeden beklentisi sadece çöp toplamak veya bina yapması değil. Yaptığın her şeyi bir hedefe matuf yapmak gerekiyor. İnsanlar şehre ekonomisi, iyi bir eğitim, iyi bir gelecek için, iyi bir sosyal ve kültürel hayat için gelirler. Onun için şehre bütüncül bir bakış açısı kazandırmak çok önemli. Beyoğlu Belediyesi son
15 yılda şehrin kimliğini yeniden inşa etti. Belediyeciliğin ne olması gerektiğinin cevabını Beyoğlu’nda vermeye çalıştık.

Kadınlar için semt konakları

- Sosyal hayatla ilgili neler yaptınız?

Birincisi Beyoğlu ahalisine yönelik yaptıklarımız. Beyoğlu’nu 15 muhite böldük ve her muhite bir tane semt konağı yaptık. Semt konakları kadınları hedeflediği için de anaokullarını içine koyduk. Eğitim kursları ile spor alanları ile kadınların buluşabildiği bir ortam hazırladık. Çünkü biz erkek baskın bir toplumuz. Erkekler camide toplanıyor, kahvede toplanıyor ama kadınlar normal mahalle hayatında kendi ekiplerini oluşturacak mekân bulmakta zorlanıyorlardı. İşte bizim onlara sunduğumuz en önemli hizmet semt konakları oldu. Semt konaklarının her biri ortalama üçer bin metrekare ve binlerce kadına orada imkân yaratıyoruz. Bunun kadınlarımıza iki faydası var. Birincisi evin geçimine, ikincisi ise onların sosyalleşmesine yapacağı katkı. Kadın mutlu ise çocuk mutlu, aile mutludur. Semt konaklarımızın içerisinde bulunan sağlık ocaklarında doktorlarımız var. Semtlerin ortalarına minik minik meydanlar, ticari hayatı geliştirecek mekanizmalar kurduk. İnsanlara bir çarşı havasını oluşturmak, oraya ait olduklarını hissettirmek çok önemli. meydanlar hayat veriyor

- Bunu Beyoğlu’nun diğer bölgelerinde de yaptınız mı?

Cihangir’de de, Sütlüce’de de, Okmeydanı’nda da, Kasımpaşa’da da her yerde yaptık. Kasımpaşa Kızılay Meydanı, Kalaycıbahçe Meydanı, Kuledibi Meydanı şimdi de Şişhane Meydanı yapılıyor. Bu meydanlar şehre hayat veriyor. Mesela İstanbul’un birçok yerinde çok trend yerler vardır; villalar, apartmanlar, binalar vardır. Ama eğer çevrede belediyeler doğru bir dizayn yapmadılarsa insanlar evlerinde mutlu olduğu kadar çevrelerinde mutlu olmuyorlar. Bu sefer muhitlerinden merkezlere gelme ihtiyacı hissediyorlar. Beyoğlu’na İstanbul’un her yerinden insan geliyor. Ama Beyoğlu’nun içinde yaşayanlar hem muhitlerindeki bu gelişmeden mutlular hem de tüm İstanbul’a hitap eden İstiklal Caddesine gelmekten mutlular.
Sosyal hayat budur.

Sanata yoğun destek

- Beyoğlu, kültür sanat anlamında hep ülkenin önemli merkezlerinden oldu. Bunu nasıl geliştirdiniz?

Kültür hayatını iki türlü inşa ettik. Birincisi insanların kişisel hayatlarında kültürlerini inşa etmek, ikincisi ise kültür sanatı üreten profesyonellerin etkinliklerini yapmak sureti ile onları insanlarla buluşturmak. Yaptığımız irili ufaklı etkinlikler ile sanatı teşvik edip Beyoğlu’nda onların var olmalarını sağlamak ki, 100 tane sanat galerimiz var, irili ufaklı yüzlerce kültür merkezimiz var. Taksim Meydanı’nda altı ay süren büyük festivaller yapıyoruz. Sahaf festivali, Geleneksel El Sanatları Festivali, Antika Festivali gibi. Bu festivallerle Beyoğlu’nun sanat damarlarını, sanata hayat veren insanlarını, arkada kalmış insanları vitrinin önüne çıkarmak suretiyle onları desteklemek ve Beyoğlu’nun imajını değiştirme gayreti içerisindeyiz.

Bölgeye 10 bin yeni esnaf

- Ekonomi anlamında neler yapıldı?

Her şehrin bir ekonomisi vardır. Beyoğlu’nun ekonomisinin temel başlıkları kültür endüstrisi, sanat endüstrisi, turizm endüstrisi ve eğitim endüstrisidir. 2004’te buraya geldiğimizde Beyoğlu ekonomi kimliğini tam oturtamamış bir yerdi. Çünkü elimizde 9 bin esnaf vardı. Camialtı Tersanesi kapanmış, insanların istihdamı açısından soru işaretleri vardı ve fakirleşme sürecinde olan bir yerdi.

Sokaklar caddeler bakımsız ve boyasızdı. İnsanların kadınların, gençlerin gelmekten imtina ettiği, çekindiği bir Beyoğlu vardı. Bugün itibari ile 10 bin yeni esnaf daha geldi ve 9 bin olan esnaf sayımız 19 bine ulaştı. 6 bine yakın bina restore edildi.

- Yatak kapasitesi nasıl oldu?

50 bin yatak eklendi. İstihdam 80 bin idi 220 bin oldu. Tüm bu gelişmelerin yansımasını özellikle de İstiklal’e girdiğinizde net olarak görebiliyorsunuz. Çevredeki ışıl ışıl binalar size Beyoğlu’na geldiğinizi hissettiriyor. Elbette eksiklikler hâlâ vardır ama Emek Sineması, Narmanlı Han, Beyoğlu Belediyesi Başkanlık Binası, Tarlabaşı dönüşüm, sokaklar yollar, İstiklal Caddesi’nin dizaynı, her şeyiyle Beyoğlu İstanbul’un bir numaralı konuşulan ilçesi oldu.

Eğitimde öne çıktı

- Peki eğitimde ne oldu?

Eğitimde ilkokul, ortaokul, lise, üniversite hayatı... Biz ilk olarak okullara destek verdik. Bakımlarını, onarımlarını, tadilatlarını ve tamiratlarını yapıp eksiklerini giderdik. Desteğimiz okul dışında da devam etti. Kefken Kampı, Gençlik Merkezi, Turabibaba Kütüphanesi ve 15 semt konağında 15 bin çocuğa verdiğimiz eğitimlerle onları eğitim hayatında her zaman destekledik.

Ben başkan olduğumda Beyoğlu’nda hiç anaokulu yoktu. Bugün Beyoğlu’nda sadece belediyenin anaokullarında bin öğrenci var. Bir de Milli Eğitim’in okullarında öğrenciler var. Biz belediyemizin anaokullarında çocuklara kodlama eğitimi de veriyoruz. 100 bin çocuğu Kefken Kampı'na götürmüşüz. Binlerce çocuğu yurt dışına götürdük. Akademi Beyoğlu’nu kurduk.

Rakamlar konuşuyor

- 2004’te 6 bin olan yatak konaklama kapasitesi 50 bine yükseldi.

- İşletme sayısı 9500’den 19 bin 500’e çıktı.

- 80 bin olan çalışan sayısı 180 bin oldu.

- 27 bin binanın, 5737’si restorasyon ve renovasyondan geçti.

- Beyoğlu İstihdam Merkezi ile yaklaşık 12 bin kişiye iş imkânı sunuldu.

- Semt konaklarından yılda 100 bin kişi yararlanıyor.

- Hezarfen Anaokulları'nda yılda 1000 çocuğa eğitim veriliyor.

- 'Haydi Sinemaya Gidiyoruz Projesi'yle her yıl 9 bin öğrenci sinemayla buluşuyor.

- Boğaz Gezisi ile her yıl 10 bin öğrenci boğaz turu yapıyor.

- 145 bin genç, Pasaport Programı ile tarihi mekânlarını ziyaret ediyor.

- 10 yılda Okmeydanı ve Haliçport hariç 2.5 milyar dolarlık yatırım yapıldı.

Gençler kodlamayı öğreniyor

- Akademi Beyoğlu’nda hedefiniz ne?

Gençlerin iki şeye ihtiyacı var; yazılım ve kişisel gelişimlerine katkı sağlayacak tiyatro, müzik, YouTuber'lık, radyoculuk, yabancı dil, seslendirme gibi hayatını kolaylaştıracak dersler. Böylelikle bundan sonraki hayatlarında gidip bir yerde pazarlama yapacaksa bildiği dili kullansın veya e-ticareti bilerek bu işi organize etsin. Çekimler yaparak kendi pazarlayacağı ürünleri tanıtmayı bilsin. Kişisel eğitimlerini tamamlayacak unsurlara
destek vermeyi hedefledik.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.