SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

'HEYECAN' DORUKTA FİNANSMAN TIKIR TIKIR

Piyasalardaki hareketlilik ve seçim gündeminin etkisinin hissedildiği Türkiye’de yeni yatırımların yapılması ve projelerin devamı kritik önemde. Bu noktada ekonomide canlılığı yakalamak için atılacak tüm adımlar inanın oldukça değerli.

Ülkemizde mega proje denildiğinde şu sıralar öne çıkanlardan birisi de 10 milyar liralık proje büyüklüğü olan 1915 Çanakkale Köprüsü.

Limak Grubu ile Yapı Merkezi’nin yanlarına iki Güney Koreli şirketi (Daelim ile SK) alarak yapımını üstlendiği proje acaba ne durumda?

Son dönemde yaşanan gerginliklerin inşaat veya finansmana etkisi oldu mu?

‘En’lerin projesi...

Uzunluğu (2023 metre) ve kule yüksekliğiyle (318 metre) iki alanda dünyanın ‘en’leri arasına girmeye aday olan projede önemli rol oynayan Yapı Merkezi’nin Yönetim Kurulu Başkanı Başar Arıoğlu, işlerin yolunda olduğu mesajını verirken, Limak Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir finansmanda hiçbir sıkıntı olmadığını ve her şeyin planlandığı gibi ilerlediğini ifade ediyor.

Başar Arıoğlu ile İstanbul’daki buluşmamızda, Çanakkale’de, projenin önemli bir aşaması adına hummalı bir çalışmaya şahit oluyoruz. Laptop’unu açarak bölgeye bağlanan Arıoğlu, heyecanla, ekrandan her biri futbol sahası büyüklüğüne denk gelen ve denizin altına indirilmeye başlanan kule kesonlarını gösteriyor.

“Bakın üstünde 1915 Çanakkale Köprüsü’nün ayağının yükseleceği “keson” un deniz dibine oturtulması işlemi bitmek üzere. Şu anda 1.5 metre mesafe kaldı” diyen Arıoğlu, “keson” un ne olduğunu da anlatıyor: “Keson, köprü ve rıhtım gibi kalıcı yapıların sudan zarar görmemesi için kullanılan bir temel türüdür.”

Mühendislik farkıyla

Başar Arıoğlu, keson’un karadaki inşaat aşamasını gösteren bir fotoğrafı ekrana yansıtırken de şunları söylüyor: “İnşa ettiğimiz beton blokta akü gibi gözenekler var. Kesonun denizin dibine oturması, bu gözeneklere doldurulan su ile sağlanıyor. İlk keson u yerleştirme işlemi Avrupa yakasında gerçekleşti. Denizin derinliği Avrupa kıyısında 37 metre, Asya kıyısında 45 metre. Avrupa tarafına yerleşen “keson” un kalınlığı 40 metre. Asya tarafındaki 48 metre olacak. Her iki taraftaki “keson”un eni-boyu 75x83 metre. Batırma işlemi 7 Mayıs Salı akşamı kesonun batırılacağı noktaya taşınma işlemiyle başladı. 9 Mayıs Perşembe sabah “keson”un beton bölümü su altına girdi . Şu anda 9 Mayıs, saat 22.00. “Keson”un denizin tabanına oturması gece yarısını bulacak. Köprünün ayağının monte edileceği çelik bölüm su yüzünde kalacak.”

Kesonun her noktasının aynı anda deniz dibine oturmasının değinen Arıoğlu, “Keson deniz dibine çok küçük farkla bile yamuk otursa, sonra düzeltmek imkansız hale geliyor. Çünkü, ağırlığı iki katına, 130 bin tona çıkıyor. Bir de basınç var” ifadelerini kullanıyor.

1915 Çanakkale Köprüsü’nün Avrupa tarafındaki “keson” batırma işi bitti, şimdi sıra Asya tarafında. O da denizin dibine oturduktan sonra ayakların montaj ve yapım aşamasına geçilecek. Tüm planlarının işlediğini hatırlatan Arıoğlu, “Proje hedeflenen tarihte rahatlıkla bitecek” diyor.

Bölgeyi canlandıracak

1915 Çanakkale Köprüsü’nü 18 Mart 2021 ’de devreye almayı hedeflediklerini belirten Ebru Özdemir, yüzde 70’ini yabancı bankalardan sağladıkları 2.3 milyar euro’luk kredi paketinin pek çok uluslararası kurum tarafından da yılın en iyi finansmanlarından birisi olarak gösterildiğine dikkat çekiyor.

“Proje tamamlandığında hem İstanbul üzerinden geçen transit trafiği önemli ölçüde rahatlatacak hem de Ege, Batı Akdeniz, Güney Marmara ve İç Anadolu’nun ekonomik hareketliliğine önemli katkı sağlayacak” diyen Özdemir, şöyle devam ediyor: “Marmara etrafında kesintisiz otoyol ve köprü bağlantıları da bitmiş olacak. Bu rota üzerinden açılacak yeni ihracat kanalının da ülke ekonomisine büyük katkı yarattığını düşünüyorum.”

Yazının devamı...

Zorlu'ya Japon enerjisi!

2.2 milyar dolarlık borcu 1.5 milyar dolara indirmek için hisse satışı ve halka arz planladıklarını belirten Sinan Ak, doğalgaz dağıtımı satışında Japon Mitsui ile hızlı ilerlediklerini söyledi

Bundan bir süre önce 2.2 milyar dolarlık borcu azaltmak amacıyla hisse satışı, ortaklık ve halka arz planladıklarını, bunun paralelinde ekonomide dalgalanmaların yaşandığı bir sürecin içine girildiğini hatırlatan Zorlu Holding Enerji Grubu Başkanı Sinan Ak, “Bu yıl 400 milyon dolarlık EBITDA yaratacağız. Çok rahatlıkla faiz ve anaparayı ödeyebiliriz. Ama biz borcu azaltmak ve karlılığı artırmak için yola çıktık. Nihai hedefimiz bu borcu 1.5 milyar dolara indirmek” dedi.

‘Sermaye girişi olacak’

Doğalgaz dağıtımında yükselen iki bölge olarak tanımladığı Trakya ve Gaziantep için Mitsui ile ortaklık için masada olduklarını anlatan Ak, “Japon Mitsui’den ortaklık teklifi geldi. Yüzde 50-50. Üç de yerli şirketlerden teklif var. Hızlı bir şekilde Japonlarla ilerleyebiliriz. Finansmanı Japonya’dan sağlanacak. Masadaki teklif şöyle; İki grup birlikte şirket kuracağız. Finansmanın tamamı da Japonya’dan sağlanacak. Dolayısıyla Türkiye’ye önemli bir sermaye girişi olacak” diye konuştu.

‘Türkiye cazip pazar’

Sinan Ak, grup olarak iki bölgeye 350 milyon dolarlık bir yatırım yaptıklarını, projelerin 110 milyon dolarlık kredisi bulunduğunu ifade etti. Mitsui’nin Japonya’nın dünyada gazını tedarik eden şirket olduğuna dikkat çeken Ak, şunları kaydetti: “Mitsui, Brezilya, Meksika ve Tayland’da ortaklıkları olan bir oyuncu. Böylesine stratejik bir şirketin Türkiye’ye gelmesi önemli. Bu durum bize hala Türkiye’nin cazip bir pazar olduğunu gösteriyor. Mitsui’nin Acıbadem grubunda da ortaklığı var, bu ilgi bize şirketin Türkiye’de büyüme yoluna da gidebileceğini gösteriyor.”

Kızıldere’de 5’i 1 yerde!

İstanbul’dan bir grup ekonomi gazetecisiyle çıktığımız Denizli, Kızıldere’deki jeotermal tesislerinin hemen yanı organize tarım bölgesi olarak ilan edilmiş. Sera yatırımı için hazırlanan araziye yatırım yapacaklara bu tesislerden bedelsiz su sağlanacak. Yatırımların bu yıl başlaması planlanıyor. Jeotermal enerjinin bölgede birçok faklı alanda kullanıldığı belirtilirken, turizm-otel, sera-sulama, konut-sıcak su, gıda sanayi-gazlı içecek ve elektrik üretimindeki rolünden dolayı buna 5’i 1 yerde denildiği ifade ediliyor.

Yatırımın şifresi: Hep yenilenebilir

Zorlu Holding CEO’su Ömer Yüngül, enerjide büyük yatırımlara imza attıklarını, Denizli Kızıldere’deki 165 MW’lık jeotermal tesisinin tek yerde dünyanın en büyük santrali olduğunu belirtirken, jeotermalde Alaşehir’le birlikte toplam 305 MW ile Türkiye’nin en büyük yatırımcısı olduklarını söyledi. Grup olarak e-şarj, yenilenebilir enerji ve jeotermale yatırımları sürdüreceklerini ifade eden Yüngül, “Yatırım kollarımız hep yenilenebilir olacak” şeklinde konuştu. Grubun sadece jeotermale yaptığı yatırımların boyutu 1.5 milyar doları bulmuş durumda.

Yüngül, elektrikli otomobil ve şarj noktasında Türkiye’de nikel ve kobalt bulunduğuna işaret ederken, gelecekte tüm Türkiye’deki elektrikli araçlara yetebilecek bir maden varlığı olduğunu açıkladı.

Zorlu Grubu yurtdışı ayağında sorunlu Rusya operasyonu ile uğraşırken Katar ve Pakistan pazarlarında büyüme adına yatırımları sürdürme kararı almış durumda.

‘Yüksek ısıda’ kızgın rekabet

Türkiye jeotermal yatırımlarına özel sektör eliyle bundan 10 yıl önce başladı. Şu anda 32 şirket toplam 1.347 MW güçle bu alanda iş yapıyor. Bu da Türkiye’yi dünya liginde şimdiden ilk 5’in içine almış durumda. Böylece Türkiye 10 yıllık yatırımla son sıradan ilk 4’e girmeyi başarmış oldu. Jeotermal enerjide önce sahaların lisansı alınıyor sonra petrol ve gazda olduğu gibi sondaj yapılıyor. 50-60 dereceden 240 dereceye kadar sıcak su bulunup çıkarılabiliyor. Bu su kullanımın ardından içine bazı eklemeler yapılarak yine geldiği yere geri gönderiliyor.

Enerjideki yol haritasını dinlemek için, soldan sağa, Ali Er (Kızıldere Santral İşletme Müdürü), Ali Kında (Zorlu Enerji Yatırımlar Genel Müdürü), Ömer Yüngül (Zorlu Holding CEO’su) ve Sinan Ak (Zorlu Holding Enerji Grubu Başkanı) ile bir araya geldik.

Yazının devamı...

‘Varlık Fonu’nu satmayız 1923 ruhuyla kazanacağız'

Net değeri 30 milyar doları bulan Türkiye Varlık Fonu, ağırlıklı yabancılarla olmak üzere yeni yatırımlar ve ortaklıklarla büyüyecek. “Varlık Fonu Türkiye Cumhuriyeti’nindir. 82 milyonundur. Orası burası satılmaz” ifadelerini kullanan Zafer Sönmez, “Bir şeyi ipotek vermek ya da yok pahasına satmak, böyle bir şey yok. Agresif büyüme hedefimiz var” diyor

1 Mayıs gibi anlamlı bir günün sabahında, Etiler’deki Akmerkez’in 11. katında yer alan ofisindeki “1923” ismini verdiği toplantı odasında buluştuğumuz Türkiye Varlık Fonu (TVF) Genel Müdürü Zafer Sönmez, fon bünyesindeki hiçbir şirketin “satışı” veya “hisselerinin ipotek verilmesi” gibi bir durumun söz konusu olmayacağını söylüyor.

TVF’nin farklı oranlarla portföyüne aldığı şirketler arasında THY, Türk Telekom, Ziraat Bankası, Halkbank, Botaş, Borsa İstanbul, Çaykur, PTT ve Türksat gibi Türkiye’nin gözbebeği kurumlar var.

Amaçlarının günü kurtarmak değil 1923’teki Cumhuriyet ruhuyla bugüne kadar gelen Türkiye’nin varlıklarının değerini katlamak olduğunu ifade eden Sönmez, ellerindeki 1’i, 5 hatta 10 yapmak için çalışacaklarının altını çiziyor.

‘Sıkıntıyı paylaşacağız’

TVF olarak “Türkiye’nin kartviziti” olacaklarını aktaran Sönmez, fonun büyümesi için borçlanma, kredi kullanma, bono çıkarma gibi işlemlerin altına imza atacaklarını hatırlatırken, bünyelerdeki şirketlere vurgu yaparak, “Bir şeyi ipotek vermek ya da yok pahasına satmak, böyle bir şey yok. Agresif bir büyüme hedefimiz var. Sağlam bir stratejiyle güven sağlayarak, yabancı yatırımcıları Türkiye’ye çekip birlikte kazanmayı planlıyoruz. Sıkıntıyı da getiriyi de birlikte paylaşarak büyüyeceğiz. Geldiğimiz noktada şu anda TVF olarak yurtdışında güveni kazanmaya başladık. Buraya gelmek için can atıyorlar” şeklinde konuşuyor.

ŞİRKETLERDE SÖZÜ GEÇECEK

Fon bünyesindeki şirketlerin stratejileri ve yönetiminde etkili olacaklarının da bilgisini veren Zafer Sönmez, “Bunun aksi düşünülemez. Biz şirketlerimizle aynı saftayız onlara karşı değiliz. Biz TVF’yiz onlar iştirakimiz, öyle bir durum yok. Oturup birlikte çalışacağız ortak hareket edeceğiz. Birçok farklı sektörde şirket var mevcut yapıda, her şeyi bilmemiz imkansız. Birlikte bu şirketlere nasıl değer katarız bunun yolunu bulacağız, kesinlikle biz bir tehdit değiliz” eklinde konuşuyor.

MİLLİ PİYANGI İHALESİ HAZİRAN 2019'DA

47 yıl işletilecek, TVF geliri paylaşacak

TVF Genel Müdürü Sönmez, aksiyon tarafında ilk olarak Milli Piyango’nun lisans haklarını 47 yıllığına devretme projesinin olduğunu söylüyor. Burada da geçmiş örneğin aksine İddaa modeli uygulanacak.

Yüzde 100 sahip oldukları Milli Piyango’yu kendilerinde tutarak şirketin 1 olan değerini 10 katına çıkaracaklarını aktaran Sönmez, şunları aktarıyor: “Yerli yabancı büyük oyuncularla konuşuyoruz. Müthiş ilgi var. Devlet bunu satacak mı? Hayır. Çok başarılı İddaa örneğinde olduğu gibi kendinde tutacak. Devlet kazanacak.”

‘Devler can atıyorlar’

Operasyonu stratejik oyuncuya verdiklerinde, bütün gelirin kendilerine geleceğini ve işletme hakkı sahibine komisyon ödeyeceklerini belirten Sönmez, “Bize de bir gelir taahhüdü verecek oyuncu. İddaa’nın aynısı. Gelirden de bir pay alacağız. Özelleştirme yapılsaydı 10 yıl boyunca bir seferlik 2.75 milyar dolar alacaktı devlet, şimdi bu geliri katlama şansımız var. Tüm dünya devleriyle görüştük, bizimle beraber olmak için can atıyorlar. Ama biz en büyük değeri nasıl yaratırız diye bakıyoruz. Şu anki 3.5 milyar lirayı Fransa seviyesine gelsek 38 milyar liraya, İtalya seviyesine gelsek 70 milyar liraya, Yunanistan seviyesine gelsek 100 milyar liraya çıkarma potansiyelimiz var. İtibar da kazandırmış olacağız Milli Piyango’ya. 2020’nin ortasına geldiğimizde gözleriniz yerinden fırlayacak” dedi.

Bahis, şans oyuncularında uzmanlığı olan ve belli bir ciro kriterini karşılayan şirketlerin bu işin en az yüzde 51’ini alması gerekiyor. Geri kalan yüzde 49 için şirket konsorsiyum yapabiliyor.

Sönmez, “Şubattan bugüne yabancı yatırımcılara bu konuyu anlatıyoruz, onların ihtiyacına göre dizayn ediyoruz. İlk etapta 10 yıl onlarla aynı gemideyiz. Haziranda teklif alacağız, haziran sonu temmuz başında bu işi kime vereceğimizi tespit ederiz. Devri yılsonu itibariyle yaparız” diye konuşuyor.

Sonrasında TJK

Öte yandan Milli Piyango ihalesinin başarıyla tamamlanması sonrası sıra TJK bünyesindeki at yarışı bahislerine gelecek.

FARKI NE OLACAK?

2015’te yapılan ihalede 10 yıllığına 2 milyar 750 milyon dolarlık teklif gelmiş ama para yatırılmadığı için ihale iptal olmuştu. O zaman devlet 10 yıl için tek sefere bu parayı alacaktı. Yeni ihale ise gelir paylaşımı modeliyle 47 yıllığına olacak.

Rusya ile fifty-fifty!

Son Rusya ziyaretinde bu ülkeyle birlikte 900 milyon euro’luk ortak yatırım platformu oluşturduklarını, ilk adımının 200 milyon euro olduğunu anlatan Sönmez, şunları kaydediyor: “Yüzde 50’sinin Rusya’ya yüzde 50’sinin Türkiye’ye yatırıldığı bir fon yapısı. Neden önemli? Mütekabiliyet kelimesi var bir ticaret tarafı var bir de sermaye tarafı oluşmalı. Sermaye tarafını biz oluşturuyoruz. Bildiğiniz şeyde güven olur. Yatırım yapılacak şirketleri konuşmak için erken ancak sağlık, teknoloji altyapı, tüketici ürünleri alanında yatırım yapacağız. Rusya ‘şu şirketler bizim için yatırım yapılabilir, bizim için de bunlar’ diyeceğiz. 10 yıl içinde de çıkış yapacağız. O şirketlerde nihai ortak olmayacağız, büyümelerini sağlayacağız.”

Mönüye ‘levrek’ ekledi seri yatırımlar çekecek

Yakın zamanda büyük bir grupla Türkiye’de cari açığı azaltıcı büyük bir yatırıma imza atmayı planladıklarını bildiren Sönmez, şöyle devam ediyor: “Artık devlet oyunu değiştiriyor. Yabancılara da bunu şöyle anlatıyoruz; Türkiye restoranında mönüye yeni yemek koyduk. Bugüne kadar et ve tavuk vardı şimdi menüye ızgara levrek koyuyoruz.”

Sönmez, cari açığı azaltacak büyük bir yabancı yatırımın azınlık ortağı olacakları proje hakkında şunları söylüyor: “Türkiye’ye gelen yabancıların opsiyonlarını artırıyoruz. Biz size yüzde 15-20 ortak oluruz. Çıkış planı yapalım biz de devletle ilgili sorunlara çözüm olalım. Türkiye bu yabancı direkt yatırım konusundaki masaya koymadığı çözümlerden birini koyuyoruz. Cari açığı azaltıcı çok büyük projenin azınlık ortağı olmak için nihai görüşmelerimiz var. Türkiye’de yapılacak büyük bir yabancı yatırımın azınlık hissedarı olacağız. Bu daha başlangıç. Bunun gibi bir sürü şeyi seri şekilde yapacağız.”

Değeri 30 milyar dolar %20-25 borçlanılabilir

Borçlanmaya değinen Zafer Sönmez, 30 milyar dolarlık net değeri olan fonun 1 milyar euro borçlandığını belirtirken, OECD ortalaması olan yüzde 20-25’e kadar borçlanabileceklerini söylüyor. Sönmez, şöyle devam ediyor:

“Bu büyüklükte 1 milyar euro borç hiçbir şey değil. Sendikasyon bankalarımız dünyanın en büyükleri. 10 büyük yabancı banka ile finansal sektörün güvenini kazandık. Uluslararası denetim ve rating adımları atılacak. Sonra bono programına çıkacağız, 2019 yılının son çeyreğinde. Stratejik planımızı da onaylattık. 2028 yılına kadar ne varlıklar olacak, nereye büyüyeceğiz belli durumda. Etkileyici bir büyüme göstereceğiz. Ve uluslararası benzerlerimizle aynı büyüklüklere ulaşmayı hedefliyoruz.”

‘Yönetimdeki isimlerin hiçbiri tesadüf değil’

TVF’nin yönetim yapısını anlatan Sönmez, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkan, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak başkan yardımcısı. Diğer üyelerin tanımlarının hiçbiri tesadüf değil. Bir akademisyen istedik, Erişah Arıcan çok değerli hocamız. Bir işadamı istedik, Fuat Tosyalı, Türkiye’nin Merkez Bankası’na kaydedilmiş en büyük dış yatırım Fuat Bey’in Cezayir’deki yatırımı. Bir bankacı olmalı Hüseyin Aydın, hem Bankalar Birliği Başkanı hem Türkiye’nin en büyük bankasının Genel Müdürü. Bir de sivil toplum kuruluşu başkanı istedik en büyük sivil toplum örgütü TOBB’un Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu bizde. O da tamam, bir de yatırım işi yapıyoruz, yatırım ofisinin başındaki Arda Ermut olsun istedik, kendisi de yönetimimizde.”

Yazının devamı...

Washington modeli Ankara’ya taşınacak

TAİK’in Washington temaslarında ‘siyaset’ ve ‘iş alemi’ adına çok önemli kazanımlar elde edildi. Geleneksel olarak ABD’de yapılan etkinliğin devamı Ankara konferansıyla gelecek.

Washington

Türkiye’nin kabineden üç bakan ile geniş kapsamlı iş dünyası heyetiyle katıldığı, DEİK bünyesindeki Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) ve American Turkish Council’ın (ATC) 37’nci yıllık ortak toplantıları kapsamında iki tarafının da önemli kazanımlar elde ettiği görüşmelere imza atıldı. Siyasi ve ekonomi tarafında yaşanan gerginliklerin aşılma noktasında iş dünyası temsilcilerinin de görüşlerini paylaştığı toplantıların sonunda DEİK Başkanı Nail Olpak ile TAİK Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, Trump International Hotel’de biraraya gelerek görüşlerini paylaştı.

Başkanlara rapor

Yalçındağ, iki ülke arasındaki ticareti 75 milyar dolara taşımak için ABD tarafıyla birlikte rapor hazırlayacaklarını ve haziranda bunu iki Başkan’a sunacaklarını iletti.

“Biz bu konferansı yakın geçmişte iki defa iptal ettiğimiz için stres seviyemiz üst noktadaydı. İki tarafın katılma isteksizliğinden dolayı iptal edilmişti. Bugünlerde sorunlarımız olmasına rağmen iki tarafın da istekli olduğunu gördük” diyen Yalçındağ, şöyle devam etti: “İlgi gerçekten çok yüksekti. Son 15 yılın en yüksek ilgisiyle karşılaştık. 700 kişinin üzerinde katılım oldu. Üç bakanımızın üst düzeyde temsili önemliydi. ABD ve Türkiye taraflarında iki Başkanın birlikte belirlediği 75 milyar dolarlık ticaret hedefi sebebiyle bu etkinliğin stratejik önemi arttı.”

Beyaz Saray değer kattı

Toplantıları değerlendiren Yalçındağ, “Cumhurbaşkanımız seçim sonrasında yaptığı balkon konuşmasında “En önemli gündem ekonomi olacak” demişti. Dolayısıyla biz de TAİK ve iş alemi olarak Washington temaslarında amacımıza ulaştık.”

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşme hatırlatıldığında, “Beyaz Saray görüşmesi konferansa başka bir değer kattı. Bakan düzeyinde Beyaz Saray’da bir Başkan ile yapılan ilk görüşmeye imza atıldı” ifadelerini kullanan Yalçındağ, “Ayrıca Washington’da çok farklı yerlerde görüşmeler de oldu. Buraya gelirken çok umutlu değildim ama şimdi çok ümitliyim” dedi. Yalçındağ, “Türkiye ve ABD arasında yaşanan gerginliğin bu aralarda son bulması lazım. Yoksa geri dönülemez zararları olan bir manzara ile karşılaşırız” değerlendirmesini de yaptı.

‘En verimli toplantılara imza atıldı’

Washington temaslarını değerlendiren Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu Başkanı Nail Olpak, “Geçen hafta Cumhurbaşkanımız ile birlikte ABD seyahati öncesinde Rusya’ya gittik. Son zamanlarda çıktığımız seyahatler içinde en memnun olduğumuz görüşmeler gerçekleşti. Türkiye’den 27 firma ile gittik. Başkan Putin ile 2.5 saat geçirdik. Tüm taleplerimizi ve sorunlarımızı anlatma fırsatı bulduk. Oradan ABD’ye geldik. Burada da çok etkili ve verimli görüşmelerimiz oldu” dedi.

Olpak ayrıca, Rusya ile 26 milyar dolar olan karşılıklı ticareti 100 milyar dolara, ABD ile 25 milyardan 75 milyar dolara çıkarma hedefi doğrultusunda iş dünyası olarak önümüzdeki dönemde çok çalışacaklarını ve yeni yöntemlerle bu hedeflere hızla ulaşmayı planladıklarını anlattı.

Yazının devamı...

BEYAZ SARAY’DA TARİHİ GÖRÜŞME! Albayrak Trump’la... Tüm mesajlar iletildi

S-400 gerginliğinin yaşandığı, yatırımcıların Türkiye ile ilgili kafalarında soru işaretlerinin arttığı bir dönemde Beyaz Saray’da Başkan Trump dahil ABD’nin etkili isimleriyle sürpriz görüşmeye imza atan Bakan Berat Albayrak, Türkiye’nin geleceği adına umut vaat etti

Türk ekonomisi için Batı ile ilişkiler tarafında gerginliklerin yaşandığı bir dönemde ABD’de uluslararası finans piyasalarının etkili oyuncularıyla bir araya gelen Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Beyaz Saray temaslarında tarihi bir görüşmeye imza attı. Bu sürpriz görüşme Albayrak ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yaşandı.

İkili görüşmenin ABD ile ilişkilerin gerildiği, yabancı sermayenin “Türkiye’ye yatırım” noktasında kafasında soru işaretlerinin arttığı bir ortamda gerçekleşiyor olması stratejik olarak oldukça değerli bir hamle olarak kaydedildi.

Rusya eksenli S-400 gerginliği ve dolarda yaşanan hareketlilikle aynı döneme denk gelen bu görüşmenin gayet sıcak geçtiğini belirten Albayrak, buluşmanın pozitif bir havada gerçekleştiğini söyledi.

Önem göstergesi

Beyaz Saray ve Türkiye adına bugüne kadar yapılan görüşmelere bakıldığında, bir ABD Başkanı ile bir Türk Bakan’ın gerçekleştirdiği ilk görüşme olarak kayıtlarda yer alacak olan bu teması değerlendiren Albayrak, bunun ABD’nin Türkiye’ye verdiği önemin göstergesi olduğu ifade etti.

Öte yandan yapılan görüşmede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajları da yüz yüze Trump’a iletilmiş oldu.

DEİK bünyesindeki Türkiye - ABD İş Konseyi ve American Turkish Concil’ın (ATC) 37’nci yıllık ortak toplantısında yapacağı konuşma öncesinde Ritz Carlton Hotel’de bir araya geldiğimiz Albayrak, Türkiye’nin gelecek adına dünyada önemli bir oyuncu olacağına değindi. Albayrak, Beyaz Saray temaslarıyla ilgili şu noktalara dikkat çekti:

- Perşembe gününden itibaren toplantılarımız vardı. Pazartesi günü de iki programımız vardı. Biri Beyaz Saray’da muhataplarımızla... Hazine ve Ticaret Bakanlığı muhataplarımızla görüşmemiz oldu. 20 milyar dolarlık ticaret hacminin 75 milyar dolara taşınmasıyla ilgiliydi. Öncesinde dar çerçevede toplantı yapıldı, sonra ABD Başkanı bizi kabul etti. Cumhurbaşkanımız’ın bazı mesajları vardı, onları kendisine ilettik. Gayet pozitif, olumlu, yapıcı bir görüşme gerçekleşti.

- Her ne kadar bakanlığımızla alakalı konuları görüşmek için gelmiş olsak da, başvurumuza bağlı olarak Başkan’la da temasımız oldu. Mesajlarımızı ilettik, kendilerinden gayet pozitif bir geri dönüş aldık, gerekli mesajları da Türkiye’ye dönünce Sayın Cumhurbaşkanımız’a ileteceğiz.

Olumlu bakış açısı

- (S-400 gündeme geldi mi?) Türkiye’nin ihtiyaçlarına dayalı S-400’le alakalı süreçleri gayet makul bir şekilde dinleyip olumlu bir anlayış içinde bir bakış açısı sergilediğini gözlemlediğimi ifade edebilirim.

- (Bakan olarak böyle bir kabulü nasıl yorumluyorsunuz?) Kişisel olarak üzerime alındığım bir husus değil, Türkiye’ye verilen önemi, Türkiye’nin stratejik önemini gösteren bir husus. ABD Başkanı’nın Türkiye’ye karşı olumlu algısını ve Cumhurbaşkanımız’la olan güçlü diyaloglarını gösteren bir husus.

- Başkan ile görüşmemizin dışında, Ticaret Bakanımız Ruhsar Hanım, Sayın Ross ve Sayın Başkan’ın danışmanı Kushner’in olduğu heyetler arası görüşmeler gerçekleştirdik. Kritik alanlarla alakalı daha detaylı bir çalışmayı genel hatlarıyla müzakere ettik. Akabinde belirlenecek sektörlerle ilgili alt grupların kurulması konusunda mutabakata varıldı.

Enflasyon hedefin aşağısında kalacak

“Zor bir dönemi minimum hasarla atlattık” diyen, en kötü dönemin geride kaldığını vurgulayan Bakan Berat Albayrak, yıl sonu enflasyonunun, yüzde 15.9 oranındaki hedefin altında kalacağını belirtti.

‘Oval ofis’te buluşma

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, ABD Başkanı Donald Trump tarafından kabul edildi.

Albayrak, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Hazine Bakanı Steve Mnuchin ve Kıdemli Başdanışman Jared Kushner ile iş birliğimizi artırmaya yönelik adımları görüştüğümüz toplantılar sırasında, ABD Başkanı Sayın Donald Trump tarafından kabul edildik. Kendilerine Cumhurbaşkanımızın selam ve mesajlarını ilettik” dedi.

En başarılı ziyaret

Türkiye - ABD ilişkileri konusunda, demir - çelik ürünlerine uygulanan ek vergiler ile Halk Bankası konularının ele alındığını anlatan Albayrak, yatırımcılarla yaptığı toplantılara değinerek, ziyaretini, “Bugüne kadarkilerin en başarılısı” olarak nitelendirdi.

Kıdemde herkes mutlu olacak

Bakan Albayrak, yeni ekonomi paketinin en çok tartışılan başlığı olan kıdem tazminatı konusunda da şunları söyledi:

“Verilen mesajların doğru okunması lazım. Tüm paydaşların mutabakatıyla bir süreç işleyecek. Daha ortada bir şey yok. Kıdem tazminatı çok sorunlu bir alan. İşçi, işveren, sendika mutsuz. Öyle bir formül üreteceğiz ki tüm paydaşlar mutlu olacak. Sabırlı olalım. Tüm paydaşlarla adım atılacak.”

Yatırıma davet

“Biz Mayıs 2013’ten bu yana yaşanan süreçlerden önemli dersler çıkarıp kırılganlıkları elemine ederek, güçlü bir performans ortaya koymak zorundayız” diyen Albayrak, şöyle konuştu:

“Türkiye adım adım hedeflerine ilerliyor. Seçimsiz bir döneme giriyoruz. Türkiye ekonomisinin direnç kapasitesinin daha da geliştiği bir döneme giriyoruz. Bu noktada baktığınızda Türkiye yerli ve yabancı, Türkiye’ye inanan güvenen tüm paydaşlarının menfaatini korumakla görevli. Türkiye’ye yatırım yapanların daha da mutlu olduğu bir ortam oluşturmaya devam edeceğiz.”

‘İSTANBUL SEÇİMİNİ PİYASA SATIN ALDI’

Bakan Albayrak, görüşmelerinde İstanbul seçimleriyle ilgili sorularla karşılaşıp karşılaşmadığına yönelik sorular karşısında, resmi görüşmelerde konunun gündeme gelmediğini belirtti.

Bazı yatırımcıların bu konuda sorular sorduğunu anlatan Albayrak, “İstanbul seçimleri ne olursa olsun, piyasa tarafından satın alındı” dedi. Albayrak bu noktada, seçimlerden sonra 1 Nisan - 12 Nisan döneminde şirketler ve bireylerin bırakın dolar almayı 2 milyar dolar döviz bozdurduğuna dikkat çekti. Albayrak, “Seçim tekrarlanırsa yatırımcı tepkisi ne olur?” sorusuna, “Yatırımların artması veya kesilmesi açısından bir fark yaratmaz” yanıtını verdi. İstanbul seçimleriyle ilgili spekülatif yorumlar olduğuna dikkat çeken Albayrak, “Kaybederse vermeyecek deniyor. Ankara’yı kim kazandı ve şu an kim yönetiyor? Vermediler mi?” dedi.

TASARRUFA DEVAM

Bütçe performansı ve tasarruf konusuna da değinen Albayrak, “76 milyar TL tasarrufun 44’ü şu ana kadar teminat altına alındı. 32’si de uygulayacaklarımızla devam edecek. Biz geçtiğimiz yıl 5 ay kala bir bütçeyi tutturma noktasında çok daha zor bir dönemle karşı karşıya kaldık. Ve o dönemde bütçeyi tutturduk. Önümüzde daha 9 ay var” diye konuştu.

İŞTE 'SWAP'IN PERDE ARKASI

Seçim öncesi dolardaki hareket ve swap işlemlerini değerlendiren Albayrak, şu noktalara değindi:

“O gün ne denildi? ‘Türkiye’de swap piyasasında yabancılara limit getirildi’ denildi. Ne oldu o hafta? Türkiye Cumhuriyeti kurumlarının hiçbirisi Londra swap limitleriyle ilgili bir düzenleme yapmadı.

Ağustosta BDDK’nın yüzde 25 sınırlaması vardı. O değişmedi. Merkez Bankası yurtiçi bankaların kendisiyle olan swap limitleriyle ilgili düzenleme yaptı ve haftalık ihaleleri durdurdu. ‘Türkiye para vermiyor’ sözleri gerçek dışıydı. Bilakis Türk bankalarının yurtdışına sadece pazartesi 8 milyar TL likidite verdiğini görüyoruz. O gün piyasada elinde TL olmadan işlem yapan bazı kurumların açığa satışlarından kaynaklı bir süreç yaşandı. Türkiye’deki kurumların hiçbirisi serbest piyasa kuralları dışında işlem yapmadı. Seçime 4 gün kala 27 Mart’ta opsiyon piyasasında 11 milyar dolarlık işlem hacminde, 6.5 $/TL kuruna pozisyon alınmış. Türkiye sadece vatandaşlarının değil, ülkemizdeki yabancı yatırımcıların da yatırımlarını korumak için gereğini yapar. Burası muz cumhuriyeti değil.”

‘Hedef ABD ile ticaret hacmini 75 milyar dolara çıkarmak’

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Türkiye ile ABD arasındaki ticaret hacminin 20.7 milyar dolar olduğunu belirterek, “Hedefimiz bunu 75 milyar dolara çıkarmak. Dolayısıyla her sektöre ve ürüne odaklanacağız” dedi.

Bakan Pekcan, Washington’da Türkiye-ABD İş Konseyi ile Amerikan-Türk Konseyi tarafından düzenlenen 37. Ortak Yıllık Konferansı’nın ikinci gününde düzenlenen öğle yemeğinde katılımcılara hitap etti. ABD’nin Türkiye için her zaman önemli bir ticaret ortağı olduğuna dikkati çeken Pekcan, iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri güçlendirmeyi ve ilerletmeyi umduğunu ifade etti.

Pekcan, “Bildiğiniz gibi, başkanlarımız ikili ticaret hacminin 75 milyar dolara çıkarılması konusunda görüş birliğine vardı. Buraya vardığımızda malumunuz teknik ekiplerimiz sizinle de birebir irtibata geçtiler” diye konuştu.

Beyaz Saray’da Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ile birlikte ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kıdemli Danışmanı Jared Kushner ile çok verimli bir toplantı yaptıklarını aktaran Pekcan, “Hepimiz Türk-Amerikan ticari ilişkilerini güçlendirme konusunda mutabık kaldık” dedi.

Türk ve Amerikan iş insanları ve şirket temsilcilerine de iki ülke arasındaki 75 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşma konusunda katkı sağlamaları çağrısında bulunan Bakan Pekcan, “Her çaba, bizim için çok değerli çünkü, Türk-Amerikan ilişkileri bizim için değerli” ifadesini kullandı.

Yazının devamı...

'Gücümüzü korursak dünyaları fethederiz'

Son dönemde gerginliklerle anılan Türkiye ve ABD ilişkilerinin güçlü kalması gerektiğini belirten Amerikan iş dünyası, iki ülkenin sadece kendi topraklarında değil dünya çapında büyük işlere imza atabileceğini söylüyor

Türkiye ve Amerika arasında iş ve siyaset dünyasında zaman zaman yaşanan gergin dönemlerden birinden daha geçiyoruz. Bir tarafta dolar kurunda yaşanan oynaklık diğer tarafta S-400 ve F-35 tartışmaları...

Bu ortamda ilişkileri ve diyaloğu güçlendirmek adına karşılıklı olarak atılan her bir adımın önemi büyük.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ABD temaslarıyla aynı döneme denk gelen ve iki ülkenin iş alemini buluşturan bu yılki “ATC” toplantıları işte bu noktada iklimin yumuşaması için büyük fırsat olurken, konferans için seçilen ‘İşe Dönüş’ başlığı da anlamlıydı.

Gelecek ve işbirliği

DEİK bünyesindeki Türkiye-ABD İş Konseyi ve American Turkish Council’ın (ATC) 37’nci yıllık ortak toplantısı için Washington’dayız. Geleneksel olarak Beyaz Saray’a komşu Trump International Hotel’de gerçekleştirilen toplantıların ilk gününde konuşan tüm aktörler Türkiye ve ABD’nin geleceğinde stratejik işbirliğinin önemine vurgu yapıyor.

‘Başarabiliriz...’

Toplantılarda altı çizilecek bir söz, ülkenin en büyük iş dünyası örgütü ABD Ticaret Odası’nın Başkanı Tom Donohue’den geliyor: “Türkiye ile olan işbirliğini çok önemsiyoruz. Amerikan iş alemi için Türkiye önemli ve stratejik bir ülke. Birlikte çok şeyi başardık ve bunu devam ettirebiliriz. Sadece iki ülke arasında değil birlikte dünyanın birçok ülkesinde büyük işleri gerçekleştirebiliriz. Güçlü olmalıyız ve bu gücümüzü korumalıyız. Böylece iki ülke liderinin ortaya koyduğu 75 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşma hedefini hızla yakalayabiliriz.”

‘Patriot’u inceliyoruz’

Türkiye’nin ciddi bir füze tehditi altında olduğunu söyleyen Bakan Akar, tüm çabalarına rağmen, müttefiklerinden tatmin edici teklif alamadıklarını, Türkiye’nin NATO’ya bağlılığında hiçbir değişiklik olmadığını söyledi. Türkiye’nin S-400 almasının F-35 programını etkilemesine anlam vermediğini, Türkiye’nin F-35 alıcısı değil, ortağı olduğunu söyledi.

Son dönemde Patriotlar için yeni bir teklif aldıklarını söyleyen Akar, bunu dikkatle incelediklerini açıkladı.

Bakan Akar, konuşmasını, iki ülke arasında yaşananlara vurgu yaparak, “Problem var mı, Evet var. Çözülebilir mi, Evet çözebiliriz” diyerek noktaladı. Akar, çözümün iki ülkenin de yararına olacağını ifade etti.

Yeni fırsatlar masada

Washington’daki konferansın ilk günündeki oturumlarda iki ülke arasındaki savunma sanayi ve işbirliği olanakları masaya yatırıldı. Ticaret, inşaat ve altyapı, siber güvenlik, çevre, enerji, Ar-Ge ve inovasyon panellerinin de gerçekleştiği konferansa siyaset ve iş dünyasından geniş katılım oldu.

‘TÜRKİYE OLMADAN HİÇBİR ÇÖZÜM YOK’

ABD’nin Suriye temsilcisi Ankara eski Büyükelçi James Jeffrey ise karşılıklı ilişkilerde Suriye’nin önemine değinirken, Türkiye’nin desteği olmadan krizin çözülemeyeceğini ifade etti.

Türkiye’nin bölgedeki güvenlik kaygılarının farkında olduklarını söyleyen Jeffrey, İran ve Rusya’nın bölgedeki nüfuzunun artmasının ABD’yi olduğu gibi Türkiye’yi de endişelendirdiğinin farkında olduklarını anlattı. Jeffrey, Türkiye’nin DAEŞ ile mücadelede ABD ile birlikte savaştığını ve koalisyona üslerinin kullanmasını sağlayarak destek verdiğini bidirdi. Jeffrey, Türkiye’nin güvenlik kaygılarından Başkan Trump’ın da farkında olduğunu da hatırlattı. Jeffrey, “Suriye’de Türkiye ile YPG’nin olmayacağı bir güvenli bölge konusunda çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Kalın: Yaptırım dili geri teper

Türkiye-ABD İş Konseyi ile Amerikan-Türk Konseyi tarafından düzenlenen 37’nci Ortak Yıllık Konferans’nda konuşan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Cumhurbaşkanımız hâlâ ABD ile iyi, güçlü ve verimli bir ilişkiye inanıyor. Bu nedenle Başkan (Donald) Trump ile kişisel ilişkilerimize değer veriyoruz. Washington’daki diğer karar vericiler ve uygulayıcıların da buradaki büyük resmi görebileceklerine inanıyorum” dedi.

S-400 kararı bir gecede alınmadı

ABD’nin dost ve müttefik olarak Türkiye’yi kaybetmeyi göze alabileceğine inanmadığını söyleyen Kalın, “ABD’nin Türkiye konusunda yaptırım dilini kullanması, geri tepecek bir yaklaşımdır. Bizim ABD ile birçok alanda önemli iş birliklerimiz var. Fakat bu tehdit ve yaptırım dilini sürdürürseniz bu amaçlara nasıl ulaşılabilir?. S-400 kararı bir gecede alınmadı. ABD tarafından bize sunulan paket ise bizim ihtiyaçlarımızı tam olarak karşılamıyordu. Biz bu süreçte S-400 sürecini gayet şeffaf bir şekilde yürüttük. Türkiye’nin F-35 projesinden dışlanması Türkiye’nin cezalandırılması değil, tüm projenin zarar görmesi demektir” diye konuştu.

‘Çalışmaya başlayalım’

Türkiye-ABD İş Konseyi’nin (TAİK) Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ ise yaptığı konuşmada iki ülke arasındaki tüm problemlerin çözümü için her şeyi iki ülkenin liderlerinden beklememek gerektiğini, iş dünyası olarak küçük çalışma grupları oluşturarak, danışma kurulları kurarak anlaşmazlıkların çözümü adına hazırlıklar yapılabileceğine vurgu yaptı. Yalçındağ, iki ülkenin ticari topluluklarının ihtiyaç ve endişelerini dinleyebilecek, onları anlayacak ve değişim için yapıcı önerilere dönüştürecek bir konseyin başarılı olabileceğine inandığını anlattı.

Yalçındağ, Washington’da düzenlenen bu toplantıların da bu adımın ilk hamlesi olabileceğini ve gelecekteki ilişkiler tarafında önemli olduğunu söyledi.

Bakan Akar’dan Washington’da F-35 çıkışı

“Problem çözülür alıcı değil ortağız”

Washington’da düzenlenen toplantıda konuşan Savunma Bakanı Hulusi Akar, ‘F-35’in alıcısı değil ortağıyız’ hatırlatmasını yaptı. İki ülke arasındaki bazı sorunların çözülmesi için büyük umutlarla buraya geldiğini anlatan Akar, sorunları S-400, YPG, Ermeni meselesi ve FETÖ olarak ifade etti.

ABD ile Türkiye arasında geçmişe dayanan stratejik işbirliğinin bulunduğunu söyleyen Akar, aralarındaki bazı sorunlara rağmen, geçmişte büyük sorunların üstünden birlikte geldiklerini söyledi. Güvenlik ve savunmanın iki ülke arasındaki en önemli işbirliği olduğunu belirten Akar, iki ülkenin zaman zaman birbirini yanlış anladığını kaydetti.

‘Kabul edilemez’

ABD ve Türkiye arasındaki sorunları ve zorlukları anlamak için Türkiye’nin çevresine bakmak gerektiğini kaydeden Akar, Türkiye’nin en büyük hedefinin terörü etkisiz hale getirmek olduğunu, PKK ve YPG terörüne karşı verdikleri mücadelede 8 bin teröristi etkisiz hale getirdiklerini anlattı. PKK ve YPG’nin aynı terör örgütü olduğunu söyleyen Akar, CIA’in de bunu doğruladığını belirtirken, “Üzüntü olarak söylüyorum ki, ABD, YPG’ye silah desteği veriyor, bu kabul edilemez” diye konuştu.

‘FETÖ sorunu anlaşılmalı’

ABD’nin Suriye’den çekilmesinin Türkiye ile işbirliğiyle gerçekleşmesi ve 20 mil derinlikte güvenlik bölgesi kurulmasını istediklerini söyleyen Hulusi Akar, ABD’nin FETÖ sorununu da anlaması gerektiğini, 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren bu örgütün liderinin Pennsylvania’da yaşadığı yerden bu ülkedeki okulları üzerinden yılda 150 milyon dolar kazandığını belirtti.

Yazının devamı...

Yeni sayfa açalım başarıya ulaşalım

Bundan 5 yıl öncesi, tarih 31 Mart 2014. Türkiye yerel seçimler için sandık başında. Çoğumuz o günleri hatırlamıyor olabiliriz ama geriye dönüp bakıldığında aslında o dönem yaşananların bugünden pek bir farkı olmadığı söylenebilir. Seçim ‘yerel’ ama sahadaki yarış ‘genel’. Şehrin, beldenin, köyün gelişimi, halkımızın iyi koşullarda yaşaması için hayata geçirilecek projeler geri planda, siyasiler arasındaki atışmalar ise revaçta. Günün sonunda seçimler bitiyor, neredeyse herkes “Artık yeter. Haydi işimize bakalım” diyor. Ancak bu olmuyor. Kazanan da kaybeden de pes etmiyor, çekişmeler sürüyor.

Bugünlere geliyoruz. Aradan 5 yıl geçmiş. Dün 31 Mart 2019 idi. Yine bir yerel seçim için halkımız sandığa gitti. Gelin iki zaman dilimi arasındaki birkaç rakama göz atalım; 5 yıl önce 2.20 TL olan dolar 5.60 TL’den, 3 TL olan euro 6.30 TL’den satılıyordu.

Peki biz ne bekliyorduk; Türk Liramız değerlenecek, ülkemiz kalkınacak, farklı olacağız, örnek olacağız, Türkiye’den dünya markaları çıkaracağız. Son yıllarda bu alanlarda notumuz maalesef zayıf kaldı.
Artık kafamızı elimizin arasına alıp iyice düşünme zamanı geldi.
Gelin yeni bir sayfa açalım.

İşçisi patronu, memuru emeklisi, öğrencisi ev hanımı, işsizi çalışanı, zengini fakiri herkes bunu istiyor. Kimi geçim derdinde, kimi işini büyütmenin peşinde. Milllet iş istiyor, aş istiyor, ülkesinin büyümesini kendisinin refah içinde yaşamasını arzu ediyor. Bunu da başarmak inanın çok zor değil. Yapılacaklar belli.

- Eğitim, eğitim, eğitim.
- Üretim, üretim üretim.
- Barış, güven ve istikrar.

Güngör Uras farkıyla

Bu seçim, Milliyet Ekonomi Ailesi olarak büyük bir eksiğimiz var. Okuyucularımızın Ayşe Teyzesi bizlerin Hocası olan Güngör Uras...

Geçen yıl kaybettiğimiz Güngör Uras’ı 5 yıl önce pazar günü seçim yazısı için aradığımı dün gibi hatırlıyorum. “Kazananı tebrik edelim, haydi önümüze bakalım” yazısını kaleme alıyor.

Vardır bir hayır...

Merhum Uras, “Büyüklerimiz der ki; Her ne olmuştur, vardır bir hayır / Her ne ki olmamıştır vardır bir hayır” sözleriyle başladığı yazısında, geriye takılıp kalmamamızı, bunun kimseye yararı olmayacağını, siyasi gerginliği devam ettirmenin ekonomiye faturasının ağır olacağını ifade ediyor. Herkesin işine bakıp çok çalışması gerektiğinin de ısrarla altını çiziyor.

Tansiyonu düşürmek

Usta kalem Uras, yazısının sonundaki sözleriyle de aslında bizlere geride kalan son 5 yılı çok önceden haber veriyor; “Seçimin bitmesi ile siyasi tansiyonun düşmesi ekonomide ciddi ölçüde rahatlama yaratmayacak. Çünkü ekonomi seçim öncesindeki gelişmelerden büyük zarar gördü.”

Önümüzdeki 5 yılın 5 yıldızlı geçmesi için seçimden önce olanlara gelin bu kez takılıp kalmayalım. 5 yıl sonra yine aynı yazıyı yazmayı doğrusu hiç istemem.

Piyasanın ve halkımızın beklentisi hatalardan ders çıkarılması ve projelerin hızla hayata geçirilmesi. Umudum 5 yıl sonra yazılacak yazılarda gerçekleştirilmiş başarılardan ve Türkiye’nin ekonomik başarı tablosundan bahsedilmesi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün yaptığı ilk konuşmada “ekonomide reformlara odaklanacağız” mesajı da bu noktada oldukça önemli.

Yazının devamı...

'MANEVİ DESTEKLE DÜNYAYI FETHEDERİZ'

Kuşadası limanıyla başlattığı denizcilikteki yatırım seferini 10 ülkede 18 noktaya taşıyan işadamı Mehmet Kutman, ‘Karayipler’ hamlesinin ardından gözünü yeni pazarlara dikti

Küba’nın ardından, Bahamalar’da dünyanın en büyük kruvaziyer limanlarından ‘Nassau’ ihalesinde en iyi teklifi vererek devralma işlemlerine hazırlanan Global Yatırım Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kutman, tüm coğrafyalarda rotalarını hızlı büyümeye kırdıklarını söyledi.

“Karayipler’de Nassau’nun yanı sıra Porto Riko, St. Martin, Curaçao, St. Lucia gibi görüşmelerini yürüttüğümüz limanlar var. Önümüzdeki 36 ayda 1 milyar dolarlık bir yatırımdan bahsediyoruz” diyen Kutman, “Başka coğrafyalar da takip ettiğimiz fırsatlar var. Toplamda 20 liman hedefimizde. Akdeniz Çanağı, Afrika, Malezya, Tayvan, Japonya, Taylan’da takip ettiğimiz limanlar var. ABD’de Alaska’da iki limanla ilgileniyoruz. Yine ABD’de Seattle ihaleye çıkacakmış. Alaska kruvaziyer seferleri oradan başlıyor. İnceleyeceğiz. Avustralya’da Sydney’den davet aldık” ifadelerini kullandı.

Erdoğan ziyaret etse!

Bu yatırımlar noktasında “Bizim devletten maddi bir destek talebimiz yok. Manevi destek versinler yeter” şeklinde konuşan Mehmet Kutman, talebini şu sözlerle iletti:

“Cumhurbaşkanımız (Recep Tayyip Erdoğan) veya bir bakanımız Karayipler ülkelerini ziyaret etse çok seviniriz. Bu ülkelerin de Birleşmiş Milletler’de (BM) 1 oyu var. Her liman bir Türk büyükelçiliğidir. Ben bu sözü çok ciddiye alıyorum. Yurtdışındaki limanlarımıza Türkiye’den halıcı, mücevheratçı, lokumcu görtürmek üzere çalışıyoruz. Yapılacak bir ziyaret Türkiye’nin ve bizim ticaretimiz için oldukça anlamlı olur.”

Şu anda Nassau hariç Global’in ağında Türkiye dahil 10 ülkede 16’sı kruvaziyer ikisi ticari olmak üzere 18 liman bulunuyor. Grup dünyanın en büyük kruvaziyer yolcu pazarı Karayipler’e geçtiğimiz yıl Havana ile il adımını attı. Son olarak portföye Antigua&Barbuda da ekledi.

30 ülkeye yayılacak

Dünyada kruvaziyer yolcusu olabilecek nüfusun 1 milyar kişi olduğundan yola çizerek bu alanda agresif strateji planı hazırlayan şirket, yeni limanlarla birlikte hizmet verdiği yolcu sayısını 14 milyona çıkaracak. 1 milyar kişi içerisinde bu rakam çok küçük gibi görünse de, dünyada şu anda pazar toplamının 28 milyon kişi olduğu hesap edildiğinde, bunun önemi açıkça ortaya çıkıyor. Mehmet Kutman, “Halen 8 milyon yolcuya hizmet veriyoruz. Akdeniz’de pazar payımız yüzde 31. Yeni alımlar bizim için çok önemli. Devir işlemleri sonrası yolcuların yüzde 50’si bizim limanlarımızdan geçecek” dedi. Kutman, “Ana hedefimiz kruvaziyer yolcularının yüzde 60-70’inin limanlarımızdan geçtiği bir ağ kurmak. 30 ülkeye yayılacağız” ifadelerini kullandı.

Global Yatırım Holding’in 2018 gelirleri yüzde 40 artışla 1.1 milyar TL’yi aştı. Kutman, “Dört senelik yoğun sermaye taahhütlerimizin ardından bütün işkollarımızın pozitif nakit akım yarattıklarını ve operasyonel amaçlı daha fazla sermaye girişine ihtiyaç duymuyorlar” dedi.

‘Yolcu garantisi istemiyor, aksine garanti veriyoruz’

Geçen yıl yatırım yaptıkları online kruvaziyer seyahat acentası Dreamlines’ın alanında dünyanın ikinci büyüğü olduğunu aktaran Mehmet Kutman, “Dreamlines sayesinde çeşitli kampanyalar düzenleyip Türkiye’ye yolcu yönlendirmesi sağlayabiliriz. Tabi öncelikle İstanbul’da kruvaziyer limanı gerekiyor” görüşünü paylaştı.

Yılda 2 milyon yolcu

İşadamı Kutman, İstanbul Yenikapı’ya yapılması planlanan projeyle ilgili olarak şunları kaydetti: “Üç yıldır bekliyoruz. Projeyi, çizimlerimizi sunduk. Günde 8 gemiye hizmet verecek bir projemiz var. Bizim rezidanslı, AVM’li bir liman beklentimiz yok. Sadece kruvaziyer limanı yeterli olur. Yenikapı’nın İstanbul ekonomisine katkısı başlangıçta yıllık 300 milyon doları bulur. Ayrıca devletten yolcu garantisi istemiyoruz. Devlete yılda 2 milyon yolcu garantisi veriyoruz. En büyük gemilere hizmet verebilecek bir liman olacak. Günde ortalama olarak 18 bin yolcuya hizmet verebilir. İstanbul ciddi bir ‘turn around’ limanı olabilir. Yani yolculuğa başlanan ya da sona eren liman olur. Bu nedenle THY’ye de ciddi bir yolcu katkısı olur.”

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.