Anne Frank'in 72'nci ölüm yıldönümü anısına...

Ölümünden bir yıl önce, 15 Temmuz 1944’te şöyle yazmıştı:

Böylesi zamanlarda yaşamak zordur: İçimizdeki idealler, hayaller ve umutlar yaşamın acımasız gerçekleri yüzünden paramparça olur…. 

Hayatımı kaos, acı çekme ve ölüm üzerine kurmam mümkün değil. 

Dünyanın yavaş yavaş vahşete büründüğünü görüyorum; bir gün bizi de yok edecek olan fırtınanın sesini duyuyorum; milyonlarca insanın acı çekişini hissediyorum.

12 Haziran 1929’da doğan Anne Frank, Edith ve Otto Frank’in çok sevdikleri kızı, Margot Frank’in biricik kız kardeşiydi. 

Günlük hayatınızda karşılaşabileceğiniz sıradan bir aile gibi gözükse de, aslında trajediyi tam anlamıyla yaşamış, acıyı en derinde hissetmiş bir aileden bahsediyoruz. 

Ölümünün 72'nci yıldönümünde Anne Frank’ı anmamak olmazdı. 

Yaşasaydı, bu yıl 88 yaşında olacaktı.

Anne Frank'in 72'nci ölüm yıldönümü anısına...

Kader bu ailenin peşini bırakmadı
 

Kader bu ailenin peşini bırakmadı<br />
&nbsp;
Almanya’da hayatını sürdüren Yahudi ailenin Büyük Buhran’ın getirdiği ekonomik kriz ve huzursuzlukla beraber işleri kötüleyince, 1933 yılında Hollanda’ya göç ettiler. 

1. Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldığı için tüm Avrupa ülkeleri içinde Hollanda’nın en güvenlisi olacağına kanaat getirmişlerdi. 

Fakat ne savaş korkularını yenebildiler ne de kötü kader peşlerini bıraktı. 

En güvenli ülkeye yerleştiklerini düşünürlerken, 1940 yılında Hitler’in orduları Hollanda’yı işgal etti.

Almanya’da Yahudiler için koydukları acımasız kısıtlamaların aynısı Hollanda’ya da geldi. 

“Yahudiler parka, tiyatroya gidemez” gibi, özgürlüklerini kısıtlayacak birçok yasakla karşı karşıya kaldılar. 

Margot ve Anne, sadece Yahudilerin okuduğu, dolayısıyla hepsi kaçaklardan oluşan bir okulda öğrenim görmek zorunda kaldı. 

İkinci sınıf insan muamelesi görürken yaşamanın kabus gibi olacağını tahmin ediyorsunuzdur... 

Gizli bölme meselesi
 

Gizli b&ouml;lme meselesi<br />
&nbsp;
Hollanda’ya getirilen yasaklar doğrultusunda artık Anne’in babası da iş yapamayacak duruma geldi ve işini yakın bir arkadaşına devretti. 

Kaçmaktan ibaret olan hayatları, tam anlamıyla bu devredişten sonra başladı. 

Anne 14 yaşındayken bütün aile babasının, yani Otto Frank’in ofis binasının arkasında kütüphane gibi gözüken, saklanmış bir odaya çıkan gizli bir bölmede yaşamaya başladı. 

Dış dünyayla ilişkileri tamamen kesildi ve her konuda çok dikkatli davrandılar.

Dışarıda ne olup bittiğini, Otto Frank’in eski sekreterinden binbir zorlukla öğreniyorlardı. 

Doğum günü partisi
 

Doğum g&uuml;n&uuml; partisi<br />
&nbsp;
Kargaşa ve korku dolu o günlerde saat 8’den sonra dışarı çıkma yasağı vardı. 

Okula bile zar zor giden çocukların akşamüstü birbirlerini görmeleri imkansızdı. 

Anne’in öğretmeni bir şekilde öğrencisi için doğum günü partisi düzenlemeyi başardı ve çocukları birkaç saatliğine de olsa yaşadıkları kabustan kurtardı. 

Verilen hediyeler arasında en önemlisi, Anne’in ailesinin aldığı günlüktü. 

Çünkü bu doğum gününden itibaren Anne ve “Kitty” ismini verdiği günlüğü ayrılmaz ikili oldular.

Bu günlük, savaş yıllarını anlatan en önemli ve en gerçek kaynak olarak görülüyor hala...

Anne'in günlüğü 'Kitty'
 

Anne&#39;in g&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; &#39;Kitty&#39;<br />
&nbsp;
Anne Frank'in günlüğü sayesinde bugün hala küçük bir kızın savaş dönemindeki hislerine ve o acınası dünyaya yakın mercekten bakabiliyoruz.

II. Dünya Savaşı’nda Hitler’in Yahudileri toplayıp toplama kampına götürdüğü günlerde Anne hediye olarak gelen günlüğüne her gün yaşadıklarını yazmaya devam etti. 

Ölümünden 8 yıl sonra babası tarafından bastırılan bu günlük, Yahudi soykırımının en büyük simgesi haline geldi. 

Olur da günlüğü okursanız veya okuduysanız, 2.Dünya Savaşı’nda saklanılan mekanlarda, barınaklarda ve toplama kamplarında nasıl hayat mücadeleleri verildiğini ve Nazilerin acımasız barbarlığını en çıplak haliyle gözlerinizin önüne getirebilirsiniz. 
 

Ergenlik çağında bir çocuk mu, yoksa olgun bir genç kız mı?
 

Ergenlik &ccedil;ağında bir &ccedil;ocuk mu, yoksa olgun bir gen&ccedil; kız mı?<br />
&nbsp;
Ergenliğin genç bir kıza getirebileceği olağan problemler ve gülünç olaylar, savaş sırasındaki psikolojiyle birleşince ilk sayfalar ile son sayfalar arasında bariz bir fark ortaya çıkıyor. 

İlk sayfadaki çocuk edaları gittikçe yerini yepyeni bir anlayışa ve olgunluğa bırakıyor. 

"Anne bu günlüğe uzun yıllar yazmış" diye düşünmenize sebep olabilir bu değişim. 

Halbuki günlük boyunca göreceğiniz olgunluğa Anne, sadece 2 yıl içinde erişti. 

Gördüğü manzaralar, kendi ailesi başta olmak üzere yaşam mücadelesi veren aileler ve yaşadığı şartlar Anne’i yaşının çok ilerisine taşımıştı. 
 

Yakalanınca ne oldu?
 

Yakalanınca ne oldu?<br />
&nbsp;
Gizlenerek kütüphane görünümlü bölmede yaşarken, nefes almak için cam açmaya bile cesaretleri yetmiyordu bazen. 

Parmak ucunda ses çıkarmadan yürümek, fısıltılarla konuşmak zorundaydılar. 

Günler geçtikçe kötüleşen bu durum, yaşadıkları hapis hayatını daha da katlanılamaz bir hale sokuyordu. 

Gerçi en başından beri katlanılabilecek bir tarafı yoktu ya... 

Anne, günlüğünü ihbar edilerek yakalandıkları güne kadar istikrarlı bir şekilde yazdı. 

Hollandalı bir aile, saklandıkları yeri ihbar edince yakalandılar ve toplama kamplarına yollandılar. 

Bir süre aynı kampta kalan aile, daha sonra ayrıldı ve iki kız kardeş Margot ve Anne’i çalıştırmak amacıyla Bergen-Belsen kampına götürdüler. 

Toplama kamplarındaki koşullardan söz etmiyorum bile... 

Pislik, açlık ve sefalet içinde hayata tutunmaya çalışan yüzlerce insan düşünün. 

İçinizin acıdığından eminim. 

Ortam ve yaşam koşuları böyle olunca tahmin edersiniz ki iki kız kardeşin dayanması çok olası değildi. 

Nitekim öyle de oldu... 

Bergen-Belsen kampına alındıktan bir süre sonra tifüse yakalanıp hayata gözlerini yumdular. 

Bu acıklı hikayenin en iç parçalayan tarafı, Anne ve Margot’un ölümünden sadece birkaç hafta sonra İngiliz birliklerinin Bergen-Belsen kampına girerek bu zulüme son vermiş olmaları... 

Eğer kızlar bu kadar yorgun ve bitkin düşmüş olmasalardı kurtarılma ihtimalleri çok ama çok yüksekti.
 

Anne Frank'in arkadaşı anlatıyor
 

Anne Frank&#39;in arkadaşı anlatıyor<br />
&nbsp;
Hollanda’da sadece Yahudilere özel okullarda okudukları dönemde, Nanette ve Anne çok yakın arkadaş olmuşlardı. 

Bugün 87 yaşında olan Nanette, toplama kampından kurtuldu. 
Anne ile arkadaşlık yaptıkları süre boyunca birbirlerine hep destek olmanın yanı sıra gelecek hayalleri kurduklarını ve bunun bir hayatta kalma yöntemi olduğunun altını çiziyor Nanette. 

Fakat aynı zamanda "Hiçbir zaman evlerimize dönemeyebileceğimiz ihtimalinin de farkındaydık" cümlesini, acı da olsa eklemeyi ihmal etmiyor. 

Anne ihbar edildikten, Nanette ve ailesi de yakalandıktan sonra farklı toplama kamplarına götürülmelerine rağmen, kader Nanette ve Anne’e küçük bir oyun oynuyor. 

Uzun süre sonra Bergen-Belsen kampında kızlar karşılaşıyor. 

O karşılaşma anında ne hissettiğini ise Nanette yıllar sonra işte böyle dile getiriyor:

"Bir deri bir kemik kalmıştı, üzerinde sadece battaniye vardı. Bugün bile o halde birbirimizi nasıl tanıyabildiğimize şaşırıyorum. Tükenmişti. Kıyafetleri bitlendiği için üzerinde sadece battaniye vardı. Onu öyle görünce çok kötü oldum. Benim bildiğim Anne’dan geriye hiçbir şey kalmamıştı."
 

Geriye ne kaldı?
 

Geriye ne kaldı?<br />
&nbsp;
Anne günlüğüne, ileride ünlü bir yazar olmak istediğini yazmıştı.

Her ne kadar profesyonel, birçok kitabı basılan bir yazar olamasa da tuttuğu günlük, ölümünden sonra onun yegane kitabı oldu. 

1947 yılında yayınlanan kitabı 67 dile çevrildi ve 30 milyondan fazla sattı. 

Hatta bazı ülkelerde okulların müfredat kitapları listesine girmeyi başardı. 
 

Anne Frank, Yahudi soykırımının simgesi haline geldi ve hakkında filmler yapıldı. 

Saklandıkları ev müzeye çevrildi. 

Amsterdam’da Anne Frank Museum olarak ziyarete açık durumda. 
Eğer yolunuz Amsterdam’a düşerse, gidilecekler listenizde ilk sırada bu müze gelmeli bence! 

Müzenin açık olduğu her gün önünde uzun kuyruklar olduğundan biletinizi önceden almanızı da ayrıca tavsiye ediyorum. 

72'nci ölüm yıl dönümünde Anne’i kucak dolusu sevgiyle ve üzüntüyle anıyorum. 

Bu makaleye ifade bırak